<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>esma yıldız &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/esmayildiz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Apr 2026 12:53:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>esma yıldız &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Doğumdan Sonra Ruhun Restorasyonu: Lohusalık ve Görünmez Psikolojik Eşikler</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/dogumdan-sonra-ruhun-restorasyonu-lohusalik-ve-gorunmez-psikolojik-esikler/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=dogumdan-sonra-ruhun-restorasyonu-lohusalik-ve-gorunmez-psikolojik-esikler</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/dogumdan-sonra-ruhun-restorasyonu-lohusalik-ve-gorunmez-psikolojik-esikler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[esma yıldız]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Apr 2026 23:05:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Klinik Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=29721</guid>

					<description><![CDATA[Bir kadının hayatındaki en keskin dönüşümlerden biri kuşkusuz anne olduğu andır. Toplum genellikle bu süreci sadece &#8220;bebek odaklı&#8221; bir sevinç yumağı olarak görse de, madalyonun diğer yüzünde kadının tüm sistemleriyle (hormonal, fiziksel ve ruhsal) geçirdiği devasa bir yeniden yapılanma süreci yatar. Tıbbi literatürde postpartum olarak adlandırılan ve yaklaşık altı haftayı kapsayan bu dönem, aslında bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="container">
<div id="model-response-message-contentr_64a0af7aeff96506" class="markdown markdown-main-panel stronger enable-updated-hr-color" dir="ltr" aria-live="polite" aria-busy="false">
<p data-path-to-node="2">Bir kadının hayatındaki en keskin dönüşümlerden biri kuşkusuz anne olduğu andır. Toplum genellikle bu süreci sadece &#8220;bebek odaklı&#8221; bir sevinç yumağı olarak görse de, madalyonun diğer yüzünde kadının tüm sistemleriyle (hormonal, fiziksel ve ruhsal) geçirdiği devasa bir yeniden yapılanma süreci yatar. Tıbbi literatürde postpartum olarak adlandırılan ve yaklaşık altı haftayı kapsayan bu dönem, aslında bir <b data-path-to-node="2" data-index-in-node="406">biyolojik restorasyon</b> sürecidir. Ancak bu süreçte sadece beden değil, ruh da yeni bir kimliğe uyum sağlamaya çalışırken ciddi sarsıntılar yaşayabilir.</p>
<h2 data-path-to-node="3"><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">Hormonların Dansı ve Annelik Hüznü: Geçici Bir Bulutlanma</b></h2>
<p data-path-to-node="4">Doğumun hemen ardından plasentanın ayrılmasıyla birlikte kadının vücudunda adeta bir &#8220;hormonal fırtına&#8221; kopar. Gebelik boyunca tavan yapan östrojen ve progesteron seviyeleri aniden düşer. Bu ani değişim, uykusuzluk, yorgunluk ve yeni bir bireyin sorumluluğuyla birleştiğinde ortaya &#8220;Annelik Hüznü&#8221; (Baby Blues) çıkar.</p>
<p data-path-to-node="5">Annelik hüznü, bir hastalık değil, duygusal bir dalgalanmadır. İstatistiklere göre her iki kadından birinde (%50-80 oranında) görülür. Doğumdan sonraki 2. veya 4. günlerde başlar. Anne; sebepsiz yere ağlayabilir, kendini yetersiz hissedebilir, çabuk sinirlenebilir veya bebeğine karşı bir yabancılaşma yaşayabilir. Burada en kritik nokta süredir: Eğer bu hüzün hali iki haftayı geçmiyorsa, bu durum sürecin doğal bir parçası kabul edilir. Bu evrede ilaca değil, &#8220;anlayışa, uykuya ve şefkate&#8221; ihtiyaç vardır.</p>
<h2 data-path-to-node="6"><b data-path-to-node="6" data-index-in-node="0">Bir Toplum Sağlığı Sorunu: Doğum Sonrası Depresyon</b></h2>
<p data-path-to-node="7">Eğer o &#8220;bulutlu hava&#8221; iki haftadan uzun sürüyor ve annenin hayat kalitesini felç ediyorsa, karşımızda daha ciddi bir tablo var demektir: Doğum Sonrası Depresyon (PPD). Araştırmalar, dünya genelinde kadınların %17’sinin, Türkiye’de ise yaklaşık %28’inin bu sorunla boğuştuğunu gösteriyor. Yani neredeyse her üç-dört anneden biri bu sessiz savaşı veriyor.</p>
<p data-path-to-node="8">PPD, annenin sadece kendi yaşamını değil, bebeğin bilişsel ve duygusal gelişimini de doğrudan etkiler. Anne, bebeğine karşı sevgi hissetmediğini düşündüğü için yoğun bir suçluluk yaşar. Sosyal dünyadan çekilir, iştahı kesilir veya aşırı yemeye başlar. Hatta bazen &#8220;yaşamın anlamsızlığı&#8221; fikri zihnini meşgul edebilir. Burada suçlanacak olan anne değil, <b data-path-to-node="8" data-index-in-node="353">biyolojik yatkınlık</b> ve çevresel stresörlerdir. Özellikle öz güveni düşük, mükemmeliyetçi veya sosyal desteği zayıf kadınlarda bu riskin daha yüksek olduğu bilinmektedir.</p>
<h2 data-path-to-node="9"><b data-path-to-node="9" data-index-in-node="0">En Ağır Durak: Doğum Sonrası Psikoz</b></h2>
<p data-path-to-node="10">Lohusalık psikopatolojileri spektrumunun en ucunda ise Postpartum Psikoz yer alır. Neyse ki nadir görülür ancak görüldüğünde bir &#8220;psikiyatrik acil durum&#8221; teşkil eder. Genetik yatkınlık, şiddetli uykusuzluk ve yoğun stresin tetiklediği bu durumda anne, gerçeklikle bağını koparır. Halüsinasyonlar veya bebeğine zarar verebileceğine dair sanrılar eşlik edebilir. Bu tablo, profesyonel bir hastane yatışı ve multidisipliner bir yaklaşım gerektirir; çünkü burada hem annenin hem de bebeğin can güvenliği söz konusudur.</p>
<h2 data-path-to-node="11"><b data-path-to-node="11" data-index-in-node="0">Kimler Daha Çok Risk Altında?</b></h2>
<p data-path-to-node="12">Bilimsel literatür, bazı kadınların bu fırtınaya daha hazırlıksız yakalanabileceğini söylüyor. Peki, risk faktörleri nelerdir?</p>
<ul data-path-to-node="13">
<li>
<p data-path-to-node="13,0,0"><b data-path-to-node="13,0,0" data-index-in-node="0">Kişilik Özellikleri:</b> Kaygılı, kolay incinen ve yüksek kaygı düzeyine sahip kişiler risk artırabilmektedir.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="13,1,0"><b data-path-to-node="13,1,0" data-index-in-node="0">Sosyal Destek Eksikliği:</b> &#8220;Yalnız anne&#8221; her zaman daha savunmasızdır. Eş desteğinin yetersizliği depresyonun en büyük tetikleyicisidir.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="13,2,0"><b data-path-to-node="13,2,0" data-index-in-node="0">Biyolojik Etkenler:</b> Progesteron metabolitlerinin (allopregnanolon gibi) düşük olması, ruh halini doğrudan aşağı çekebilir.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="13,3,0"><b data-path-to-node="13,3,0" data-index-in-node="0">Geçmiş Öykü:</b> Daha önce depresyon geçirmiş olmak veya zorlu bir doğum süreci (özellikle travmatik sezaryenler) riski yukarı taşıyabilir.</p>
</li>
</ul>
<h2 data-path-to-node="14"><b data-path-to-node="14" data-index-in-node="0">İyileşme Mümkün mü? Tedavi Ve Destek Yolları</b></h2>
<p data-path-to-node="15">İyi haber şu ki; bu durumların tamamı tedavi edilebilir. Tedavide ilk adım &#8220;doğru anamnez&#8221; yani annenin hikayesinin doğru dinlenmesidir.</p>
<ol start="1" data-path-to-node="16">
<li>
<p data-path-to-node="16,0,0"><b data-path-to-node="16,0,0" data-index-in-node="0">Psikoterapi:</b> Özellikle Bilişsel Davranışçı Terapi, annenin &#8220;yetersizim, kötü bir anneyim&#8221; gibi hatalı düşünce kalıplarını kırmasında çok etkilidir.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="16,1,0"><b data-path-to-node="16,1,0" data-index-in-node="0">Farmakoterapi (İlaç Tedavisi):</b> Şiddetli vakalarda antidepresanlar kullanılır. Ancak emzirme döneminde ilaç seçimi hayati önem taşır. Son yıllarda hormon dengesini hedefleyen yeni tedavi yaklaşımları da geliştirilmektedir.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="16,2,0"><b data-path-to-node="16,2,0" data-index-in-node="0">Sosyal Reçete:</b> Annenin uyuması sağlanmalıdır. Bebek uyuduğunda annenin de dinlenmesi bir lüks değil, tıbbi bir gerekliliktir. Gevşeme teknikleri ve annenin kendine ayıracağı kısa zaman dilimleri ruhun ilacıdır.</p>
</li>
</ol>
<h2 data-path-to-node="17"><b data-path-to-node="17" data-index-in-node="0">Eşlere ve Ailelere Çağrı</b></h2>
<p data-path-to-node="18">Lohusalık bir &#8220;kadın meselesi&#8221; değil, bir &#8220;aile meselesidir&#8221;. Bir babanın veya aile büyüğünün yapacağı en büyük hata, anneyi &#8220;duygusallık yapıyorsun&#8221; diyerek yargılamaktır. Unutulmamalıdır ki; bebek bakımı sadece fiziksel bir iş değil, yoğun bir <b data-path-to-node="18" data-index-in-node="246">duygusal emek</b> gerektirir. Anneyi desteklemek, aslında bebeği desteklemektir.</p>
<p data-path-to-node="19">Sonuç olarak; postpartum dönemde yaşanan ruhsal dalgalanmalar bir zayıflık belirtisi değil, bir sağlık sorunudur. Eğer kendinizde veya bir yakınınızda bu belirtilerin iki haftayı aştığını, günlük işlevlerin bozulduğunu fark ediyorsanız; &#8220;geçer&#8221; diye beklemek yerine bir uzmana başvurmak, hem sizin hem de bebeğinizin geleceği için atılacak en cesur adımdır.</p>
<p data-path-to-node="20">Sağlıklı bir toplum, ruhu iyileşmiş annelerin omuzlarında yükselir.</p>
<h2 data-path-to-node="21"><b data-path-to-node="21" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<p data-path-to-node="22">Akyüz ÇEF. Postpartum Psikoz. Van Tıp Dergisi, 2017;24(2):131-34.</p>
<p data-path-to-node="22">Bilgiç D, Dağlar G, Aydın Özkan S, Kadıoğlu M. Postpartum Depresyonda Tamamlayıcı Ve Alternatif Tedaviler. Kashed. 2016;2(2):13-35.</p>
<p data-path-to-node="22">Demirkol M, Kızıltoprak A, Şenbayram Ş. Postpartum Psikoz. Arşiv Kaynak Tarama Dergisi. 2018; 27(2):206-22</p>
<p data-path-to-node="22">Doğan YÖ, Çoban AS, Başer M.Annelik Hüznü ve Hemşirelik. ERÜ Sağlık Bilimleri Fakültesi Dergisi. 2014; 2(1): 56-61</p>
<p data-path-to-node="22">Howard LM, Molyneaux E, Dennis CL, Rochat T, Stein A, Milgrom J, et al. Non-psychotic mental disorders in the perinatal period. Lancet. 2014;15;384(9956):1775-88</p>
<p data-path-to-node="22">Moyo GP, Djoda N.Relationship Between the Baby Blues and Postpartum Depression: A Study Among Cameroonian Women. American Journal of Psychiatry and Neuroscience. 2020;8(1): 26- 29</p>
<p data-path-to-node="22">Tan Y, Şahin E, Yurdakul F, Çetin H. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Hastanesinde Peripartum Depresyon Yaygınlığı ve Sosyodemografik Faktörler İle İlişkisi. Troia Med J. 2019;1(3):98- 104.</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/dogumdan-sonra-ruhun-restorasyonu-lohusalik-ve-gorunmez-psikolojik-esikler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kendinle Barışmanın Psikolojisi: Öz-Şefkat Yakın İlişkileri Nasıl Etkiler?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/kendinle-barismanin-psikolojisi-oz-sefkat-yakin-iliskileri-nasil-etkiler/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kendinle-barismanin-psikolojisi-oz-sefkat-yakin-iliskileri-nasil-etkiler</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/kendinle-barismanin-psikolojisi-oz-sefkat-yakin-iliskileri-nasil-etkiler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[esma yıldız]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Mar 2026 23:00:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Klinik Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=27192</guid>

					<description><![CDATA[Öz-Şefkat: Kendine Yöneltilen Merhamet Çoğumuz, hayatın sillesini yemiş bir dostumuza karşı oldukça destekleyici, anlayışlı ve şefkatli yaklaşırız. Onu teselli ederken kelimelerimizi özenle seçer, düştüğü yerden kalkması için elinden tutarız. Ancak benzer zorlukları bizzat yaşadığımızda, bu nezaketi kendimizden esirger, kendimizi acımasızca yargılamaya başlarız. Öz-şefkat, en temel tanımıyla; başkalarına cömertçe sunduğumuz bu şefkatli tavrı ve yardım etme [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2 data-path-to-node="2"><b data-path-to-node="2" data-index-in-node="0">Öz-Şefkat: Kendine Yöneltilen Merhamet</b></h2>
<p data-path-to-node="3">Çoğumuz, hayatın sillesini yemiş bir dostumuza karşı oldukça destekleyici, anlayışlı ve şefkatli yaklaşırız. Onu teselli ederken kelimelerimizi özenle seçer, düştüğü yerden kalkması için elinden tutarız. Ancak benzer zorlukları bizzat yaşadığımızda, bu nezaketi kendimizden esirger, kendimizi acımasızca yargılamaya başlarız. <b data-path-to-node="3" data-index-in-node="326">Öz-şefkat</b>, en temel tanımıyla; başkalarına cömertçe sunduğumuz bu şefkatli tavrı ve yardım etme isteğini kendi şahsımıza yöneltmektir (Yıldırım, 2018). Germer (2009) bu durumu, kişinin kendi ihtiyaçları doğrultusunda kendisine samimi bir &#8220;öz-bakım&#8221; sunabilmesi olarak yorumlar.</p>
<p data-path-to-node="4">Bilimsel literatürde bu kavramı kapsamlı olarak ele alan Kristin Neff (2003) ise; öz-şefkati üç temel sacayağı üzerine kurar: Öz-nezaket, ortak paylaşım ve bilinçli farkındalık. Öz-şefkatli bir birey, olumsuz duygularını fark eder, bu duyguları bastırmak yerine kabullenir ve yaşadığı acının &#8220;insan olmanın&#8221; kaçınılmaz, ortak bir parçası olduğunu hatırlar. Hata yaptığında kendine bir düşman gibi değil, sevecen bir rehber gibi yaklaşmayı seçer.</p>
<h2 data-path-to-node="6"><b data-path-to-node="6" data-index-in-node="0">Öz-Eleştirinin Psikolojik Maliyeti: Mükemmeliyetçilik Tuzağı</b></h2>
<p data-path-to-node="7">Modern dünyada birçok birey, kendisine sert davranmanın bir &#8220;motivasyon kaynağı&#8221; olduğuna, kendini kırbaçlamazsa başarılı olamayacağına inanır. &#8220;Eğer kendimi eleştirmezsem tembelleşirim&#8221; düşüncesi, günümüz insanının en büyük yanılgılarından biridir. Oysa klinik gözlemler, yoğun öz-eleştirinin motivasyonun aksine; kaygı, depresyon ve performans anksiyetesini tetiklediğini göstermektedir. Kendimizi suçladığımızda beynimizdeki tehdit sistemi uyarılır ve bu durum yaratıcılığımızı felç eder.</p>
<p data-path-to-node="8">Neredeyse her insan acı deneyimlerde bulunur; yaşantılarımız dahilinde acı çekmek bazen kaçınılmazdır. Ancak huzurlu bir yaşam için acının hayatın bir parçası olduğunu kabul etmek ve onunla sağlıklı bir biçimde baş edebilmek gerekmektedir (Rubin, 2013). Sağlıklı bir başa çıkma tarzı olarak kabul edilen öz-şefkat, bireyin ruh sağlığını korumak adına sadece diğerleriyle değil, kendisiyle de şefkat temelli bir ilişki kurmasını zorunlu kılar (Gilbert ve diğ., 2017; Neff ve diğ., 2007).</p>
<h2 data-path-to-node="10"><b data-path-to-node="10" data-index-in-node="0">Gelişimsel Süreçte Öz-Şefkat: Ergenlikten Yetişkinliğe</b></h2>
<p data-path-to-node="11">İnsanlar yaşamları boyunca bebeklikten yaşlılığa kadar farklı gelişim görevlerini yerine getirmek durumundadır. Bu dönemlerin en karmaşığı olan ergenlik, çocukluktan yetişkinliğe geçişin sancılarını taşır. Ergen bireyin bu krizi sağlıklı atlatabilmesinde aile ve akran desteği hayati olsa da, öz-şefkatin destekleyici rolü yadsınamaz (Neff &amp; McGehee, 2010). Kendini ve kusurlarını kabul etmeyi bu fırtınalı dönemde öğrenen birey, yetişkinliğe adım attığında romantik ilişkilerinde de daha dengeli ve özgüvenli bir profil sergiler.</p>
<h2 data-path-to-node="13"><b data-path-to-node="13" data-index-in-node="0">Romantik İlişkilerde &#8220;Ben&#8221;den &#8220;Bize&#8221; Geçiş</b></h2>
<p data-path-to-node="14">İletişim ve temas ihtiyacı, bizleri doğuştan romantik ilişkilere yönlendirir. Collins (2003) romantik ilişkiyi, iki kişinin karşılıklı ve gönüllü katılım gösterdiği bir süreç olarak tanımlar. Bu bağlar, genel iyi oluşumuzu artırarak hayatta kalma mekanizmamızı güçlendirir (Fletcher ve diğ., 2015). Ancak ilişkiden alınan doyum, sadece partnerin bizim listemizdeki maddeleri karşılamasıyla ilgili değildir. <b data-path-to-node="14" data-index-in-node="407">İlişki doyumu</b>; partnerin davranışları ile bizim içsel tutumlarımızın arasındaki o hassas uyumdur.</p>
<p data-path-to-node="15">Kendi kusurlarını kabul edemeyen bir birey, partnerinin de kusursuz olmasını bekler. Öz-şefkat düzeyi düşük olan kişiler, partnerlerinden gelen en küçük yapıcı eleştiriyi bile bir &#8220;yıkım&#8221; veya &#8220;reddedilme&#8221; olarak algılayabilir. Bu durum, ilişkide savunmacı iletişimi artırır, duvarları yükseltir ve yakınlığı zedeler. Oysa kendine şefkat gösteren birey, ilişkideki hataları birer son değil, gelişim fırsatı olarak görür.</p>
<h2 data-path-to-node="17"><b data-path-to-node="17" data-index-in-node="0">İlişki Doyumunu Artırmak için Klinik Öneriler</b></h2>
<p data-path-to-node="18">Klinik pratiğimde sıkça karşılaştığım ilişki çatışmalarının kökeninde genellikle bireyin kendisiyle olan bozuk ve yargılayıcı ilişkisi yatar. İlişki doyumunu ve partnerle olan bağı kuvvetlendirmek için şu adımlar kritiktir:</p>
<ul data-path-to-node="19">
<li>
<p data-path-to-node="19,0,0"><b data-path-to-node="19,0,0" data-index-in-node="0">İçsel Sesi Dönüştürmek:</b> Hata yaptığınızda zihninizde yankılanan o sese dikkat edin. Kendinize, bir yabancıya bile söylemeyeceğiniz o ağır cümleleri kuruyor musunuz? Bu sesi yumuşatmak, ilişkinizdeki tonu da yumuşatacaktır.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="19,1,0"><b data-path-to-node="19,1,0" data-index-in-node="0">Yetersizlik Hissini Kabul Etmek:</b> Partnerinizle tartıştığınızda &#8220;yetersiz görünme&#8221; korkunuzu fark edin. Bu korkuyu şefkatle kabul ettiğinizde, savunma duvarlarınız iner ve partnerinize gerçekten &#8220;duyulma&#8221; şansı verirsiniz.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="19,2,0"><b data-path-to-node="19,2,0" data-index-in-node="0">Öz-Bakımı İhmal Etmemek:</b> Germer’in (2009) belirttiği gibi, kendi kupasını dolduramayan birinin, partnerinin susuzluğuna sağlıklı yanıt vermesi mümkün değildir.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="19,3,0"><b data-path-to-node="19,3,0" data-index-in-node="0">Duyguyu Düzeltmeye Çalışmamak:</b> İlişkide her zor duyguyu hemen çözmek zorunda değilsiniz. Şefkat, çoğu zaman düzeltmekten çok duyguyla kalabilmeyi içerir.</p>
</li>
</ul>
<h2 data-path-to-node="21"><b data-path-to-node="21" data-index-in-node="0">Sonuç: İçsel Şefkatten İlişki Doyumuna Uzanan Köprü</b></h2>
<p data-path-to-node="22">Tüm bu gelişimsel süreçleri ve ilişkisel dinamikleri alt alta koyduğumuzda, öz-şefkatin aslında hayat boyu süren en sadık yoldaşımız olduğunu görüyoruz. Ergenlik döneminin o fırtınalı karmaşasını dindiren bu içsel güç, yetişkinliğe geçtiğimizde romantik ilişkilerimizin de gizli mimarına dönüşüyor. Çünkü birey kendi yetersizliklerini, acılarını ve hatalarını &#8220;insan olmanın bir parçası&#8221; olarak kucaklayabildiğinde, partnerine de ancak o zaman esnek ve şefkatli bir alan açabiliyor.</p>
<p data-path-to-node="23">Derinlemesine baktığımızda; ilişkide aradığımız o huzur ve doyumun anahtarı, dışsal koşulları veya partnerimizi sürekli olarak değiştirmeye çalışmakta saklı değildir. Gerçek ve kalıcı doyum; aynaya baktığımızda gördüğümüz o &#8220;kusurlu ama değerli&#8221; insana merhamet gösterebilmekle başlar. Kendi yaralarını sarmayı öğrenen bir ruh, partneri için de güvenli ve huzurlu bir liman olma kapasitesine erişir. Unutmamalıyız ki; kendimizle kurduğumuz bağın kalitesi, başkalarıyla kuracağımız bağın sınırlarını çizer. Bu yüzden, ilişkilerimizde daha mutlu ve tatmin olmuş hissetmenin yolu, önce kendi içimize dönüp kendimize biraz daha nazik davranmaktan geçmektedir.</p>
<h2 data-path-to-node="25"><b data-path-to-node="25" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<p data-path-to-node="26">Fletcher, G. J., Simpson, J. A., Campbell, L., &amp; Overall, N. C. (2015). Pair-bonding, romantic love, and evolution: The curious case of Homo sapiens. Perspectives on Psychological Science, 10(1), 20-36. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.1177/1745691614561683" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwinzoy0_oWTAxUAAAAAHQAAAAAQtAg">https://doi.org/10.1177/1745691614561683</a></p>
<p data-path-to-node="27">Germer, C. K. (2009). The mindful path to self-compassion: Freeing yourself from destructive thoughts and emotions. Guilford Press.</p>
<p data-path-to-node="28">Gilbert, P., Catarino, F., Duarte, C., Matos, M., Kolts, R., Stubbs, J., &#8230; &amp; Basran, J. (2017). The development of compassionate engagement and action scales for self and others. Journal of Compassionate Health Care, 4(1), 1-24. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.1186/s40639-017-0033-3" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwinzoy0_oWTAxUAAAAAHQAAAAAQtQg">https://doi.org/10.1186/s40639-017-0033-3</a></p>
<p data-path-to-node="29">Neff, K. D. (2003). The development and validation of a scale to measure self-compassion. Self and Identity, 2(3), 223-250. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.1080/15298860309027" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwinzoy0_oWTAxUAAAAAHQAAAAAQtgg">https://doi.org/10.1080/15298860309027</a></p>
<p data-path-to-node="30">Neff, K. D., &amp; McGehee, P. (2010). Self-compassion and psychological resilience among adolescents and young adults. Self and Identity, 9(3), 225-240. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.1080/15298860902979307" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwinzoy0_oWTAxUAAAAAHQAAAAAQtwg">https://doi.org/10.1080/15298860902979307</a></p>
<p data-path-to-node="31">Rubin, J. B. (2013). <b data-path-to-node="31" data-index-in-node="21">Psikoterapi</b> and Buddhism: Toward an integration. Springer Science &amp; Business Media.</p>
<p data-path-to-node="32">Yıldırım, M. (2018). Ergenlere yönelik öz-şefkat geliştirme programının öz-şefkat, kendine şefkat vermekten korkma ve öznel iyi oluş üzerindeki etkililiğinin incelenmesi [Yayınlanmamış yüksek lisans tezi]. Abant İzzet Baysal Üniversitesi.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/kendinle-barismanin-psikolojisi-oz-sefkat-yakin-iliskileri-nasil-etkiler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Görünmez Bir Kriz: İşsizlik Kaygısının Ruhsal Sağlık ve Özsaygı Üzerindeki Erozyonu</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/gorunmez-bir-kriz-issizlik-kaygisinin-ruhsal-saglik-ve-ozsaygi-uzerindeki-erozyonu/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=gorunmez-bir-kriz-issizlik-kaygisinin-ruhsal-saglik-ve-ozsaygi-uzerindeki-erozyonu</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/gorunmez-bir-kriz-issizlik-kaygisinin-ruhsal-saglik-ve-ozsaygi-uzerindeki-erozyonu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[esma yıldız]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2026 22:55:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=24136</guid>

					<description><![CDATA[İş bulma çabası sonuçsuz kalan yeni mezunlar ve işini kaybeden deneyimli profesyoneller için işsizlik, bir duygusal kriz halidir. Bir mesleğe sahip olmak, bireyin yaşamındaki en temel maddi ve ruhsal dayanaklardan biridir. Bu dayanağın kaybı veya erişilemez oluşu; bireyde yalnızca finansal zorluklar değil, aynı zamanda çaresizlik ve yoğun gelecek kaygısı gibi yıkıcı duygusal sonuçlar doğurmaktadır (Aytaç [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="2">İş bulma çabası sonuçsuz kalan yeni mezunlar ve işini kaybeden deneyimli profesyoneller için işsizlik, bir duygusal kriz halidir. Bir mesleğe sahip olmak, bireyin yaşamındaki en temel maddi ve ruhsal dayanaklardan biridir. Bu dayanağın kaybı veya erişilemez oluşu; bireyde yalnızca finansal zorluklar değil, aynı zamanda çaresizlik ve yoğun gelecek kaygısı gibi yıkıcı duygusal sonuçlar doğurmaktadır (Aytaç ve Keser, 2002).</p>
<p data-path-to-node="3">İşsizlik, yaşamın her evresinde sarsıcı bir deneyim olsa da profesyonel yolculuğun henüz başında bu durumla karşılaşmak, birey üzerinde çok daha derin ve kalıcı izler bırakabilmektedir. Güncel akademik çalışmalar, kariyerin erken dönemlerindeki işsizliğin sadece bir gelir kaybı olmadığını; aynı zamanda bireyin zihinsel ve fiziksel sağlığını, aile içi dinamikleri ve <b data-path-to-node="3" data-index-in-node="368">özsaygısını</b> tehdit eden çok boyutlu bir kriz olduğunu doğrulamaktadır.</p>
<h2 data-path-to-node="4"><b data-path-to-node="4" data-index-in-node="0">Genç Mezunların Görünmez Yükü: Gelecek Anksiyetesi</b></h2>
<p data-path-to-node="5">Vogel (2015) bu durumu daha geniş bir perspektifle ele alarak; genç işsizliğinin toplumsal istikrar üzerindeki risklerine, artan mali yüklere ve ekonomilerin uzun vadeli büyüme potansiyelini zayıflatan sosyal maliyetlere dikkat çekmektedir. Genç bireylerde iş bulma sürecinin tıkanması, sadece geçici bir karamsarlık değil, köklü bir ümitsizlik halini tetikleyebilmektedir.</p>
<p data-path-to-node="6">Koçak ve Çepni&#8217;nin (2017) vurguladığı üzere, bu kronik belirsizlik hali bireyin uzun vadeli ideallerinden sapmasına ve panik etkisiyle stratejik olmayan, kısa vadeli ve hatalı kariyer hamleleri yapmasına neden olmaktadır. Bu durum, potansiyelinin altındaki işlere razı olma veya mesleki kimliğiyle örtüşmeyen yollara sapma riskini beraberinde getirir. Psikolojik düzlemde <b data-path-to-node="6" data-index-in-node="372">kaygı</b>; bireyin yaklaşan bir tehdit algısı karşısında hissettiği yoğun tedirginlik ve endişe halidir. Bu duygu durumu &#8216;işsizlik kaygısı&#8217; formuna büründüğünde, kişiyi eylemsizliğe iten ve depresif süreçlere zemin hazırlayan; karamsarlık, çaresizlik ve yaşama karşı yabancılaşma gibi yıkıcı hisleri beraberinde getirir.</p>
<h2 data-path-to-node="7"><b data-path-to-node="7" data-index-in-node="0">Psikolojik Bir Maraton: Saygınlık ve umut Kaybı</b></h2>
<p data-path-to-node="8">Dursun ve Aytaç&#8217;ın (2009) belirttiği üzere, bu süreç zamanla bireyin toplumsal ve kişisel saygınlık algısını zedeler. Özellikle üniversite öğrencileri ve yeni mezunlar için iş gücü piyasasına dair olumsuz beklentiler; bir &#8216;gelecek anksiyetesi&#8217; yaratarak gençleri ağır bir umutsuzluk sarmalına ve ileri düzeyde psikolojik bunalımlara sürükleme riski taşımaktadır (Tekin, 2015). Kariyer yolculuğunda işini kaybeden deneyimli bir birey için süreç, genellikle bir &#8216;şok&#8217; evresiyle başlasa da eldeki ekonomik güvenceler (işsizlik sigortası vb.) bu sarsıntıyı bir nebze yumuşatabilir. Ancak iş arama süreci bir maratona dönüştüğünde, bireyin savunma mekanizmaları zayıflamaya başlar.</p>
<p data-path-to-node="9">Kurt (2006) bu tehlikeli döngüye dikkat çekerek; bireyin önce beklentilerini düşürüp piyasa koşullarının altındaki tekliflere dahi razı olduğunu, buna rağmen olumlu sonuç alamadığında ise derin bir hayal kırıklığına sürüklendiğini vurgular. Finansal yetersizliklerin psikolojik baskıyla birleşmesi, kişiyi kendi değerini sorgulamaya iter; özsaygısını yitiren birey, &#8216;iş arama motivasyonunu&#8217; tamamen kaybederek sosyal hayattan kopabilir. Bu ruhsal erozyonun son evresi, bireyin iş bulma ihtimaline dair umudunu yitirmesiyle birlikte, ağır depresif tablolara ve hatta yaşamsal risk taşıyan düşüncelere (intihar eğilimi gibi) kadar uzanabilen ciddi bir psikolojik yıkımı beraberinde getirir.</p>
<p data-path-to-node="10">İşsizlik, bireyi sadece finansal bir dar boğaza değil, sosyal bağlarından koparan derin bir izolasyona da sürükler. Çalışma hayatının sunduğu rutinin kaybıyla birlikte kişi, düzensizliğin yarattığı bir boşluğa düşerek tüm yaşamını sadece &#8220;iş bulma&#8221; gayesine indirger. Bu daralmış varoluş biçimi, zamanla fiziksel sağlığın bozulmasına ve yaşama sevincinin yerini kronik bir psikolojik yorgunluğa bırakmasına neden olur (Bayrak, 2020).</p>
<h2 data-path-to-node="11"><b data-path-to-node="11" data-index-in-node="0">Küresel Bir Perspektif: Sosyo-Ekonomik Kalkan</b></h2>
<p data-path-to-node="12">İşsizliğin yarattığı psikolojik tahribat, sadece bireysel dayanıklılıkla değil, aynı zamanda ülkenin sosyo-ekonomik iklimiyle de doğrudan ilişkilidir. Rathmann ve arkadaşlarının (2016) 31 farklı ülkede gençlerin ruh sağlığını izlediği kapsamlı araştırma, bu gerçeği çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır. Çalışma sonucunda; gelişmiş ekonomilerde genç işsizliğinin hem daha düşük seyrettiği hem de bireyler üzerindeki psikolojik baskısının daha sınırlı olduğu görülmüştür.</p>
<p data-path-to-node="13">Buna karşın, sosyo-ekonomik düzeyin düşük olduğu ülkelerde işsizlik kıskacındaki gençlerin, haftalık periyotlarla yapılan testlerde çok daha yüksek düzeyde ruhsal sağlık sorunları yaşadığı saptanmıştır. Bu veriler, toplumsal refah düzeyinin ve sosyal devlet politikalarının, işsizlik kaygısına karşı kritik bir &#8216;koruyucu kalkan&#8217; görevi gördüğünü belgelemektedir.</p>
<h2 data-path-to-node="14"><b data-path-to-node="14" data-index-in-node="0">Sonuç: Bireysel Mücadeleden Toplumsal Sorumluluğa</b></h2>
<p data-path-to-node="15">Tüm bu veriler ışığında görülmektedir ki; işsizlik kaygısı yalnızca bireyin omuzlarına yüklenmiş kişisel bir başarısızlık değil, sistemik ve psikososyal bir olgudur. İşsizliğin yarattığı duygusal tahribat; bireyin özsaygısını, sosyal kimliğini ve yaşama sevincini doğrudan hedef almaktadır. Bu krizle başa çıkabilmek, sadece bireysel dayanıklılığı (resilience) artırmakla değil; aynı zamanda toplumsal destek ağlarının güçlendirilmesi ve işsizliğin yarattığı &#8220;anlam boşluğunu&#8221; dolduracak sosyal politikaların üretilmesiyle mümkündür.</p>
<p data-path-to-node="16">Sonuç olarak, bir insanın mesleği onun sadece geçim kaynağı değil, topluma tutunduğu en güçlü bağlardan biridir. Bu bağın kopması durumunda ortaya çıkan kaygıyı yönetmek, hem bireysel bir ruh sağlığı mücadelesi hem de toplumsal bir sorumluluktur. Genç kuşakların ve deneyimli profesyonellerin bu belirsizlik sarmalından en az hasarla çıkabilmesi, ancak psikolojik desteğin ve ekonomik güvencelerin erişilebilir kılındığı bir iklimde mümkün olacaktır.</p>
<h2 data-path-to-node="17"><b data-path-to-node="17" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<ul data-path-to-node="18">
<li>
<p data-path-to-node="18,0,0">Aytaç, S., &amp; Keser, A. (2002). İşsizliğin çalışan birey üzerindeki etkisi: İşsizlik kaygısı. İş, Güç: Endüstri İlişkileri ve İnsan Kaynakları Dergisi, 4(2).</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="18,1,0">Bayrak, Y. (2020). Türkiye’de genç işsizliği ve yükseköğretim öğrencileri arasında işsizlik kaygısı: Bir alan araştırması örneği [Yüksek lisans tezi]. Bursa Uludağ Üniversitesi.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="18,2,0">Dursun, S., &amp; Aytaç, S. (2009). Üniversite öğrencileri arasında işsizlik kaygısı. Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 28(1), 71-84.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="18,3,0">Koçak, O., &amp; Çepni, S. (2017). Üniversite öğrencilerinin çalışma hayatına dair beklentilerinin değerlendirilmesi: Yalova Üniversitesi öğrencileri örneği. Trakya Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi E-Dergi, 6(1), 241-265.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="18,4,0">Kurt, Ş. (2006). İşsizliğin psiko-sosyal sonuçları ve Türkiye üzerinde muhtemel etkileri. Sosyal Siyaset Konferansları Dergisi, (51), 357-379.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="18,5,0">Rathmann, K., Pförtner, T. K., Hurrelman, K., Osorio, A. M., Bosakova, L., Elgar, F. J., &amp; Richter, M. (2016). The great recession, youth unemployment and inequalities in psychological health complaints in adolescents: A multilevel study in 31 countries. International Journal of Public Health, 61(7), 809-819.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="18,6,0">Tekin, A. N. (2015). Üniversite öğrencilerinde işsizlik kaygısı: Süleyman Demirel Üniversitesi öğrencileri üzerinde bir araştırma [Yayınlanmamış yüksek lisans tezi]. Süleyman Demirel Üniversitesi.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="18,7,0">Vogel, P. (2015). Generation jobless?. St. Martin&#8217;s Press.</p>
</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/gorunmez-bir-kriz-issizlik-kaygisinin-ruhsal-saglik-ve-ozsaygi-uzerindeki-erozyonu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
