<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Esra Varol &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/esravarol/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 12 May 2026 11:13:44 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Esra Varol &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Geçmişin İzleri: Çocukluk Yaraları İlişkilerimizi Nasıl Şekillendirir?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/gecmisin-izleri-cocukluk-yaralari-iliskilerimizi-nasil-sekillendirir/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=gecmisin-izleri-cocukluk-yaralari-iliskilerimizi-nasil-sekillendirir</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/gecmisin-izleri-cocukluk-yaralari-iliskilerimizi-nasil-sekillendirir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Esra Varol]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 May 2026 21:50:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Travma ve Bilinçaltı]]></category>
		<category><![CDATA[bağlanma stilleri]]></category>
		<category><![CDATA[Çocukluk yaraları]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal ihmal]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki örüntüleri]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik iyileşme]]></category>
		<category><![CDATA[romantik ilişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[Terk edilme korkusu]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=34108</guid>

					<description><![CDATA[İnsan ilişkileri yalnızca içinde bulunulan anın değil, geçmiş yaşantıların da bir yansımasıdır. Özellikle çocukluk döneminde kurulan ilk bağlar, bireyin hem kendilik algısını hem de başkalarıyla kurduğu ilişkilerin temelini oluşturur. Erken dönem deneyimlerin duygusal izleri, yetişkinlikte kurulan ilişkilerde tekrar eden örüntüler olarak ortaya çıkabilir. Bu bağlamda çocukluk yaraları, bireyin ilişki dinamiklerini anlamada kritik bir rol oynar. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan ilişkileri yalnızca içinde bulunulan anın değil, geçmiş yaşantıların da bir yansımasıdır. Özellikle çocukluk döneminde kurulan ilk bağlar, bireyin hem kendilik algısını hem de başkalarıyla kurduğu ilişkilerin temelini oluşturur. Erken dönem deneyimlerin duygusal izleri, yetişkinlikte kurulan ilişkilerde tekrar eden örüntüler olarak ortaya çıkabilir. Bu bağlamda <strong>çocukluk yaraları</strong>, bireyin ilişki dinamiklerini anlamada kritik bir rol oynar.</p>
<h3>İlişki Kurma Biçimimizin Temeli</h3>
<p>John Bowlby tarafından geliştirilen bağlanma kuramına göre, çocuk ile bakım veren arasındaki erken dönem ilişki, bireyin gelecekteki bağlanma biçimini belirler. Güvenli bağlanma geliştiren bireyler, ilişkilerde yakınlık kurmakta ve güven duymakta daha rahattır. Buna karşın kaygılı bağlanma stiline sahip bireyler terk edilme korkusu yaşarken, kaçıngan bağlanan bireyler duygusal yakınlıktan kaçınma eğilimindedir (Bowlby, 1969). Mary Ainsworth’ün çalışmaları da bu bağlanma stillerinin yetişkinlikte romantik ilişkilerde tekrar ettiğini göstermektedir.</p>
<h3>Koşullu Sevgi ve Değer Algısı</h3>
<p>Çocukluk döneminde sevginin koşullu olarak deneyimlenmesi, bireyin kendilik değerini dış onaya bağımlı hale getirebilir. Sürekli eleştirilen, yeterince takdir edilmeyen ya da duygusal olarak ihmal edilen bireyler, yetişkinlikte ilişkilerinde “yeterli olma” çabası içine girebilir. Carl Rogers’ın ifade ettiği gibi, koşulsuz kabul eksikliği bireyin “gerçek benliği” ile “ideal benliği” arasında bir uyumsuzluk yaratır (Rogers, 1959). Bu durum, ilişkilerde aşırı onay arama ya da kendini geri çekme davranışlarına zemin hazırlayabilir.</p>
<h3>Tekrarlayan İlişki Örüntüleri: Tanıdık Olanın Çekiciliği</h3>
<p>Bireyler çoğu zaman bilinçdışı bir şekilde kendilerine tanıdık gelen ilişki dinamiklerine yönelir. Bu durum, çocuklukta deneyimlenen duyguların yetişkinlikte yeniden üretimi olarak değerlendirilebilir. Psikanalitik kuramda bu durum “tekrar zorlantısı” olarak adlandırılır ve Sigmund Freud tarafından açıklanmıştır. Birey, geçmişte çözümleyemediği duygusal deneyimleri tekrar ederek bir tür psikolojik tamamlanma arayışına girer (Freud, 1920).</p>
<h3>Güven Problemleri ve Kontrol Davranışları</h3>
<p>Çocuklukta güven duygusu zedelenen bireyler, yetişkinlik ilişkilerinde kontrol mekanizmaları geliştirebilir. Aşırı kıskançlık, partnerin davranışlarını sürekli denetleme ya da terk edilme korkusuyla hareket etme gibi davranışlar, temelde güvensizlik hissinin bir yansımasıdır. Bu durum, bireyin içsel güvenlik algısının zayıf olmasından kaynaklanır ve ilişkilerde sağlıklı sınırların oluşmasını zorlaştırır.</p>
<h3>Duygusal İhmalin Sessiz Etkisi</h3>
<p>Fiziksel ihtiyaçların karşılanması her zaman yeterli değildir; duygusal ihtiyaçların ihmal edilmesi de derin izler bırakabilir. Çocuklukta duygusal olarak görülmeyen bireyler, yetişkinlikte duygularını ifade etmekte zorlanabilir ya da yoğun bir anlaşılma ihtiyacı hissedebilir. Bu bireyler, ilişkilerinde ya aşırı hassasiyet gösterebilir ya da duygusal olarak kendilerini kapatabilirler.</p>
<h3>Sonuç: Farkındalık ve Dönüşüm Mümkün</h3>
<p>Çocukluk yaraları, bireyin ilişkilerinde güçlü etkiler bıraksa da bu durum değiştirilemez değildir. Geçmiş deneyimlerin farkına varmak, bu deneyimlerin bugünkü ilişki dinamiklerini nasıl etkilediğini anlamak ve gerekirse profesyonel destek almak, daha sağlıklı ilişkiler kurmanın önünü açar. İyileşme, geçmişi yok saymakla değil, onu anlamlandırmakla başlar. Çünkü fark edilen her duygu, dönüştürülme potansiyeli taşır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/gecmisin-izleri-cocukluk-yaralari-iliskilerimizi-nasil-sekillendirir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Partner mi Ebeveyn mi? İlişkilerde Duygusal Ebeveyinleşme</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/partner-mi-ebeveyn-mi-iliskilerde-duygusal-ebeveyinlesme/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=partner-mi-ebeveyn-mi-iliskilerde-duygusal-ebeveyinlesme</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/partner-mi-ebeveyn-mi-iliskilerde-duygusal-ebeveyinlesme/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Esra Varol]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2026 23:05:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aşk ve İlişkiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=27921</guid>

					<description><![CDATA[Hiç partnerinize bakıp içinizden şu cümleyi geçirdiniz mi? “Ben bu ilişkide sevgili rolünde miyim, yoksa bu kişinin annesi veya babası rolünde miyim?” Romantik ilişkiler söz konusu olduğunda hem gündelik yaşamda hem de psikoterapi alanında duyduğumuz en sık cümlelerden biri “Artık sevgilimin annesi, babası gibi hissediyorum”. Bu cümle çoğu zaman bir şikâyetten daha fazlasını anlatır. İçinde [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="1">Hiç partnerinize bakıp içinizden şu cümleyi geçirdiniz mi? “Ben bu ilişkide sevgili rolünde miyim, yoksa bu kişinin annesi veya babası rolünde miyim?”</p>
<p data-path-to-node="2">Romantik ilişkiler söz konusu olduğunda hem gündelik yaşamda hem de psikoterapi alanında duyduğumuz en sık cümlelerden biri “Artık sevgilimin annesi, babası gibi hissediyorum”. Bu cümle çoğu zaman bir şikâyetten daha fazlasını anlatır. İçinde yorgunluk, tükenmişlik ve giderek azalan bir arzu saklıdır. Kişi artık partneriyle yan yana duran bir eş olmaktan çok, onu toparlayan, yönlendiren ve taşıyan bir figüre dönüştüğünü fark eder. İlişki hâlâ sürüyor olabilir; fakat romantik bağın yerini sorumluluk duygusu almaya başlamıştır. Peki iki yetişkin arasında kurulan bir ilişki hangi noktada ebeveyn-çocuk dinamiğine evrilir? Roller nasıl yer değiştirir ve bu değişim neden çoğu zaman fark edilmez?</p>
<h2><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">İlişkiler Roller Nasıl Kayar</b></h2>
<p data-path-to-node="4">Romantik ilişkiler, temelde eşitlik üzerine kuruludur. Ancak her birey ilişkiye kendi geçmişinden getirdiği <b data-path-to-node="4" data-index-in-node="108">bağlanma</b> alışkanlıklarıyla girer. Çocuklukta erken olgunlaşmak zorunda kalan, ebeveyninin duygusal yükünü taşıyan ya da “uslu ve güçlü” olmakla sevildiğini deneyimleyen kişiler, yetişkinlikte de benzer bir konuma yerleşmeye daha yatkındır.</p>
<p data-path-to-node="5">Bu kişiler için sevgi çoğu zaman bakım vermekle iç içedir. Partner üzgünse yatıştıran, kriz varsa çözen, sorumluluklar aksıyorsa üstlenen taraf olurlar. Başlangıçta bu durum “olgunluk” ya da “fedakârlık” olarak görülür. Ancak zamanla görünmez bir eşitsizlik oluşur. Diğer partner ise farkında olmadan daha etkisiz bir rolde kalabilir. Planlama, karar alma gibi alanlarda geri çekildikçe süreç tamamlanır: biri düzenleyen olur, diğeri düzenlenen. Bu bir suçlu arama meselesi değildir. Bu, çoğu zaman bilinçdışı bir uyumlanmadır.</p>
<h2 data-path-to-node="6"><b data-path-to-node="6" data-index-in-node="0">Romantik Çekim Neden Azalır</b></h2>
<p data-path-to-node="7">Romantik ilişkide iki kişi birbirine eşlik eder; ebeveyn-çocuk ilişkisinde biri yön verir, diğeri takip eder. Birine baktığınızda hem “sorumlu olduğunuz kişi” hem de “arzuladığınız partner” olarak görmek zorlaşır. Çünkü psikolojik olarak bakım veren konumunda olduğumuz kişiye karşı cinsel çekim sürdürmek güçtür. Bu durum birçok çiftte “Artık onu seviyorum ama eskisi gibi hissetmiyorum” şeklinde ifade edilir.</p>
<p data-path-to-node="8">Ayrıca ebeveyn rolündeki partner zamanla tükenmişlik yaşayabilir. Sürekli güçlü olmak, çözüm üretmek ve duygusal yük taşımak öfke birikimine yol açar. Çocuk rolündeki partner ise farkında olmadan yetersizlik ve bağımlılık duygularını pekiştirir. Bu da karşılıklı saygının zedelenmesine neden olabilir.</p>
<h2 data-path-to-node="9"><b data-path-to-node="9" data-index-in-node="0">Peki Bu Döngü Nasıl Kırılır</b></h2>
<p data-path-to-node="10">Duygusal ebeveynleşme yalnızca karşı tarafın yetersizliğiyle açıklanamaz. Bazen güçlü olan tarafta da fark edilmeyen bir ihtiyaç vardır: <b data-path-to-node="10" data-index-in-node="137">kontrolü</b> elde tutma ve vazgeçilmez olma arzusu. “Ben olmazsam dağılır” düşüncesi, kişiye görünmez bir güç alanı sağlar. Ancak bu güç, ilişkinin bedelini ağırlaştırabilir. Çünkü eşitliğin olmadığı yerde yakınlık da sınırlı kalır. Dolayısıyla mesele yalnızca partnerin sorumluluk almaması değil; diğer partnerin bırakmakta zorlanması da olabilir.</p>
<p data-path-to-node="11">İlk adım farkındalıktır. İlişkide üstlendiğiniz rolü görmek, değişimin başlangıcıdır. İkinci adım sınır koymaktır. Her yetişkin kendi duygusundan ve sorumluluğundan mesuldür. Partnerinizin zorlanmasına izin vermek, onu terk etmek değil; gelişmesine alan açmaktır. Üçüncü adım ise şu soruyu sormaktır: “Ben neden güçlü olmak zorundayım?” Bazen ebeveyn rolünde kalmak, kontrolü elde tutma ve vazgeçilmez olma ihtiyacını da besler. Bu yönü görmek cesaret ister.</p>
<h2 data-path-to-node="12"><b data-path-to-node="12" data-index-in-node="0">Sonuç</b></h2>
<p data-path-to-node="13">Romantik ilişki, iki yetişkinin yan yana durduğu bir bağdır. Birinin diğerini büyüttüğü ya da taşıdığı bir yapı uzun vadede hem arzuya hem de karşılıklı saygıya zarar verir. Kendinizi partnerinizin ebeveyni gibi hissediyorsanız, bu bir başarısızlık göstergesi değil; ilişkinin dinamiğine dair önemli bir işarettir. Belki de asıl soru şudur: Bu ilişkide eşit miyiz, yoksa biri büyürken diğeri küçük mü kalıyor?</p>
<p data-path-to-node="14">Unutulmamalıdır ki sağlıklı yakınlık, birinin güçlü diğerinin zayıf olduğu bir düzende değil; iki kişinin de hem güçlü hem kırılgan olabildiği bir zeminde gelişir. Eşitlik, her şeyi yarı yarıya yapmak değil; sorumluluğu ve duygusal yükü paylaşabilmektir. Arzu ise ancak göz hizasında kalabildiğimizde canlı kalır. Bazen ilişkiyi kurtarmak, partneri büyütmeye çalışmaktan değil; onu kendi yetişkinliğine davet etmekten geçer. Ve bazen en iyileştirici adım şudur: Ebeveyn rolünden çıkıp yeniden partner olmayı seçmektir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/partner-mi-ebeveyn-mi-iliskilerde-duygusal-ebeveyinlesme/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
