<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Hilal Özdemir &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/hilalozdemir/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Fri, 15 May 2026 10:55:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Hilal Özdemir &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sevgi Varken Ayrılmak: İlişkilerde Kendilik Koruması ve Duygusal Sınırlar</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/sevgi-varken-ayrilmak-iliskilerde-kendilik-korumasi-ve-duygusal-sinirlar/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sevgi-varken-ayrilmak-iliskilerde-kendilik-korumasi-ve-duygusal-sinirlar</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/sevgi-varken-ayrilmak-iliskilerde-kendilik-korumasi-ve-duygusal-sinirlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hilal Özdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 May 2026 22:15:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlişki Dinamikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Aile Danışmanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Benlik Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki dinamikleri]]></category>
		<category><![CDATA[öz-şefkat]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=34690</guid>

					<description><![CDATA[“Seni seviyorum ama kendimi de seviyorum” ifadesi, ilişkisel süreçlerde giderek daha sık karşımıza çıkan önemli bir farkındalık cümlesidir. Bu ifade, yalnızca duygusal bir ayrışmayı değil; bireyin ilişki içinde kendilik değerini, psikolojik sınırlarını ve içsel dengesini koruma çabasını da yansıtır. Aile danışmanlığı pratiğinde gözlemlendiği üzere, romantik ilişkiler çoğu zaman yalnızca sevgi üzerinden değerlendirilir. Oysa sağlıklı ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Seni seviyorum ama kendimi de seviyorum” ifadesi, ilişkisel süreçlerde giderek daha sık karşımıza çıkan önemli bir farkındalık cümlesidir. Bu ifade, yalnızca duygusal bir ayrışmayı değil; bireyin ilişki içinde <strong>kendilik değerini</strong>, psikolojik sınırlarını ve içsel dengesini koruma çabasını da yansıtır.</p>
<p>Aile danışmanlığı pratiğinde gözlemlendiği üzere, romantik ilişkiler çoğu zaman yalnızca sevgi üzerinden değerlendirilir. Oysa sağlıklı ve sürdürülebilir bir ilişki; sevginin varlığı kadar, karşılıklı saygı, duygusal emek dengesi ve bireylerin kendi benlik alanlarını koruyabilmesi ile mümkündür.</p>
<h3>İlişki İçinde Kendilik Kaybı</h3>
<p>Bazı ilişkilerde birey zamanla daha çok veren, daha çok uyum sağlayan ya da daha çok idare eden taraf haline gelebilir. Bu durum başlangıçta ilişkiyi sürdürmeye yönelik bir çaba gibi görünse de, uzun vadede kişinin kendi ihtiyaçlarını geri plana atmasına neden olabilir.</p>
<p>Bu süreç genellikle ani bir kırılma ile değil; sessiz bir iç yorgunluk, duygusal tükenme ve ilişkiden giderek geri çekilme ile kendini gösterir. Birey, bir noktadan sonra yalnızca ilişkiyi değil, ilişkideki <strong>“kendilik hissini”</strong> de sorgulamaya başlar.</p>
<h3>Sevgi ve Ayrılık Arasındaki Görünmez Alan</h3>
<p>Toplumsal olarak ayrılık çoğu zaman sevginin bitişi olarak algılansa da, danışmanlık süreçlerinde gözlemlenen birçok durumda bu durum farklıdır. Bazı ayrılıklar sevginin yokluğundan değil; sevgi devam ederken ilişkinin birey üzerinde yarattığı duygusal yükten kaynaklanır.</p>
<p>Bu noktada birey, duygusal bağlılık ile psikolojik iyi oluş arasında bir denge kurmaya çalışır. Ancak bu denge her zaman ilişkinin devamı yönünde kurulamayabilir. Bazen kişi için en sağlıklı seçenek, ilişkiyi sürdürmek değil; kendi içsel dengesini yeniden kurmaktır.</p>
<h3>Kendini Seçmek: Bencillik Değil, İlişkisel Sorumluluk</h3>
<p>Kendini seçmek, sıklıkla yanlış biçimde bencillik olarak yorumlansa da, aslında sağlıklı ilişkisel işleyişin temel bileşenlerinden biridir. Bireyin kendi duygusal ihtiyaçlarını fark etmesi ve sınırlarını koruyabilmesi, hem bireysel iyi oluş hem de ilişkisel denge açısından koruyucu bir işlev taşır.</p>
<p>Aile danışmanı olarak sahada yapılan gözlemler, bireylerin ilişkide kalma motivasyonunun yalnızca sevgiyle açıklanamayacağını göstermektedir. Özellikle uzun süreli ilişkilerde, duygusal emek dengesinin bozulması ve bireyin kendi ihtiyaçlarını sürekli geri plana atması, zamanla içsel bir tükenmişlik hissi yaratabilmektedir.</p>
<p>Bu noktada ilişkiyi sonlandırma kararı, çoğu zaman bir “vazgeçiş” değil; aksine bireyin kendi psikolojik sınırlarını yeniden inşa etme girişimidir. Danışmanlık sürecinde sıkça vurguladığımız temel nokta şudur: Sağlıklı bir ilişki, bireyin hem “biz” hem de “ben” olarak var olabildiği bir alan olmalıdır.</p>
<p>Dolayısıyla “kendini seçmek” davranışı, ilişkiden kaçış değil; duygusal olgunluk, öz farkındalık ve sınır koyabilme becerisinin bir göstergesidir.</p>
<h3>Sonuç Olarak</h3>
<p>Sevgi, bir ilişkiyi başlatan ve besleyen en güçlü duygulardan biridir. Ancak tek başına yeterli olmadığında, bireyler kendi içsel dengelerini korumak adına zorlayıcı kararlar almak durumunda kalabilir.</p>
<p>Ve bazen en sessiz ama en güçlü karar şudur: Sevgi devam ederken, kendini kaybetmemeyi seçmek.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/sevgi-varken-ayrilmak-iliskilerde-kendilik-korumasi-ve-duygusal-sinirlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aşkın Fırtınasından, Sevginin Sakin Limanına</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/askin-firtinasindan-sevginin-sakin-limanina/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=askin-firtinasindan-sevginin-sakin-limanina</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/askin-firtinasindan-sevginin-sakin-limanina/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hilal Özdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 22:10:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aşk ve İlişkiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=28323</guid>

					<description><![CDATA[İnsanlık tarihi boyunca üzerine en çok şiir yazılan, uğruna savaşlar çıkıp barışlar mühürlenen o devasa kimyasal tepkime: Aşk. Evet doğru okudunuz aşk bir kimyasal tepkime teşkil etmektedir. Aşık olduğumuzda hormonlar patlama yaşar. Dopamin ödül mekanizmalarını harekete geçirir. İlginç bir şekilde serotonin düşüşe geçer ve evet sürekli aklınızda o kişinin dolaşması bu yüzdendir. “Midemde kelebekler uçuşuyor” [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="1">İnsanlık tarihi boyunca üzerine en çok şiir yazılan, uğruna savaşlar çıkıp barışlar mühürlenen o devasa kimyasal tepkime: Aşk. Evet doğru okudunuz aşk bir kimyasal tepkime teşkil etmektedir. Aşık olduğumuzda hormonlar patlama yaşar. Dopamin ödül mekanizmalarını harekete geçirir. İlginç bir şekilde serotonin düşüşe geçer ve evet sürekli aklınızda o kişinin dolaşması bu yüzdendir. “Midemde kelebekler uçuşuyor” demenize sebep olan hormonunuzsa norepinefrinin ta kendisidir. Bu hormon da ellerinizin terlemesine, kalbinizin küt küt atmasına neden olur. Peki heyecan yerini huzura bırakırken ne olur? Oksitosin ve Vazopressin etkin hale gelir. Bu iki hormon “bağlanma hormonları” olarak da bilinir. Gelelim yazının esas konusu olan aşka… Aşk; kimine göre bir hastalık, kimine göre hayatın tek gerçek anlamı. Ancak modern psikiyatrinin önemli isimlerinden biri olan Mehmet Zihni Sungur’un o sarsıcı tespitiyle yüzleştiğimizde, taşlar yerine oturmaya başlar: &#8220;Aşk başınızı döndürür, sevgi ise dünyayı&#8230;&#8221; Peki, fırtına dindiğinde ayaklarımızı yere sağlam basmamızı sağlayan o &#8220;dünya&#8221; nasıl inşa edilir?</p>
<h3 data-path-to-node="2"><b data-path-to-node="2" data-index-in-node="0">Biyokimyasal Bir İstila Olarak Aşk</b></h3>
<p data-path-to-node="3">Aşk, doğası gereği bir &#8220;istila&#8221; halidir. Biyokimyasal bir kokteylin zihnimize hükmettiği, <b data-path-to-node="3" data-index-in-node="90">dopaminerjik sistem</b> üzerinden ödül mekanizmalarını sonuna kadar zorladığı o ilk evre, aslında bir eksikliği tamamlama arzusudur. Bu aşamada kişi, ötekini olduğu gibi değil, kendi hayallerindeki boşluğu dolduracak bir yansıma olarak görür.</p>
<h3 data-path-to-node="4"><b data-path-to-node="4" data-index-in-node="0">Tutku Patlamasından Gerçek Sınava</b></h3>
<p data-path-to-node="5">Psikolog Robert Sternberg’in &#8220;Aşk Üçgeni&#8221; teorisiyle bakacak olursak; bu evre tam anlamıyla bir tutku patlamasıdır. Henüz içinde ne gerçek bir yakınlık ne de sarsılmaz bir bağlılık barındırır. Bu yüzden aşk, Sungur’un deyimiyle bir &#8220;ihtiyaç&#8221; halidir. Oysa fırtına dindiğinde, yani o baş dönmesi durduğunda geriye kalan boşluk, ilişkinin gerçek sınavıdır.</p>
<h3 data-path-to-node="6"><b data-path-to-node="6" data-index-in-node="0">Bir Eylem ve Seçim Olarak Sevgi</b></h3>
<p data-path-to-node="7">İşte tam bu noktada, aşkın yakıcı ateşinden sevginin ısıtan közüne geçiş başlar. Erich Fromm Sevme Sanatı&#8217;nda sevgiyi bir duygu değil, bir &#8220;eylem&#8221; ve &#8220;yeti&#8221; olarak tanımlar. Sevgi, bir tesadüf değil, bir seçimdir. Aşk başımıza gelir; sevgi ise bizim emeklerimizle inşa edilir. Sungur, sevgiyi aşkın küllerinden doğan bir <b data-path-to-node="7" data-index-in-node="321">olgunluk süreci</b> olarak betimler. Aşkın o çocuksu ve bencil &#8220;ihtiyaç&#8221; dili, yerini yetişkin bir bağlılığa bırakır. Sevgi; ötekinin varlığını kendi varlığın kadar önemsemek, onun gelişimine duyulan derin saygı ve bu uğurda gösterilen bilinçli çabadır.</p>
<h3 data-path-to-node="8"><b data-path-to-node="8" data-index-in-node="0">Liman Evresi: Güven ve Sadakatin İnşası</b></h3>
<p data-path-to-node="9">Bir aile danışmanı ve klinisyen gözüyle baktığımızda, modern çağın en büyük yanılgısının &#8220;aşk bittiğinde ilişkinin de bitmesi gerektiği&#8221; inancının hâkim olduğunu görmekteyiz. Oysa tutkunun bitmesi bir son değil, gerçek bir karşılaşmanın başlangıcıdır. Nörobiyolojik olarak Oksitosin ve Vazopressin hormonlarının devreye girdiği bu dönem; güvenin, şefkatin ve sadakatin inşa edildiği &#8220;liman&#8221; evresidir. Fırtına geçerken sahildeki kumları süpürür ama geriye o sarsılmaz kayalar kalır. Gerçek bir ilişki, partnerlerin birbirinin &#8220;yalnızlıklarını&#8221; değil, &#8220;varoluşunu&#8221; kucakladığı an başlar.</p>
<h3 data-path-to-node="10"><b data-path-to-node="10" data-index-in-node="0">Sonuç: Bir İnşa Süreci Olarak Sevgi</b></h3>
<p data-path-to-node="11">Sonuç olarak aşk, hayatın bize sunduğu en görkemli hediyelerden biridir; bir davetiyedir. Ancak bu daveti kabul edip o evi yaşanılır kılmak, duvarları sabırla örmek ve pencereleri şefkatle açmak sevgidir. Aşk bir &#8220;oluş&#8221; hali iken, sevgi bir <b data-path-to-node="11" data-index-in-node="241">inşa etme</b> halidir. Fırtınanın gürültüsü kesildiğinde, sevginin o bilgece ve sessiz şarkısını duymaya başlarsınız. Ve unutmayın; başınızı döndüren o rüzgâr sizi bir yere savurabilir ama dünyanızı asıl döndüren, o rüzgârdan sonra el ele tutuşup inşa ettiğiniz limandır. Bir başka yazıda görüşmek dileğiyle, sevgiyle kalın.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/askin-firtinasindan-sevginin-sakin-limanina/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Medyada İlişki Temsilleri ve içsel Hazırlık: Karşılaşmaların Psikolojik Anlamı</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/medyada-iliski-temsilleri-ve-icsel-hazirlik-karsilasmalarin-psikolojik-anlami/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=medyada-iliski-temsilleri-ve-icsel-hazirlik-karsilasmalarin-psikolojik-anlami</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/medyada-iliski-temsilleri-ve-icsel-hazirlik-karsilasmalarin-psikolojik-anlami/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hilal Özdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Feb 2026 22:25:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlişkiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=25491</guid>

					<description><![CDATA[Hayatımızdaki bazı insanları “tesadüf” diye adlandırırız. Zamanı, yeri, koşulları yan yana koyar; rastlantının zarif bir oyunu gibi görürüz. Oysa insan ruhu, tesadüflerden çok daha karmaşık bir hafızaya sahiptir. Psikoloji bize şunu söyler: Hiçbir derin karşılaşma bütünüyle rastgele değildir. İnsan, hayatına giren insanları yalnızca zamanın değil, iç dünyasının da çağrısıyla karşılar. Medyadaki İlişki Anlatıları ve iç [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="3">Hayatımızdaki bazı insanları “tesadüf” diye adlandırırız. Zamanı, yeri, koşulları yan yana koyar; rastlantının zarif bir oyunu gibi görürüz. Oysa insan ruhu, tesadüflerden çok daha karmaşık bir hafızaya sahiptir. Psikoloji bize şunu söyler: Hiçbir derin karşılaşma bütünüyle rastgele değildir. İnsan, hayatına giren insanları yalnızca zamanın değil, iç dünyasının da çağrısıyla karşılar.</p>
<h2 data-path-to-node="4"><b data-path-to-node="4" data-index-in-node="0">Medyadaki İlişki Anlatıları ve iç Dünya</b></h2>
<p data-path-to-node="5">Medyada gördüğümüz ilişki anlatıları, dizilerde izlediğimiz hikâyeler, sosyal medyada maruz kaldığımız idealize edilmiş çift temsilleri, fark etmeden iç dünyamızda bir ilişki dili inşa eder. Bu anlatılar bize nasıl sevilmemiz gerektiğini, nasıl sevmemiz gerektiğini ve bir ilişkinin nasıl görünmesi gerektiğini öğretir. Ancak bu öğreti çoğu zaman gerçeğin kendisi değil, temsillerin kurgusudur.</p>
<h2 data-path-to-node="6"><b data-path-to-node="6" data-index-in-node="0">Bazı Karşılaşmaların Dönüştürücü Gücü</b></h2>
<p data-path-to-node="7">Bazı karşılaşmalar vardır; hayatımıza değil, kalbimize girer. Günlük düzenimizi değil, iç düzenimizi değiştirir. Bizi bir ilişkiye değil, bir farkındalığa taşır. Çünkü her gelen insan kalmak için gelmez. Bazıları, gitmek üzere gelir. Ama giderken bir şey bırakır: Kendimize dair bir hakikat.</p>
<h2 data-path-to-node="8"><b data-path-to-node="8" data-index-in-node="0">Sevgi ve Taşıyabilme Kapasitesi</b></h2>
<p data-path-to-node="9">Yanlış zaman, doğru insan hikâyeleri tam da burada başlar. İnsan bazen kalbinin doğruyu bulduğu anda, hayatının henüz hazır olmadığını fark eder. Çünkü sevgi yalnızca bir duygu değildir; sevgi aynı zamanda bir <b data-path-to-node="9" data-index-in-node="210">kapasite</b>dir. Taşıyabilme kapasitesi… Alan açabilme kapasitesi… İçinde yer verebilme kapasitesi… İnsan sevilmeyi hissedebilir ama o sevgiyi taşıyacak içsel alan henüz oluşmamış olabilir.</p>
<p data-path-to-node="10">Bazen biri seni gerçekten sever ama sen o sevgiyi kabul edecek bir ruh hâlinde değilsindir. Bazen de sen birini bütün kalbinle seversin ama onun hayatında senin varlığın için açılmış bir yer yoktur. Temas gerçektir, bağ güçlüdür, duygular samimidir… Ama hayatın ritmi uymaz. İki kalp aynı melodiyi duyar ama farklı adımlarla yürür. İşte bu uyumsuzluk en çok can yakan yerdir. Çünkü kalp doğru olanı tanır ama ona tutunamaz. İnsan bu noktada “Neden olmadı?” diye sorar. Oysa belki de asıl soru şudur: “Ne öğretti?”</p>
<h2 data-path-to-node="11"><b data-path-to-node="11" data-index-in-node="0">Bir Ayna Olarak Öteki</b></h2>
<p data-path-to-node="12">Bazı insanlar hayatımıza birlikte olmak için değil, kendimizi tanımamız için girer. Onlar bir ilişki değil, bir aynadır. Seni değiştirmeye çalışmazlar ama kendini görmeni sağlarlar. Sana eksiklerini söylemezler; sen zaten onların yanında kendi eksikliklerini fark edersin. Güvenin nasıl hissettirdiğini, yargılanmadan dinlenmenin ne demek olduğunu, sakin bir temasın mümkün olduğunu öğrenirsin.</p>
<p data-path-to-node="13">Ve işte o an bir şey değişir. İnsan bir kez gerçekten görülmenin nasıl bir duygu olduğunu öğrendiğinde, artık görünmez olduğu bağlara kolay kolay razı olmaz. Bir kez yumuşak bir temasla tanıştığında, sert ilişkilerde uzun süre kalamaz. Bir kez güvenli bir bağın hissini tanıdığında, kaotik bağları “aşk” sanmayı bırakır.</p>
<h2 data-path-to-node="14"><b data-path-to-node="14" data-index-in-node="0">Dönüşüm ve Farkındalık Eşikleri</b></h2>
<p data-path-to-node="15">Bu yüzden bazı karşılaşmalar bir ilişkiyle bitmez ama bir <b data-path-to-node="15" data-index-in-node="58">dönüşüm</b>le tamamlanır. Giden kişiyle birlikte bir dönem kapanır; insanın iç dünyasında ise yeni bir kapı açılır. Farkındalık dediğimiz şey tam olarak budur: Aynı döngülere geri dönememek.</p>
<p data-path-to-node="16">Toplumda romantize edilen “ruh eşi” kavramı da çoğu zaman yanlış anlaşılır. Ruh eşi, hayatımıza giren tek bir kişi değildir. Bazen bir deneyimdir, bazen bir dönemdir, bazen bir yüzleşmedir. Bazen de bir farkındalıktır. İnsan içsel olarak olgunlaştıkça, hayatına giren bağların niteliği değişir. Çünkü sevgi yalnızca doğru insanı bulmak değil, o insanla buluşabilecek bir içsel frekansa ulaşabilmektir.</p>
<h2 data-path-to-node="17"><b data-path-to-node="17" data-index-in-node="0">Yanlış Zaman ve İçsel Frekans</b></h2>
<p data-path-to-node="18">Yanlış zaman karşılaşmaları işte bu frekansa hazırlayan eşiklerdir. Sınırlarımızı, ihtiyaçlarımızı ve kırılganlıklarımızı öğretir. Hangi sevgide kaybolduğumuzu, hangi sevgide güçlendiğimizi gösterir. Ve belki de en önemlisi, sevginin yalnızca kalpte değil, hayatın akışında da yer bulması gerektiğini öğretir.</p>
<p data-path-to-node="19">Bazen insanlar birbirini çok sever ama birlikte olamaz. Bu, sevginin yetersiz olduğu anlamına gelmez. Bazen sevgi o kadar gerçektir ki insan, onun hatırasını incitmemek için bile vedalaşmak zorunda kalır. Çünkü bazı bağlar yaşanarak değil, hissedilerek tamamlanır.</p>
<p data-path-to-node="20">Ve belki de hayatın en zarif gerçeği şudur: Doğru insan bazen bizimle kalmaz… ama bizi doğru hâlimize dönüştürür. İnsan kendisinin en doğru hâline ulaştığında ise, hayat ona zaten olması gereken kapıları açar. Ve artık karşılaşmalar tesadüf gibi görünmez. Anlam gibi görünür. Zaman gibi görünür. Hazırlık gibi görünür.</p>
<h2 data-path-to-node="21"><b data-path-to-node="21" data-index-in-node="0">İlişkilerde Kalıcı Farkındalık</b></h2>
<p data-path-to-node="22">Bu süreçlerin sonunda ulaşılan <b data-path-to-node="22" data-index-in-node="31">farkındalık</b>, kişinin kendi değerini ve bağ kurma biçimini yeniden tanımlamasını sağlar. Artık sadece duyguların yoğunluğu değil, o yoğunluğu taşıyabilecek bir hayat düzeninin varlığı önem kazanır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/medyada-iliski-temsilleri-ve-icsel-hazirlik-karsilasmalarin-psikolojik-anlami/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
