<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Hayrunnisa Turan &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/hayrunnisaturan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Wed, 21 Jan 2026 14:38:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Hayrunnisa Turan &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Görünmeyen Travma Türü: Duygusal İhmal</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/gorunmeyen-travma-turu-duygusal-ihmal/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=gorunmeyen-travma-turu-duygusal-ihmal</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/gorunmeyen-travma-turu-duygusal-ihmal/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hayrunnisa Turan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Jan 2026 22:10:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gelişim Psikolojisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=23112</guid>

					<description><![CDATA[Pek çok kişi şu cümleleri sıklıkla duymuştur: “Bizim zamanımızda öyleydi, biz öyle büyüdük, sizleri de öyle büyüttük.” Peki, ‘öyle’ büyümek, bir çocuğun yalnızca fiziksel değil; psikolojik ve duygulanımsal ihtiyaçlarını da gerçekten karşıladı mı? Daha da önemlisi, ‘öyle’ büyüyor olmak hepimizi ruhsal olarak sağlıklı bireyler hâline getirdi mi? Travma denildiğinde çoğunlukla yaşanılan deneyimler akla gelir. Oysa [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="1">Pek çok kişi şu cümleleri sıklıkla duymuştur: “Bizim zamanımızda öyleydi, biz öyle büyüdük, sizleri de öyle büyüttük.” Peki, ‘öyle’ büyümek, bir çocuğun yalnızca fiziksel değil; <b data-path-to-node="1" data-index-in-node="178">psikolojik</b> ve duygulanımsal ihtiyaçlarını da gerçekten karşıladı mı? Daha da önemlisi, ‘öyle’ büyüyor olmak hepimizi ruhsal olarak sağlıklı bireyler hâline getirdi mi?</p>
<p data-path-to-node="2">Travma denildiğinde çoğunlukla yaşanılan deneyimler akla gelir. Oysa travma, sadece yaşanılan deneyimlerden ibaret değildir. İstenilen ama gerçekleşmeyen olay örüntüleri ya da karşılanmamış ihtiyaçlar sonucunda da travma oluşabilir. <b data-path-to-node="2" data-index-in-node="233">Duygusal</b> ihmal ya da duygusal istismar, görünür boyutta olmayan travma türüne örnek nitelikte sayılabilir. Yani, fiziksel istismar, cinsel istismar ya da diğer yaşantı sonucu meydana gelen travmalardan biri değil, etkisi çoğunlukla hissettirilmeyen tutum ve davranışlarda gizlidir.</p>
<h2 data-path-to-node="3"><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">Duygusal İhmal Nedir?</b></h2>
<p data-path-to-node="4">Duygusal ihmal, çocukluk çağını kapsayan birçok tavır ve davranışları içeren, sık görülen bir istismar türüdür (Campbell &amp; Hibbard, 2014). Çocuğun duygusal istismar yaşaması; duygusal, psikolojik, gelişimsel açıdan ve yıpratıcı etkide tekrarlayan hareketlerin meydana gelmesine neden olur (Hart et al., 2002). Sosyal ilişkilerden mahrum bırakılma, yaşına uygun olmayan isteklerde bulunulma, topluma aykırı biçimde yetiştirilme (APSAC, 2023), sözel olan ya da olmayan aşağılama, dışlanma, hakaret, tehdit, duygusal karşılıktan mahrum bırakılma, izole etme, tıbbi ve eğitimsel alanda temel gereksinimleri karşılamama duygusal ihmal ve istismarı içeren davranış türlerinden sayılabilmektedir (Kars, 1996).</p>
<h2 data-path-to-node="5"><b data-path-to-node="5" data-index-in-node="0">Yok Olan, Gösterilmeyen Tür Olarak İhmal</b></h2>
<p data-path-to-node="6">Duygusal ihmal en yaygın olan ve genellikle fark edilmesi güç olan istismar türlerinden biridir. Toplumda normal sayılan bazı davranışlar, duygusal ihmalin tam da açığa çıkmış hali olabilir. Burada dikkat çekici nokta; çocuk yaşadığı durumun ciddiyetini anlayamaz ve çoğunlukla normal kabul edilen bu durum bazen önemsenmez. Bu bağlamda toplumda duygusal ihmalin görülmeme nedeni davranışın gerçekleşmesi değil, davranışın yapılmaması sonucu yok hükmünde olmasıdır. Sarılmamak, sevgiyi göstermemek, ihtiyacı karşılamamak, çocuğun iç dünyasına yabancı kalmak duygusal ihmal davranışlarını içerir ancak bu durum kolayca fark edilmeyebilir. Çocuk için bu ihmal türünün yaşanması, ‘ters giden bir durum var’ algısını oluşturmayabilir. Çünkü duygusal ihtiyaçların karşılanmasının sorumluluğu anne-babaya aittir. Çocuk, kıyaslamalarda bulunursa belki bazı sorunları görmeye başlayabilir ancak bunu ifade etmede zorlanması muhtemeldir.</p>
<h2 data-path-to-node="7"><b data-path-to-node="7" data-index-in-node="0">Bağlanma Örüntüleri ve Duygusal Yakınlıktan Kaçış</b></h2>
<p data-path-to-node="8">Bağlanma kuramı, duygusal olarak yakınlıktan mahrum edilmiş çocukların yetişkinlik hayatında dezorganize bağlanma örüntülerini yaşayabileceğini varsayar. Duygusal paylaşımda bulunulmamış çocuk, duygularını bastırmayı ya da ondan kaçmayı güvenli alan şeklinde görebilir. Bu durum onun duygusal ihtiyacını karşılamamasıyla birlikte, aynı zamanda ilişkilerinde problem oluşturacak durumları yaşamasına da sebep oluşturabilir.</p>
<p data-path-to-node="10">Duygusal ihtiyacı karşılanmayan ve bağlanma sorunları olan bireyler yetişkinlik hayatında; kaygı bozuklukları, duygusal donukluk, aşırı kontrol etme ihtiyacı gibi <b data-path-to-node="10" data-index-in-node="163">duygu-durum</b> düzenleme becerilerini geliştiremeyebilir. Bu durum sonucunda bireyler, duygularını tanımakta zorlanır, yönetmek isteyebilir ancak zorluklarla karşılaşabilir.</p>
<h2 data-path-to-node="11"><b data-path-to-node="11" data-index-in-node="0">Duygusal İhmalin Küçümsenmesi</b></h2>
<p data-path-to-node="12">Duygusal ihmal yaşamış bireyler yaşadıklarının mühim boyutta olduğunu bazen kavramayabilir. Yaşayamadığı bazı tutum ve davranışların, yetişkinlik döneminde hangi alanlarda ve ne düzeyde sorunlara yol açacağını her zaman öngöremeyebilir. Bununla birlikte bazen yaşanılan acılar da küçümsenebilir. “Herkes yaşıyormuş zaten.”, “Benim başıma kötü bir şey gelmedi ki.”, “ Başkaları çocukluğunda daha kötü olaylar yaşamış.” gibi ifadeleri sıkça kullanır. Bu tavır, ihmalin niteliğini önemsiz boyuta getirir ve görünmezliğini pekiştirir. Bu tür kıyaslamalar, ihmalin önemsizleştirilebileceği düşüncesini oluştursa da, gerçekte böyle bir durum söz konusu değildir.</p>
<h2 data-path-to-node="13"><b data-path-to-node="13" data-index-in-node="0">Sonuç Olarak Sessiz Bir Travma</b></h2>
<p data-path-to-node="14">Duygusal ihmal genellikle sessizdir; derin izler bırakır, fark edilmesi zordur. Bireysel bağlamda kişileri oldukça etkiler ama çoğunlukla yok sayılır. Patolojik problemlerin temelinde bulunabilir. Bireysel yaşanılan bu durum, aynı zamanda toplumu da etkileyici bir boyutu vardır. Bu anlamda bazı kültürlerin yansıması, ebeveynlerin kültürel tutumları, çocuğun bazı duygusal ihtiyaçlarını gerçekleştirmeyebilir. Oysa bireyin duygusal ihtiyaçlarının karşılanması onun insan olduğunun en temel göstergesidir. Bir çocuğun sadece karnının doyuyor olması, güvenli bir alanda yaşaması ya da hayatta kalması sağlıklı yaşıyor olduğu anlamında olmamakla birlikte hissediyor olması da ruhsal sağlının temelini oluşturur.</p>
<h2 data-path-to-node="15"><b data-path-to-node="15" data-index-in-node="0">Kaynaklar</b></h2>
<p data-path-to-node="16">APSAC (2023). Forensic Interviewing of Children.</p>
<p data-path-to-node="16">Campbell, A. M., &amp; Hibbard, R. (2014). More than words: the emotional maltreatment of children. Pediatric Clinics of North America, 61(5), 959-970.</p>
<p data-path-to-node="16">Hart, S. N., Brassard, M. R., Binggeli, N. J., &amp; Davidson, H. A. (2002). Psychological maltreatment. In J. E. Myers, L. Berliner, J. Briere, C. T. Hendrix, T. Reid, &amp; C. Jenny (Ed.), The APSAC handbook on child maltreatment (2nd ed., pp. 79–104). Sage Publications.</p>
<p data-path-to-node="16">Kars, Ö. (1996). Çocuk istismarı: nedenleri ve sonuçları. Bizim Büro Basımevi.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/gorunmeyen-travma-turu-duygusal-ihmal/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hasta Değilim Ama Ya Öyleyse?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/hasta-degilim-ama-ya-oyleyse/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=hasta-degilim-ama-ya-oyleyse</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/hasta-degilim-ama-ya-oyleyse/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hayrunnisa Turan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Dec 2025 22:25:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Klinik Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=20771</guid>

					<description><![CDATA[Sağlık, her insanın yaşamı için önemli ve hassas noktalardan biridir. Sağlığınız hem ruhsal hem de bedensel anlamda bozulmalar yaşarsa bu durum yaşamınızda ciddi problemlere zemin oluşturabilir. Bedende ortaya çıkan ya da problem olduğu düşünülen bazı kaygılar bizi oldukça etkiler. Hatta bazen fiziksel anlamda sorun olmadığı düşünülen bir durum, olası başka sebeplerin olduğu düşüncesini aklımıza getirebilir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="506" data-end="1381">Sağlık, her insanın yaşamı için önemli ve hassas noktalardan biridir. Sağlığınız hem ruhsal hem de bedensel anlamda bozulmalar yaşarsa bu durum yaşamınızda ciddi problemlere zemin oluşturabilir. Bedende ortaya çıkan ya da problem olduğu düşünülen bazı kaygılar bizi oldukça etkiler. Hatta bazen fiziksel anlamda sorun olmadığı düşünülen bir durum, olası başka sebeplerin olduğu düşüncesini aklımıza getirebilir ve bazen bu kaygılar bizi büsbütün ele alabilir. Sürekli bedensel kaygı hissetmek ve bunun üzerinde yoğunlaşarak fazlaca düşünmek, bizi bedensel kaygılarımızın olduğu fikrine doğru götürebilir. <strong data-start="1111" data-end="1130">Hipokondriyazis</strong>, sağlık alanında bedensel kaygı hissetmektir. Aynı zamanda bu kaygı hissi psikolojik olarak ruhsal sağlığınızı da önemli oranda etkiler. “Hasta değilim ama ya öyleyse?” düşüncesinin yaşattığı kaygı durumu bireyin yaşamını ciddi oranda kısıtlayabilir.</p>
<h2 data-start="1383" data-end="1412"><strong data-start="1386" data-end="1412">Hipokondriyazis Nedir?</strong></h2>
<p data-start="1414" data-end="1812">Hipokondriyazis, bireylerin ciddi hastalığı olduğu ya da olacağı düşüncesinde olması ve yoğun kaygı hissi duymasıdır. Sağlık alanında yapılan tetkiklerin temiz çıkması, kişinin kaygısını kısa süreliğine ertelese de daha sonraki zamanlarda tekrardan sağlık kaygısının ortaya çıkmasını engellemeyebilir. Bu bağlamda kişilerin zihinleri tekrardan olumsuz ve kaygılı düşüncelerle iç içe olabilmektedir.</p>
<h2 data-start="1814" data-end="1861"><strong data-start="1817" data-end="1861">Sağlık Anksiyetesi ve Bedensel Yorumlama</strong></h2>
<p data-start="1863" data-end="2377">Sağlık anksiyetesi, kişide herhangi bir bedensel hastalık bulunmadığı hâlde bazı bedensel duyumlarında zarar verici yönde aşırı yorumlamaların gözlenmesi olarak ifade edilebilir. Bu doğrultuda ciddi bir hastalığın olduğu ve var olduğu düşünülen hastalığın olası olumsuz sonuçlarına dair bir algıda bulunulması, kişinin sağlığını anksiyetik bir hâle büründürebilir. Bununla birlikte hipokondriya ya da hipokondriyazis yaşayan bireyler çoğunlukla depresyon ve <strong data-start="2321" data-end="2334">anksiyete</strong> ile mücadele içerisinde de olabilmektedir.</p>
<h2 data-start="2379" data-end="2426"><strong data-start="2382" data-end="2426">Bedensel Belirtiler ve Zihinsel Süreçler</strong></h2>
<p data-start="2428" data-end="2948">Sağlık anksiyetesi ya da hipokondriyazisin temeline bakıldığında bedensel duyumların zihinde nasıl yorumlandığı önemlidir. Baş dönmesi, mide bulantısı, çarpıntı, kas gerginliği gibi bazı fizyolojik belirtilerin olması, kişiyi ciddi bir rahatsızlığı olduğu düşüncesine götürebilse de çoğunlukla bu belirtilerin nedeni fiziksel değil, psikolojik anlamda kişinin rahatsızlık duymasının sonuçlarıdır. Yani kişiler bu ve benzeri olumsuz bedensel yaşantılar sebebiyle fiziksel rahatsızlığı varmış gibi bir algıya hapsolabilir.</p>
<p data-start="2950" data-end="3442">Bu noktada kişiler kaygı hissetmeye başlayabilir ve aşırı uyarılmışlık hâli vücudun olağan dengesini bozabilecek düzeye gelebilir. Aynı zamanda bu durum felaketleştirici senaryolar ile sık sık doktora gitme, test yaptırma ya da internet üzerinden sürekli araştırma yapma gibi güvence arama davranışlarında bulunulmasına da neden olabilmektedir. Bu davranışlar kısa süreliğine rahatlatıcı etkide gelişim gösteriyor gibi gözükse de uzun vadede kaygının devam etmesine sebep oluşturabilmektedir.</p>
<h2 data-start="3444" data-end="3480"><strong data-start="3447" data-end="3480">Günlük Yaşamda Sağlık Kaygısı</strong></h2>
<p data-start="3482" data-end="3841">Günlük yaşamda hipokondriyazis yaşayan bireylerin düşünceleri “Ya gözden kaçan bir şey varsa?”, “Ya ciddi bir hastalığım varsa?”, “Ya yapılan tetkikler doğru değilse?” şeklinde olabilmektedir. Dışarıdan bu durumun fark edilmesi oldukça güçtür. Çünkü bu kaygının temeli düşüncelerdir ve birey kendi durumunu ifade etmediği sürece anlaşılması kolay olmayabilir.</p>
<p data-start="3843" data-end="4036">Bununla birlikte bu durum sebebiyle bireyler sosyal yaşamındaki ilişkilerden kaçınabilir, iş performansında düşüş yaşayabilir, tükenmişlik hissi artabilir ve yaşam doyumunda azalma görülebilir.</p>
<h2 data-start="4038" data-end="4100"><strong data-start="4041" data-end="4100">Belirsizlik, Kontrol ve Duyguların Bedensel Yansımaları</strong></h2>
<p data-start="4102" data-end="4447">Sağlık kaygısı yaşayan bireyler belirsizliğe tahammülü düşük kişiler olabilir. Bu belirsizlik durumu sağlık kaygısındaki belirsizliği de tetikleyebilir. Öte yandan kontrol etme ihtiyacını içeren zihinsel süreçler ve ölümle ilgili düşünceler bireyin zihninde yer edinebilir. Buna ek olarak ifade edilmeyen duyguların bedende yansımaları olabilir.</p>
<p data-start="4449" data-end="4808">Bireyler olumsuz olaylar sonucunda bazı duygular yaşayabilir. Açığa çıkarılmayan öfke, kızgınlık ve hüzün gibi duygular bedende kilitli kalabilir. Ayrıca bireylerin geçmişte yaşadığı ya da tanık olduğu <strong data-start="4651" data-end="4675">travmatik deneyimler</strong> de bu süreci etkileyebilir. Bu açıdan bakıldığında, yaşantıların birey üzerindeki etkisinin ne kadar güçlü olduğu görülebilmektedir.</p>
<h2 data-start="4810" data-end="4845"><strong data-start="4813" data-end="4845">Ne Zaman Destek Alınmalıdır?</strong></h2>
<p data-start="4847" data-end="4916">Sağlıkla ilgili kaygılar hemen hemen herkeste vardır. Ancak bu kaygı;</p>
<ul data-start="4918" data-end="5082">
<li data-start="4918" data-end="4944">
<p data-start="4920" data-end="4944">Günlük yaşamı etkiliyor,</p>
</li>
<li data-start="4945" data-end="4975">
<p data-start="4947" data-end="4975">Sürekli zihni meşgul ediyor,</p>
</li>
<li data-start="4976" data-end="5014">
<p data-start="4978" data-end="5014">Tıbbi güvencelere rağmen yatışmıyor,</p>
</li>
<li data-start="5015" data-end="5082">
<p data-start="5017" data-end="5082">Kişiyi aşırı kontrol davranışları ya da kaçınmalara sürüklüyorsa,</p>
</li>
</ul>
<p data-start="5084" data-end="5158">bu alanda uzman biri tarafından psikolojik destek almak önemli olmaktadır.</p>
<p data-start="5160" data-end="5455">Sık sık kaygı duyulan “Sağlığım yerinde mi?” düşüncelerini normal düzeye getirmek ve daha iyi bir yaşam sürmek mümkündür. Sağlıkla ilgili kaygılarınızın günlük yaşantınızı belirleyici bir noktaya ulaşmamasına özen gösterebilir ve size yardımcı olabilecek bu alandaki bir uzmana danışabilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/hasta-degilim-ama-ya-oyleyse/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gerçekten Kendinizi Tanıyor musunuz: Öz Farkındalığın Psikolojik Dinamiği</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/gercekten-kendinizi-taniyor-musunuz-oz-farkindaligin-psikolojik-dinamigi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=gercekten-kendinizi-taniyor-musunuz-oz-farkindaligin-psikolojik-dinamigi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/gercekten-kendinizi-taniyor-musunuz-oz-farkindaligin-psikolojik-dinamigi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hayrunnisa Turan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Nov 2025 21:00:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Klinik Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=18914</guid>

					<description><![CDATA[Günlük hayatta hemen hemen her yetişkin, kendilik algısına ilişkin betimlemelerle konuşur. Popüler psikoloji kavramlarının sosyal medya aracılığıyla yaygınlaşması da bireylerin kişiliklerini tanımlamalarında bu kavramları daha sık kullanmalarına neden olabilmektedir. Sosyal bir varlık olan insanlar, kendi özünü oluşturan temel unsurları anlamaya çalışırken farkındalık içerisindedir. Bu farkındalık sürecinde kişiler, kendilerini daha yakından tanıyarak öz farkındalık gelişimini destekler. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="557" data-end="1053">Günlük hayatta hemen hemen her yetişkin, kendilik algısına ilişkin betimlemelerle konuşur. Popüler psikoloji kavramlarının sosyal medya aracılığıyla yaygınlaşması da bireylerin kişiliklerini tanımlamalarında bu kavramları daha sık kullanmalarına neden olabilmektedir. Sosyal bir varlık olan insanlar, kendi özünü oluşturan temel unsurları anlamaya çalışırken farkındalık içerisindedir. Bu farkındalık sürecinde kişiler, kendilerini daha yakından tanıyarak <strong data-start="1013" data-end="1031">öz farkındalık</strong> gelişimini destekler.</p>
<p data-start="1055" data-end="1385">Farkındalık, kişilerin bulunduğu andaki algı ve algılama kapasitesi ile (McKay &amp; Fanning, 2017) herhangi bir durumun dikkat çekici boyutta öne çıkması ve bağlamının algılanabilir nitelikte olmasıyla açıklanabilir (Yakar, 2012). Bununla birlikte farkındalık, olası her türlü durumun kabulünü gerektirir (Çatak Devrim &amp; Ögel, 2010).</p>
<h2 data-start="1392" data-end="1443"><strong data-start="1395" data-end="1443">Farkındalığın Temeli ve Duygusal Farkındalık</strong></h2>
<p data-start="1445" data-end="1981">Farkındalığın temeline bakıldığında, <strong data-start="1482" data-end="1506">duygusal farkındalık</strong> çocukluk çağında gelişmektedir (Gençoğlu, 2012). Buna göre duygusal farkındalık, kişilerin kendilerini ve duygularını tanıdıkları geniş bir zaman dilimi olarak belirtilebilir (Lane &amp; Sechrest, 2000). Bireylerin duygularını doğru şekilde değerlendirebilmeleri için hislerinin farkında olması, anlamlandırması ve yorumlaması, öz denetim kazanması büyük önem taşır (Sarı, 2015). Aynı zamanda duygular hakkında konuşmak bireylerin iyi hissetme ihtiyacını karşılar (Ergin, 2000).</p>
<h2 data-start="1988" data-end="2033"><strong data-start="1991" data-end="2033">Öz Farkındalığın Kişilikteki Yansıması</strong></h2>
<p data-start="2035" data-end="2560">Öz farkındalık, kişilerin kapsamlı biçimde kendilerini tanıdıklarını ifade ettikleri durumdur. Öz farkındalık bireylerin duygu, düşünce ve davranışlarını tanıma ve kontrol edebilmesiyle başlar. Bu süreçte öz farkındalık gelişimini desteklemek için iyi bir gözlemci olmak gerekebilir. Bireyler, sosyal çevrelerini gözlemlemekle başladıkları bu süreçte odağı kendilerine çevirerek içsel deneyimlerini bilinçlilik hâline getirir. Bu bilinçlilik hâli neticesinde kişiliklerinin güçlü ve gelişime açık yönlerini keşfetmiş olurlar.</p>
<p data-start="2562" data-end="3160">Kişiliğinin güçlü ve gelişime açık yanlarının farkında olan bireyler, kendilerini kanıtlamak için çaba içerisinde olmayabilir. Değerlerini dışsal onay odaklarına bağlı kalmaksızın kendi iç potansiyelleri doğrultusunda belirler. Gelişime açık yönlerini inkâr etmek yerine kabul ederek yaşam amaçlarını daha net davranışlarla destekler ve bunları kişisel misyon hâline getirir. Enerjisini gereksiz uğraşlara harcamak yerine misyon edindiği amaçlara göre bilinçli şekilde hareket etme eğilimindedir. Karar verme süreçlerinde ise daha net, tutarlı ve istikrarlı bir performans göstermeye özen gösterir.</p>
<p data-start="3162" data-end="3744">Öz farkındalık gelişimi göstermeyen bireyler ise dışsal onaylara bağımlı şekilde karar verme eğilimindedir. Tutarsız davranışlarının sonucunu içsel çatışmalarının nedeni görür. Kişiliğindeki olumsuz benlik sunumlarını kanıksar ve yaşam amacını belirlemek istemeyebilir. Bu durum, bireyin duygusal farkındalıkta olmayarak duygularını tanımlama ve yorumlamada başarılı olamamasına yol açabilir. Duygusal farkındalıkta etkin olmayan bireyler, ruh sağlığı açısından depresyon ve anksiyete gibi yoğun duygulanım durumları ile sosyal yaşamında çeşitli zorluklarla karşı karşıya kalabilir.</p>
<h2 data-start="3751" data-end="3796"><strong data-start="3754" data-end="3796">Psikolojik Sağlamlık ve Öz Farkındalık</strong></h2>
<p data-start="3798" data-end="4556">Bireylerin öz farkındalık düzeylerini geliştirmesi ve <strong data-start="3852" data-end="3876">psikolojik sağlamlık</strong> düzeyini güçlendirmesi birbiriyle bütün hâlindedir. Psikolojik sağlamlık, insanın duygu, düşünce ve kişilik özelliklerine yönelen ve odağını sürdüren bir kavramdır. Gelişim gösterme sürecindeki zorlayıcı yaşam şartlarında uyum sağlama kapasitesi, psikolojik sağlamlığın gücünü gösterir (Arslan, 2015). Bununla birlikte öz farkındalığın olgunlaşması için andaki duyguların bastırılmaması, psikolojik sağlamlığın gelişimi için belirleyici önemdedir (Gençoğlu, 2012). Bireysel kapasitesi sağlam olan bireyler, kendilik bilincinin oluşumunda net bir tutum içerisindedir. Bu anlamda ruhsal sağlamlık, öz farkındalık sürecinde kişinin kendini tanıma becerisini önemli ölçüde destekler.</p>
<h1 data-start="4563" data-end="4574"><strong data-start="4565" data-end="4574">Sonuç</strong></h1>
<p data-start="4576" data-end="5557">Kendini tanıma süreçlerinin psikolojik dinamiği incelendiğinde, öz farkındalığın işlevi yadsınamaz düzeydedir. Ayrıca psikolojik sağlamlık gibi farkındalığı etkileyen ve geliştiren kısımları incelemek önemlidir. Buna göre psikolojik anlamda sağlam olan kişilerin öz denetim gücünün sarsılmaz düzeyde olduğu söylenebilir. Aynı zamanda psikolojik faktörlerin kişilikte belirleyiciliği ile güçlü ve gelişime açık özellikler, bireyin ruh sağlığını önemli ölçüde etkiler. Farkındalıkta olmak, olası tehdit algılarına karşı koruyucu bir işlev gibi görünse de bazen aşırı farkındalık bireyi rahatsız edici düzeyde etkileyebilir. Öz farkındalığın gelişimi, bireyin benlik değerinin oluşumunda etkili rol oynar. Kendini keşfeden birey, tutarlı davranış örüntüsü sergileyerek çelişkili süreçlerden kaçınır ve iyi oluş hâlini geliştirir. Bu süreç, kişilerarası ilişkilerin iyileşmesine, iletişim sorunlarının azalmasına ve yaşam hedeflerindeki engellere takılmaksızın ulaşmasına katkı sağlar.</p>
<h1 data-start="5564" data-end="5578"><strong data-start="5566" data-end="5578">Kaynakça</strong></h1>
<p data-start="5580" data-end="7043">Arslan, G. (2015). Çocuk ve genç psikolojik sağlamlık ölçeğinin (çgpsö-12) psikometrik özellikleri: geçerlilik ve güvenirlik çalışması. Ege Eğitim Dergisi.<br data-start="5735" data-end="5738" />Çatak Devrim, P., &amp; Kültegin Ö. (2010). Farkındalık temelli terapiler ve terapötik süreçler. Klinik Psikiyatri.<br data-start="5849" data-end="5852" />Ergin, F. E. (2000). Üniversite öğrencilerinin sahip oldukları duygusal zeka düzeyleri ile 16 kişilik özelliği arasında ilişki üzerine bir araştırma [Yayımlanmamış yüksek lisans tezi]. Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.<br data-start="6083" data-end="6086" />Gençoğlu, C. (2012). Duygu odaklı terapiye dayalı duygusal farkındalık eğitiminin genç yetişkinlerin iyimserlik düzeylerine etkisi [Yayımlanmamış doktora tezi]. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü.<br data-start="6301" data-end="6304" />Lane, R.D., &amp; Sechrest, L. (2000). Pervasive emotion recognition deficit common to alexithymia and repressive coping style. Psychosomatic Medicine Education.<br data-start="6461" data-end="6464" />McKay, M., &amp; Fanning, P. (2017). Özgüven. (F. G. Atay, Çev.) Ankara: Arkadaş Yayınevi.<br data-start="6550" data-end="6553" />Sarı, B. (2015). Duygusal farkındalık düzeyi ölçeği ile uluslararası duygusal resim sistemi resimlerine verilen valans (değerlik) değerleri arasındaki ilişkinin incelenmesi [Yayımlanmamış yüksek lisans tezi]. İstanbul Arel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.<br data-start="6815" data-end="6818" />Yakar, A. (2012). Duyuşsal farkındalığa dayalı öğretimin akademik başarı ve öğretmenlik mesleğine yönelik tutumlar üzerine etkisi [Yayımlanmamış yüksek lisans tezi]. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/gercekten-kendinizi-taniyor-musunuz-oz-farkindaligin-psikolojik-dinamigi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vazgeçmek Veya Vazgeçmemek: Zihnin Karar Verme Üzerindeki Rolü ve Motivasyonun Etkisi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/vazgecmek-veya-vazgecmemek-zihnin-karar-verme-uzerindeki-rolu-ve-motivasyonun-etkisi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=vazgecmek-veya-vazgecmemek-zihnin-karar-verme-uzerindeki-rolu-ve-motivasyonun-etkisi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/vazgecmek-veya-vazgecmemek-zihnin-karar-verme-uzerindeki-rolu-ve-motivasyonun-etkisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hayrunnisa Turan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Oct 2025 14:24:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilişsel Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=16470</guid>

					<description><![CDATA[Vazgeçmek, kimi zaman bütün insanların hayatındaki dönüm noktası olabilmektedir. Bu davranış, bireylerdeki motivasyon farklılığının sonucunda ortaya çıkan bilişsel süreçlerin yansıması olabilir. “Pes ediyorum.” denildiğinde vazgeçmeye doğru bir eğilim söz konusu olmaktadır. “Peki, neden bazı insanlar çabuk pes ederken bazılarımız yeniden motivasyon kazanıp güdüleniyor? Vazgeçmek veya vazgeçmemek sonucunda ne oluşuyor? Dipte olmak ne demek? Ya da [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="93" data-end="678">Vazgeçmek, kimi zaman bütün insanların hayatındaki dönüm noktası olabilmektedir. Bu davranış, bireylerdeki motivasyon farklılığının sonucunda ortaya çıkan bilişsel süreçlerin yansıması olabilir. “Pes ediyorum.” denildiğinde vazgeçmeye doğru bir eğilim söz konusu olmaktadır. “Peki, neden bazı insanlar çabuk pes ederken bazılarımız yeniden motivasyon kazanıp güdüleniyor? Vazgeçmek veya vazgeçmemek sonucunda ne oluşuyor? Dipte olmak ne demek? Ya da her insan karar verme sürecinde aynı motivasyona yönelik midir?” Bu ve benzeri soruların cevapları bu yazıda bulunabilir.</p>
<p data-start="680" data-end="1077">Genel bir ifade olarak vazgeçme davranışı, bireylerin çaba gösterdiği durumların devamını getirememe şeklinde ifade edilen ve çoğunlukla olumsuz bir şekilde sonuçlandığı iddia edilen bir davranış olabilmektedir. Bir anlamda pes etmektir. Buna göre zihnin karar verme süreçlerindeki rolünü incelemek gerekir. O hâlde zihinsel süreçlerin ürünü olan bu davranış biçimini ayrıntılarıyla inceleyelim.</p>
<h2 data-start="1079" data-end="1523"><strong data-start="1079" data-end="1114">Karar Verme Süreçleri Nasıldır?</strong></h2>
<p data-start="1079" data-end="1523">İnsan zihni düşünme, karar verme, çıkarım yapma gibi faaliyetlerde oldukça iyidir. Bu anlamda karar verme bireylerin zihnindeki üst düzey bilişsel bir süreçtir. Bilişsel ve psikolojik süreçlerin ortaklaşa etkileşimi sonucunda oluşmaktadır. Bilişsel süreçler içerisinde karar verme insanlar için en önemli yeteneklerden biri olmakla birlikte, davranışın ortaya çıkabilmesi için gereklidir (Küçükay, 2018).</p>
<p data-start="1525" data-end="1931">Karar verme insanların sahip olduğu temel bir özellik olmaktadır. Ancak birçok değişkenin bu süreçteki farklılığı karar vermeyi değiştirebilir. Buna göre, davranışın gerçekleştiği ortam, öncesi ve sonrasındaki düşünce kalıpları, duygular, motivasyon, kişilik yapısı karar vermeyi etkileyebilir. Aynı zamanda karar verme nesnel değildir. Yani birçok kişi için karar vermek aynı sonuçları oluşturmayabilir.</p>
<p data-start="1933" data-end="2579">Karar verme süreçleri her insanda aynıdır. Buna göre karar verme süreci problemin ne olduğuyla ilgili tanımlamalarla başlayıp, sonrasında problemin çözülmesine yönelik belirli seçeneklerin tercihi ile devam eden ve hedefe ulaşmak için izlenen yolun süreci olarak ifade edilebilir (Finkelman, 2012). Bu sürecin gerçekleşebilmesi için karar vermeyi gerektiren durumlar oluşmalıdır. Bu durumların ihtiyacı idrak edildiğinde karar vermenin tanımlanması, sınıflandırılması (Acar, 2020), verilen kararlar içerisinde seçeneklerin oluşturulması ve sonucunda da bu seçeneklerden biri üzerine yoğunlaşarak karar verilmesi gerekli olmaktadır (Oğuz, 2009).</p>
<h2 data-start="2581" data-end="3228"><strong data-start="2581" data-end="2613">“Her Seçim Bir Vazgeçiştir.”</strong></h2>
<p data-start="2581" data-end="3228">Karar verme sürecinde vazgeçme, bilginin bazı etkenler tarafından baskılanması sonucunda yenilenmesi ve terk edilmesinin gerekliliği olarak nitelendirilir. Buna göre insanlar yeni bir davranış kazanabilmesi için eski davranışlarını unutması gerekir (Küçükay, 2018). Yani vazgeçme davranışında, başka bir seçeneğin oluşturulması için bir başka seçenek kabul edilmeyebilir. Aynı zamanda karar verme sürecinde vazgeçmek, davranışın oluşmaması olarak düşünülse de sonucunda farklı davranışların ortaya çıkmasına olanak sağlayabilir. Bir tercihten vazgeçmek bünyesinde başka bir tercihi kabul etmeyi gerektirebilir.</p>
<p data-start="3230" data-end="4037">Vazgeçmek kimi zaman kolay gibi gözükse de kimi zaman kolay olmayabilir. Değişime dirençli bireyler vazgeçme konusunda zorlanabilirler. Ancak değişimi kolayca kabul eden bireylerin vazgeçme konusunda daha iyi oldukları ifade edilebilir. Aynı zamanda alışkanlıkların sonucunda değişime dirençli olabilmek vazgeçme davranışını da etkiler. Buna göre bir alışkanlık başka bir alışkanlık yerine geçebilir. Daha tutarlı yaşam tarzını benimseyen insanların da vazgeçmeme davranışına yatkın olabileceği düşünülebilir. Bu kısımda vazgeçmemek de bir tercih olmaktadır. Yeniliği kabul etmeyen bir tutumu benimsemek, sonrasında oluşan yeniliğe dirençli hâli de kabul etmeyi gerektirebilir. Blaise Pascal’a atfedilen “Her seçim bir vazgeçiştir.” sözü bu anlamda vazgeçme davranışını etkileyen bir önem oluşturmaktadır.</p>
<h2 data-start="4039" data-end="4679"><strong data-start="4039" data-end="4084">Motivasyona Yönelik Güdülenme ve Vazgeçme</strong></h2>
<p data-start="4039" data-end="4679">Motivasyona yönelik güdülenme her insan için farklılık oluşturmaktadır. Buna göre bireylerin motivasyon kazanabilmesi için güdülenmesi gerekli olabilir. Bunun oluşması için belirli düşüncelerin varlığı olmalıdır. Buna göre insanlar motivasyon kazanmayı herhangi bir sebepten dolayı oluşturabilir. Bununla birlikte zihindeki bir sebep, başka bir sonucu oluşturabilir. Ailesi için, kendi benliği için, geleceği için, ekonomik refahı için, bir başkası için, yaşayabilmek için gibi sebepler motivasyonun aracılığı olarak düşünülebilir. Bu sebepler her insan için değişmekte ve şekillenmektedir.</p>
<p data-start="4681" data-end="5327">Kişilerin karar verme davranışında motivasyona yönelik olması belirli bir amaca hizmet edebilir. Buna göre vazgeçme davranışı ya da vazgeçmeme davranışında motivasyona etki eden faktörler göz ardı edilmemelidir. Çünkü bireyler bazen kararlarında dirençli olsalar da bazı zamanlarda kolay pes edilebilir durumda olabilirler. Hatta pes etmek hedefin gerçekleşmemesine de yol açabilir. Pes etmek, doğru yerde yapılırsa hedefi ya da istenilenin kazanılmasını da sağlayabilir. Burada en mühim olan kısım, doğru zamanlamadır. Ancak doğru zamanlama oluşmaz ve motivasyon büsbütün kaybetmeye yakın bir durumda olursa kişiyi dipte olmaya sürükleyebilir.</p>
<h2 data-start="5329" data-end="6158"><strong data-start="5329" data-end="5351">Dipte Olmak Nedir?</strong></h2>
<p data-start="5329" data-end="6158">Bireylerin çabaları sonucunda hedefe ulaşamaması diplerde olmasına sebep oluşturabilir. Dipte olmak vazgeçmektir. Ancak bu vazgeçiş anında olan bir davranış değildir. Büsbütün motivasyonu yitirmektir. İnsanlar hayatlarında dipte olduklarını iddia eden noktalarda olduklarını hissetmiş olabilirler. Bu anlamda dip her insan için farklılık oluşturmakla birlikte, yeniden doğuş için bir gereklilik de olabilir. En zor zamanlardan geçiyor olmak, en zor zamanlarla sürekli kalmak anlamında değildir kimi zaman. Dipte olmak en yukarıya çıkmak için bir gereklilik oluşturabilir. Ya da dipteyken hedeflerden vazgeçmek, belki daha büyük hedeflerin oluşmasına yelken açabilir. Diple yüzleşmek gerekir. Dipte olunduğunu kabul etmek gerekir. Doğru kararlarla vazgeçmek veya vazgeçmemeyi bilmek de gerekli olabilir.</p>
<p data-start="6160" data-end="6623">Çoğu insan vazgeçmekten korkar. Sıradan biri olmak, onun için daha cezbedici durumda olmakla birlikte risk almadan, vazgeçerek veya vazgeçmeyerek hayatına devam eder. Ancak çoğunlukla vazgeçmek zor bir davranış olabilir. Ya da çoğunlukla bir işte ısrarcı olmak da zor sayılabilir. Yani vazgeçmemek ve tutarlı, ısrarcı tutumda olmak da zorluğun göstergesi olabilir. Bu durum bireylerin bir tercihi ve farklı seçimleri sonucunun değişmesi olarak ifade edilebilir.</p>
<h2 data-start="6625" data-end="6988"><strong data-start="6625" data-end="6634">Sonuç</strong></h2>
<p data-start="6625" data-end="6988">Vazgeçme davranışının ve akabinde vazgeçmeme davranışının nedenleri ve sonuçları dâhilinde birçok kısımlarda incelenebildiği ifade ediliyor. Karar vermenin vazgeçme davranışını etkileyebildiğini, motivasyona yönelik güdülenmenin karar verme davranışını değiştirebildiğini, diplerde olmanın iyi ve kötü tarafları sınırlılıkları dâhilinde açıklanıyor.</p>
<p data-start="6990" data-end="7245">Özetlemek gerekirse, vazgeçmek veya vazgeçmemek, doğru zamanlarda doğru bir karar oluşturmaktadır. Verilen bu karar, bireylerin hayatında en önemli adımlar olabilir. “Bir sonraki seçenek belki de vazgeçme veya vazgeçmeme seçiminiz sonucunda oluşabilir.”</p>
<h3 data-start="7247" data-end="7786"><strong data-start="7247" data-end="7262">Referanslar</strong></h3>
<p data-start="7247" data-end="7786" data-is-last-node="" data-is-only-node="">Acar, U. (2020). <em data-start="7282" data-end="7362">Eğitim yöneticilerinin karar verme stillerinin erteleme davranışı ile ilişkisi</em> [Doktora tezi], Ankara Üniversitesi.<br data-start="7399" data-end="7402" />Finkelman, A. (2012). <em data-start="7424" data-end="7453">Change and decision making.</em> In <em data-start="7457" data-end="7532">Leadership and management for nurses: Core competencies for quality care.</em> Pearson Education, 62–96.<br data-start="7558" data-end="7561" />Küçükay, A. (2018). <em data-start="7581" data-end="7610">Karar vermenin psikolojisi.</em> TAAD: Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, 9(35), 607–626.<br data-start="7666" data-end="7669" />Oğuz, E. (2009). <em data-start="7686" data-end="7742">İlköğretim okulu yöneticilerinin karar verme stilleri.</em> Kastamonu Eğitim Dergisi, 17(2), 415–426.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/vazgecmek-veya-vazgecmemek-zihnin-karar-verme-uzerindeki-rolu-ve-motivasyonun-etkisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Benimle misin, Bana karşı mı? Dostlukta Kıskançlığın Yıkıcı Etkisi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/benimle-misin-bana-karsi-mi-dostlukta-kiskancligin-yikici-etkisi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=benimle-misin-bana-karsi-mi-dostlukta-kiskancligin-yikici-etkisi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/benimle-misin-bana-karsi-mi-dostlukta-kiskancligin-yikici-etkisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hayrunnisa Turan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Sep 2025 21:50:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlişkiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=14052</guid>

					<description><![CDATA[Hepimiz bir noktada ya arkadaşlarımızı kıskanmış ya da bizi kıskanan arkadaşlarımızla ilişki içerisinde olmuşuzdur. Dostlukta kıskançlık temelinde yatan kontrol edilemez duygular olsa da, kimi zaman zarar verici olabilir. “Onu çok seviyorum, ancak dostluk ilişkimiz beni zedeliyor.” dediğinizde işin içinden çıkılamayacak bir paradoksta olabilirsiniz. Dostluğun görünmez sınavı olan kıskançlık, ne yazık ki çoğu dostluk ilişkisini yıkıcılığa [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="407" data-end="932">Hepimiz bir noktada ya arkadaşlarımızı kıskanmış ya da bizi kıskanan arkadaşlarımızla ilişki içerisinde olmuşuzdur. <strong data-start="523" data-end="547">Dostlukta kıskançlık</strong> temelinde yatan kontrol edilemez duygular olsa da, kimi zaman zarar verici olabilir. “Onu çok seviyorum, ancak dostluk ilişkimiz beni zedeliyor.” dediğinizde işin içinden çıkılamayacak bir paradoksta olabilirsiniz. Dostluğun görünmez sınavı olan kıskançlık, ne yazık ki çoğu dostluk ilişkisini yıkıcılığa uğratmıştır. Hatta bu yüzden bazı dostluk ilişkileriniz bitmiş bile olabilir.</p>
<p data-start="934" data-end="1552">Dostluk ilişkisi denildiğinde akla ilk gelen sevgi, güven, samimiyettir. Ancak bazen dostluk ilişkilerinin içerisinde kıskançlıkların da varlığı görülebilir. Kıyaslama ihtiyacı, <strong data-start="1112" data-end="1134">kıskançlık duygusu</strong>nun sebeplerine örnek olarak verilebilir. Buna göre kıskançlık, kişilerin benlik değerlerini anlamlandırması adına başka kişilerle kıyaslama davranışında bulunmasıdır (Festinger, 1954). Bununla birlikte insan ilişkilerinin olduğu her yerde kıskançlık duygusunun varlığından söz etmek kaçınılmazdır. Bu sebeple insanlık olduğu müddetçe, duygular devam eder ve kıskançlık duygusu da sosyal alanlarda yaşamını sürdürür.</p>
<h2 data-start="1559" data-end="1600"><strong data-start="1562" data-end="1600">Kıskançlık Neden Dostluğu Zedeler?</strong></h2>
<p data-start="1602" data-end="1925">Festinger’in (1954) Sosyal Karşılaştırma Kuramı, bireyin başarısını nitelendirmesi için başkalarıyla karşılaştırma eğiliminde olduğunun ifade etmiştir. Bu sebeple kıyaslanma dürtüsü bireylerin dostluk ilişkisini zedeleyebilir. Buna göre, daha öncesinde birçok arkadaşlık ilişkilerinin bu sebeple bittiğini görebilirsiniz.</p>
<p data-start="1927" data-end="2264">“Sen benden daha başarılısın, daha güzelsin, daha ve dahası…” işte bu sebepler dostluğun zedelenmesine zemin oluşturur. Bu karşılaştırmaların çoğunlukla yakın olan kişilerle ilişkilerde daha fazla olduğunu da ifade edebiliriz. En yakın dediğiniz kişilerin tavırlarının bir anda değiştiğine belki de sizler de şahit olmuş olabilirsiniz.</p>
<p data-start="2266" data-end="2498">Bununla birlikte yaşamdaki zorluklar ve bu zorluklarla baş etme sürecinde en yakınlarımızdan destek görmek yerine, rakip olduklarını düşünmek, hem dostluk ilişkisine zarar verir hem de kişilerin insanlara olan güvenini sarsabilir.</p>
<h2 data-start="2505" data-end="2540"><strong data-start="2508" data-end="2540">Her Kıskançlık Yıkıcı mıdır?</strong></h2>
<p data-start="2542" data-end="2757">Her kıskançlık duygusu her zaman yıkıcı sonuçlar doğurmamaktadır. Buna göre birey sağlıklı bir şekilde bu duygusunu yönetebilirse, motive edici, kendini geliştirmeye yönelik bir duyguya dönüşebildiği ifade edilir.</p>
<p data-start="2759" data-end="3192">Ancak kişiler bu duyguyu sağlıklı bir şekilde yönetemezse, davranışlardaki olumsuz değişikliklere, kırgınlıklara, çatışmalara ve kopuşlara neden olabildiği açıklanır (White ve Mullen, 1989). Örneğin, sınavlardaki başarı puanlarının karşılaştırılması ve bunun sonucunda “Yoksa sen benden daha mı yüksek aldın?” gibi söylemlerin olduğu bir arkadaşlık ilişkisinde kötü niyetlerden ziyade, motivasyon kaynağı olması yıkıcı olmayabilir.</p>
<p data-start="3194" data-end="3481">Daha iyisi olmak, göz önünde olmak, övülmek istenen bireyler kendisinden daha iyi olanı istemez hatta bazen buna engel bile olabilir. Ancak bu duygular bir başkasına zarar vermiyor ve motivasyon sebebi oluşturuyorsa, her kıskançlığın dostlukta yıkıcılık etkisi olduğu açıklanmayabilir.</p>
<h2 data-start="3488" data-end="3539"><strong data-start="3491" data-end="3539">Kıskançlığın Temelinde Yatan Duygular Nedir?</strong></h2>
<p data-start="3541" data-end="3810">Kıskançlık duygusunun temelinde yatan birçok faktörle birlikte psikodinamik faktörün etkisi de incelenebilmektedir. Bu bağlamda, kıskançlığın kökeninde, yaşam döngüsünün erken dönemlerindeki oral evrede ortaya çıkan bazı deneyimlerle ilişkisinin olduğu açıklanabilir.</p>
<p data-start="3812" data-end="4289">Oral evrede bebeğin memeyle kurduğu ilk ilişki sadece biyolojik olarak değil, aynı zamanda bakım verenle ilişki bakımından çevresel ve duygusal boyutu da incelenebilir. Örneğin, annenin doğumda yaşadığı bazı zorluklar ve bu zorlukların bebeği etkileyecek boyutta olması, annenin bebekle temasının yeterli olmaması, bunun sonucunda da bebeğin çevresindeki uyaranları algılama problemi, doyumda yetersizlikler gibi olumsuzluklar bebeğin gelişimini engelleyebilir (Freud, 1905).</p>
<p data-start="4291" data-end="4633">Bu sürecin sağlıklı bir şekilde gerçekleşebilmesi için annenin yalnızca fiziksel bakım sunmasının yanı sıra duygusal olarak da bakım sağlaması ve onunla empatik bir ilişki kurması gerekebilir. Annenin yeteri kadar duygusal doyum sağlamaması ya da tutarlı olamayan bir şekilde duygusal yanıt vermesi, bebeğin bağlanma biçimini etkileyebilir.</p>
<p data-start="4635" data-end="5013">Buna göre bebeğin erken dönemlerinde anneden güven duygusunu almamasının sonucunda <strong data-start="4718" data-end="4738">kaygılı bağlanma</strong> biçimi ortaya çıkabilir ve bu durum sonucunda yetişkin dönemlerinde birey, kaygılı bağlanma geliştirir. Eğer anneden yeteri kadar duygusal anlamda doyum sağlanırsa güvenli bağlanma ortaya çıkar ve birey hayatının ileri dönemlerinde güvenli bağlanma gelişir (Bowlby, 1969).</p>
<p data-start="5015" data-end="5466">Yani güvenli bağlanma stilinin olmayışının sonucunda bireyde kıskançlık duygusunun daha fazla yaşandığı ifade edilebilir. Aynı zamanda oral dönemde yaşanılan bu sorunlar bireyin daha sonrasında oluşturacağı nesne ilişkilerini de etkileyebilir. Anne sevgisinin sürekliliği, devamlılığı sağlanmadığı takdirde bebek, sevgi nesnesini kaybetme korkusuyla güvensizlik yaşar ve bu güvensizlik ile korku <strong data-start="5411" data-end="5433">kıskançlık duygusu</strong>nu oluşturabilir (Klein, 1935).</p>
<h2 data-start="5473" data-end="5512"><strong data-start="5476" data-end="5512">Kıskançlığı Nasıl Yönetebiliriz?</strong></h2>
<p data-start="5514" data-end="5784">İlk adım olarak, kıskançlık duygusunu kabul etmeli ve bu kabulün çoğunlukla duygusal farkındalık sonucu oluştuğunu bilmeliyiz. Yani hissedilen duyguları bastırmak yerine bu duygunun nedenini anlamaya çalışmalı, ilişkilerdeki sorunları çözmede yapıcı tarafta olmalıyız.</p>
<p data-start="5786" data-end="5960">Unutulmayalım ki, birilerini kıskanmanız kötü bir insan olduğunuz anlamına gelmez. Bu duygu oldukça insani ve yaygındır. Asıl önemli olan, bu duygunun nasıl yönetildiğidir.</p>
<p data-start="5962" data-end="6485"><strong data-start="5962" data-end="5976">Kıskançlık</strong>, dostluk gibi yakınlığın gerektirdiği ilişkilerde daha zor olabilir. Ancak kıskançlıkla yüzleşmek, hem kendinize hem dostlarınıza karşı daha hassas ve sağlıklı ilişkiler kurmanızı sağlar. Bununla birlikte dostluk ilişkisi; sadece iyi günlerde beraber olmak için değil, içimizdeki karmaşık duyguları paylaşabildiğimizde, anlaşıldığımızı hissettiğimizde de güçlenir. Sanılanın aksine, kıskanma duygusu her zaman kötü sonuçlar doğuracağı anlamına gelmez ve çoğunlukla bu duyguyu dönüştürmek bizim elimizdedir.</p>
<p data-start="6492" data-end="6502"><strong>Kaynakça</strong></p>
<p data-start="6504" data-end="6958">Bowlby, J. (1969). <em data-start="6523" data-end="6565">Attachment and loss: Vol. 1. Attachment.</em><br data-start="6565" data-end="6568" />Festinger, L. (1954). Sosyal karşılaştırma süreçleri teorisi. <em data-start="6630" data-end="6651">İnsan İlişkileri, 7</em>(2), 117–140.<br data-start="6664" data-end="6667" />Freud, S. (1905). <em data-start="6685" data-end="6727">Three essays on the theory of sexuality.</em><br data-start="6727" data-end="6730" />Klein, M. (1935). Manik-depresif durumların psikogenezine bir katkı. <em data-start="6799" data-end="6837">Uluslararası Psikanaliz Dergisi, 16,</em> 145–174.<br data-start="6846" data-end="6849" />White, G. L., &amp; Mullen, P. E. (1989). <em data-start="6887" data-end="6940">Kıskançlık: Teori, araştırma ve klinik stratejiler.</em> Guilford Press.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/benimle-misin-bana-karsi-mi-dostlukta-kiskancligin-yikici-etkisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
