<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Gulchin Asgarova &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/gulchinasgarova/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Jul 2026 10:32:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Gulchin Asgarova &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Unutulan Kardeş: Kronik Hastalığı Olan Çocukların Sağlıklı Kardeşlerinin Psikolojisi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/unutulan-kardes-kronik-hastaligi-olan-cocuklarin-saglikli-kardeslerinin-psikolojisi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=unutulan-kardes-kronik-hastaligi-olan-cocuklarin-saglikli-kardeslerinin-psikolojisi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/unutulan-kardes-kronik-hastaligi-olan-cocuklarin-saglikli-kardeslerinin-psikolojisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gulchin Asgarova]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Jul 2026 10:32:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ebeveyn ve Çocuk Psikolojisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/unutulan-kardes-kronik-hastaligi-olan-cocuklarin-saglikli-kardeslerinin-psikolojisi/</guid>

					<description><![CDATA[Hastane koridorunun plastik sandalyelerinden birinde, sekiz yaşında bir çocuk oturuyor. Elinde bir boyama kitabı var ama gözleri sayfada değil, kapalı kapının ardında. Annesi içeride, kardeşinin tedavisiyle ilgileniyor, babası da telefon trafiğiyle boğuşuyor. Çocuğa kimse &#8220;sen nasılsın?&#8221; diye sormuyor; sormayı unutuyorlar değil, soracak zaman bulamıyorlar. Bu çocuk hasta değil. Ama bir şekilde, ailenin dikkatinin hiçbir zaman [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hastane koridorunun plastik sandalyelerinden birinde, sekiz yaşında bir çocuk oturuyor. Elinde bir boyama kitabı var ama gözleri sayfada değil, kapalı kapının ardında. Annesi içeride, kardeşinin tedavisiyle ilgileniyor, babası da telefon trafiğiyle boğuşuyor. Çocuğa kimse &#8220;sen nasılsın?&#8221; diye sormuyor; sormayı unutuyorlar değil, soracak zaman bulamıyorlar. Bu çocuk hasta değil. Ama bir şekilde, ailenin dikkatinin hiçbir zaman tam olarak ona dönmediği bir hayatın içinde büyüyor.</p>
<p>Klinik literatür bu çocuklara son yıllarda bir isim buldu: “cam çocuk” (<strong>glass child</strong>). Resmî bir tanı değil bu; 2010 yılında bir TEDx konuşmasıyla popülerleşen, ama giderek akademik yazında da karşılığını bulan bir metafor (TEDx Talks, 2010). İsmini, bu çocukların ailede neredeyse şeffaf hale gelmesinden alıyor. Sanki cam gibi, içlerinden bakılıp geçiliyorlar. 16 yetişkinle yapılan derinlemesine görüşmelere dayanan küçük ölçekli ama dikkat çekici bir nitel çalışmada bu deneyim dört ana temada toplanmış: sosyal ortamlarda görünmezlik hissi, aile içindeki rolleri (genellikle erken yaşta üstlenilen bakım verme rolü) ya da yaşam koşullarını içselleştirmenin yarattığı psikolojik zorluklar, suçluluk ile kendini suçlama ve son olarak, sosyal desteğin merkezi rolü. Katılımcıların pek çoğu, kendi ihtiyaçlarını dile getirmenin “haksızlık” olacağını düşünerek sustuklarını ve kendi ihtiyaçlarını tam olarak anlayamadıklarını belirtmişler; aile ve akran desteğinin, bu olumsuz deneyimleri “gerçek ve geçerli” bulmalarına yardımcı olduğunu ifade etmişler (Hanvey vd., 2022).</p>
<p><strong>Görmezden gelinen bir popülasyon</strong></p>
<p>Kronik hastalığı olan çocukların yaklaşık %7 ila %17&#8217;sinin sağlıklı bir kardeşi bulunuyor (McKenzie Smith vd., 2018; Hanvey vd., 2022), yani sistemin görmediği, ama sistemin tam ortasında duran geniş bir grup. Engelli bir ebeveyni olan çocuklar &#8220;genç bakım verenler&#8221; (<strong>young carers</strong>) etiketiyle en azından kavramsal olarak tanınıp destek sistemlerine dahil edilebiliyorken, kronik hasta bir kardeşi olan çocuklar bu tanınmadan büyük ölçüde mahrum kalıyor; ailenin &#8220;asıl meselesi&#8221; başka yerde olduğu için onların yaşadığı zorluk çoğu zaman gündeme bile gelmiyor.</p>
<p>Bunun bedeli soyut değil, ölçülebilir. Alanın dönüm noktası sayılan ve 51 araştırmayı, 103 etki büyüklüğünü bir araya getiren meta-analizde, kronik hastalığı olan çocukların kardeşlerinde anlamlı düzeyde daha yüksek anksiyete ve depresyon, daha düşük akran etkileşimi ve daha düşük bilişsel gelişim puanları saptanmıştır (Sharpe ve Rossiter, 2002). Aynı çalışmada ilginç bir ayrıntı da var: ebeveyn raporları, çocukların kendi öz-bildirimlerinden daha olumsuz bir tablo çiziyor; yani sağlıklı kardeşler, kendi sıkıntılarını dışa vurmakta da bir tür çekingenlik gösteriyor olabilir. On yıl sonra yapılan ve örneklemi genişleten bir başka meta-analiz, aynı yönde ama daha küçük ölçekli bir olumsuz etkiyi yeniden doğrulamış (Vermaes vd., 2012), bu da bulgunun bir araştırma grubuna özgü bir tesadüf olmadığını, zaman içinde tekrarlanan, sağlam bir örüntü olduğunu göstermektedir. Türkiye&#8217;de yapılan bir çalışma da benzer bir tabloyu doğruluyor: entelektüel yetersizliği olan bir kardeşe sahip çocuklarda, kardeşi olmayan akranlarına kıyasla daha düşük benlik saygısı ve daha yüksek anksiyete düzeyleri bulunmuştur (Saban ve Arıkan, 2013).</p>
<p><strong>Peki bunun nedeni ne olabilir?</strong></p>
<p>Mekanizma, göründüğünden daha basit aslında: bir ailedeki zaman, enerji ve duygusal kaynak sonsuz değil. Kronik hastalığın günlük bir tedavi rejimi gerektirdiği durumlarda (örneğin; ailenin günlük rutininin hastalık etrafında örgütlendiği vakalarda) sağlıklı kardeşin aldığı olumsuz etki de büyüyor (Sharpe ve Rossiter, 2002). Ebeveynler bilinçli bir tercih yapmıyor; sadece kriz anında kriz olan tarafa yöneliyorlar. Ama bu yönelim süreklilik kazandığında, sağlıklı çocuk evde sessizce bir rol üstleniyor: “iyi olan”, “sorun çıkarmayan”, bazen de küçük bir bakım verene dönüşen çocuk.</p>
<p>Bu süreç alanyazında sıklıkla <strong>parentifikasyon</strong> olarak adlandırılıyor. Kavram ilk olarak aile terapisi alanında Boszormenyi-Nagy ve Spark (1973) tarafından çocuğun, kendi gelişimsel ihtiyaçlarının önüne geçirecek şekilde aile içinde ebeveynine veya kardeşine yönelik bakım verme ya da duygusal destekleme rolünü üstlenmesi olarak tanımlanmıştır. Hangi ailelerde bu sürecin daha güçlü, hangilerinde daha hafif seyrettiğini belirleyen şey, sadece hastalığın kendisi değil, ebeveynin stres düzeyi, aile içi iletişimin açıklığı ve sağlıklı kardeşin sosyal destek ağının genişliği gibi etkenlerin bir bileşimi olduğu bildirilmektedir (Giallo ve Gavidia-Payne, 2006). Bu çocukların duygusal ve davranışsal işlevselliği de tek bir yaşta sabitlenmiyor; çocukluk boyunca farklı gelişim dönemlerinde farklı şekillerde dalgalanabiliyor, bu da desteğin yaşa göre yeniden şekillenmesi gerektiğine işaret etmektedir (Giallo vd., 2014).</p>
<p>Konunun ne kadar önemli olduğunu, 2024 yılında yayımlanan ve engelli ya da kronik hastalığı olan kişilerin kardeşlerine dair son on yılın ampirik literatürünü tarayan kapsamlı bir sistematik derleme de gösteriyor: 10.146 katılımcıyı kapsayan 60 çalışmanın incelendiği bu derlemede, kardeş ilişkisinin niteliği, kardeş-odaklı parentifikasyon ve duygusal/davranışsal uyum, alanda en sık araştırılan üç psikolojik yapı olarak ortaya çıkmıştır (Levante vd., 2024).</p>
<p>Burada altı çizilmesi gereken bir nokta var: bu çocuklar zayıf veya kırılgan oldukları için zorlanmıyor. Tam tersine, çoğu zaman yaşıtlarından daha “olgun”, daha “anlayışlı” görünüyorlar ve bu olgunluk görünümü, ironik bir şekilde, onların ihtiyaçlarının fark edilmesini daha da geciktiriyor. Kendi kendine yetebilen bir çocuğa kimse “sana nasıl yardım edebilirim?” diye sormuyordur.</p>
<p><strong>Karanlık tek hikâye değil</strong></p>
<p>Araştırmalar bulunan etkinin yönünü tutarlı şekilde gösterse de, büyüklüğü genellikle “küçük ama anlamlı” düzeyde kalıyor (Vermaes vd., 2012; Pinquart, 2023); her cam çocuk klinik düzeyde bir bozukluk geliştirmiyor. Nitekim Pinquart&#8217;ın (2023) güncel meta-analizinde görüldüğü gibi, aynı çocuklar daha yüksek prososyal davranış da gösterebiliyor; yani deneyim, salt bir kayıp değil, bazı güçlerin de kazanıldığı karmaşık bir süreç olabilmektedir. Levante ve arkadaşları tarafından (2024) yapılan çalışma da bu temkinli tabloyu destekliyor: taradıkları 60 çalışmanın bir kısmında, engelli bir kardeşe sahip olan çocuklar ile olmayanlar arasında hiçbir anlamlı fark bulunamamış. Yani “cam çocuk” olmak, kronik hastalığı olan bir kardeşe sahip olmanın kaçınılmaz bir sonucu değil, aile bağlamına göre değişen, gerçekleşmesi mümkün bir risk faktörü olarak karşımıza çıkabilmektedir.</p>
<p>Sağlıklı kardeşle hasta kardeş arasındaki ilişkinin niteliği, koruyucu bir faktör olarak işlev görebiliyor; sıcak ve dengeli bir kardeş ilişkisi, ailedeki yapısal yükü tek başına ortadan kaldırmasa da, çocuğun bu yükü nasıl anlamlandırdığını önemli ölçüde değiştirebiliyor (Giallo ve Gavidia-Payne, 2006). Bazı yetişkin “eski cam çocuklar” da geriye dönüp baktıklarında, bu deneyimin onlara erken yaşta empati, sorumluluk ve dayanıklılık kazandırdığını ifade ediyor. Mesele, deneyimi tamamen olumsuzlamak değil, görünmeyeni görünür kılmaktır.</p>
<p><strong>Peki ne yapılabilir?</strong></p>
<p>Klinik pratikte ilk adım: bir aile bir çocuğun tedavisi için başvurduğunda, sağlıklı kardeşin de o görüşmenin bir parçası olup olmadığını sormak. Sadece “kardeşin nasıl?” sorusunun kendisi bile, bazı ailelerde o çocuğun ilk kez fark edildiği an olabiliyor. Okul psikolojik danışmanları için de benzer bir farkındalık geçerli; örneğin sınıfta sessiz, “sorunsuz” görünen bir öğrencinin evde sessizce taşıdığı bir yük olabileceğini akılda tutmak.</p>
<p>Bu noktada elimizde sadece sezgisel öneriler değil, doğrudan test edilmiş müdahaleler de var. Kardeşlere yönelik destek programlarını derleyen bir sistematik derleme, beş kontrollü ve dokuz kontrolsüz çalışmayı inceleyerek, daha kaliteli kontrollü çalışmalarda anksiyetede azalma ile duygu durumu ve davranışsal uyumda iyileşme bulmuş (Hartling vd., 2014). Bu programların ortak noktası genellikle basit: kardeşlere hastalık hakkında yaşlarına uygun bilgi vermek, akranlarıyla benzer deneyimi paylaşanlarla bir araya getirmek ve kendi duygularını isimlendirebilecekleri güvenli bir alan açmak.</p>
<p>Aile düzeyinde ise en güçlü koruyucu etken, karmaşık çözümlerden değil, küçük ve düzenli anlardan geçiyor; örneğin sağlıklı kardeşle baş başa geçirilen, hastalıktan bağımsız, kesintisiz bir zaman dilimi. Bu, ailenin krizini çözmüyor ama o çocuğa, kendisinin de ailenin “asıl meselelerinden” biri olduğunu hissettiriyor. Ve belki de cam çocuk kavramının bize en çok hatırlattığı şey de bu: bir ailede en çok bakıma ihtiyaç duyan kişi, her zaman en çok ses çıkaran kişi olmuyor.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/unutulan-kardes-kronik-hastaligi-olan-cocuklarin-saglikli-kardeslerinin-psikolojisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeme Bozukluklarında Sadece Anne mi? Baba İşlevine Yeniden Bakış</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/yeme-bozukluklarinda-sadece-anne-mi-baba-islevine-yeniden-bakis/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=yeme-bozukluklarinda-sadece-anne-mi-baba-islevine-yeniden-bakis</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/yeme-bozukluklarinda-sadece-anne-mi-baba-islevine-yeniden-bakis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gulchin Asgarova]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 21:31:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Klinik Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=29872</guid>

					<description><![CDATA[Yeme bozuklukları literatürü, onlarca yıldır anneyi merkeze alan bir anlatı üzerine inşa edilmiştir. Erken beslenme deneyimleri, anne-çocuk bağlanması, annenin yemekle kurduğu ilişki… Tüm bu başlıklar, alanın temel soruları hâline gelmiştir. Oysa klinisyenler, özellikle ergenlik öncesi dönemde yeme bozukluğu belirtileri gösteren çocuklarla çalışırken, sık sık göz ardı edilen bir figürün varlığını fark etmektedir: baba. Bu yazı, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="container">
<div id="model-response-message-contentr_d6dd13008021d098" class="markdown markdown-main-panel stronger enable-updated-hr-color" dir="ltr" aria-live="polite" aria-busy="false">
<p data-path-to-node="1">Yeme bozuklukları literatürü, onlarca yıldır anneyi merkeze alan bir anlatı üzerine inşa edilmiştir. Erken beslenme deneyimleri, anne-çocuk bağlanması, annenin yemekle kurduğu ilişki… Tüm bu başlıklar, alanın temel soruları hâline gelmiştir. Oysa klinisyenler, özellikle ergenlik öncesi dönemde yeme bozukluğu belirtileri gösteren çocuklarla çalışırken, sık sık göz ardı edilen bir figürün varlığını fark etmektedir: baba. Bu yazı, yeme bozukluğuna açılan <b data-path-to-node="1" data-index-in-node="456">psikodinamik</b> kapıyı yeniden aralamak ve o eşikte babanın nerede durduğunu sormak için kaleme alınmıştır.</p>
<h2 data-path-to-node="2"><b data-path-to-node="2" data-index-in-node="0">Tanısal Zemin</b></h2>
<p data-path-to-node="3">DSM-4&#8217;te anoreksiya nervoza, bulimiya nervoza ve başka türlü adlandırılamayan yeme bozuklukları olmak üzere üç temel kategori bulunmaktaydı (Quinn,1999). DSM-5 ile sınıflandırma sekiz alt gruba genişlemiş; tıkınırcasına yeme bozukluğu bağımsız bir tanı kategorisi hâline gelmiş, kaçıngan/kısıtlayıcı beslenme bozukluğu (ARFID) eklenmiştir (APA, 2013; Yücel vd., 2013). Tüm bu kategorilerin ortak paydası şudur: yeme alışkanlıklarında, kilo ve beden algısında belirgin bozukluklar, bedene ilişkin aşırı değerlendirici düşünceler. Bu tablo, yeme patolojilerinin kökenini salt bedensel düzlemde değil, birincil ilişki örüntüleri ve aile dinamikleri içinde aramayı zorunlu kılmaktadır.</p>
<h2 data-path-to-node="4"><b data-path-to-node="4" data-index-in-node="0">Annenin Gölgesinde Kalan Baba</b></h2>
<p data-path-to-node="5">Demokratik ve destekleyici ebeveynlik tarzının yeme tutumları üzerindeki olumlu etkisi defalarca gösterilmiştir (Erdoğan, 2013). Seyfik (2016) tarafında yapılan çalışmada, boşanmış ailelerin kız çocuklarında yeme tutumu bozukluğunun daha sık görüldüğünü saptanmıştır. Günaydın (2019) ise ergenlerde yeme tutumunun sağlıksız aile işleyişini yordadığını ortaya koymuştur. Ne var ki bu çalışmaların büyük çoğunluğunda baba, &#8216;ebeveyn&#8217; ya da &#8216;aile&#8217; kavramının içinde silinip gitmektedir.</p>
<p data-path-to-node="6">Margo Maine, Father Hunger (1991) adlı çalışmasında yeme bozukluğu olan genç kadınların duygusal ya da fiziksel olarak yokluğunu hissettikleri babalarına yönelik derin bir özlem taşıdığını aktarmaktadır. Maine&#8217;e göre bu &#8216;baba açlığı&#8217;, besinle doldurulmaya çalışılan simgesel bir boşluktur, yeme davranışının ardında yatan şey çoğu zaman fizyolojik bir gereksinimden çok ilişkisel bir özlemdir. Hilde Bruch ise Eating Disorders (1973) adlı klasik çalışmasında anorektik tablonun arka planında annenin aşırı müdahale varlığının yanı sıra babanın sessiz yokluğuna dikkat çekmiştir. Bruch&#8217;a göre çocuğun bedensel özerkliğini bir türlü kuramadığı bu aile yapısında baba, dengeleyici üçüncü unsur olarak devreye girememektedir.</p>
<h2 data-path-to-node="7"><b data-path-to-node="7" data-index-in-node="0">Winnicott&#8217;ın Kulisteki Babası</b></h2>
<p data-path-to-node="8">Donald W. Winnicott, babayı &#8216;kulisteki figür&#8217; olarak tanımlar (Winnicott, 1965). Bu metafor, babanın sahnede görünmeyen ama oyunun bütününü mümkün kılan bir destek gücü olduğuna işaret eder. Baba, hem anneye destek vererek onu tutarken hem de çocuğa diadın dışında bir ilişki biçiminin var olduğunu göstererek simgesel bir işlev üstlenir: dünyada annenin ötesinde başka bir öteki de vardır.</p>
<p data-path-to-node="9">Bu çerçeveden bakıldığında, yeme bozukluğu olan çocuğun ailesinde sıklıkla şu tablolardan biriyle karşılaşılır: Ya annenin yemek ve beden üzerindeki denetimi ile kaygısı aşırı yoğunlaşmış, baba bu diadın içine sızamayacak biçimde dışarıda kalmıştır. Ya da baba fiziksel ya da duygusal olarak yoktur ve anne bu yokluğun yarattığı boşluğu çocukla kurduğu <b data-path-to-node="9" data-index-in-node="353">simbiyotik</b> ilişkiyle doldurmaktadır. Her iki tabloda da Winnicott&#8217;ın &#8216;kulisteki baba&#8217;sı sahneyi terk etmiştir.</p>
<h2 data-path-to-node="10"><b data-path-to-node="10" data-index-in-node="0">Simgesel Babanın Yokluğu: Lacan ve Klinik Yansımaları</b></h2>
<p data-path-to-node="11">Ergenlik öncesi dönemde yeme bozukluğu belirtileri gösteren çocuklar, psikanalitik açıdan henüz babayla tam anlamıyla ilişkilenebilme kapasitesini inşa etme sürecindedir. Lacan’cı (1981) terminolojide bu süreç, &#8216;Baba-nın-Adı&#8217;nın (Nom-du-Père) içselleştirilmesine karşılık gelir: annenin arzusunu dışarıdan sınırlayan ve düzenleyen simgesel bir otoritenin kurulması. Bu simgesel işlevin zayıf kaldığı durumlarda çocuk, annenin arzusunun nesnesi olmaktan çıkamaz, beden ve besin bu ilişkinin birincil dili hâline gelir.</p>
<p data-path-to-node="12">Besin reddi ya da kontrolü, çoğu kez anneyle kurulan ilişkinin doğrudan dışavurumudur: &#8216;Ben senin sunduğunu almak istemiyorum&#8217; ya da tam karşıtıyla &#8216;Senden hiç ayrılamıyorum.&#8217; Wonderlich ve arkadaşları (1996), duygusal açıdan uzak ya da otoriter babalık stillerinin yeme patolojisiyle anlamlı biçimde ilişkilendiğini ortaya koymuştur. Steiner-Adair (1986) ise ergen kızlarda ince beden idealini içselleştirmenin babanın onayına yönelik bir arayışla bağlantılı olduğunu öne sürmüştür.</p>
<h2 data-path-to-node="13"><b data-path-to-node="13" data-index-in-node="0">Klinisyen İçin Bir Çağrı: Babayı Odaya Davet Etmek</b></h2>
<p data-path-to-node="14">Yeme bozukluklarında aile terapisi çoğunlukla anne odaklı bir seyir izler. Oysa Winnicott’çu perspektif, babanın &#8216;kulisteki&#8217; işlevinin değerlendirilebilmesi için önce onun odaya davet edilmesini gerektirmektedir. Bu, babayı suçlamak anlamına gelmez, baba da kendi tutulma deneyiminden yoksun kalmış, kulisten nasıl yöneteceğini hiç öğrenememiş olabilir. Babanın sürece gerçek anlamda dahil edildiği vakalarda, yani yalnızca seansı doldurmak için değil, ilişkisel bir fail olarak, hem çocuğun hem de annenin terapötik süreçte belirgin biçimde ilerlediği gözlemlenmektedir. Baba odaya girdiğinde, aile sistemi yeniden üç boyutlu hâle gelmektedir.</p>
<h2 data-path-to-node="15"><b data-path-to-node="15" data-index-in-node="0">Sonuç</b></h2>
<p data-path-to-node="16">Yeme bozuklukları araştırma ve klinik pratiğinde annenin rolü haklı bir ilgiyle ele alınmaktadır. Ancak bu ilginin babanın işlevini sistemli biçimde gölgede bırakması, hem değerlendirmeyi hem de tedaviyi kısıtlamaktadır. Winnicott&#8217;ın kulisteki babası ve Lacan&#8217;ın Baba-nın-Adı, birbirini tamamlayan iki perspektifle aynı gerçeğe işaret etmektedir: baba, annenin rakibi değil, tamamlayıcısıdır. Belki de sormamız gereken soru yalnızca &#8216;Anneyle ilişki nasıl?&#8217; değil, aynı zamanda &#8216;Baba nerede?&#8217; sorusudur.</p>
<h2 data-path-to-node="17"><b data-path-to-node="17" data-index-in-node="0">Kaynaklar</b></h2>
<p data-path-to-node="18">American Psychiatric Association, DSM-5 Task Force. (2013). Diagnostic and statistical manual of mental disorders: DSM-5<img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/2122.png" alt="™" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> (5th ed.). American Psychiatric Publishing, Inc.. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.1176/appi.books.9780890425596" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwjGvYOR0tmTAxUAAAAAHQAAAAAQ-QY">https://doi.org/10.1176/appi.books.9780890425596</a>.</p>
<p data-path-to-node="19">Bruch, H. (1973). Eating disorders: Obesity, anorexia nervosa and the person within. Basic Books.</p>
<p data-path-to-node="20">Erdoğan, S. (2013). Anne-baba tutumları ile ergenlerin yeme tutumları arasındaki ilişki. Yayımlanmamış yüksek lisans tezi.</p>
<p data-path-to-node="21">Günaydın, G. (2019). Ergenlerde yeme tutumlarının aile işlevleri açısından incelenmesi. [Yayımlanmamış yüksek lisans tezi].</p>
<p data-path-to-node="22">Quinn B. P. (1999). Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders, Fourth Edition, Primary Care Version. Primary Care Companion to The Journal of Clinical Psychiatry, 1(2), 54–55.</p>
<p data-path-to-node="23">Lacan,J. (1981). Le séminaire, livre III: Les psychoses (1955–1956). Éditions du Seuil. [İng. çev.: The psychoses. Norton, 1993.]</p>
<p data-path-to-node="24">Maine, M. (1991). Father hunger: Fathers, daughters and food. Gürze Books.</p>
<p data-path-to-node="25">Seyfik, M. (2016). Boşanmış ailelerin kız çocuklarında yeme tutumu bozukluğu. [Yayımlanmamış uzmanlık tezi].</p>
<p data-path-to-node="26">Steiner-Adair, C. (1986). The body politic: Normal female adolescent development and the development of eating disorders. Journal of the American Academy of Psychoanalysis, 14(1), 95–114.</p>
<p data-path-to-node="27">Winnicott, D. W. (1965). The maturational processes and the facilitating environment. Hogarth Press.</p>
<p data-path-to-node="28">Winnicott, D. W. (1965). The family and individual development. Tavistock Publications.</p>
<p data-path-to-node="29">Wonderlich, S. A., Crosby, R. D., Mitchell, J. E., Roberts, J. A., Haseltine, B., DeMuth, G., &amp; Thompson, K. M. (1996). Relationship of childhood sexual abuse and eating disturbance in children. Journal of the American Academy of Child and Adolescent Psychiatry, 35(8), 1022–1032.</p>
<p data-path-to-node="30">Yücel, B., Polat, A., Özdemir, Ö., ve Tural, Ü. (2013). <b data-path-to-node="30" data-index-in-node="56">Yeme Bozuklukları</b>. Türkiye Klinikleri Yayınevi.</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/yeme-bozukluklarinda-sadece-anne-mi-baba-islevine-yeniden-bakis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sessiz Yas: İnfertilitenin Erkeklerde Psikolojik Yükü</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/sessiz-yas-infertilitenin-erkeklerde-psikolojik-yuku/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sessiz-yas-infertilitenin-erkeklerde-psikolojik-yuku</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/sessiz-yas-infertilitenin-erkeklerde-psikolojik-yuku/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gulchin Asgarova]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Mar 2026 22:50:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=27341</guid>

					<description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü, infertiliteyi bir yıl boyunca düzenli ve korunmasız cinsel ilişkiye rağmen gebeliğin oluşmaması durumu olarak tanımlar. Tıbbi olarak yaşamı tehdit eden bir hastalık değildir, ancak psikolojik, ekonomik ve sosyokültürel boyutlarıyla çiftler için ciddi bir yaşam krizine dönüşebilir. Tanı süreci, belirsizlik, yardımcı üreme teknikleri ve tekrar eden hayal kırıklıkları, çiftlerin stres, kaygı, umutsuzluk ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="2">Dünya Sağlık Örgütü, infertiliteyi bir yıl boyunca düzenli ve korunmasız cinsel ilişkiye rağmen gebeliğin oluşmaması durumu olarak tanımlar. Tıbbi olarak yaşamı tehdit eden bir hastalık değildir, ancak psikolojik, ekonomik ve sosyokültürel boyutlarıyla çiftler için ciddi bir yaşam krizine dönüşebilir. Tanı süreci, belirsizlik, yardımcı üreme teknikleri ve tekrar eden hayal kırıklıkları, çiftlerin stres, kaygı, umutsuzluk ve suçluluk gibi yoğun duygular yaşamasına neden olabilir (Molgora vd., 2019). Ancak bu hikâyenin bir de daha az konuşulan tarafı vardır: Erkekler.</p>
<h2 data-path-to-node="3"><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">Görünmeyen Sorumluluk, Görünmeyen Yas</b></h2>
<p data-path-to-node="4">Toplumsal olarak infertilite çoğu zaman “kadın sorunu” gibi algılanır. Gebelik kadının bedeninde gerçekleştiği için, sorumluluk ve görünürlük de çoğunlukla kadına atfedilir. Tedavi süreçleri daha invaziv ve beden merkezli olduğu için sağlık sistemi de kadına odaklanır. Bu durum, infertilitenin erkek üzerindeki psikolojik yükünün gölgede kalmasına yol açar (Arya ve Dibb, 2016; Patel vd., 2016).</p>
<p data-path-to-node="5">Oysa infertilite çiftin sorunudur. Ve erkekler için çocuk sahibi olamamak yalnızca biyolojik bir mesele değildir. Bu durum, <b data-path-to-node="5" data-index-in-node="124">erkeklik kimliği</b>, yeterlilik algısı, soyun devamı düşüncesi ve babalık arzusu ile yakından ilişkilidir. Pek çok erkek için infertilite, “işlevsizlik” ya da “eksiklik” hissiyle iç içe geçer. Bu nedenle yaşanan kayıp, çoğu zaman sessiz bir yas şeklinde deneyimlenir (Johansson vd., 2011; Mikkelsen vd., 2013).</p>
<h2 data-path-to-node="6"><b data-path-to-node="6" data-index-in-node="0">“Daha Az Erkek” Hissetmek</b></h2>
<p data-path-to-node="7">Araştırmalar infertil erkeklerin sıklıkla yoğun kaygı, depresif belirtiler ve utanç duygusu yaşadıklarını göstermektedir. Özellikle erkekliğin üretkenlik ve güç üzerinden tanımlandığı kültürlerde, infertilite erkeklik kimliğini tehdit eden bir durum olarak algılanabilir. Bazı nitel çalışmalar infertil erkeklerin tedavi sürecini “lanetli bir bekleyiş” olarak tanımladıklarını ortaya koymaktadır (Schick vd., 2016). Sürecin kontrolünün büyük ölçüde eşte ve sağlık sisteminde olduğu algısı, edilgenlik hissini artırabilir. Bununla birlikte, birçok erkek kendisini “yarım”, “eksik” ya da “daha az erkek” olarak nitelendirebilmektedir (Arya ve Dibb, 2016).</p>
<p data-path-to-node="8">Damgalanma ve sözlü imalar da bu yükü ağırlaştırır. Aile ve sosyal çevreden gelen açık ya da örtük baskılar, erkeklerin içe kapanmasına neden olabilir (Dyer vd., 2004). Bazı erkekler bu süreci konuşmaktan kaçınır, bazıları ise duygularını tamamen bastırır. Bu durum, psikolojik belirtilerin görünmez ama kronik bir hâl almasına yol açabilir (Babore vd., 2017; Yang vd., 2017).</p>
<h2 data-path-to-node="9"><b data-path-to-node="9" data-index-in-node="0">Tedavi Sürecinde Erkeklerin Konumu</b></h2>
<p data-path-to-node="10">Yardımcı üreme teknikleri çoğu zaman kadın bedenine odaklandığı için erkekler tedavi sürecinde kendilerini “kenarda” hissedebilir. Fiziksel olarak daha az invaziv işlemlere maruz kalmaları, psikolojik olarak daha az etkilendikleri anlamına gelmez. Aksine, dışlanmışlık ve sürecin pasif öznesi olma hissi, duygusal yükü artırabilir (Dooley vd., 2014).</p>
<p data-path-to-node="11">Bununla birlikte, eşler arası açık iletişim ve karşılıklı destek bu süreci önemli ölçüde dönüştürebilir. Çiftlerin birlikte baş etme stratejileri geliştirmesi, suçluluk ve yalnızlık duygularını azaltabilir (Jafarzadeh-Kenarsari vd., 2015). Ortak yas tutulabildiğinde, infertilite çiftin ilişkisini zayıflatmak yerine güçlendiren bir deneyime de dönüşebilir.</p>
<h2 data-path-to-node="12"><b data-path-to-node="12" data-index-in-node="0">Erkeklerin Duygusal Görünürlüğü</b></h2>
<p data-path-to-node="13">İnfertilite bağlamında erkeklerin yaşadığı psikolojik deneyimlerin daha fazla görünür kılınması gerekmektedir. Erkeklerin duygusal tepkilerinin “zayıflık” olarak değil, insani bir kayıp deneyimi olarak değerlendirilmesi önemlidir. Çünkü çocuk sahibi olamamak, yalnızca biyolojik bir kapasiteyle ilgili değildir, çoğu erkek için anlam, kimlik ve gelecek tasavvuruyla iç içe geçmiş bir meseledir. Klinik uygulamalarda erkeklerin bireysel danışmanlık ve <b data-path-to-node="13" data-index-in-node="451">psikososyal destek</b> süreçlerine daha aktif biçimde dahil edilmesi, yalnızca ruh sağlığını koruyucu bir adım değil, aynı zamanda bu sessiz yükün paylaşılmasına alan açan bir yaklaşımdır.</p>
<p data-path-to-node="14">İnfertiliteyi yalnızca üreme kapasitesi üzerinden değerlendirmek, yaşanan psikolojik yükü eksik bırakır. Bu deneyim erkekler için çoğu zaman yeterlilik algısının sarsılması, babalık arzusunun ertelenmesi ve erkeklik kimliğinin yeniden sorgulanması anlamına gelir. Ancak bu kayıp çoğu zaman açıkça ifade edilmez, sessizce taşınır. Duygular bastırılır, konuşmalar ertelenir, acı görünmez kılınır. Toplumsal beklentiler, “güçlü olma” zorunluluğu ve kırılganlığın zayıflıkla eşleştirilmesi, bu sessizliği daha da derinleştirir.</p>
<p data-path-to-node="15">Belki de ihtiyaç duyulan şey, bu sessizliği hemen çözmeye çalışmak değil, önce onun varlığını kabul etmek ve gerçekten duymaktır. Çünkü duyulan her sessizlik, yalnızlığı biraz azaltır. Ve paylaşılan her kayıp, iyileşme için bir alan açar. Erkeklerin <b data-path-to-node="15" data-index-in-node="250">sessiz yas</b>ını görebildiğimiz ölçüde, infertiliteye dair daha insani, daha kapsayıcı ve daha şefkatli bir anlayış geliştirmek mümkün olacaktır.</p>
<h2 data-path-to-node="17"><b data-path-to-node="17" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<ul data-path-to-node="18">
<li>
<p data-path-to-node="18,0,0">Arya, S. T., ve Dibb, B. (2016). The experience of infertility treatment: the male perspective. Human fertility (Cambridge, England), 19(4), 242–248.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="18,1,0">Babore, A., Stuppia, L., Trumello, C., Candelori, C., ve Antonucci, I. (2017). Male factor infertility and lack of openness about infertility as risk factors for depressive symptoms in males undergoing assisted reproductive technology treatment in Italy. Fertility and sterility, 107(4), 1041–1047.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="18,2,0">Dooley, M., Dineen, T., Sarma, K., ve Nolan, A. (2014). The psychological impact of infertility and fertility treatment on the male partner. Human fertility (Cambridge, England), 17(3), 203–209.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="18,3,0">Dyer, S. J., Abrahams, N., Mokoena, N. E., ve van der Spuy, Z. M. (2004). &#8216;You are a man because you have children&#8217;: experiences, reproductive health knowledge and treatment-seeking behaviour among men suffering from couple infertility in South Africa. Human reproduction (Oxford, England), 19(4), 960–967.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="18,4,0">Jafarzadeh-Kenarsari, F., Ghahiri, A., Habibi, M., ve Zargham-Boroujeni, A. (2015). Exploration of infertile couples&#8217; support requirements: a qualitative study. International journal of fertility &amp; sterility, 9(1), 81–92.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="18,5,0">Johansson, M., Hellström, A. L., ve Berg, M. (2011). Severe male infertility after failed ICSI treatment&#8211;a phenomenological study of men&#8217;s experiences. Reproductive health, 8, 4.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="18,6,0">Mikkelsen, A. T., Madsen, S. A., ve Humaidan, P. (2013). Psychological aspects of male fertility treatment. Journal of advanced nursing, 69(9), 1977–1986.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="18,7,0">Molgora, S., Fenaroli, V., Acquati, C., De Donno, A., Baldini, M. P., ve Saita, E. (2019). Examining the Role of Dyadic Coping on the Marital Adjustment of Couples Undergoing Assisted Reproductive Technology (ART). Frontiers in psychology, 10, 415.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="18,8,0">Patel, A., Sharma, P. S., Narayan, P., Nair, B. V., Narayanakurup, D., ve Pai, P. J. (2016). Distress in Infertile Males in Manipal-India: A Clinic Based Study. Journal of reproduction &amp; infertility, 17(4), 213–220.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="18,9,0">Schick, M., Rösner, S., Toth, B., Strowitzki, T., ve Wischmann, T. (2016). Exploring involuntary childlessness in men &#8211; a qualitative study assessing quality of life, role aspects and control beliefs in men&#8217;s perception of the fertility treatment process. Human fertility (Cambridge, England), 19(1), 32–42.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="18,10,0">Yang, B., Zhang, J., Qi, Y., Wang, P., Jiang, R., ve Li, H. (2017). Assessment on Occurrences of Depression and Anxiety and Associated Risk Factors in the Infertile Chinese Men. American journal of men&#8217;s health, 11(3), 767–774.</p>
</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/sessiz-yas-infertilitenin-erkeklerde-psikolojik-yuku/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bağımlılık mı Tasarlanmış Davranış mı? Nöropazarlamanın Görülmeyen Etiği Üzerine Bir Soru</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/bagimlilik-mi-tasarlanmis-davranis-mi-noropazarlamanin-gorulmeyen-etigi-uzerine-bir-soru/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=bagimlilik-mi-tasarlanmis-davranis-mi-noropazarlamanin-gorulmeyen-etigi-uzerine-bir-soru</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/bagimlilik-mi-tasarlanmis-davranis-mi-noropazarlamanin-gorulmeyen-etigi-uzerine-bir-soru/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gulchin Asgarova]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Feb 2026 23:00:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Davranış Psikolojisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=24318</guid>

					<description><![CDATA[Günümüz dünyasında, bir şeyler satın almadan hayatımızı sürdürebilmek neredeyse imkânsız. Artık yalnızca bireyler değil, aynı zamanda sürekli uyarılan, yönlendirilen ve ölçümlenen tüketicileriz. Bir yanda telefonlarımıza düşen “son saatler”, “sınırlı stok”, “sana özel indirim” bildirimleri, diğer yanda ise çoğu zaman adını koyamadığımız ama yönetmekte zorlandığımız dürtüler. Ve sonuç genellikle aynı döngüyle ilerler: Onaylanan sepetler, kesilen fişler, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="1">Günümüz dünyasında, bir şeyler satın almadan hayatımızı sürdürebilmek neredeyse imkânsız. Artık yalnızca bireyler değil, aynı zamanda sürekli uyarılan, yönlendirilen ve ölçümlenen tüketicileriz. Bir yanda telefonlarımıza düşen “son saatler”, “sınırlı stok”, “sana özel indirim” bildirimleri, diğer yanda ise çoğu zaman adını koyamadığımız ama yönetmekte zorlandığımız dürtüler.</p>
<p data-path-to-node="2">Ve sonuç genellikle aynı döngüyle ilerler: Onaylanan sepetler, kesilen fişler, kargo takibi… Ardından gelen ürünler ve çevreden alınan küçük ama etkili övgüler.</p>
<h2 data-path-to-node="4"><b data-path-to-node="4" data-index-in-node="0">Tüketim Kültüründe &#8220;Temiz Bağımlılık&#8221; Kavramı</b></h2>
<p data-path-to-node="5">Bu tablo, ilk bakışta hepimizin hayatının sıradan bir rutini gibi görünebilir. Oysa bazı bireyler için bu süreç, yalnızca “alışveriş yapmak” değil; yoğun bir haz, rahatlama ve ardından gelen pişmanlık döngüsüne dönüşmektedir. Tam da bu noktada, <b data-path-to-node="5" data-index-in-node="245">alışveriş bağımlılığı</b> kavramı devreye girer. Ancak alışveriş bağımlılığı, diğer bağımlılık türleri kadar kolay tanınmaz. Gross’un (2003) da ifade ettiği gibi, bu bağımlılık çoğu zaman “temiz bir bağımlılık” olarak algılanır. Etkilenen bireyler aktif, üretken, başarılı ve işlevsel görünür, hatta toplumsal olarak takdir edilir. Oysa alkol ya da madde bağımlılığı söz konusu olduğunda, bireyler hızla “kontrolsüz” etiketiyle damgalanır.</p>
<h2 data-path-to-node="6"><b data-path-to-node="6" data-index-in-node="0">Postmodern Toplum ve Normalleşen Tüketim</b></h2>
<p data-path-to-node="7">Bu fark, yalnızca bireyin davranışından değil, içinde yaşadığımız tüketim kültürünün normlarından beslenir. Neuner ve arkadaşlarının (2005) da vurguladığı üzere, postmodern tüketici toplumunda tüketim yalnızca normalleştirilmiş değil, aynı zamanda ödüllendirilen bir davranış haline gelmiştir. Daha fazlasını istemek, daha sık satın almak ve “kendini ödüllendirmek” neredeyse psikolojik bir gereklilik gibi sunulmaktadır. Ancak burada kritik bir soru ortaya çıkar: Bu kontrol kaybı gerçekten bireyin iradesiyle mi ilgilidir, yoksa sistematik olarak tasarlanmış bir pazarlama düzeninin sonucu mudur?</p>
<h2 data-path-to-node="9"><b data-path-to-node="9" data-index-in-node="0">Nöropazarlama ve Beynin Ödül Mekanizması</b></h2>
<p data-path-to-node="10">İşte bu noktada <b data-path-to-node="10" data-index-in-node="16">nöropazarlama</b> devreye girer. Nöropazarlama, tüketicinin bilinçli tercihlerinden çok, beynin otomatik ve duygusal süreçlerine hitap etmeyi amaçlar. Healy’nin (2002) de belirttiği gibi, güçlü şirketler yalnızca ürün satmakla kalmaz, aynı zamanda duygusal deneyimleri, ihtiyaç algılarını ve hatta psikolojik sınıflandırmaları şekillendirebilir. Böylece bireyin neyi “istek”, neyi “ihtiyaç” olarak algılayacağı yeniden tanımlanır.</p>
<p data-path-to-node="11">Nörobilimsel açıdan bakıldığında, bu süreç tesadüfi değildir. Gray’e (1987) göre davranışlarımız üç temel sistem tarafından düzenlenir: davranışsal inhibisyon sistemi, davranışsal aktivasyon sistemi ve savaş–kaç sistemi. <b data-path-to-node="11" data-index-in-node="221">Davranışsal aktivasyon sistemi</b> baskın olan bireyler, ödül beklentisiyle hareket eder; ceza ya da olumsuz sonuç ihtimali davranışı durdurmakta yetersiz kalır. Araştırmalar, davranışsal aktivasyon sisteminin yüksek reaktivite göstermesi ile satın alma bağımlılığı ve zayıf öz düzenleme arasında pozitif bir ilişki olduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<h2 data-path-to-node="12"><b data-path-to-node="12" data-index-in-node="0">Dürtüsel Satın Alma ve Duygusal Tetikleyiciler</b></h2>
<p data-path-to-node="13">Tam da bu noktada nöropazarlama stratejileri devreye girer: sınırlı süreli teklifler, geri sayım sayaçları, kişiselleştirilmiş indirimler ve “kaçırma korkusu” (FOMO) yaratan bildirimler, beynin ödül sistemini sürekli olarak uyarır. <b data-path-to-node="13" data-index-in-node="232">Dürtüsel satın alma</b> yalnızca olumsuz duygularla tetiklenmez. Whiteside ve Lynam (2001), olumsuz ruh halinin dürtüsel davranışları artırdığını gösterirken; diğer çalışmalar olumlu duyguların da benzer bir etki yarattığını ortaya koymaktadır. Heyecan, keyif ve sevinç gibi duygular, bireyi “kendini ödüllendirme” davranışına daha açık hale getirir.</p>
<p data-path-to-node="14">Beatty ve Ferrell’in (1998) bulguları, olumlu duygular ile dürtüsel satın alma dürtüsü arasındaki güçlü ilişkiye işaret eder. Satın alma eylemi bu bağlamda yalnızca bir ihtiyaç giderme aracı olmaktan çıkar; eğlence, sosyal etkileşim ve duygusal tatmin sunan bir deneyime dönüşür. Nöropazarlama ise bu deneyimi daha yoğun, daha hızlı ve daha tekrarlanabilir hale getirecek şekilde tasarlar. Ancak bu tasarım, çoğu zaman bireyin planladığından daha fazla harcama yapmasıyla sonuçlanır.</p>
<h2 data-path-to-node="16"><b data-path-to-node="16" data-index-in-node="0">Etik Sınırlar ve Sistemsel Sorumluluk</b></h2>
<p data-path-to-node="17">Tüm bu bulgular ışığında, alışveriş davranışını yalnızca bireysel irade eksikliği üzerinden açıklamak yeterli görünmemektedir. Belki de asıl etik soru şudur: Beynin ödül sistemini hedef alan ve dürtüsel davranışları bilinçli olarak tetikleyen pazarlama stratejileri nerede durmalıdır?</p>
<p data-path-to-node="18">Nöropazarlama, davranışı anlamak için güçlü bir araç olabilir, ancak bu bilgi, bireyin kırılganlıklarını sömürmeye başladığında etik sınırların bulanıklaştığı bir alana girer. Alışveriş bağımlılığı bu bağlamda yalnızca bireysel bir sorun değil, aynı zamanda tasarlanmış bir deneyimin yan ürünü olarak da ele alınmalıdır.</p>
<p data-path-to-node="19">Belki de artık sormamız gereken soru şudur: Sorun gerçekten beynimiz mi, yoksa beynimize hitap edecek şekilde tasarlanan sistemler mi?</p>
<h2 data-path-to-node="21"><b data-path-to-node="21" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<p data-path-to-node="22">Bal, F., ve Okkay, İ. (2022). İnternet Tabanlı Sorunlu Alışveriş Davranışı: Çevrimiçi Alışveriş Bağımlılığı. Bağımlılık Dergisi, 23(1): 111-120. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.51982/bagimli.973306" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwi41c7jjMWSAxUAAAAAHQAAAAAQ5AM">https://doi.org/10.51982/bagimli.973306</a>. Beatty, S., and Ferell, E. (1998). Impulse buying: Modeling its precursors. Journal of Retailing; 74(2): 169-191. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.1016/S0022-4359(99)80092-X" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwi41c7jjMWSAxUAAAAAHQAAAAAQ5QM">https://doi.org/10.1016/S0022-4359(99)80092-X</a>. Claes, L., Bijttebier, P., van Eynde FD., et al. (2010). Emotional reactivity and selfregulation in relation to compulsive buying. Pers Individ Dif; <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.1016/J.PAID.2010.05.020" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwi41c7jjMWSAxUAAAAAHQAAAAAQ5gM">https://doi.org/10.1016/J.PAID.2010.05.020</a>. Cyders, M. A., Smith, G. T., Spillane, N. S., Fischer, S., Annus, A. M., and Peterson, C. (2007). Integration of impulsivity and positive mood to predict risky behavior: development and validation of a measure of positive urgency. Psychological assessment, 19(1), 107–118. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.1037/1040-3590.19.1.107" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwi41c7jjMWSAxUAAAAAHQAAAAAQ5wM">https://doi.org/10.1037/1040-3590.19.1.107</a>. Donovan, R. J., and Rossiter, J. R. (1982). Store Atmosphere: An Environmental Psychology Approach. Journal of Retailing, 58, 34-57. Gray, JA. (1987). The Psychology of Fear and Stress. Cambridge: Cambridge University Press. Gross ,W. (2003). Sucht Ohne Drogen: Arbeiten, Spielen, Essen, Lieben. Frankfurt: Fischer. Hausman, A. (2000). A multi-method investigation of consumer motivations in impulse buying behavior. Journal of Consumer Market; 17(15): 403-419. Healy, D.(2002). The Creation of Psychopharmacology. Cambridge: Harvard University Press. Katawetawaraks, C. and Wang, L., C. (2011). Online shopper behavior: Influences of online shopping decision. Asian Journal of Business Research, 1(2), 66-74. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.14707/ajbr.110012" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwi41c7jjMWSAxUAAAAAHQAAAAAQ6AM">https://doi.org/10.14707/ajbr.110012</a>. Neuner, M., Raab, G., and Reisch, L. (2005). Compulsive buying in maturing societies: An empirical re- inquiry. Journal of Economic Psychology; 26(4): 509-522. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.1016/j.joep.2004.08.002" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwi41c7jjMWSAxUAAAAAHQAAAAAQ6QM">https://doi.org/10.1016/j.joep.2004.08.002</a>. Thomas, C., O&#8217;Guinn., Ronald, and Faber, J. (1998). Compulsive Buying: A Phenomenological Exploration, Journal of Consumer Research, 16: (2), 147- 157, <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.1086/209204" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwi41c7jjMWSAxUAAAAAHQAAAAAQ6gM">https://doi.org/10.1086/209204</a>. Whiteside, SP., Lynam, DR. (2001). The five-factor model and impulsivity: Using a structural model of personality to understand impulsivity. Pers Individ Dif; 30(4): 669-689. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.1016/S0191-8869(00)00064-7" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwi41c7jjMWSAxUAAAAAHQAAAAAQ6wM">https://doi.org/10.1016/S0191-8869(00)00064-7</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/bagimlilik-mi-tasarlanmis-davranis-mi-noropazarlamanin-gorulmeyen-etigi-uzerine-bir-soru/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
