<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Fırat Kara &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/firatkara/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Jul 2026 09:36:12 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Fırat Kara &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hiç Yaşamadığımız Hayatları Özlemek!: Olası Benlikler ve Pişmanlık Psikolojisi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/hic-yasamadigimiz-hayatlari-ozlemek-olasi-benlikler-ve-pismanlik-psikolojisi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=hic-yasamadigimiz-hayatlari-ozlemek-olasi-benlikler-ve-pismanlik-psikolojisi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/hic-yasamadigimiz-hayatlari-ozlemek-olasi-benlikler-ve-pismanlik-psikolojisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Kara]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jul 2026 09:36:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Varoluşçu Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Olası Benlikler]]></category>
		<category><![CDATA[Pişmanlık Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Tanınmamış Yas]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/hic-yasamadigimiz-hayatlari-ozlemek-olasi-benlikler-ve-pismanlik-psikolojisi/</guid>

					<description><![CDATA[Hayatımız boyunca sayısız karar alırız ve her seçim, aslında başka bir ihtimalin de üzerini çizmek anlamına gelir. Bazen dalgın bir anımızda zihnimiz, seçmediğimiz o yollara doğru sürüklenir. Hiç gidilmeyen o şehirde yaşasaydık nasıl biri olurduk? Tercih etmediğimiz o mesleği seçseydik, başlamadan biten o ilişkiye şans verseydik hayatımız nasıl şekillenirdi? İnsan zihni sadece kaybettiklerinin değil, hiç [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hayatımız boyunca sayısız karar alırız ve her seçim, aslında başka bir ihtimalin de üzerini çizmek anlamına gelir. Bazen dalgın bir anımızda zihnimiz, seçmediğimiz o yollara doğru sürüklenir. Hiç gidilmeyen o şehirde yaşasaydık nasıl biri olurduk? Tercih etmediğimiz o mesleği seçseydik, başlamadan biten o ilişkiye şans verseydik hayatımız nasıl şekillenirdi? İnsan zihni sadece kaybettiklerinin değil, <strong>hiç sahip olmadıklarının</strong> da yasını tutabilmektedir. Peki, insan hiç yaşamadığı bir hayatı özler mi? Aslında hiç olmayan bir hayatın yasını tutuyor olabilir miyiz? Bu yazımda, zihnimizin derinliklerinde yarattığımız o alternatif dünyaları ve pişmanlık psikolojisini ele almaya çalışacağım.</p>
<p>Psikolojide Hazel Markus ve Paula Nurius’un öne sürdüğü <strong>&#8220;Olası Benlikler&#8221;</strong> (possible selves) kavramı tam olarak bu durumu açıklamaktadır. Bireyler sadece şu anki benliklerinden ibaret değildir; aynı zamanda gelecekte olabilecekleri, olmayı umdukları veya olmaktan korktukları alternatif benlikleri de zihinlerinde taşırlar. Seçimlerimizin ardından arkada bıraktığımız o diğer ihtimaller, zihnimizde birer paralel evren gibi yaşamaya devam eder. &#8220;Acaba?&#8221; sorusu bu alternatif benliklerin kapısını aralar. Kaçırılan bir fırsatın ya da alınmayan bir kararın ardından yaşanan o derin hayal kırıklığı, çoğu zaman gerçek bir kaybın yarattığı acıya eşdeğer bir yas süreci başlatabilmektedir. Ortada fiziksel bir kayıp olmasa da, zihnimizde inşa ettiğimiz o <strong>&#8220;olası&#8221;</strong> geleceğin kaybı, kişiyi melankolik bir duygu durumuna sürükleyebilmektedir.</p>
<p>Burada devreye giren en önemli dinamiklerden biri de pişmanlık psikolojisidir. Araştırmalar, insanların eyleme geçtikleri ve hata yaptıkları durumlar için duydukları pişmanlığın zamanla azaldığını; ancak eylemsizlikten kaynaklanan, yani yapmadıkları şeyler için duydukları pişmanlığın yıllar geçtikçe daha da büyüdüğünü göstermektedir. Seçilmeyen o yol, gerçek hayatın karmaşasından ve zorluklarından bağımsız, tamamen idealize edilmiş bir senaryo olarak kurgulanır. Olası zorluklar ve olumsuzluklar göz ardı edilirken, &#8220;Eğer o adımı atsaydım her şey mükemmel olurdu&#8221; yanılgısı kişinin peşini bırakmaz. İnsan zihni, yaşanmayan o alternatif hayatı genellikle <strong>kusursuzlaştırma</strong> eğilimindedir. Bu durum, bireyin mevcut hayatındaki güzellikleri fark etmesini ve anı yaşamasını engelleyen kalın bir bariyere dönüşebilmektedir.</p>
<p>Ancak bu duyguların sadece karamsar bir tablosu yoktur; aynı zamanda umuda ve yeniden şekillenmeye dair ipuçları da barındırmaktadır. Yasını tuttuğumuz o yaşanmamış hayatlar aslında içsel ihtiyaçlarımızın ve arzularımızın birer yansımasıdır. Seçilmeyen yola duyulan özlem, belki de mevcut hayatımızda eksikliğini hissettiğimiz bir tatmin duygusuna, aidiyete veya özgürlüğe işaret etmektedir. Bu bağlamda alternatif benliklerimiz, bize neyi arzuladığımızı ve hayatımızda neleri değiştirebileceğimizi gösteren değerli rehberler olarak işlev görebilmektedir. Yeter ki bu yası geçmişe dönük bir pranga olarak değil, geleceği inşa edecek bir pusula olarak kullanabilelim.</p>
<p>Toplumsal boyutta ele aldığımızda ise, günümüz modern dünyasının bireye dayattığı <strong>&#8220;sınırsız seçenek&#8221;</strong> yanılsaması bu yaşanmamışlık hissini daha da körüklemektedir. Geleneksel toplumlarda bireyin yolu büyük ölçüde önceden çizilmişken, günümüzde her şeyin bir tercih meselesi haline gelmesi beraberinde devasa bir seçememe anksiyetesi getirmektedir. Üstelik sosyal medyanın vitrininde sergilenen o pırıltılı ve kusursuz hayatlar, kişilerin sürekli olarak kendi yaşamlarını sorgulamasına ve &#8220;Acaba başka bir yerde, başka bir hayat yaşasaydım daha mı mutlu olurdum?&#8221; düşüncesine saplanmasına neden olabilmektedir. Sürekli bir şeyleri kaçırma korkusu (FOMO), toplumsal düzeyde bir tür kronik yetersizlik hissine ve yaşanmamış hayatlar yasına dönüşmektedir. Milyonlarca insan, kendi gerçeğini yaşamak yerine, başkalarının seçtiği o parlak ihtimallerin gölgesinde üşümektedir.</p>
<p>Sonuç olarak, hiç yaşamadığımız hayatların yasını tutmak, insan olmanın en karmaşık ve aynı zamanda en doğal hallerinden biridir. Zihin sadece yaşananları değil, yaşanma ihtimali olanları da hafızasında taşır ve zaman zaman o ihtimallerin kapısını çalar. Önemli olan, o alternatif benliklerin gölgesinde kaybolup bugünü kaçırmak yerine, onların bize fısıldadığı derin ihtiyaçları duymak ve mevcut gerçekliğimizi bu farkındalıkla yeniden inşa etmektir. Belki de o yaşanmayan hayatlar, bugünkü <strong>&#8220;biz&#8221;</strong>&#8216;i daha anlamlı ve bilinçli kılmak için zihnimizin oynadığı buruk ama son derece öğretici bir oyundur.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/hic-yasamadigimiz-hayatlari-ozlemek-olasi-benlikler-ve-pismanlik-psikolojisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsanlar Neden Burçlara İnanmak İster?: Arkasında Yatan Psikolojik Boyutlar</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/insanlar-neden-burclara-inanmak-ister-arkasinda-yatan-psikolojik-boyutlar/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=insanlar-neden-burclara-inanmak-ister-arkasinda-yatan-psikolojik-boyutlar</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/insanlar-neden-burclara-inanmak-ister-arkasinda-yatan-psikolojik-boyutlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Kara]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 May 2026 21:40:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Zihin ve Davranış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=32153</guid>

					<description><![CDATA[Yeni birisiyle tanıştığınızda size ilk burcunuzu sorması ya da sosyal medyada vakit geçirirken burçlarla ilgili paylaşımlara denk gelmemek imkansıza yakın bir durumda. Instagram keşfetinizde veya X’te &#8220;Bu burçlar asla geri dönmez!&#8221; ya da &#8220;Merkür retrosu hayatınızı mahvedecek…&#8221; tadındaki videolara denk geldiğinizde altındaki yüzlerce yorumu ve etkileşimi görünce şaşırmamak elde değil. Peki bu durum sadece bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="container">
<div id="model-response-message-contentr_7df3ae26dafb56c2" class="markdown markdown-main-panel stronger enable-updated-hr-color" dir="ltr" aria-live="polite" aria-busy="false">
<p data-path-to-node="1">Yeni birisiyle tanıştığınızda size ilk burcunuzu sorması ya da sosyal medyada vakit geçirirken burçlarla ilgili paylaşımlara denk gelmemek imkansıza yakın bir durumda. Instagram keşfetinizde veya X’te &#8220;Bu burçlar asla geri dönmez!&#8221; ya da &#8220;Merkür retrosu hayatınızı mahvedecek…&#8221; tadındaki videolara denk geldiğinizde altındaki yüzlerce yorumu ve etkileşimi görünce şaşırmamak elde değil. Peki bu durum sadece bir sosyal medya akımı, çılgınlığı mı? İnsanların bu içerikleri sadece izleyip geçmekle kalmadığını; kendilerini, aşk hayatlarını, kariyerlerini hatta arkadaşlıklarını bu tanımlar üzerinden nasıl açıkladıklarını gördükçe işin arka planında çok daha derin bir zihinsel süreç olduğunu fark edebiliriz. Bu yazımda bu durumu ele almaya çalışacağım.</p>
<h2 data-path-to-node="2"><b data-path-to-node="2" data-index-in-node="0">Bilişsel Kestirmeler ve Belirsizlikle Baş Etme</b></h2>
<p data-path-to-node="3">Bu eğilimin bireysel düzeydeki en büyük tetikleyicisi, kişilerin ortak sorunlarından biri olan o &#8220;belirsizlik&#8221; hissi olabilir. Zihnimiz belirsizliğe karşı inanılmaz derecede hassas ve bu boşlukları bir şekilde doldurmak istemektedir. Günlük hayattan bir örnek vermek gerekirse, birine mesaj atıyorsunuz ve saatlerce cevap gelmiyor. Aslında karşı tarafın sadece meşgul olması ya da o an telefonunun bozulması gibi onlarca rasyonel nedene sahip olabilir. Fakat kişiler, o belirsizliğin yarattığı kaygıdan kurtulmak için hemen en kestirme yolu seçebiliyorlar, &#8220;Zaten o bir Akrep, kesin bir oyun çeviriyor!&#8221; İşte tam burada Daniel Kahneman’ın bahsettiği o <b data-path-to-node="3" data-index-in-node="652">bilişsel kestirmeler</b> devreye giriyor olabilir. Zihin enerji harcayıp olasılıkları değerlendirmek yerine, önceden belirlenmiş hazır kalıpları kullanarak durumu hemen çözüyor ve kişiyi rahatlatıyor.</p>
<h2 data-path-to-node="4"><b data-path-to-node="4" data-index-in-node="0">Barnum Etkisi ve Kişiselleştirme Yanılgısı</b></h2>
<p data-path-to-node="5">Gün içinde karşımıza çıkan &#8220;Bu ara duygusal dengeni korumakta zorlanabilirsin&#8221; veya &#8220;Yakın çevrenle ilgili bazı farkındalıklar yaşayabilirsin&#8221; gibi cümleler insanların hayatlarına kolayca uyarlanabilecek kadar genel geçer ifadelerden oluşmaktadır. Fakat işin ilginç yanı, zihnimizin bu kadar geniş bir kitleye hitap eden bir cümleyi kişiselleştirip &#8220;Tam olarak beni anlatıyor!&#8221; diye kodlamasıdır. Psikolojide Bertram Forer’ın temellerini attığı <b data-path-to-node="5" data-index-in-node="445">Barnum Etkisi</b> tam olarak bu noktada devreye girer. Bireyler, aslında herkese uyabilecek kadar esnek olan bu tanımları sanki sadece kendilerine özel hazırlanmış bir analizmiş gibi algılama eğilimi gösterebilmektedir. Kişi eğer o gün okuduğu yorumdaki gibi bir olay yaşarsa, bunu astrolojinin başarısı olarak hafızasına kaydetmekte ancak yorum yaşadığı deneyim ile örtüşmediğinde bu bilgiyi &#8220;önemsiz&#8221; olarak görüp saniyeler içinde elemekte. Kişi sadece duymak istediklerini seçiyor geri kalanını ise sistem dışına atmakta.</p>
<h2 data-path-to-node="6"><b data-path-to-node="6" data-index-in-node="0">Kimlik İnşası ve Kontrol Arayışı</b></h2>
<p data-path-to-node="7">Konu sadece &#8220;öngörü&#8221; ile sınırlı değil, bunun yerine bir kimlik inşasından söz edilebilmektedir. Özellikle kişinin kendini tanımaya ve tanımlamaya çalıştığı dönemlerde, &#8220;Ben aslında nasıl biriyim?&#8221; sorusu çok baskın hale gelebilmektedir. Burçlar bu noktada insana pratik bir kimlik etiketi sunabilmektedir. Birinin çıkıp &#8220;Ben Aslan burcuyum, o yüzden ilgi odağı olmayı seviyorum&#8221; demesi, kendisini bir çerçeveye oturtmasını sağlayabilmekte. Bunu Carl Jung’un arketiplerine de benzetebiliriz, burçlar aslında insanın kendini ifade etmek için kullandığı bir tür arketiplere dönüşmüştür.</p>
<p data-path-to-node="8">Biraz daha derine inersek, burçların asıl işlevinin kontrol duygusu olduğunu söyleyebiliriz. Hayat kişilerin öngöremedikleri şekilde geliştiğinde, kontrolün ellerinden kaydığını hissettikleri anlarda (sınav haftaları, işsizlik süreci veya ayrılıklar gibi) kişi bir sığınağa ihtiyaç duyar. Viktor Frankl’ın vurguladığı o <b data-path-to-node="8" data-index-in-node="320">anlam arayışı</b> burada önemli bir yer edinebilmektedir. &#8220;Kötü bir dönemden geçiyorum çünkü Merkür retrosu var&#8221; demek, kişinin kontrolü dışındaki yaşantılarını kabul etmesinden daha kolay ve teselli edici olabilmektedir.</p>
<h2 data-path-to-node="9"><b data-path-to-node="9" data-index-in-node="0">Dijital Kültür ve Gerçeklik İllüzyonu</b></h2>
<p data-path-to-node="10">Toplumsal boyutta ise dijital kültür bu ateşi sürekli devam ettirmekte ve yeniden üretmektedir. Sosyal medya algoritmaları, etkileşim aldığımız her burç paylaşımını önümüze tekrar tekrar çıkarmakta ve bir tür &#8220;gerçeklik illüzyonu&#8221; yaratabilmektedir. Kişiler yankı odalarında bu konuları konuşmaya devam ettiklerinde bir şekilde eleştirel süzgeçleri kapanmakta ve bu içeriklerin mizahi bir dille sunulması kişilerin savunma mekanizmalarına takılmadan kabul etmelerini sağlayabilmektedir.</p>
<p data-path-to-node="11">Sonuç olarak, astrolojiye duyulan bu yoğun ilginin tek bir sebebi bulunmamakta. İnsan zihni, öngörülemeyen ve kontrol dışındaki gerçeklerle yüzleşmektense Merkür’e suç atmayı tercih ederek, kişisel tercihleri ve yaşantıları kozmik birer şanssızlık olarak yorumlamanın konforuna sığınabilmektedir. Mesele yıldızların ne söylediğinden ziyade, bireyin o yıldızlara bakarken duymaya ihtiyaç duyduğu “anlamlı bir dünya” ve “belirlenmiş bir benlik” arayışında gizli olabilir.</p>
<h2 data-path-to-node="12"><b data-path-to-node="12" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<p data-path-to-node="12">Frankl, V. E. (2009). <i data-path-to-node="12" data-index-in-node="31">İnsanın anlam arayışı</i> (S. Budak, Çev.). Okuyan Us Yayınları.</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/insanlar-neden-burclara-inanmak-ister-arkasinda-yatan-psikolojik-boyutlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Yıl, Yeni Hedefler ve Biraz Da Gerçekler!: Yılbaşlarında Koyulan Hedefler ve Sonrası</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/yeni-yil-yeni-hedefler-ve-biraz-da-gercekler-yilbaslarinda-koyulan-hedefler-ve-sonrasi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=yeni-yil-yeni-hedefler-ve-biraz-da-gercekler-yilbaslarinda-koyulan-hedefler-ve-sonrasi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/yeni-yil-yeni-hedefler-ve-biraz-da-gercekler-yilbaslarinda-koyulan-hedefler-ve-sonrasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Kara]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Mar 2026 22:20:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştirel Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=27259</guid>

					<description><![CDATA[Yeni yıl kişiler arasında hayatlarını yoluna koymak hatta daha iyi bir benlik oluşturmak için bir fırsatmış gibi görülüyor. Yeni hedef listeleri, hobiler ve planlar yapılıyor peki ocak ayı geçtikten sonra ve yılın ortalarına gelindiğinde ne oluyor? Konulan hedefler nasıl olmalı? Bu hedefler kişiyi geliştiriyor mu yoksa yıpratıyor mu? Bu hedefleri kendimiz mi tercih ediyoruz? Bu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="2">Yeni yıl kişiler arasında hayatlarını yoluna koymak hatta daha iyi bir benlik oluşturmak için bir fırsatmış gibi görülüyor. Yeni hedef listeleri, hobiler ve planlar yapılıyor peki ocak ayı geçtikten sonra ve yılın ortalarına gelindiğinde ne oluyor? Konulan hedefler nasıl olmalı? Bu hedefler kişiyi geliştiriyor mu yoksa yıpratıyor mu? Bu hedefleri kendimiz mi tercih ediyoruz? Bu yazımda bunu ele almaya çalışacağım.</p>
<p data-path-to-node="3">Günümüzde insanlar gelişim ve değişimi süreç değil sonuç odaklı ve ölçülebilir bir yere konumlandırmaktadır. Yeni yıl sadece takvimdeki gün değil, bu değişimi başlatan ve kişinin milat olarak anlam yüklediği bir yere evrilmiştir. Kendisinin en iyi versiyonuna ulaşma ümidi ile yapılacaklar listesine radikal kararlara varacak kadar görev ve sorumluluklar ekler. Peki bu planlamalar göründüğü kadar masum mu?</p>
<h2 data-path-to-node="4"><b data-path-to-node="4" data-index-in-node="0">Hedeflerin Sürdürülebilirliği ve Motivasyonun Doğası</b></h2>
<p data-path-to-node="5">Yılın üçüncü ayına geldiğimizde kişi kendisine uyulması zor, adım adım ilerleyemeyeceği ve gerçekçi olmayan hedefler koyduysa bu hedeflerini sürdürmekte zorlanabilir. İrade zayıflar ve motivasyon düşer. Kişi kendisi ile çeliştiği ve başarısız olduğu noktada hedeflerini erteleme ya da Martin Seligman’ın öğrenilmiş çaresizlik kavramı ile karşılaşabilir. Her yıl başında konulan ancak yılın ilk çeyreğinde bir sonraki yılın hedeflerine ertelenen maddeler buna örnek verilebilir. Bu noktada motivasyonun doğası belirleyici hale gelebilir.</p>
<p data-path-to-node="6">Motivasyon, koyulan hedefi eyleme dönüştürmek için itici güçtür. Motivasyonu ikiye ayıracak olursak, içsel motivasyon kişinin değerleri ve ilgi duyduğu davranışlar ile ortaya çıkar. Dışsal motivasyon ise ödül, onay ya da toplumsal beklentiler ile ortaya çıkar. Yeni yılda yapılan listeler büyük ölçüde dışsal motivasyonu ilgilendirir. Kişi daha başarılı olmak, daha fit görünmek ve daha diye başlayan örnekler ile uzatabileceğimiz isteklere sahip olabilir. Birey yeni yılda hedeflerine karar verirken bu hedeflere içsel motivasyonla mı yoksa dışsal motivasyonla mı karar verdiğine dikkat etmelidir. Kişinin motivasyonu hedeflerin konulma aşamasından uygulanma aşamasına kadar önemli bir konumda bulunmaktadır.</p>
<h2 data-path-to-node="7"><b data-path-to-node="7" data-index-in-node="0">Performans Toplumu ve Sosyal Medya Etkisi</b></h2>
<p data-path-to-node="8">Byung-Chull Han’a göre bireyin değeri gösterdiği performans ile ölçülür. “Performans toplumu” bireyi rekabet etmesi için zorlar. Otorite dışsal gözükse bile birey bu hedefleri içsel bir zorunlulukla koyar ve performans öznesi haline gelir. Birey hem özne hem denetleyici konumundadır. “Performans toplumu” kişide yabancılaşma, tükenmişlik olarak karşımıza çıkabilir.</p>
<p data-path-to-node="9">Sosyal medya platformlarında karşımıza çıkan sabah rutinleri ya da öncesi-sonrası videoları kişide kıyaslama “bende böyle olmalıyım” düşüncesini ortaya çıkartabilir. Ancak kişi sabah 5’te kalkmanın hayat rutinine uygun olup olmadığına dikkat etmez. Onun aklında olan şey uyanıp soğuk duş alıp hemen maillerini kontrol etme düşüncesidir. Peki mail kutusu boşsa ya da sabah aldığı soğuk duş onun hasta olmasına neden olduysa… Başarılı insanlar hayatlarında bu rutinlere sahip gibi görünseler de, bu rutinlere uyan ancak yine de başarısız olan insanlar kendisini yetersiz görmeye, karşılaştırma yapmaya ve suçlu hissetmeye başlar. Çünkü bu rutinler kişilerin kendi hayat tempolarına göre şekillenmelidir ve özneldir.</p>
<h2 data-path-to-node="10"><b data-path-to-node="10" data-index-in-node="0">Psikolojik iyi Oluş ve öz Şefkat</b></h2>
<p data-path-to-node="11">Carl Rogers’a göre <b data-path-to-node="11" data-index-in-node="19">psikolojik iyi oluş</b> için gerçek benlik ve ideal benlik arasında uyum esastır. Gerçek benlik ve ideal benliğin çatışma yaşaması psikolojik iyi oluşu olumsuz etkiler. Yılbaşlarında konulan hedefler büyük ölçüde ideal benliği ilgilendirir. Eğer konulan hedefler gerçekçi değilse gerçek benlik bu hedefler altında ezilebilir ve kişinin psikolojik iyi oluşu olumsuz etkilenir. Kişinin “yetersizim” gibi bir inanç geliştirmemesi ve psikolojik iyi oluşunun devamlılığı için hedefler adım adım ilerleyen, gerçekçi ve kişinin becerileri ile uyumlu seçilmelidir.</p>
<p data-path-to-node="12"><b data-path-to-node="12" data-index-in-node="0">Psikolojik esneklik</b>, Steven C. Hayes’in Kabul ve Kararlılık Terapisi yaklaşımında kişinin değerleri ile çatışmayan ve esnek bir yaşamı savunur. Kişi mükemmel değil, değerleri ile bir arada kalabilmelidir. Yine benzer bir şekilde kişinin kendisine “<b data-path-to-node="12" data-index-in-node="248">öz şefkat</b>” göstermesi kişiyi yapmak istedikleri konusunda daha motive ve istediklerini sürdürülebilir kılmaktadır.</p>
<p data-path-to-node="13">Yeni yıl hedefleri kişiler için gerçekten bir değişim ve gelişim fırsatı olabilir. Belki de yeni yıldan beklenmesi gereken daha insani bir benlikle temas kurmaktır. İnsan kırılgan, esnek ve değişkendir. Koyulan hedefler hayata geçirilebileceği kadar aksayabilir. Hedefler ve gerçekleştirilmesi gereken onlarca şey kişinin benliğine değer biçmemelidir. Ocak ayındaki yüksek beklenti süreç içerisinde yerini hayal kırıklığıyla değiştiriyorsa bu durum kişiyi olumsuz etkiler. Kişi hedeflerine karar verirken kendisinin bir performans öznesi olmadığını hatırlamalı ve kendisine daha şefkatli yaklaşmalıdır. Bu durum gerçek değişim ve gelişimin ilk adımıdır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/yeni-yil-yeni-hedefler-ve-biraz-da-gercekler-yilbaslarinda-koyulan-hedefler-ve-sonrasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kedimi Ben Doğurdum!: Evcil Hayvanlar, İnsanlarla Olan İlişkilerimizin Yerini Mi Almakta?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/kedimi-ben-dogurdum-evcil-hayvanlar-insanlarla-olan-iliskilerimizin-yerini-mi-almakta/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kedimi-ben-dogurdum-evcil-hayvanlar-insanlarla-olan-iliskilerimizin-yerini-mi-almakta</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/kedimi-ben-dogurdum-evcil-hayvanlar-insanlarla-olan-iliskilerimizin-yerini-mi-almakta/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Kara]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 23:10:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyal Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=24229</guid>

					<description><![CDATA[Gündelik hayatınızda tanıştığınız insanlardan, arkadaşlardan hatta aile üyelerinizden şu söylemi duymuş olabilirsiniz: “Evet, kedimi/köpeğimi ben doğurdum.” Bu yazıda bu durumu bireysel ve toplumsal olarak ele almaya çalışacağım. Tarihsel süreç boyunca insanlar ve hayvanlar hep iç içe bulunmuştur. Yerleşik hayata geçmemiz ve onları evcilleştirmemizle beraber gündelik hayatımızdaki konumları değişmiş ve çeşitli gündelik işlerde yer almışlardır. Hayvanlarla [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="1">Gündelik hayatınızda tanıştığınız insanlardan, arkadaşlardan hatta aile üyelerinizden şu söylemi duymuş olabilirsiniz: “Evet, kedimi/köpeğimi ben doğurdum.” Bu yazıda bu durumu bireysel ve toplumsal olarak ele almaya çalışacağım.</p>
<p data-path-to-node="2">Tarihsel süreç boyunca insanlar ve hayvanlar hep iç içe bulunmuştur. Yerleşik hayata geçmemiz ve onları evcilleştirmemizle beraber gündelik hayatımızdaki konumları değişmiş ve çeşitli gündelik işlerde yer almışlardır. Hayvanlarla ilişkilerimiz bu süreçte mesafeli, duygusallıktan uzak ve işlev odaklıydı. Güvenlik, ulaşım ve üretim faaliyetlerimizin bir parçası haline gelen hayvanlara insani roller atfedilmiştir (<b data-path-to-node="2" data-index-in-node="415">Antropomorfizm</b>). Köpeklere sadık, tilkilere kurnaz, atlara asil ve kedilere masum gibi örnekler verebiliriz.</p>
<h2 data-path-to-node="3"><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">Modernleşme ve Kentleşmenin Etkisi</b></h2>
<p data-path-to-node="4">Modernleşme ve kentleşmenin getirileriyle beraber hayvanlarla olan ilişkilerimiz farklı boyutlara evrildi. Evcil hayvan kavramı modern bir olgudur. Bu durum kentleşme, modern dünyanın yalnızlığı, ailenin şekil değiştirmesinin bir sonucu olarak yorumlanabilir. Modern dünya bireye hızlı olması gerektiğini dayatır ancak güven ve bağ kurmak, emek ve süreç gerektiren bir yapıyı içinde barındırır. Bu çelişki modern insanın ilişkilere daha mesafeli yaklaşması ile sonuçlanabilir.</p>
<h2 data-path-to-node="5"><b data-path-to-node="5" data-index-in-node="0">Bağlanma İhtiyacı ve Evcil Hayvanlar</b></h2>
<p data-path-to-node="6"><span class="text-block-with-attachment">İnsan bağlanmaya ihtiyaç duyar. Modern dünyadaki hız ve değişken zemin bağlanmayı olumsuz yönde etkilemektedir. <b data-path-to-node="6" data-index-in-node="112">Bowlby</b>’ye göre bağlanmada güven önemli bir faktördür. Ancak insanın yaşadığı bu güvensiz ortam onu güven duyabileceği farklı bir yapıya yöneltir. İnsan, hayvanlarla artık sadece işlev yönüyle değil duygusal anlamda da bağlar kurmaktadır. Evcil hayvanlar insanların yoldaşları, dostları; insanlar ise sahip yerine bakıcı hatta ebeveyn konumuna gelmiştir. Hayvanlar insanların gündelik rutinlerine girerek bir problem çözücü ya da karar verici olarak konumlanmasalar bile bir bağlanma figürüne dönüşmektedir. Bu durumu <b data-path-to-node="6" data-index-in-node="629">Winnicott</b>’un geçiş nesnesine benzetebiliriz. Çocuklardaki geçiş nesneleri yetişkinlerde evcil hayvanlar olarak karşımıza çıkabilir. Modern dünyanın bir çıktısı olarak bağlanmada şekil değiştirebilmektedir.</span></p>
<h2 data-path-to-node="8"><b data-path-to-node="8" data-index-in-node="0">Duygusal Boşluk ve Değişen Aile Yapısı</b></h2>
<p data-path-to-node="9">Ailenin şekil değiştirmesi, geniş ailelerin çekirdek ailelere hatta tek kişilik hanelere dönüşmesi evcil hayvanları oluşan duygusal boşluğa bir çözüm olma yolunda önemli bir noktaya taşımaktadır. Evcil hayvan ve sahip arasındaki ilişki tek taraflı olarak düşünülmemelidir. Ev içerisindeki konum ve temas, duygusal sürekliliğin devamını sağlamaktadır. Evcil hayvanlara isimler verilmekte, gündelik işler ve tatil planları evcil hayvanlara göre tasarlanmaktadır.</p>
<h2 data-path-to-node="10"><b data-path-to-node="10" data-index-in-node="0">Ebeveynlik Deneyiminin Yeni Biçimi</b></h2>
<p data-path-to-node="11">Evcil hayvanların çocuk rolüne kabulü bir yanılsama ya da duygusal eksiklikten kaynaklanmaz. Bu durum modern dünyada ebeveynlik deneyiminin daha az kırılgan şekilde yaşanma biçimidir. Biyolojik ebeveynliğin yerini almaktan ziyade modern dünyada ebeveynliğin şekil değiştirmesi şeklinde yorumlanabilmektedir. Sembolik bir çocuk rolü karşımıza çıkar ve daha yapılandırılmıştır.</p>
<h2 data-path-to-node="12"><b data-path-to-node="12" data-index-in-node="0">Saf Sevgi ve İdealize Edilen İlişkiler</b></h2>
<p data-path-to-node="13">Bazı evcil hayvan sahipleri hayvanları insanlardan daha çok sevdiğini ve hayvan sevgisinin daha saf olduğunu dile getirmektedir. Sevgi çok boyutlu ve karmaşık bir yapıdır. Grup dinamikleri, karşılıklı beklenti ve çıkarlardan oluşabilir. Sevgi toplumsal bir inşanın sonucudur. Hayvanlara, insani özellikler atfedilse bile bu özellikleri taşımamaktadırlar bu durum onlarla olan sevgi bağımızı daha saf olarak algılamamıza neden olabilir. Hayvanlar size hesap soramaz, ihanet edemez, sizi eleştiremez ve sizleri hayal kırıklığına uğratamazlar. Bu durum onlarla olan ilişkilerimizi daha idealize ettiğimiz bir yere konumlandırır. Yine de kesin olarak hayvanlara duyulan sevgi ve insanlar arasındaki sevgi arasında bir hiyerarşiden bahsedemeyiz.</p>
<h2 data-path-to-node="14"><b data-path-to-node="14" data-index-in-node="0">Gündelik Ritüeller ve Yas Süreci</b></h2>
<p data-path-to-node="15">Evcil hayvanlar ve insanlar arasındaki bağ, yakınlık ve duygusal yapıyı gündelik pratikler ile inceleyebiliriz. Evcil hayvanların doğum günlerini kutlamak ve kayıplarında çeşitli anma ritüellerinin yapılması evcil hayvana sahip olmayan insanlar tarafından “abartılı” olarak görülebilir ancak bu insanların diğer insanlarla kurduğu bağların bir çeşit uzantılarıdır ve evcil hayvanlar ile kurulan bağların devamlılığını sağlar. Evcil hayvanların doğum günlerini kutlamak pek çok evcil hayvan sahibi için geçirilen zamanın önemini göstermektedir ve takvimdeki sıradan bir günden farklıdır. Aradaki bağın somut bir göstergesi olarak görülebilir. Evcil hayvanların kayıpları ve sonrasında ortaya çıkan yas evcil hayvana sahip olmayan bireyler tarafından “basit bir kayıp” olarak düşünülebilir ancak bu yas evcil hayvan sahipleri için bağ, sevgi ve güven kaybı olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>
<h2 data-path-to-node="16"><b data-path-to-node="16" data-index-in-node="0">Sonuç: Sevginin Yön Değiştirmesi</b></h2>
<p data-path-to-node="17">Hayvanlara karşı duyulan sevgi, evcil hayvan sahipleri için özelidir ve nesnel yargılarda bulunulamaz. İnsanlarla ilişkilerin yetersizliği tarzında yorumlardan kaçınılmalıdır. Modern dünyada sevginin şekil değiştirmesi ve yön değiştirmesi olarak yorumlanabilir. İnsan için sevgi ve bağlanma vazgeçilmez bir unsurdur. Modern dünya insanı bağ, güven ve sevgi açısından incitebilir ve insan bu ihtiyaçlarını daha az yara alabileceği yeni kanallara taşıyabilir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/kedimi-ben-dogurdum-evcil-hayvanlar-insanlarla-olan-iliskilerimizin-yerini-mi-almakta/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
