<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Hanife Zehra Yıldırım &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/hanifezehrayildirim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Sun, 12 Apr 2026 13:50:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Hanife Zehra Yıldırım &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Nörobilimde Çığır Açan Keşif: Anksiyete Aşısı</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/norobilimde-cigir-acan-kesif-anksiyete-asisi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=norobilimde-cigir-acan-kesif-anksiyete-asisi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/norobilimde-cigir-acan-kesif-anksiyete-asisi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hanife Zehra Yıldırım]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Apr 2026 22:45:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Nöropsikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=30389</guid>

					<description><![CDATA[Giriş Bu ayki makalemizde son zamanlarda nörobilim dünyasında çok konuşulan ve çığır açıcı bir keşif olarak görülen anksiyete aşısından bahsedeceğiz. Hiç gerçekçi gelmiyor değil mi? Ama maalesef gerçek. Hatta insanlık olarak kaygıyı gerçekten yönetemediğimizin ve bir kanser hücresi gibi insanlığın her noktasına yayıldığını gösteren bir kanıt gibi. Son 100 yılda zamanın ötesinde gelişen ve değişen [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="container">
<div id="model-response-message-contentr_df481c72aefe12ab" class="markdown markdown-main-panel stronger enable-updated-hr-color" dir="ltr" aria-live="polite" aria-busy="false">
<h2 data-path-to-node="3"><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">Giriş</b></h2>
<p data-path-to-node="4">Bu ayki makalemizde son zamanlarda nörobilim dünyasında çok konuşulan ve çığır açıcı bir keşif olarak görülen anksiyete aşısından bahsedeceğiz. Hiç gerçekçi gelmiyor değil mi? Ama maalesef gerçek. Hatta insanlık olarak kaygıyı gerçekten yönetemediğimizin ve bir kanser hücresi gibi insanlığın her noktasına yayıldığını gösteren bir kanıt gibi. Son 100 yılda zamanın ötesinde gelişen ve değişen modern insan; teknolojinin görünmez kafesinde ve modern köleliğin verimlilik adı altında pazarlandığı bu dönemde, aslında biyolojisine ters yaşamasının sonuçlarını yaşıyor. Maalesef günümüzdeki psikoterapiye ulaşımdaki fırsat eşitsizliği de kaygıyla başa çıkma ve mücadele etme konusunda bilim dünyasını daha hızlı ve etkili yöntemler bulmaya sürüklüyor. Peki bunun arkasındaki mekanizma ne? Anksiyete bir ruh sağlığı bozukluğu değil mi? Bir aşıyla nasıl tedavi edilebilir ya da önlenebilir?</p>
<h2 data-path-to-node="5"><b data-path-to-node="5" data-index-in-node="0">Mekanizması</b></h2>
<p data-path-to-node="6">Geleneksel psikoloji, anksiyeteyi sadece nörotransmitterlerin dengesizliği olarak görüyor. Ancak nörobilim; kronik anksiyeteyi, beynin duygusal merkezlerinin (amigdala gibi) sürekli bir mikro-enflamasyon altında olmasından kaynaklı vücudun psikolojik stresi bir yara gibi algılayarak bağışıklık sistemini sürekli alarm konumunda tutması olarak yorumluyor. Bu da aslında yeni bir yaklaşım ve bu aşının temeli olan <b data-path-to-node="6" data-index-in-node="413">Psikonöroimmünoloji</b> prensibine dayanıyor. Bir integratif fizyoloji profesörü olan Dr. Christopher Lowry de özel bir bakteriyi kullanarak anksiyete aşısı çalışmalarını bu prensibe dayalı başlatıyor.</p>
<p data-path-to-node="7">Aşı çalışmalarının başrolü olan <i data-path-to-node="7" data-index-in-node="32">Mycobacterium vaccae</i> bakterisi aslında 1970&#8217;lerde tüberküloz (verem) aşısının etkisini arttırmak için test ediliyordu. Ancak sonralarda akciğer kanseri olan hastalarda yapılan deneylerde, aşının hastaların ömrünü uzatmasa da onların ruh halini iyileştirdiği fark edildi. Bunun üstüne Dr. Lowry ve ekibi çalışmalarını bu yöne doğrulttu. Anksiyete aşısının temel mekanizması da bu bakterinin vücuda girdiğinde bağışıklık hücrelerini uyararak vücuttaki yangıyı söndüren sitokin hücrelerinin salgılanmasını sağlayıp enflamasyonu baskılaması. Aynı zamanda da bakterinin içindeki özel bir yağ asidi (10(Z)-hexadecenoic acid) stres sinyallerini beyne taşıyan reseptörleri bloke ederek beynin strese aşırı tepki vermesini önlüyor. Bunların sonucunda da sinir hücreleri arasındaki sinaptik iletim normale dönüyor.</p>
<h2 data-path-to-node="8"><b data-path-to-node="8" data-index-in-node="0">Uygulaması</b></h2>
<p data-path-to-node="9">Aslında aşının amacı SSRI (seçici serotonin geri alım inhibitörleri) dediğimiz antidepresanlardan belirli bir yönde farklılaşıyor. İlaçlar semptomun üstünü kapatmaya çalışırken anksiyete aşısı teoride bağışıklık sistemini strese karşı bir zırh geliştirmeye zorluyor. Yani çalışma insanları duygusuz bir robota dönüştürmektense <b data-path-to-node="9" data-index-in-node="327">Stress Resilience</b> (strese karşı direnç) dediğimiz kavramı güçlendirmeyi merkeze alıyor. Makalenin başında ne kadar gerçekçi gelmediğini söylesem de aşı çalışmaları ve gerçek hayata geçirilmesinde çok önemli adımlar kaydedildi. Dr. Lowry aşı çalışmalarını fareler üzerinde uyguladığı bir dizi sosyal stres deneyiyle yürüttü. Laboratuvar modellerinde küçük bir fare aşılandıktan sonra büyük ve agresif bir fareyle aynı ortama konuldu. Normalde bunun sonrasında farede PTSD (travma sonrası stres bozukluğu) semptomları ortaya çıkması beklenirken enjekte edilenlerin korkup köşeye sinmek yerine daha soğukkanlı oldukları, bağırsaklarında stres kaynaklı bir enflamasyon olmadığı ve beyin taramalarında stres sinyallerini taşıyan nöronların sustuğu ve serotonin üreten hücrelerin aktive edildiği kanıtlandı.</p>
<h2 data-path-to-node="10"><b data-path-to-node="10" data-index-in-node="0">Güncel Durum</b></h2>
<p data-path-to-node="11">Bu aşı şu anda eczaneye gidip ben anksiyete aşısı olmak istiyorum diyebileceğiniz noktadan sandığınız kadar uzakta değil. Klinik uygulama yollarına doğru ciddi adımlar atıldı. Özellikle uygulama için ilk tercih edilenler askerler gibi PTSD riski yüksek olan meslek grupları. Onlara koruyucu doz uygulanarak travma anı yaşandıktan sonra bir tedavi gibi değil, o anlar yaşanmadan önce travmanın oluşumunu engellemeye yönelik bir kalkan olarak etki etmesi öngörülüyor. Ayrıca bu aşının farklı bir versiyonu olarak görülen ama temeli yine bakteri-anksiyete ilişkisini baz alan psikobiyotikler de takviye olarak piyasaya girmeye başladı.</p>
<h2 data-path-to-node="12"><b data-path-to-node="12" data-index-in-node="0">Tartışma</b></h2>
<p data-path-to-node="13">Peki, her ne kadar anlattıkça ikna edici ve kulağa o kadar garip gelmeyen bir keşif olsa da, bu durum sanıldığı kadar insanlık için iyi bir gelişme mi? Kaygı psikolojik düzeyde fazı ne kadar zarar verici olsa da eşik şiddeti olan ve insanın yaşaması ve öğrenmesi için hayati olan bir kavram. Bugün bir çocukla yetişkinin aynı olaylara karşı aynı düzeylerde stres yaşamamasının en büyük sebebi gelişimimiz boyunca stresle başa çıkmayı bir şekilde öğrenmiş olmamız. Her ne kadar şu anda vahşi bir doğa ortamında yaşamasak da insan olarak günümüzde hala bu kaotik dünyada hayatta kalmamızı sağlayan savaş-kaç mekanizmasının tetikleyicisinin de stres olduğunu unutmamak gerekir. Sonuç olarak biz sadece biyolojimizden ibaret değiliz. Bu yüzden günümüzde artık iyilik hali (well-being) WHO (dünya sağlık örgütü) tarafından <b data-path-to-node="13" data-index-in-node="818">Biyopsikososyal Model</b> göre değerlendiriliyor. Bundan dolayı insanın hayata karşı verdiği kaygısal tepkinin psikolojik boyutunu ve onun otantikliğini yok sayarak biyolojik bir temele indirmek ruh sağlığına doğru bir bakış açısı olmayabilir. Ki aşının dozu, yan etkileri ve sizi strese ne kadar dayanıklı hale getireceği de etik açıdan bir sürü tartışmaya yol açıyor.</p>
<h2 data-path-to-node="14"><b data-path-to-node="14" data-index-in-node="0">Son</b></h2>
<p data-path-to-node="15">Genel bir değerlendirme yapmak gerekirse bu tarz aşı çalışmalarının anksiyeteye olan bakış açımızı ve müdahale şeklimizi gün geçtikçe bunu tamamen ortadan kaldırmaya yönelik ilerlettiğini görebiliriz. Tabi ruh sağlığı bozukluğu olduğu durumlar dışında insanların sürekli çalıştığı; sosyal medya gibi yerlerde kendini hep başkalarıyla kıyasladığı, yetersiz bulduğu veya şu an içinde bulunduğu dünyada savaş ve enerji problemlerini gördüğü bir ortamda anksiyete duyması, hissizleşmesinden çok daha normal ve kabul edilebilir bir durum. Bu yüzden eğer bilimin amacı akut ruh sağlığı bozukluklarına tedavi edici ve iyileştirici bir yöntem geliştirmekse bu tarz çalışmalar hazine değerinde. Ancak günlük hayatta yaşadığımız anksiyete problemlerinin çözümü bir aşı da değil kolektif olarak yaşadığımız sistemi iyileştirmek ve kendi ruh sağlığımıza yatırım yapabileceğimiz fırsatlar oluşturmakta saklı.</p>
<h2 data-path-to-node="16"><b>Kaynakça</b></h2>
<p data-path-to-node="17">Lowry, C. A., Hollis, J. H., de Vries, A., Pan, B., Brunet, L. R., Hunt, J. R., &#8230; &amp; Lightman, S. L. (2007). Identification of an immune-responsive mesolimbocortical serotonergic system: Potential role in regulation of emotional behavior. Neuroscience, 146(2), 756-772. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.1016/j.neuroscience.2007.01.067" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwj9-7K-qOiTAxUAAAAAHQAAAAAQ4gc">https://doi.org/10.1016/j.neuroscience.2007.01.067</a></p>
<p data-path-to-node="18">Smith, D. G., Reber, S. O., Diehl, A. M., Jansch, C., Josselyn, S. A., Chometton, S., &#8230; &amp; Lowry, C. A. (2019). Identification and characterization of a novel anti-inflammatory lipid isolated from Mycobacterium vaccae, a soil-derived bacterium with immunomodulatory and stress-resilience properties. Psychopharmacology, 236(5), 1653-1670. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.1007/s00213-019-05253-9" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwj9-7K-qOiTAxUAAAAAHQAAAAAQ4wc">https://doi.org/10.1007/s00213-019-05253-9</a></p>
<p data-path-to-node="19">World Health Organization. (2022). World mental health report: Transforming mental health for all. <a class="ng-star-inserted" href="https://www.who.int/publications/i/item/9789240049338" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwj9-7K-qOiTAxUAAAAAHQAAAAAQ5Ac">https://www.who.int/publications/i/item/9789240049338</a></p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/norobilimde-cigir-acan-kesif-anksiyete-asisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Görsel Terapi mi, Küçük Bir Boşluktan Doğan Devasa Öfke mi?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/gorsel-terapi-mi-kucuk-bir-bosluktan-dogan-devasa-ofke-mi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=gorsel-terapi-mi-kucuk-bir-bosluktan-dogan-devasa-ofke-mi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/gorsel-terapi-mi-kucuk-bir-bosluktan-dogan-devasa-ofke-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hanife Zehra Yıldırım]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Feb 2026 22:55:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Medya ve Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=25092</guid>

					<description><![CDATA[Giriş Daha önce hiç sosyal medyada gördüğünüz bir boyama videosu yüzünden; pürüzsüz şekilde tamamlandığında tatmin, ufacık bile bir boşluk kaldığında öfke duydunuz mu? Peki insan; neden kendi yapmadığı, üstünde hiç kontrolü olmayan bir eylem üzerinde bu kadar yoğun tatmin duygusu veya öfke hisseder? Bu bir görsel terapi mi, sosyal medyanın sizi akışta tutmak için oluşturduğu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2 data-path-to-node="1"><b data-path-to-node="1" data-index-in-node="0">Giriş</b></h2>
<p data-path-to-node="2">Daha önce hiç sosyal medyada gördüğünüz bir boyama videosu yüzünden; pürüzsüz şekilde tamamlandığında tatmin, ufacık bile bir boşluk kaldığında öfke duydunuz mu? Peki insan; neden kendi yapmadığı, üstünde hiç kontrolü olmayan bir eylem üzerinde bu kadar yoğun tatmin duygusu veya öfke hisseder? Bu bir görsel terapi mi, sosyal medyanın sizi akışta tutmak için oluşturduğu bir mekanizma mı, yoksa insanın bu kaotik evrende aradığı kontrol ya da tamamlanma ihtiyacı mı? Bugün sosyal medyanın en ilginç konularından bir tanesini, tuhaf bir şekilde tatmin edici videoların altındaki mekanizmayı inceleyeceğiz.</p>
<h2 data-path-to-node="4"><b data-path-to-node="4" data-index-in-node="0">Nöropsikolojik Temelleri</b></h2>
<p data-path-to-node="5">Bu durum sadece bir manipülasyondan ibaret değil; beynin en ilginç kısımlarından biri olan ayna nöronları tetikleyerek oluşturulmuş bir yanılsama. Ayna nöronlar basitçe; kişi başkasının yaptığı hareketi yaparken ya da imgelerken beyindeki aynı bölgedeki nöronların etkinleşmesini ifade eder (Rizzolatti &amp; Craighero, 2004). Bunun sayesinde videolarda da siz bu deneyimi vekaleten yaşarsınız. Usta o köşeyi zımparalarken veya boyayı pürüzsüzce sürerken, beyniniz de o hareketi sanki siz yapıyormuşsunuz gibi bir simülasyon kurar. Bununla da kalmaz; literatürde dolaylı dokunsal algı dediğimiz yöntemle beyin, sanki siz zihninizde o tahtanın dokusunu, pürüzlerini hissediyormuşsunuz gibi bir algı yaratır (Keysers, 2004).</p>
<p data-path-to-node="6">Buna en büyük katkıyı da ASMR etkisi bulunur. Tahtanın tahtaya değmesi, fırçanın hışırtısı; görüntüyle sesin senkronize olmasını sağlayarak beynin dokunma ve hissetme merkezini uyarır; tam bir <b data-path-to-node="6" data-index-in-node="193">duyusal bütünleşme</b> ve dış dünyadan kopmaya neden olur. İşte tatmin duygusu da tam bu noktada, her şey birbiriyle senkronize olup tamamlandığında beynin dopamin salgılamasıyla hissedilir.</p>
<h2 data-path-to-node="8"><b data-path-to-node="8" data-index-in-node="0">Öfkelenmenin Gerçek Nedeni ne?</b></h2>
<p data-path-to-node="9">Peki asıl soru: otuz saniyelik bir videoda boyanmayan küçücük bir nokta, tam oturmayan bir tahta kişide neden bu kadar büyük bir öfkeye neden olur? Bu tarz videoların sonunda eğer böyle bir durum olursa genelde yorumlarda insanların hayal kırıklığına uğradığını veya tepki veren kişilerin öfkelerini ciddi bir şekilde belli ettiğini görürsünüz. İnsanların &#8220;görsel terapi&#8221; olarak adlandırdığı, sosyal medyada en çok izlenen ve tatmin duygusu yaratan bir içerik nasıl bu denli tam tersi bir öfkeyi açığa çıkartır?</p>
<p data-path-to-node="10">Bu duruma Gestalt psikolojide Zeigarnik Etkisi deniyor. Videodaki kişi küçük bir boşluk bıraktığında o iş &#8220;yarım kalmış&#8221; durumuna düşer. Beyin o boşluğu kapatmak için komut gönderir ama fiziksel olarak müdahale edemediği için bir gerginlik oluşur. Çünkü zihin, doğası gereği boşluklardan nefret eder. Eksik olan cümleleri, hikayeleri kendi içinde doğru-yanlış fark etmeksizin tamamlayan zihin; pürüzsüz bir işçilikte tamamlanma duygusu hissederken, küçük bir boşlukta yarım kalır. Aynı zamanda zihnin bir çizginin veya hareketin başladığı yöne doğru pürüzsüzce devam etme beklentisi sekteye uğradığında, bu yarım kalmışlık hissini olduğundan daha zor bir duruma sokarak <b data-path-to-node="10" data-index-in-node="670">bilişsel boşluk</b> kısmına neden olur.</p>
<h2 data-path-to-node="12"><b data-path-to-node="12" data-index-in-node="0">Zihin Neden Kusursuzluğa İhtiyaç Duyar?</b></h2>
<p data-path-to-node="13">Aslında bunun cevabını birden fazla yerden verebiliyoruz ve genelde olay; zihnin çevreye biyolojik adaptasyonuyla evrimsel gelişiminin kesişmesinde yatıyor. Hayatın genel işleyişinde kişinin başa çıkmakta zorlandığı en zor şey stres, bunu hepimiz biliyoruz. Beynimiz her seferinde farklı nedenlerden kaynaklanan stresi kontrol etmeye çalışırken de kortizol hormonuyla birlikte çalışır. Stres hormonu olan kortizolü düşüren en temel şey ise ritmik ve öngörülebilir hareketlerdir; bundan dolayı bu videoları genelde &#8220;dijital sakinleştirici&#8221; olarak adlandırırız.</p>
<p data-path-to-node="14">Ancak olay bu kadar basit değil; çünkü bu sefer savaştığımız şey stresin kendisi değil, evrenin bu kaotik doğasında insanın belirsizliğe karşı verdiği tepkidir. Çünkü beyin belirsizliği tehdit olarak algılar ve videonun başından sonuna kadar pürüzsüz ilerleyeceğini bilmek beynimizin duygu merkezi olan amigdalayı sakinleştirir ve bize kaderimizin üzerinde biraz da olsa kontrole sahip olduğumuzu hissettirir. Evrimsel açıdan da atalarımız için düzensizlik; bir hastalığın veya pusuda bekleyen bir avcının işareti olabilirdi, düzen ve simetri her zaman sağlık ve güvenlik demekti. Bu yüzden videodaki en ufak boşluk, evrimsel kodlarımızda &#8220;bir şeyler ters gidiyor&#8221; sinyalinin çalınmasına sebep olur. Ve çağlar boyunca antropologlar; savaşlar, salgınlar gibi belirsiz dönemlerde insanların ritüellere daha çok sığındığını söyler. Bu videolar da bir nevi <b data-path-to-node="14" data-index-in-node="853">dijital ritüel</b> haline dönüşür.</p>
<h2 data-path-to-node="16"><b data-path-to-node="16" data-index-in-node="0">Son</b></h2>
<p data-path-to-node="17">İnsan psikolojisinin genellemelere kapalı olmasının en büyük sebebi budur. Sayısızca, düşünmeden izlediğimiz bir videonun bile altında yatan birden fazla psikolojik mekanizma ve sebep bulabiliriz. Belki dışarıdan basit gördüğümüz her şeyin biraz mercek altında bakınca ne kadar karmaşıklaştığını ve birbiriyle sayısız kombinasyonlar oluşturduğunu fark ederiz. Fark etmeyiz ki; asıl dikkat etmemiz gereken şeyler hep en az enerji harcadığımız, en az düşündüğümüz olaylardır. Oysa beyin her zaman enerjiden kısmaya ve onun için en kolay olan şey ne ise onu yapmaya programlıdır. Bu da sizin dış dünyaya karşı, dijital dünyaya karşı en savunmasız olduğunuz yerdir. Tam bu anda yapmanız gereken tek şey ise fark etmektir. Başlamak bir işi bitirmenin yarısı mıdır tartışılır ama fark etmek, bir alışkanlığı bitirmenin en zor ama en etkili adımıdır; o kesin.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/gorsel-terapi-mi-kucuk-bir-bosluktan-dogan-devasa-ofke-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
