<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Ezgi Soydan &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/ezgisoydan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Fri, 20 Mar 2026 17:41:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Ezgi Soydan &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bilimde Görünmezlik: Matilda Etkisi ve Kadınların Hikâyesi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/bilimde-gorunmezlik-matilda-etkisi-ve-kadinlarin-hikayesi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=bilimde-gorunmezlik-matilda-etkisi-ve-kadinlarin-hikayesi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/bilimde-gorunmezlik-matilda-etkisi-ve-kadinlarin-hikayesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ezgi Soydan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Mar 2026 21:50:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Toplumsal Cinsiyet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=28654</guid>

					<description><![CDATA[Tarih, çoğu zaman kazananların hikâyelerini anlatır; fakat bazen en büyük keşiflerin ardında adı unutulmuş, sesi kısılmış ya da emeği başkalarına mal edilmiş insanlar vardır. Bilim dünyası da bu sessiz hikâyelerden muaf değildir. Laboratuvarların loş ışıkları altında yapılan deneyler, yıllar süren araştırmalar ve sabırla yürütülen çalışmalar çoğu zaman büyük keşiflerin temelini oluşturur. Ancak bu keşiflerin arkasındaki [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="1">Tarih, çoğu zaman kazananların hikâyelerini anlatır; fakat bazen en büyük keşiflerin ardında adı unutulmuş, sesi kısılmış ya da emeği başkalarına mal edilmiş insanlar vardır. Bilim dünyası da bu sessiz hikâyelerden muaf değildir. Laboratuvarların loş ışıkları altında yapılan deneyler, yıllar süren araştırmalar ve sabırla yürütülen çalışmalar çoğu zaman büyük keşiflerin temelini oluşturur. Ancak bu keşiflerin arkasındaki isimler her zaman aynı görünürlüğe sahip değildir. Özellikle kadın bilim insanlarının katkıları, tarih boyunca sıklıkla gölgede kalmış; kimi zaman görmezden gelinmiş, kimi zaman da başkalarının başarı hikâyelerinin altında yok olmuştur.</p>
<p data-path-to-node="2">Bu görünmezlik tesadüfi değildir; aksine tarih boyunca kadınların bilgi üretimindeki yerinin küçümsenmesiyle yakından ilişkilidir. Kadınlar uzun yıllar boyunca üniversitelere kabul edilmemiş, akademik alanlara erişimleri sınırlandırılmış ve bilimsel üretimde aktif rol almaları çeşitli toplumsal engellerle karşılaşmıştır. Buna rağmen birçok kadın bilim insanı, tüm bu engellere rağmen araştırmaya, üretmeye ve bilimsel bilgiye katkıda bulunmaya devam etmiştir. Ne var ki bu katkılar çoğu zaman hak ettiği görünürlüğü elde edememiştir. Kadınların bilim tarihindeki varlığı, çoğu zaman anlatıların kenarında kalmış, başarı hikâyelerinin merkezine yerleşememiştir.</p>
<p data-path-to-node="3">Bugün Dünya Kadınlar Günü, yalnızca kadınların başarılarını kutlamak için değil, aynı zamanda tarih boyunca görünmez bırakılmış emekleri hatırlamak için de önemli bir gündür. Kadınların bilimsel, kültürel ve toplumsal katkılarını görünür kılmak; geçmişte yaşanan eşitsizlikleri anlamak ve gelecekte daha adil bir toplum inşa edebilmek açısından büyük önem taşır. Bilim tarihindeki bu görünmezlik, literatürde <b data-path-to-node="3" data-index-in-node="409">Matilda Etkisi</b> olarak adlandırılır ve kadınların bilimsel katkılarının sistematik biçimde göz ardı edilmesini ifade eder. Bu kavram, kadın araştırmacıların yaptıkları çalışmaların kimi zaman küçümsenmesini, kimi zaman da erkek meslektaşlarına atfedilmesini anlatır.</p>
<h2 data-path-to-node="4"><b data-path-to-node="4" data-index-in-node="0">Bilimsel Keşiflerin Kolektif Doğası ve Görünmezlik</b></h2>
<p data-path-to-node="5">Bilimsel keşifler çoğu zaman tek bir kişinin başarısı gibi anlatılsa da gerçekte kolektif bir emeğin ürünüdür. Bir hipotezin ortaya atılması, deneylerin yürütülmesi, verilerin analiz edilmesi ve sonuçların yorumlanması uzun ve çok katmanlı bir sürecin parçalarıdır. Ancak bilim tarihinin anlatımında bu karmaşık süreçler çoğu zaman sadeleştirilir ve hikâye birkaç ismin etrafında şekillenir. İşte tam da bu noktada bazı katkılar görünmez hale gelir. Kadın bilim insanlarının çalışmalarının yeterince tanınmaması, bu görünmezliğin en çarpıcı örneklerinden biridir. Bu durum yalnızca bireysel başarıların göz ardı edilmesi anlamına gelmez; aynı zamanda kadınların bilgi üretimindeki rolünün sistematik biçimde küçültülmesi anlamına da gelir.</p>
<p data-path-to-node="6">Benzer örnekler yalnızca geçmişte değil, günümüzde de farklı biçimlerde karşımıza çıkmaktadır. Araştırmalar, kadın akademisyenlerin makalelerinin erkek meslektaşlarına kıyasla daha az alıntı aldığını, bilimsel ödüller ve araştırma fonları söz konusu olduğunda kadınların daha dezavantajlı konumda olabildiğini göstermektedir. Ayrıca ortak çalışmalarda kadın araştırmacıların katkılarının daha az görünür hale gelmesi de <b data-path-to-node="6" data-index-in-node="420">toplumsal cinsiyet eşitsizliği</b> yansımalarından biri olarak değerlendirilmektedir. Bu durum, bilimsel üretimin yalnızca bireysel çabalarla değil, aynı zamanda toplumsal algılar ve güç ilişkileriyle de şekillendiğini göstermektedir. Başka bir deyişle, bilimsel bilgi üretimi toplumdan bağımsız değildir; toplumsal eşitsizlikler kimi zaman bilimin anlatısına da yansır.</p>
<h2 data-path-to-node="7"><b data-path-to-node="7" data-index-in-node="0">Gelecek İçin Rol Modellerin ve Temsiliyetin Önemi</b></h2>
<p data-path-to-node="8">Matilda Etkisi yalnızca bilim dünyasında yaşanan bir adaletsizliği ifade etmekle kalmaz; aynı zamanda genç kadınların akademiye ve bilimsel kariyerlere yönelmesini de dolaylı olarak etkileyebilir. Rol modellerin görünür olmaması, bilim alanında kadınların varlığının daha az fark edilmesine ve bu alanların erkek egemen bir yapı olarak algılanmasına yol açabilir. Oysa bilimsel ilerleme, farklı bakış açıları ve çeşitli deneyimlerin bir araya gelmesiyle zenginleşir. Kadınların bilimdeki varlığı yalnızca temsil meselesi değildir; aynı zamanda bilimin gelişmesi, çeşitlenmesi ve daha kapsayıcı hale gelmesi açısından da büyük önem taşır.</p>
<p data-path-to-node="9">Bu nedenle kadın bilim insanlarının hikâyelerinin anlatılması ve katkılarının görünür kılınması büyük önem taşımaktadır. Tarih boyunca gölgede bırakılmış başarıları hatırlamak, yalnızca geçmişte yapılan bir hatayı düzeltmek anlamına gelmez; aynı zamanda geleceğe dair daha eşitlikçi bir perspektif geliştirmeyi de mümkün kılar. Bilim tarihi, yalnızca keşiflerin değil, aynı zamanda <b data-path-to-node="9" data-index-in-node="382">görünmez emek</b> tarihidir. Bugün yapılabilecek en anlamlı şeylerden biri, tarihin satır aralarında kaybolmuş o isimleri yeniden hatırlamak ve kadınların bilimsel üretimdeki yerini hak ettiği görünürlükle yeniden yazmaktır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/bilimde-gorunmezlik-matilda-etkisi-ve-kadinlarin-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Görünmeyen Beklentilerin Gölgesinde: Çabalıyorum Ama Kim İçin?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/gorunmeyen-beklentilerin-golgesinde-cabaliyorum-ama-kim-icin/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=gorunmeyen-beklentilerin-golgesinde-cabaliyorum-ama-kim-icin</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/gorunmeyen-beklentilerin-golgesinde-cabaliyorum-ama-kim-icin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ezgi Soydan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Dec 2025 22:15:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=20765</guid>

					<description><![CDATA[Sürekli koşarak ulaşmaya çalıştığımız yerler aslında kimin hayalleri, kimin hedefleri?Bu koşu neyin nesi? İçsel ve Dışsal Motivasyon Çatışması Çocukluğumuzdan beri kurduğumuz hayaller şekilden şekle girerken, bu hayallerin inşasında kimlerin tuğlaları var diye durup düşündüğümüzde kendi payımızı görememek, o hayallere koşarken bizi yavaşlatan rüzgârdır. Çok şey başarırız ama kimseye yetemeyiz; çünkü gerçekleştirdiğimiz hayal çoğu zaman başkasının [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="562" data-end="670">Sürekli koşarak ulaşmaya çalıştığımız yerler aslında kimin hayalleri, kimin hedefleri?<br data-start="648" data-end="651" />Bu koşu neyin nesi?</p>
<h2 data-start="677" data-end="720"><strong data-start="680" data-end="720">İçsel ve Dışsal Motivasyon Çatışması</strong></h2>
<p data-start="722" data-end="1208">Çocukluğumuzdan beri kurduğumuz hayaller şekilden şekle girerken, bu hayallerin inşasında kimlerin tuğlaları var diye durup düşündüğümüzde kendi payımızı görememek, o hayallere koşarken bizi yavaşlatan rüzgârdır. Çok şey başarırız ama kimseye yetemeyiz; çünkü gerçekleştirdiğimiz hayal çoğu zaman başkasının bizim için kurduğu hayaldir. O kişinin <strong data-start="1069" data-end="1077">Onay</strong>ını alsak bile diğerlerinin onayını alamayız. Herkes bizi bir köşeye çekmeye çalışırken ortada kalan, parçalara bölünen biz oluruz.</p>
<p data-start="1210" data-end="1339">Motivasyonumuz insanların onayını almak oldukça asıl biz yok oluruz. Bizden geriye kalan ise kuramadığımız kendi hayallerimizdir.</p>
<p data-start="1341" data-end="1392">Aslında ne istediğinizi en son ne zaman düşündünüz?</p>
<p data-start="1394" data-end="1719">Koşarken etraftakilerin alkışını duymak güç verebilir ama etrafta kimse yokken koşmak en güzeli. O zaman kendinizi duyarsınız, düşünürsünüz; kimse memnun olsun diye değil, sadece siz istediğiniz için, kendi temponuzda ve istediğiniz yöne koşarsınız. “<strong data-start="1645" data-end="1657">Özgürlük</strong> budur!” hissi şimdiye kadar aldığınız tüm alkışlara bedeldir.</p>
<p data-start="1721" data-end="2076">Kocaman bir yeterlilik yarışında kazanan yoktur. Kendinden veren herkes kaybeder. Sürekli onay arayışı ve dışsal motivasyonlarla hareket etmek, iki kişinin “aferin” demesi için kendimizi hırpalamak bizi yarışın sonuna değil, yolun sonuna götürür. Çıkmaz bir sokakta kaybolmamak için mola verip düşünmek gerekir: En son ne zaman kendin için bir şey yaptın?</p>
<p data-start="2078" data-end="2539">Bir başarı hikâyeniz olmak zorunda değil; oturup bir dizi izlemek bile bazen kendi adınıza başardığınız bir şeydir. “Mükemmel” diye bir şey yoktur ve ona ulaşamayacağınızı kabullenmeniz gerekir. Kendi mükemmelinizi oluşturun ve onun için çabalayın. Kendi mükemmeliniz başkasının kaybedişi olsa bile sizi mutlu eden bir başarıyla kendinizi kazanırsınız. Yorulmadan, pes etmeden koşarsınız. Kimseye yetişmek ve kimsenin temposuna uyum sağlamak zorunda değilsiniz.</p>
<p data-start="2541" data-end="2589">Peki kendini unutup kaybolmanın bedelleri nedir?</p>
<p data-start="2591" data-end="2979">Duygusal tükenmişlik, öfke ve anlamsızlık duyguları en yakın arkadaşınız olduğunda, onların size ve çevrenize verdiği zararı fark etmeyebilirsiniz. Artık kendiniz için yaptığınız hiçbir şey anlamlı gelmez. “Bunun için miydi her şey?” tatminsizliğiyle boğuşurken hissettiğiniz çaresizlik sizi boğarken, size “aferin” diyen kimse çırpınışlarınızı fark etmez. Bu hikâyede cankurtaran yoktur.</p>
<h2 data-start="2986" data-end="3022"><strong data-start="2989" data-end="3022">Yavaşlamanın ve Durmanın Gücü</strong></h2>
<p data-start="3024" data-end="3365">Sürekli yetişmeye çalıştığımız yerler aslında bizi hiç istemeyen yerlerse, bazen yavaşlamak hatta durmak, varmaktan daha iyidir. Yanlış yere ulaşmak, hiçbir yere ulaşıp olduğun yerde kalmaktan daha iyi bir seçenek olmamıştır. Asıl güçlü olmanın bazen durabilmek olduğunu keşfedince insan dinlenir, kendine yaklaşır, iç sesini duymaya başlar.</p>
<p data-start="3367" data-end="3769">İnsanların güç savaşında eziliyoruz. Kendimizi bu savaşa dâhil ediyoruz. Ancak rekabet bize mutluluktan başka her şeyi getiriyor. Kazansak bile kaybediyoruz; savaşsak yıpranıyoruz. Yenilgiden değil, kendimizden kaçıyoruz. Bu savaşa hiç girmeyip oyunun kurallarını kendimiz belirlersek, kim kazanırsa kazansın oyunu biz yönetiyoruz. Kazanmanın ve kaybetmenin olmadığı bu oyunda hayat bizden yana oluyor.</p>
<h2 data-start="3776" data-end="3805"><strong data-start="3779" data-end="3805">Zinciri Nasıl Kırarım?</strong></h2>
<p data-start="3807" data-end="4069">Bu çıkmazdan kurtuluş bir anda değil; küçük ama güçlü bir fark edişle başlar. Önce neyi istemediğini fark edersin, sonra kendini hiç dinlemediğini. En sonunda yorgunluğunun içinde boğulurken bulursun kendini. Kimseyi ikna edecek gücün kalmayana kadar savaşırsın.</p>
<p data-start="4071" data-end="4471">Son noktaya geldiğinde ilk yapman gereken şey iç sesini ayırt edebilmektir. Neyi, kim için yaptığını kendine sormak, yaptıkların seni gerçekten mutlu ediyor mu diye düşünmek, kazandığın savaşlar bile onaylanma ihtiyacının gölgesinde daha mı ağır geliyor diye sorgulamak ya da midemizdeki kramplar başarısızlıktan değil, yetersizlik hissinin getirdiği mutsuzluktan mı doğuyor sorusuna cevap bulmaktır.</p>
<p data-start="4473" data-end="4750">Sonraki adım durmak. Sadece durmak. Çünkü durmak da bir eylemdir ve bir vazgeçiş değil; yeni bir yol çizebilmek için verilen bir moladır. “Ben nereye gidiyorum?” sorusunu ilk kez ciddiyetle sorabilmektir. Durup kendi isteklerinize göre yolunuzu çizdikten sonra sıra şuna gelir:</p>
<h2 data-start="4757" data-end="4796"><strong data-start="4760" data-end="4796">Sınır Koymak ve Hayır Diyebilmek</strong></h2>
<p data-start="4798" data-end="5060">Başkalarının planlarını reddedince kötü bir insan olmayız. Sadece kendi hayatının sorumluluğunu alan, onaylanmayı değil kendini önemseyen insanlar oluruz. Herkesin sevdiği insan olmak için değil; kendini seven insan olmak için çalışmak hayatı yeniden kazandırır.</p>
<p data-start="5062" data-end="5388">Hayır diyebilmek, kendimize saygı duymanın ve yolumuzu çizmenin ilk adımıdır. Başkasına “hayır” demek, kendimize “evet” demenin en temiz yoludur. Ve bu “evet”, bize ait her şeyin başlangıcıdır. Geçmişte bu savaşa sürüklendiğimiz için kendimize kızmak yerine döngüyü fark edip zinciri kırmak, bugünün seçimlerini özgürleştirir.</p>
<p data-start="5390" data-end="5734">Eğer bu satırları okurken hâlâ içinizde bir yer “Ama ben yetmiyorum.” diyorsa; bilin ki ben sizi duyuyorum, ben çabanızı görüyorum. Her başarınızı, hatta başarısızlığınızı takdir ediyorum. Bir gün aynaya bakıp aynı cümleleri kendinize söyleyebilmeniz dileğiyle, özgürce yapabileceğimiz seçimler ve dilediğimizce yaşayabileceğimiz hayatlar için…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/gorunmeyen-beklentilerin-golgesinde-cabaliyorum-ama-kim-icin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Savruluşların Kayboluşları: Kimlik Ararken Benlikten Olmak</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/savruluslarin-kayboluslari-kimlik-ararken-benlikten-olmak/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=savruluslarin-kayboluslari-kimlik-ararken-benlikten-olmak</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/savruluslarin-kayboluslari-kimlik-ararken-benlikten-olmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ezgi Soydan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Nov 2025 22:05:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=18704</guid>

					<description><![CDATA[Başkasının rüzgârında savrulan yaprak artık koptuğu dala da ait değildir, düşeceği bahçeye de. Savrulurken kaybolduğundan habersiz mutludur; hiçbir şey düşünmeden uçmanın keyfiyle kapılır gider rüzgâra.Bu koca dünyada, uçsuz bucaksız ormanda, kocaman bir sistemin parçasıyız. Etrafımız diğer yapraklarla dolu. Büyüyoruz, yeşilleniyoruz, diğerlerinin kopuşlarını izliyoruz; kopup savruluşlarını izleyip sıranın bize gelmesini bekliyoruz.Sıra bize geldiğinde büyük bir belirsizlikle [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="364" data-end="1035">Başkasının rüzgârında savrulan yaprak artık koptuğu dala da ait değildir, düşeceği bahçeye de. Savrulurken kaybolduğundan habersiz mutludur; hiçbir şey düşünmeden uçmanın keyfiyle kapılır gider rüzgâra.<br data-start="566" data-end="569" />Bu koca dünyada, uçsuz bucaksız ormanda, kocaman bir sistemin parçasıyız. Etrafımız diğer yapraklarla dolu. Büyüyoruz, yeşilleniyoruz, diğerlerinin kopuşlarını izliyoruz; kopup savruluşlarını izleyip sıranın bize gelmesini bekliyoruz.<br data-start="803" data-end="806" />Sıra bize geldiğinde büyük bir belirsizlikle hayata atılıyoruz. Elimizde bir yapılacaklar listesi var ve maddeleri tamamlamaya çalışıyoruz sanki. Peki bu maddeleri kim hazırladı? Biz kimin hayalindeki hayatı yaşamaya çalışıyoruz?</p>
<p data-start="1037" data-end="1577">İnsanlarla büyüyoruz, çevremizle öğreniyoruz; ancak büyürken kendimizi göz ardı ediyoruz. Etrafımıza o kadar çok bakıyoruz ki aynaya bakmıyoruz. Biz ne istiyoruz, aynada nasıl birini görmek istiyoruz düşünmüyoruz. Rol modelleri izlerken kendimize, çevremizdeki kişilerin onayladığı birini seçiyoruz ve “Ben bu olacağım!” diyoruz. O kişiye ulaşmak için yapılması gerekenleri listeliyoruz. Herkesin bizde görmek istediği özellikleri listemize ekleye ekleye ilerliyor, kusursuz insan karakterine bürünmek için maddeleri tamamlamaya başlıyoruz.</p>
<h2 data-start="1579" data-end="1635"><strong data-start="1582" data-end="1635">Rollerin İçinde Kaybolmak: Benliğin Sessiz Çöküşü</strong></h2>
<p data-start="1637" data-end="2224">Sonra bir bakmışsın ki her sabah başka bir kişilikle uyanmışsın: okulda öğretmenlerinin istediği kişisin, arkadaşlarının yanında onların istediği arkadaş, ailenin yanında mükemmel evlat; hatta ve hatta terapi koltuğunda psikoloğunun duymak istediği cevapları veren bir danışan.<br data-start="1914" data-end="1917" />Hepimizin sosyal rolleri var. Okulda öğrenciyiz, evde çocuk, bazen bir arkadaş, bazen bir sevgili. Bu roller, düzenin devam etmesi ve sosyal hayatın sürekliliği için gereklidir; herkesin birer parçasıdır. Ayırt edilmesi gereken nokta, bu rollerin inşasında başkalarının isteklerini ne kadar gözettiğimizdir.</p>
<p data-start="2226" data-end="2530">İnsanların hayatımıza dahil olması, onların istedikleri kişi olmamız koşuluyla olmamalı. Biz, kendi istediğimiz şekilde, kendi karakterimizle bu rolleri yerine getirdiğimizde yanımızda olmak isteyen insanlar hayatlarımızın bir parçası olur ve bizi kalıplara sokup benliğimizden uzaklaşmamızı beklemezler.</p>
<p data-start="2532" data-end="2983">Ancak biz en başında, bu insanlar bizimle kalsın, hayatımıza dahil olsun diye benlikten uzak bir sosyal kimlik seçersek, bu kimliği oynamayı bıraktığımızda yalnız kalmaya mahkûm oluruz. Çünkü çevremizdeki insanlar bizim değil, kurgu karakterimizin yani kusursuz kimliğimizin arkadaşıdır, ailesidir, sevgilisidir. Onlar için kurduğumuz bu kusursuz kişiliğin tek bir kusuru, onlara fazla gelir ve daha ilişki kurması kolay, sorunsuz kişilere yönelirler.</p>
<p data-start="2985" data-end="3553">Uyumlu olanı herkes sever; ama kimse sormaz, uyumlu olmak için kendini ne kadar yıprattığını, kalıplara soktuğunu, kendini herkesin onu yargıladığından daha çok yargıladığını.<br data-start="3160" data-end="3163" />Herkes için kusursuz olmaya çalışırken, başkalarının fısıltılarını o kadar dinler ki kendi isteklerinin çığlığını duymaz. Zamanla bu çığlıklar, benliklerimiz gibi tamamen kaybolur. Yeni kimliklerinin arkasına saklanan insanlar, kalabalıkta savrulurken mutludur. Yalnız kaldığında, uyum sağlaması gereken biri olmadığında, tüm maskelerini indirir ve aynada büyük bir bulanıklıkla karşılaşır.</p>
<h2 data-start="3555" data-end="3610"><strong data-start="3558" data-end="3610">Aynayla Yüzleşme: Kaybolan Benliği Geri Çağırmak</strong></h2>
<p data-start="3612" data-end="4135">Otur, derin bir nefes al ve düşün: Ben kimim? Aynada gördüğüm kişi kim?<br data-start="3683" data-end="3686" />Sabah uyanıp aynaya bakmadan taktığın maskelerden birini seçmek alışkanlık haline gelmiş.<br data-start="3775" data-end="3778" />Büründüğün kişilikler arasında birinden diğerine savrulurken kaybolmuşsun; kendi kimliğini taşıdığını sanarken bir sürü sahte kimliğin olmuş.<br data-start="3919" data-end="3922" />Hepsi sensin ama hiçbiri sen değilsin; hepsinden bir parçasın ama hiçbiri senin bütünün değil.<br data-start="4016" data-end="4019" />Ait değilsin sana yüklenen rollere; boğulmuşsun, herkes için en mükemmel olmaya çalışırken üstüne yüklenen yüklerle.</p>
<p data-start="4137" data-end="4523">Maskelerin hepsini bir kenara koyup kendi hikâyeni yazmaya başlayınca aynada gördüğün bulanıklık seni korkutmaya başladığında, asıl arayış başlayacak.<br data-start="4287" data-end="4290" />Bir sürü kimliğin vardı ama kendinden uzaktın. Şimdi kendine en yakın noktada benliğini inşa etme vakti. Bulanık gördüğün her şey netleşecek.<br data-start="4431" data-end="4434" />O ait olmadığın kimlikler yavaş yavaş silinirken, kendini keşfetmenin tadına erişeceksin.</p>
<p data-start="4525" data-end="4999">Savrulduk, kaybolduk, maskeler taktık; ama şimdi kendi parçalarımızı seçip bütün olma vakti.<br data-start="4617" data-end="4620" />Her sosyal kimliğimizin ardında savrulmuş bir benlik var; ama artık bu kimlikleri başkalarının sevdiği, onayladığı gibi değil, kendi mutluluğumuzu merkeze alarak oluşturma vakti.<br data-start="4798" data-end="4801" />Bu yeni benlik kolay kolay ortaya çıkmayacak; yeri gelecek yalnız kalacağız, yeri gelecek karar veremeyeceğiz, hatta yine kaybolacağız.<br data-start="4936" data-end="4939" />Ama bu kez kaybolduğumuz rüzgârın yönünü biz değiştireceğiz.</p>
<p data-start="5001" data-end="5223">Maskeler birer birer düşerken karşılaştığımız her yeni öz benlik, bizden bir parça olacak.<br data-start="5091" data-end="5094" />Ve bir sabah uyanıp aynaya baktığımızda tüm netliğiyle “kendimizi” göreceğiz; artık savrulmayacak, kendi rüzgârımızı yöneteceğiz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/savruluslarin-kayboluslari-kimlik-ararken-benlikten-olmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sonlar ve Sonralar: Travma Sonrası Stres Bozukluğu</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/sonlar-ve-sonralar-travma-sonrasi-stres-bozuklugu/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sonlar-ve-sonralar-travma-sonrasi-stres-bozuklugu</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/sonlar-ve-sonralar-travma-sonrasi-stres-bozuklugu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ezgi Soydan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Oct 2025 10:22:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Travma ve Bilinçaltı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=16371</guid>

					<description><![CDATA[Nereden başlayacağıma karar veremediğim için sondan başlıyorum. Her şey bittiğinde ve dibi gördüğünde yapabileceğin tek şey yukarı bakmaktır ve her son dediğin şeyin bir sonrası vardır. Hepimiz acı verici, sarsıcı, iz bırakan olaylar yaşarız. Bu olaylar hayatımızda yer eden travmalar dizisine dönüşür. Her travma bizi daha da aşağı çekerken aslında daha da yukarı çıkabilmemiz için [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<article class="text-token-text-primary w-full focus:outline-none [--shadow-height:45px] has-data-writing-block:pointer-events-none has-data-writing-block:-mt-(--shadow-height) has-data-writing-block:pt-(--shadow-height) [&amp;:has([data-writing-block])&gt;*]:pointer-events-auto [content-visibility:auto] supports-[content-visibility:auto]:[contain-intrinsic-size:auto_100lvh] scroll-mt-[calc(var(--header-height)+min(200px,max(70px,20svh)))]" dir="auto" tabindex="-1" data-turn-id="request-68f62526-c5ec-832f-8c2f-8106ade5f7bd-27" data-testid="conversation-turn-150" data-scroll-anchor="true" data-turn="assistant">
<div class="text-base my-auto mx-auto pb-10 [--thread-content-margin:--spacing(4)] thread-sm:[--thread-content-margin:--spacing(6)] thread-lg:[--thread-content-margin:--spacing(16)] px-(--thread-content-margin)">
<div class="[--thread-content-max-width:40rem] thread-lg:[--thread-content-max-width:48rem] mx-auto max-w-(--thread-content-max-width) flex-1 group/turn-messages focus-visible:outline-hidden relative flex w-full min-w-0 flex-col agent-turn" tabindex="-1">
<div class="flex max-w-full flex-col grow">
<div class="min-h-8 text-message relative flex w-full flex-col items-end gap-2 text-start break-words whitespace-normal [.text-message+&amp;]:mt-1" dir="auto" data-message-author-role="assistant" data-message-id="d92fb933-0ebb-4457-af56-c1a50431e76c" data-message-model-slug="gpt-5">
<div class="flex w-full flex-col gap-1 empty:hidden first:pt-[1px]">
<div class="markdown prose dark:prose-invert w-full break-words light markdown-new-styling">
<p data-start="58" data-end="956">Nereden başlayacağıma karar veremediğim için sondan başlıyorum. Her şey bittiğinde ve dibi gördüğünde yapabileceğin tek şey yukarı bakmaktır ve her son dediğin şeyin bir sonrası vardır. Hepimiz acı verici, sarsıcı, iz bırakan olaylar yaşarız. Bu olaylar hayatımızda yer eden <strong data-start="345" data-end="367">travmalar dizisine</strong> dönüşür. Her travma bizi daha da aşağı çekerken aslında daha da yukarı çıkabilmemiz için birer basamak olur. Bizi bir adım çukura çeken travmalar, iki adım yukarı çıkmamız için bizi teşvik eder. Ancak bu yukarı çıkışlar bu yolun yeni yolcuları için hiç kolay değildir. Düştüğü yerden kalkamazlar, afallarlar, kontrolü kaybederler. <strong data-start="699" data-end="740">Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB)</strong> dediğimiz bu olay, dayanılmaz bir anksiyete ile hayatımızın en büyük düşüşlerinin, en büyük travmalarının ardından gelir. Her şeyin bittiği nokta gibi görülen bu anlar, aslında yeniden doğuşun birer başlangıcıdır.</p>
<h2 data-start="958" data-end="1498"><strong data-start="958" data-end="997">Travmanın Yeniden Doğuşla Olan Bağı</strong></h2>
<p data-start="958" data-end="1498">Hayatta bir kez doğmayız, her travma sonrası yeni bir benlikle yeniden doğarız. Yaşadığımız olaylar, aldığımız yaralar her doğuşumuzda bizimle birlikte gelir. Kapandı sandığımız yaralar tekrar kanar, ta ki kan kalmayana ve yara varlığını unutturana kadar. Kanamayı bırakır ve tam unuttum dersin ki iziyle bakışırken bulursun kendini. Travma sonrası stres bozukluğu yaşayan biri için bu yaralar kalpte ve zihinde açılır. Kapanan yaralarını ise kokular, hatıralar ve tanıdık sesler yeniden kanatır.</p>
<p data-start="1500" data-end="1851">Anılar geçer, yaralar geçer, insanlar hayatımıza gelir gider, sonlar yaşarız; acıtan bir sürü son&#8230; Ve tüm bunların sonunda izler kalır. Yaşanmışlığın, mutlu veya mutsuz günlerin izleri bize başladığımız yeni dönemin aslında yeni bir sonun başlangıcı olduğunu hatırlatır. Hiç eksilmiyoruz, hep anıları sırtlanarak bir yokuşu çıkmaya devam ediyoruz.</p>
<h2 data-start="1853" data-end="2306"><strong data-start="1853" data-end="1890">Acıyı Unutmak mı, Dönüştürmek mi?</strong></h2>
<p data-start="1853" data-end="2306">Her son yaşandığında kestirip atabilseydik, izini kazıyabilseydik ne olurdu peki? Her acıyı unutursan mutluluğun kıymetini bilemezsin, her mutluluğu unutursan acının tatlı tebessümüne erişemezsin. Yaşıyoruz, savaşıyoruz, kazanıyoruz, kaybediyoruz veya kaybettiğimizi zannediyoruz. Sinirleniyoruz, gülüyoruz, ağlıyoruz “bitti” diye. Sonra dönüp bakıyoruz ki tüm parçalarımız sonların bize kattıklarından oluşmuş.</p>
<p data-start="2308" data-end="2697">Bir yapboz gibi her yaşantıdan bir parça almışız ve biri bile olmasa tamamlanamazmışız. Benliğimiz inşa olmuş, bittiğine isyan ettiğimiz şeyler sayesinde. Öyle bir inşa olmuş ki bundan sonraki darbelere hazırlıklı, siperini almış ve yıkılmaktan korkmuyor. Sallanıyor, sarsılıyor, biri gelip balyozla saldırıyor yine de yıkılmıyor. Çünkü tüm parçalarıyla anlamlı bir bütün oluşturabilmiş.</p>
<h2 data-start="2699" data-end="3178"><strong data-start="2699" data-end="2746">Travmaların Gücü ve Öğrenilmiş Dayanıklılık</strong></h2>
<p data-start="2699" data-end="3178">Kimse hayatında bulunduğu noktaya hiçbir hasar almadan gelmemiştir. İnsanlar zor durumları gelişmek için birer araç olarak gördüğünde, travmalarını birer basamak yapıp yukarı çıktıklarında zirveye daha kolay yaklaşırlar. <strong data-start="2970" data-end="2995">Öğrenilmiş çaresizlik</strong>le aşağıda anılarla boğulmak, o basamakları tırmanmaktan daha kolaydır. Ancak günün sonunda aynı noktada çırpınmak, çıktığın basamaklardan manzarayı seyretmekten daha can sıkıcıdır.</p>
<p data-start="3180" data-end="3461">Travmadan sonra parçalanan kimlik, eskisinden daha güçlü toparlanır. Kişi çıktığı basamaklardan aşağı bakarken eski benliğini kaybetmiş hisseder, ta ki asıl benliğine eriştiğini fark edene kadar. Asıl amaç travmaları yok etmek değil, <strong data-start="3414" data-end="3441">travma sonrası büyümeyi</strong> sağlayabilmektir.</p>
<h2 data-start="3463" data-end="3847"><strong data-start="3463" data-end="3498">Travma Sonrası Büyümenin Temeli</strong></h2>
<p data-start="3463" data-end="3847">Travma sonrasında dağılan parçaların birleşmesiyle oluşan bu anlamlı bütünün temeli biziz — biz bu hayatın ta kendisiyiz. Kimi bu hayata dahil edebiliriz, kimi edemeyiz; biz seçiyoruz. Hayatımıza aldığımız veya hali hazırda hayatımızda hep olan kişilerle sürekli etkileşim halindeyiz. Travmaların çoğu, çevremizdeki bu kişiler sayesinde oluşur.</p>
<p data-start="3849" data-end="4321">Oluşan travmalar bir başkası yüzünden tetiklenip bizi anksiyeteye sürükler. Bu tetiklenmeleri yok etmek mümkün değildir; ancak hayatımıza etkisini kontrol etmek mümkündür. Başta bize ne getireceğini bilmediğimiz insanlar bir demet travmanın habercisi olarak karşımıza çıkarlarsa, bize hak ettiğimiz değeri vermeyip sadece acı ve kaos ile gelirlerse, yapmamız gereken tek şey onları hayatımızdan kovmaktır. Travmalarımızın mimarları da birer son olarak bize veda ederler.</p>
<h2 data-start="4323" data-end="4713"><strong data-start="4323" data-end="4345">Sonlar ve Sonralar</strong></h2>
<p data-start="4323" data-end="4713">Dönüp geçmişe bakmak güzeldir, çünkü geçmişin arkamızda olduğunu gösterir. Bazen acı verse de, aslında o anların artık bizi tanımlamadığını gösterir. Çantamızdan bizi yavaşlatan travmaları eksilterek ilerlemek, bizi ileri götüren o adımdır. İzler ve anılar hâlâ bizimledir ama travmaların acılarına veda ettiğimiz gün, ilerlediğimiz yolda tüm ışıklar yeşil yanar.</p>
<p data-start="4715" data-end="4970">Veda kötü bir kelime değildir, bir kayıp değildir. Bazen bir veda benliğimiz için yapılmış bir kazançtır. <strong data-start="4821" data-end="4910">Doğru zamanda gelen ‘son’ iyileştirir, güçlendirir ve ‘sonra’sını bize bırakıp gider.</strong> Başlangıçlar sonların habercisidir, sonlar da sonraların</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div class="mt-3 w-full empty:hidden">
<div class="text-center"></div>
</div>
</div>
</div>
</article>
<div class="pointer-events-none h-px w-px" aria-hidden="true" data-edge="true"></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/sonlar-ve-sonralar-travma-sonrasi-stres-bozuklugu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaçıngan Bağlanma 101: Kaçınıyor muyuz, Kaçırıyor muyuz?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/kacingan-baglanma-101-kaciniyor-muyuz-kaciriyor-muyuz/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kacingan-baglanma-101-kaciniyor-muyuz-kaciriyor-muyuz</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/kacingan-baglanma-101-kaciniyor-muyuz-kaciriyor-muyuz/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ezgi Soydan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Sep 2025 21:43:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aşk ve İlişkiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=14045</guid>

					<description><![CDATA[Ferhat, Şirin için dağları delmiş, peki siz kaçıngan bağlanma stiline sahip birinin ördüğü duvarları delip kalbine ulaşabilir misiniz? Modern ilişkilerin karmaşası, bağlanma çeşitlerinin tabiri caizse en tehlikelilerinden birinin küllerinden doğmasına sebep oldu: Kaçıngan bağlanma. Bağlanma Evleri ve Kaçıngan Duvarlar İnsanlar doğar, büyür ve ölür denir; ancak büyümek tek kelimeyle geçiştirilemeyecek kadar kalabalık bir eylemdir. Büyürken [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="378" data-end="670">Ferhat, Şirin için dağları delmiş, peki siz <strong data-start="422" data-end="443">kaçıngan bağlanma</strong> stiline sahip birinin ördüğü duvarları delip kalbine ulaşabilir misiniz? Modern <strong data-start="524" data-end="539">ilişkilerin</strong> karmaşası, bağlanma çeşitlerinin tabiri caizse en tehlikelilerinden birinin küllerinden doğmasına sebep oldu: Kaçıngan bağlanma.</p>
<h2 data-start="677" data-end="720"><strong data-start="680" data-end="720">Bağlanma Evleri ve Kaçıngan Duvarlar</strong></h2>
<p data-start="722" data-end="1112">İnsanlar doğar, büyür ve ölür denir; ancak büyümek tek kelimeyle geçiştirilemeyecek kadar kalabalık bir eylemdir. Büyürken ilk bakım verenlerimizle, ebeveynlerimizle kurduğumuz ilişkilerle başlayan bağlanma stillerinden evler inşa ederiz. İnşa ettiğimiz bu evleri etrafımızdaki insanlarla doldururuz. Kimilerini yakın görüp içeri alırız, kimileri bahçedeki bankta oturup öylece beklerler.</p>
<p data-start="1114" data-end="1320">Peki, bizim bu yazımızdaki başrollerimiz <strong data-start="1155" data-end="1179">kaçıngan bağlananlar</strong> evlerini nasıl inşa eder? Yakınlık arttıkça uzaklaşmaya sebep olan kaçıngan bağlanma stilinin kapılarını aralayıp evlerini ziyaret edelim:</p>
<p data-start="1322" data-end="1858">Yüksek duvarlar, dikenli teller, kimsenin arkasını göremediği kalın perdeler… Tek kişilik evlerinde yaşayan kaçıngan bağlananlar kimseyi evlerine almazlar. Her gelen misafir büyük bir istekle ve merakla adımını eve attığı anda kapı her seferinde bir öncekinden daha sert bir şekilde yüzlerine kapanır. Eğer yeterince temkinli yaklaşırlarsa bahçeye kadar ilerleyebilirler. Hep düşünür misafirler, “Nerede hata yaptım da içeri alınmadım?” diye, ama bilmediği bir şey vardır ki ev sahibi, evin kuytularını kendine bile açamamıştır henüz.</p>
<p data-start="1860" data-end="2204">Evinde ayna bile yoktur; kendiyle yüzleşmesin, en büyük korkuları açığa çıkmasın, yüzünde görmeyi beklediği güzelliği göremeyince hayal kırıklığına uğramasın. Bazen en büyük kaçış başkasından değil, kendi duygularımızdandır. Ve filmin sonunda misafir, tüm bu yüksek duvarlardan korkup başka evlerin zilini çalmak için yola çıkar, kaçar gider.</p>
<p data-start="2206" data-end="2297"><em data-start="2206" data-end="2295">&#8220;You can’t lose something you never had. (Hiç sahip olmadığın bir şeyi kaybedemezsin.)&#8221;</em></p>
<ul data-start="2298" data-end="2346">
<li data-start="2298" data-end="2346">
<p data-start="2300" data-end="2346">Andie, <em data-start="2307" data-end="2337">How to Lose a Guy in 10 Days</em> (2003)</p>
</li>
</ul>
<h2 data-start="2353" data-end="2401"><strong data-start="2356" data-end="2401">Kaçıngan Bağlananların İlişki Dinamikleri</strong></h2>
<p data-start="2403" data-end="2744">Bir <strong data-start="2407" data-end="2420">ilişkinin</strong> kötü sonla bitmesindense hiç başlamaması daha güvenli ve zararsız bir seçenektir kaçıngan bağlanan insanlar için. Ancak kötü sonuçlanma ihtimalinden kaçarken, en çok hissetmek istedikleri olumlu duygulardan, aşktan da mahrum kalırlar. Uzaktan bakınca içini ısıtan ama yaklaştıkça yakan bir ateştir onlar için bu duygular.</p>
<p data-start="2746" data-end="3028">Duygu ne kadar fazla olursa kaybın acısı o kadar büyür; ateşe ne kadar yaklaşırsan o kadar yanarsın ve sönmek her yaklaştığında daha da sancılı olur. Bu yüzden ateşe olan mesafe hep güvenli, <strong data-start="2937" data-end="2953">duygusal bağ</strong>lara karşı örülen duvarlar hep dikenli ve kapılar her zaman kilitli olur.</p>
<p data-start="3030" data-end="3484">Kaçıngan bağlananlar insanlardan değil, insanların yanlarında getirdiği hayal kırıklıklarından, korkulardan, eksikliklerden ve hatta fazlalıklardan kaçarlar. Onlar için <strong data-start="3199" data-end="3209">ilişki</strong> başlatmaktan daha zor bir şey varsa o da ilişkiyi sürdürmektir. Bir insana bağlı veya bağımlı olmak, onların tüm gücünü alıp duygusal kararlara mahkum edecekmiş gibi gelir; ama duygusal olmak ve birine ihtiyaç duymak, onlar için kurdukları tüm temelin sarsılması demektir.</p>
<p data-start="3486" data-end="3907">Kontrolü kaybedersen, hayatının savrulacağı yeri de bilemezsin. Ancak bazen bu kontrol, güvensizlik ve tek başınalık ağır gelir; çünkü insan maalesef ki yine insana muhtaçtır. Bu kontrolü paylaşma, hayatlarına birini dahil etme riskine giren kaçıngan bağlananlar; duvarlarından düşen her tuğlada duvarı daha da yükseltir ve en sonunda ne kendileri o duvarlardan çıkabilir ne de karşıdaki o duvarı delip tarih yazabilir.</p>
<p data-start="3909" data-end="4042">Yüzeysel yakınlıkla yetinip duygusal bağ kurmaktan kaçarken aslında kimi kaybediyoruz; karşıdakini mi yoksa kendi duygularımızı mı?</p>
<h2 data-start="4049" data-end="4106"><strong data-start="4052" data-end="4106">Kaçıngan Bağlanmadan Çıkış: Farkındalık ve Cesaret</strong></h2>
<p data-start="4108" data-end="4343">Peki, herkesten kaçınıp <strong data-start="4132" data-end="4157">kaçıngan bağlanmaktan</strong> kaçamazsak, bu kapandan nasıl çıkarız, bu duvarları nasıl yıkarız, kendi içimizde yaşadığımız tüm zorlukları aşıp hayatımızın misafirlerini nasıl hak ettikleri baş köşeye koyabiliriz?</p>
<p data-start="4345" data-end="4368">İlk adım farkındalık:</p>
<p data-start="4370" data-end="4555"><em data-start="4370" data-end="4541">&#8220;Benim bağlanma stilimde bana zarar veren şeyler var, ben hayatıma insanları dahil etmek istiyorum ama onlar dahil oldukça ben hem hayatımdan hem onlardan uzaklaşıyorum&#8221;</em> diyebilmek.</p>
<p data-start="4557" data-end="4907">Bu farkındalık arkasından, <em data-start="4584" data-end="4688">&#8220;Sahip olmadığım bir şeyi kaybedemem; eğer bitince üzüleceğim bir ilişkim olmazsa aşk acısı da çekmem&#8221;</em> düşüncesinden uzaklaşıp, hayattaki her şeyin zıttıyla var olduğu gibi, aşkın da acısıyla ve tatlısıyla, insanların da faydası ve zararlarıyla hayatımıza girdiğini ve aynı şekilde çıkabileceklerini göze almak gerekir.</p>
<p data-start="4909" data-end="5305">En başından beri misafir diye tanımladığım insanlar çıkıp gitse bile ev hâlâ bizim evimizdir ve misafirlerin bıraktığı hiçbir hasar telafisiz değildir. Kaçınırken kaçırdığımız kişiler bize kalıcı zararlar vermezler; ancak kaçınırken aynadakinin pişmanlıklarından, mutsuzluklarından, yalnızlığından ve hatta kalabalığından kaçtığımızda, etrafımızdaki insanları değil, kendi hayatımızı kaçırırız.</p>
<h2 data-start="5312" data-end="5361"><strong data-start="5315" data-end="5361">Son Söz: Kendini Tanımak, Duvarları Yıkmak</strong></h2>
<p data-start="5363" data-end="5570">Asıl zor olan birine yaklaşmak ve bağ kurabilmek değildir. En büyük zorluk, insanın kendini tanıma savaşında başlar ve bu savaş kazanıldıkça o yüksek duvarların çatlaklarında renkli çiçekler açmaya başlar.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/kacingan-baglanma-101-kaciniyor-muyuz-kaciriyor-muyuz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
