<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Esra Nur Eyinç &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/esranureyinc/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Mon, 25 Aug 2025 09:53:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Esra Nur Eyinç &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Cinsellik ve Cinsiyetin Spektrumu: Toplumsal, Biyolojik ve Evrimsel Çerçeveden</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/cinsellik-ve-cinsiyetin-spektrumu-toplumsal-biyolojik-ve-evrimsel-cerceveden/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=cinsellik-ve-cinsiyetin-spektrumu-toplumsal-biyolojik-ve-evrimsel-cerceveden</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/cinsellik-ve-cinsiyetin-spektrumu-toplumsal-biyolojik-ve-evrimsel-cerceveden/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Esra Nur Eyinç]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Aug 2025 09:53:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyal Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=12148</guid>

					<description><![CDATA[Cinsellik ve cinsiyet kavramlarının ikili, yani heteroseksüel bir şekle sahip olduğu fikri, uzun yıllar boyunca toplumsal öğretiler, kültürel değerler ve biyolojiye dayalı determinist yaklaşım etrafında şekillenmiştir. Ancak son yıllarda cinsiyetin katı olduğuna dair bu fikrin hakikati yansıtmadığı görülüyor. Cinsel Esneklik (Sexual Fluidity) ve Cinsiyet Akışkanlığı (Gender Fluidity) Cinsel esneklik, kişilerin belirli durum ve koşullarda cinsel [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="323" data-end="647"><strong data-start="323" data-end="336">Cinsellik</strong> ve <strong data-start="340" data-end="352">cinsiyet</strong> kavramlarının ikili, yani heteroseksüel bir şekle sahip olduğu fikri, uzun yıllar boyunca toplumsal öğretiler, kültürel değerler ve biyolojiye dayalı determinist yaklaşım etrafında şekillenmiştir. Ancak son yıllarda <strong data-start="569" data-end="583">cinsiyetin</strong> katı olduğuna dair bu fikrin hakikati yansıtmadığı görülüyor.</p>
<h2 data-start="654" data-end="736"><strong data-start="657" data-end="736">Cinsel Esneklik (Sexual Fluidity) ve Cinsiyet Akışkanlığı (Gender Fluidity)</strong></h2>
<p data-start="738" data-end="1383"><strong data-start="738" data-end="757">Cinsel esneklik</strong>, kişilerin belirli durum ve koşullarda cinsel yönelimlerinin ve <strong data-start="822" data-end="835">cinsellik</strong> davranışlarının değişkenlik gösterebileceğini açıklayan bir kavramdır. Bu değişkenliğin görülmesi sadece toplumsal ve çevresel faktörlerle değil, beynin esnek yapısı ve işlevselliği ile de alakalıdır. Lisa Diamond yaptığı çalışmalar sonucunda hem erkeklerde hem kadınlarda görülen <strong data-start="1117" data-end="1138">cinsel esnekliğin</strong>, erkeklere oranla kadınlarda daha sık görüldüğü ve kadınların yaşamlarının farklı dönemlerinde farklı kişilere ilgi duyabildikleri görülmüştür. Bu durum <strong data-start="1292" data-end="1313">cinsel esnekliğin</strong> akışkanlığını vurgularken kişisel deneyimlerin de önemini vurgular.</p>
<p data-start="1385" data-end="1829">Akışkan <strong data-start="1393" data-end="1405">cinsiyet</strong> kavramı, bireyin kendini ifade ettiği ve ait hissettiği <strong data-start="1462" data-end="1474">cinsiyet</strong> kimliğinin zaman içinde değişebileceğini, akışkan bir yapıda olabileceğini anlatan bir kavramdır. Kişi yaşamının bazı dönemlerinde kabul gören normlara uygun olarak kendi kimliğini kadın ya da erkek olarak ifade ederken, değişen sosyal ya da özel hayatlarında <strong data-start="1735" data-end="1747">cinsiyet</strong> kimliklerini daha akışkan bir şekilde ifade ederek yaşamlarını sürdürebilirler.</p>
<h2 data-start="1836" data-end="1885"><strong data-start="1839" data-end="1885">Mozaik Beyin Teorisi (Brain Mosaic Theory)</strong></h2>
<p data-start="1887" data-end="2275">Daphna Joel ve çalışma arkadaşlarının ortaya koymuş olduğu mozaik beyin teorisi (brain mosaic theory) bu konuya önemli bir perspektiften bakılmasını sağlıyor. Daphna’ya göre ikili <strong data-start="2067" data-end="2079">cinsiyet</strong> üzerinden kategorize edilen bir beyin var olduğunu düşünmek yerine; hem erkeklerde hem de dişilerde yaygın görülen özelliklerin birleşiminden oluşan bir beynin varlığından söz edilmesi gerekir.</p>
<p data-start="2277" data-end="2700">Joel‘in PNAS’ta yayımladığı 2015 yılındaki araştırmasında 1.400’ün üzerinde beyin taraması ele alınarak ayrıntılı bir şekilde incelenmiş ve veriler doğrultusunda “büsbütün erkek” ya da “büsbütün kadın” şeklinde kategorize edilebilecek keskin bir yapı görülmemiştir. Büsbütün yapılar yerine kişilerin beyninde hem kadınlarda hem de erkeklerde yaygın görülen fonksiyonların değişik biçimlerdeki kombinasyonları görülmüştür.</p>
<p data-start="2702" data-end="2977">Sandra Bem tarafından geliştirilen Bem Cinsiyet Rolü Envanteri (BSRI) verileri de Joel ile benzerlik göstererek, kişilerin tamamen kadınlık veya tamamen erkeklik kalıpları içerisinde olmadığı, androjen ve farklılaşmamış <strong data-start="2922" data-end="2934">cinsiyet</strong> kimliklerinin var olduğunu göstermiştir.</p>
<h2 data-start="2984" data-end="3045"><strong data-start="2987" data-end="3045">Durumsal Eşcinsel Davranış (Situational Homosexuality)</strong></h2>
<p data-start="3047" data-end="3384">Durumsal eşcinsel davranışı, <strong data-start="3076" data-end="3096">cinsel esnekliği</strong> anlamak açısından önemli bir kavramdır. Situational homosexuality, heteroseksüel yönelime sahip bir kişinin belirli çevresel ve sosyal şartlarda eşcinsel yönelim sergilemesini ifade eder. Bu tür durumlar, <strong data-start="3302" data-end="3316">cinsiyetin</strong> sosyal açıdan kısıtlandığı alanlarda veya durumlarda görülebilir.</p>
<p data-start="3386" data-end="3776">Değişen yönelimin durumsal olması, suçlunun uzun yıllar kaldığı koğuşundaki bir başka hemcinsine romantik ya da cinsel çekim duyması ancak koşul değiştiğinde, yani suçlu tahliye olduğunda bu eşcinsel yönelimin yerini tekrar heteroseksüel yönelimin almasından anlaşılabilir. <strong data-start="3660" data-end="3680">Cinsel yönelimin</strong> bulunulan ortamın kısıtlılığından etkilendiği ve şekillendiği bu örnek üzerinden görülebilir.</p>
<h2 data-start="3783" data-end="3809"><strong data-start="3786" data-end="3809">Evrimsel Pencereden</strong></h2>
<p data-start="3811" data-end="4224">Evrimsel perspektiften incelendiğinde, sosyal bağlılık ve yaşamı sürdürebilme açısından <strong data-start="3899" data-end="3919">cinsel yönelimin</strong> esnekliği bir kazanç olarak görülebilir. İnsanlar yapısı gereği uyum sağlama ve çevreyle koordine olma gereksinimi duyar. <strong data-start="4042" data-end="4064">Cinsel davranışlar</strong>, sadece çoğalmakla ilgili değil, aynı zamanda bireylerle bağ kurma, rahatlama ve anlaşma gibi sosyal görevleri gerçekleştiren bir aracı olmakla da ilgilidir.</p>
<p data-start="4226" data-end="4658">Cinselliğin katı olmaması, farklı çevresel ve sosyal koşullarda bireylerin etraflarına adapte olabilmesini sağlamak yönünde bir avantajdır. <strong data-start="4366" data-end="4381">Cinselliğin</strong> akışkan yapısı ile ilgili çalışmalar, pek çok türde <strong data-start="4434" data-end="4455">cinsel esnekliğin</strong> var olduğunu gösterir ve özellikle insanlara en çok benzeyen primatlardan olan bonobolarda hemcinsleri ile cinsel ilişki; topluluk içinde barışı sürdürme ve sosyal etkileşimi iyileştirme işlevi görür.</p>
<h2 data-start="4665" data-end="4703"><strong data-start="4668" data-end="4703">Performativite ve Sosyal Üretim</strong></h2>
<p data-start="4705" data-end="5047">Foucault, bireylerin yaşamının bir parçası olan <strong data-start="4753" data-end="4768">cinselliğin</strong>, tasarlanmış olduğunu ve salt biyolojik bir istek temelinden ziyade toplumsal ve tarihsel öğretiler etrafında şekillendiğini savunur. Michael Kimmel’e göre kalıplaşmış <strong data-start="4937" data-end="4949">cinsiyet</strong> rolleri; bireysellikten çok, politik bir çerçeve etrafında şekillenen sosyal bir performanstır.</p>
<p data-start="5049" data-end="5338">Connell (2009), tıpkı Kimmel gibi toplumsal <strong data-start="5093" data-end="5107">cinsiyetin</strong>, kişilerin etkin bir şekilde yer almasıyla üretilen, değişken bir proses olduğunu ifade eder. Connell’e göre erkek olmak veya kadın olmak, sınırları çizilmiş bir kimlik değil, rutinde tekrar tekrar inşa edilen bir performanstır.</p>
<h2 data-start="5345" data-end="5357"><strong data-start="5348" data-end="5357">Sonuç</strong></h2>
<p data-start="5359" data-end="5684">Araştırmalar, <strong data-start="5373" data-end="5388">cinselliğin</strong> bir spektrum olduğunu, sosyal çevreden ve koşullardan etkilendiğini gösteriyor. Bu değişimin kaynağı sosyal iletişim ve işbirliği, stres azaltma ya da hayatta kalma olabilir. İnsan <strong data-start="5570" data-end="5587">cinselliğinin</strong> komplike yapısı, katı ve yalnızca üreme temelli bir <strong data-start="5640" data-end="5658">cinsel yönelim</strong>den çok daha fazlasıdır.</p>
<h3 data-start="5801" data-end="6494"><strong data-start="5801" data-end="5812">Kaynak</strong></h3>
<p data-start="5801" data-end="6494">Kara, S., Nacak, S. (2025). Cinsiyet ve Cinsiyet Kimliği Algılarının Sosyolojik Bir Değerlendirmesi. Ases Edusci (Uluslararası Eğitim Bilimleri Dergisi), 5 (1): 289–311<br data-start="5983" data-end="5986" />Woods, V., Hare, B (2010). Bonobo but not chimpanzee infants use socio-sexual contact with peers. Primates; journal of primatology, 52(2): 111-6<br data-start="6130" data-end="6133" />Joel, D., Fausto-Sterling, A. (2016). Beyond sex differences: new approaches for thinking about variation in brain structure and function. Philosophical Transactions of the Royal Society Biological Sciences. 19: 371<br data-start="6348" data-end="6351" />Dağlar, S. (2019). Biyoiktidar Konteksinde Güzellik Endüstrisinin Sosyolojik Değerlendirilmesi, Yüksek Lisans Tezi, Bursa Uludağ Üniversitesi</p>
<p data-start="6501" data-end="6665" data-is-last-node="" data-is-only-node="">
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/cinsellik-ve-cinsiyetin-spektrumu-toplumsal-biyolojik-ve-evrimsel-cerceveden/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Annelik: İçgüdü mü, Öğrenilmiş Bir Rol mü? Kadınlıktan Annelik Performansına Toplumun Yazdığı Rol</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/annelik-icgudu-mu-ogrenilmis-bir-rol-mu-kadinliktan-annelik-performansina-toplumun-yazdigi-rol/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=annelik-icgudu-mu-ogrenilmis-bir-rol-mu-kadinliktan-annelik-performansina-toplumun-yazdigi-rol</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/annelik-icgudu-mu-ogrenilmis-bir-rol-mu-kadinliktan-annelik-performansina-toplumun-yazdigi-rol/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Esra Nur Eyinç]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Jul 2025 09:58:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyal Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=10205</guid>

					<description><![CDATA[Anne olmak, tarihsel süreçte kadın olmanın nihai amaçlarından biri olarak görülmüştür. Geçmişten bugüne toplumlar, kadın olmayı doğurgan olmakla bütünleştirmiş ve bu biyolojik özelliği gerçekleştirilmesi gereken bir görev olarak kabul etmiştir. Bugüne geldiğimizde sosyal psikoloji ve feminist kuram, annelik kavramını tekrar düşündürmüş ve annelik, kadınların ortak bir içgüdüsü mü yoksa toplumun kadınlardan beklediği bir rol mü [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="510" data-end="979">Anne olmak, tarihsel süreçte kadın olmanın nihai amaçlarından biri olarak görülmüştür. Geçmişten bugüne toplumlar, kadın olmayı doğurgan olmakla bütünleştirmiş ve bu biyolojik özelliği gerçekleştirilmesi gereken bir görev olarak kabul etmiştir. Bugüne geldiğimizde sosyal psikoloji ve feminist kuram, <strong data-start="811" data-end="822">annelik</strong> kavramını tekrar düşündürmüş ve annelik, kadınların ortak bir içgüdüsü mü yoksa toplumun kadınlardan beklediği bir rol mü sorularına tekrar cevap aramıştır.</p>
<h3 data-start="986" data-end="1029"><strong data-start="986" data-end="1029">Tajfel ve Turner: Sosyal Kimlik Teorisi</strong></h3>
<p data-start="1031" data-end="1505">Sosyal psikologlar Henri Tajfel ve John Turner’in Sosyal Kimlik Teorisine göre kişiler, bulundukları grubun değerini yüceltmeye meyillidirler. Diğer gruplara kıyasla toplumda etkisiz kalmış dezavantajlı gruplar, <strong data-start="1243" data-end="1255">kendilik</strong> değerlerini korumak amacıyla sahip oldukları rolleri yüceltme eğilimindedirler. Kadınlar da tarihsel süreçte siyasetten üretime kadar çoğu alanda geri planda bırakılmış; pasivize edilmiş dezavantajlı bir sosyal grup olarak varlığını sürdürmüşlerdir.</p>
<p data-start="1507" data-end="2295"><strong data-start="1507" data-end="1518">Annelik</strong> ise kadınların sosyal alanda en çok görünür olduğu ve onaylandığı rollerden biridir. Bu bakımdan annelik biyolojik bir süreç olmakla birlikte psikolojik bir kimlik oluşumudur. Kadınlar ve diğerleri anneliği kutsallaştırırken, aynı zamanda eşit olmayan sosyal yapıyı tekrardan yaratmış olurlar. Rosalind Coward’ın “Kadınların nasıl olmaları ve neleri başarmaları gerektiğine dair en net ölçüt anneliktir” ifadesi ve Diana Gittins’in “Annelik, kadının &#8216;doğal yazgısı&#8217; olarak görülmesi ve toplumun evlilik dışı doğuran kadınları doğal bulmaması, anneliğin sosyal bir kavram olduğunu gösterir” şeklindeki ifadesi, <strong data-start="2129" data-end="2141">kadınlık</strong> ve anneliğin toplumsal normlardan ve yapılardan ayrı düşünülemeyeceğini, iyi ve doğru annenin şartının mevcut normlara uygun olmaktan geçtiğini gösterir.</p>
<p data-start="2297" data-end="3076">Erkeklerin bulunduğu ayrıcalıklı ve güçlü konumlarının normal olarak algılanabilmesi ya da bu konumlarının görülmesinin zorlaştırılması, cinsiyetler arasındaki farklılıkların muhafaza edilmesine ve kadının annelik üzerinden erkeğin ve erkek egemen sistemin sürekliliğini sağlayan bir aracı olarak varlığını sürdürmesi ile mümkündür. Dolayısıyla annelik, yalnızca bir “annelik duygusu” olarak değil; patriarkal sistemin sürekliliğini sağlayan bir <strong data-start="2743" data-end="2765">toplumsal cinsiyet</strong> düzenleyicisi olarak açıklanabilir. Kadına anne olma rolü yüklenirken, ataerkil sistemin ayrıcalıkları görünmez kılınır. Patriarkal sistemde kadının esas görevlerinden biri var olan sistemi sürdürmektir. Bu sistemi sürdürmek yalnızca doğurmakla değil; ataerkil değerleri kuşaktan kuşağa aktarmak ile ilgilidir.</p>
<p data-start="3078" data-end="3458">Heteronormatif toplumlar, evlat sahibi olmak istemeyenlere ek olarak eşcinseller gibi sayıca az olan grupları da normal olmayanlar olarak sınıflandırmaktadır. Eşcinsel bireylerin çocuk yapamaması ve onların az sayıda ülke dışında evlat edinme hakkına sahip olamaması da doğurgan olmayanların heteronormatif toplumlar tarafından anormal kabul edilmesiyle alakalı olduğunu gösterir.</p>
<h3 data-start="3465" data-end="3519"><strong data-start="3465" data-end="3519">Judith Butler’ın Kuramı: Performans Olarak Annelik</strong></h3>
<p data-start="3521" data-end="4266">Judith Butler, 1999 yılında yayımladığı <em data-start="3561" data-end="3577">Gender Trouble</em> adlı eserinde cinsiyetin doğuştan sahip olunan katı bir kimlik değil, tekrar eden davranış örüntüleriyle pekişen ve üretilen bir performans olduğunu ileri sürer. Erkeklik ve <strong data-start="3752" data-end="3764">kadınlık</strong> rolleri tekrar ettikçe gerçeklik kazanır. <strong data-start="3807" data-end="3818">Annelik</strong> de bu performatif kimliğin bir parçasıdır. Kadınlara devamlı olarak “iyi bir anne” olmanın yolları anlatılır, çevre tarafından gösterilir, mükafatlandırılır ya da cezalandırılır. Sosyal medyada platformlarında yer alan söylemler, yapılan reklamlar ve diziler annelik performansını devamlı olarak tekrar üretir. “Fedakar anne”, “evladı uğruna her şeyden vazgeçen kadın” figürleri, kadının kimliğini değil, toplumun kadından beklediklerini yansıtır.</p>
<h3 data-start="4273" data-end="4288"><strong data-start="4273" data-end="4288">İçgüdü Miti</strong></h3>
<p data-start="4290" data-end="5172">İçgüdü kavramı türe özgü olan ve doğuştan getirilen; öğrenilmemiş, karmaşık, ertelenemez ve bastırılamaz davranış örüntülerini ifade eder. Arıların bal, karıncaların ve kuşların yuva yapması, sazan balığının doğmuş olduğu nehre geri dönmesi içgüdü davranışlarıdır. Memeli hayvanlar ise beyin büyüklükleri sayesinde diğer hayvanlara kıyasla daha az içgüdüsel davranış sergilerler. İnsan beyni ise oldukça büyüktür ve bu sayede hiçbir içgüdü sabit bir davranış örüntüsü meydana getiremez. Böylece gelişmiş beyin yapısına sahip olan memelilerde ve özellikle insanlarda içgüdülerin yerini öğrenilmiş davranışlar almaya başlar. İnsanların doğuştan gelen belirli yatkınlıkları vardır. Kadınlar anne olmaya yönelik bir yatkınlıkla doğar ve tıpkı toplum halinde yaşama, cinsellik, saldırganlık ve benzeri insan doğasında var olan yatkınlıklar gibi bunun nasıl yapılacağını çevreden öğrenir.</p>
<p data-start="5174" data-end="5565"><strong data-start="5174" data-end="5185">Annelik</strong> yalnızca bir içgüdü olsaydı, her kadın bunu benzer şekilde deneyimlerdi ve içgüdü kavramının gereği olarak doğurabilen her kadın mutlaka doğururdu. Postpartum (doğum sonrası depresyon), anne ve bebek arasında yaşanan bağlanma güçlüğü, çocuk sahibi olmayan kadınların maruz kaldığı çevresel baskılar gibi çoğu deneyim, dillendirilen “içgüdüsel annelik” kavramını düşündürmektedir.</p>
<p data-start="5567" data-end="6002">Beyin ve hormon sistemi; anne olmakla ilişkilendirilen bazı hormonların, biyolojik olarak anne olmayan kadınların sergilediği bakım verme, çocuklarla yakın ilişki içerisinde olma, evcil hayvanlarla bağ kurma gibi empati, sevme ve bağlanma ile ilişkili davranışlarda da ortaya çıktığını gösteriyor. Bu durum <strong data-start="5874" data-end="5887">anneliğin</strong>, hem biyolojik hem bağlamsal bir durum olduğunu, yani öğrenme ve aidiyet kavramlarının etkili olduğunu gösteriyor.</p>
<h3 data-start="6009" data-end="6018"><strong data-start="6009" data-end="6018">Sonuç</strong></h3>
<p data-start="6020" data-end="6634">Kuramlardan ve teorik bilgilerden yola çıkarak <strong data-start="6067" data-end="6080">anneliğin</strong> salt bir biyolojik durumdan ibaret olmadığı, çevresel beklentiler ve öğretiler etrafında şekillenen <strong data-start="6181" data-end="6209">toplumsal bir performans</strong> olduğu söylenebilir. Annelik içgüdüsü kavramının bir mit olduğu, insanların diğer canlılara kıyasla daha büyük bir beyne sahip olmasından ve bunun sonucunda da içgüdülerin yerini öğrenilmiş davranışların almasından, kadınların anneliği farklı şekillerde deneyimlemesinden yola çıkarak anlaşılabilir. İnsanların sahip olduğu mevcut eğilimlerin sergilenmesi ya da sergilenmemesi çevresel faktörlerle ve öğrenmeyle ilişkilidir.</p>
<h3 data-start="6641" data-end="7143"><strong data-start="6641" data-end="6653">KAYNAKÇA</strong></h3>
<p data-start="6641" data-end="7143">Aydoğan, D., Üzbe, N., Kandemir, M., Taylı, A., Özpolat, A., İşgör, İ., Gençtanırım, D., Uçar, E., İlhan, T., Aliyev, R., Tagay, Ö., Çuhadaroğlu, A., Palancı, M. (2021). <em data-start="6826" data-end="6846">Eğitim psikolojisi</em>. Pegem Yayınları<br data-start="6863" data-end="6866" />Tanrıverdi, V. (2022). <em data-start="6889" data-end="6918">Cinsiyetler ve Cinsellikler</em>. Sosyal Psikolojide Çeşitlilik, 139-170.<br data-start="6959" data-end="6962" />Butler, J. (1999). <em data-start="6981" data-end="7038">Gender Trouble: Feminism and the Subversion of Identity</em>. Routledge.<br data-start="7050" data-end="7053" />Türkdoğan, Ö. (2015). Ana Akım Medyada Annelik Miti. <em data-start="7106" data-end="7135">Kadın Araştırmaları Dergisi</em> (13).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/annelik-icgudu-mu-ogrenilmis-bir-rol-mu-kadinliktan-annelik-performansina-toplumun-yazdigi-rol/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
