<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>İclal Sena Ece &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/iclalsenaece/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Fri, 20 Mar 2026 17:06:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>İclal Sena Ece &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Modern Yaşamda Mindfulness: Anda Kalmak</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/modern-yasamda-mindfulness-anda-kalmak/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=modern-yasamda-mindfulness-anda-kalmak</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/modern-yasamda-mindfulness-anda-kalmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İclal Sena Ece]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Mar 2026 17:08:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=28561</guid>

					<description><![CDATA[Günümüz dünyasında hızla akan bir yaşam temposu içinde yaşamımızı sürdürüyoruz. İş ve eğitim hayatındaki yoğunluk, gelecek kaygısı insanlara zihinsel olarak daha fazla yorgunluk vermeye sebep olmaktadır. Bu yorgunluk içerisinde bireylerin zihinsel dengelerini korumaları zihinsel sağlık açısından daha önemli hale gelmektedir. Son yıllarda psikoloji ve sağlık alanında giderek daha fazla ilgi gören mindfulness, yani bilinçli farkındalık [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="2">Günümüz dünyasında hızla akan bir yaşam temposu içinde yaşamımızı sürdürüyoruz. İş ve eğitim hayatındaki yoğunluk, gelecek kaygısı insanlara zihinsel olarak daha fazla yorgunluk vermeye sebep olmaktadır. Bu yorgunluk içerisinde bireylerin zihinsel dengelerini korumaları zihinsel sağlık açısından daha önemli hale gelmektedir. Son yıllarda psikoloji ve sağlık alanında giderek daha fazla ilgi gören mindfulness, yani <b data-path-to-node="2" data-index-in-node="417">bilinçli farkındalık</b> dediğimiz bu durum, önemli bir yaklaşım olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>
<h2 data-path-to-node="3"><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">Mindfulness Nedir</b></h2>
<p data-path-to-node="4">Mindfulness, bireyin zihinsel süreçlerini fark etmesini sağlayarak stres ve duygusal tepkileri daha sağlıklı yönetmesine yardımcı olan bir anlık farkındalık durumudur. Bu farkındalık açık, kabul edici ve yargısız bir tutumla gerçekleşir.</p>
<p data-path-to-node="5">Goldberg ve arkadaşları yaptıkları araştırmada mindfulness temelli uygulamaların psikolojik ve fiziksel sağlık üzerindeki genel etkilerini değerlendirmişlerdir ve farklı klinik ve psikolojik alanlarda (depresyon, kaygı, stres, kronik ağrı, uykusuzluk) mindfulness uygulamalarının etkilerini incelemişlerdir.</p>
<p data-path-to-node="6">Araştırmanın bulgularına göre mindfulness temelli uygulamalar birçok psikolojik ve sağlık problemi üzerinde olumlu etkiler göstermiştir. Özellikle depresyon, kaygı, stres, uykusuzluk ve kronik ağrı gibi sorunların azaltılmasında da etkili olduğu görülmüştür. Bunun yanı sıra mindfulness uygulamalarının bağımlılık davranışlarını azaltmaya, bireylerin duygusal düzenlemelerini geliştirmeye ve yaşam kalitelerini artırmaya yardımcı olabileceği belirtilmiştir. Mindfulness uygulamaları sadece terapi ortamında değil, okullarda sağlık kurumlarında ve iş yerlerinde de kullanılabilmektedir. Bu uygulamaların <b data-path-to-node="6" data-index-in-node="603">stres yönetimi</b> ve psikolojik dayanıklılık açısından faydalı olduğu ifade edilmektedir.</p>
<h2 data-path-to-node="7"><b data-path-to-node="7" data-index-in-node="0">Mindfulness Teknikleri</b></h2>
<p data-path-to-node="8">Bilinçli farkındalık tekniklerini uygulamak için herhangi bir materyal gerekmediği için bunlar günlük hayatta birçok deneyime dâhil edilebilir.</p>
<p data-path-to-node="9"><b data-path-to-node="9" data-index-in-node="0">Nefes Farkındalığı Meditasyonu:</b> Nefese <span class="citation-887 citation-888 citation-end-888">konsantre olmak için zaman ayırmayı ve süreç boyunca deneyimlenen herhangi bir duyguyu hissetmeyi içerir. Pratik esnasında odaklanma seviyesini artırabilmek için nefes alıp verme arasındaki süre sayılabilir. Örneğin nefesi </span><span class="citation-887 citation-end-887">4 saniyede alıp 7 saniye boyunca tutmak ve ardından 8 saniyede vermek odaklanma seviyesini artırabilir</span>.</p>
<p data-path-to-node="10"><b data-path-to-node="10" data-index-in-node="0">Yürüyüş Meditasyonu:</b> <span class="citation-884 citation-885 citation-886 citation-end-886">Yürüyüş meditasyonu başlangıçta her adımda vücuttaki değişiklikleri hissederek yavaşça yürümeyi içerir. Ayak kaslarına ve vücudun yere temas ettiğinde hissedilenlere odaklanmak önemlidir. Bu meditasyon sakin bir şekilde y</span><span class="citation-884 citation-885 citation-end-885">ürüyerek yapılabileceği gibi koşma esnasında da deneyimlenebilir. Bedenin yüzeylerdeki farklı dokulara ve çevres</span><span class="citation-884 citation-end-884">indeki seslere veya kokulara karşı farkındalıkla yaklaşmasını zamanla artırabilir</span>.</p>
<p data-path-to-node="11"><b data-path-to-node="11" data-index-in-node="0">Vücut Taraması Meditasyonu:</b> <span class="citation-882 citation-883 citation-end-883">Bu teknik yavaşça bedenin farklı bölümlerine odaklanmayı içerir. Önce baş kısmından başlayıp bedenin her bir bölümüne dikkat verilerek sırayla ayak parmaklarına varınca sona erer. Bu pratik esnasında vücudun farklı bölgelerinde sıcaklık, gerginlik, ka</span><span class="citation-882 citation-end-882">rıncalanma ve gevşeklik gibi çeşitli hisler deneyimlenebili</span>r.</p>
<p data-path-to-node="12"><b data-path-to-node="12" data-index-in-node="0">Dinleme Pratiği:</b> <span class="citation-881 citation-end-881">Bireyin karşısındakini aktif olarak dinlemesini içeren bir tekniktir. Bu teknik, odaklanılan bireyin kelimeleri nasıl telaffuz ettiğine, beden diline veya mimiklerine dikkat kesilerek yapılabili</span>r.</p>
<p data-path-to-node="13"><b data-path-to-node="13" data-index-in-node="0">Yemek Yeme Pratiği:</b> <span class="citation-879 citation-880 citation-end-880">Bu teknikle yapılmak istenen yemek yeme esnasında tüm dikkati yemeğe vermektir. Yemeğin tadı, kokusu, ağızda nasıl hissettirdiği ve boğazdan ne zaman geçtiği gibi aşamalar ve ayrıntılar üzerine odaklanmayı içerir. Yemek yeme pratiği sayesinde zamanla yemekten daha fazla keyif alınmay</span><span class="citation-879 citation-end-879">a başlanabilir.</span></p>
<p data-path-to-node="14"><b data-path-to-node="14" data-index-in-node="0">Çizim Pratiği:</b> <span class="citation-878 citation-end-878">Özel olarak bir çizim yapmak yerine zihni serbest bırakarak tekrarlayan şekiller veya o an gelen hislerle çizgiler çizmeyi içerir. Bu teknik için bir mindfulness boyama kitabı kullanılabilir veya boyama resimleri indiril</span>ebilir.</p>
<p data-path-to-node="15"><b data-path-to-node="15" data-index-in-node="0">Meditasyon Pratiği:</b> <span class="citation-876 citation-877 citation-end-877">Nefese, düşüncelere, duygulara veya duyumlara odaklanıp sessizce durmaktan oluşur. Meditasyon oturuşunda veya sırtüstü yatarak yapılabilir. Zihin odaktan uzaklaşmaya başlayınca odak şu ana</span><span class="citation-876"> yeniden getirilmeye çalışılır. Bu pratik sırasında tek amaç akıp giden düşüncelere takılmadan </span><b data-path-to-node="15" data-index-in-node="303"><span class="citation-876 citation-end-876">anda ka</span>lmak</b> ve çalışmaktır.</p>
<p data-path-to-node="16">Mindfulness temelli müdahaleler sayesinde kişi duygularını daha sağlıklı yönetme zihnin berraklaşması dikkat kapasitesinde artma kronik ağrı ve uyku problemlerine iyi gelme ve yaşam doyumunda artma meydana gelebilmektedir.</p>
<h2 data-path-to-node="17"><b data-path-to-node="17" data-index-in-node="0">Mindfulness Uygulamalarında Dikkat Edilmesi Gerekenler</b></h2>
<p data-path-to-node="18">Mindfulness pratikleri için öncelikle zaman ve alan yaratmak önemlidir. Başlangıçta, günün daha sakin ve dikkat dağıtıcı unsurlardan uzak olan zamanları tercih etmek, odağın korunmasına yardımcı olur. Pratik sırasında dikkatin dağılması doğal bir durum olduğu için bu noktada kendinize karşı yargılayıcı olmadan, sabırla uygulamaya devam etmek gerekir. Süreklilik sağlandıkça, zamanla dikkat yeteneği de gelişir.</p>
<p data-path-to-node="19">Mindfulness’ın temel amacı, geçmişi veya geleceği düşünmeden ve zamanı takıntı haline getirmeden şimdiki ana odaklanmaktır. Bu nedenle pratiği yaparken süreye veya odaklanma seviyenize fazıyla takılmadan uygulamayı tamamlamak önemlidir. Eğer pratik sırasında yargı içeren düşünceler fark edilirse, bunların gelip geçici olduğunu kabul etmek ve serbest bırakmak gerekir. Düşünceler geçicidir ve yargılar kalıcı değildir; bu farkındalık, yapılan pratiğin etkili olmasını sağlar.</p>
<p data-path-to-node="20">Unutulmaması gereken bir diğer nokta ise, mindfulness’ı “en doğru şekilde yapmak” gibi bir zorunluluğun olmadığıdır. Mükemmel şartlar ve koşullar her zaman olmayabilir en mükemmeli aramak yerine, bulunduğunuz hâliyle uygulamaya devam etmek, ilerleme için çok daha sağlıklı bir yoldur.</p>
<p data-path-to-node="21">Sonuç olarak mindfulness temelli müdahaleler birçok psikolojik ve biyopsikososyal sorun için umut verici bir yaklaşımdır ve denemeye değer olduğunu bize anlatmaktadır.</p>
<h2 data-path-to-node="22"><b data-path-to-node="22" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<p data-path-to-node="23">Goldberg, S. B., Tucker, R. P., Greene, P. A., Davidson, R. J., Wampold, B. E., Kearney, D. J., &amp; Simpson, T. L. (2018). Mindfulness‑based interventions: An overall review. British Medical Bulletin, 138(1), 41–53. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.1093/bmb/ldy016" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwjx_Nie4quTAxUAAAAAHQAAAAAQzwI">https://doi.org/10.1093/bmb/ldy016</a></p>
<p data-path-to-node="24">Acıbadem. (2024, 18 Eylül). Zihinsel sağlık için bilinçli farkındalık (Mindfulness) nedir? Acıbadem Hayat. <a class="ng-star-inserted" href="https://www.acibadem.com.tr/hayat/zihinsel-saglik-icin-bilincli-farkindalik-mindfulness-nedir/" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwjx_Nie4quTAxUAAAAAHQAAAAAQ0AI">https://www.acibadem.com.tr/hayat/zihinsel-saglik-icin-bilincli-farkindalik-mindfulness-nedir/</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/modern-yasamda-mindfulness-anda-kalmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nedir Bu Bipolar Bozukluk</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/nedir-bu-bipolar-bozukluk/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=nedir-bu-bipolar-bozukluk</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/nedir-bu-bipolar-bozukluk/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İclal Sena Ece]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Feb 2026 21:30:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=25780</guid>

					<description><![CDATA[Bipolar, taban tabana zıt olan &#8220;mani&#8221; ve &#8220;depresif&#8221; duygudurumuna sahip kişilerde iki uçlu bozukluğu olarak tanımlamaktadır. İki ayrı hastalık dönemlerinde görülen mani, coşkulu, taşkın ve enerjik bir ruh halini ifade ederken, depresif dönemde ise üzgün olan, intihara kadar uzanabilecek depresyona işaret etmektedir. Toplumda her 100 kişiden %1–2’sinde görülen bipolar bozukluk, sıklıkla genç erişkinlikte 15–35 yaş [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="3">Bipolar, taban tabana zıt olan &#8220;mani&#8221; ve &#8220;depresif&#8221; duygudurumuna sahip kişilerde iki uçlu bozukluğu olarak tanımlamaktadır. İki ayrı hastalık dönemlerinde görülen mani, coşkulu, taşkın ve enerjik bir ruh halini ifade ederken, depresif dönemde ise üzgün olan, intihara kadar uzanabilecek depresyona işaret etmektedir.</p>
<p data-path-to-node="4">Toplumda her 100 kişiden %1–2’sinde görülen bipolar bozukluk, sıklıkla genç erişkinlikte 15–35 yaş aralığında ortaya çıkar, bipolar bozukluk veya manik depresif hastalıklarda, kişinin motivasyon, <span class="citation-80 citation-81 citation-end-81">düşünme ve ruh halinde belirgin dalgalanmalar göze çarpar. Buna göre bipolar bozukluk hastaları hem depresif dönemler hem de coşkulu veya olağanüstü sinirli bir ruh haline kapıldıkları dönemler geçirirler. İkinci tür dönemler, belirgin bir motivasyon artışıyla beraber görülür. Bu dönemler hafif şekilde ortaya çıkarsa hipomanik epizotlardan, güçl</span><span class="citation-80 citation-end-80">ü şekilde ortaya çıkarsa manik epizotlardan söz edilir. Ağır manilerde, mevcut belirtilere bir psikozun semptomları da (hastalık belirt</span>ileri) eklenir, örneğin büyüklük hastalığı veya takip edilme korkusu gibi.</p>
<div class="source-inline-chip-container ng-star-inserted"></div>
<p data-path-to-node="5">Hipomanik bir epizotta dört gün üst üste olağ<span class="citation-78 citation-79 citation-end-79">anüstü neşeli veya sinirli bir ruh hali görülür. Ayrıca şu belirtilerden en az üçü görülür: artan hareketlilik, huzursuzluk, konuşkanlık, konsantrasyon zorluğu, azalan uyku ihtiyacı, libidonun artması, düşüncesiz davr</span><span class="citation-78 citation-end-78">anışlar, artan neşeli</span>lik hali, taşkınlık, irritabilite, enerji artışı, hızlı konuşma ve riskli davranışlarla kendini gösterir.</p>
<div class="source-inline-chip-container ng-star-inserted"></div>
<p data-path-to-node="6">Depresif dönemde ise çökkünlük, anhedoni, yorgunluk ve yoğun suçluluk duyguları görülebilir. Yeloğlu ve Hocaoğlu, bipolar bozukluğun <b data-path-to-node="6" data-index-in-node="133">heterojen bir spektrum</b> olarak değerlendirilmesinin daha doğru olacağını, çünkü hastalığın başlangıç zamanı, seyri ve tedavi yanıtının bireyden bireye büyük değişkenlik gösterdiğini belirtmektedir.</p>
<h1 data-path-to-node="8"><b data-path-to-node="8" data-index-in-node="0">Dsm -5 E Göre Tanı Kriterleri</b></h1>
<h2 data-path-to-node="9"><b data-path-to-node="9" data-index-in-node="0">Dsm-5’e Göre Bipolar I Bozukluk – Manik Dönem Tanı Kriterleri</b></h2>
<p data-path-to-node="10">A. En az bir hafta boyunca (veya hastaneye yatış gerektiriyorsa süre şartı aranmaksızın) belirgin şekilde taşkın, taşma eğiliminde ya da kolay öfkelenen bir duygu durum ile artmış enerji veya etkinlik.</p>
<p data-path-to-node="11">B. Duygu durumundaki bu değişiklik döneminde aşağıdaki belirtilerden en az üçü (eğer duygu durumu irritabl ise en az dört) bulunur:</p>
<ol start="1" data-path-to-node="12">
<li>
<p data-path-to-node="12,0,0">Benlik saygısında aşırı artış veya büyüklük düşünceleri</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="12,1,0">Uyku ihtiyacında belirgin azalma</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="12,2,0">Normalden çok daha konuşkan olma veya konuşmaya baskı hissetme</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="12,3,0">Düşüncelerin uçuşması veya zihnin hızla akması</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="12,4,0">Kolay dikkatin dağılması</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="12,5,0">Amaca yönelik etkinlikte artış veya psikomotor ajitasyon</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="12,6,0">Zevk veren ancak yüksek risk içeren davranışlara aşırı yönelim (para harcama, cinsel davranışlar, yatırımlar vb.)</p>
</li>
</ol>
<p data-path-to-node="13">C. Belirtiler, toplumsal ya da mesleki işlevselliği bozacak, hastaneye yatışı gerektirecek kadar belirgindir veya psikotik özellikler vardır.</p>
<p data-path-to-node="14">D. Dönem, bir maddenin (ilaç, madde kullanımı) veya fiziksel bir hastalığın etkilerine bağlı değildir.</p>
<h2 data-path-to-node="15"><b data-path-to-node="15" data-index-in-node="0">Dsm-5’e Göre Bipolar Iı Bozukluk – Hipomanik Dönem Tanı Kriterleri</b></h2>
<p data-path-to-node="16">A. En az dört gün süren, belirgin şekilde taşkın, enerji artışı olan veya irritable duygu durum. B. Yukarıdaki manik kriterlerdeki aynı yedi belirtiden en az üçü (irritable ise dört) bulunur. C. Kişinin olağan hâline kıyasla gözle görülür bir değişiklik vardır. D. Bu değişiklik başkaları tarafından fark edilebilir. E. İşlevsellikte ciddi bozulma, hastaneye yatış veya psikotik belirtiler yoktur (bunlar varsa artık mani sayılır). F. Dönem madde kullanımı veya tıbbi bir duruma bağlı değildir.</p>
<h2 data-path-to-node="17"><b data-path-to-node="17" data-index-in-node="0">Dsm-5’e Göre Majör Depresif Dönem Tanı Kriterleri</b></h2>
<p data-path-to-node="18">A. En az iki hafta boyunca aşağıdaki belirtilerden en az beşi bulunur ve bunlardan biri mutlaka:</p>
<ul data-path-to-node="19">
<li>
<p data-path-to-node="19,0,0">Çökkün duygu durum veya</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="19,1,0">İlgi/zevk kaybı</p>
</li>
</ul>
<p data-path-to-node="20">Belirtiler:</p>
<ol start="1" data-path-to-node="21">
<li>
<p data-path-to-node="21,0,0">Çökkün duygu durum</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="21,1,0">İlgi veya zevk kaybı</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="21,2,0">İştah ya da kilo değişiklikleri</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="21,3,0">Uyku artışı veya azalması</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="21,4,0">Psikomotor ajitasyon veya yavaşlama</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="21,5,0">Yorgunluk, enerji kaybı</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="21,6,0">Suçluluk/değersizlik duyguları</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="21,7,0">Düşünme, odaklanma güçlüğü</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="21,8,0">Ölüm veya intihar düşünceleri</p>
</li>
</ol>
<p data-path-to-node="22">B–E. Belirtiler işlevselliği bozar, madde veya tıbbi bir duruma bağlı değildir ve yas ile daha iyi açıklanamaz.</p>
<h2 data-path-to-node="24"><b data-path-to-node="24" data-index-in-node="0">Bipolar Bozuklukta Tedavi Yöntemleri</b></h2>
<p data-path-to-node="25">Bipolar bozukluk, kişinin duygu durumunu bir uçtan diğer uca savuran, bazen aşırı enerjik ve coşkulu, bazen de derin bir çökkünlüğe sürükleyen karmaşık bir ruh sağlığı durumudur. Bu dalgalanmalar kişinin düşünme biçimini, davranışlarını, ilişkilerini ve günlük işlevselliğini önemli ölçüde etkiler ve kişiyi fazlasıyla zorlar. Ancak hastalığın yol açtığı yoğun duygusal değişkenliklere, zaman zaman ortaya çıkan kontrolsüz enerji artışlarına rağmen, bipolar bozukluk tedavisi mümkün olan bir hastalıktır. Tedavi çoğunlukla <b data-path-to-node="25" data-index-in-node="523">farmakoterapi</b>, psikoterapi, eğitim ve yaşam biçimi düzenlemeleri gibi birçok bileşeni içerir. Farmakoterapik yöntem olarak duygu durum düzenleyicileri, antidepresanlar, hastane yatışı ve antipsikotikler kullanılır.</p>
<p data-path-to-node="26">Farmakoterapi tek başına yeterli olmadığından psikoterapiler tedavinin önemli bir parçasıdır. BDT, Psikoeğitim, IPRST, Aile Odaklı Terapi yöntemleri kullanılabilir.</p>
<p data-path-to-node="27"><b data-path-to-node="27" data-index-in-node="0">1. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT)</b> Olumsuz düşünce kalıplarını tanımlama, dürtü kontrolü, atakların erken belirtilerinin fark edilmesi, düzenli uyku ve aktivite planı oluşturma. BDT özellikle depresif dönemlerde etkilidir.</p>
<p data-path-to-node="28"><b data-path-to-node="28" data-index-in-node="0">2. Psikoeğitim</b> Hasta ve aileye hastalığın doğası, tetikleyiciler, ilaç kullanımı ve atak belirtileri öğretilir. Psikoeğitim, tedaviye uyumu artırır ve yineleme riskini azaltır. İç görü kazanmasına destek sağlar.</p>
<p data-path-to-node="29"><b data-path-to-node="29" data-index-in-node="0">3. Aile Odaklı Terapi</b> Aile içi iletişimi düzenler, stres faktörlerini azaltır ve epizotların şiddetini hafifletebilir.</p>
<p data-path-to-node="30"><b data-path-to-node="30" data-index-in-node="0">4. Kişilerarası Ve Sosyal Ritim Terapisi (Ipsrt)</b> Uyku-uyanıklık ritmini ve günlük biyolojik düzeni korumayı amaçlar. Duygudurum dalgalanmaları ritim bozukluklarıyla ilişkilendirilir.</p>
<h2 data-path-to-node="32"><b data-path-to-node="32" data-index-in-node="0">Bipolar Bozuklukta Baş Etme Yöntemleri</b></h2>
<p data-path-to-node="33">Bipolar bozukluğu yönetmek yalnızca ilaç almakla sınırlı değildir. Kişinin kendi yaşamını düzenlemesi ve tetikleyicileri tanıması da büyük önem taşır.</p>
<p data-path-to-node="34"><b data-path-to-node="34" data-index-in-node="0">1. Düzenli Uyku</b> Uyku düzenindeki bozulmalar manik epizotları tetikleyebilir. Her gün aynı saatte uyuyup kalkmak önem taşır.</p>
<p data-path-to-node="35"><b data-path-to-node="35" data-index-in-node="0">2. Stres Yönetimi</b> Stres; mani, hipomani ve depresyonu hızla tetikleyebilir. Nefes egzersizleri, Mindfulness, Hafif fiziksel aktiviteler (yürüyüş, yoga) yarar sağlayabilir.</p>
<p data-path-to-node="36"><b data-path-to-node="36" data-index-in-node="0">3. Madde Kullanımından Kaçınma</b> Alkol ve uyarıcı maddeler epizot riskini belirgin şekilde artırır.</p>
<p data-path-to-node="37"><b data-path-to-node="37" data-index-in-node="0">4. İlaç Düzenli Kullanımı</b> İlaçların düzensiz alınması epizotların ortaya çıkmasına ve hastalığın ağırlaşmasına neden olur.</p>
<p data-path-to-node="38"><b data-path-to-node="38" data-index-in-node="0">5. Tetikleyici Günlüğü</b> Belirtilerin başlangıç işaretlerini not etmek epizotların erken fark edilmesine yardımcı olur.</p>
<p data-path-to-node="39"><b data-path-to-node="39" data-index-in-node="0">6. Sosyal Destek</b> Aile, arkadaşlar ve destek grupları iyileşmeyi hızlandırır.</p>
<p data-path-to-node="40">Bipolar bozukluk yaşam boyu süren bir durumdur. Ancak uygun tedavi, düzenli takip ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla kişiler stabil, üretken ve işlevsel bir yaşam sürdürebilir. En iyi <b data-path-to-node="40" data-index-in-node="185">prognoz</b>; düzenli ilaç kullanımı, erken müdahale, güçlü sosyal destek ve psikoterapi uyumu ile elde edilir. Erken tanı konması, özellikle genç bireylerde hastalığın şiddetini ve yineleme oranını büyük ölçüde azaltmaktadır.</p>
<h2 data-path-to-node="42"><b data-path-to-node="42" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<p data-path-to-node="42">Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar-Current Approaches in Psychiatry 2014; 6(2):199-209 doi: 10.5455/cap.20130920014550</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/nedir-bu-bipolar-bozukluk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklukta Ebeveyn Tutumlarının Bireylerin Romantik İlişki Kurma Biçimleri Üzerindeki Etkisi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/cocuklukta-ebeveyn-tutumlarinin-bireylerin-romantik-iliski-kurma-bicimleri-uzerindeki-etkisi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=cocuklukta-ebeveyn-tutumlarinin-bireylerin-romantik-iliski-kurma-bicimleri-uzerindeki-etkisi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/cocuklukta-ebeveyn-tutumlarinin-bireylerin-romantik-iliski-kurma-bicimleri-uzerindeki-etkisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İclal Sena Ece]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Jan 2026 21:25:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aşk ve İlişkiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=23019</guid>

					<description><![CDATA[Hepimiz zaman zaman romantik ilişkilerimizde ya kaçıngan, ya kaygılı ya da güvenli bağlanan bireylerle karşılaştık; bazen de kendimiz bu tür hisler deneyimledik. Bu deneyimler, sadece bireysel farklılıklardan kaynaklanmaz; çocuklukta ebeveynlerimizle kurduğumuz bağların ve onların tutumlarının bir yansımasıdır. Ebeveynlerin çocuklarına yaklaşım biçimi, bireylerin güven duygusunu, iletişim tarzını ve yakınlık kurma alışkanlıklarını şekillendirerek, yetişkinlikteki romantik ilişkilerini belirler. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="1">Hepimiz zaman zaman romantik ilişkilerimizde ya kaçıngan, ya kaygılı ya da güvenli bağlanan bireylerle karşılaştık; bazen de kendimiz bu tür hisler deneyimledik. Bu deneyimler, sadece bireysel farklılıklardan kaynaklanmaz; çocuklukta ebeveynlerimizle kurduğumuz bağların ve onların tutumlarının bir yansımasıdır. Ebeveynlerin çocuklarına yaklaşım biçimi, bireylerin güven duygusunu, iletişim tarzını ve yakınlık kurma alışkanlıklarını şekillendirerek, yetişkinlikteki romantik ilişkilerini belirler. Bu yazımızda, ebeveyn tutumlarının yetişkinlikteki romantik ilişkilere etkilerini ve bununla birlikte oluşan <b data-path-to-node="1" data-index-in-node="609">bağlanma stillerini</b> inceleyeceğiz.</p>
<p data-path-to-node="2">Romantik ilişkiler, bireylerin yaşam kalitesini ve psikososyal uyumunu belirleyen önemli bir alan olarak kabul edilir. Bu ilişkilerin niteliği, yetişkinlikteki davranış ve tutumların yanı sıra çocukluk döneminde aileden edinilen deneyimlerle de yakından ilişkilidir. Özellikle ebeveyn tutumlarının, bireyin bağlanma stilini şekillendirerek romantik ilişkilerde nasıl davranacağını öngördüğü ileri sürülmektedir (Luo, 2025).</p>
<h2 data-path-to-node="3"><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">Ebeveyn Tutumlarının Bireyin Bağlanma Stillerine Etkisi</b></h2>
<p data-path-to-node="4">Ebeveyn tutumları, güvenli ve tutarlı bakım sağlayıp sağlamadığına göre bağlanma stillerini etkiler. Bağlanma teorisine göre, çocuklukta güvenli bağlanma geliştiren bireyler, yetişkinlikte daha sağlıklı romantik ilişkiler kurar; bu, hem güven hem de stresli durumlarda bir partnerden destek alma kapasitesiyle de ilişkilendirilir. Aksine, tutarsız, eleştirel veya duygusal olarak uzak tutumlar, kaygılı ya da kaçınan bağlanma stillerine yol açabilir.</p>
<p data-path-to-node="5">Bowlby’e göre bağlanmanın evrimsel bir geçmişi vardır. Ona göre bakım veren, bebeğe güvenlik ve koruma sağlamalıdır. Bağlanma evrimsel teori göze alındığında, bebeğin bakım verenle <span class="citation-389 citation-end-389">kurduğu bağ sayesinde hayatta kalma şansının da artmasıdır. Aslında kurulan bu sosyal ilişki biyolojik bir ihtiyaçtır. Bowlby’e göre bebekler stres altındayken, bakım verenleriyle yakınlık arama ihtiyacı hissederle</span>r.</p>
<p data-path-to-node="6">Bunu Harry Harlow’un yeni doğan maymunlar üzerine yaptığı sahte anne deney<span class="citation-387 citation-388 citation-end-388">iyle açıklayabiliriz. Harlow, deney odasına birisi demirden ve biberonla süt veren, diğeri yumuşak ve sıcak havludan oluşan ama yemek vermeyen anne figürü olmak üzere iki ayrı anne figürü koydu ve maymunların hangi figüre gidec</span><span class="citation-387 citation-end-387">eğini gözlemle</span>di. Maymunlar beslenmek için demirden anneye gitmeyi te<span class="citation-385 citation-386 citation-end-386">rcih etseler bile, deney odasına korkunç bir ses uyaranı koyulduğunda yeni doğan maymunlar, tehditten korunmak için havlu anne figürüne gitmeyi tercih ettiler. Maymunlar, tehdide karşı hayatta kalabilmek için sıcak anne figürünü (onlara güven veren), içgüdüsel olarak yemek veren soğuk anne figürünü </span><span class="citation-385 citation-end-385">tercih ettiler.</span></p>
<p data-path-to-node="7"><span class="citation-384 citation-end-384">Bowlby’nin de bahsettiği bu davranış, yaşama şansımı</span>zı artırmak için bağ kurmanın gerekliliğini gösterir. Bebekler, dünyayı keşfetmek ve hayata dair güven duygusu sağlamak için güv<span class="citation-381 citation-382 citation-383">enli bir üs ihtiyacı duyarlar. Bu yüzden bağlanmanın belirleyicisi yemek değil, ilgi ve duyarlılıktır. Bağlanma ilişkisi için 0-5 yaş kritik bir dönemdir. Bu ilişki, gelecekteki tüm sosyal ilişkiler için bir </span><b data-path-to-node="7" data-index-in-node="388"><span class="citation-381 citation-382 citation-383">prototip</span></b><span class="citation-381 citation-382 citation-383 citation-end-383"> görevi görür. Eğer 0-5 yaş arasında güvenli bir bağlanma ge</span><span class="citation-381 citation-382 citation-end-382">lişmemişse, ileriki yaşantı da ona göre şekillenir.</span></p>
<p data-path-to-node="8"><span class="citation-379 citation-380 citation-end-380">Bağlanma stilleri güvenli bağlanma, kaygılı bağlanma, kaçıngan </span><span class="citation-379 citation-end-379">bağlanma ve</span> kaygılı-kaçıngan (dağınık bağlanma) olarak ayrılmaktadır.</p>
<h3 data-path-to-node="9"><b data-path-to-node="9" data-index-in-node="0">Güvenli Bağlanma</b></h3>
<p data-path-to-node="10">Bakım veren, çocuğun ihtiyaçlarına duyarlıdır. Çocuk bakım verenle sağlıkl<span class="citation-376 citation-377 citation-378 citation-end-378">ı bir şekilde bağlanabilmiştir. Çocuk, bağlandığı kişi yanından gitse bile geri geleceğini bilir ve geldiğinde neşelenir. Çocukluklarında bu tür bağlanmaya sahip olan insanlar, yetişkinliklerinde kalıcı, güven dolu, romantik ve sosyal ilişkiler kurar. İnsanlara ve kendilerine güven duyarlar. Duygu</span><span class="citation-376 citation-377 citation-end-377">larını ifade etmekte zorlanmazlar ve dünya onlar için güvenilir bir yerdir.</span></p>
<p data-path-to-node="11"><span class="citation-374 citation-375 citation-end-375">Güvenli bağlanma stiline sahip bireyler, romantik ilişkilerd</span><span class="citation-374 citation-end-374">e rahatlıkl</span>a duygusal yakınlık kurabilir, duygularını açıkça ifade edebilir ve hem yakınlığa hem bağımsızlığa dengeli şekilde yer verirler. Bu bağlanma stili, ebeveynin tutarlı sıcaklık ve desteğine bağlıdır; böylece çocuk, “destek arayışında reddedilmeyeceğini” öğrenir. Yetişkinlikte bu bireyler, tartışma ve streste yapıcı iletişime yönelirler ve “bağlanma güveni” yüksek ilişki tatmini sergilerler.</p>
<p data-path-to-node="12">Örnek: X kişisi ve sevgilisi tartıştı. X: Öncelikle kendi duygularını fark ediyor ve kırgınlığını belirtiyor: “Bugün biraz üzgün ve sana kırgınım. Bunu seninle paylaşmak istedim çünkü sana güveniyorum.” Yakınlık kurmak ve çözüm aramak için öneri sunuyor: “Birlikte oturup bunu konuşabilir miyiz?” Sonuçta partneri, X’in duygularını dinliyor ve empati gösteriyor. İkisi de duygularını güvenli bir şekilde paylaşıyor ve tartışmayı çözüme kavuşturuyor. Böylelikle ilişkide güven ve yakınlık artıyor.</p>
<h2 data-path-to-node="13"><b data-path-to-node="13" data-index-in-node="0">Kaygılı/Kararsız Bağlanma</b></h2>
<p data-path-to-node="14">Bakım veren, çocuğa karşı duyarlı bir mesafelidir. Bağlandığı kişi yanından gittiğinde çocuk kendisi<span class="citation-371 citation-372 citation-373 citation-end-373">ni sakinleştirmekte zorlanır. Bakım veren yanına gelse bile bu kaygılı durum bir süre devam eder. Çocukluklarında bu tür bağlanmaya sahip olan insanlar, yetişkinliklerinde kaygılı ve karşı tarafa bağımlı sosyal ilişkiler ku</span><span class="citation-371 citation-372 citation-end-372">rarlar. Kendilerine değil, karşı tarafa güvenme eğilimindedirler. Dünya onlar için belirsiz bir yerdir. Bu bireylerde</span><span class="citation-371 citation-end-371"> romantik ilişkiler sıklıkla “bağımlılık” ve “ilişki kaygıs</span>ı” ile karakterizedir; ebeveyn reddi ile bağlanma kaygısı arasındaki ilişki bu bağlamda araştırmalarda incelenmiştir.</p>
<p data-path-to-node="15">Örnek: X ve sevgilisi tartıştı. Kaygılı bağlanan X bu durumda Kendi duygularını fark ediyor ama aşırı yoğunlaşıyor ve arkadaşlarına: “Çok üzgün ve korkuyorum, beni artık sevmiyor olabilir mi?” diyor. Partnerinden sürekli onay istiyor: “Beni sevdiğini söylersin değil mi? Bir şey değişmedi değil mi?” Tartışmayı çözmeye çalışmak yerine kaygısını partnerin davranışına bağlayarak takip ediyor, hatta küçük bir sessizlikte bile panikleyebiliyor. Yakınlık kurmak istiyor ama çok fazla bağımlılık veya kontrolcülük sergileyebiliyor. Bu durumda sonuç olarak partner bazen baskı altında hissediyor ve tartışmayı sakin şekilde çözmek zorlaşıyor. Kaygılı bağlanan kişi, kendi içindeki belirsizlik ve <b data-path-to-node="15" data-index-in-node="691">terk edilme korkusu</b> nedeniyle sürekli teyit arıyor.</p>
<h2 data-path-to-node="16"><b data-path-to-node="16" data-index-in-node="0">Kaçıngan Bağlanma</b></h2>
<p data-path-to-node="17">Duygusal olarak ulaşılmaz veya uzak ebeveynlerle büyüme, bireylerde duygusal mesafe koyma eğilimlerini artırabilir. Bakım veren çocuğa karşı mesafeli ve soğuktur. Çocuk, bağlandığı kişi yanı<span class="citation-369 citation-370">ndan gitse bile bunun farkında değildir ve geldiğinde de tepkisiz kalır. Çocukluklarında bu tür bağlanmaya sahip olan insanlar, yetişkinliklerinde ilişki kurmakta zorlanırlar. Etrafa değil, sadece kendilerine güvenir ve ilişkileri kendi çıkarları üzerinedir</span><span class="citation-367 citation-368 citation-369 citation-370 citation-end-370">. Duygularını ifade edemezler ve sosyal ilişki</span><span class="citation-367 citation-368 citation-369 citation-end-369">lerine duygusal yatırım yapamazlar. Dünya onlar için </span><span class="citation-367 citation-368 citation-end-368">güvensiz bir yerdir. Bu bireyler, romantik ilişkilerde duyguları ifade etmede zorla</span><span class="citation-367 citation-end-367">nabilir, çat</span>ışmadan kaçınabilir ve yakınlık kurma konusunda isteksiz davranabilirler. Bu eğilimin arkasında, ebeveyn bakımının yetersiz veya ilgi eksikliği yaşadığı erken dönem deneyimler bulunabilir.</p>
<p data-path-to-node="18">Örnek: X, sevgilisiyle tartıştı. Sevgilisi, “Beni daha çok görmek istiyorum, neden uzak duruyorsun?” diye sordu. X, tartışmadan sonra sessizleşti, telefonunu eline alıp mesajlara geç cevap verdi ve evde kendi odasına çekildi. İçten içe üzülüyordu ama duygularını açmayı ya da özür dilemeyi zor buluyordu. Tartışmanın sonunda bile samimi bir yakınlık kurmaktan kaçındı ve bir süre mesafeli davrandı. Sonrasında tartışma sonrası geri çekildi, duygularını paylaşmadı ve partnerinin yakınlık talebinden rahatsızlık duydu; yalnız kalmayı tercih etti.</p>
<h2 data-path-to-node="19"><b data-path-to-node="19" data-index-in-node="0">Kaygılı-Kaçıngan (Fearful-Avoidant) Bağlanma</b></h2>
<p data-path-to-node="20">Bazı bireylerde hem kaygılı hem de kaçınan davranışlar birlikte görülür; bu stil “kaygılı-kaçıngan” (fearful-avoidant) olarak adlandırılır. Bu kişiler hem toplumsal yakınlık arayışı hem de reddedilme korkusu yaşar, bu da ilişkilerde çelişkili davranışlar ve istikrarsızlık yaratır. Bu stil, ebeveynin duygusal bakımda hem tutarlı hem de mesafeli yaklaşımlar sergilediği durumda gelişebilir.</p>
<p data-path-to-node="21">Bu bağlanma şekli, aynı anda hem derin yakınlık ihtiyacı hem de bağlanmaktan kaçınma eğilimi gösterir. Bu bağlanma türü en sağlıksız olanıdır. Genelde bakım veren patolojik bir durum<span class="citation-364 citation-365 citation-366 citation-end-366">a sahiptir (borderline, şizofreni gibi). Çocuğun ihtiyaçlarını görmez ve duymaz. Bakım veren, çocuk için yakınlık kurulmak istenilen ama bir o kadar da güven duyulmaz biridir. Çocuk bakım vereni yanından gidince huzursuzlanı</span><span class="citation-364 citation-365 citation-end-365">r ancak tekrar gelse bile ya sakinleşemez ya da sarılır; birkaç saniye sonra ise bakım verenden uzaklaşır. Çocukluklarında bu tür bağlan</span><span class="citation-364 citation-end-364">maya sahip olan insanlar, yetişkinli</span>klerinde <span class="citation-363 citation-end-363">ilişki kurmakta zorlanırlar çünkü ne kendilerine ne de karşı tarafa güvenebilirler. Dünya onlar için güvensiz bir yerdir.</span></p>
<p data-path-to-node="22"><span class="citation-362 citation-end-362">Örnek:</span> <span class="citation-361 citation-end-361">X, sevgilisiyle tartıştı. Sevgilisi, “Neden bana daha çok i</span>lgi göstermiyorsun?” dedi. X hem üzgündü hem de öfkeliydi. Bir yandan sevgilisinin yanında olmak istedi, diğer yandan tartışmadan kaçmak için odasına çekildi. Mesaj attı ama sonra gönderip silmek zorunda hissetti. Sevgilisiyle konuşmak istedi ama bağlanmaktan korktuğu için sürekli kararsız kaldı: “Yaklaşsam mı, uzaklaşsam mı?” diye düşündü. Tartışmanın sonunda hem özür dilemek istedi hem de yalnız kalmayı tercih etti. Partnerin ilgisini test etme veya sınama davranışı gösterdi. Sarılmak istedi fakat aynı zamanda panikleyip geri çekildi. Partnerden hem güvence talep etme hem de uzaklaşma isteği duydu. Kararsız ve tutarsız davranışlarda bulundu.</p>
<p data-path-to-node="23">Sonuç olarak, ebeveynlerin bu tutumları, bireylerin yetişkinlikteki romantik ilişkilerindeki davranış ve tutumlarını şekillendirmede önemli bir etkiye sahiptir. Sıcak ve destekleyici ebeveyn yaklaşımı genellikle güvenli bağlanmayı teşvik eder ve dengeli ilişkilerle sonuçlanır. Tutarsız veya uzak ebeveyn tutumları, kaygılı, kaçınan veya kaygılı-kaçınan bağlanma stillerine ve bunlara bağlı ilişki sorunlarına yol açabilir. Bu nedenle bağlanma stilleri, romantik ilişkilerin kalitesini anlamamızda güçlü bir <b data-path-to-node="23" data-index-in-node="508">çerçeve</b> sunar.</p>
<h2 data-path-to-node="24"><b data-path-to-node="24" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<p data-path-to-node="25">Gupta, A., &amp; Singh, M. (2024). Influence of Parenting Style and Adult Attachment Style on Experience of Close Relationship among Adults. Int. J. of Indian Psychology. ijip.in Luo, J. (2025). The Effect of Parenting Style and Attachment Style on New Adult Intimacy. Studies in Psychological Science. pioneerpublisher.com Study on family origins and adult attachment security. PubMed PMC. PMC Monapsikoloji. (t.y.). John Bowlby ve bağlanma kuramı. <a class="ng-star-inserted" href="https://www.monapsikoloji.com/john-bowlby-ve-baglanma-kurami/" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwj5kNCUvJeSAxUAAAAAHQAAAAAQ-gE">https://www.monapsikoloji.com/john-bowlby-ve-baglanma-kurami/</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/cocuklukta-ebeveyn-tutumlarinin-bireylerin-romantik-iliski-kurma-bicimleri-uzerindeki-etkisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Arkadaşlıklarda Boşanma: Psikolojik Süreçlerin Görünmeyen Yüzü</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/arkadasliklarda-bosanma-psikolojik-sureclerin-gorunmeyen-yuzu/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=arkadasliklarda-bosanma-psikolojik-sureclerin-gorunmeyen-yuzu</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/arkadasliklarda-bosanma-psikolojik-sureclerin-gorunmeyen-yuzu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İclal Sena Ece]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Oct 2025 11:31:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=16295</guid>

					<description><![CDATA[Arkadaşlık ilişkileri, bireyin sosyal kimliğini, varlığını ve duygusal dayanıklılığını şekillendiren temel bağlardan biridir. Ancak her bağda yaşandığı gibi, arkadaşlıklar da zamanla derinleşmeye, dönüşmeye veya bitmeye açık bir yapıya sahiptir. Son yıllarda psikoloji literatüründe “arkadaşlık boşanması” olarak anılan bu durum, romantik ayrılıklardan farklı biçimde değerlendirilse de benzer yoğunlukta duygusal tepkiler doğurabilmektedir. Toplumda genellikle romantik ayrılıklar daha [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<article class="text-token-text-primary w-full focus:outline-none [--shadow-height:45px] has-data-writing-block:pointer-events-none has-data-writing-block:-mt-(--shadow-height) has-data-writing-block:pt-(--shadow-height) [&amp;:has([data-writing-block])&gt;*]:pointer-events-auto [content-visibility:auto] supports-[content-visibility:auto]:[contain-intrinsic-size:auto_100lvh] scroll-mt-[calc(var(--header-height)+min(200px,max(70px,20svh)))]" dir="auto" tabindex="-1" data-turn-id="request-68f5ef51-f1c8-832e-af6c-9e0a775df9d8-12" data-testid="conversation-turn-46" data-scroll-anchor="true" data-turn="assistant">
<div class="text-base my-auto mx-auto pb-10 [--thread-content-margin:--spacing(4)] thread-sm:[--thread-content-margin:--spacing(6)] thread-lg:[--thread-content-margin:--spacing(16)] px-(--thread-content-margin)">
<div class="[--thread-content-max-width:40rem] thread-lg:[--thread-content-max-width:48rem] mx-auto max-w-(--thread-content-max-width) flex-1 group/turn-messages focus-visible:outline-hidden relative flex w-full min-w-0 flex-col agent-turn" tabindex="-1">
<div class="flex max-w-full flex-col grow">
<div class="min-h-8 text-message relative flex w-full flex-col items-end gap-2 text-start break-words whitespace-normal [.text-message+&amp;]:mt-1" dir="auto" data-message-author-role="assistant" data-message-id="5c42891e-d1b6-43cf-92c8-a684c4f200eb" data-message-model-slug="gpt-5">
<div class="flex w-full flex-col gap-1 empty:hidden first:pt-[1px]">
<div class="markdown prose dark:prose-invert w-full break-words light markdown-new-styling">
<p data-start="85" data-end="528">Arkadaşlık ilişkileri, bireyin sosyal kimliğini, varlığını ve duygusal dayanıklılığını şekillendiren temel bağlardan biridir. Ancak her bağda yaşandığı gibi, arkadaşlıklar da zamanla derinleşmeye, dönüşmeye veya bitmeye açık bir yapıya sahiptir. Son yıllarda psikoloji literatüründe “arkadaşlık boşanması” olarak anılan bu durum, romantik ayrılıklardan farklı biçimde değerlendirilse de benzer yoğunlukta duygusal tepkiler doğurabilmektedir.</p>
<p data-start="530" data-end="919">Toplumda genellikle romantik ayrılıklar daha ön planda tutulurken, arkadaşlıkların bitişinin de yas sürecine dahil olabileceği çok fazla önemsenmemektedir. Oysa dostluk, bireyin kimliğini, güven duygusunu ve aidiyet hissini doğrudan etkileyen önemli bir ilişkidir. Bunun zedelenmesi veya karşı taraftan gelen ihanet hissi, insanlarda romantik ilişkiler gibi derin yaralar açabilmektedir.</p>
<p data-start="921" data-end="1767">Vieth, Rothman ve Simpson (2022) bu süreci “sessiz ama kalıcı bir çözülme” olarak tanımlar. Onlara göre, “çoğu arkadaşlık daha pasif şekilde sona erer; insanlar minimal ya da hiç resmi bir kapanış olmadan uzaklaşırlar.” Bu durum, özellikle kaygılı bağlanma stiline sahip bireylerde yoğun bir terk edilme duygusu yaratabilir. Çünkü kaygılı bağlanan kişiler için “arkadaş tarafından bırakılmak”, kişisel bir reddedilme anlamına gelir ve benlik saygısına doğrudan zarar verir. Bu kişiler için arkadaşlık ilişkisi yalnızca sosyal bir bağdan ziyade, duygusal güvenliğin ve onaylanmanın temel kaynağıdır. Dolayısıyla bir arkadaşlığın bitmesi ya da uzaklaşması, onların zihninde “beni istemedi” gibi otomatik olumsuz düşünceleri çalıştırır. Bu yüzden bu kişilerde ayrılıklar daha derin yaralar açar ve bazen uzun süre etkileyen üzüntülere dönüşebilir.</p>
<h2 data-start="1769" data-end="1825"><strong data-start="1772" data-end="1823">Arkadaşlıkların Sona Erme Biçimleri ve Etkileri</strong></h2>
<p data-start="1826" data-end="2354">Araştırmalar, arkadaşlık bitişlerinin iki ana yoldan gerçekleştiğini göstermektedir: <strong data-start="1911" data-end="1930">pasif uzaklaşma</strong> ve <strong data-start="1934" data-end="1951">aktif çatışma</strong>. Vieth ve arkadaşlarına göre, “aktif arkadaşlık bitişleri genellikle daha sert olur ve bir arkadaşlığı sonsuza dek sonlandırma olasılığı daha yüksektir.” Bu tür kopuşlar, özellikle ani tartışmalar veya ihanet gibi olaylarla tetiklendiğinde, bireyin duygusal regülasyon kapasitesini zorlar. Kişi bir yandan öfke, kırgınlık ve suçluluk duygularını yaşarken, diğer yandan geçmiş bağın anlamını sorgular.</p>
<p data-start="2356" data-end="2610">Rose (akt. Vieth, Rothman &amp; Simpson, 2022), yetişkinlikte arkadaşlıkların bitiş nedenlerini dört başlıkta toplar: <strong data-start="2470" data-end="2489">fiziksel mesafe</strong>, <strong data-start="2491" data-end="2527">yeni arkadaşların ortaya çıkması</strong>, <strong data-start="2529" data-end="2568">bir arkadaş için artan hoşnutsuzluk</strong> ve <strong data-start="2572" data-end="2608">romantik ilişkilerin müdahalesi.</strong></p>
<h3 data-start="2612" data-end="2637"><strong data-start="2616" data-end="2635">Fiziksel Mesafe</strong></h3>
<p data-start="2638" data-end="3202">Fiziksel mesafe, arkadaşlar arasındaki iletişimin ve günlük paylaşımların azalmasına yol açar. İnsanlar, yakınlık ve bağ hissini sıklık ve tutarlılık üzerinden kurarlar; hayat gereği herkesin yolları ayrılır ve herkes, aşağıdaki kafede okey oynayabileceği kişiyle arkadaşlık kurmak ister. Bu fiziksel mesafe arttığında sinyaller zayıflar, güvenlik duygusu sarsılır ve kopuşa sürükler. Mesafeye bağlı olarak kişi, kendini terk edilmiş ya da değer görmemiş hissedebilir; bu özellikle kaygılı bağlanma stiline sahip bireylerde yoğun bir duygusal sıkıntıya yol açar.</p>
<h3 data-start="3204" data-end="3246"><strong data-start="3208" data-end="3244">Yeni Arkadaşların Ortaya Çıkması</strong></h3>
<p data-start="3247" data-end="3713">İkinci olarak, yeni arkadaşların ortaya çıkması, sosyal ağdaki zaman ve ilginin yeniden dağılımına neden olur. Kendi değerini ve yerini bu ilişkide gören bireyler için bu durum, “yerine konulmuşluk” hissi doğurabilir. Kıskançlık, değersizlik ve rekabet duyguları tetiklenir; kaygılı bağlananlar, arkadaşlarını kaybetme korkusuyla daha çok endişelenir. Bu süreçte bireyin, sosyal çevresini tehdit olarak değil, çeşitlenme ve büyüme fırsatı olarak görmesi önemlidir.</p>
<h3 data-start="3715" data-end="3743"><strong data-start="3719" data-end="3741">Artan Hoşnutsuzluk</strong></h3>
<p data-start="3744" data-end="4335">Üçüncü olan etken, bir arkadaş için artan hoşnutsuzluktur. Zamanla değerler, davranışlar veya sınırlar uyumsuzlaşır; önceden küçük olan rahatsızlıklar büyüyebilir ve sessiz bir uzaklaşmaya ya da patlayıcı bir çatışmaya dönüşebilir. Hayal kırıklığı, öfke ve biriken memnuniyetsizlik, ilişkide mesafeyi doğurur. Kaçınmacı olan bireyler bu durumlarda geri çekilirken, kaygılı bağlanan kişiler daha yoğun şekilde onay ve ilgi arayışı gösterir. Bu noktada sorunlar, daha fazla büyümeden ben diliyle ifade edilen geri bildirimler ve sınırların netleştirilmesi ile sağlıklı biçimde yönetilebilir.</p>
<h3 data-start="4337" data-end="4378"><strong data-start="4341" data-end="4376">Romantik İlişkilerin Müdahalesi</strong></h3>
<p data-start="4379" data-end="4933">Son olarak, romantik ilişkilerin müdahalesi arkadaşlık bağlarının çözülmesinde önemli bir etkendir. Yeni romantik ilişkiler, bireyin zaman ve enerjisinin yeniden dağılımına neden olur ve eski dostluklarda ihmale yol açabilir. Bu düşünce yapısı, karşı tarafla farklılıklar doğurup üçüncü maddeyi tetikleyebilir. Bu durum, arkadaşlar arasında değer kaybı hissi ve güvenin zedelenmesine neden olur. Bireylerin romantik ilişki ile arkadaşlık arasındaki dengeyi kurabilmesi önemlidir; açık iletişim ve beklentilerin netleştirilmesi bu etkiyi hafifletebilir.</p>
<p data-start="4935" data-end="5233">Bu dört faktör bir araya geldiğinde, arkadaşlık boşanması yalnızca bir sosyal kayıp değil; aynı zamanda kişinin duygusal güvenliği, benlik algısı ve sosyal kimliği üzerinde derin bir etkisi olan psikolojik bir süreç hâline gelir. Bu süreçte sağlıklı başa çıkma stratejileri geliştirmek önemlidir.</p>
<h2 data-start="5235" data-end="5276"><strong data-start="5238" data-end="5274">Sağlıklı Başa Çıkma Stratejileri</strong></h2>
<p data-start="5277" data-end="5327">Sağlıklı başa çıkma stratejileri şunları içerir:</p>
<ul data-start="5328" data-end="6038">
<li data-start="5328" data-end="5442">
<p data-start="5330" data-end="5442">Durumla ilgili günlük tutmak, duyguları yazıya dökmek veya güvenilir bir arkadaş ya da terapist ile paylaşmak.</p>
</li>
<li data-start="5443" data-end="5639">
<p data-start="5445" data-end="5639"><strong data-start="5445" data-end="5484">Bilişsel yeniden çerçeveleme yapmak</strong>, yani “Arkadaşımı kaybettim” yerine “Bu ilişki artık ikimize de uymuyor; ben de kendi sınırlarımı ve değerlerimi koruyorum” gibi düşünceler geliştirmek.</p>
</li>
<li data-start="5640" data-end="5735">
<p data-start="5642" data-end="5735"><strong data-start="5642" data-end="5666">Sosyal destek aramak</strong>, yeni bağlantılar kurmak veya mevcut sosyal çevreden destek almak.</p>
</li>
<li data-start="5736" data-end="5907">
<p data-start="5738" data-end="5907"><strong data-start="5738" data-end="5769">Kişisel sınırları keşfetmek</strong>, hangi ilişkilerin sağlıklı olduğuna bakmak, sağlıksız olan ilişkileri bitirmek ve hangi davranışların tolere edilebileceğini öğrenmek.</p>
</li>
<li data-start="5908" data-end="6038">
<p data-start="5910" data-end="6038"><strong data-start="5910" data-end="5955">Öz farkındalık ve kişisel büyüme kazanmak</strong>, kendi ihtiyaçlarını, değerlerini ve benlik algısını daha iyi anlamayı sağlamak.</p>
</li>
</ul>
<p data-start="6040" data-end="6340">Ayrıca ayrılık sonrası öz-farkındalık ve kişisel büyüme kazanmak, kişinin duygusal dayanıklılığını artırır. Bu süreci fark etmek, duyguları kabullenmek ve sağlıklı başa çıkma yolları geliştirmek, bireyin hem geçmiş ilişkisini anlamasına hem de gelecekte daha güvenli bağlar kurmasına yardımcı olur.</p>
<h2 data-start="6342" data-end="6356"><strong data-start="6345" data-end="6354">Sonuç</strong></h2>
<p data-start="6357" data-end="6845">Bu nedenle bireylerin bu süreci fark etmesi, duygularını kabullenmesi ve sağlıklı başa çıkma stratejileri geliştirmesi önemli bir rol oynar. Arkadaşlık boşanması, zorlayıcı olmakla birlikte bireyin sınırlarını tanıması ve kendini yeniden keşfetmesi için bir fırsat da sunar. Bundan sonrasında hayatına yeni insanlar alırken, birey sağlıksız bağlanmamayı, sınırlarını doğru çizmeyi ve daha pek çok şeyi öğrenir. Kişi bu durumu kayıp olarak değerlendirirken kendine yarar da sağlayabilir.</p>
<h2 data-start="6847" data-end="6864"><strong data-start="6850" data-end="6862">Kaynakça</strong></h2>
<p data-start="6865" data-end="7052">Vieth, K., Rothman, K., &amp; Simpson, J. A. (2022). <em data-start="6914" data-end="6961">Friendship loss and dissolution in adulthood.</em> Current Opinion in Psychology, 43, 267–272. <a class="decorated-link" href="https://doi.org/10.1016/j.copsyc.2022.07.004" target="_new" rel="noopener" data-start="7006" data-end="7050">https://doi.org/10.1016/j.copsyc.2022.07.004</a></p>
<p data-start="7054" data-end="7229" data-is-last-node="" data-is-only-node="">Rose, S. M. (1984). <em data-start="7074" data-end="7125">How friendships end: Patterns among young adults.</em> Journal of Social and Personal Relationships, 1(3), 267–277. <a class="decorated-link" href="https://doi.org/10.1177/0265407584013004" target="_new" rel="noopener" data-start="7187" data-end="7227">https://doi.org/10.1177/0265407584013004</a></p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</article>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/arkadasliklarda-bosanma-psikolojik-sureclerin-gorunmeyen-yuzu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Psikanalitik Kuramların İzinde: Dürtü Kuramı ve Nesne İlişkileri</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/psikanalitik-kuramlarin-izinde-durtu-kurami-ve-nesne-iliskileri/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=psikanalitik-kuramlarin-izinde-durtu-kurami-ve-nesne-iliskileri</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/psikanalitik-kuramlarin-izinde-durtu-kurami-ve-nesne-iliskileri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İclal Sena Ece]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Sep 2025 21:25:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Zihin ve Davranış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=13939</guid>

					<description><![CDATA[İnsan davranışlarını açıklayabilmek ve psikolojik süreçleri anlamak için bazı temel yaklaşımlar geliştirilmiştir. Bu yaklaşımlar, bireyin gelişim süreçlerini ve içsel duygu durumlarını çözebilmek ve açıklamak için psikoloji dünyasında önemli bir yer tutar. Bu bağlamda, Sigmund Freud tarafından geliştirilen Dürtü Kuramı ve kuramın temellerini atan Melanie Klein’in Nesne İlişkileri Kuramı yol gösterir. Dürtü Kuramı ve Freud’un Katkıları [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="74" data-end="487">İnsan davranışlarını açıklayabilmek ve psikolojik süreçleri anlamak için bazı temel yaklaşımlar geliştirilmiştir. Bu yaklaşımlar, bireyin gelişim süreçlerini ve içsel duygu durumlarını çözebilmek ve açıklamak için psikoloji dünyasında önemli bir yer tutar. Bu bağlamda, Sigmund Freud tarafından geliştirilen <strong data-start="382" data-end="398">Dürtü Kuramı</strong> ve kuramın temellerini atan Melanie Klein’in <strong data-start="444" data-end="471">Nesne İlişkileri Kuramı</strong> yol gösterir.</p>
<h2 data-start="494" data-end="537"><strong data-start="497" data-end="535">Dürtü Kuramı ve Freud’un Katkıları</strong></h2>
<p data-start="539" data-end="892">Nesne İlişkileri Kuramı, Melanie Klein ile özdeşleşmiş olmasına rağmen, <strong data-start="611" data-end="628">nesne kavramı</strong> psikanalitik kuram içindeki kavramı ilk kez Sigmund Freud tarafından Dürtü Kuramı açıklanırken kullanılmıştır. Freud, dürtülerden ilk kez <em data-start="767" data-end="796">Cinsellik Üzerine Üç Deneme</em> makalesinde yer verir ve dürtüsel yaşantının çocuğun dünyaya gelmesiyle başladığını belirtir.</p>
<p data-start="894" data-end="1189">Bu Dürtü Kuramına göre, kişinin nevrozu, bastırılmış bir gerçek anının sonucu olarak oluşur. Sonrasında Freud, bu fikrini değiştirir ve bu nevroza neden olan anının yalnızca gerçek anı ile meydana gelmeyeceğini; bilinçdışında olan düşlemsel travmaların da bu nevrozu oluşturabileceğini söyler.</p>
<p data-start="1191" data-end="1747">Çocukluk döneminde öğrenilmiş olan bu haz, bedenin tümünü kapsamaz ve bedenin çeşitli bölgelerinde kısmen yaşanır. Bu dönemin ilk adımı, bebeğin ağız yoluyla erotik haz aldığı <strong data-start="1367" data-end="1381">oral dönem</strong>dir. Ağızdan hem doyum hem de cinsel haz yaşanır. Sonrasında, bu oral dönemden alınan haz, <strong data-start="1472" data-end="1486">anal bölge</strong>ye geçer. Genital dönemde ise çocuk, cinsel organının farkına varmış olur. Kısmi hazlar, ergenlik dönemi ile birlikte cinsel hazlarla bedende bütün olarak yaşamaya başlar; insan, bu haz veren kısmi bölgeleri bırakır. Bu hazlar bastırılır ve nevrozu oluşturur.</p>
<p data-start="1749" data-end="1972">Ayrıca, <strong data-start="1757" data-end="1769">süperego</strong> kavramını fallik dönemdeki çocuk tarafından içselleştirilmiş bir ebeveyn sesi olarak tanımlamış ve süperegonun dürtüleri erteleyip düzenlemesindeki değişiminde nesne ilişkileri etkisini vurgulamıştır.</p>
<h2 data-start="1979" data-end="2028"><strong data-start="1982" data-end="2026">Nesne İlişkileri Kuramı ve Melanie Klein</strong></h2>
<p data-start="2030" data-end="2403">Bu kuramlara bazı diğer psikanalistler de ortak olup derinleştirmişlerdir. Freud’un nesne olarak adlandırdığı libido/libidinal nesneler, kuramcıların da katkılarıyla agresif nesneler ile genişletilmiştir. Bu kuramı ilk ele alan Freud olsa da, terimi kavramsal olarak kullanan kişi <strong data-start="2311" data-end="2328">Melanie Klein</strong>’dır. Dürtü Kuramından <strong data-start="2351" data-end="2371">İlişkisel Kurama</strong> geçiren temel teorisyen odur.</p>
<p data-start="2405" data-end="2979">Klein, fikirlerinde Freud gibi yalnızca dürtüler ile ele almak yerine, bebeğin ruhsal dünyasıyla iç içe olmayı ve bunun anne karnında başladığını söyler. Klein’a göre, bebekler dış dünyadaki nesnelerden bağımsız olarak içselleştirilmiş çeşitli imgeler ile doğar ve bu imgeleri dış dünya ile etkileşime girerek geliştirir. Doğum sonrası dönemde, bu dürtünün tatmini sevgi veya yıkım ile gerçek nesneler üzerinden gerçekleşir. Bu gerçekleşme ile sevgi veya nefret dürtülerini gerçek nesnelere yönlendirir ve gelecek olası deneyimleri için temel oluşturur; ilk hedef annedir.</p>
<h3 data-start="2986" data-end="3032"><strong data-start="2990" data-end="3030">Paranoid Şizoid ve Depresif Konumlar</strong></h3>
<p data-start="3034" data-end="3584">Klein’a göre, bebekler kaygı ve endişeyi duyar ve bunlarla başa çıkabilmek için bir benlik ve ego mekanizmasıyla dünyaya gelir. Bebek, içsel olarak yaşadığı ölüm dürtüsüyle ve dışsal gerçeklikle başa çıkma çabası bulundurur ve kaygı yaşar. Bu şekilde bebek, memeye yönelik ikili tutumunu gerçekleştirir. Bu ikili tutum ile <strong data-start="3357" data-end="3381">benlik ikiye bölünür</strong> ve savunma mekanizması olan <strong data-start="3410" data-end="3423">splitting</strong> (bir kişinin ya da olayın tamamen iyi ya da tamamen kötü olarak algılanması) ile ölüm dürtüsü olan benlik parçasını anneyle en yakın bağ olan memeye yansıtır.</p>
<p data-start="3586" data-end="3908">Kaygı dışsallaştırma çabası ile ele alınmış olur; fakat meme doyum sağlaması açısından devam eder ve meme ile bebek arasında yaşanan <strong data-start="3719" data-end="3739">libidinal ilişki</strong> ve kaygı yönetimi eş zamanlı ilerler. Memeden yoksun kalan bebeklerde olumsuz meme imgesi oluşurken, memeye doyum sağlayan bebeklerde olumlu meme imgesi ortaya çıkar.</p>
<p data-start="3910" data-end="4345">Bu teori <strong data-start="3919" data-end="3944">paranoid şizoid dönem</strong> olarak adlandırılır ve bebek, bölme mekanizmasının da etkisiyle bütün olarak algılayamadığından, anneye dair nesne imgeleri dağınık bir biçimde bulunur. Bu bölme mekanizması, iyi ve kötü nesne temsillerini birbirinden ayırır ve olumlu-olumsuz temsillerin karışmasını engeller. Memeden kopan bebek, iyi meme-kötü ayrımı yerine bir bütün olarak bakmaya başlar, kendisi ve nesnenin farkını ayırt eder.</p>
<p data-start="4347" data-end="4690"><strong data-start="4347" data-end="4365">Depresif konum</strong> olarak adlandırılan bu aşama, çifte değerliliği (ambivalans) fark eder ve içselleştirir; kendi benliğinde olumlu bir iç nesne yerleştirmiş olur. Bebek, kötü meme olarak algıladığı ve kaygısını yansıttığı yönü ve iyi meme ile yaşadığı yönü ikileminde yaşar. Bu durum, meme ve anneyi bütün olarak ele alamamasına neden olur.</p>
<h2 data-start="4697" data-end="4741"><strong data-start="4700" data-end="4739">Günlük Yaşamdaki Psikanalitik İzler</strong></h2>
<p data-start="4743" data-end="4920">Melanie Klein, memeyi sadece araç değil, derinlemesine incelemiştir. Meme, <strong data-start="4818" data-end="4850">kendilik ve ilişki temsilini</strong> içerir. Ve anne-bebek arasındaki ilişkinin önemini vurgulamış olur.</p>
<p data-start="4922" data-end="5482">Freud’un Dürtü Kuramı ve Klein’ın Nesne İlişkileri Kuramı, ilk bakışta soyut ve kuramsal görünse de günlük yaşamda sıkça karşımıza çıkan durumları anlamamıza yardımcı olur. Freud’un <strong data-start="5104" data-end="5123">haz ve bastırma</strong> kavramı, bireyin çocuklukta yaşadığı doyum ya da engellenmelerin yetişkinlikteki davranışlarını şekillendirdiğini gösterir. Örneğin, sürekli istekleri engellenen bir çocuk yetişkin olduğunda çekingen, kaygılı ya da aşırı uyumlu davranışlar sergileyebilirken; her istediğini alan bir çocuk ise sabırsız, doyumsuz veya benmerkezci bir kişilik geliştirebilir.</p>
<p data-start="5484" data-end="5683">Yetişkinlikte de bastırılan öfke, arzular ya da hayal kırıklıkları farklı şekillerde dışavurum bulur; işyerinde öfkesini tutan birinin evde küçük bir olayda patlaması buna örnek olarak verilebilir.</p>
<p data-start="5685" data-end="5974">Klein’ın kuramı ise, özellikle <strong data-start="5716" data-end="5747">ilişkilerdeki tutumlarımızı</strong> açıklamada yol göstericidir. Bebeklikte annenin “iyi meme” (doyuran, tatmin eden) ve “kötü meme” (yoksun bırakan) olarak algılanması, yetişkinlikte başkalarını ya tamamen iyi ya da tamamen kötü olarak görme eğilimine benzer.</p>
<p data-start="5976" data-end="6384">Örneğin, bir arkadaşımız bizi aramadığında hemen “beni umursamıyor” diye düşünmek, ertesi gün ilgi gösterdiğinde ise “aslında çok iyi biri” demek bu bölme mekanizmasına örnektir. İlerleyen süreçte, aynı kişide hem olumlu hem de olumsuz özelliklerin bir arada bulunabileceğini kabul etmek, sağlıklı ilişkilerin temelini oluşturur. Bu da Klein’ın tanımladığı “depresif konum”un günlük hayattaki karşılığıdır.</p>
<p data-start="6386" data-end="6830" data-is-last-node="" data-is-only-node="">Sonuç olarak, bu kuramlar yalnızca bebeklik ya da erken dönem gelişimi açıklamakla kalmaz; yetişkinlikteki dostluk, aile ve romantik ilişkilerdeki tutumlarımızı da anlamamıza yardımcı olur. İnsanların sevgi ve öfke arasında yaşadığı gelgitler, bastırılmış arzuların beklenmedik biçimlerde ortaya çıkması ya da birini “ya tamamen iyi ya tamamen kötü” görme eğilimi, bu psikanalitik yaklaşımların günlük yaşamla ne kadar iç içe olduğunu gösterir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/psikanalitik-kuramlarin-izinde-durtu-kurami-ve-nesne-iliskileri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HİTLERİN PSİKOPATOLOJİSİ</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/hitlerin-psikopatolojisi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=hitlerin-psikopatolojisi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/hitlerin-psikopatolojisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İclal Sena Ece]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Aug 2025 21:25:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Medya ve Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=12006</guid>

					<description><![CDATA[1936’da Rhineland’ın yeniden işgali sırasında Hitler şu cümleleri kullanmıştı: “İnandığım yolda bir uyurgezerin sakınmazlığı ve inadıyla yürürüm ben.” Onun bu tutumu dünyayı şaşkınlığa uğratmıştı. Onun bu, kimsenin cesaret edemediği tutumu elde edilemeyen bir başarı, aynı zamanda da felaketin kıyısına sürükledi. Hitler tarihin sayfalarına dünyanın tanıdığı en sevilen ve en nefret edilen kişi olarak geçecekti. Hitler’in [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="326" data-end="744">1936’da Rhineland’ın yeniden işgali sırasında Hitler şu cümleleri kullanmıştı: “İnandığım yolda bir uyurgezerin sakınmazlığı ve inadıyla yürürüm ben.” Onun bu tutumu dünyayı şaşkınlığa uğratmıştı. Onun bu, kimsenin cesaret edemediği tutumu elde edilemeyen bir başarı, aynı zamanda da felaketin kıyısına sürükledi. <strong data-start="640" data-end="650">Hitler</strong> tarihin sayfalarına dünyanın tanıdığı en sevilen ve en nefret edilen kişi olarak geçecekti.</p>
<p data-start="746" data-end="1649">Hitler’in daha önceleri ilişki kurduğu insanlar, Hitler’in kendi büyüklüğüne kesin bir inancı olduğu konusunda hemfikir olmuşlardır. Aynı zamanda onun en büyük savaş tanrısı olduğuna inandığı tutumu da bu fikri desteklemektedir. Hitler aynı zamanda kendisini yargı konularında da bilirkişi olarak görmektedir. Bunun yanında Güzel Sanatlar Okulu giriş sınavında başarı göstermemesine rağmen kendini Alman mimarların en büyüğü olarak görmüştür. Açıkça görüldüğü gibi Hitler, kendisinin Almanya’ya kurtarıcı bir tanrı olarak gönderildiğine ve özel bir görevle yükümlü olduğuna inanmıştır. İncil’den sürekli örnekler getirmiş, böylece giriştiği durumlara dinsel bir görünüm de kazandırmıştır. İsa ile kendisi arasındaki karşılaştırmaları da gitgide artıyordu. Alman politikacı Eckart, Hitler’in bu tutumu için “Bir adam kendisini Hz. İsa ile aynı kaba koyarsa onun yeri tımarhanedir.” cümlesini kurmuştur.</p>
<h1 data-start="1656" data-end="1702"><strong data-start="1658" data-end="1700">Hitler: Ruh Bilimsel Çözüm ve Birleşim</strong></h1>
<p data-start="1704" data-end="2298">Dünya Adolf Hitler’i güçlü olma konusundaki doymak bilmeyen tutkusu ve zalimliği ile tanımaya başlamıştı. Kimi insanlar tarafından desteklenirken kimi insanlar tarafından da delinin teki olarak görülüyordu. Kuşkusuz Hitler’in kendisi kimi zaman davranışları hakkında birtakım açıklamalar yapmaktadır. Fakat bunlar ya ulusal temeller üzerine oturmakta ya da sorunu geçmişe atmaktadır. İşte bu noktada ilk kez kapıyı çalan nevrotik hasta ile karşılaşılan bir durum içine girilmektedir. Bu durumda Hitler’in <strong data-start="2209" data-end="2221">çocukluk</strong> yıllarına inip o dönemde edindiği izlenimleri araştırmak işe yarayacaktır.</p>
<p data-start="2300" data-end="2670">Hitler, aşağı sınıftan bir aile çevresinde yetişmiş; babası gümrük memuru, annesi ise kendisini evine ve ailesine adayan bir kadın olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu aile dinamiğinde Hitler’in babasının vaktinin çoğunu meyhanede geçirdiğini; evde kavga ve dırıltının eksik olmadığını, içkiyi fazla kaçırıp karısı ya da çocukları tarafından eve getirildiğini öğreniyoruz.</p>
<p data-start="2672" data-end="3165">Hitler’in aile yuvasından çok bahsetmemesi, bu tür olayların onda genç yaşlarda bir nefret ve öfke yarattığını tahmin etmemize yol açmaktadır. Babasının ayık olduğu zamanlarda da farklı bir izlenim yaratmaya çalışması, bu tür duyguları arttırmaktadır. Onuruna çok düşkün olan ve memurluğu ile böbürlenen babası, emekli olduktan sonra bile resmi giysilerini çıkartmamıştır. Aynı zamanda köy sokaklarında unvanının eksik söylenmesine tahammül edememiş ve bunu hemen karşı tarafa anımsatmıştır.</p>
<p data-start="3167" data-end="3819">Çocuğun özyapısı üzerinde baba kavramının etkisi büyüktür ve temel taştır. Fakat Hitler’de bu temel sağlam atılmış değildir. Bu koşullar altında Hitler kendi davranışlarına yön verecek bir model bulamadığından şaşırmış durumdaydı. Bu durumdan ötürü dünya Hitler için tehlikeli, hak tanımaz ve belirsiz görünmüştür. Babası eve geldiğinde nasıl davranacağını kestiremediğinden güvensizlik duygusu gitgide artmıştı. Hitler’in bu yoksunluğunun belirtisi, saygı duyabileceği, öykünebileceği bir erkek tipini örnek olarak aramasıdır. Çevresinde bulamadıkça tarihe yönelmiş, fakat politik inançları Hitler’in usunda örnek olma işlevini yerine getirmemiştir.</p>
<h1 data-start="3826" data-end="3869"><strong data-start="3828" data-end="3867">Hitler’in Psikopatolojik Eğilimleri</strong></h1>
<p data-start="3871" data-end="4250"><strong data-start="3871" data-end="3881">Hitler</strong> tipindeki psikopatlarda olgun birini kendisine önder seçme durumu tüm yetişme yılları boyunca sürmektedir. Fakat Hitler günün sonunda hep onların bir kusurunu yakalayıp kendisinden üstün olmadığı inancına kapılmıştır. Çocukluğundan gelen unvan ya da adlarını eksiksiz söyleme takıntısı vardır ve bu durum, çocukluğundan gelen babasının gölgesinden kaynaklanmaktadır.</p>
<p data-start="4252" data-end="4856">Bunun yanında, babasına göre annesinin Hitler’e epey güçlü bir sevgi bağı bulunmaktaydı. Bu nedenle annesinin üzerine düşen tutumları, Hitler’in huylarını bozacak şekilde şımartması da kaçınılmaz olacaktı. Kadın tüm sevgisini Adolf’a yoğunlaştırmış olup kocasıyla bir aşk ilişkisi bulunmadığından, nedenini bu noktada anlayabiliriz. Anne-oğul arasında kurulan bu libidinal bağ ve Adolf’un geçirdiği kudurganlık (tantrum) nöbetleri, istediği şeyi elde etmesine neden olmuştur. Böylece annesine istediğini yaptırıp, istedikleri yerine getirilmezse babası gibi biri olacağı korkusunu annesine aşılamıştır.</p>
<p data-start="4858" data-end="5243">Bir yandan büyürken diğer yandan da annesine duyduğu libidinal sevgi gelişmekte ve Hitler’in kişiliğinde Oedipus karmaşası yaşamasına neden olmuştur. Annenin sevgisi başına toplanırken, babanın öz yapısı bu karmaşanın gelişimini hızlandırmaktaydı. Böylece babaya duyulan nefretle anneye duyulan sevgi artmakta ve bununla birlikte babasının kininin kurbanı olma korkusu çoğalmaktaydı.</p>
<p data-start="5245" data-end="5647">Hitler’in sevgiye, kadınlara ve evliliğe karşı tutumu da annesi-babası üzerinden şekillenmiştir. Annenin babasına olan itaati, Hitler’in kadın cinsine saygısını yitirmesine neden olmuştur. “Erkekleri yoldan çıkaran kadınların kusurlarıdır.” sözünü sıkça söyler ve kadınları ayartıcı bulmuştur. Ne var ki yine de sadık bir kadın bulduğu takdirde ideal aşk ve evlilik düşüncesine inanmayı sürdürmüştür.</p>
<p data-start="5649" data-end="6080">Hitler aynı zamanda hayatının bir bölümünden sonra etyemez olmuştur. Araştırmalar, sevdiği birinin ölümünden sonra bu durumun ortaya çıktığını söylemiştir. Bu nedenle Hitler’in gösterdiği sapkınlıkların (dışkı yeme ve çiş içme gibi <strong data-start="5881" data-end="5898">psikopatoloji</strong> eğilimler) toplumsal uyum içinde normal bir yaşam sürme arasındaki uzlaşma olarak görülebileceğini söyleyebiliriz. Bu tip durumlar, mazoşizmin aşırı biçimini ortaya çıkarmaktadır.</p>
<h1 data-start="6087" data-end="6100"><strong data-start="6089" data-end="6098">Sonuç</strong></h1>
<p data-start="6102" data-end="6333">Bunların yanı sıra Hitler ailesi dışında da çok boyutlu, daha kapsamlı bir incelemeyi hak etmektedir. Fakat günün sonunda baktığımızda, onun bu tutumunun sebeplerinin en büyük etkisi ailesi ve yaralı geçen <strong data-start="6308" data-end="6320">çocukluk</strong> dönemidir.</p>
<h2 data-start="6340" data-end="6357"><strong data-start="6343" data-end="6355">Kaynakça</strong></h2>
<p data-start="6358" data-end="6542">Langer, W. C. (Yayın yılı, 6. basım). <em data-start="6396" data-end="6422">Hitlerin psikopatolojisi</em> (Çev. Kemal Bek &amp; Zeki Çakılalan). Donkişot Yayınları. (Orijinal çalışma 1943; 1972 tarihinde ilk kez yayımlanmıştır)</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/hitlerin-psikopatolojisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BİR NARSİSTİN DÜNYASI: Fİ DİZİSİ CAN MANAY KARAKTERİ</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/bir-narsistin-dunyasi-fi-dizisi-can-manay-karakteri/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=bir-narsistin-dunyasi-fi-dizisi-can-manay-karakteri</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/bir-narsistin-dunyasi-fi-dizisi-can-manay-karakteri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İclal Sena Ece]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Jul 2025 21:20:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Medya ve Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=10043</guid>

					<description><![CDATA[Can Manay, ünlü bir psikiyatrist, televizyon programcısı ve öğretim görevlisidir. Fi dizisinin ana karakteri olan Can Manay, kendi kuralları olan, saplantılı, kendi istekleri doğrultusunda insanları rahatsızlık duymadan kullanan ve harcayabilen bir karakter olarak karşımıza çıkar. Annesi babası olmayan Can, yapayalnız bir çocukluk geçirmiştir ve bu süreçte onu oğlu olarak gören, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="421" data-end="965">Can Manay, ünlü bir psikiyatrist, televizyon programcısı ve öğretim görevlisidir. Fi dizisinin ana karakteri olan Can Manay, kendi kuralları olan, saplantılı, kendi istekleri doğrultusunda insanları rahatsızlık duymadan kullanan ve harcayabilen bir karakter olarak karşımıza çıkar. Annesi babası olmayan Can, yapayalnız bir çocukluk geçirmiştir ve bu süreçte onu oğlu olarak gören, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde psikiyatrist olan Eti Yönder, vefat eden oğlu yerine koyup büyütmüş ve asıl adı Umut olan Can’a ismini koymuştur.</p>
<p data-start="967" data-end="1168">Can’ın psikopatolojik durumunu ele aldığımızda ana eksen <strong data-start="1024" data-end="1035">narsist</strong> olmasıdır. Ayrıca, sınırda kişilik bozukluğu özelliklerinden sadece bir kısmını görürüz, fakat tanı olarak koymaya yeterli değildir.</p>
<h3 data-start="1170" data-end="1203"><strong data-start="1170" data-end="1203">Manipülasyon Ustası Can Manay</strong></h3>
<p data-start="1205" data-end="1503">Can Manay insanlarla iletişimde her tepkisini örtük biçimde verir. O yüzden duygu durumu ve ne düşündüğü hakkında çok net yorum yapamayız. Ayrıca tam bir <strong data-start="1359" data-end="1375">manipülasyon</strong> ustasıdır. Bunu işleri kendi lehine çevirmek için her fırsatta kullanır. En fazla da takıntılı olduğu Duru karakterine uygular.</p>
<h3 data-start="1505" data-end="1568"><strong data-start="1505" data-end="1568">DSM-5’e Göre Muhtemel Ruh Sağlığı Tanısı ve Tanı Kriterleri</strong></h3>
<p data-start="1570" data-end="1905">Can Manay’ın her fırsatta büyüklenmesi, Can Manay olduğunu belirtmesi, mükemmel olduğunu düşündüğü için mükemmel kadını idealize etmesi, kendi çıkarı için başkalarını kullanmaktan çekinmemesi, başkalarının duygularını ve gereksinimlerini anlamaması, daima kendi beğenmiş tutumlar sergilemesi <strong data-start="1862" data-end="1893">narsistik kişilik bozukluğu</strong>nu gösterir.</p>
<h3 data-start="1907" data-end="1963"><strong data-start="1907" data-end="1963">Özsever (Narsistik) Kişilik Bozukluğu Tanı Ölçütleri</strong></h3>
<p data-start="1965" data-end="2200">A. Aşağıdakilerden beşi (ya da daha çoğu) ile belirli, erken erişkinlikte başlayan ve değişik bağlamlarda ortaya çıkan; büyülenme (düşlemlerde ya da davranışlarda), beğenilme gereksinimi ve eşduyum yapamama ile giden yaygın bir örüntü:</p>
<ol data-start="2202" data-end="3180">
<li data-start="2202" data-end="2356">
<p data-start="2205" data-end="2356">Büyüklüğün (örneğin başarılarını ve yeteneklerini abartır; gösterdiği başarılarla orantısız biçimde, üstün biri olarak görülme beklentisi içindedir).</p>
</li>
<li data-start="2357" data-end="2448">
<p data-start="2360" data-end="2448">Sınırsız başarı, güç, zeka, güzellik ya da yüce bir sevgi düşlemleriyle uğraşıp durur.</p>
</li>
<li data-start="2449" data-end="2630">
<p data-start="2452" data-end="2630">“Özel” ve eşi benzeri bulunmaz biri olduğuna ve ancak özel ya da üstün diğer kişilerce (ya da kurumlarca) anlaşılabileceğine ve ancak onlarla ilişki kurması gerektiğine inanır.</p>
</li>
<li data-start="2631" data-end="2657">
<p data-start="2634" data-end="2657">Çok beğenilmek ister.</p>
</li>
<li data-start="2658" data-end="2821">
<p data-start="2661" data-end="2821">Hak ettiği duygusu içindedir (özellikle kayırılacak bir biçimde davranılacağına ya da her ne istiyorsa yapılacağına ilişkin anlamsız beklentiler içinde olma).</p>
</li>
<li data-start="2822" data-end="2923">
<p data-start="2825" data-end="2923">Kendi çıkarı için başkalarını kullanır (kendi amaçlarına ulaşmak için başkalarından yararlanır).</p>
</li>
<li data-start="2924" data-end="3007">
<p data-start="2927" data-end="3007">Eşduyum yapamaz: Başkalarının duygularını ve gereksinimlerini anlamak istemez.</p>
</li>
<li data-start="3008" data-end="3092">
<p data-start="3011" data-end="3092">Sıklıkla başkalarını kıskanır ya da başkalarının kendisini kıskandığına inanır.</p>
</li>
<li data-start="3093" data-end="3180">
<p data-start="3096" data-end="3180">Başkalarına saygısız davranır, kendini beğenmiş davranışlar ya da tutumlar sergiler.</p>
</li>
</ol>
<h3 data-start="3182" data-end="3226"><strong data-start="3182" data-end="3226">İdealizasyon ve Değersizleştirme Döngüsü</strong></h3>
<p data-start="3228" data-end="3890">Can Manay karakterinde sıkça gözlenen narsistik savunma mekanizmalarından biri <strong data-start="3307" data-end="3327">değersizleştirme</strong>dir. Özellikle de duygusal olarak yakınlaşmada korktuğu zamanlarda karşısındaki kişinin duygularını geçersizleştirerek ve küçümseyerek uzaklaştırır. Bu durumla beraber olarak idealizasyon ve devülasyon döngüsü görülür. İdealizasyon, bir kişinin bir kişiye, yere veya kavrama abartılı olumlu nitelikler yükleme eğilimini ifade eder. Duru karakteri ilk başta Can Manay tarafından “ulaşılamaz ve kusursuz” olarak görülürken, Can’ın kontrolünü kaybettiği zamanlarda da devülasyon yani değersizleştirme durumu görülür. Bu olumsuz duygular öfkeye, küçümsemeye yol açar.</p>
<h3 data-start="3892" data-end="3940"><strong data-start="3892" data-end="3940">İlişkilerde Kontrol ve Duygusal Manipülasyon</strong></h3>
<p data-start="3942" data-end="4343">Borderline kişilik bozukluğu ve narsistik kişilik bozukluğu ile mücadele eden bireyler için &#8220;bölünme&#8221; olarak adlandırılan idealleştirme ve değersizleştirme döngüsü, ilişkilerinin toksik ve yönetilemez hale gelmesine neden olabilir. Duru ve Can ilişki dinamiğinde de bu duruma rastlarız. Bu dinamik, narsistik kişiliğin derinlerde taşıdığı değersizlik duygusuna karşı geliştirdiği bir koruma biçimidir.</p>
<p data-start="4345" data-end="4909">Can Manay’ın ilişkilerinde temel güdüsü <strong data-start="4385" data-end="4396">kontrol</strong>dür. İnsanları etkileyici, entelektüel ve karizmatik kişiliği ile kendine çeker; ancak ilişkilerinin ilerleyen aşamalarında karşısındakine psikolojik üstünlük kurma eğilimi gösterir. Duru ile olan ilişkisi, bir duygusal bağ kurmaktan ziyade, onun üzerinden kendini tamamlamaya yönelik bir arzunun ürünüdür. Bu bağlamda, Duru’nun özgür iradesi tehdit altında olduğunda Can’ın öfke, kıskançlık ve baskılayıcı tavırları ortaya çıkar. Bu davranışlar, narsistik kişiliğin altında yatan kırılgan benliğin dışavurumudur.</p>
<h3 data-start="4911" data-end="4932"><strong data-start="4911" data-end="4932">Tedavi ve Yönetim</strong></h3>
<p data-start="4934" data-end="5283">Psikologlar arasında <strong data-start="4955" data-end="4970">narsisizmin</strong> tedavisi konusunda bir fikir birliği bulunmamaktadır. Doğası gereği tedavisi zor olan bir kişilik bozukluğudur. Zira narsist bir kişinin kendisinde herhangi bir yanlışlık ya da bozukluk görme olasılığı oldukça düşüktür. Dolayısıyla bir narsistin tedavi amaçlı psikolojik destek alması nadir görülen bir durumdur.</p>
<p data-start="5285" data-end="5910">Bir diğer zorluk, narsistik kişilik bozukluğuna eşlik eden olası rahatsızlıkların varlığı ve çeşitliliğidir. Depresyon, bipolar bozukluk ve kaygı bozukluğu eşlik eden rahatsızlıklar arasındadır (Yakely, 2018). Diğer taraftan, tedaviyi seçen kişilerde narsistik kişilik bozukluğuna dönük özel bir müdahale olmamasına rağmen tedavilerin işe yaradığı ifade edilmektedir (Yakely, 2018). Narsisizmin tedavisinde kullanılan müdahalelerin henüz başlangıç aşamasında olduğu söylenebilir. Bununla birlikte, tedavide kullanılan yöntemler psikodinamik, kişilerarası ve bilişsel olmak üzere üç kategoriye ayrılmaktadır (Magnavita, 2018).</p>
<h3 data-start="5912" data-end="6526"><strong data-start="5912" data-end="5925">KAYNAKLAR</strong></h3>
<p data-start="5912" data-end="6526">Terapi Psikiyatri. (16.06.2017). Psikanaliz: Can Manay. Terapi Psikiyatri Dergisi.<br data-start="6010" data-end="6013" /><a class="" href="https://www.terapipsikiyatri.com/dergi-yazilari/psikanaliz-can-manay/" target="_new" rel="noopener" data-start="6013" data-end="6082">https://www.terapipsikiyatri.com/dergi-yazilari/psikanaliz-can-manay/</a><br data-start="6082" data-end="6085" />Amerikan Psikiyatri Birliği. (2013). DSM-5: Ruhsal bozuklukların tanısal ve sayısal elkitabı (5. baskı, Çev. Ed. E. Köroğlu). HYB Yayıncılık. (Orijinal çalışma yayımlanma tarihi: 2013)<br data-start="6269" data-end="6272" />Korkmaz Yıldırım, N., &amp; Kansu, A. F. (2022). Bir narsisizm incelemesi: Gelişimi, türleri, etiyolojisi, tanısı ve tedavisi. <em data-start="6395" data-end="6444">International Academic Social Resources Journal</em>. <a class="" href="https://asrjournal.org/files/asrjournal/5bba580c-6b83-4335-ae66-d247bc9b4466.pdf" target="_new" rel="noopener" data-start="6446" data-end="6526">https://asrjournal.org/files/asrjournal/5bba580c-6b83-4335-ae66-d247bc9b4466.pdf</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/bir-narsistin-dunyasi-fi-dizisi-can-manay-karakteri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>The Edge of Seventeen: Nadine’in İç Dünyasına Ergenlik Psikolojisi Açısından Bakış</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/the-edge-of-seventeen-nadinein-ic-dunyasina-ergenlik-psikolojisi-acisindan-bakis/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=the-edge-of-seventeen-nadinein-ic-dunyasina-ergenlik-psikolojisi-acisindan-bakis</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/the-edge-of-seventeen-nadinein-ic-dunyasina-ergenlik-psikolojisi-acisindan-bakis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İclal Sena Ece]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Jun 2025 10:49:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ergen Psikolojisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=8184</guid>

					<description><![CDATA[Ergenlik, çocukluktan yetişkinliğe geçiş sürecidir ve birçok biyolojik, bilişsel ve sosyo-duygusal değişimi içerir. Kişinin kimlik, bağımsızlık ve sosyal rollerini geliştirdiği kritik bir dönem olarak karşımıza çıkmaktadır. Kültürel ve tarihsel perspektifler de ergenlikte büyük bir rol oynar. Bu dönem, genellikle 10-18 yaş aralığını kapsar, ancak yetişkinliğe geçiş bazı bireylerde daha uzun sürebilmektedir. The Edge of Seventeen [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="414" data-end="719"><strong data-start="414" data-end="426">Ergenlik</strong>, çocukluktan yetişkinliğe geçiş sürecidir ve birçok biyolojik, bilişsel ve sosyo-duygusal değişimi içerir. Kişinin <strong data-start="542" data-end="552">kimlik</strong>, bağımsızlık ve sosyal rollerini geliştirdiği kritik bir dönem olarak karşımıza çıkmaktadır. Kültürel ve tarihsel perspektifler de <strong data-start="684" data-end="698">ergenlikte</strong> büyük bir rol oynar.</p>
<p data-start="721" data-end="1033">Bu dönem, genellikle 10-18 yaş aralığını kapsar, ancak yetişkinliğe geçiş bazı bireylerde daha uzun sürebilmektedir. <em data-start="838" data-end="861">The Edge of Seventeen</em> filmi bu <strong data-start="871" data-end="883">ergenlik</strong> döneminin gelişimlerini büyük ölçüde ele alır. Nadine, karşımıza <strong data-start="949" data-end="961">ergenlik</strong> döneminin özelliklerini gösteren 16-17 yaşlarında bir kız olarak çıkar.</p>
<p data-start="1035" data-end="1487">Nadine’in ayna karşısında saçını beğenmemesi, sivilceli suratına bakması bize ilk mesajı verir. Bu durum, <strong data-start="1141" data-end="1153">ergenlik</strong> döneminde beden imajıyla fazla meşgul olma durumunu bize gösterir. Sonrasında babasının vefatı, kendisinde yalnızlık ve boşluk duygusunun yanı sıra annesiyle ilişkisini de etkiler. Annesinin sürekli Nadine’ye karşı eleştirel davranımı, abisiyle kıyaslaması ve acınası biri olduğunu düşünmesi, Nadine’in özsaygısında eksiklik yaratır.</p>
<p data-start="1489" data-end="2052"><strong data-start="1489" data-end="1501">Ergenlik</strong> döneminde ebeveynlerin tutumu, birey olma yolundaki kişinin özsaygısını belirleyici düzeyde etkiler. En yakın arkadaşının abisiyle yaşadığı ve devam ettirdiği ilişkisi sonrası Nadine kendini yalnız hisseder ve bunu içselleştirir. Bu durumu sosyal bağlamda ele aldığımızda, Nadine’in en yakın arkadaşına duyduğu aidiyetin büyük ölçüde sarsıldığını görürüz. En yakın arkadaşına yaptırmaya ittiği seçim, <strong data-start="1903" data-end="1912">ergen</strong> bireylerin yaşadığı durumları büyütüp abartı tepkilerle gösterdikleri bir örnektir ve sosyal bağları da bu kopuşmalar üzerinden şekillenir.</p>
<p data-start="2054" data-end="2412">Sonrasında yakın arkadaşını da kaybeden Nadine, sosyal olarak çevresine uyum sağlayamaz ve <strong data-start="2145" data-end="2155">kimlik</strong> arayışına girer. Bu durumu, Erikson’un <strong data-start="2195" data-end="2218">psikososyal gelişim</strong> kavramıyla ele alabiliriz. Bu durumda odaklanacağımız aşama, beşinci yani <strong data-start="2293" data-end="2305">ergenlik</strong> dönemidir. Erikson, bu dönemdeki rol çatışmasını <strong data-start="2355" data-end="2365">kimlik</strong> ile <strong data-start="2370" data-end="2390">kimlik karmaşası</strong> olarak tanımlamıştır.</p>
<p data-start="2414" data-end="2833">Öğretmenine kolaylıkla yalan söylemesi, hoşlandığı Nick karakterinin ıslahevinde yatmış olmasının ona çekici gelmesi düşüncesi de <strong data-start="2544" data-end="2560">ergenlikteki</strong> yansımaların göstergesidir. Nadine’in ondan hoşlanmadığı halde Erwin’in evine gitmesi, ona “seks yapalım mı?” diye bir teklifte bulunması, yaşadığı <strong data-start="2709" data-end="2732">duygusal eksikliğin</strong> karşılanma isteği olarak yorumlanabilir ve <strong data-start="2776" data-end="2790">ergenliğin</strong> getirisi olan dürtüsellikle bağdaştırılır.</p>
<p data-start="2835" data-end="3051">Aynı zamanda annesinin arabasını kaçırması, düşünmeden hareket etmesine bilişsel olarak baktığımızda gelişmemiş prefrontal korteks ile ilişkilendirilebilir. Dürtü kontrolünü sağlamada bu bilişsel yetersizlik etkiler.</p>
<p data-start="3053" data-end="3535">Nadine’in öğretmeniyle olan bağına baktığımızda ise, intihar edeceğim söylemi ve intihar pandomimi yapması aslında bu yaşadıklarının bir yansımasıdır. <strong data-start="3204" data-end="3216">Ergenler</strong>, yaşadıkları küçük olayları bile fazlasıyla abartma eğilimindedirler. Bunun yanı sıra öğretmenine karşı kendi akranlarını eleştirmesi: “Bizim neslimiz gerizekalı, ben eskilerin ruhuna sahibim, o insanlarla hiçbir ortak noktam yok” demesi ve kendini farklı görmesi, tipik bir <strong data-start="3492" data-end="3504">ergenlik</strong> <strong data-start="3505" data-end="3524">kimlik bunalımı</strong> örneğidir.</p>
<p data-start="3537" data-end="3895">Filmin son kısımlarına doğru abisiyle olan yüzleşme sahnesi, Nadine’in <strong data-start="3608" data-end="3631">duygusal gelişimine</strong> örnek olarak gösterilebilir. “Kendime yukarıdan, dışarıdan bakıyorum, konuşma biçimim ve davranışlarım beni tiksindiriyor” kısmı da onun bu dönemde karşılaştığı <strong data-start="3793" data-end="3819">duygusal zorluklarının</strong> bir ifadesidir ve Nadine’in öz değerini, kendilik algısını derinden sarsar.</p>
<p data-start="3897" data-end="4219">Bunun yanı sıra, “Sorunları olan tek kişinin ben olmama sebep oluyor ve böyle özel biri gibi hissediyorum” cümlesi de kişisel efsane/mit düşünce tarzının sonucudur. <strong data-start="4062" data-end="4077">Ergen birey</strong>, benzersiz olduğuna inanır ve kendini farklı, özel hisseder. Nadine’in cümlelerinde bu benzersiz olma ve farklı hissetme düşüncesini görürüz.</p>
<p data-start="4221" data-end="4599">Film, <strong data-start="4227" data-end="4241">ergenliğin</strong> gelişim süreciyle ilgili <strong data-start="4267" data-end="4279">duygusal</strong>, sosyal ve bilişsel çatışmaların dinginleşmesini, Nadine’in olgunlaşma sürecini ve <strong data-start="4363" data-end="4391">kimliğini geliştirmesini</strong>, bireyleşmeye doğru giden yolunu gösteriyor. Karakterin değişim ve gelişim süreçlerini ele aldığımızda, Nadine’in abisiyle olan yüzleşmesi çok anlamlıydı ve kendini olgunlaşmaya doğru attığı en büyük adımdı.</p>
<p data-start="4601" data-end="4954">Hoşlandığı, ona sadece cinsel obje olarak bakan Nick’in peşinden koşmak yerine ona değer veren Erwin ile ilişki kurması, onun gelişimi açısından olumlu oldu. Nick ona kendini çok daha kötü hissettirip özsaygısını daha fazla zedeleyebilirdi ve Nadine’in yetişkinlik hayatında bu zedelenme ile öz güvensiz bir birey olarak devam etmesine sebep olabilirdi.</p>
<p data-start="4956" data-end="5237">Erwin’in gösterisine giderken annesine mesaj olarak güvende olduğunu haber vermesi de ebeveyn ile ilişkisi açısından çok değerliydi. Aykırı olmak yerine, onun da uyumlu yaklaşması bir şeyleri düzeltmek için sorumluluk alıp çabalaması Nadine’in olgunlaşmasındaki büyük bir parçaydı.</p>
<h3 data-start="5244" data-end="5257"><strong>Kaynaklar</strong></h3>
<p data-start="5259" data-end="5435">Mentalup. (n.d.). Psikososyal gelişim kuramı nedir, evreleri nelerdir. Mentalup. Erişim adresi: <a class="" href="https://www.mentalup.net/blog/psikososyal-gelisim-kurami-nedir-evreleri-nelerdir" target="_new" rel="noopener" data-start="5355" data-end="5435">https://www.mentalup.net/blog/psikososyal-gelisim-kurami-nedir-evreleri-nelerdir</a></p>
<p data-start="5437" data-end="5556">Ahioglu, E., &amp; Lindberg, N. (2011). Piaget ve <strong data-start="5483" data-end="5497">ergenlikte</strong> bilişsel gelişim. <em data-start="5516" data-end="5542">Kastamonu Eğitim Dergisi</em>, 19(1), 1-10.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/the-edge-of-seventeen-nadinein-ic-dunyasina-ergenlik-psikolojisi-acisindan-bakis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital Medyanın Bilişsel Süreçlere Etkisi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/dijital-medyanin-bilissel-sureclere-etkisi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=dijital-medyanin-bilissel-sureclere-etkisi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/dijital-medyanin-bilissel-sureclere-etkisi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İclal Sena Ece]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 May 2025 08:47:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dijital Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=6293</guid>

					<description><![CDATA[Dijital medya, son 20 yılda bilgiye erişimimizi, yaşam tarzlarımızı, insanlarla iletişim biçimimizi, düşünce biçimlerimizi ve kamuoyunu etkilemiştir. Bununla birlikte medya kuruluşları buna göre şekillenmiş, neyin haber olup olmayacağının yayımlanması bu kuruluşlar tarafından belirlenip değerlerini ve inançları kitlelere ulaştırmıştır. Bu bilgiler zaman zaman dezenformasyona da sebep olmuştur. Bireyler bu durumun etkisinde kalarak düşünce yapılarını da şekillendirebilmiştir. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Dijital medya</b>, son 20 yılda bilgiye erişimimizi, yaşam tarzlarımızı, insanlarla iletişim biçimimizi, düşünce biçimlerimizi ve kamuoyunu etkilemiştir. Bununla birlikte medya kuruluşları buna göre şekillenmiş, neyin haber olup olmayacağının yayımlanması bu kuruluşlar tarafından belirlenip değerlerini ve inançları kitlelere ulaştırmıştır. Bu bilgiler zaman zaman dezenformasyona da sebep olmuştur. Bireyler bu durumun etkisinde kalarak düşünce yapılarını da şekillendirebilmiştir.</p>
<p>İnsanların günden güne <b>dijital </b><strong>medyaya</strong> ilgisinin artmasıyla ve <b>dijital </b><strong>medyanın</strong> sürekli olarak gelişmesi ile birlikte bireylerin benlik algıları, çevresiyle kurduğu sosyal ilişkileri, <b>dikkat</b> dağınıklıkları, kimlik inşaları bu durumla paralel olarak büyük ölçüde etkilenmekte ve bu etkinin sürekli olarak devam edeceği öngörülmektedir.</p>
<p>Bu süreç, bütün sosyal bilim dallarının ilgisini çekmekte, fakat psikoloji bilimi bu süreci kapsamlı biçimde alt dallarıyla ele almaktadır.</p>
<h2><b>Dijital Medyanın Bilişsel Süreçler Üzerindeki Etkileri</b></h2>
<p>Bu alt dallar, <b>dijital </b><strong>medyanın</strong> <b>bilişsel süreçler</b> üzerindeki etkilerini incelediğinde, <b>dijital </b><strong>medyanın</strong> bireylerin üzerindeki etkisini sadece sosyal bağlamda ele almaktan ziyade bireylerin <b>bilişsel </b><strong>süreçlerini</strong> de önemli ölçüde etkilemektedir. Ortaya çıkan veriler, bu etkinin olumlu ya da olumsuz olabileceğini söylese de nörobiyolojik mekanizmalarla ilgili kanıtlar sınırlı kalmıştır.</p>
<p>Maslow’un genişletilmiş ihtiyaçlar hiyerarşisine göre bilişsel ihtiyaçlar, günlük görevleri kolaylaştırmak için <b>dijital </b><strong>medyaya</strong> başvurma ihtiyacını temel bir insan talebi olarak ortaya koyar ve bu da zamanla yüksek derecede esnek <b>bilişsel </b><strong>süreçleri</strong> önemli değişimlere götürür. Cohen ve Dehaene’nin beyin okuma ağı üzerine yaptığı araştırmalarda ise yeni bir araç, beceri ya da düşünce edinilmesinin aynı işlemlerden sorumlu olan beyin sistemlerini kademeli olarak şekillendireceğini öne sürmüşlerdir. Bu durum, beyinde olumlu ya da olumsuz izler bırakabileceğini ve nöroplastisite durumunu etkileyebileceğini desteklemektedir.</p>
<h2><b>Dijital Medyanın Olumsuz Etkileri ve Dikkat</b></h2>
<p>Bu konu ile ilgili güçlü kanıtlar bulunmasa da, aşırı <b>dijital medya</b> kullanımıyla oluşan hafıza kaybı, <b>dikkat</b> bozukluğu ve karar verme becerilerinde eksiklik gibi bilişsel gerilemeleri kapsayan şemsiye bir terim olarak <i>dijital demans</i> terimi kullanılmaktadır.</p>
<p>Bazı yazarlar, bilgi aramak için arama motorlarının aşırı kullanımının uzun süreli hafıza ve <strong>dikkatle</strong> ilgili beyin bölgelerinin olumsuz etkileneceğini belirtmişlerdir. Bu etkilerin yanı sıra Green ve Boveiler, video oyunlarının oyuncuların <b>dikkat</b> becerilerini artırıp artırmadığı konusunu test etmişlerdir ve <b>dikkat</b> dağıtıcı bilgileri göz ardı etme gibi bilişsel görevlerde daha iyi performans gösterdiğini bulmuşlardır. Bunun yanı sıra video oyunlarının zihinsel döndürme, bilişsel haritalama, mekânsal hafıza gibi becerileri artırabildiği gözlemlenmiştir.</p>
<h2><b>Sosyal Medya ve Dikkat Dağılması</b></h2>
<p>Sosyal medya kısmı incelendiğinde ise çevrim içi sosyal platformların, bildirimlerin, reel gibi kaydırma akışlarının kişinin <strong>dikkatini</strong> uzaklaştırarak sürekli bölünmüş <b>dikkat</b> durumuna yol açabileceği fikri ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Özellikle günümüzde ön plana gelen yapay zekâ (AI) aracı; anlama, bilgi aktarımı, matematik gibi alanların düşünme, öğrenme, karar verme şeklini etkilemektedir. Bu insan benzeri yapay zekâ simülasyonu, farklı bakış açılarını keşfetmeyi sağlasa da insan tembelliğine katkı sağlayarak insanın düşünme gücünü zayıflatabileceği fikri ortaya çıkmıştır. Aynı zamanda yapay zekâ temelli olan GPS sistemleri, hipokampüse bağlı mekânsal biliş ile ilgili beyin bölgelerini etkileyebilmektedir.</p>
<h2><b>Çalışmalarla Dijital Medyanın Etkileri</b></h2>
<p>Tüm bu incelediğimiz çerçeveler içerisinde literatürde yapılan birçok çalışma, <b>dijital </b><strong>medyanın</strong> en olumsuz etkilediği işlevin <b>dikkat</b> olduğunu ortaya koymuştur. Bununla ilgili yapılan bir çalışmada, aynı dersi dinleyen fakat derste bir grubun dizüstü bilgisayar kullandığı ve diğer grubun kullanmadığı iki öğrenci grubu karşılaştırılmıştır. Sonuçta dizüstü bilgisayar kullanan grubun performansı daha düşük olmuştur ve bu durum, öğrenme üzerinde olumsuz etki yaratıp <strong>dikkatin</strong> bölünmesine bağlanmıştır.</p>
<p>Aynı zamanda hafıza da <b>dijital </b><strong>medyada</strong> etkin rol oynamaktadır ve bununla ilgili dijital fotoğraf çekmenin hafızayı etkilediği bulunmuştur. Bu durum, en iyi fotoğrafı yakalamak için harcanan <strong>dikkatin</strong> zihinsel temsile değil, kameranın hatırlayacağı varsayımına yöneltilmesidir.</p>
<p>En çok incelenen dijital bileşenlerden biri olan internet kullanımı da hem avantaj hem de dezavantaj olarak ele alınmaktadır ve bununla ilgili olarak genç yetişkinlerle yapılan bir müdahale çalışması gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada katılımcılara her gün bir saatlik internet arama görevleri verilmiştir ve buna bağlı olarak değerlendirme yapılmıştır. Bu değerlendirmede, uzun süreli hafıza ve geri çağırma ile ilgili temporal girus gibi beyin bölgelerinde işlevsel bağlantılarda ve senkronizasyonda azalma olduğu bulunmuştur.</p>
<h2><b>Sonuç: Dijital Medyanın Dengeli Kullanımı</b></h2>
<p>Sonuç olarak, <b>dijital </b><strong>medyanın</strong> <b>bilişsel süreçler</b> üzerindeki etkileri olumlu veya olumsuz etki göstermekte olup, medyayı olumlu etkilerin daha yüksek olacağı şekilde kullanılmasına <b>dikkat</b> edilmelidir. Bu durum, beyin sağlığımızı desteklemesi ve beynin farklı bölgeleri arasındaki bağlantıları güçlendirmesi amacıyla <b>dikkat</b> edilmesi gereken önemli noktalardan biridir.</p>
<h3><b>Kaynakça</b></h3>
<ul>
<li>Barros, E. (2024). Understanding the influence of digital technology on human cognitive processes: A review. <i>Preprint</i>, 2024041844.<span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li>Correia de Barros, E. (2024). Understanding the influence of digital technology on human cognitive functions: A narrative review. <i>IBRO Neuroscience Reports, 16</i>, 415–422.<span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li>Study.com. (t.y.). Impacts of digital technology on cognitive development. Erişim adresi: <a href="https://study.com/academy/lesson/impacts-of-digital-technology-on-cognitive-development.html" target="_blank" rel="noopener">https://study.com/academy/lesson/impacts-of-digital-technology-on-cognitive-development.html</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/dijital-medyanin-bilissel-sureclere-etkisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
