<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>İlkim Gören &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/ilkimgoren/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 17 Mar 2026 15:38:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.1</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>İlkim Gören &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kitlesel Histeri</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/kitlesel-histeri/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kitlesel-histeri</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/kitlesel-histeri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İlkim Gören]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 21:25:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Zihin ve Davranış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=28389</guid>

					<description><![CDATA[Histeri kısaca tanımıyla bireyin tanımlanabilir bir tıbbi sorunu olmamalarına rağmen fiziksel semptomlar yaşamalarıdır. Her psikoloji öğrencisinin Freud’un psikolojiye dair ilgisinin başladığı ilk vaka olan histeri bazı durumlarda kitlesel histeri olarakta karşımıza çıkabilmektedir. Kitlesel histeri histeriden farklı olarak bir sosyal etkiyle ortaya çıkar. Weir’ın (2005) tanımına göre kitlesel histeri “&#8230; sinir sisteminde uyarılma, fonksiyon kaybı veya [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="1">Histeri kısaca tanımıyla bireyin tanımlanabilir bir tıbbi sorunu olmamalarına rağmen fiziksel semptomlar yaşamalarıdır. Her psikoloji öğrencisinin Freud’un psikolojiye dair ilgisinin başladığı ilk vaka olan histeri bazı durumlarda kitlesel histeri olarakta karşımıza çıkabilmektedir. Kitlesel histeri histeriden farklı olarak bir sosyal etkiyle ortaya çıkar. Weir’ın (2005) tanımına göre kitlesel histeri “&#8230; sinir sisteminde uyarılma, fonksiyon kaybı veya değişikliği içeren bir bozukluktan kaynaklanan, birbirine bağlı bir grubun üyelerini etkileyen hastalık belirti ve semptomlarının hızla yayılması; bu durumda bilinçsizce sergilenen fiziksel şikayetlerin karşılık gelen organik bir nedeni yoktur.” Son zamanlarda okumaktan oldukça keyif aldığım, Gray Small ve Gigi Vorgan’ın yazarı oldukları “Bir Psikiyatristin Gizli Defteri” isimli kendi deneyimlerini ilettikleri kitapta da kitlesel histerinin içinde yer aldığı bir bölüm vardı ve benim de ilgimi çekti. Kitapta genel olarak deneyimlenen vakalar içerisinde psikolojik açıklamalar ve yeni psikolog olacak insanlara da güzel bir bakış açısı katarak anlatılıyor. Kitlesel histeri hakkında da genelde çocuk ve kızlarda daha çok görüldüğü, hızlı nefes alıp verme, bayılma ve topluluk içinden uzaklaşıldığı durumda semptomların azaldığı şeklinde bilgiler verilmektedir. Aynı zamanda kitlesel histeriyi tetikleyen bazı unsurlardan da bahsetmiştir. Bunlar kalabalık, <b data-path-to-node="1" data-index-in-node="1418">anksiyete</b>, ısı, açlık ve yorgunluk. Kitapta yaşanılan vakada bir okul gösterisi provasındaki çocuklardan birinin muhtemelen stres ve heyecanın etkisiyle kötüleşerek bayıldığı ardından da diğer öğrencilerin yere düşerek can çekişmeye başladığı bazılarının da bayıldıkları şeklinde gelişen bir olay var. Yazarımızda olayı haberlerde görüyor ve bir zehirlenme vakası olduğunu düşünülen olayı araştırmaya başlıyor. Günümüzde çok da sık görülen bir olay olmamasından kaynaklı yazarımız tarafından araştırılmaya başlanıyor ve aslında kitlesel histeri olduğu anlaşılıyor.</p>
<h2 data-path-to-node="2"><b data-path-to-node="2" data-index-in-node="0">Histerinin Sosyal Etkisi</b></h2>
<p data-path-to-node="3">Bu bölümü okuduktan sonra insanın sosyal çevreden ne kadar etkilenebildiğine dair düşünmeye başladım. Bir gösteri hazırlığı sebebiyle aynı stres ve anksiyeteyi yaşayan çocuklardan birinin bu duygulara fiziksel bir tepki vermesiyle hepsinin aynı tepkileri vermeye başlamaları enteresan geliyor. Baktığımızda kitlesel histeri sadece psikoloji alanının değil aynı zamanda sosyolojinin de bir konusudur. Aslında bu kitlesel etkiyi günlük hayatımızda hepimiz yaşıyoruz. Boş bir metroya binecekken sıra bekleyen herkesin oturabilmek için koşmaya başlaması veya bir konser sırasında herkesin bir ağızdan şarkıyı söylemeye başlaması veya futbol maçında topluca tezahürat yapılması gibi örneklerin hepsinde <b data-path-to-node="3" data-index-in-node="698">sosyal etki</b> ile geriye kalan insanlara uyum sağlıyoruz. Bu örneklerin kitlesel histeriden farkı fiziksel semptomlar (bayılma, nefes darlığı, baş dönmesi, karın ağrısı vb.) içermiyor oluşu.</p>
<h2 data-path-to-node="4"><b data-path-to-node="4" data-index-in-node="0">Korku ve Medya</b></h2>
<p data-path-to-node="5">Yapılan bazı araştırmalara göre kitlesel histerinin en büyük sebeplerinden biri de korku duygusu. Tarih boyunca medya aracılığıyla yapılan haberler sebebiyle birçok kitle aynı korku hissini paylaşarak psikolojik olarak etkilenmiştir. İnsanların medya tarafından aynı anda stres ve korku hissedebilecekleri olaylar gündemi oluşturarak gündelik hayatında konusu haline gelip yaşanan korku ve gerilimin devamına sebep olmuştur. Bu da toplumsal olarak aynı anda büyük bir kitlenin aynı korku hissini yaşamasına yol açmıştır.</p>
<h2 data-path-to-node="6"><b data-path-to-node="6" data-index-in-node="0">Tarih Boyunca Kitlesel Histeri</b></h2>
<p data-path-to-node="7">Kitlesel histeri insanlığın var olduğu her anda, her kültürde ve her konumda ortaya çıkabilir. Orta Çağ zamanında “dans salgınları” olarak adlandırılan olayda bir kadının dans etmeye başlaması ve onu görenlerinde aynı şekilde dans etmeye başlaması, bazılarının temel ihtiyaçlarını bile yerine getirmeden dansa devam etmeleri aslında kitlesel histerinin bir örneğidir. Bir diğer örnek ise 11 Eylül terör saldırısından sonra bazı çocuk gruplarında okul içerisindeyken toplu bir şekilde deri döküntüsü oluşmuştu. 1962 yılında Tanzanya’da ise bir öğrenci gülmeye ve ağlamaya başladı ve kendini durduramadı. Bu gülme ve ağlama durumu diğer arkadaşlarına da yayıldı ve öğrencilerin günlerce aralıksız gülüp ağlamaları sebebiyle okullar tatil edildi. Bunlar gibi tarihte birçok hastalığa benzer <b data-path-to-node="7" data-index-in-node="788">fiziksel semptomlar</b> içeren veya içermeyen kitlesel histeri vakası mevcut.</p>
<p data-path-to-node="8">Sonuç olarak tarih boyunca farklı zaman ve kültürlerde bile birçok örneği bulunan kitlesel histeri hem psikoloji hem de sosyoloji alanının ortak noktası olarak oldukça ilgi çekici bir konudur. Basit bir tanımla, bireylerin aynı korku, stres veya anksiyete duygusunu hissedip birbirlerinden etkilenerek fiziksel semptomlar sergilemesidir. Bu tarz çok sık rastlanmayan ama ilgi çekici olan vakaların yer aldığı “Bir Psikiyatristin Gizli Defteri” kitabının da hoşuna gidenlerin okumasını tavsiye ederim.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/kitlesel-histeri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İç Sesiniz Olduğuna Emin Misiniz?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/ic-sesiniz-olduguna-emin-misiniz/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=ic-sesiniz-olduguna-emin-misiniz</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/ic-sesiniz-olduguna-emin-misiniz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İlkim Gören]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 17 Jan 2026 21:30:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilişsel Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=22868</guid>

					<description><![CDATA[İç ses bireyin kendi zihinsel dünyasında yaptığı konuşmalardır. Bu konuşmalar çoğu zaman bilinçsiz bir şekilde gerçekleşir ve düşünme sürecimizin temel parçalarındandır. Günlük hayatımızda olaylar ile ilgili yaptığımız analizler iç sesin en genel örneklerindendir. Sınıf içerisinde yapılan bir sunum sonrası “Keşke şu cümleyi de ekleseydim.” gibi aklımızdan geçirdiğimiz ifadeler buna örnektir. Birey olayları ve yaşadığı duyguları [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="2">İç ses bireyin kendi zihinsel dünyasında yaptığı konuşmalardır. Bu konuşmalar çoğu zaman bilinçsiz bir şekilde gerçekleşir ve düşünme sürecimizin temel parçalarındandır. Günlük hayatımızda olaylar ile ilgili yaptığımız analizler iç sesin en genel örneklerindendir. Sınıf içerisinde yapılan bir sunum sonrası “Keşke şu cümleyi de ekleseydim.” gibi aklımızdan geçirdiğimiz ifadeler buna örnektir. Birey olayları ve yaşadığı duyguları değerlendirirken iç sesini kullanır. Dışarıdan duyulmuyor olmasına rağmen iç sesimizden gelen düşünceler hareketlerimizi etkiler. İnsanlar bir iş yapacakları zaman iç sesleri ile o işi planlar, kendine hatırlatmalar yapar ve organize eder. Sadece günlük hayatta da değil, zor bir dönemdeyken de iç ses oldukça kullanılan bir yapıdır. Bireyin kendini motive etmesi, stresini azaltması ve sakinleşmesi durumları en yaygın kullanılma şekillerindendir.</p>
<p data-path-to-node="3">Günlük hayatımızda iç sesimizin düşündüğü çoğu şeyi düşündüğümüzü bile farkında değiliz. Mesela ansızın içimizden biri hakkında veya kendimiz hakkında kötü bir yorum yaptığımızda bu aslında iç sesimizden gelen bir düşüncedir. Belki de gerçek düşüncelerimiz o an iç sesimiz yoluyla ortaya çıkmaktadır.</p>
<p data-path-to-node="4">İç sesimiz her zaman olumlu olmaz. Bireyin gelişim evlerinde yaşadıkları iç sesinin olumlu mu olumsuz mu olacağını şekillendirir. Çocuk belirli bir yaştan sonra her düşüncesini dışarı söylememesi gerektiğini anlayarak iç sesini kullanmaya başlar. Ebeveynlerin çocuğun fikirleri üzerinde kurdukları baskı da iç sesin tonunu belirler. Eğer ebeveyn çocuğun düşüncelerini sürekli bastırıyorsa veya dalga geçiyorsa, çocuğun iç sesi kendisine karşı daha eleştirel, olumsuz olabilir. Olumsuz iç seste birey sürekli hatalarına odaklanır ve kendisini aşağıya çeker. Düşünsenize kafanızda sürekli sizi kötüleyen bir ses var. Olumlu iç seste ise birey gelişim evlerinde genellikle bastırılmamış, fikirleriyle alay edilmemiş ve desteklenmiştir. Olumlu iç sese sahip bireylerin kendilerine olan güvenleri daha yüksektir çünkü içten sürekli bir motivasyon verilir. Birey bir hata yapmış olsa bile “Tamam sorun yok bunu halledebiliriz. Dünyanın sonu değil ya.” tarzında içten gelen düşünceler ile hatayı daha az stresle başa çıkması sağlanmış olur.</p>
<h2 data-path-to-node="5"><b data-path-to-node="5" data-index-in-node="0">Psikolojik Süreçler ve iç Ses İlişkisi</b></h2>
<p data-path-to-node="6">İç sesimiz psikolojimizi etkileyen önemli faktörlerden biridir. Özellikle de kaygı bozuklukları vb. hastalıklarda iç ses sürekli kaygı yaratan durumu düşünür ve aklında canlanmasına sebep olur. Bu da kaygının düzenli olarak hatırlanmasına ve bireyi asla geçmeyen bir stres döngüsüne sokmuş olur. Genellikle kaygı bozuklukları üzerinde çalışılırken bireyin <b data-path-to-node="6" data-index-in-node="356">iç dünya</b>sını, iç sesini es geçmemek gerekir. Benzer şekilde depresyon hastalığında da birey iç dünyasında sadece değersiz olduğuna dair düşünceler aklından geçirmeye başlar. Bu düşüncelerin devamlılığı depresyonun daha çok tetiklenmesine sebep olabilir.</p>
<p data-path-to-node="7">Öncesinde bilinç içinde yaşanan bu düşüncelerin her bireyde olduğu ve insan zihninin çalışması için zorunlu bir etken olduğu düşünülüyordu. Fakat Kopenhag Üniversitesinde yapılan bir araştırmaya göre iç ses zorunlu bir etken değildir. Hatta her insan iç sesi aynı ölçüde kullanmaz. Bazılarında ise yok denecek kadar azdır. Kendimden örnek vermem gerekirse ben yıllardır insanların kafamı yastığa koyunca düşünmekten uyuyamıyorum dedikleri olayı hiçbir zaman anlayamadım. Çünkü diğer insanların yaşadıkları bu durum aslında iç seslerinin yoğunluğundan kaynaklanıyordu. Büyük ihtimalle benim iç sesim yok denecek kadar az olduğu için ben daha önce hiç böyle bir durum yaşamadım. Genel olarak gündelik hayatımda da istemediğim sürece aklımda bir düşünce olmaz. Bir konu üzerinde düşünmek istiyorsam düşünürüm.</p>
<h2 data-path-to-node="8"><b data-path-to-node="8" data-index-in-node="0">Bilişsel Çeşitlilik ve Sembolleşmemiş Düşünme</b></h2>
<p data-path-to-node="9">İç sesi olmayanlar için literatürde birden fazla kavram kullanılıyor. Bunlardan en yaygın olanı “lack of inner speech” yani kişinin düşünürken kelimeleri zihinsel olarak ‘duymaması’ anlamına gelir. Bir diğeri ise “unsymbolized thinking” yani <b data-path-to-node="9" data-index-in-node="242">sembolleşmemiş düşünme</b>dir. Kopenhag Üniversitesinin yapmış olduğu araştırmada da oldukça sık kullanılan bu kavram bireyin düşüncelerinin kelime veya görüntü olmadan doğrudan anlam olarak yansımasıdır. Bu durumun da patolojik bir şey olmadığı söylenmektedir.</p>
<p data-path-to-node="10">İç sesin yoğunluğunun bireyden bireye değişebiliyor olması aklıma şu soruyu getirdi: Bazı insanların da günlük hayatlarında yaşadıkları <b data-path-to-node="10" data-index-in-node="136">bilişsel bitkinlik</b> iç seslerinden mi kaynaklanıyor? Çünkü beyin çalıştıkça bireye enerji kaybettirir ve iç sesin sürekli aktif olması da beynin sürekli çalıştığı anlamına gelir. Belki de sosyal pil bitmesi hem iç sesin hem de bireyin bilinçli bir şekilde yaptığı düşünce ve konuşmaların bir araya gelmesiyle meydana geliyordur.</p>
<p data-path-to-node="11">Kısaca iç ses bireyin bilinçsiz bir şekilde kendi içinden konuşup, düşünmesidir. Okuduklarımdan yola çıkarak sahip olmadığımı fark ettiğim iç ses kavramı benim son zamanlarda çok ilgimi çeken bir konu olmuştur. Belki yok değildir ama sizinde iç sesinizin yoğunluğu çevrenizdeki diğer insanlara göre daha az olabilir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/ic-sesiniz-olduguna-emin-misiniz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gerçekten “Dilimizin Ucunda” mı?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/gercekten-dilimizin-ucunda-mi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=gercekten-dilimizin-ucunda-mi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/gercekten-dilimizin-ucunda-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İlkim Gören]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Oct 2025 08:52:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilişsel Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=16170</guid>

					<description><![CDATA[Günlük hayatta çoğumuzun unuttuğu ama aslında tam olarak unutmadığı isimleri veya kelimeleri hatırlamaya çalışırken kullandığı bir fenomendir “dilimin ucunda olmak.” Bu fenomenin yaşandığı durumlarda genelde bir sohbet sırasında bir anda aklımıza söyleyeceğimiz kelime veya isim gelmez ama neredeyse aklımıza gelecek gibi hissederiz. Hatta bazen bu durum, özellikle nesneyi nitelendiren bir kelimede yaşandığında o nesne gözümüzün [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="81" data-end="420">Günlük hayatta çoğumuzun unuttuğu ama aslında tam olarak unutmadığı isimleri veya kelimeleri hatırlamaya çalışırken kullandığı bir fenomendir <strong data-start="223" data-end="250">“dilimin ucunda olmak.”</strong> Bu fenomenin yaşandığı durumlarda genelde bir sohbet sırasında bir anda aklımıza söyleyeceğimiz kelime veya isim gelmez ama neredeyse aklımıza gelecek gibi hissederiz.</p>
<p data-start="422" data-end="765">Hatta bazen bu durum, özellikle nesneyi nitelendiren bir kelimede yaşandığında o nesne gözümüzün önündedir ama ismi aklımıza gelmez. Veya bir ünlünün ismini hatırlamaya çalıştığımızda da ünlü kişinin siması gözümüzün önünde canlanır ama adını bir türlü söyleyemeyiz. Bazen de kelimelerin ilk harfleri aklımıza gelir ama gerisini çıkaramayız.</p>
<p data-start="767" data-end="1076">Bu gibi durumlar yaşanırken aslında kelimeyi veya ismi unutmuş değilizdir, sadece <strong data-start="849" data-end="865">belleğimizde</strong> yaşanan bir erişim sorunudur. Psikolojide bu fenomen oldukça ilgi görmektedir çünkü bilişsel psikolojinin ilgilendiği birçok alanı içerir. Hem <strong data-start="1009" data-end="1019">bellek</strong> hem de <strong data-start="1027" data-end="1034">dil</strong> alanlarının içinde olan bir konsepttir.</p>
<h2 data-start="1078" data-end="1115"><strong data-start="1081" data-end="1115">Bellek Sistemleri ile İlişkisi</strong></h2>
<p data-start="1117" data-end="1240">Bellek psikolojisi üç ana başlık altında incelenir: <strong data-start="1169" data-end="1187">duyusal bellek</strong>, <strong data-start="1189" data-end="1211">kısa süreli bellek</strong> ve <strong data-start="1215" data-end="1238">uzun süreli bellek.</strong></p>
<p data-start="1242" data-end="1449">Duyusal bellek, duyu organlarımızın algıladığı bilgilerden oluşur ve en kısa süren bellek türüdür. Ancak “dilimin ucunda olmak” fenomeni ile doğrudan bağlantılı olmadığı için detayına girmeye gerek yoktur.</p>
<p data-start="1451" data-end="2011">İkincisi kısa süreli bellektir. Bu bellekte bilgi geçici olarak bulunur. Duyusal belleğe göre daha uzun sürer fakat bilginin önemine göre uzun süreli belleğe atılmasını sağlar. Örneğin; bir arkadaşımız telefonda konuşuyor ve kendisine aniden bir numara verildiğinde, yazacak yer olmadığı için numarayı dinlerken aynı zamanda sana söylüyor ve senin de arkadaşına iletene kadar bu numarayı aklında tutman gerekiyor. Arkadaşına numarayı ilettikten sonra bu bilgi artık değerli olmadığından kısa süreli belleğimizden uzun süreli belleğe geçmez ve unutur gideriz.</p>
<p data-start="2013" data-end="2223">“Dilimin ucunda olmak” fenomeni yaşanırken amacımız bilgiyi uzun süreli bellekten kısa süreli belleğe getirmektir fakat başarısız oluruz. Yani bilgiye erişme sürecini geçici bir süreliğine gerçekleştiremeyiz.</p>
<p data-start="2225" data-end="2548">Son olarak uzun süreli bellek ise bilginin kalıcı olarak saklandığı bellektir. Bu bellek kendi içinde ikiye ayrılır. İlki <strong data-start="2347" data-end="2362">açık bellek</strong>tir. Bu bellekte <strong data-start="2379" data-end="2398">epizodik bellek</strong> ve <strong data-start="2402" data-end="2421">semantik bellek</strong> bulunur. Epizodik bellekte kişisel bilgilerimiz ve anılarımız yer alırken, semantik bellekte kavramlar ve kelimeler bulunur.</p>
<p data-start="2550" data-end="2800">Diğer alt başlık ise <strong data-start="2571" data-end="2587">gizli bellek</strong>tir. Bu bellekte farkında olmadan öğrendiğimiz davranışlar vardır. Mesela bisiklet sürmek veya gitar çalmak gibi. Bizim üzerinde konuştuğumuz fenomen özellikle <strong data-start="2747" data-end="2774">semantik bilgiye erişme</strong> sırasında ortaya çıkar.</p>
<h2 data-start="2802" data-end="2839"><strong data-start="2805" data-end="2839">Bellekten Bilgi Çağırma Süreci</strong></h2>
<p data-start="2841" data-end="2934">Bellekten bir bilgiyi çağırmak üç aşamadan oluşur: <strong data-start="2892" data-end="2903">kodlama</strong>, <strong data-start="2905" data-end="2917">depolama</strong> ve <strong data-start="2921" data-end="2932">erişim.</strong></p>
<ul data-start="2935" data-end="3156">
<li data-start="2935" data-end="2983">
<p data-start="2937" data-end="2983"><strong data-start="2937" data-end="2949">Kodlama:</strong> Bilginin belleğe yerleşmesidir.</p>
</li>
<li data-start="2984" data-end="3048">
<p data-start="2986" data-end="3048"><strong data-start="2986" data-end="2999">Depolama:</strong> Bilginin uzun süreli bir şekilde tutulmasıdır.</p>
</li>
<li data-start="3049" data-end="3156">
<p data-start="3051" data-end="3156"><strong data-start="3051" data-end="3062">Erişim:</strong> Bilgiye ihtiyaç duyulduğunda uzun süreli bellekten çıkarılarak bilinç düzeyine ulaşmasıdır.</p>
</li>
</ul>
<p data-start="3158" data-end="3464">“Dilimin ucunda olma” fenomeni yaşandığında, üçüncü aşama olan erişimde sorun yaşanır. Bu fenomeni ilk kez deneysel olarak araştıran <strong data-start="3291" data-end="3318">Brown ve McNeill (1966)</strong>, “dilimin ucunda” fenomeninin belleğin tamamen başarısız olması değil, erişim yollarının geçici olarak tıkanmasıyla oluştuğunu ileri sürmüştür.</p>
<h2 data-start="3466" data-end="3489"><strong data-start="3469" data-end="3489">Dil ile İlişkisi</strong></h2>
<p data-start="3491" data-end="3657">“<strong data-start="3492" data-end="3516">Dilimin ucunda olmak</strong>” fenomeni, bellekle ilişkili olduğu kadar <strong data-start="3559" data-end="3566">dil</strong> ile de yakından ilişkilidir. Konuşma sırasında insanın beyni belirli bir süreçten geçer.</p>
<p data-start="3659" data-end="3990">İlk olarak zihnimizde ne söyleyeceğimiz belirlenir. Sonra anlatmak istediğimiz şeye uygun kelimeler bulunur. Ardından kullanacağımız kelimeler fonolojik olarak kodlanır; yani kelimelerin ses yapıları hatırlanır — heceleri, harfleri veya dizilimleri. Son olarak da bu fonolojik kodlar ses tellerimiz aracılığıyla ağzımızdan çıkar.</p>
<p data-start="3992" data-end="4254">“Dilimin ucunda olmak” fenomeni de yukarıda değindiğimiz bu aşamaların ikinci ve üçüncü aşamasında yaşanan aksaklıklardan meydana gelir. Ya anlatmak istediğimiz şeye karşılık gelen kelimeyi bulamayız ya da kelimeyi bulmamıza rağmen fonolojik koduna erişemeyiz.</p>
<h2 data-start="4256" data-end="4268"><strong data-start="4259" data-end="4268">Sonuç</strong></h2>
<p data-start="4270" data-end="4646">Sonuç olarak, “<strong data-start="4285" data-end="4309">dilimin ucunda olmak</strong>” fenomeni herkesin günlük hayatında yaşadığı bir durumdur. Bir şeyi unuttuğumuz için değil, bilginin erişim sürecinde yaşanan bir aksaklık nedeniyle ortaya çıkar. Genellikle birkaç dakika üzerine düşündüğümüzde bu problem çözülür, fakat rahatsız edici bir olay olduğu için bazı insanlar üzerine düşünmeyi bırakmayı da tercih edebilir.</p>
<p data-start="4648" data-end="4819">Aslında bu, bilginin daha hızlı hatırlanması için kullanılan bir yöntemdir. Bilimsel olarak, bir şeyi ne kadar hatırlamaya çalışırsak, hatırlamamız bir o kadar zorlaşır.</p>
<h2 data-start="4821" data-end="4836"><strong data-start="4824" data-end="4836">Kaynakça</strong></h2>
<p data-start="4838" data-end="5017" data-is-last-node="" data-is-only-node="">Brown, R., &amp; McNeill, D. (1966). <em data-start="4871" data-end="4908">The “tip of the tongue” phenomenon.</em> Journal of Verbal Learning and Verbal Behavior, 5(4), 325–337. <a class="decorated-link cursor-pointer" target="_new" rel="noopener" data-start="4972" data-end="5017" data-is-last-node="">https://doi.org/10.1016/S0022-5371(66)80040-3</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/gercekten-dilimizin-ucunda-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital Dünyanın Dikkat Süremize Etkisi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/dijital-dunyanin-dikkat-suremize-etkisi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=dijital-dunyanin-dikkat-suremize-etkisi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/dijital-dunyanin-dikkat-suremize-etkisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İlkim Gören]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Aug 2025 22:25:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyal Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=11850</guid>

					<description><![CDATA[Dönemin hızla değişen trendleri ve sosyal medya da insanların içeriklerini kısa süreli videolar halinde paylaşmalarının dikkat süremizi ne kadar etkilediği psikolojiyle ilgili olmasa bile insanların fark edebileceği bir düzeye gelmiştir. Özellikle de TikTok ve Reels izlenmesinin tercih edilmesi buna çok büyük bir katkı sağlamaktadır. Gençlerin çoğu artık günde en az 4-5 saate yakın bu platformlardaki [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="364" data-end="840">Dönemin hızla değişen trendleri ve <strong data-start="399" data-end="415">sosyal medya</strong> da insanların içeriklerini kısa süreli videolar halinde paylaşmalarının dikkat süremizi ne kadar etkilediği psikolojiyle ilgili olmasa bile insanların fark edebileceği bir düzeye gelmiştir. Özellikle de <strong data-start="619" data-end="629">TikTok</strong> ve <strong data-start="633" data-end="642">Reels</strong> izlenmesinin tercih edilmesi buna çok büyük bir katkı sağlamaktadır. Gençlerin çoğu artık günde en az 4-5 saate yakın bu platformlardaki <strong data-start="780" data-end="797">kısa videolar</strong>ı izleyerek hayatlarına devam etmektedir.</p>
<p data-start="842" data-end="1244">İnsanlar bir şeyi ne kadar çok yaparlarsa ona o kadar uyum sağlarlar ve bunu hayatlarının her noktalarına işlerler. Bu yüzden de kısa süreli videolara her gün maruz kalıyor oluşumuz bizim dikkat süremizin kısalmasına sebep oluyor. Hatta çoğu arkadaşımda da tanıklık ettiğim bir durum olan film veya dizileri ileri sarma alışkanlığı bence dikkat süremizin kısaldığını gösteren kanıtlardan sadece biri.</p>
<p data-start="1246" data-end="1617">Kısa süreli videoların paylaşılması üzerine geliştirilmiş platformlar özellikle de kişinin beğendiği, paylaştığı, kaydettiği veya normalde uzun süre izlediği kategoride videoları analiz ederek keşfet dediğimiz kısma daha çok o tarz içerik çıkartmasını sağlıyor. Bu da keşfetimizin asla sıkılmayacağımız ve bırakmak istemeyeceğimiz bir ortam haline gelmesi demek oluyor.</p>
<p data-start="1619" data-end="1865">Hoşumuza gidecek içeriklerin varlığı bize zamanı unutturuyor. Çoğumuzun yatmadan önce ve uyandıktan sonra yaptığı ilk şey muhtemelen sosyal medyada içerik izlemektir. Bunun bize kattığı en büyük eksi de <strong data-start="1822" data-end="1840">dijital dikkat</strong> süremizin azalmasıdır.</p>
<h2 data-start="1872" data-end="1940"><strong data-start="1875" data-end="1940">Peki Bu Bahsettiğimiz Dikkat Süresi Nedir ve Neden Önemlidir?</strong></h2>
<h3 data-start="1942" data-end="1970"><strong data-start="1946" data-end="1970">Dikkat Süresi Nedir?</strong></h3>
<p data-start="1971" data-end="2218">Dikkat süresi, bir bireyin herhangi bir olaya dikkati hiç dağılmadan ne kadar süre odaklanabildiğidir. Bu süre, dinlediğimiz bir dersten tutun da arkadaşımızın anlattığı olaya karşı ne kadar dikkatli olduğumuza kadar hayatımızın her alanındadır.</p>
<p data-start="2220" data-end="2506">İşe devamlılık ve odaklanma çoğu sektörde önemli temelleri oluşturuyor. Dikkat süresinin azalması demek, işe devamlılığın aksaması ve odağın yeterinde verilememesine sebep oluyor. Sadece işte de değil, sosyal hayatımızda arkadaşlarımızla veya ailemizle olan iletişimimize de yansıyor.</p>
<p data-start="2508" data-end="2788">Kendisi için değerli bir konuyu dile getiren arkadaşımızı ne kadar önemsesek de kendimizi telefona veya çevreye bakarken bulabiliyoruz. Dikkat türlerinin belli başlı türleri var ve bu türler kişiden kişiye değişiklik gösterebiliyor. Bir de bu türlerin neler olduklarına bakalım.</p>
<h2 data-start="2795" data-end="2816"><strong data-start="2798" data-end="2816">Dikkat Türleri</strong></h2>
<ul data-start="2818" data-end="3732">
<li data-start="2818" data-end="3092">
<p data-start="2820" data-end="3092"><strong data-start="2820" data-end="2838">Sürekli dikkat</strong>: Dikkatimizi hiç dağıtmadan o kişiye veya olaya odaklanabildiğimiz durumlara sürekli dikkat denir. Sürekli dikkat, bu dönemde <strong data-start="2965" data-end="2993">sosyal medya bağımlılığı</strong> ve kısa videoların viral olup tercih edilmesi sebebiyle çoğu kişide maalesef rastlanması zordur.</p>
</li>
<li data-start="3094" data-end="3306">
<p data-start="3096" data-end="3306"><strong data-start="3096" data-end="3115">Bölünmüş dikkat</strong>: Birey aynı anda birden fazla göreve odaklanabilir. Mesela arkadaşının anlattığı olayı dinlerken aynı anda annemize mesaj atabiliriz veya öğretmenimizi dinlerken aynı anda not tutabiliriz.</p>
</li>
<li data-start="3308" data-end="3732">
<p data-start="3310" data-end="3732"><strong data-start="3310" data-end="3331">Odaklanmış dikkat</strong>: Sürekli dikkatten farklı olarak dikkati dağıtmaya yönelik etkenler olmasına rağmen dikkatin dağılmayış durumudur. Mesela vapurda kitap okurken arkadan gelen insanların konuşmalarına değil de kitaba odaklanabilmek odaklanmış dikkate sahip bir insanın yapabileceği bir şeydir. Bu tarz bir dikkate sahip olmayan bireylerin dikkatleri dışardan gelebilecek en ufak bir sesle veya hareketle dağılabilir.</p>
</li>
</ul>
<p data-start="3734" data-end="3781">Bunlar yaygın olan sadece birkaç dikkat türü.</p>
<h2 data-start="3788" data-end="3810"><strong data-start="3791" data-end="3810">Ne Yapılabilir?</strong></h2>
<p data-start="3812" data-end="4032">Herkesin dikkat türünün farklı olduğu gibi dikkat süremizin azalmasını engellemek için uyguladığımız yöntemler de muhtemelen farklılık gösterecektir. O yüzden ben kendimde uyguladığım birkaç yöntemi aktarmak istiyorum.</p>
<p data-start="4034" data-end="4287">Kendi dikkat sürem ve türüm için konuşmam gerekirse kendimi normalde dikkat eksikliği çeken ve odaklanmakta zorlanan biri olarak tanımlamam. Kitap okurken aynı zamanda şarkı dinleyebilir, arkadaşlarımı ve ailemi hiç odağımı kaybetmeden dinleyebilirim.</p>
<p data-start="4289" data-end="4438">Fakat <strong data-start="4295" data-end="4312">dijital dünya</strong> tabi ki beni de etkiledi. Odağımı vermekte zorlanabiliyorum veya uzun süre izlenen şeylere olan tahammülüm azalmış durumda.</p>
<ul data-start="4440" data-end="4935">
<li data-start="4440" data-end="4587">
<p data-start="4442" data-end="4587">İlk önce sosyal medya hesaplarıma günlük sınır koydum. En çok kullandığıma günlük 2 saat, diğerlerine ise 1 saatlik bir sınırlama ile başladım.</p>
</li>
<li data-start="4588" data-end="4722">
<p data-start="4590" data-end="4722">Sosyal medyaları az kullanmaya kendimi adapte ettikten sonra bu süreyi daha da indirmeyi planladım fakat henüz o duruma gelemedim.</p>
</li>
<li data-start="4723" data-end="4935">
<p data-start="4725" data-end="4935">Bir diğeri ise kendimi uzun süreli videolar izlemeye zorluyorum. Ne kadar içimden geçmek istediğim sahneler veya hızlandırma isteği olursa olabildiğince kendimi tutup videoyu olduğu gibi izlemeye çalışıyorum.</p>
</li>
</ul>
<p data-start="4937" data-end="5078">Kendime hep özellikle de psikolog olmak istediğim için bu dikkat süremin benim ve meslek hayatım için çok önemli olduğunu dile getiriyorum.</p>
<h2 data-start="5085" data-end="5097"><strong data-start="5088" data-end="5097">Sonuç</strong></h2>
<p data-start="5099" data-end="5230">Son yılların vazgeçilmezi haline gelen kısa süreli videolar bireylerin dikkat sürelerinin azalmasında çok büyük rol oynamaktadır.</p>
<p data-start="5232" data-end="5486">Bireyler günlük hayatlarının her saniyesinde bir işe odaklanmakta zorluk çekmektedir. Normalde de derslerine odaklanmakta zorlanan veya sizi dinlerken başka bir yere bakan tanıdıklarınız vardır fakat artık bu durum maalesef ki herkese yayılmış durumda.</p>
<p data-start="5488" data-end="5740">Kısa süreli videoların viral hale gelmesiyle uzun süre bir şey izleme veya dinlemeye olan tahammülümüz azalmıştır. İleride muhtemelen daha büyük sorunlara sebep açacak olan dikkat süremizin kısalığı konusunda belki de ekran sürelerimizi azaltmalıyız.</p>
<p data-start="5742" data-end="5852">Umuyorum ki teknolojinin hayatımıza kattığı kolaylıkları bizi kötü etkileyecek şekilde kullanmayı bırakırız.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/dijital-dunyanin-dikkat-suremize-etkisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TOPLAMA KAMPINDAN HAYATIN ANLAMINI BULMAYA</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/toplama-kampindan-hayatin-anlamini-bulmaya/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=toplama-kampindan-hayatin-anlamini-bulmaya</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/toplama-kampindan-hayatin-anlamini-bulmaya/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İlkim Gören]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Jul 2025 09:28:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Klinik Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=9871</guid>

					<description><![CDATA[Viktor Frankl’ın geçirdiği mücadele ve bilinmezlik içeren hayat hikayesi, zamanımızda çok da bilinmeyen fakat bence oldukça anlamlı bir terapi yöntemi olan logoterapiyi oluşturmasını sağlamıştır. Yazar ve psikiyatrist olan Viktor Frankl’ın logoterapiyi kurma hikayesi, İkinci Dünya Savaşı sırasında esir düştüğü toplama kampına dayanmaktadır. Frankl’ın bu deneyimlerini aktardığı “İnsanın Anlam Arayışı” adlı eseri, logoterapinin temellerini anlamak açısından [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="132" data-end="680">Viktor Frankl’ın geçirdiği mücadele ve bilinmezlik içeren hayat hikayesi, zamanımızda çok da bilinmeyen fakat bence oldukça anlamlı bir terapi yöntemi olan <strong data-start="337" data-end="351">logoterapi</strong>yi oluşturmasını sağlamıştır. Yazar ve psikiyatrist olan Viktor Frankl’ın logoterapiyi kurma hikayesi, İkinci Dünya Savaşı sırasında esir düştüğü toplama kampına dayanmaktadır. Frankl’ın bu deneyimlerini aktardığı <em data-start="565" data-end="590">“İnsanın Anlam Arayışı”</em> adlı eseri, logoterapinin temellerini anlamak açısından önemli bir kaynak niteliğindedir.</p>
<h3 data-start="682" data-end="1278"><strong data-start="682" data-end="707">VİKTOR FRANKL KİMDİR?</strong></h3>
<p data-start="682" data-end="1278">Frankl, 1905 yılında Avusturya’nın Viyana şehrinde dünyaya geldi. Küçüklüğünden beri psikolojiye ilgili bir şekilde büyüdü. Özellikle kitabında yer alan hikayelerinin başladığı Auschwitz kampında esir tutulmaya başlayan Frankl’ın esareti üç yıl sürdü. Bu süre boyunca kendisi gibi diğer esirleri incelemiş ve bireylerin hayatlarındaki <strong data-start="1045" data-end="1067">anlam arayışlarını</strong> gözlemleyerek logoterapinin gelişiminin ilk adımlarını atmaya başlamıştır. Ölümle burun buruna olduğu yıllar boyunca ümidini kaybetmemiş ve bizlere ders alabileceğimiz bir yaşam mücadelesi hikayesi bırakmıştır.</p>
<h3 data-start="1280" data-end="1497"><strong data-start="1280" data-end="1306">TOPLAMA KAMPINDA YAŞAM</strong></h3>
<p data-start="1280" data-end="1497">Frankl’e göre toplama kamplarında birey üç aşamadan geçmektedir: ilki toplama kampına getirildiği evre, kamp hayatına uyum sağlamaya başladığı evre ve özgürlüğe kavuşmasından sonraki evre.</p>
<p data-start="1499" data-end="1784">İlk evrede bireyi karakterize eden şeyin şok tepkisi olduğunu savunur. Birey başına gelenlerin gerçekliğini henüz kabullenmemiştir. “Of yanılması” denilen durumu yaşamaları da çok muhtemeldir. Of yanılması, kişinin başına kötü bir şey geleceğini son ana kadar kabul edemeyiş durumudur.</p>
<p data-start="1786" data-end="2575">İkinci evrede toplama kampı şartlarına yani açlık, fiziksel şiddete maruz kalınması, orada tanışmış olduğu kişilerin bir bir götürülüp geri gelmemeleri ve hijyenik olmayan şartlara karşı umursamazlık geliştirirler. Bu umursamazlığın yanı sıra duygu eksikliği de tutsaklarda güçlü bir savunma mekanizmasıydı diyebiliriz. Canının derdinde olan bireylerde cinsel dürtülerin köreldiğini söyleyen Frankl bu körelmenin zamanla duygu eksikliğine dönüştüğünü dile getirmektedir. Bir diğer savunma mekanizması da mizahtı. Frankl, <em data-start="2307" data-end="2330">İnsanın Anlam Arayışı</em> kitabında mizah için “Mizah, ruhun kendini koruma savaşında bir başka silahıydı. Mizahın sadece birkaç saniye bile olsa insana, başka her şeyden fazla olarak her durumun üzerine çıkabilecek bir mesafe ve beceri sağladığı iyi bilinir.” demiştir.</p>
<p data-start="2577" data-end="3072">Son olarak üçüncü evrede de bireyin “depersonalizasyon” denilen psikolojik durumu yaşadığını söylemektedir. Depersonalizasyonda tutsaklar yıllar süren esaretlerinden kurtulduklarına inanmamaktadırlar. Sürekli rüyalarında gördükleri sevdikleri, evleri, özgürce dolaştıkları sokaklar artık ulaşılamaz değildi fakat hala rüyaları devam ediyormuş gibi hissediyorlar. Viktor Frankl’ın açıkladığı bu üç aşama genel olarak tutsakların yaşadığı en belirgin ve etkili psikolojik durumları açıklamaktadır.</p>
<h3 data-start="3074" data-end="3760"><strong data-start="3074" data-end="3095">LOGOTERAPİ NEDİR?</strong></h3>
<p data-start="3074" data-end="3760">Logoterapi genel hatlarıyla insanın korkuları ile yüzleşmesini sağlamakta ve bireyin hayatında bir anlam bularak yaşamına devam etmesini amaçlamaktadır. Bu terapi biçimi genellikle depresyon, bağımlılık, ilişki sorunları ve kaygı problemleri gibi konularda başarılı sonuçlar almıştır. Özellikle depresyona baktığımızda birey hayata karşı amacını kaybetmiş ve umutsuzluk içerisindedir. Bundan dolayı da bir şey yapmak istemez. Tam olarak bu sebepten dolayı insanlara bir amaç vermeyi hedefleyen logoterapi depresyon üzerinde etkilidir. Aynı depresyonda olduğu gibi logoterapi kaygı bozukluklarının iyileştirilmesinde de ana amaçları doğrultusunda çok başarılıdır.</p>
<p data-start="3762" data-end="4227"><em data-start="3762" data-end="3785">İnsanın Anlam Arayışı</em> kitabının ikinci bölümü logoterapinin genel özelliklerinden ve işleyişinden bahseder. Frankl’ın kelimeleri ile; “Logoterapi, danışanın kendi sorumluluklarının tam olarak farkına varmasını sağlar ve bu yüzden de bu sorumluluğun ne olduğu, neye veya kime karşı olduğu seçimlerini ona bırakır. Logoterapinin rolü, danışanın görme alanını genişleterek, olası anlamların tamamının bilince çıkmasını ve görülebilir olmasını sağlar.” (Frankl, 2009)</p>
<p data-start="4229" data-end="4856">Hayatın anlam arayışını keşfetmenin de üç yolu vardır. Bunlardan ilki bir üretimde veya iş girişiminde bulunmaktır. İkincisi bireyi mutlu eden bir deneyim yaşamak veya bir kişiyle ilişki kurmaktır. Sonuncu yöntem ise ıstıraba karşı tutulan tavırdır. Frankl’ın ıstırap diye bahsettiği durum, kaçınılması imkânsız ve insana keder veren olaylardır. Mesela çok sevdiği bir aile ferdinin, arkadaşın veya sevgilinin hayatını kaybetmesi bu ıstırap durumuna örnektir. Frankl’e göre birey bu ıstırap dolu olaylardan bile belirli bir ders veya anlam çıkartabilir. Bardağın dolu tarafından bakmanın farklı bir biçimi olarak düşünebiliriz.</p>
<h3 data-start="4858" data-end="5297"><strong data-start="4858" data-end="4867">SONUÇ</strong></h3>
<p data-start="4858" data-end="5297">Logoterapi, toplama kampında senelerini geçirmiş ve hayatta kalmayı başarmış Viktor Frankl’ın tutsaklık dönemindeki deneyimlerine dayanarak geliştirdiği bir terapi yöntemidir. Bu yöntem bireyin hayatında bir amacı olması gerektiği temeline dayanarak bu amacın bulunmasına dair yardım etmektedir. Özellikle de gelişim sürecinin zorluğu ve ilgi çekiciliği sayesinde daha fazla önemsenmesi gereken bir yöntem olduğunu düşünüyorum.</p>
<p data-start="5372" data-end="5391">
<h3 data-start="5398" data-end="5479"><strong data-start="5398" data-end="5410">KAYNAKÇA</strong></h3>
<p data-start="5398" data-end="5479">Frankl, V.E. (2022). <em data-start="5434" data-end="5457">İnsanın Anlam Arayışı</em>. Okuyan Us Yayınları.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/toplama-kampindan-hayatin-anlamini-bulmaya/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SOSYAL PİLİM BİTİYOR, ÖYLEYSE YOKUM!</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/sosyal-pilim-bitiyor-oyleyse-yokum/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sosyal-pilim-bitiyor-oyleyse-yokum</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/sosyal-pilim-bitiyor-oyleyse-yokum/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İlkim Gören]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Jun 2025 07:29:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyal Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=8012</guid>

					<description><![CDATA[Çoğumuzun, özellikle de genç kuşağın dilinden düşmeyen bir kavram var. O da “sosyal pil bitmesi”. Bu kavram genellikle “Fazla sosyalleştim, yoruldum ve eve gidip yatmak veya kendimle baş başa kalmak istiyorum.” şeklinde düşünülüyor. Sorduğum kişilere göre sosyal pil bitmesi diye adlandırdıkları durum arkadaşları ile uzun süre oturdukları bir anda ve aniden meydana geliyor. Birey sohbete [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Çoğumuzun, özellikle de genç kuşağın dilinden düşmeyen bir kavram var. O da “sosyal pil bitmesi”. Bu kavram genellikle “Fazla sosyalleştim, yoruldum ve eve gidip yatmak veya kendimle baş başa kalmak istiyorum.” şeklinde düşünülüyor. Sorduğum kişilere göre sosyal pil bitmesi diye adlandırdıkları durum arkadaşları ile uzun süre oturdukları bir anda ve aniden meydana geliyor. Birey sohbete katılmak istemiyor ve ne kadar sevdiği arkadaşlarıda olsa orda bulunmaktan zevk almıyor. Özellikle de yakın çevremde bu durumun oldukça fazla yaşandığına şahit olduktan sonra bunun üzerine yapılan araştırmaları incelemek ve “sosyal pil” nedir,nasıl tükenir ve niye böyle bir tükeniş yaşarızın cevaplarını detaylıca öğrenmek istedim.  Öncelikle sosyal pil kavramının ne anlama geldiğine bakalım.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sosyal Pil Nedir?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sosyal pil, bireyin sosyalleşmek için sahip olduğu veya ihtiyaç duyduğu enerji miktarını ifade eden bir metafordur. Bu miktar her insanda farklılık gösterebilir. Bazı kişilerin sosyal pili çok yüksek olduğu için genelde bu sosyal pil bitme durumunu yaşamazlar.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"> Sosyal pil miktarının bireyden bireyden değişmesindeki en büyük etken kişinin psikolojik altyapısıdır. Yani içedönük veya dışadönük olmasıdır. İçedönük bireylerin beyni dışardan gelen uyarılara karşı daha hızlı ve yoğun tepki verir. Bu da sosyal bir ortamda çok fazla uyarı aldıkları için hızlı bir enerji tükenmesine sebep olur.Enerjilerini tekrar toplamaları için yalnız kaldıkları, sessiz bir ortama ihtiyaç duyarlar. Dışadönük bireyler ise dıştan gelen uyarıcılara karşı daha az tepki verir. Uyarıcılara verilen tepkiler daha az olduğu için enerjisel olarak yorulmalarıda daha zor olur. Genellikle içedönük bireylerin tersine sosyal ortamlara katılarak enerjilerini yenilerler. Örneğin içedönük bir insanın iki saat boyunca oturduğu bir arkadaş ortamından sonra enerjisi iyice düşmüş olur ve başka bir ortama daha girmek istemez. Dışadönük bireyler ise o ortamdan çıktıktan sonra hala enerjik olabilir ve sonrasında başka bir ortama girmeye de istekli olabilirler.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"> Kısaca içedönük bireyler için sosyal etkileşim enerjilerini tüketir, yalnızlık onlar için rahatlatıcıdır, sosyal pilleri hızlı tükenir ve yenilenmek için sessiz, sakin ortamlara ihtiyaç duyarlar. Dışadönük bireyler ise sosyal etkileşim enerji kazandırır, yalnızlığı sıkıcı bulurlar, sosyal pilleri uzun sürelidir ve yenilemek için sosyal bir aktiviteye ihtiyaç duyarlar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sosyal Pil Neden Biter?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Psikolog Hans Eysenk’in uyarılma teorisine göre, sosyal pil seviyesi insan beynindeki kortikal uyarılma seviyesine göre şekillenebilir. Kortikal uyarılma beynin dış çevreye ne kadar hazır ve duyarlı olduğunu belirleyen fizyolojik bir uyarılmışlık halidir. İçedönük bireylerin beyinlerinde kortikal uyarılma seviyesi yüksek olduğu için dışardan gelen uyaranlara çabuk doyarlar. Dışadönük bireylerde ise tam tersi korikal uyarılma seviyesi düşük olduğu için sosyal uyaranlara ihtiyaç duyarlar. Özetle kortikal uyarılma seviyesi zihinsel enerjiyi ve çevresel uyaranlara verilen tepkileri etkiler. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir diğer sosyal pil bitiminin açıklaması da dopamin hassasiyeti olabilir. Dopamin beyinde bulunan nöronlar arasında iletilen bir kimyasaldır. En belirgin özelliklerinden biri zevk aldığımız bir şey yaptığımızda salgılanmasıdır. Bundan ötürü dopamin salgılanması sosyal ortamlarda bulunduğumuzda artar. İçedönük bireylerin dopamin sistemleri dışadönük bireylere kıyasla daha hassas oldukları için sosyal ortamlardan daha hızlı yorulurlar çünkü dopamine olan toleransları dışadönük insanların daha yüksektir.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">SOSYAL PİLİ DENGELEMEK</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sosyal pilin tükenmesi bireyin isteyerek yaptığı bir şey olmadığı için öncelikle toplum tarafından normal karşılanmaya başlaması gerekiyor. Özellikle de arkadaş ortamı içerisinde bir kişinin sosyal pilinin bittiği durumlarda genellikle o kişiye karşı bir baskı uygulanır. Kendisine sürekli ne olduğu, neden canının sıkıldığı veya moralinin bozuk olup olmadığı sorulur. Bu tarz soruların sürekli arkadaşları tarafından dile getirilmeside bireyde “Bende bir sorun mu var?” düşüncesini aklına getirir ve kendini ortamı bozuyor gibi hisseder. Enerjisini yükseltmeye zorlar ve olmadığını gördükçe de morali gerçekten bozulur. Aslında nörolojik ve karakteristik bir durum olan sosyal pil tükenmesi, bu seferde duygusal bir sıkıntıya dönüşür. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İkinci olarakta bireylerin kendi sosyal pil düzeylerini iyi tanımalarıdır. Sosyal pilinin yeterli olduğunu düşünmediği ortamlara gidip kendini zorlamamalıdır. Çünkü sosyal pil bitmesinin fizyolojik olarakta bireye yarattığı etkiler vardır. Bunlardan bazıları uykusuzluk, baş ağrısı ve konsantrasyon kaybıdır. Birey her çağırıldığı ortama gitmek zorunda olmadığının bilincinde olmalıdır. Son yıllarda en çok sorun olan sıkıntılardan biri de “hayır” diyememektir. Davet edildikleri yere çağırılmadıkları durumda arkadaşları tarafından dışlanacağını, oyunbozan olarak nitelendirileceklerini düşündükleri için her çağrıya evet denmesi bireylerin zorla orada bulunmalarına sebep olabilir. Ki bu da özellikle psikolojik olarak bireyin kendini zorunlu hissetme durumuna yol açar ve yorar. Sosyal pilinin yeterli olmadığı ortamlara girmemek birey için daha sağlıklı olabilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">SONUÇ</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bireyin sosyal ortamlarda kullandığı zihinsel enerji durumu için kullanılan sosyal pil metaforu henüz çok yeni bir kavram olmasına rağmen günümüzde fazlasıyla kullanılmaktadır. Bazı bireyler sosyal pillerinin bittiği durumlarda ne yaşadıklarını bilmezler ve bu da kendilerinde bir sorun olduğunu düşünmelerine sebep olabilir. Sosyal pil özellikle bireylerin karakteristik olarak içedönük veya dışadönük olmaları ile ilgilidir. İçedönük bireylerin beyinlerin dıştan gelen uyaranlara hızlı tepki verdikleri için dışadönük insanlara kıyasla daha hızlı yorulur, tükenir. Bu durum toplum içerisinde bir sorun olarak gözükse de aslında oldukça normaldir. Bireyin kendini böyle anlarda anormal hissetmemesi ve toplumunda bireye “biraz enerjik ol” tarzında baskılar yapmaması gerekir. Kısaca sosyal pil tükenmesi biyolojik ve karakteristik bir olay olmasından ötürü normal bir durumdur ve toplum içerisinde de normal görülmelidir. </span></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/sosyal-pilim-bitiyor-oyleyse-yokum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzahı Olmayan Şeyin Mizahı Olur: Türkiye&#8217;nin Savunma Mekanizması</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/izahi-olmayan-seyin-mizahi-olur-turkiyenin-savunma-mekanizmasi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=izahi-olmayan-seyin-mizahi-olur-turkiyenin-savunma-mekanizmasi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/izahi-olmayan-seyin-mizahi-olur-turkiyenin-savunma-mekanizmasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İlkim Gören]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 May 2025 13:39:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyal Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=6163</guid>

					<description><![CDATA[Savunma mekanizması, her bireyde bulunan ve kendini üzecek, sıkıntıya veya strese sokacak durumlardan kurtarmak için bilinçsizce geliştirdiği mekanizmalardır. Bu mekanizmalar her insanda farklılık gösterir ve genellikle çocukluk döneminde oluşurlar. Savunma mekanizması ne kadar koruyucu özellikte olsa da aynı zamanda bizi engelleyici bir unsura da dönüşebilir. Atmak istediğimiz adımları, söylemek istediğimiz duyguları veya başarmak istediğimiz hedefleri [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Savunma mekanizması</b>, her bireyde bulunan ve kendini üzecek, sıkıntıya veya strese sokacak durumlardan kurtarmak için bilinçsizce geliştirdiği mekanizmalardır. Bu mekanizmalar her insanda farklılık gösterir ve genellikle çocukluk döneminde oluşurlar. <b>Savunma mekanizması</b> ne kadar koruyucu özellikte olsa da aynı zamanda bizi engelleyici bir unsura da dönüşebilir. Atmak istediğimiz adımları, söylemek istediğimiz duyguları veya başarmak istediğimiz hedefleri engelleyebilir. O yüzden insanın sahip olduğu <b>savunma mekanizması</b>nı bilmesi önemlidir.</p>
<h2><b>MEKANİZMA ÇEŞİTLERİ</b></h2>
<p>Bastırma mekanizması, hissedilen duygu ve düşüncelerin bazı sebeplerden dolayı bilinçaltında bastırılma durumudur. Mantığa bürünme mekanizmasında birey, yaşadığı olayların gerçekliğinden kaçarak olayı kendince mantıklı başka sebeplere bağlar. Yansıtma mekanizmasında yaşanan olaylardan başkaları sorumlu tutulur, suçlanır. Mesela, sınavdan düşük alan bir öğrenci, düşük aldığı notu kendi başarısızlığı olarak değil, hocanın dersi iyi anlatamamış olmasına bağlar. Yön değiştirme mekanizmasında ise probleme verilmesi gereken tepki, problemin kaynağına değil, başka birine veya bir şeye yansıtılır. Bu durumu genellikle ailesine sinirlenmiş fakat sinirini arkadaşlarından çıkaran gençlerde görmemiz mümkün. En çok görülen <b>savunma mekanizması</b> olan kaçmada ise birey, olaylara karşı duyarsızlaşır ve problemi yok sayar. Kaçma mekanizmasında bireyin problemi yok sayması bir süre işe yarasa da çoğunlukla daha büyük bir şekilde ya duygusal ya da davranışsal patlama ile sonuçlanır.</p>
<h2><b>TÜRKİYE’DE MİZAH</b></h2>
<p>Ülkemizde her travma yaratabilecek, halkı strese ve kaygıya itebilecek olayın arkasından, özellikle de sosyal medyada gördüğümüz bir olay var. Bu da <b>mizah</b> yapmak. <b>Savunma mekanizması</b> ne kadar bireysel oluşuyor olursa olsun, ülkemizde herkesin gündemlere karşı geliştirdiği ortak bir mekanizma oluşu oldukça enteresan. Bu durum, Carl Jung’un “kolektif bilinçdışı” kavramıyla veya Erich Fromm’un “<b>toplumsal karakter</b>” yaklaşımıyla açıklanabilir.</p>
<p>Jung’a göre, bireylerin kendi deneyimlerinden bağımsız oluşturdukları ortak bir bilinçdışı katman vardır. Yani kolektif bilinçdışı, tüm insanların ruhlarında atalarından miras alarak paylaştıkları ortak semboller, simgeler ve temalar bütünlüğüdür. Mesela, anne figürü her kültürde şefkatli ve koruyucu kadını simgeler. Türkiye’de meydana gelen negatif olaylara karşı geliştirilen <b>mizah</b> mekanizması, bu bakış açısına göre ortak tarihsel hafıza ve kültürden dolayı aynı mizahsal tepkilere ve espri anlayışına sebep olur.</p>
<p>Erich Fromm’un <b>toplumsal karakter</b> yaklaşımı ise aynı toplum içerisinde yaşayan insanların ortak geliştirdikleri kişilik özellikleridir. Fromm’a göre, toplumun sahip olduğu ekonomi düzeyi, kültürü ve deneyimleri, toplumda yaşayan bireylerin nasıl düşündüğü, davrandığı ve hissettiğini şekillendirir. Türkiye’de sıklıkla yaşanan krizler, <b>toplumsal karakter</b>in şekillenmesine ve güçlenmesine sebep olur. Ortak bir şekilde olaylara karşı <b>mizah</b> yapma durumu, <b>toplumsal karakteri</b> güzel bir şekilde açıklar. Bu kavramlar ile açıklandığında, toplumun çoğunu etkileyen olayların toplumsal bir mekanizma doğurması çok normal; fakat neden <b>mizah?</b></p>
<h2><b>MİZAHIN ETKİLERİ</b></h2>
<p><b>Mizah</b> üzerinde yapılmış birçok çalışma, <b>mizah</b>ın sosyal, bilişsel, biyolojik ve davranışlar üzerinde pozitif etkilerinin olduğunu göstermektedir. <b>Mizah</b> kullanmak, sorunları gülerek geçiştirmek anlamına gelmez, aksine onlarla yapıcı bir şekilde yüzleşebilmek anlamına gelir. (Kolburan G., Erbay Ö., Tasa H.) Bu kavram, ne kadar hem sosyal hem fizyolojik hem de bilişsel anlamda araştırılmış olsa da asıl araştırma alanı sosyal psikoloji disiplininde ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Freud’a göre, <b>mizah</b>ın kullanımı birey için oldukça sağlıklı ve olaylara karşı bakış açısını pozitif tutmaya yarayan en güzel araçtır. Biyolojik olarak baktığımızda da gülümsemek, beynimizin dopamin, serotonin ve endorfinler salgılamasını sağlar ve bulaşıcıdır. <b>Mizah</b>ın hem bireyler hem de gruplar üzerinde stres azaltıcı bir etkisi vardır. Bunun sebebi, bastırılan öfke, korku, stres ve çaresizlik gibi duyguların <b>mizah</b> yoluyla dışa vuruluyor olmasıdır. Diğer çoğu <b>savunma mekanizması</b>nda (kaçma, bastırma gibi) duygular ve düşünceler bastırıldığı için ilerideki zamanlarda aniden bu duyguların patlama olasılığı vardır; fakat <b>mizah</b> sayesinde bu durum tersine çevrilir.</p>
<h2><b>SONUÇ</b></h2>
<p>Sonuç olarak, basit şekilde <b>savunma mekanizması</b>nın, bireylerin kendilerini korumak adına oluşturdukları bilinçaltı yollar olduklarını söyleyebiliriz. Birden fazla bulunan bu mekanizmalar, bireyden bireye değişiklik gösterir ve bazen problemlerin daha çok büyümesine sebep olabilir. Türkiye halkı olarak ülke gündemine karşı edinilen <b>mizah</b> mekanizması, hem duygu ve düşüncelerin dışa vurumunu sağlarken hem de gülmenin verdiği etkiyle olaylara karşı stres, öfke ve kaygıyı iyice düşürür.</p>
<h3><b>Kaynakça</b></h3>
<ul>
<li>Lonczak, H. S. (2020, July 8). <i>Humor in psychology: Coping and laughing your woes away</i>. <a href="https://positivepsychology.com/humor-psychology/" target="_blank" rel="noopener">https://positivepsychology.com/humor-psychology/</a></li>
<li>Kolburan, G., Erbay, E. Ö., &amp; Tasa, H. (2017). Mizah kullanımı becerisinin saldırgan davranış üzerindeki etkisi. <i>Aydın Toplum ve İnsan Dergisi</i>, 3(1), 1–22. <a href="https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/651225" target="_blank" rel="noopener">https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/651225</a></li>
<li>Kahya, Y. (2019). Mizahın sağlığa etkisi [<i>The effect of humor on health</i>]. <i>Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi</i>, 62, 231–241. <a href="https://dergipark.org.tr/en/pub/atauniefd/issue/46375/583136" target="_blank" rel="noopener">https://dergipark.org.tr/en/pub/atauniefd/issue/46375/583136</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/izahi-olmayan-seyin-mizahi-olur-turkiyenin-savunma-mekanizmasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
