<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Esma Karagöz &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/esmakaragoz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Thu, 14 May 2026 14:11:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Esma Karagöz &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Zirvedekilerin Gizli Gücü: Terapiye Gitmek!</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/zirvedekilerin-gizli-gucu-terapiye-gitmek/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=zirvedekilerin-gizli-gucu-terapiye-gitmek</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/zirvedekilerin-gizli-gucu-terapiye-gitmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Esma Karagöz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 May 2026 23:10:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Klinik Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[psikolog]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[terapi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=34536</guid>

					<description><![CDATA[Psikoterapi, bireyin zihinsel ve duygusal süreçlerini, davranış kalıplarını bilimsel bir çerçevede bir uzman eşliğinde ele alan sistematik bir gelişim yolculuğudur. Terapi, bireyin yalnızca patolojik durumlarını çözmeyi hedeflemez; aynı zamanda öz-farkındalığını artırmayı, duygularını düzenlemeyi ve sosyal hayatındaki ilişki dinamiklerini geliştirmeyi de amaçlar. İnsan beynine baktığımızda, yaşadığımız deneyimlerle şekillenen elastik bir yapıyla karşılaşırız. Terapi, düşüncelerimizi değiştirdikçe beynimizde [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Psikoterapi, bireyin zihinsel ve duygusal süreçlerini, davranış kalıplarını bilimsel bir çerçevede bir uzman eşliğinde ele alan sistematik bir gelişim yolculuğudur. Terapi, bireyin yalnızca patolojik durumlarını çözmeyi hedeflemez; aynı zamanda öz-farkındalığını artırmayı, duygularını düzenlemeyi ve sosyal hayatındaki ilişki dinamiklerini geliştirmeyi de amaçlar. İnsan beynine baktığımızda, yaşadığımız deneyimlerle şekillenen elastik bir yapıyla karşılaşırız. Terapi, düşüncelerimizi değiştirdikçe beynimizde yeni bağlantılar oluşmasını sağlar. Yani psikoterapi, prefrontal korteks ile amigdala arasındaki bağlantıyı güçlendirerek, bireyin duygusal krizler karşısında daha regüle ve dayanıklı hale gelmesine yardımcı olur (Cozolino, 2017). Birey, terapi aracılığıyla yalnızca içsel fırtınalarını dindirmeyi değil, o fırtınanın içinde gemisini nasıl yüzdüreceğini de öğrenir.</p>
<p>Hayatınızda hep aynı tip insanları seçtiğinizi ve benzer başarısızlık döngülerine girdiğinizi hiç fark ettiniz mi? Yalom (2005), terapi odasındaki güvenli alanda bu döngüleri fark etmenin gerçek hayatta özgürleşmenin en önemli yollarından biri olduğunu belirtir. Ayrıca grup ve bireysel terapilerde &#8220;burada ve şimdi&#8221; kavramlarını vurgulayarak, danışanın terapistle kurduğu ilişkinin dış dünyadaki ilişkilerinin bir yansıması olduğunu ifade eder. İnsan sosyal bir varlıktır ve psikolojik sağlığın en büyük belirleyicisi sağlıklı ilişkiler kurabilmektir. Terapi, bireye kendi sınırlarını çizmeyi, başkalarının sınırlarına saygı göstermeyi, hayır diyebilmeyi ve başkalarıyla olan bağları bir ihtiyaç ya da çıkar aracı değil, tercih temelinde sevgiyle kurmayı öğretir.</p>
<p>Günümüzün hızlı tüketim toplumu, bizi kendi özümüzden uzaklaştırmaktadır. Terapi, bireye durup sorma şansı verir: &#8220;Ben kimim, nereden geliyorum, nereye gidiyorum ve değerlerimle ne kadar uyumlu yaşıyorum?&#8221;. Victor Frankl (1946), insanın hayattaki temel uğraşının haz almak ya da acıdan kaçınmak olmadığını, asıl hedefinin yaşamında bir anlam bulmak olduğunu belirtir. Terapi, bireyin yaşadığı boşluk hissini, kaygıyı ve anlamsızlığı birer düşman olarak değil, çözüm bekleyen birer haberci olarak görmesine yardımcı olur. Bu süreçte terapist, çeşitli ekollerden faydalanır. Görselleştirme teknikleri, mindfulness ve sembolik anlatımlar (sinema, fotoğraf veya sanat terapisi gibi) kelimelerin yetmediği yerlerde bireye anlamı somutlaştırmak için kullanılır. Terapide kullanılan teknikler kadar terapistle kurulan bağ da oldukça önemlidir. Bunun yanında psikoloğun profesyonel öz geçmişi, sunduğu hizmetin güvenilirliğinin temel taşıdır. İyi bir psikoloğun yalnızca psikoloji mezunu olması yeterli değildir; klinik psikoloji alanında yüksek lisans yapmış olması ve en az bir terapi ekolünde (Bilişsel Davranışçı Terapi, EMDR, Psikanalitik Terapi, Şema Terapi, Kabul ve Kararlılık Terapisi, Aile ve Çift Terapisi vb.) derinleşmiş olması gerekir. Ancak yapılan araştırmalar, terapistin uyguladığı spesifik tekniklerin yanında, uzmanın yetkinliği ve danışanla kurduğu bağın, tedavinin başarısında daha belirleyici bir unsur olduğunu göstermektedir (Wampold &amp; Imel, 2015). Psikoterapide iyileşmeyi sağlayan en güçlü değişken, danışan ve terapist arasındaki bağdır. Kendinizi güvende, yargılanmamış ve gerçekten duyulmuş hissettiğiniz bir ortam, değişimin başladığı yerdir.</p>
<p><strong>Neden Şimdi Bir Adım Atmalısınız?</strong></p>
<p>Hayat, bazen bir fotoğraf karesi kadar net, bazen de bir film senaryosu kadar karmaşık olabilir. Kendi hikayenizin yönetmen koltuğuna oturmak, geçmişin gölgelerinden sıyrılıp daha berrak bir gelecek inşa etmek sizin elinizde. Psikoterapiye gitmek, yalnızca bir sorunu çözmek değildir; aynı zamanda kendi hikayenizin bilinçli bir yazarı olma kararıdır. Araştırmalar, terapötik sürecin bireyin bağışıklık sisteminden sosyal ilişkilerine kadar her alanda anlamlı iyileşmeler sağladığını (APA, 2013) defalarca kez teyit etmiştir. Psikolojik destek almak bir zayıflık göstergesi değil, aksine öz farkındalık yolunda atılmış cesur bir adımdır. Profesyonel bir rehber eşliğinde, kendi iç dünyanızın derinliklerini keşfetmek, duygusal dayanıklılığınızı artıracak ve hayat kalitenizi kökten değiştirecektir.</p>
<p>Her birey, içinde keşfedilmeyi bekleyen devasa bir dünya taşır. Ancak bazen bu dünyanın haritasını okumak için profesyonel bir göze ihtiyaç duyulur. Bilimsel metotların güvenli limanında, yargılanmadan, anlaşılarak ve doğru tekniklerle desteklenerek yürümek, kendinize verebileceğiniz en değerli hediyedir. Unutmayın; en iyi manzara, doğru pencereden bakıldığında görünür. Kendi iyileşme sürecinizi başlatmak ve içsel yolculuğunuzda profesyonel bir eşlikçi bulmak için daha fazla beklemeyin. Doğru uzmanla tanıştığınızda, yalnızca sorunlarınızın azaldığını değil, potansiyelinizin nasıl çiçek açtığını da göreceksiniz. Yaşamınızdaki döngüleri kırmak, duygularınızı anlamlandırmak ve daha otantik bir benliğe kavuşmak için bu profesyonel yolculuğa bugün başlayabilirsiniz. Kendi hikayenizin üzerine düşünmek ve profesyonel bir rehberle içsel dünyanızı keşfetmek isterseniz, bu yolculuğa başlamak için en doğru zaman şimdidir. Bir psikolog olarak gözlemim şudur ki; terapiye gitmek, kişinin kendine verebileceği en büyük <strong>özgürlük ilanı</strong>dır. Bilimsel veriler, düzenli terapötik sürecin bireyin bağışıklık sisteminden iş performansına kadar her alanda pozitif korelasyon gösterdiğini kanıtlamaktadır. Eğer kendinizi bir döngünün içinde sıkışmış, duygularınızın altında ezilmiş buluyorsanız, bu bir zayıflık değil, büyüme çağrısıdır. Terapi odası, o sesin duyulduğu ve hayatınızın başrolüne yeniden geçtiğiniz yerdir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/zirvedekilerin-gizli-gucu-terapiye-gitmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlaçsız Terapi: Fotoğraf Çekmek İyileştiriyor</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/ilacsiz-terapi-fotograf-cekmek-iyilestiriyor/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=ilacsiz-terapi-fotograf-cekmek-iyilestiriyor</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/ilacsiz-terapi-fotograf-cekmek-iyilestiriyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Esma Karagöz]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Apr 2026 10:20:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sanat Terapisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=30569</guid>

					<description><![CDATA[Fotoğraf kelimelerimizin tükendiği ve duygularımızın anlatılamaz olduğu anlarda kendimizi ifade etmemize aracılık eden etkili araçlardan biridir. Dijitalleşmenin de etkisiyle yaygınlaşan fotoğrafçılık artık sadece anıları biriktirme aracı olarak değil; kendi iç dünyamızı dış dünyaya yansıtan iyileştirici bir tekniktir. Günümüzde neredeyse herkesin akıllı telefonlarıyla kolayca dijital görüntü üretebildiği bu çağda, paylaştığımız her selfie ya da manzara fotoğrafı, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="container">
<div id="model-response-message-contentr_fc551ad1b74db09c" class="markdown markdown-main-panel stronger enable-updated-hr-color" dir="ltr" aria-live="polite" aria-busy="false">
<p data-path-to-node="2">Fotoğraf kelimelerimizin tükendiği ve duygularımızın anlatılamaz olduğu anlarda kendimizi ifade etmemize aracılık eden etkili araçlardan biridir. Dijitalleşmenin de etkisiyle yaygınlaşan fotoğrafçılık artık sadece anıları biriktirme aracı olarak değil; kendi iç dünyamızı dış dünyaya yansıtan iyileştirici bir tekniktir. Günümüzde neredeyse herkesin akıllı telefonlarıyla kolayca dijital görüntü üretebildiği bu çağda, paylaştığımız her selfie ya da manzara fotoğrafı, aslında ruhumuzun dijital dünyaya bir yansımasıdır.</p>
<p data-path-to-node="3">Fotoğraf sadece görsel kayıt tutma aracı değil aynı zamanda kişisel hikayelerimizi de paylaşmamıza aracı olan önemli bir terapötik kaynaktır ve günümüzde psikoterapilerde iyileştirici bir araç olarak fotoğraftan faydalanılmaktadır. Çektiğimiz her fotoğraf aslında bizim korkularımızdan, mutluluklarımızdan, heyecanlarımızdan izler taşır. Zaman zaman hayatta zorlandığımız dönemlerde ruhsal desteğe ihtiyaç duyarız ve psikoterapi bizlere bu zorlu dönemlerimizde önemli bir yol gösterici olur. Ancak bazı anlar gelir ki yaşadıklarımızı kelimelere dökemeyiz, yaşadığımız o tarifsiz acıyı ya da kederi sözlerle anlatmak çok zor olabilir. İşte <b data-path-to-node="3" data-index-in-node="639">fototerapi</b> geleneksel konuşma terapilerinin tıkandığı noktada ortaya çıkar ve anlatamadığımız durumları anlatmada etkili bir iletişim aracı olur. Kelimelerin yetersiz kaldığı anlarda fototerapi devreye girer, içimizdeki bastırdığımız duygu ve düşüncelerimizi görsel imgelerle dış dünyaya çıkarmamıza olanak tanır. İster çok eğitimli bir fotoğrafçı olalım ister sıradan kendi halinde bir amatör fotoğrafçı, hepimiz içsel karmaşalarımızı görsel biçimlerle dışa vurma eğilimi taşırız.</p>
<h2 data-path-to-node="4"><b data-path-to-node="4" data-index-in-node="0">Fotoğrafın Psikolojideki Serüveni</b></h2>
<p data-path-to-node="5">Günümüzde herkesin hayatının ayrılmaz bir parçası haline gelen akıllı telefonları düşünecek olursak, neredeyse hepsinde yüksek kalitede fotoğraflar çekebilen kameralar var. Hemen elimizin altında olan bu dijital fotoğraf makinelerimizle artık herkes amatör fotoğrafçı oldu. Bu kadar yaygınlaşan ve hayatımızın önemli bir parçası haline gelen fotoğrafın terapide bir araç olarak kullanılması artık eski zamanlara göre daha da kolaylaştı. Ancak eskiden hiç de bu kadar kolay değildi. Fotoğrafın psikoloji tarihindeki yerine baktığımızda 1848-1858 yılları arasına gidiyoruz. Bu yıllarda bir psikiyatri hastanesinde İngiliz psikiyatrist Hugh Welch Diamond, kadın hastaların portrelerini çekmiştir. Diamond bu portre fotoğraflarıyla zihinsel hastalıkları görsel işaretler üzerinden tespit etmeye çalışmıştır ve bu adımıyla psikiyatri fotoğrafçılığının babası unvanını almıştır (Wetzler, 2021). Başka bir etkileyici adım da Spence’den gelmiştir. Spence 1982 yılında göğüs kanserine yakalanmıştır ve tedavi sürecindeki yaşadığı tüm bedensel travmayı öznel bir fototerapi süreci ile göstermiştir.</p>
<h2 data-path-to-node="6"><b data-path-to-node="6" data-index-in-node="0">Ruh Sağlığında Yeni Nesil Takviye: Fotoğraf</b></h2>
<p data-path-to-node="7">Walter Benjamin fotoğraf makinesinin bize bilinçdışımızdan görüntüler sunduğunu savunur. Yani fotoğraf makinesinin bize sadece kusursuz, nesnel bir gerçeklik sunmadığını; aksine fotoğrafa bakan kişinin hayalleri, üzüntüleri, korkuları, sevinçleri ve fantezilerini yansıtan saklı bir imge dünyasını bize gösterdiğini vurgular. Fransız dilbilimci Roland Barthes bazı fotoğrafların üzerimizde sarsıcı etkiler bırakabileceğini belirtir. Bazı fotoğraflar genel kültürel kodlarımızı ve niyetlerimizi yansıtabilir ancak bazıları bizde kalıcı etkiler bırakır. Bazen düşük seviyede bağlanmış bir kemer, bazen küçük bir kurdele, bazen bir ayakkabı bağcığı, bizi kendi <b data-path-to-node="7" data-index-in-node="658">bilinçdışı</b> dünyamızın en gizli odalarına sürükler (Barthes, 2014). Çektiğimiz fotoğraflar bilinçdışımızdan derin ve anlamlı izler taşır.</p>
<h2 data-path-to-node="8"><b data-path-to-node="8" data-index-in-node="0">İyileştiren Fotoğraflar</b></h2>
<p data-path-to-node="9">Fototerapi kavramı 1970&#8217;lerde Judy Weiser’ın çalışmalarıyla literatüre girmiştir (Weiser, 1988). Weiser fotoğrafı sıradan bir kâğıt parçası olmadığını çift yönlü bir terapötik etkileşim aracı olduğunu vurgulamıştır. Weiser fotoğrafların ayak izlerimiz olduğunu ve ruhsal olarak nerede durduğumuzu gösterdiğini belirtir (Gibson, 2018; Weiser, 2005). Fototerapi psikoterapi seanslarında bazen danışanın kendi çektiği bazense dergi ve internetten derlediği fotoğrafları kullanır. Bazen danışanın kendisinin poz vererek ve habersizce çekilmiş fotoğraflara, bazen danışan kendi bedeniyle ilgili ya da metaforik olarak yarattığı her türlü resmi, bazen de biyografik hafızayı taşıyan aile albümleri ve sosyal medya görsellerini terapiye getirir (Weiser, 2010).</p>
<p data-path-to-node="10">Bu teknikler gibi birçok fototerapi tekniğiyle terapi odasındaki danışan, fotoğrafa sıradan bir gözle bakmaz; fotoğraf artık onun iç dünyasını dış dünyaya yansıtan bir araç olarak vardır ve bir <b data-path-to-node="10" data-index-in-node="194">terapi</b> malzemesi olmuştur. Danışan baktığı fotoğraftaki görsel mesajları keşfetmeye çalışır, konuşmanın sansürleyici filtresine takılmadan iç dünyasına çok daha bütüncül bir bakışla bakmış olur. Yani kısacası fotoğraf yalnızca gördüklerimizi değil, hissettiklerimizi de iyileştirme gücüne sahiptir.</p>
<p data-path-to-node="11">Çektiğimiz her fotoğraf kendimize özgüdür. Fototerapinin hedefi fotoğrafları kusursuz, estetik ve sanatsal açıdan mükemmel olarak çekmek veya yorumlamak değildir. Fototerapinin asıl amacı; bu görüntüleri sosyolojik ve psikolojik iyileştirici bir çözümleme aracı olarak kullanmaktır. Bazen rastgele çektiğimiz sıradan anlık bir görüntü, zihin ve duygularımız arasında sağlam bir köprü kurarak bilinçdışımıza ışık tutabilir. Fototerapi tekniği bize gösteriyor ki; dünyayı ve kendi acılarımızı anlamlandırmak için sadece tek bir yol yoktur. Kendimizi ifade etmenin sonsuz yolları vardır ve fotoğraf da o iyileştirici yollardan biridir.</p>
<h2 data-path-to-node="12"><b data-path-to-node="12" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<p data-path-to-node="13">Barthes, R. (2014). Camera lucida: Fotoğraf üzerine düşünceler (R. Akçakaya, Çev.). Altıkırkbeş Yayınları.</p>
<p data-path-to-node="14">Gibson, N. (2018). Therapeutic photography. Jessica Kingsley Publishers London and Philadelphia.</p>
<p data-path-to-node="15">Şahin, Z. C. (2023). Sanat terapisinde fotoğrafın iyileştirici amaçlarla kullanımı. Bodrum Sanat ve Tasarım Dergisi, 2(1), 28-39.</p>
<p data-path-to-node="16">Weiser, J. (1988). Phototherapy: Using snapshots and photo-interactions in therapy with youth. In C. E. Schaefer (Ed.), Innovative interventions in child and adolescent therapy (pp. 339–376). John Wiley &amp; Sons.</p>
<p data-path-to-node="17">Weiser, J. (2005). Remembering Jo Spence: A brief personal and professional memoir. <a class="ng-star-inserted" href="https://www.academia.edu/3173920/Remembering_Jo_Spence_A_Brief_Personal_and_Professional_Memoir" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwiR-aX68-2TAxUAAAAAHQAAAAAQhgg">https://www.academia.edu/3173920/Remembering_Jo_Spence_A_Brief_Personal_and_Professional_Memoir</a> (03.11.2022).</p>
<p data-path-to-node="18">Weiser, J. (2010). Phototherapy techniques: Exploring the secrets of personal snapshots and family albums. PhotoTherapy Centre Press.</p>
<p data-path-to-node="19">Wetzler, S. (2021). Hugh Diamond, the father of psychiatric photography-psychiatry in pictures. The British Journal of Psychiatry, 219(2), 460-461.</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/ilacsiz-terapi-fotograf-cekmek-iyilestiriyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Savaş ve Doğal Afet Gibi Dönemlerden Geçerken Psikolojik Olarak Nasıl Sağlam Kalırız?: Kitlesel Travmalarda Hayatta Kalma Pusulası</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/savas-ve-dogal-afet-gibi-donemlerden-gecerken-psikolojik-olarak-nasil-saglam-kaliriz-kitlesel-travmalarda-hayatta-kalma-pusulasi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=savas-ve-dogal-afet-gibi-donemlerden-gecerken-psikolojik-olarak-nasil-saglam-kaliriz-kitlesel-travmalarda-hayatta-kalma-pusulasi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/savas-ve-dogal-afet-gibi-donemlerden-gecerken-psikolojik-olarak-nasil-saglam-kaliriz-kitlesel-travmalarda-hayatta-kalma-pusulasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Esma Karagöz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Mar 2026 23:10:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Klinik Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=28155</guid>

					<description><![CDATA[Tarih boyunca dünyamızda savaşlar, doğal afetler, terör saldırıları gibi birçok kitlesel travmalar yaşanmıştır ve günümüzde de yaşanmaya devam etmektedir. Yaşadığımız tüm bu travmatik olaylarda hem fiziksel hem de psikolojik yaralar alabilmekteyiz. Fiziksel yaralar iyileşebilse de psikolojik hasarların iyileşmesi zaman almakta ve ciddi bir sabır gerektirmektedir. Savaş gibi yıkıcı olaylarda olayı deneyimleyen toplum hem fizyolojik hem [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="1">Tarih boyunca dünyamızda savaşlar, doğal afetler, terör saldırıları gibi birçok kitlesel travmalar yaşanmıştır ve günümüzde de yaşanmaya devam etmektedir. Yaşadığımız tüm bu travmatik olaylarda hem fiziksel hem de psikolojik yaralar alabilmekteyiz. Fiziksel yaralar iyileşebilse de psikolojik hasarların iyileşmesi zaman almakta ve ciddi bir sabır gerektirmektedir. Savaş gibi yıkıcı olaylarda olayı deneyimleyen toplum hem fizyolojik hem psikolojik olarak ağır hasar alır. Peki aynı savaş ortamında benzer deneyimleri yaşayan iki kişiden biri kendini yıllarca toparlayamazken diğeri hiçbir şey olmamış gibi hayatına nasıl devam edebiliyor? Bu farklılık nasıl oluyor ve neden bazılarımız mental olarak çok hassasken bazılarımız çok güçlü?</p>
<p data-path-to-node="2">Hepimiz hayatımız boyunca birbirinden farklı travmatik olaylar yaşarız ve bu olaylar sebebiyle farklı düzeylerde stresler yaşarız. <b data-path-to-node="2" data-index-in-node="131">Psikolojik dayanıklılık</b>; bireyin yaşadığı olumsuzluklara, sıkıntılara, streslere ve zorlu yaşam deneyimlerine rağmen pes etmeyip yaşadığı bu zor sürece hızlıca uyum sağlayabilme becerisidir. Psikolojik dayanıklılığı yüksek bireyler yaşadıkları kriz durumlarıyla etkili bir şekilde başa çıkabilmekte ve hızlı bir şekilde düştüğü yerden ayağa kalkabilmektedirler. Bu bireyler çok ağır stres altında olsalar bile yıkılmazlar, değişime hızlıca adapte olurlar ve felaketler karşısında hızlıca kendilerini toparlayabilme becerileri yüksektir (Şahin &amp; Buzlu, 2019; Tümlü, 2012; Wagnild &amp; Young, 1993; Garmezy, 1991). Bu nedenle psikolojik dayanıklılığı yüksek olan bireylerin yaşadıkları travmatik deneyimlerde verdikleri tepkiler beklenenden çok farklı olmaktadır. Herkesin kolayca yıkılabildiği durumlarda onlar hayatlarına kaldığı yerden devam edebilmektedirler. Peki bu insanların sırları tam olarak nedir? Hobfoll ve meslektaşları (2007) yürüttükleri çalışmalarında travmatik bir olaydan sonra psikolojik dayanıklılığımızı nasıl yeniden inşa ederiz sorusuna cevap aramışlardır ve araştırmalarının sonucunda beş aşamalı bilimsel bir hayatta kalma pusulası bulmuşlardır.</p>
<h2 data-path-to-node="3"><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">1. Güvenlik Hissini Oluşturmak</b></h2>
<p data-path-to-node="4">Bir felaket yaşadığımızda aklımıza gelen ilk soru &#8220;Şu an güvende miyim?&#8221; sorudur. Bireyin biyolojik ve psikolojik olarak iyileşebilmesi için gerekli ilk şey kendini güvende hissettiği bir ortamda bulunmasıdır. Travmatik olay yaşamış kişiler olayı atlatsa bile o olayı halen yaşıyormuş gibi düşünebilirler bu nedenle bu bireyleri bulundukları ana geri getirebilmek için güvenli bir bölge inşa etmek hayati önem taşır. Savaş yaşanmış ortamlardan gelmiş bireylerde güvenlik hissinin zayıf olduğu görülürken hayatlarında hiç savaş yaşamamış ancak ekranda sürekli travmatik görüntülere maruz kalmış bireylerin güvenlik algısının önemli ölçüde zayıfladığı ve yaşadığı semptomları artırdığı saptanmıştır.</p>
<h2 data-path-to-node="5"><b data-path-to-node="5" data-index-in-node="0">2. Sakinleşmek</b></h2>
<p data-path-to-node="6">Kitlesel travmaların yaşandığı dönemler karar vermenin zorlaştığı, duyguların zirve yaptığı, uyku ve beslenme gibi temel ihtiyaçların felce uğradığı zamanlardır. Yaşadığı travmanın etkisiyle bireyler eğer uzun süre yüksek uyarılmışlık halinde kalırlarsa <b data-path-to-node="6" data-index-in-node="254">travma sonrası stres bozukluğu</b> (TSSB) yaşama ihtimalleri önemli ölçüde artar. Bu nedenle bu aşamada sakin kalabilmek aşırı uyarılmışlık halinden uzaklaşabilmek önem arz eder. Sakinleştirici müzikler, diyafram nefesi, mindfulness teknikleri gibi sakinleştirici tekniklerin kullanılması bu süreçte bireye aşırı uyarılmışlığını kontrol altına almada yardımcı olur.</p>
<h2 data-path-to-node="7"><b data-path-to-node="7" data-index-in-node="0">3. Öz-Yeterlilik ve Kolektif Yeterliliğin Yeniden Güçlendirilmesi</b></h2>
<p data-path-to-node="8">Travmatik deneyim yaşayan bireyler ve toplumlar olaylar üzerindeki kontrol hissini tamamen kaybettiklerini düşünürler. Bireyler yaşadıkları sorunları eskisi gibi yönetemeyeceğini düşünürler ve öz-yeterlilikleri yani kendilerine olan yeterlilik inançları zayıflar. Aynı durum travma yaşayan toplumda da görülür, toplumca zor bir olayın üstesinden gelebilme inancı zayıflar. Hobfoll ve ark. (2007), bu zayıflayan özyeterlilik ve kolektif yeterlilik durumlarını güçlendirmek için mağdurların karar alma süreçlerine ve toplumsal ritüellere katılmalarını sağlayarak (cenaze ve anma törenleri, yardımlaşma, gönüllülük, okula-işe geri dönmek) kaybettikleri bu yeterlilik hissini yeniden kazanabileceklerini belirtir.</p>
<h2 data-path-to-node="9"><b data-path-to-node="9" data-index-in-node="0">4. Sosyal Bağlantılar: Yalnızlığa Teslim Olmamak</b></h2>
<p data-path-to-node="10">İnsan sosyal bir varlıktır ve genellikle iyileşme sürecinde diğer insanlardan destek alır. Yaşadığı zorlu süreci sosyal destekle aşmaya çalışır. Sosyal destek, travma sonrası stresin etkilerini hafifleten ve psikolojik dayanıklılığı artıran en güçlü koruyucu faktörlerden biridir. Sürekli travma hakkında konuşmak hem olayı yaşayan kişiyi hem de dinleyen kişiyi travmatize edebilir (ikincil travma etkisi) ancak dengeli ve güvenli bir şekilde paylaşım yapmak; arkadaşlarla, aile üyeleriyle ve sevdiğimiz kişilerle yeniden bağlantı kurmanın onarıcı etkisi oldukça büyüktür.</p>
<h2 data-path-to-node="11"><b data-path-to-node="11" data-index-in-node="0">5. Umutlu Olmak ve Geleceğe Yeniden Bağlanmak</b></h2>
<p data-path-to-node="12">Bireyler yaşadıkları travmatik deneyimlerden sonra adalet, güvenlik, inanç gibi konularda ciddi bir yıkım yaşarlar. Parçalanmış bir dünya görüşleri oluşur çünkü felaket yaşadıktan sonrası sürekli felaket senaryoları kurarlar. Felaketleştirmek yerine olumlu hedeflere odaklanmak, geleceğe bakmak, ümitvar olmak ve gerçekçi bir risk değerlendirmesi yapmak psikolojik sağlamlığı yüksek tutar ve bireyi travmanın olumsuz etkilerinden korur. Toplumda etkisi yüksek olan bireylerin, ünlülerin, liderlerinin ve medyanın sadece yaşanan zorluklara ve travmaya değil, dayanıklılık hikayelerine de odaklanması önemlidir. Travma yaşamış bireylerin geleceğe dair inancını tazeleyen motive edici hikayeler duyması onu hayata geri döndürmede ciddi bir araçtır.</p>
<h2 data-path-to-node="13"><b data-path-to-node="13" data-index-in-node="0">Sonuç: Psikolojik Dayanıklılık Artırılabilir</b></h2>
<p data-path-to-node="14">Psikolojik dayanıklılığı yüksek olan bireylerin düşünce ve inançlarını değişik durumlara göre yeniden yapılandırabilme becerisi oldukça iyidir bu nedenle bu bireyler yaşadıkları travmatik olayları diğer bireylere kıyasla daha kolay atlatabilmektedirler. Psikolojik olarak hassas olan, travmatik deneyimler yaşayan ya da psikolojik dayanıklılığını artırmak isteyen bireylerse Hobfoll ve arkadaşlarının (2007) bu beş maddesine dikkat ederek travmanın yıpratıcı etkisinden kurtularak <b data-path-to-node="14" data-index-in-node="481">psikolojik sağlamlık</b> becerilerini güçlendirebilirler. Rehber niteliğindeki bu beş aşamaya dikkat etmek savaş, doğal afet gibi kitlesel travmalarda bizleri karanlıktan aydınlığa çıkaran koruyucu bir yol haritasıdır.</p>
<h2 data-path-to-node="16"><b data-path-to-node="16" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<ul data-path-to-node="17">
<li>
<p data-path-to-node="17,0,0">Garmezy, N. (1991). Resiliency and vulnerability to adverse developmental outcomes associated with poverty. American behavioral scientist, 34(4), 416-430.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="17,1,0">Hobfoll, S. E., Watson, P., Bell, C. C., Bryant, R. A., Brymer, M. J., Friedman, M. J., &#8230; &amp; Ursano, R. J. (2007). Five essential elements of immediate and mid–term mass trauma intervention: Empirical evidence. Psychiatry: Interpersonal and Biological Processes, 70(4), 283-315. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.1521/psyc.2007.70.4.283" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwiK8YzRmJ-TAxUAAAAAHQAAAAAQqAo">https://doi.org/10.1521/psyc.2007.70.4.283</a></p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="17,2,0">Şahin, G., &amp; Buzlu, S. (2019). Resilient student resilient profession: The importance of resilience in nursing students. Journal of Academic Research in Nursing.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="17,3,0">Tümlü, G. Ü. (2012). Psikolojik dayanıklılık düzeyleri farklı üniversite öğrencilerinin temas engellerinin incelenmesi. (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi). Hacettepe Üniversitesi, Ankara.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="17,4,0">Wagnild, G. M., &amp; Young, H. M. (1993). Development and psychometric. Journal of nursing measurement, 1(2), 165-178.</p>
</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/savas-ve-dogal-afet-gibi-donemlerden-gecerken-psikolojik-olarak-nasil-saglam-kaliriz-kitlesel-travmalarda-hayatta-kalma-pusulasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Film ve Dizi İzlemek Ruh Sağlığımıza iyi Geliyor mu?: Sineterapi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/film-ve-dizi-izlemek-ruh-sagligimiza-iyi-geliyor-mu-sineterapi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=film-ve-dizi-izlemek-ruh-sagligimiza-iyi-geliyor-mu-sineterapi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/film-ve-dizi-izlemek-ruh-sagligimiza-iyi-geliyor-mu-sineterapi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Esma Karagöz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Feb 2026 23:10:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Klinik Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=25281</guid>

					<description><![CDATA[Sinema dünyanın doğudan batıya her bölgesinde etkisini giderek arttıran etkili iletişim araçlarından biri haline gelmiştir. İlerleyen teknolojinin de etkisiyle insanların günlük film ve dizi izleme saatleri her geçen gün artmaktadır. Günümüzün önemli bir kısmını kaplayan sinema ruh sağlığımızı ve kararlarımızı etkiliyor mu? Sadece izlediğimiz film ve dizilerin etkisiyle hiç önemli kararlar aldık mı? Filmler yoksa [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="1">Sinema dünyanın doğudan batıya her bölgesinde etkisini giderek arttıran etkili iletişim araçlarından biri haline gelmiştir. İlerleyen teknolojinin de etkisiyle insanların günlük film ve dizi izleme saatleri her geçen gün artmaktadır. Günümüzün önemli bir kısmını kaplayan sinema ruh sağlığımızı ve kararlarımızı etkiliyor mu? Sadece izlediğimiz film ve dizilerin etkisiyle hiç önemli kararlar aldık mı? Filmler yoksa gerçekten zihnimizi kontrol mü ediyor?</p>
<p data-path-to-node="2">Boş zamanların eğlencesi ve stres atma aracı deyince akla ilk gelen şeylerden biri sinemadır. Sinema sanatı görüntü, ses, kamera açıları, ışık, kurgu gibi tekniklerle olayları ve duyguları anlatan etkili bir hikaye anlatıcılığıdır. Sinema, bireyleri dönüştürücü ve iyileştirici güce sahip olmasıyla aslında farklı kültürlerin terapötik hikaye anlatıcılığını da bünyesine alır ve bu nedenle dünyada birçok insan tarafından hızlıca özümsenmiştir. Sinemadaki bu özümseme sayesinde bireyler izledikleri hikayeye yoğun duygusal katılım sağlarlar ve bu sayede kendi iç dünyalarına kolayca dalabilirler.</p>
<h2 data-path-to-node="3"><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">Sinema ve Psikolojinin Ortak Hedefleri</b></h2>
<p data-path-to-node="4">Sinemayla psikolojinin ortak hedefleri ruhu tanımak ve ruhu keşfetmektir (Izod ve Dovalis, 2015). Birey izlediği film aracılığıyla terapi odasında terapistle kurduğu ilişkiye benzer bir ilişki kurar. Bu nedenle izlediği görüntülerle kurduğu bu derin bağ seyircinin hayatını da kararlarını da etkileyebilir. Filmdeki karakterlerle ve olaylarla seyirci kendi hayatını benzetir ve özdeşleştirir. Bu benzetmeyle birey kendini düzeltmeye ve kendini keşfetmeye çalışır. Sinema bireyin bedenini aşıp ruhuna dokunan ve bireye akıl ötesi özgür deneyimler yaşatabilen etkili bir mekanizmadır. Bu etkisi sebebiyle aynı zamanda hem çok faydalı ve iyileştirici etkisi olabilirken aynı zamanda çok da tehlikeli olabilmektedir.</p>
<h2 data-path-to-node="5"><b data-path-to-node="5" data-index-in-node="0">Sineterapinin Tarihsel Gelişimi ve Uygulamaları</b></h2>
<p data-path-to-node="6">Sinema filmleri, eski savaş dönemlerinde toplumun zihnini kontrol edebilmek amacıyla propaganda aracı olarak sıkça kullanıldı. Bunun yanı sıra psikiyatri servislerinde hastaları iyileştirmek amacıyla da kullanılmaya başlandı (Whitmyre, 1958). Bir hastanede uyumlu davranışlar gösteren psikiyatri hastalarına sinema filmi izleme ödülü verildi (Berman, 1946); Birleşik Krallıkta 1999 yılında, farklı hastanelere sinema izleme fırsatı sunan MediCinema derneği kuruldu. İnsanları güldürerek iyileştirmeyi hedefleyen bu dernek ülkenin farklı farklı hastanelerinde sinema salonları kurarak sineterapiyi yaygınlaştırdı. Türkiyede psikoz kökeni olan hastalarla yürütülen bir çalışmada hastalara çeşitli filmler izletildi ve ardından bu filmler hakkında konuşma etkinlikleri düzenlendi. Bu çalışmayla Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde 24 farklı sinema filminin gösterildiği ve izlenen filmle ilgili film konuşmaları yapılan, sineterapi çalışmaları yürütülen bir psikoterapi merkezi açıldı (Cherif, 2019).</p>
<h2 data-path-to-node="7"><b data-path-to-node="7" data-index-in-node="0">İçgörü ve Duygu Regülasyonu</b></h2>
<p data-path-to-node="8">Film ve dizi izlemenin ruh sağlığımıza iyi geldiği yürütülen çeşitli araştırmalarla ve faaliyetlerle gözlemlenmektedir. Film ve dizi izlemek kendimizle ilgili sorunlar hakkında <b data-path-to-node="8" data-index-in-node="177">içgörü</b> düzeyimizi yükseltir, kendimizi keşfetmede etkili bir araçtır ve karşılaştığımız zorlukları çözümlemede bize yol gösterici olabilir. Bizimle benzer bir soruna ya da hayat hikayesine sahip birini ekranda izlediğimizde kendimize ve sorunumuza nesnel bir şekilde bakabiliriz. Bu da sorunlarımıza farklı açılardan bakmamıza ve onlara çözüm bulmamıza yardımcı olur (Rizza, 1997). Filmlerin ve dizilerin iyileştirici etkisi terapi seanslarında psikologlar tarafından sıkça kullanılmaktadır. Yürütülen bir çalışmada psikologları %67’si tedavi sürecinde filmlerden faydalandıklarını ve bu psikologların %88’i hastalarda anlamlı ve etkili sonuçlar gözlemlediklerini belirtmişlerdir (Powell &amp; Newgent, 2010).</p>
<p data-path-to-node="9">Film izlemek kullandığımız savunma mekanizmalarını da etkileyebilmektedir. Örneğin normal hayatında ağlamakta ciddi şekilde zorlanan birinin duygusal bir film ya da dizi izlediğinde rahatça ağladığını görebiliriz. Sürekli mutsuz ve somurtan birinin komedi filminde kahkahalar attığına da şahit olabiliriz. Film ve diziler günümüzde şiddet, savaş, agresyon gibi olumsuz durumlara sebep olduğu için eleştirilmektedir. Ancak filmler olumsuz davranışlara sebep olabildiği gibi bizleri olumlu davranışlara yönlendirerek iyileşmemizi, duygularımızı rahatça <b data-path-to-node="9" data-index-in-node="551">regüle</b> etmemizi sağlayabilme gücüne de sahiptir (Mangin, 1999).</p>
<h2 data-path-to-node="10"><b data-path-to-node="10" data-index-in-node="0">Olumsuz Etkiler ve Çocuklarda Risk Faktörleri</b></h2>
<p data-path-to-node="11">İzlediğimiz film ve diziler bizleri olumlu etkilediği gibi olumsuz da etkileyebilir. Bazen bir filmi izlerken inanılmaz seviyede rahatsızlık hissederiz. Nefesimiz sıkışır, gördüğümüz görüntüler midemizi bulandırabilir, bizi gerginleştirebilir hatta günlerce o izlediğimiz görüntünün etkisinden çıkamayabiliriz. Bazen izlediğimiz filmler ve diziler kendimizde var olduğunu dahi bilmediğimiz travmalarımızın tetikleyicileri olabilirler. Bu nedenle izlediğimiz şeylerde seçicilik oldukça önemlidir. Eğer konu çocuklarsa daha da dikkatli ve özenli olmak zorundayız. Bir yetişkin bazen rahatlamak için korku filmi izleyebilir ve bundan keyif alabilir ancak bir çocukta bunun etkisi <b data-path-to-node="11" data-index-in-node="677">travma</b> şeklinde bile gözlemlenebilir.</p>
<p data-path-to-node="12">Yapılan çeşitli araştırmaların da belirttiği gibi çocuklar şiddet, korku, cinsellik gibi konuları içeren filmleri, dizileri veya televizyon programlarını izlediklerinde bu içeriklerden olumsuz şekilde etkilenmektedirler (Wolz, 2005). Yetişkinler için gündelik hayatta normal olan görüntüler çocukların hassas dünyaları için oldukça zararlı ve kalıcı etkiler bırakabilmektedir. Hatta bu tarz içeriklere maruz kalan çocuklarda agresyon, saldırganlık, artmış cinsel aktivite, madde ve alkol kullanımı gibi yüksek riskli davranışların görüldüğü gözlemlenmiştir (Villani, 2001). Bu nedenle çocuk ve ergenlerin bu tarz görüntülerden belli bir yaşa kadar uzak tutulması önem arz etmektedir.</p>
<p data-path-to-node="13">Film ve dizi izlemek ruh sağlığımızı olumlu ve olumsuz şekillerde etkileyebilmektedir. Sineterapi ile terapi odalarında bir tedavi tekniği olarak kullanılan film ve diziler aynı zamanda ruh sağlığımızı tamamen bozabilecek güce de sahip olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Bu nedenle tüketilen içeriklerin neler olduğuna dikkat edilmeli özellikle çocuklara ve gençlere izletilen içeriklerde oldukça dikkatli olmak gerekmektedir.</p>
<h2 data-path-to-node="15"><b data-path-to-node="15" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<p data-path-to-node="15"> Berman, H. H. (1946). Audio-visual psychotherapeutics: Portable moving pictures with sound as a rehabilitation measure. Psychiatric Quarterly, 20(Suppl 1), 197-203. Cherif, S. (2019). Sinemada psikoterapi tedavisi (Master&#8217;s thesis, Marmara Universitesi (Turkey)). Izod, J., &amp; Dovalis, J. (2015). Terapi Olarak Sinema. Çev: DP Kayıhan), İstanbul: İKÜ Yayınevi. Mangın, D. (1999). Cınema Therapy. <a class="ng-star-inserted" href="https://www.salon.com" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwjhv8Ta0NiSAxUAAAAAHQAAAAAQwwY">www.salon.com</a>. Powell, M. L., &amp; Newgent, R. A. (2010). Improving the empirical credibility of cinematherapy: A single-subject interrupted time-series design. Counseling Outcome Research and Evaluation, 1(2), 40-49. Rizza, M. (1997). A parent&#8217;s guide to helping children: Using bibliotherapy at home. Retrieved January, 2, 2005. Villani, S. (2001). Impact of media on children and adolescents: a 10-year review of the research. Journal of the American Academy of child &amp; adolescent psychiatry, 40(4), 392-401. Whitmyre, J. W. (1958). Psychiatric patient audience reactions to types of motion pictures. Journal of Clinical Psychology, 14(3). Wolz, B. (2005). Motion Picture Magic: A Movie Lover’s Guide to Healing and Transformation. Centennial, Colorado: Glenbridge.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/film-ve-dizi-izlemek-ruh-sagligimiza-iyi-geliyor-mu-sineterapi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
