<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Fadime Kaya İsayev &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/fadimekayaisayev/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Wed, 26 Nov 2025 10:30:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Fadime Kaya İsayev &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sınırların Belli mi?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/sinirlarin-belli-mi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sinirlarin-belli-mi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/sinirlarin-belli-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fadime Kaya İsayev]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Nov 2025 10:29:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Davranış Psikolojisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=19001</guid>

					<description><![CDATA[Sınır deyince sizde hangi his uyanıyor? Belki “kısıtlanma”, belki “zorunluluk”, belki “rahatsızlık”. Oysa doğru belirlenmiş sınırlar çoğu zaman kısıtlayıcı değil; tam tersine, kişinin kendi değerleriyle, ihtiyaçlarıyla uyumlu bir biçimde var olmasına olanak sağlar. Buna rağmen, “hiçbir şeye hayır diyemiyorum, evde ve işte her şey üstümde… Bunalıyorum” gibi ifadeler oldukça yaygındır. Dinlemekten yorulmak, bazen birilerinin de [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="430" data-end="977">Sınır deyince sizde hangi his uyanıyor? Belki “kısıtlanma”, belki “zorunluluk”, belki “rahatsızlık”. Oysa doğru belirlenmiş sınırlar çoğu zaman kısıtlayıcı değil; tam tersine, kişinin kendi değerleriyle, ihtiyaçlarıyla uyumlu bir biçimde var olmasına olanak sağlar. Buna rağmen, “hiçbir şeye hayır diyemiyorum, evde ve işte her şey üstümde… Bunalıyorum” gibi ifadeler oldukça yaygındır. Dinlemekten yorulmak, bazen birilerinin de sizi dinlemesini istemek… Bu durum, sınırlarının net olmadığı kişilerin yaşadığı yaygın bir psikolojik baskı hâlidir.</p>
<h2 data-start="979" data-end="1029"><strong data-start="982" data-end="1029">1. Sınırlar Ne Demektir ve Neden Önemlidir?</strong></h2>
<p data-start="1031" data-end="1685">“Kişisel sınırlar”, kişinin ‘benliği’ ile ‘ben olmayan’ arasındaki ayrımı işaret eder. Yani: “nerede ben başlar, diğerleri/ne dışındakiler nerede başlar?” sorusu ile ilgilidir. Bu bağlamda, bir çalışma; “psikolojik sınırların (“I-boundaries”) denetimi ve düzenlemesi ile psikolojik iyi oluş arasında ters yönlü bir ilişki olduğunu” göstermiştir: çocuklarda sınırların aşırı denetimi, psikolojik iyi oluşu olumsuz etkileyebilir. psyjournals.ru+1 Ayrıca, sınırlar korunmazsa, kişi kendini “sürekli başkalarının alanında”, “sürekli verici” ya da “sürekli dinleyici” olarak hissedebilir. Bu da tükenmeye, sinirlilik, kendini değersiz hissetmeye yol açabilir.</p>
<p data-start="1687" data-end="2031">Öte yandan literatürde, sınırların yalnızca kısıtlayıcı değil; aynı zamanda koruyucu bir fonksiyonu olduğu vurgulanmaktadır: “Bir sınır hem bölüp sınırlandırır, hem de korur ve güvenli hâle getirir.” (Moiseeva ve ark., 2020) europeanproceedings.com Bu demektir ki, doğru sınır koyabilmek aslında özgürlüğün, özerkliğin ön koşullarından biridir.</p>
<h2 data-start="2033" data-end="2088"><strong data-start="2036" data-end="2088">2. Değerlerimiz, Sınırlarımız ve Hayır Diyebilme</strong></h2>
<p data-start="2090" data-end="2136">Sınırları belirlerken üç temel soru önemlidir:</p>
<ul data-start="2138" data-end="2292">
<li data-start="2138" data-end="2174">
<p data-start="2140" data-end="2174">Öncelikli değerlerimiz nelerdir?</p>
</li>
<li data-start="2175" data-end="2246">
<p data-start="2177" data-end="2246">Nasıl davranılmasını istiyoruz? (başkalarının bize karşı tutumları)</p>
</li>
<li data-start="2247" data-end="2292">
<p data-start="2249" data-end="2292">Nelere hayır diyoruz? Ve neden diyemiyoruz?</p>
</li>
</ul>
<p data-start="2294" data-end="2610">Değerler, sınırların arka planını oluşturur. Örneğin, “saygı görmek benim için önemli” diyen biri, başkalarının sürekli taleplerine “evet” diyerek değerini ihlal etmiş olabilir. Sınır koyabilmek, “benim için*, bu şekilde davranılmasını istemiyorum” demektir. Ancak hayır diyememek çoğu zaman şu eksenlerden beslenir:</p>
<ul data-start="2612" data-end="2948">
<li data-start="2612" data-end="2699">
<p data-start="2614" data-end="2699">(i) Korku: Başkalarının tepkisinden korkmak, reddedilme ya da yalnız kalma duygusu.</p>
</li>
<li data-start="2700" data-end="2831">
<p data-start="2702" data-end="2831">(ii) Alışkanlık ve varsayımlar: “İnsanlara yardım ediyorum, iyi biriyim” ya da “reddedilmek kötü şeydir” gibi otomatik önkabul.</p>
</li>
<li data-start="2832" data-end="2948">
<p data-start="2834" data-end="2948">(iii) Kimlik ve değer çatışması: Sınır koymak, “beni iyi biri olarak görmüyorlar mı?” kaygısını açığa çıkarabilir.</p>
</li>
</ul>
<p data-start="2950" data-end="3304">Bu bağlamda, sınırlarını belirlememiş kişide şöyle bir örüntü oluşabilir: “Evde ve işte her şey ben üzerime… dinlemekten yoruldum… bazen biri de beni dinlesin istiyorum.” Bu durum yalnızca bir roller karmaşasına işaret etmez, aynı zamanda kişinin kendi sınırlarını (“ne kadar verebilirim?”, “nerede durmalıyım?”) belirleme fırsatını kaçırdığını gösterir.</p>
<h2 data-start="3306" data-end="3369"><strong data-start="3309" data-end="3369">3. Sınır Koyamamanın Arkasındaki Psikolojik Mekanizmalar</strong></h2>
<p data-start="3371" data-end="3469">Neden sınır koyamıyoruz? Klinik psikoloji açısından bakıldığında birkaç temel mekanizma öne çıkar:</p>
<ul data-start="3471" data-end="4016">
<li data-start="3471" data-end="3615">
<p data-start="3473" data-end="3615">Farkındalık eksikliği: Sınırlarımızın ne olduğunu bilmemek. “Sınırlarımız neler?” sorusuna net yanıt verememek, birçok deneyimde geçerlidir.</p>
</li>
<li data-start="3616" data-end="3735">
<p data-start="3618" data-end="3735">Özerklik zayıflığı: Kendi ihtiyaçlarını fark etmeme, “ben de dinlenmeliyim” gibi içsel sesine kulak vermeme durumu.</p>
</li>
<li data-start="3736" data-end="3857">
<p data-start="3738" data-end="3857">Bağımlı ilişki biçimleri: Sürekli başkalarının beklentilerine göre hareket etme, kendi isteklerini önceliklendirmeme.</p>
</li>
<li data-start="3858" data-end="4016">
<p data-start="3860" data-end="4016">Sahiplenme ve tükenmişlik: “Her şeyi ben halledeyim, yoksa işler yolunda gitmez” gibi bir varsayım, sınırları belirsizleştirir ve aşırı yüklenmeye yol açar.</p>
</li>
</ul>
<p data-start="4018" data-end="4481">Araştırmalar, net sınırları olan bireylerin daha güçlü bir öz‐kimlik (self) ve daha yüksek psikolojik iyi oluş düzeyine sahip olduklarını göstermiştir: “psikolojik olarak sağlıklı, olgun birey hem istikrarlı hem de dinamik sınırları olan bir ‘ben’e sahiptir, bu sayede başkalarıyla ilişkiler kurabilir ve özerklik gösterebilir.” (Moiseeva ve ark., 2020) europeanproceedings.com Bu ifade, yalnızca sınır koymanın değil, “esnek ama net” sınırların önemini vurgular.</p>
<h2 data-start="4483" data-end="4523"><strong data-start="4486" data-end="4523">4. Sınır Koyma Süreci ve Öneriler</strong></h2>
<p data-start="4525" data-end="4642">Peki, sınırlar nasıl daha sağlıklı şekilde belirlenebilir? Aşağıda klinik uygulama açısından öneriler yer almaktadır:</p>
<ol data-start="4644" data-end="5450">
<li data-start="4644" data-end="4782">
<p data-start="4647" data-end="4782">Değerlerinizi tanımlayın: “Benim için saygılı konuşulması, dinlenmem için zaman ayrılması” gibi cümlelerle değerlerinizi netleştirin.</p>
</li>
<li data-start="4783" data-end="4930">
<p data-start="4786" data-end="4930">Davranış tercihinizi belirleyin: “Bana işten sonra mesaj atılıp derdini dökmesi yerine, yarın sabah görüşelim” gibi somut ifadeler geliştirin.</p>
</li>
<li data-start="4931" data-end="5065">
<p data-start="4934" data-end="5065">Hayır demeyi pratikleştirin: Hayır demek, başkalarını reddetmek anlamına gelmez; “şu anda bu enerjim yok” diyebilme özgürlüğüdür.</p>
</li>
<li data-start="5066" data-end="5213">
<p data-start="5069" data-end="5213">Alışkanlıkları ve korkuları gözlemleyin: “Kabul edilmezsem ne olur?” gibi içsel sorular sorarak, korkuların arkasındaki varsayımları keşfedin.</p>
</li>
<li data-start="5214" data-end="5450">
<p data-start="5217" data-end="5450">Destek arayın: Etrafınızda “çok haklısınız” diyerek sizi destekleyen bir grup varsa, bu olumlu ama tek taraflı bir ilişki olabilir; siz de dinlenilmek isteyebilirsiniz. Dinlenmek kadar, dinleme hakkınız olduğunu kendinize hatırlatın.</p>
</li>
</ol>
<h2 data-start="5452" data-end="5467"><strong data-start="5455" data-end="5467">5. Sonuç</strong></h2>
<p data-start="5469" data-end="6020">Sınırlar, kısıtlayıcı yapılmazsa kişiyi özgürleştirir; çünkü “ben kimim, ne isterim, ne istemem” sorularına yanıt verir. Yazının başında hissettiğiniz “kısıtlanma” duygusu aslında net sınırların eksikliğinden kaynaklanabilir. Evinizde ve işyerinizde sürekli üzerinizde hissettiğiniz sorumluluk, sınırlarınızın bulanık olduğuna işaret edebilir. “Dinlemekten yoruldum, bazen birileri de beni dinlesin istiyorum” ifadesi tam da bu durumun metafikridir: Siz de değerli bir dinleyiciniz ama daha da önemlisi dinlenmek istemeye hakkınız olan bir insansınız.</p>
<p data-start="6022" data-end="6434">Sınırlarınızı bilmek, değerlerinizi ortaya koymak, hayır diyebilmek ve bu yolda kendinizi tanımak… Hepsi birlikte bir süreci oluşturur. Bu süreçte kaygılarınız, alışkanlıklarınız ve varsayımlarınız size ışık tutacak, adım atmanızı kolaylaştıracaktır. Bu yazı, klinik psikoloji perspektifinden sınır temasını ele aldı; elbette bireysel olarak daha derin keşifler için bir psikologla görüşmek de yararlı olacaktır.</p>
<h2 data-start="6436" data-end="6454"><strong data-start="6439" data-end="6454">Referanslar</strong></h2>
<p data-start="6456" data-end="6687">Moiseeva, N., Gantseva, E., &amp; Lyamina, L. (2020). The phenomenon of psychological boundaries. European Proceedings of Social and Behavioural Sciences, 92, 110–120. <a class="decorated-link" href="https://doi.org/10.15405/epsbs.2020.11.73" target="_new" rel="noopener" data-start="6620" data-end="6661">https://doi.org/10.15405/epsbs.2020.11.73</a> europeanproceedings.com</p>
<p data-start="6689" data-end="6908">Silina, O. (2016). The “I” Boundaries and the Psychological Well-Being Of Children Aged 2–10 Years Old. Clinical Psychology and Special Education, 5(3), 116–129. <a class="decorated-link" href="https://doi.org/10.17759/cpse.2016050308" target="_new" rel="noopener" data-start="6851" data-end="6891">https://doi.org/10.17759/cpse.2016050308</a> psyjournals.ru</p>
<p data-start="6910" data-end="7113">Pope, K. S., &amp; Keith-Spiegel, P. (2008). A Practical Approach To Boundaries In Psychotherapy: Making Decisions, Bypassing Blunders, And Mending Fences. Journal of Clinical Psychology, 64(5). DeepDyve+1</p>
<p data-start="7115" data-end="7220">Khazan, O. (n.d.). The Most Misunderstood Concept In Psychology: What Are Boundaries? (Online discussion)</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/sinirlarin-belli-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyal Medyanın Ruh Sağlığı Üzerine Etkileri</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/sosyal-medyanin-ruh-sagligi-uzerine-etkileri/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sosyal-medyanin-ruh-sagligi-uzerine-etkileri</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/sosyal-medyanin-ruh-sagligi-uzerine-etkileri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fadime Kaya İsayev]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Aug 2025 08:29:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Klinik Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=12352</guid>

					<description><![CDATA[Günümüzde sosyal medya, bireylerin günlük yaşamlarının ayrılmaz bir parçası hâline gelmiştir.Instagram, TikTok, X (eski Twitter) ve Facebook gibi platformlar; bilgi edinme, sosyalleşme ve kendini ifade etme imkânları sunarken, ruh sağlığı üzerinde hem olumlu hem de olumsuz etkiler yaratmaktadır. Psikoloji alanındaki güncel araştırmalar, sosyal medyanın bireylerin benlik algısı, kaygı düzeyi, depresif belirtileri ve sosyal ilişkileri üzerinde [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="335" data-end="867">Günümüzde <strong data-start="345" data-end="361">sosyal medya</strong>, bireylerin günlük yaşamlarının ayrılmaz bir parçası hâline gelmiştir.<br data-start="432" data-end="435" />Instagram, TikTok, X (eski Twitter) ve Facebook gibi platformlar; bilgi edinme, sosyalleşme ve kendini ifade etme imkânları sunarken, <strong data-start="569" data-end="584">ruh sağlığı</strong> üzerinde hem olumlu hem de olumsuz etkiler yaratmaktadır. <strong data-start="643" data-end="656">Psikoloji</strong> alanındaki güncel araştırmalar, sosyal medyanın bireylerin benlik algısı, kaygı düzeyi, depresif belirtileri ve sosyal ilişkileri üzerinde önemli yansımaları olduğunu göstermektedir (Twenge &amp; Campbell, 2018).</p>
<h2 data-start="874" data-end="913"><strong data-start="877" data-end="911">Sosyal Medyanın Olumlu Yönleri</strong></h2>
<p data-start="914" data-end="1120">Öncelikle, <strong data-start="925" data-end="944">sosyal medyanın</strong> olumlu yönlerine değinmek gerekir. Sosyal medya, bireylere aidiyet duygusu kazandırmakta, sosyal destek ağlarını genişletmekte ve psikolojik dayanıklılığı artırabilmektedir.</p>
<p data-start="1122" data-end="1411">Özellikle yalnızlık yaşayan veya fiziksel olarak toplumsal kısıtlılıklarla karşılaşan kişiler için <strong data-start="1221" data-end="1237">sosyal medya</strong>, bağlantı kurma ve paylaşım yapma fırsatları sunar (Naslund et al., 2020). Bu yönüyle, psikososyal iyileşme süreçlerinde destekleyici bir araç olarak kullanılabilmektedir.</p>
<h2 data-start="1418" data-end="1459"><strong data-start="1421" data-end="1457">Sosyal Medyanın Olumsuz Etkileri</strong></h2>
<p data-start="1460" data-end="1729">Bununla birlikte, <strong data-start="1478" data-end="1504">sosyal medya kullanımı</strong> aşırıya kaçtığında ruh sağlığı açısından riskler doğurmaktadır. Araştırmalar, sosyal medyada geçirilen uzun sürelerin kaygı, depresyon ve düşük özsaygı ile ilişkili olduğunu ortaya koymuştur (Vannucci &amp; Ohannessian, 2019).</p>
<p data-start="1731" data-end="1973">Özellikle sosyal karşılaştırma süreçleri, bireylerin kendi yaşamlarını başkalarının “idealize edilmiş” paylaşımlarıyla kıyaslamalarına yol açmaktadır. Bu durum, bireylerde yetersizlik duygularını tetikleyerek benlik saygısını zedeleyebilir.</p>
<h2 data-start="1980" data-end="2037"><strong data-start="1983" data-end="2035">FoMO (Kaçırma Korkusu) ve Psikolojik Yansımaları</strong></h2>
<p data-start="2038" data-end="2298">Bir diğer önemli etki ise “kaçırma korkusu” (Fear of Missing Out – FoMO) olgusudur. FoMO, bireylerin <strong data-start="2139" data-end="2157">sosyal medyada</strong> sürekli çevrim içi olma ihtiyacı hissetmelerine, uyku düzensizliklerine ve odaklanma sorunlarına yol açmaktadır (Przybylski et al., 2013).</p>
<p data-start="2300" data-end="2478">Özellikle genç kullanıcılar, çevrim içi etkileşimleri kaçırmamak için uyku saatlerinden feragat etmekte, bu da ruhsal ve fiziksel sağlık üzerinde olumsuz etkiler yaratmaktadır.</p>
<h2 data-start="2485" data-end="2533"><strong data-start="2488" data-end="2531">Siber Zorbalık ve Olumsuz Geri Bildirim</strong></h2>
<p data-start="2534" data-end="2767">Ayrıca <strong data-start="2541" data-end="2557">sosyal medya</strong>, siber zorbalık ve olumsuz geri bildirim gibi riskleri de beraberinde getirmektedir. Genç bireylerde siber zorbalığa maruz kalma, depresif belirtilerin artışıyla doğrudan ilişkilidir (Kowalski et al., 2014).</p>
<p data-start="2769" data-end="2912">Bu bağlamda, sosyal medya kullanımının bilinçli ve sınırlı bir şekilde yönetilmesi, <strong data-start="2853" data-end="2871">ruh sağlığının</strong> korunması açısından önem taşımaktadır.</p>
<h2 data-start="2919" data-end="2933"><strong data-start="2922" data-end="2931">Sonuç</strong></h2>
<p data-start="2934" data-end="3093">Sonuç olarak, <strong data-start="2948" data-end="2964">sosyal medya</strong> çift yönlü bir etkiye sahiptir: Hem sosyal bağlantıları güçlendiren hem de psikolojik kırılganlıkları artırabilen bir araçtır.</p>
<p data-start="3095" data-end="3278"><strong data-start="3095" data-end="3110">Psikologlar</strong> ve ruh sağlığı uzmanları için temel mesele, sosyal medyanın sağlıklı kullanımına yönelik farkındalık oluşturmak ve bireylere dijital denge becerileri kazandırmaktır.</p>
<p data-start="3280" data-end="3432">Böylelikle sosyal medya, bireyler için bir tehdit olmaktan çıkarak, ruhsal iyileşme ve sosyal destek süreçlerinde faydalı bir kaynak hâline gelebilir.</p>
<h3 data-start="3439" data-end="3456"><strong data-start="3442" data-end="3454">Kaynakça</strong></h3>
<ul data-start="3458" data-end="4752">
<li data-start="3458" data-end="3722">
<p data-start="3460" data-end="3722">Kowalski, R. M., Giumetti, G. W., Schroeder, A. N., &amp; Lattanner, M. R. (2014). Bullying in the digital age: A critical review and meta‐analysis of cyberbullying research among youth. <em data-start="3643" data-end="3675">Psychological Bulletin, 140(4)</em>, 1073–1137. <a class="decorated-link" href="https://doi.org/10.1037/a0035618?utm_source=chatgpt.com" target="_new" rel="noopener" data-start="3688" data-end="3720">https://doi.org/10.1037/a0035618</a></p>
</li>
<li data-start="3723" data-end="3994">
<p data-start="3725" data-end="3994">Naslund, J. A., Bondre, A., Torous, J., &amp; Aschbrenner, K. A. (2020). Social media and mental health: Benefits, risks, and opportunities for research and practice. <em data-start="3888" data-end="3939">Journal of Technology in Behavioral Science, 5(3)</em>, 245–257. <a class="decorated-link" href="https://doi.org/10.1007/s41347-020-00134-x?utm_source=chatgpt.com" target="_new" rel="noopener" data-start="3950" data-end="3992">https://doi.org/10.1007/s41347-020-00134-x</a></p>
</li>
<li data-start="3995" data-end="4235">
<p data-start="3997" data-end="4235">Przybylski, A. K., Murayama, K., DeHaan, C. R., &amp; Gladwell, V. (2013). Motivational, emotional, and behavioral correlates of fear of missing out. <em data-start="4143" data-end="4179">Computers in Human Behavior, 29(4)</em>, 1841–1848. <a class="decorated-link" href="https://doi.org/10.1016/j.chb.2013.02.014?utm_source=chatgpt.com" target="_new" rel="noopener" data-start="4192" data-end="4233">https://doi.org/10.1016/j.chb.2013.02.014</a></p>
</li>
<li data-start="4236" data-end="4508">
<p data-start="4238" data-end="4508">Twenge, J. M., &amp; Campbell, W. K. (2018). Associations between screen time and lower psychological well-being among children and adolescents: Evidence from a population-based study. <em data-start="4419" data-end="4452">Preventive Medicine Reports, 12</em>, 271–283. <a class="decorated-link" href="https://doi.org/10.1016/j.pmedr.2018.10.003?utm_source=chatgpt.com" target="_new" rel="noopener" data-start="4463" data-end="4506">https://doi.org/10.1016/j.pmedr.2018.10.003</a></p>
</li>
<li data-start="4509" data-end="4752">
<p data-start="4511" data-end="4752">Vannucci, A., &amp; Ohannessian, C. M. (2019). Social media use subgroups differentially predict psychosocial well-being during early adolescence. <em data-start="4654" data-end="4695">Journal of Youth and Adolescence, 48(8)</em>, 1469–1493. <a class="decorated-link" href="https://doi.org/10.1007/s10964-019-01060-9?utm_source=chatgpt.com" target="_new" rel="noopener" data-start="4708" data-end="4750">https://doi.org/10.1007/s10964-019-01060-9</a></p>
</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/sosyal-medyanin-ruh-sagligi-uzerine-etkileri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erteleme Davranışı: Psikolojik Bir Kısır Döngü</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/erteleme-davranisi-psikolojik-bir-kisir-dongu/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=erteleme-davranisi-psikolojik-bir-kisir-dongu</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/erteleme-davranisi-psikolojik-bir-kisir-dongu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fadime Kaya İsayev]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Jul 2025 21:15:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=10472</guid>

					<description><![CDATA[Erteleme, kişinin gerekli ve zamanında yapılması gereken görevleri bilinçli olarak geciktirmesiyle karakterize edilen yaygın bir davranış biçimidir. Bu yazıda, ertelemenin psikolojik temelleri, bilişsel-duygusal süreçleri ve bireyin yaşam kalitesi üzerindeki etkileri ele alınmaktadır. Ayrıca bilişsel davranışçı terapi ve öz-şefkat temelli yaklaşımlar üzerinden çözüm yolları sunulmaktadır. Erteleme, modern yaşamın en sık rastlanan ve birçok bireyin akademik, mesleki [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="328" data-end="831"><strong data-start="339" data-end="351">Erteleme</strong>, kişinin gerekli ve zamanında yapılması gereken görevleri bilinçli olarak geciktirmesiyle karakterize edilen yaygın bir davranış biçimidir. Bu yazıda, <strong data-start="503" data-end="518">ertelemenin</strong> psikolojik temelleri, bilişsel-duygusal süreçleri ve bireyin yaşam kalitesi üzerindeki etkileri ele alınmaktadır. Ayrıca bilişsel davranışçı terapi ve <strong data-start="670" data-end="683">öz-şefkat</strong> temelli yaklaşımlar üzerinden çözüm yolları sunulmaktadır.</p>
<p data-start="328" data-end="831"><strong data-start="845" data-end="857">Erteleme</strong>, modern yaşamın en sık rastlanan ve birçok bireyin akademik, mesleki ve kişisel hayatında işlevselliği düşüren bir davranıştır. Tanımsal olarak <strong data-start="1002" data-end="1014">erteleme</strong>, yapılması gereken görevleri bilinçli şekilde geciktirme ya da başka, daha az öncelikli faaliyetlerle değiştirme durumudur (Steel, 2007). <strong data-start="1153" data-end="1165">Erteleme</strong> yalnızca zaman yönetimi problemi değil; aynı zamanda öz düzenleme, <strong data-start="1233" data-end="1242">kaygı</strong>, mükemmeliyetçilik ve öz-değer ile yakından ilişkilidir (Sirois &amp; Pychyl, 2013).</p>
<h3 data-start="1325" data-end="1756"><strong data-start="1325" data-end="1361">Ertelemenin Psikolojik Temelleri</strong></h3>
<p data-start="1325" data-end="1756"><strong data-start="1364" data-end="1376">Erteleme</strong> davranışı çoğu zaman kişinin duygusal kaçınma eğiliminin bir sonucu olarak ortaya çıkar. Yapılması gereken görev, bireyde <strong data-start="1499" data-end="1508">kaygı</strong>, başarısızlık korkusu veya yetersizlik duyguları uyandırdığında; kişi bu duygulardan kaçınmak için görevi erteler. Bu durum kısa vadede rahatlama hissi yaratır, ancak uzun vadede suçluluk, utanç ve stres duygularını besler (Pychyl &amp; Sirois, 2016).</p>
<p data-start="1758" data-end="2145">Bilişsel çarpıtmalar da bu davranışı besleyen önemli etkenlerdir. Örneğin, “Nasıl olsa yetiştiremem” ya da “Şu an uygun zaman değil” gibi düşünceler, bireyin kendini sabote etmesine neden olabilir. Bu çarpıtmalar genellikle düşük öz-yeterlik inancıyla ilişkilidir; kişi görevi yapabileceğine dair yeterince güçlü bir inanç geliştiremediğinde <strong data-start="2100" data-end="2112">erteleme</strong> davranışı artar (Bandura, 1997).</p>
<h3 data-start="2147" data-end="2525"><strong data-start="2147" data-end="2172">Ertelemenin Sonuçları</strong></h3>
<p data-start="2147" data-end="2525">Araştırmalar, kronik <strong data-start="2196" data-end="2211">ertelemenin</strong> akademik performans düşüklüğü, artan stres düzeyleri, düşük yaşam doyumu ve hatta fiziksel sağlık sorunlarıyla ilişkili olduğunu göstermektedir (Sirois, Yang, &amp; van Eerde, 2019). Ayrıca <strong data-start="2398" data-end="2410">erteleme</strong>, bireyin benlik algısını zedeleyerek özgüven eksikliği yaratabilir ve sosyal ilişkilerde çatışmalara yol açabilir.</p>
<p data-start="2527" data-end="2872">Özellikle genç yetişkinlerde ve üniversite öğrencilerinde <strong data-start="2585" data-end="2597">erteleme</strong> davranışı oldukça yaygındır. Bu yaş gruplarında <strong data-start="2646" data-end="2661">ertelemenin</strong> hem gelişimsel hem de çevresel faktörlerle beslendiği görülmektedir. Zaman yönetimi becerilerinin yeterince gelişmemiş olması, belirsiz hedefler ya da akademik baskılar bu davranışın yaygınlaşmasına neden olur.</p>
<h3 data-start="2874" data-end="3332"><strong data-start="2874" data-end="2905">Müdahale ve Çözüm Önerileri</strong></h3>
<p data-start="2874" data-end="3332"><strong data-start="2908" data-end="2920">Erteleme</strong> davranışına yönelik müdahalelerde en etkili yaklaşımlardan biri bilişsel davranışçı terapi (BDT)’dir. BDT, bireyin işlevsiz düşünce kalıplarını fark etmesini ve bu düşünceleri daha gerçekçi olanlarla değiştirmesini hedefler (Rozental &amp; Carlbring, 2014). Ayrıca görevleri küçük parçalara bölerek ilerlemek, zaman sınırlamaları belirlemek ve ödüllendirme sistemleri kullanmak etkili stratejiler arasında yer alır.</p>
<p data-start="3334" data-end="3780">Son yıllarda <strong data-start="3347" data-end="3360">öz-şefkat</strong> temelli yaklaşımlar da <strong data-start="3384" data-end="3396">erteleme</strong> ile mücadelede önemli bir kaynak olarak değerlendirilmektedir. Neff (2003), <strong data-start="3473" data-end="3487">öz-şefkati</strong>; kişinin başarısızlıkları karşısında kendine yargılayıcı değil, anlayışlı ve destekleyici bir tutumla yaklaşması olarak tanımlar. <strong data-start="3618" data-end="3631">Öz-şefkat</strong> düzeyi yüksek bireylerin, <strong data-start="3658" data-end="3670">erteleme</strong> eğilimlerinin daha düşük olduğu ve olumsuz duygularla daha sağlıklı baş ettikleri görülmüştür (Sirois, 2014).</p>
<h3 data-start="3782" data-end="4377"><strong data-start="3782" data-end="3791">Sonuç</strong></h3>
<p data-start="3782" data-end="4377"><strong data-start="3794" data-end="3806">Erteleme</strong> davranışı yalnızca basit bir alışkanlık değil; kökeni bireyin duygusal dünyasına uzanan karmaşık bir psikolojik süreçtir. <strong data-start="3929" data-end="3944">Ertelemenin</strong> ardında yatan bilişsel ve duygusal örüntüleri anlamak, bu davranışla baş etmek için temel bir adımdır. Öz-farkındalık geliştiren, kendine <strong data-start="4083" data-end="4096">öz-şefkat</strong>le yaklaşan ve işlevsel stratejilerle desteklenen bireylerin, <strong data-start="4158" data-end="4170">erteleme</strong> eğiliminde anlamlı azalmalar gösterdiği araştırmalarla da ortaya konmuştur. Bu bağlamda <strong data-start="4259" data-end="4271">erteleme</strong>, yalnızca bir engel değil; aynı zamanda kişisel gelişim için bir fırsat alanı olarak değerlendirilebilir.</p>
<h3 data-start="4379" data-end="5922"><strong data-start="4379" data-end="4391">Kaynakça</strong></h3>
<p data-start="4379" data-end="5922">Bandura, A. (1997). <em data-start="4414" data-end="4454">Self-efficacy: The exercise of control</em>. W.H. Freeman.<br data-start="4469" data-end="4472" />Neff, K. D. (2003). Self-compassion: An alternative conceptualization of a healthy attitude toward oneself. <em data-start="4580" data-end="4602">Self and Identity, 2</em>(2), 85–101. <a class="" href="https://doi.org/10.1080/15298860309032" target="_new" rel="noopener" data-start="4615" data-end="4653">https://doi.org/10.1080/15298860309032</a><br data-start="4653" data-end="4656" />Pychyl, T. A., &amp; Sirois, F. M. (2016). Procrastination, emotion regulation, and well-being. In S. S. Hodgson (Ed.), <em data-start="4772" data-end="4813">Procrastination, health, and well-being</em> (pp. 163–188). Academic Press.<br data-start="4844" data-end="4847" />Rozental, A., &amp; Carlbring, P. (2014). Understanding and treating procrastination: A review of a common self-regulatory failure. <em data-start="4975" data-end="4990">Psychology, 5</em>(13), 1488–1502. <a class="" href="https://doi.org/10.4236/psych.2014.513160" target="_new" rel="noopener" data-start="5007" data-end="5048">https://doi.org/10.4236/psych.2014.513160</a><br data-start="5048" data-end="5051" />Sirois, F. M. (2014). Out of sight, out of time? A meta–analytic investigation of procrastination and time perspective. <em data-start="5171" data-end="5208">European Journal of Personality, 28</em>(5), 511–520. <a class="" href="https://doi.org/10.1002/per.1947" target="_new" rel="noopener" data-start="5222" data-end="5254" data-is-only-node="">https://doi.org/10.1002/per.1947</a><br data-start="5254" data-end="5257" />Sirois, F. M., &amp; Pychyl, T. A. (2013). Procrastination and the priority of short-term mood regulation: Consequences for future self. <em data-start="5390" data-end="5436">Social and Personality Psychology Compass, 7</em>(2), 115–127. <a class="" href="https://doi.org/10.1111/spc3.12011" target="_new" rel="noopener" data-start="5450" data-end="5484">https://doi.org/10.1111/spc3.12011</a><br data-start="5484" data-end="5487" />Sirois, F. M., Yang, S., &amp; van Eerde, W. (2019). Procrastination, stress, and chronic health conditions: A temporal perspective. <em data-start="5616" data-end="5652">Journal of Behavioral Medicine, 42</em>(1), 56–69. <a class="" href="https://doi.org/10.1007/s10865-018-9961-9" target="_new" rel="noopener" data-start="5664" data-end="5705">https://doi.org/10.1007/s10865-018-9961-9</a><br data-start="5705" data-end="5708" />Steel, P. (2007). The nature of procrastination: A meta-analytic and theoretical review of quintessential self-regulatory failure. <em data-start="5839" data-end="5868">Psychological Bulletin, 133</em>(1), 65–94. <a class="" href="https://doi.org/10.1037/0033-2909.133.1.65" target="_new" rel="noopener" data-start="5880" data-end="5922">https://doi.org/10.1037/0033-2909.133.1.65</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/erteleme-davranisi-psikolojik-bir-kisir-dongu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Evli ama Hâlâ Oğul” &#8211; Aileden Ayrışmamış Erkekle Kurulan Evlilikler Üzerine Psikolojik Bir Bakış</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/evli-ama-hala-ogul-aileden-ayrismamis-erkekle-kurulan-evlilikler-uzerine-psikolojik-bir-bakis/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=evli-ama-hala-ogul-aileden-ayrismamis-erkekle-kurulan-evlilikler-uzerine-psikolojik-bir-bakis</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/evli-ama-hala-ogul-aileden-ayrismamis-erkekle-kurulan-evlilikler-uzerine-psikolojik-bir-bakis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fadime Kaya İsayev]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Jul 2025 08:44:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlişkiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=8497</guid>

					<description><![CDATA[“Neden Bu Kadar Bağlı?” “Evlendik ama sanki onun ailesiyle de evlendim.”Bu cümle, birçok kadının terapötik süreçte sarf ettiği ortak bir serzeniştir. Evlilik, iki yetişkin arasında kurulması gereken bir bağken, bazı durumlarda erkeğin ailesi –özellikle annesi– bu ilişki dinamiğinde üçüncü bir taraf gibi konumlanır. Bu yazıda, ayrışmamış erkek kavramının psikodinamik ve sistemik arka planına, evlilikteki yansımalarına [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2 data-start="434" data-end="467"><strong>“Neden Bu Kadar Bağlı?”</strong></h2>
<p data-start="468" data-end="948">“Evlendik ama sanki onun ailesiyle de evlendim.”<br data-start="516" data-end="519" />Bu cümle, birçok kadının terapötik süreçte sarf ettiği ortak bir serzeniştir. <strong data-start="597" data-end="608">Evlilik</strong>, iki yetişkin arasında kurulması gereken bir bağken, bazı durumlarda erkeğin ailesi –özellikle annesi– bu ilişki dinamiğinde üçüncü bir taraf gibi konumlanır. Bu yazıda, <strong data-start="779" data-end="799">ayrışmamış erkek</strong> kavramının psikodinamik ve sistemik arka planına, evlilikteki yansımalarına ve <strong data-start="879" data-end="894">psikoterapi</strong> sürecinde bu durumla nasıl çalışıldığına değineceğiz.</p>
<h2 data-start="950" data-end="999"><strong>1. Duygusal Ayrışma Nedir ve Neden Gereklidir?</strong></h2>
<p data-start="1000" data-end="1362">Murray Bowen’a göre, sağlıklı birey olmanın temel göstergelerinden biri duygusal ayrışma düzeyidir. Ayrışma, bireyin kendine ait bir iç ses geliştirmesi ve kendi değer, düşünce, duygularıyla hareket edebilmesidir. Aile sisteminde birey, ne kadar çok “karışıklık” yaşıyorsa, dış otoritelere o kadar bağımlı olur. Ayrışmamış bireylerde şu belirtiler sıkça görülür:</p>
<ul data-start="1364" data-end="1566">
<li data-start="1364" data-end="1409">
<p data-start="1366" data-end="1409">Karar alırken “anne/baba ne der?” kaygısı</p>
</li>
<li data-start="1410" data-end="1460">
<p data-start="1412" data-end="1460">Farklı fikirde olamamak, ebeveyni üzme korkusu</p>
</li>
<li data-start="1461" data-end="1515">
<p data-start="1463" data-end="1515">Ailenin duygusal durumuna fazlasıyla duyarlı olmak</p>
</li>
<li data-start="1516" data-end="1566">
<p data-start="1518" data-end="1566">Özerklik kurmaya çalışırken suçluluk hissetmek</p>
</li>
</ul>
<p data-start="1568" data-end="1803">Bu durum, çocuklukta ebeveynlerin sınır ihlalleri, aşırı kontrolcü ya da ihmal edici davranışlarıyla gelişebilir. Erkek çocuklar, özellikle annenin “eş işlevi” gördüğü ilişkilerde, sağlıklı bir ayrı birey olma yolculuğunu tamamlayamaz.</p>
<h2 data-start="1805" data-end="1862"><strong>2. Ayrışmamış Erkek: “Yetişkin Bedeninde Çocuk Benlik”</strong></h2>
<p data-start="1863" data-end="2083">Ayrışmamış erkek, evli bir birey gibi görünse de ailesiyle simbiyotik bağını sürdüren, kararlarda ailesinin görüşünü önceleyen, partnerine değil ailesine sadakat gösteren bir yapıdadır.<br data-start="2048" data-end="2051" />Bazı yaygın örüntüler şunlardır:</p>
<ul data-start="2085" data-end="2327">
<li data-start="2085" data-end="2127">
<p data-start="2087" data-end="2127">Anne-baba onayı olmadan karar verememe</p>
</li>
<li data-start="2128" data-end="2177">
<p data-start="2130" data-end="2177">Evliliğin sınırlarını aileye karşı koruyamama</p>
</li>
<li data-start="2178" data-end="2219">
<p data-start="2180" data-end="2219">Eşini ailesine “şikâyet etme” eğilimi</p>
</li>
<li data-start="2220" data-end="2272">
<p data-start="2222" data-end="2272">Annenin görüşlerini evlilik içinde referans alma</p>
</li>
<li data-start="2273" data-end="2327">
<p data-start="2275" data-end="2327">Kendini suçlu hissedip ailesiyle eş arasında kalma</p>
</li>
</ul>
<p data-start="2329" data-end="2552">Bu erkeklerin çoğu, annelerinden duygusal olarak ayrışmamış; çocuklukta annenin yalnızlığını gideren, onun “küçük adamı” olmuş bireylerdir. Bu bağ görünürde sevgi gibi görünse de aslında bir tür duygusal hapsedilme halidir.</p>
<h2 data-start="2554" data-end="2601"><strong>3. Evlilikteki Yansımalar: Duygusal Üçgenler</strong></h2>
<p data-start="2602" data-end="2871">Bowen kuramında “üçgenleme” kavramı önemlidir. İki kişi arasında stres arttığında, üçüncü bir kişi ilişkiye dahil edilir. Ayrışmamış erkekler, evliliklerinde zorlandıklarında bu stresle baş etmek yerine anneleriyle duygusal bir üçgen kurarak rahatlamaya çalışabilirler.</p>
<p data-start="2873" data-end="2902">Bu da şu örüntülere yol açar:</p>
<ul data-start="2904" data-end="3099">
<li data-start="2904" data-end="2951">
<p data-start="2906" data-end="2951">Eşin duygusal ihtiyaçlarının karşılanmaması</p>
</li>
<li data-start="2952" data-end="3000">
<p data-start="2954" data-end="3000">Kadının sürekli “onaylanma savaşına” girmesi</p>
</li>
<li data-start="3001" data-end="3036">
<p data-start="3003" data-end="3036">Kıyaslanma, yetersizlik hisleri</p>
</li>
<li data-start="3037" data-end="3099">
<p data-start="3039" data-end="3099">“Ben mi eşim, annen mi?” sorularının sıkça gündeme gelmesi</p>
</li>
</ul>
<p data-start="3101" data-end="3229">Kadın bir noktadan sonra “eş” değil, “rakip” hisseder. Bu durum yalnızca evlilik doyumunu değil, kadının özsaygısını da zedeler.</p>
<h2 data-start="3231" data-end="3281"><strong>4. Psikodinamik Arka Plan: Oidipus’un Gölgeleri</strong></h2>
<p data-start="3282" data-end="3508">Freud’un Oidipus Kompleksi kuramı burada aydınlatıcıdır. Erkek çocuk, annesine yönelik bilinçdışı bir bağ geliştirirken, babayla özdeşim kurması ve bu bağdan sağlıklı şekilde ayrılması beklenir.<br data-start="3476" data-end="3479" />Ancak bu geçiş tamamlanmazsa:</p>
<ul data-start="3510" data-end="3713">
<li data-start="3510" data-end="3542">
<p data-start="3512" data-end="3542">Erkek, annesine sadık kalır.</p>
</li>
<li data-start="3543" data-end="3600">
<p data-start="3545" data-end="3600">Kadınları “ya anne ya şeytan” şeklinde kutuplaştırır.</p>
</li>
<li data-start="3601" data-end="3652">
<p data-start="3603" data-end="3652">Evlilikte “bakım veren anne” beklentisi oluşur.</p>
</li>
<li data-start="3653" data-end="3713">
<p data-start="3655" data-end="3713">Kadınla eşit bir ilişki yerine bağımlı bir ilişki kurar.</p>
</li>
</ul>
<p data-start="3715" data-end="3905">Erkek, annesinin idealize ettiği bir figür olmaya çalışırken kendi benliğini feda eder. Bu erkek tipi, duygusal olarak yetişkin olmayan, ama toplumsal olarak “adam” gibi görünen erkeklerdir.</p>
<h2 data-start="3907" data-end="3952"><strong>5. Terapi Süreci: Ne Yapılır, Ne Yapılmaz?</strong></h2>
<p data-start="3953" data-end="4140">Ayrışmamış erkekle evli olan kadınlar genellikle terapiye ilk başvuran taraftır. Ancak bu durum sistemik bir mesele olduğundan, sadece kadının çalışılması çözüm üretmez. Terapi sürecinde:</p>
<h3 data-start="4142" data-end="4170"><strong>A. Bireysel Farkındalık:</strong></h3>
<ul data-start="4171" data-end="4373">
<li data-start="4171" data-end="4240">
<p data-start="4173" data-end="4240">Her bireyin kendi aile sistemini ve getirdiği örüntüleri tanıması</p>
</li>
<li data-start="4241" data-end="4310">
<p data-start="4243" data-end="4310">Erkekte anneden duygusal ayrışma süreci için içgörü oluşturulması</p>
</li>
<li data-start="4311" data-end="4373">
<p data-start="4313" data-end="4373">Kadında “kendini değersizleştirme” eğilimiyle yüzleşilmesi</p>
</li>
</ul>
<h3 data-start="4375" data-end="4396"><strong>B. Çift Terapisi:</strong></h3>
<ul data-start="4397" data-end="4572">
<li data-start="4397" data-end="4441">
<p data-start="4399" data-end="4441">Evliliğin sınırlarının yeniden çizilmesi</p>
</li>
<li data-start="4442" data-end="4519">
<p data-start="4444" data-end="4519">Aileden gelen müdahalelere karşı “birlikte durma” becerisi geliştirilmesi</p>
</li>
<li data-start="4520" data-end="4572">
<p data-start="4522" data-end="4572">Duyguların açıkça ifade edilmesine alan açılması</p>
</li>
</ul>
<h3 data-start="4574" data-end="4614"><strong>C. Uygun olduğunda aileyle çalışmak:</strong></h3>
<ul data-start="4615" data-end="4743">
<li data-start="4615" data-end="4691">
<p data-start="4617" data-end="4691">Bazı vakalarda aile terapisi ile sistemin tüm bileşenleri ele alınabilir</p>
</li>
<li data-start="4692" data-end="4743">
<p data-start="4694" data-end="4743">Özellikle anne-oğul sınırları netleştirilebilir</p>
</li>
</ul>
<h2 data-start="4745" data-end="4795"><strong>6. Kadınlar İçin Not: Ne Yapmalı? Ne Yapmamalı?</strong></h2>
<p data-start="4796" data-end="4830">Ayrışmamış bir erkekle evliyseniz:</p>
<p data-start="4832" data-end="5297"><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/274c.png" alt="❌" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Onu sürekli annesinden koparmaya çalışmak çoğu zaman ters teper.<br data-start="4898" data-end="4901" /><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/2705.png" alt="✅" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Bunun yerine, eşinizin bu bağı fark etmesini, bu bağın onu nasıl etkilediğini anlamasını destekleyin.<br data-start="5004" data-end="5007" /><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/274c.png" alt="❌" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> “Ben mi, annen mi?” sorusunu sormak ilişkide güç savaşına neden olur.<br data-start="5078" data-end="5081" /><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/2705.png" alt="✅" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Bunun yerine “Sınırlarımızı birlikte nasıl koruyabiliriz?” sorusu yol açıcıdır.<br data-start="5162" data-end="5165" /><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/2705.png" alt="✅" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Kendinize dönün. Bu dinamiğe neden çekildiğinizi, belki sizin de kendi ailenizle çözülmemiş düğümleriniz olup olmadığını keşfedin.</p>
<h2 data-start="5299" data-end="5343"><strong>Sonuç: Ayrışma Bir Lüks Değil, Gereklilik</strong></h2>
<p data-start="5344" data-end="5716">Evlilik, sadece iki kişilik bir ilişki değil, aynı zamanda geçmişten gelen bağların ve sistemlerin sahne aldığı bir alandır. Ayrışmamış bir erkekle kurulan evlilikler, derinlikli bir içsel çalışmayı ve ilişkisel yeniden yapılanmayı gerektirir. Terapötik süreçler bu yolculukta hem bireylere hem de çiftlere destek olabilir. Gerçek bir eşlik, duygusal olgunlukla mümkündür.</p>
<h2 data-start="5723" data-end="5736"><strong>Kaynakça</strong></h2>
<p data-start="5737" data-end="6082">Bowen, M. (1978). <em data-start="5755" data-end="5793">Family Therapy in Clinical Practice.</em> Jason Aronson.<br data-start="5808" data-end="5811" />Minuchin, S. (1974). <em data-start="5832" data-end="5862">Families and Family Therapy.</em> Harvard University Press.<br data-start="5888" data-end="5891" />Carter, B., &amp; McGoldrick, M. (2005). <em data-start="5928" data-end="5961">The Expanded Family Life Cycle.</em> Pearson.<br data-start="5970" data-end="5973" />Freud, S. (1923). <em data-start="5991" data-end="6012">The Ego and the Id.</em><br data-start="6012" data-end="6015" />Nichols, M. P. (2013). <em data-start="6038" data-end="6073">The Essentials of Family Therapy.</em> Pearson.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/evli-ama-hala-ogul-aileden-ayrismamis-erkekle-kurulan-evlilikler-uzerine-psikolojik-bir-bakis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Küçük Kalbin Büyük Yankısı: İçsel Çocukla Klinik Temas</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/kucuk-kalbin-buyuk-yankisi-icsel-cocukla-klinik-temas/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kucuk-kalbin-buyuk-yankisi-icsel-cocukla-klinik-temas</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/kucuk-kalbin-buyuk-yankisi-icsel-cocukla-klinik-temas/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fadime Kaya İsayev]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Jun 2025 09:50:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Klinik Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=6575</guid>

					<description><![CDATA[Yetişkin bir bireyin psikolojik dünyasında geçmiş çocukluk deneyimlerinin etkisi sıklıkla göz ardı edilse de, bu deneyimler kişiliğin temel yapı taşlarını oluşturmaktadır. Psikoterapi sürecinde içsel çocuk kavramı, bireyin erken dönem yaşantılarının, özellikle de travmatik veya duygusal ihmal içeren anıların, günümüzdeki işlevselliğini nasıl etkilediğini anlamaya yardımcı bir metafor olarak öne çıkar. Bu yazıda, içsel çocukla çalışmanın klinik [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yetişkin bir bireyin psikolojik dünyasında geçmiş çocukluk deneyimlerinin etkisi sıklıkla göz ardı edilse de, bu deneyimler kişiliğin temel yapı taşlarını oluşturmaktadır. <b>Psikoterapi</b> sürecinde <b>içsel çocuk</b> kavramı, bireyin erken dönem yaşantılarının, özellikle de travmatik veya duygusal ihmal içeren anıların, günümüzdeki işlevselliğini nasıl etkilediğini anlamaya yardımcı bir metafor olarak öne çıkar. Bu yazıda, <b>içsel </b><strong>çocukla</strong> çalışmanın klinik psikoloji bağlamındaki önemine, terapötik müdahalelere ve literatürdeki yeri üzerine bir değerlendirme sunulacaktır.</p>
<h2><b>İçsel Çocuk Nedir?</b></h2>
<p><b>İçsel çocuk</b>, bireyin çocukluk döneminden taşıdığı duygusal hafızaların, inançların ve temel ihtiyaçların sembolik bir ifadesidir (Bradshaw, 1990). Bu kavram, bireyin bastırılmış duygularına, karşılanmamış ihtiyaçlarına ve şekillenmemiş kimliğine bir kapı aralar. Özellikle erken çocukluk döneminde yaşanan bağlanma travmaları, ihmal ya da istismar gibi olaylar, bireyin benlik algısında kalıcı izler bırakabilir. <b>İçsel çocuk</b>, yetişkin bireyin içinde hâlâ teselliye, korunmaya ve anlaşılmaya ihtiyaç duyan bir yön olarak varlığını sürdürebilir (Young et al., 2003).</p>
<h2><b>Klinik Uygulamalarda İçsel Çocukla Çalışmak</b></h2>
<p><b>İçsel </b><strong>çocukla</strong> çalışmak, bireyin geçmiş yaşantılarını yeniden yapılandırmasına olanak tanır. Bu çalışmalar çoğunlukla şematerapi, pozitif <b>psikoterapi</b>, içsel aile sistemleri terapisi (IFS) ve duygusal odaklı terapiler gibi kuramlar üzerinden yürütülür.</p>
<p><b>Şematerapi</b></p>
<p>Şematerapide “yaralı çocuk modu”, bireyin çocuklukta oluşmuş temel ihtiyaçlarının karşılanmadığı durumlarda devreye giren bir yapılanmadır (Young et al., 2003). Terapist, bu yaralı modla sağlıklı bir yetişkin mod aracılığıyla empatik bir ilişki kurarak, bireyin <b>içsel çocuk</b>la yeniden bağ kurmasına yardımcı olur.</p>
<h3><b>İçsel Aile Sistemleri Terapisi (IFS)</b></h3>
<p>IFS yaklaşımında ise <b>içsel çocuk</b>, “korunması gereken parçalar” arasında değerlendirilir ve bireyin içsel sistemindeki diğer parçalarla ilişkilendirilerek ele alınır (Schwartz, 2001). Bu süreçte terapist, bireyin <b>içsel </b><strong>çocukla</strong> doğrudan temas kurmasını ve bu parçayla şefkatli bir ilişki geliştirmesini teşvik eder.</p>
<h3><b>Pozitif Psikoterapi</b></h3>
<p>Pozitif <b>Psikoterapi</b>, bireyin iç dünyasında 24 temel kabiliyetin (örneğin empati, sabır, güven) bulunduğunu varsayar. Terapide <b>içsel çocuğun</b> hangi kabiliyetlerde desteklenmediği araştırılır. Örneğin; “çocukken duygularımı ifade etmem yasaktı” ifadesi, bireyin ifade kabiliyetinde eksiklik olduğunu gösterebilir. Pozitif <b>Psikoterapi</b>, bireyin geçmişindeki aile yapısını ve kültürel normları dikkate alır. <b>İçsel çocuğun</b> “nelerden mahrum bırakıldığını” anlamak için kültürel kodlar da terapide ele alınır. Bu yönüyle, pozitif <b>psikoterapi</b>, bireyin geçmişine dair sadece bireysel değil sosyokültürel bir perspektif sunar (Kugler, 2021).</p>
<h2><b>Terapötik Kazanımlar</b></h2>
<p><b>İçsel çocuk</b>la yapılan terapötik çalışmalar, bireyin <b>duygusal düzenleme</b> becerilerini artırmakta, öz şefkat geliştirmekte ve travmatik geçmişle yüzleşmesine olanak tanımaktadır. Özellikle utanç, suçluluk ve değersizlik gibi çocukluktan miras kalan duyguların çalışılması, kişinin yetişkinlikte daha sağlıklı ilişkiler kurmasına yardımcı olur (Neff, 2003). Bu tür çalışmalar ayrıca, bireyin tetikleyicilerini tanımasını ve o anlarda ortaya çıkan “çocuk yanını” fark ederek daha bilinçli tepkiler vermesini sağlar.</p>
<h2><b>Etik ve Sınırlar</b></h2>
<p>Her ne kadar <b>içsel çocuk</b>la çalışmak derinlemesine iyileşme potansiyeli taşısa da, bu çalışmaların deneyimli klinik psikologlar tarafından yapılandırılmış bir çerçevede yürütülmesi gerekir. Özellikle travmatik yaşantılarla çalışırken, bireyin psikolojik sınırlarını korumak, güvenli bir terapötik alan oluşturmak ve yeniden travmatizasyonu önlemek büyük önem taşır (Courtois &amp; Ford, 2013).</p>
<h2><b>Sonuç</b></h2>
<p><b>İçsel çocuk</b>la çalışmak, bireyin geçmişten bugüne taşıdığı duygusal yükleri anlama ve dönüştürme yolunda etkili bir <b>psikoterapi</b> aracıdır. Bu yaklaşım, yalnızca bireyin psikolojik bütünlüğünü değil, aynı zamanda kişilerarası ilişkilerini ve yaşam doyumunu da olumlu yönde etkiler. Klinik psikoloji pratiğinde, <b>içsel çocuğun</b> sesini duymak, çoğu zaman iyileşmenin en derin adımlarından biridir. Travmatik yaşantıların yanı sıra sevgi, bağlılık ve güven gibi evrensel insani değerler üzerine kurulan bu yaklaşım, <b>içsel çocuğun</b> iyileşmesini mümkün kılar. Hepimiz içimizdeki çocuğa dönüp bakmalı, onu fark ettiğimizde, şefkatle sarıldığımızda, gerçekten iyi hissedebilirsiniz.</p>
<h3><b>Kaynakça</b></h3>
<ul>
<li>Bradshaw, J. (1990). <i>Homecoming: Reclaiming and Championing Your Inner Child</i>. Bantam Books.</li>
<li>Courtois, C. A., &amp; Ford, J. D. (2013). <i>Treatment of Complex Trauma: A Sequenced, Relationship-Based Approach</i>. Guilford Press.</li>
<li>Kugler, J. (2021). <i>Positive Psychotherapy: A Transcultural Approach in Theory and Practice</i>. Springer.</li>
<li>Neff, K. D. (2003). The development and validation of a scale to measure self-compassion. <i>Self and Identity</i>, 2(3), 223–250. <a href="https://doi.org/10.1080/15298860309027" target="_blank" rel="noopener">https://doi.org/10.1080/15298860309027</a></li>
<li>Schwartz, R. C. (2001). <i>Internal Family Systems Therapy</i>. Guilford Press.</li>
<li>Young, J. E., Klosko, J. S., &amp; Weishaar, M. E. (2003). <i>Schema Therapy: A Practitioner’s Guide</i>. Guilford Press.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/kucuk-kalbin-buyuk-yankisi-icsel-cocukla-klinik-temas/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Depresyonu Aşmak: Pozitif Psikoterapi ile İçsel Gücünü Keşfet!</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/depresyonu-asmak-pozitif-psikoterapi-ile-icsel-gucunu-kesfet/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=depresyonu-asmak-pozitif-psikoterapi-ile-icsel-gucunu-kesfet</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/depresyonu-asmak-pozitif-psikoterapi-ile-icsel-gucunu-kesfet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fadime Kaya İsayev]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 May 2025 10:42:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Klinik Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=4759</guid>

					<description><![CDATA[Başyazı Notu Ruh sağlığı üzerine her geçen gün daha fazla konuştuğumuz bu çağda, iyileşme sürecini yalnızca semptomların azaltılmasıyla değil, bireyin potansiyelini keşfetmesiyle ele almak artık bir zorunluluk. PsychologyTimes olarak bu sayımızda, depresyonu aşmak için umut veren bir yaklaşım olan Pozitif Psikoterapi’yi ele alıyoruz. Bu yazı, sadece profesyonellere değil; kendini yorgun, umutsuz ya da yalnız hisseden [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><b>Başyazı Notu</b></em></p>
<p>Ruh sağlığı üzerine her geçen gün daha fazla konuştuğumuz bu çağda, iyileşme sürecini yalnızca semptomların azaltılmasıyla değil, bireyin potansiyelini keşfetmesiyle ele almak artık bir zorunluluk. <i>PsychologyTimes</i> olarak bu sayımızda, <b>depresyon</b>u aşmak için umut veren bir yaklaşım olan <b>Pozitif Psikoterapi</b>’yi ele alıyoruz. Bu yazı, sadece profesyonellere değil; kendini yorgun, umutsuz ya da yalnız hisseden herkese bir çağrıdır: <b>İçsel gücünü</b> keşfetmenin zamanı geldi.</p>
<p><i>“</i><b><i>Depresyon</i></b><i>, karanlık bir odada oturmak gibidir; </i><b><i>Pozitif Psikoterapi</i></b><i> ise elinize bir mum tutuşturup, önce kendinizi, sonra odayı görmenizi sağlar.”</i></p>
<p><b>Depresyon</b>, bireyin yaşam enerjisini tüketen, motivasyonunu azaltan ve günlük işlevselliğini etkileyen yaygın bir ruh sağlığı sorunudur. Geleneksel terapötik yaklaşımlar genellikle <b>depresyon</b>un olumsuz yönlerine odaklanırken, <b>Pozitif Psikoterapi</b> (PPT) <b>depresyon</b>un yanında bireyin güçlü yönlerini, yaşam anlamını ve <b>içsel güç</b>lerini de keşfetmesine yardımcı olur.</p>
<p>Bu makalede, <b>depresyon</b>la mücadelede <b>Pozitif Psikoterapi</b>’nin temel aşamaları ele alınarak, bireyin iyileşme sürecine nasıl katkı sağlayabileceği incelenecektir.</p>
<h2><b>Depresyonun Farkındalığı: Duygularınızı Bastırmak Yerine Anlamlandırın</b></h2>
<p><b>Depresyon</b>daki bireyler genellikle olumsuz duygularını bastırmaya veya yok saymaya eğilimlidir. Ancak PPT, bu duyguların aslında birer mesaj taşıdığını vurgular. Üzüntü, öfke veya suçluluk gibi duyguların ardında karşılanmayan psikolojik ihtiyaçlar olabilir.</p>
<p>Bu aşamada danışana, duygularını yargılamadan gözlemlemesi öğretilir. “Bu duygular bana ne anlatmak istiyor?” sorusu üzerine çalışılarak bireyin içsel farkındalığı artırılır.</p>
<h2><b>Güçlü Yönleri Keşfetmek: Olumsuzluklara Takılmadan Kendi Kaynaklarınıza Odaklanın</b></h2>
<p><b>Depresyon</b>, kişinin kendisini güçsüz ve çaresiz hissetmesine neden olabilir. Oysa her bireyin geçmişte zorluklarla başa çıkmasını sağlayan <b>içsel güç</b>leri vardır. <b>Pozitif Psikoterapi</b>’de bireyin güçlü yönleri ön plana çıkarılır.</p>
<p>Danışan, geçmişte karşılaştığı zorlukları nasıl aştığını ve hangi kişisel becerilerini kullandığını keşfetmeye teşvik edilir. Sabır, empati, mizah, dayanıklılık gibi bireysel kaynakların fark edilmesi, <b>depresyon</b>un etkilerini azaltmada önemli bir adımdır.</p>
<h2><b>Yaşam Dengesini Gözden Geçirme: Dört Temel Alanın Dengelenmesi</b></h2>
<p>PPT’ye göre, bireyin yaşamı Beden, Başarı, İlişkiler ve Anlam olmak üzere dört ana alan üzerine kuruludur. <b>Depresyon</b> genellikle bu alanlardan birinde ya da birkaçında dengesizlik olduğunda ortaya çıkar. <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<ul>
<li><b>Beden:</b> Fiziksel sağlık, uyku düzeni, beslenme ve hareket. <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li><b>Başarı:</b> Kariyer, akademik hedefler ve bireysel gelişim. <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li><b>İlişkiler:</b> Aile, arkadaşlıklar ve romantik bağlar. <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li><b>Anlam:</b> Yaşam amacı, inanç sistemleri ve kişisel değerler.</li>
</ul>
<p>Danışanla birlikte bu dört alan analiz edilir ve dengesiz olan bölümler için küçük ama etkili değişimler önerilir. Örneğin, yalnızlık hisseden bir birey için sosyal etkileşimi artırmaya yönelik küçük adımlar planlanır.</p>
<p><i>“Yaşam dengesi modelindeki dört alan, inatla (başarı) hedefe doğru (hayal gücü) ilerleyen bir atlı gibidir. Bunun için mükemmel bakımlı bir ata (beden) ve attan düşmesi durumunda ayağa kalkmasına yardım edecek birine (ilişki) ihtiyacı vardır.”</i></p>
<p><strong><i>– Hamid Peseschkian</i></strong></p>
<h2><b>4. Destek Mekanizmaları ve İlişkilerin Gücü</b></h2>
<p><b>Depresyon</b>, bireyin sosyal çevresiyle olan bağlarını zayıflatabilir. <b>Pozitif Psikoterapi</b>’de danışanın yalnız olmadığını fark etmesi büyük önem taşır.</p>
<p>Bu aşamada, bireyin güven duyduğu kişilerle bağlarını güçlendirmesi teşvik edilir. Aile, arkadaşlar veya terapötik destek, bireyin iyileşme sürecinde önemli bir rol oynar. “Destek istemek bir zayıflık değil, iyileşmenin bir parçasıdır.” anlayışı danışana aktarılır.</p>
<h2><b>5. Küçük Adımlarla Büyük Değişimler Yaratmak</b></h2>
<p><b>Depresyon</b>un en zorlayıcı yönlerinden biri, kişinin harekete geçmekte zorlanmasıdır. PPT, büyük ve zorlayıcı değişimler yerine, küçük ama sürdürülebilir adımlarla ilerlemeyi önerir.</p>
<p>Danışan, her gün kendisini iyi hissettirecek küçük bir eylem belirler. Bu, kısa bir yürüyüş yapmak, bir dostuyla sohbet etmek veya bir hobiye zaman ayırmak olabilir. Bu küçük eylemler, zamanla bireyin yaşam enerjisini geri kazanmasına yardımcı olur.</p>
<h2><b>Sonuç: Depresyonun Ötesinde Yeni Bir Başlangıç</b></h2>
<p><b>Pozitif Psikoterapi</b>, <b>depresyon</b>u sadece bir hastalık olarak görmek yerine, bireyin kendi <b>içsel gücünü</b> keşfetmesine ve yaşamını yeniden anlamlandırmasına yardımcı olan bir süreç olarak ele alır. Duyguların fark edilmesi, güçlü yönlerin keşfedilmesi, yaşam dengesinin sağlanması ve küçük adımlarla iyileşmeye yönelmek, bireyin <b>depresyon</b> sürecinden çıkmasına ve daha tatmin edici bir yaşam sürmesine olanak tanır.</p>
<p>Unutmayın, iyileşme bir süreçtir ve her küçük adım sizi daha iyi bir noktaya taşır. Kendinize şefkat gösterin, destek istemekten çekinmeyin ve <b>içsel gücünüzü</b> keşfetmeye açık olun.</p>
<h3><b>Kaynakça</b></h3>
<p>Peseschkian, N. (2016). <i>Pozitif Psikoterapi: Teori ve Pratik</i>. Mentis Yayıncılık.</p>
<p>Seligman, M. E. P., &amp; Csikszentmihalyi, M. (2000). Positive psychology: An introduction. <i>American Psychologist, 55</i>(1), 5–14.</p>
<p>Bohlmeijer, E. T., Bolier, L., Westerhof, G. J., &amp; Walburg, J. A. (2013). <i>An introduction to positive psychotherapy</i>. Routledge.</p>
<p>Türk Psikologlar Derneği. (2023). <i>Pozitif Psikoterapi Rehberi</i>.</p>
<p>World Health Organization. (2023). Depression. <a href="https://www.who.int/news-room/fact-sheets/detail/depression" target="_blank" rel="noopener">https://www.who.int/news-room/fact-sheets/detail/depression</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/depresyonu-asmak-pozitif-psikoterapi-ile-icsel-gucunu-kesfet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
