<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Emre Yıldırım &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/emreyildirim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 21 Apr 2026 09:35:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Emre Yıldırım &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Otizm Spektrum Bozukluğu / Osb Tanı, Tarihçe ve Tedavi Yöntemleri</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/otizm-spektrum-bozuklugu-osb-tani-tarihce-ve-tedavi-yontemleri/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=otizm-spektrum-bozuklugu-osb-tani-tarihce-ve-tedavi-yontemleri</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/otizm-spektrum-bozuklugu-osb-tani-tarihce-ve-tedavi-yontemleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emre Yıldırım]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Apr 2026 21:10:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Klinik Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=30956</guid>

					<description><![CDATA[Otizm Tanımı Otizm Spektrum Bozukluğu / OSB yani halk arasında otizm, sosyal etkileşim, iletişim ve tekrarlayan davranışlar gibi alanlarda zorluklarla karakterize edilen karmaşık bir nörogelişimsel bozukluktur. Otizmin belirtileri genellikle erken çocukluk döneminde, 2 – 3 yaş civarında fark edilir hale gelir ve yaşam boyu devam edebilir. Bu bozukluk her bireyde farklı şekillerde kendini gösterir, bu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2 data-path-to-node="3"><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">Otizm Tanımı</b></h2>
<p data-path-to-node="4">Otizm Spektrum Bozukluğu / OSB yani halk arasında otizm, sosyal etkileşim, iletişim ve tekrarlayan davranışlar gibi alanlarda zorluklarla karakterize edilen karmaşık bir <b data-path-to-node="4" data-index-in-node="170">nörogelişimsel</b> bozukluktur. Otizmin belirtileri genellikle erken çocukluk döneminde, 2 – 3 yaş civarında fark edilir hale gelir ve yaşam boyu devam edebilir. Bu bozukluk her bireyde farklı şekillerde kendini gösterir, bu nedenle belirtiler ve şiddet geniş bir yelpazede değişkenlik gösterir. Otizm’in “spektrum” olarak adlandırılmasının nedeni de budur; bazı bireyler hafif belirtiler gösterirken, diğerleri daha şiddetli zorluklarla karşılaşabilmektedir.</p>
<h2 data-path-to-node="5"><b data-path-to-node="5" data-index-in-node="0">Otizm Tarihçesi</b></h2>
<p data-path-to-node="6">1908 – Eugen Bleuler; İsviçreli psikiyatrist Eugen Bleuler, “otizm” terimini ilk kez şizofreni hastalarının içe dönük ve sosyal olarak izole davranışlarını tanımlamak için kullandı. Bu kullanım, bugünkü otizm tanımından oldukça farklıydı.</p>
<p data-path-to-node="7">1920 ve 30’lar; Bu dönemde, otizme benzer belirtiler gösteren çocuklar hakkında bazı tıbbi kayıtlar ve gözlemler yapıldı, ancak otizm henüz bağımsız bir bozukluk olarak tanımlanmamıştı.</p>
<p data-path-to-node="8">1943 – Leo Kanner; Amerikalı çocuk psikiyatr Leo Kanner, “erken çocukluk otizmi” terimini kullanarak on bir çocuk üzerinde yaptığı çalışmalar sonucunda otizmi bağımsız bir bozukluk olarak tanımladı. Kanner, bu çocukların sosyal iletişimde zorluk yaşadıklarını, tekrarlayıcı davranışlar sergilediklerini ve değişikliklere karşı direnç gösterdiklerini belirledi.</p>
<p data-path-to-node="9">1944 – Hans Asperger; Avusturyalı pediatrist Hans Asperger, benzer belirtileri olan ancak dil becerileri genellikle daha iyi durumda olan çocukları tanımladı. Asperger’in çalışmaları, daha sonra Asperger Sendromu olarak adlandırılan bozukluğun temelini oluşturdu.</p>
<p data-path-to-node="10">1960 ve 70’ler; Otizmin nedenleri üzerine çeşitli teoriler geliştirildi. O dönemdeki bazı uzmanlar, “buzdolabı anneler” teorisini ortaya attı ve otizmin soğuk ve ilgisiz ebeveynlerin çocuklarına yeterince sevgi göstermemelerinden kaynaklandığını öne sürdü. Bu teori daha sonra çürütüldü.</p>
<p data-path-to-node="11">1980 – DSM-lll; Amerikan Psikiyatri Birliği’nin (APA) yayınladığı DSM-lll (Mental Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı) otizmi, “Erken Çocukluk Otizmi” olarak tanımlayan ilk klinik rehber oldu.</p>
<p data-path-to-node="12">1994 – DSM-IV; DSM-lV, otizm tanısını genişleterek Otistik Bozukluk, Asperger Sendromu ve Diğer Gelişimsel Bozukluklar gibi alt kategorileri ekledi.</p>
<p data-path-to-node="13">2000’ler; Otizmin tek bir bozukluk değil, bir spektrum üzerinde yer alan çeşitli bozukluklar topluluğu olduğu fikri benimsendi. Bu dönemde genetik ve nörobiyolojik araştırmalar arttı ve otizmin biyolojik temelleri daha iyi anlaşılmaya başlandı.</p>
<p data-path-to-node="14">2013 – DSM-V; DSM-V, Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) terimini tanıttı ve önceki alt kategorileri (Otistik Bozukluk, Asperger Sendromu, vs.) kaldırarak, tüm bu bozuklukları tek bir spektrum altında topladı. Bu yeni tanımlama, otizmin geniş bir yelpazede farklı belirtiler ve şiddet dereceleri ile kendini gösterebileceğini kabul etti.</p>
<p data-path-to-node="15">Günümüzde; Otizm Spektrum Bozukluğu ile ilgili araştırmalar hızla devam etmektedir. Genetik, çevresel ve nörolojik faktörlerin otizm üzerindeki etkileri incelenmektedir. Ayrıca, toplumda otizm farkındalığı ve kabulü artmış, otizmli bireyler ve ailelerine yönelik destekler ve hizmetler gelişmiştir. OSB’nin tedavisinde ve eğitiminde, bireyselleştirilmiş yaklaşımlar benimsenmekte ve çeşitli terapi yöntemleri (davranışsal terapiler, konuşma terapisi, ergoterapi vb.) kullanılmaktadır. Erken müdahale programları, otizmli çocukların gelişiminde önemli rol oynar.</p>
<h2 data-path-to-node="16"><b data-path-to-node="16" data-index-in-node="0">Otizm Belirtileri</b></h2>
<p data-path-to-node="17">Otizm belirtileri genellikle 3 ana alanda görülür. Bunlar; Sosyal etkileşim (Göz teması kurmada zorluk, sosyal ipuçlarını anlamada güçlük, empati eksikliği), İletişim (Gecikmiş dil gelişimi, konuşma güçlüğü, sözcüklerin anlamlarını yanlış kullanma, konuşmada monoton ton) ve Tekrarlayan davranışlar (Tekrarlayan hareketler -örneğin, el çırpma gibi-, katı rutine bağlılık, nesneleri düzenleme ve sıralama davranışları)dır.</p>
<h2 data-path-to-node="18"><b data-path-to-node="18" data-index-in-node="0">Tanı Süreci</b></h2>
<p data-path-to-node="19">1.) Gözlem ve Değerlendirme; Tanı sürecinin ilk adımı, bireyin/çocuğun doğal ortamında gözlemlenmesi ve değerlendirilmesidir. Uzmanlar, kişinin davranışlarını, sosyal etkileşimlerini ve iletişim becerilerini dikkatle izler. Bu adım, çocuğun günlük yaşamındaki tipik davranışlarını ve etkileşimlerini daha iyi anlamak için önemlidir.</p>
<p data-path-to-node="20">2.) Anamnez; Aileden ve bakım verenlerden alınan ayrıntılı geçmiş bilgisidir. Anamnez, otizm spektrum bozukluğu (OSB) tanısında kritik bir adımdır ve çocuğun, davranışları ve sağlık durumu hakkında kapsamlı bilgi sağlamayı amaçlar. <b data-path-to-node="20" data-index-in-node="232">Anamnez</b> süreci, aileden ve bakım verenlerden ayrıntılı geçmiş bilgisiyle yürütülür ve -özellikle çocuk özelinde- çocuğun yaşamının her dönemine dair önemli veriler toplanır.</p>
<p data-path-to-node="21">3.) Testler ve Ölçekler; Otizm spektrum bozukluğu (OSB) tanısında, uzmanlar çeşitli testler ve ölçekler kullanarak çocuğun davranışlarını ve gelişimsel durumunu objektif bir şekilde değerlendirirler. Bu testler, tanı sürecinin bilimsel ve sistematik bir şekilde yürütülmesini sağlar. Bu süreçte yaygın olarak kullanılan bazı testler ve ölçekler şunlardır; ADOS/Autism Diagnostic Observation Schedule (Otizmin teşhisinde kullanılan en yaygın ve güvenilir değerlendirme araçlarından birisidir. Bu test, kişinin sosyal etkileşim, iletişim ve oyun becerilerini -çocuk özelinde- değerlendiren yapılandırılmış bir gözlem ve oyun seansıdır) – CARS/Childhood Autism Rating Scale (Çocuğun davranışlarını ve gelişimsel durumunu değerlendirmek için kullanılan önemli bir ölçektir. Bu ölçek, çocuğun otizm belirtilerini on beş farklı kategoride değerlendirir ve bu kategorilerdeki skorlar birleştirilerek genel bir otizm değerlendirmesi yapılır) – Vineland Uyumsal Davranış Ölçeği (Çocuğun günlük yaşam becerilerini ve sosyal yetkinliklerini değerlendiren kapsamlı bir ölçektir. Bu ölçek, çocuğun iletişim, günlük yaşam becerileri, sosyal beceriler ve motor becerileri gibi alanlardaki performansını ölçer)</p>
<h2 data-path-to-node="22"><b data-path-to-node="22" data-index-in-node="0">İlaç Tedavisi</b></h2>
<p data-path-to-node="23">İlaçlar, otizme eşlik eden hiperaktivite, anksiyete, depresyon ve obsesif-kompulsif davranışlar gibi durumların yönetiminde etkili olabilmektedir. Yaygın kullanılan ilaç türleri ise,</p>
<p data-path-to-node="24">1.) Stimulantlar; Hiperaktivite ve dikkat eksikliği belirtilerini yönetmek için kullanılır, metilfenidat (ritalin)-amfetamin tuzları (adderall) çeşitleridir, iştah azalması-uyku problemleri-baş ağrısı-mide bulantısı ise yan etkileridir. Bunlar doktor kontrolünde dozajla ile düzeltilebilir.</p>
<p data-path-to-node="25">2.) Antidepresanlar; Anksiyete-depresyon ve obsesiflik belirtileri yönetmek için kullanılır, selektif serotonin geri alım inhibitörleri (SSRI’lar)-fluoksetin (prozac)-sertralin (zoloft) çeşitleridir, iştah değişikliği-uyku bozukluğu-mide bulantısı, baş dönmesi ise yan etkileridir.</p>
<p data-path-to-node="26">3.) Antipsikotikler; Agresif davranışlar-kendine zarar verme ve aşırı huzursuzluk belirtilerini yönetmek için kullanılır, risperidon (risperdal)-aripiprazol (abilify) çeşitleridir, kilo alımı-uyku hali-hormonal değişiklikler ise yan etkileridir.</p>
<p data-path-to-node="27">4.) Anksiyolitikler; Anksiyete ve aşırı endişe durumlarını yönetmek için kullanılır, buspiron (buspar)-benzodiazepinler (diazepam ve lorazepam) çeşitleridir, uyku hali-baş dönmesi-bağımlılık riski (benzodiazepinlerde) ise yan etkileridir.</p>
<p data-path-to-node="28">İlaç tedavisi sürecinde, çocuğun doktoru tarafından düzenli olarak izlenmesi ve değerlendirilmesi önem arz etmektedir. Alternatif ve tamamlayıcı tedaviler ise, Yoga-Meditasyon-Müzik terapisi-Köpek terapisi-At terapisi/hippoterapi-<b data-path-to-node="28" data-index-in-node="230">Duyusal entegrasyon</b> terapisi ve Sanat terapisidir.</p>
<h2 data-path-to-node="29"><b data-path-to-node="29" data-index-in-node="0">Sonuç</b></h2>
<p data-path-to-node="30">Doğru teşhis ve uygun tedavi yaklaşımlarıyla, otizmli çocukların/bireylerin yaşam kalitelerinde ve sosyal becerilerinde önemli gelişmeler kaydedilebilmektedir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/otizm-spektrum-bozuklugu-osb-tani-tarihce-ve-tedavi-yontemleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bilince / Bilinçaltına / Zihne / Beyne Yolculuk</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/bilince-bilincaltina-zihne-beyne-yolculuk/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=bilince-bilincaltina-zihne-beyne-yolculuk</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/bilince-bilincaltina-zihne-beyne-yolculuk/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emre Yıldırım]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 21:05:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Nöropsikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=25894</guid>

					<description><![CDATA[Eğer akli melekeleriniz yerindeyse ve talihsiz bir köle değilseniz, muhtemelen hayatta yaptığınız seçimleri özgür iradenizle yaptığınızı ve aldığınız kararları özgür iradenizle aldığınızı düşünüyorsunuzdur. Size kötü bir haberim var. Aksini düşünmek için o kadar çok neden ve bilimsel veri var ki. İlk olarak beyne ulaşan bilginin ezici çoğunluğunun bilinç altı düzeyde kaldığını bilmenizi isterim. Bizi biz [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="2">Eğer akli melekeleriniz yerindeyse ve talihsiz bir köle değilseniz, muhtemelen hayatta yaptığınız seçimleri özgür iradenizle yaptığınızı ve aldığınız kararları özgür iradenizle aldığınızı düşünüyorsunuzdur. Size kötü bir haberim var. Aksini düşünmek için o kadar çok neden ve bilimsel veri var ki. İlk olarak beyne ulaşan bilginin ezici çoğunluğunun bilinç altı düzeyde kaldığını bilmenizi isterim. Bizi biz yapan, kişiliğimizi oluşturan ve pre-frontal korteks (beynin olgunlaşan son yerlerinden biri olan, gelen girdileri işlemeyi sağlayarak tepki üretmesinde rol alan frontal lobların ön kısmıdır, bu bölüm kendi içinde birçok alt bölmeden oluşur ve komplike bir beyin devresini ifade eder.) adı verilen beyin bölgesine sadece bilmesi gereken kadar bilgi ulaşır. Bu da beynin algıladığının küçük bir kısmı. Aslında iyi ki de böyle. Kimse, çıktığı orman gezisinde aniden karşısına bir ayı çıkmışken, kafasının yakındaki nehrin şırıltısı veya sineklerin vızıltısıyla meşgul olmasını istemez. O an zihnimizin kaçmaya odaklanmasını yeğleriz.</p>
<h2 data-path-to-node="3"><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">Zihin ve Bilinçaltı İlişkisi</b></h2>
<p data-path-to-node="4">Freud başından beri haklıydı. Zihnimizin çoğu bilinçaltı düzeydedir. Benjamin Libet 49 yıl önce bunu kanıtladı. 1971 yılında gerçekleştirdiği çalışmasında katılımcıların kafalarına elektrotlar yerleştirerek önlerindeki bir düğmeye basmalarını söyledi. <span class="citation-17 citation-end-17">Katılımcılar daha hangi düğmeye basmaya karar verdiklerinin bilincinde olmadan beyinlerinde elektriksel potansiyel ortaya çıktığı gözlendi. Yani beyinleri katılımcılar daha karar verdiklerini bilmeden önce kararını vermiş</span>ti.</p>
<div class="source-inline-chip-container ng-star-inserted"></div>
<p data-path-to-node="5">Bilinçaltının rüyalarla ilişkisi olduğu da söylenegelmiştir. Rüyalar uykunun REM (rapid eye movement) evresinde görülür. REM uykusu esnasında, beyin aktivitesi uyanıklıktaki duruma yakın bir şekilde artmıştır ancak kaslarımız geçici olarak felç benzeri bir durumda hareketsiz bulunur. REM uyku evresi esnasında uyanma, ancak kasların hâlâ REM durumundaki gibi hareketsiz kalmasına ise uyku paralizisi ya da halk arasındaki bilinen adıyla karabasan denir. Aslında tüm olay zihnin ve bilinç altının oyunudur.</p>
<h2 data-path-to-node="6"><b data-path-to-node="6" data-index-in-node="0">Beyin Yapısındaki Cinsiyet Farklılıkları</b></h2>
<p data-path-to-node="7">Bilinçaltına bakmış iken beyne de değinmeden geçmeyelim. <span class="citation-16 citation-end-16">Erkek beyninde algılama ve koordine hareket arasındaki bağlantılar kadındakinden, kadın beyninde ise analiz ve sezgisel süreçler arasındaki bağlantılar erkek beyninden daha kuvvetl</span>idir. Psikiyatrik açıdan bakarsak erkek bireylerde; otizm, hiperaktivite bozuklukları, öğrenme güçlükleri, şizofreni, madde bağımlılığı, REM uyku bozuklukları görülme ihtimali daha fazlayken; kızlarda yeme bozuklukları, (anoreksiya nevroza, bulimia) depresyon, anksiyete (kaygı) bozuklukları, travma sonrası stres bozukluğu / TSSB görülme ihtimali daha fazladır.</p>
<div class="source-inline-chip-container ng-star-inserted"></div>
<p data-path-to-node="8">Günümüzde yaygın olarak kabul edilen görüşe göre, sol beyinde analitik ve mantıklı düşünme baskın iken sağ beyin sanatsal yaratıcılık ile meşguldür. Ancak <b data-path-to-node="8" data-index-in-node="155">dominant</b> hemisfer, yani patron sol beyindir ve nihai kararı o verir. Emirlerini, korpus kallozum adı verilen ve beyin yarım kürelerini birbirine bağlayan sinir ağı ile sağ beyne iletir. Kısacası, beynin iki yarım küresi her konuda aynı fikirde olmayabilir. Ancak, sol beyin sağı domine ederek vücudu kontrol eder.</p>
<h2 data-path-to-node="9"><b data-path-to-node="9" data-index-in-node="0">Nörolojik Bozukluklar ve Modern Tıp</b></h2>
<p data-path-to-node="10">Korpus kallozum hasarındaysa, sağ beyin, annesi babası tatile çıkmış ergen gibi etrafı dağıtıp partiler. Yabancı el sendromu (alien hand syndrome) işte bu durumda ortaya çıkar. “Yabancı el” normal elin tamamen zıttıdır, istemsiz hareketlerde bulunabilir.</p>
<p data-path-to-node="11">Son olarak, tüm beyinsel veya farklı rahatsızlıklarda lütfen kandan kaynaklanıyor ya da sihir yapılmış gibi duyumsamalardan yola çıkan şarlatanlara değil, <b data-path-to-node="11" data-index-in-node="155">modern</b> tıbba güveniniz. Diğer tüm alternatif tıp uygulamaları; cihazlı, cihazsız, pahalı, ucuz, delmeli, yolmalı, içmeli, çalkalamalı vb. hepsi “keriz yolmak” tan başka bir şey değildir.</p>
<p data-path-to-node="12">Benim ve diğer arkadaşlarımın yazılarını okuduğunuz için çok müteşekkiriz, sizlere. İyilikler sizlerle olsun. Umay ana hepinizi korusun ve kollasın. Bir sonraki <b data-path-to-node="12" data-index-in-node="161">psikolojik</b> yazıda görüşmek üzre…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/bilince-bilincaltina-zihne-beyne-yolculuk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Travma Sonrası Stres Bozukluğuna Yüzeysel Bakış</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/travma-sonrasi-stres-bozukluguna-yuzeysel-bakis/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=travma-sonrasi-stres-bozukluguna-yuzeysel-bakis</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/travma-sonrasi-stres-bozukluguna-yuzeysel-bakis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emre Yıldırım]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Jan 2026 21:10:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Travma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=23069</guid>

					<description><![CDATA[Travma Sonrası Stres Bozukluğu / TSSB belirtileri genellikle üç ana kategoriye ayrılmaktadır. Bunlar aşağıdaki gibidir; Yeniden Yaşama Kaçınma Aşırı Uyarılma’dır. Bu belirtilere kısaca bakacak olur isek; 1.) Yeniden Yaşama Belirtileri: Travmatik olayın tekrar tekrar yaşandığına dair anılar, kabuslar ve geri dönüşlerdir. Bu belirtiler, kişinin travmatik olayı sanki yeniden yaşıyormuş gibi hissetmesine neden olabilir. 2.) Kaçınma [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="2">Travma Sonrası Stres Bozukluğu / <b data-path-to-node="2" data-index-in-node="33">TSSB</b> belirtileri genellikle üç ana kategoriye ayrılmaktadır. Bunlar aşağıdaki gibidir;</p>
<ol start="1" data-path-to-node="3">
<li>
<p data-path-to-node="3,0,0"><b data-path-to-node="3,0,0" data-index-in-node="0">Yeniden Yaşama</b></p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="3,1,0"><b data-path-to-node="3,1,0" data-index-in-node="0">Kaçınma</b></p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="3,2,0"><b data-path-to-node="3,2,0" data-index-in-node="0">Aşırı Uyarılma</b>’dır.</p>
</li>
</ol>
<p data-path-to-node="4">Bu belirtilere kısaca bakacak olur isek;</p>
<p data-path-to-node="5"><b data-path-to-node="5" data-index-in-node="0">1.) Yeniden Yaşama Belirtileri:</b> Travmatik olayın tekrar tekrar yaşandığına dair anılar, kabuslar ve geri dönüşlerdir. Bu belirtiler, kişinin travmatik olayı sanki yeniden yaşıyormuş gibi hissetmesine neden olabilir.</p>
<p data-path-to-node="6"><b data-path-to-node="6" data-index-in-node="0">2.) Kaçınma Belirtileri:</b> Travmatik olayı hatırlatan yerlerden, insanlardan ve aktivitelerden kaçınma. Bu belirtiler, kişinin duygusal uyuşukluk yaşamasına ve ilgi kaybı gibi durumlara yol açabilir.</p>
<p data-path-to-node="7"><b data-path-to-node="7" data-index-in-node="0">3.) Aşırı Uyarılma Belirtileri:</b> Kolayca irkilme, öfke patlamaları, uyku sorunları ve konsantrasyon zorlukları. Bu belirtiler kişinin sürekli olarak tetikte ve gergin olmasına neden olabilir.</p>
<h2 data-path-to-node="8"><b data-path-to-node="8" data-index-in-node="0">Çocuklarda Travma Sonrası Stres Bozukluğu Belirtileri</b></h2>
<p data-path-to-node="9">Kişiler özelinde Travma Sonrası Stres Bozukluğu / TSSB’nin Çocuklarda Ortaya Çıkışı: TSSB, travmatik bir olayın ardından çeşitli belirtilerle ortaya çıkar. Çocuklar travmatik olayları yetişkinlerden farklı şekillerde deneyimleyebilir ve bu durum belirtilerin de farklı şekillerde ortaya çıkmasına neden olabilir. Ortaya çıkan belirtiler ise;</p>
<ol start="1" data-path-to-node="10">
<li>
<p data-path-to-node="10,0,0"><b data-path-to-node="10,0,0" data-index-in-node="0">Kabuslar ve Geri Dönüşler:</b> Çocuklar, travmatik olayla ilgili korkutucu kabuslar görebilir ve olayın tekrar yaşandığına dair geri dönüşler yaşayabilir. Bu durum, çocukların uyku düzenlerini bozabilir ve genel huzursuzluk yaratabilir.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="10,1,0"><b data-path-to-node="10,1,0" data-index-in-node="0">Kaçınma Davranışları:</b> Çocuklar, travmatik olayı hatırlatan yerlerden, insanlardan ve aktivitelerden kaçınabilirler. Olay ile ilgili konuşmaktan ve bu konuda hatırlatıcı unsurlardan kaçınabilirler.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="10,2,0"><b data-path-to-node="10,2,0" data-index-in-node="0">Aşırı Uyarılma Belirtileri:</b> Çocuklar, kolayca irkilebilir, öfke patlamaları yaşayabilir ve dikkat dağınıklığı gösterebilirler. Aşırı uyarılma belirtileri, çocukların okul performansını ve sosyal ilişkilerini olumsuz etkileyebilir.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="10,3,0"><b data-path-to-node="10,3,0" data-index-in-node="0">Sosyal Geri Çekilme:</b> Çocuklar, travmatik olayın ardından sosyal geri çekilme yaşayabilirler. Bu durum, arkadaşlarından ve aile üyelerinden uzaklaşma, izole olma ve sosyal etkileşimlerden kaçınma şeklinde ortaya çıkabilmektedir.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="10,4,0"><b data-path-to-node="10,4,0" data-index-in-node="0">Oyunlarda Tekrar Yaşama:</b> Daha küçük yaştaki çocuklar, travmatik olayları oyunlarında tekrar yaşayabilirler. Örneğin, travmatik bir kazayı tekrar tekrar oynayarak deneyimleyebilirler.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="10,5,0"><b data-path-to-node="10,5,0" data-index-in-node="0">Ergenlikte Depresyon ve Anksiyete:</b> Ergenlik çağındaki gençler / çocuklar, travmatik olayın ardından depresyon, anksiyete ve madde kullanımı gibi belirtiler gösterebilirler. Bu yaş grubundaki bireyler, duygusal dalgalanmalar ve kimlik arayışları nedeniyle daha karmaşık belirtiler gösterebilmektedirler.</p>
</li>
</ol>
<h2 data-path-to-node="11"><b data-path-to-node="11" data-index-in-node="0">Alternatif Tedavi Yöntemleri ve İyileşme Süreci</b></h2>
<p data-path-to-node="12">Tedavi yöntemlerine gelecek olursak, ilaç tedavisini önceki yazılarımda bahsetmiştim. Şimdi alternatif tedavi yöntemlerine birlikte bakalım;</p>
<p data-path-to-node="13"><b data-path-to-node="13" data-index-in-node="0">1.) Yoga, Meditasyon ve Hayvan Destekli Terapiler:</b> Yoga, kişilerin beden farkındalığını artırarak kas gerginliğini azaltır ve zihinsel rahatlama sağlar. Meditasyon ise, kişilerin zihinlerini sakinleştirir, kaygı ve stresle başa çıkmalarına yardımcı olur. <b data-path-to-node="13" data-index-in-node="255">Hayvan destekli terapiler</b>, kişilerin duygusal iyileşme sürecinde destekleyici ve güven verici bir ortam sunar. Not: Unutmayınız! Sevgi iyileştirir.</p>
<p data-path-to-node="14"><b data-path-to-node="14" data-index-in-node="0">2.) Müzik Terapisi ve Diğer Yaratıcı Terapiler:</b> Müzik terapisi, kişilerin duygusal ifadelerini ve yaratıcılıklarını teşvik eden etkili bir tedavi yöntemidir. Müzik terapisi seanslarında, kişiler, müzik dinleyerek, enstrüman çalarak veya şarkı söyleyerek duygusal iyileşme sürecine katılırlar. Müzik, kişilerin travmatik anılarını ifade etmelerine ve bu anılarla başa çıkmalarına yardımcı olur. Diğer yaratıcı terapiler arasında dans, drama ve yazma gibi aktiviteler yer almaktadır. Bu terapiler, bireylerin duygusal sağlığını destekler ve travmatik olayları işleyerek <b data-path-to-node="14" data-index-in-node="568">duygusal iyileşme</b> sürecine katkıda bulunur. Örneğin, drama terapisi, çocuklar özelinde travmatik olayları canlandırarak ve duygusal deneyimlerini ifade ederek başa çıkmalarını sağlar.</p>
<p data-path-to-node="15"><b data-path-to-node="15" data-index-in-node="0">3.) Doğa Yürüyüşleri ve Fiziksel Aktivitenin Önemi:</b> Doğa yürüyüşleri ve diğer fiziksel aktiviteler, bireylerin / çocukların stres düzeylerini azaltır ve genel sağlıklarını iyileştirir. Fiziksel aktivite, çocukların enerji düzeylerini artırır ve duygusal iyilik hallerini destekler. Doğada vakit geçirmek, çocukların travmatik olaylarla başa çıkmalarına yardımcı olur ve rahatlamalarını sağlar. Doğa yürüyüşleri, yetişkinlerin yanında özellikle çocukların doğanın sakinleştirici etkilerinden faydalanmalarını ve fiziksel olarak aktif olmalarını sağlar.</p>
<p data-path-to-node="16">Yazımı bitirirken tüm bu bahsolunan konularda fikir almış olabilirsiniz. Dolayısıyla, bakım verenler, öğretmenler, özellikle aileler iyi gözlemci olmalı ve bu tür rahatsızlıkların ortaya çıkış anında, durumu uzmanlara (psikiyatr, psikolog, danışman vb.) hemen bildirmelidirler. En önemlisi ise ailelerin -rahatsızlık yaşayan kişilerin- sonuna kadar yanında olduklarını hissettirmesi gereklidir.</p>
<p data-path-to-node="17">Buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim. Bir sonraki yazılarda görüşmek üzere… Umay Ana hepinizi korusun.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/travma-sonrasi-stres-bozukluguna-yuzeysel-bakis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu / Dehb Hakkında Aydınlatıcı ve Yol Gösterici Bilgiler</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/dikkat-eksikligi-ve-hiperaktivite-bozuklugu-dehb-hakkinda-aydinlatici-ve-yol-gosterici-bilgiler/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=dikkat-eksikligi-ve-hiperaktivite-bozuklugu-dehb-hakkinda-aydinlatici-ve-yol-gosterici-bilgiler</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/dikkat-eksikligi-ve-hiperaktivite-bozuklugu-dehb-hakkinda-aydinlatici-ve-yol-gosterici-bilgiler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emre Yıldırım]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Dec 2025 21:15:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Klinik Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=20727</guid>

					<description><![CDATA[Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu / DEHB, dikkat eksikliği, hiperaktivite ve dürtüsellik gibi belirtilerle kendini gösterir. DEHB’nin belirtileri, kişi özelinde çocuğun yaşına göre farklılık gösterebilir ve zamanla değişebilir. Dikkat eksikliği, çocuğun uzun süreli dikkat gerektiren görevlere odaklanma zorluğu yaşaması anlamına gelir. Hiperaktivite, çocuğun sürekli hareket halinde olması ve yerinde duramaması ile karakterizedir. Dürtüsellik ise çocuğun [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="718" data-end="1270">Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu / <strong data-start="764" data-end="772">DEHB</strong>, dikkat eksikliği, hiperaktivite ve dürtüsellik gibi belirtilerle kendini gösterir. <strong data-start="857" data-end="865">DEHB</strong>’nin belirtileri, kişi özelinde çocuğun yaşına göre farklılık gösterebilir ve zamanla değişebilir. <strong data-start="964" data-end="974">Dikkat</strong> eksikliği, çocuğun uzun süreli dikkat gerektiren görevlere odaklanma zorluğu yaşaması anlamına gelir. Hiperaktivite, çocuğun sürekli hareket halinde olması ve yerinde duramaması ile karakterizedir. Dürtüsellik ise çocuğun düşünmeden hareket etmesi ve anlık kararlar alması olarak tanımlanabilir.</p>
<h2 data-start="1272" data-end="1335"><strong data-start="1275" data-end="1335">Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunun Tarihçesi</strong></h2>
<p data-start="1337" data-end="1932">Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, XX. yüzyılın başlarından bu yana tanınan bir bozukluktur. İlk olarak 1902 yılında Dr. George Still tarafından “kusurlu ahlaki kontrol” olarak tanımlanmıştır. Still, dikkat eksikliği ve aşırı hareketliliği olan çocuklarda bu belirtilerin, çocukların karakterlerinden ziyade nörolojik bir sorunun sonucu olduğunu öne sürmüştür. Bu tanım, o dönemdeki anlayışa göre oldukça ileri bir yaklaşım idi. Still’in tanımı, çocuk davranışları ve bu davranışların kökenine dair yeni bir perspektif sundu ve <strong data-start="1875" data-end="1883">DEHB</strong>’nin erken tanımlanmasında önemli bir rol oynadı.</p>
<p data-start="1934" data-end="2329">1950’lerde, <strong data-start="1946" data-end="1954">DEHB</strong>’nin “minimal beyin disfonksiyonu” olarak adlandırıldığı bir dönem oldu. Bu dönemde, <strong data-start="2039" data-end="2047">DEHB</strong> belirtilerinin beyin fonksiyonlarındaki küçük farklılıklardan kaynaklandığı düşünülüyordu. Bu yaklaşım, <strong data-start="2152" data-end="2160">DEHB</strong>’yi beyin fonksiyonlarındaki minimal farklılıklarla ilişkilendirerek daha nörobiyolojik bir temele dayandırdı. Ancak bu terim zamanla yetersiz ve geniş kapsamlı bulundu.</p>
<p data-start="2331" data-end="2794">1960’larda, <strong data-start="2343" data-end="2351">DEHB</strong>’nin ilaç tedavisi ile yönetilebileceği keşfedildi ve bu da bozukluğun nörobiyolojik bir temele sahip olduğunu destekledi. Özellikle stimulant ilaçlar kullanılarak yapılan çalışmalar, <strong data-start="2535" data-end="2543">DEHB</strong> belirtilerinin ilaçlarla kontrol altına alınabileceğini gösterdi. Bu dönemde yapılan çalışmalar, <strong data-start="2641" data-end="2651">tedavi</strong> sürecinde ilaç kullanımının belirtileri önemli ölçüde azalttığını ortaya koydu. Bu buluşlar, <strong data-start="2745" data-end="2755">tedavi</strong> alanında büyük bir dönüm noktası oldu.</p>
<p data-start="2796" data-end="3109">Modern tanı kriterleri, Amerikan Psikiyatri Birliği’nin Diagnostik ve İstatistiksel Manueli (DSM) tarafından belirlenmiştir. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, 1980’lerde DSM-III ile resmi olarak tanınmıştır. Bu dönemde <strong data-start="3026" data-end="3036">dikkat</strong> eksikliği, hiperaktivite ve dürtüsellik daha net biçimde tanımlanmıştır.</p>
<p data-start="3111" data-end="3453">1990’lar ve 2000’ler, <strong data-start="3133" data-end="3141">DEHB</strong> üzerine yapılan araştırmaların arttığı ve bozukluğun daha iyi anlaşılmaya başlandığı dönemlerdi. Beyin görüntüleme teknolojilerinin gelişmesi, <strong data-start="3285" data-end="3293">DEHB</strong>’li bireylerde beyin yapısı ve işlevindeki farklılıkların daha net gözlemlenmesini sağladı. Ayrıca bu dönemde <strong data-start="3403" data-end="3411">DEHB</strong>’nin yaşam boyu sürebileceği kabul edildi.</p>
<p data-start="3455" data-end="3524">Günümüzde tanı ve <strong data-start="3473" data-end="3483">tedavi</strong> yöntemleri sürekli olarak gelişmektedir.</p>
<h2 data-start="3526" data-end="3587"><strong data-start="3529" data-end="3587">Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunun Türleri</strong></h2>
<p data-start="3589" data-end="3791">1.) <strong data-start="3593" data-end="3625">Dikkat Eksikliği Baskın Tür:</strong><br data-start="3625" data-end="3628" />Dikkatini toplamakta zorlanan çocuklar, derslerde ve ödevlerde başarı sağlamakta güçlük çekerler. Unutkanlık ve organizasyon eksikliği günlük yaşamı etkileyebilir.</p>
<p data-start="3793" data-end="3953">2.) <strong data-start="3797" data-end="3841">Hiperaktivite Ve Dürtüsellik Baskın Tür:</strong><br data-start="3841" data-end="3844" />Sürekli hareket halinde olmak ve dürtüsellik, sosyal ilişkilerde ve akademik süreçte zorluklara yol açabilir.</p>
<p data-start="3955" data-end="4034">3.) <strong data-start="3959" data-end="3975">Kombine Tür:</strong><br data-start="3975" data-end="3978" />Her iki grubun belirtilerinin birlikte görüldüğü türdür.</p>
<h2 data-start="4036" data-end="4106"><strong data-start="4039" data-end="4106">Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Türlerinin Yönetimi</strong></h2>
<p data-start="4108" data-end="4206">1.) <strong data-start="4112" data-end="4138">Davranışsal Terapiler:</strong><br data-start="4138" data-end="4141" />Dürtüsel ve hiperaktif davranışların yönetilmesine yardımcı olur.</p>
<p data-start="4208" data-end="4307">2.) <strong data-start="4212" data-end="4230">İlaç Tedavisi:</strong><br data-start="4230" data-end="4233" />Belirtileri yönetmek amacıyla kullanılan önemli bir <strong data-start="4285" data-end="4295">tedavi</strong> yöntemidir.</p>
<p data-start="4309" data-end="4417">3.) <strong data-start="4313" data-end="4334">Eğitim Ve Destek:</strong><br data-start="4334" data-end="4337" />Aileler ve öğretmenler için yapılandırılmış destek programları büyük önem taşır.</p>
<p data-start="4419" data-end="4520">4.) <strong data-start="4423" data-end="4449">Çevresel Düzenlemeler:</strong><br data-start="4449" data-end="4452" />Sessiz ortamlar ve düzenli rutinler <strong data-start="4488" data-end="4498">dikkat</strong> süresini artırabilir.</p>
<p data-start="4522" data-end="4654">Küçük çocuklarda hiperaktivite ve dürtüsellik daha belirgin olabilirken, ergenlik döneminde <strong data-start="4614" data-end="4624">dikkat</strong> eksikliği ön plana çıkabilir.</p>
<h2 data-start="4656" data-end="4752"><strong data-start="4659" data-end="4752">Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunda Medikal Tedavi / İlaç Türleri ve Kullanımı</strong></h2>
<p data-start="4754" data-end="4879">1.) <strong data-start="4758" data-end="4780">Stimulant İlaçlar:</strong><br data-start="4780" data-end="4783" />Beyindeki dopamin ve norepinefrin düzeylerini düzenleyerek <strong data-start="4842" data-end="4852">dikkat</strong> ve odaklanmayı artırırlar.</p>
<p data-start="4881" data-end="5014">2.) <strong data-start="4885" data-end="4911">Non-Stimulant İlaçlar:</strong><br data-start="4911" data-end="4914" />Stimulantlara yanıt vermeyen bireyler için kullanılan, uzun vadede etkili <strong data-start="4988" data-end="4998">tedavi</strong> seçenekleridir.</p>
<p data-start="5016" data-end="5142">Bu açıklamalar, ailelere ve eğitimcilere yol gösterici niteliktedir ve <strong data-start="5087" data-end="5095">DEHB</strong>’li bireylerin daha iyi desteklenmesini sağlar.</p>
<p data-start="5144" data-end="5271">Son olarak, çocuğunuzun yolculuğunda ona rehberlik ederken her zaman onun en büyük destekçisi ve savunucusu olmayı unutmayınız.</p>
<p data-start="5273" data-end="5395">Buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim.<br data-start="5318" data-end="5321" />Bir sonraki yazılarda görüşmek dileğiyle…<br data-start="5362" data-end="5365" /><strong data-start="5365" data-end="5395">Umay Ana hepinizi korusun!</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/dikkat-eksikligi-ve-hiperaktivite-bozuklugu-dehb-hakkinda-aydinlatici-ve-yol-gosterici-bilgiler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Görünmez Canavar / Anksiyete</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/gorunmez-canavar-anksiyete/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=gorunmez-canavar-anksiyete</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/gorunmez-canavar-anksiyete/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emre Yıldırım]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Nov 2025 21:10:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Klinik Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=18671</guid>

					<description><![CDATA[Genel olarak anksiyete bozuklukları kişinin hayatını olumsuz yönde etkilemektedir. Günlük yaşamını adeta yaşayamamasına kadar ileri gidebilmektedir. Kişi, örnek olarak, bir arslanın yanındayken veyahutta daha yırtıcı bir canlının yanındayken huzurlu hissedebilir mi? Cevap, hayırdır. İşte anksiyetik semptomlar da buna benzetilebilir. Bireyin / kişinin / çocuğun / yetişkinin yaşam kalitesi bu süreçte düşmektedir. Günlük yaşamda yaptığı hareketler [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="427" data-end="1111">Genel olarak <strong data-start="440" data-end="453">anksiyete</strong> bozuklukları kişinin hayatını olumsuz yönde etkilemektedir. Günlük yaşamını adeta yaşayamamasına kadar ileri gidebilmektedir. Kişi, örnek olarak, bir arslanın yanındayken veyahutta daha yırtıcı bir canlının yanındayken huzurlu hissedebilir mi? Cevap, hayırdır. İşte anksiyetik semptomlar da buna benzetilebilir. Bireyin / kişinin / çocuğun / yetişkinin yaşam kalitesi bu süreçte düşmektedir. Günlük yaşamda yaptığı hareketler artık yapılamaz hale gelmektedir; örnek olarak obsesiflik yani takıntıya misal verecek olursak bir yazı yazarken, bir tabloyu duvara asarken ya da bir işi yaparken — görünmez canavar — aniden kötü düşüncelere kişiyi sürükleyebilir.</p>
<p data-start="1113" data-end="1380">Onu öyle yazarsan, o işi öyle yaparsan, o tabloyu öyle asarsan; sana, ailene ya da yakınlarındaki kişilere bir şeyler olacak hatta daha ileri vakalarda ölecek diye vesveseler kişinin beyninde dolanır durur ve bu da bireyin günlük yaşamını bile yaşamasına izin vermez.</p>
<p data-start="1382" data-end="1872"><strong data-start="1382" data-end="1395">Anksiyete</strong> bozuklukları, kişinin endişe duyduğu durumların günlük yaşamını önemli ölçüde kısıtladığı ve işlevselliğini bozduğu noktada patolojik hale gelmektedir. Bu bozukluklar, kişinin sosyal etkileşimlerden kaçınmasına, okul performansının düşmesine ve aile içinde gerginliklerin artmasına neden olabilir. Ayrıca, anksiyete bozuklukları kişinin fiziksel sağlığını da etkileyebilir; örneğin, sürekli mide bulantısı, baş ağrısı veya uyku sorunları gibi fiziksel belirtiler gösterebilir.</p>
<p data-start="1874" data-end="2175">Ünlü psikanalizle uğraşan psikanalist Sigmund Freud’a göre, anksiyete nevrozları, bireyin bilinçaltındaki bastırılmış duygular ve arzuların yüzeye çıkmasıyla oluşmaktaydı. Erken teşhis ve müdahale, kişinin anksiyete ile başa çıkma yetenekleri geliştirmesi ve sağlıklı bir yaşam sürmesi için kritiktir.</p>
<h2 data-start="2182" data-end="2222"><strong data-start="2185" data-end="2222">Anksiyete Bozukluklarının Türleri</strong></h2>
<p data-start="2224" data-end="2448">1.) Genel anksiyete bozukluğu<br data-start="2253" data-end="2256" />2.) Sosyal “ “<br data-start="2270" data-end="2273" />3.) Ayrılma “ “<br data-start="2288" data-end="2291" />4.) Fobiler<br data-start="2302" data-end="2305" />5.) Panik bozukluğu<br data-start="2324" data-end="2327" />6.) Obsesif kompulsif bozukluk (İlerleyen günlerdeki bir yazımın konusudur)<br data-start="2402" data-end="2405" />7.) Travma sonrası stres bozukluğu / TSSB</p>
<h2 data-start="2455" data-end="2484"><strong data-start="2458" data-end="2484">Anksiyetenin Nedenleri</strong></h2>
<p data-start="2486" data-end="2907"><strong data-start="2486" data-end="2511">1.) Genetik faktörler</strong><br data-start="2511" data-end="2514" /><strong data-start="2514" data-end="2536">2.) Beyin kimyası:</strong><br data-start="2536" data-end="2539" />Düşük serotonin seviyeleri, anksiyete ve depresyon belirtilerinin ortaya çıkmasına katkıda bulunabilir.<br data-start="2642" data-end="2645" />— Özellikle, çocuklarda dopamin dengesizlikleri motivasyon eksikliği ve <strong data-start="2717" data-end="2726">kaygı</strong>lı durumlarda aşırı tepki verme şeklinde kendini gösterebilmektedir.<br data-start="2794" data-end="2797" />— Yüksek norepnefrin seviyeleri stres ve <strong data-start="2838" data-end="2847">kaygı</strong> durumlarında artan uyarılma ve alarm durumuna yol açabilir.</p>
<p data-start="2909" data-end="3224"><strong data-start="2909" data-end="2935">3.) Çevresel faktörler</strong><br data-start="2935" data-end="2938" /><strong data-start="2938" data-end="2966">4.) Gelişimsel faktörler</strong><br data-start="2966" data-end="2969" /><strong data-start="2969" data-end="2997">5.) Biyolojik faktörler:</strong><br data-start="2997" data-end="3000" />Özellikle amigdala ve hipokampüs gibi bölgeler korku ve <strong data-start="3056" data-end="3065">kaygı</strong> duygularının işlenmesinde kritik bir rol oynar. Bu bölgelerdeki işlevsel ve yapısal farklılıklar, anksiyete bozukluklarının ortaya çıkmasında etkili olabilir.</p>
<h2 data-start="3231" data-end="3273"><strong data-start="3234" data-end="3273">Aile ve Çocuklarda Anksiyete Süreci</strong></h2>
<p data-start="3275" data-end="3621">Ailelerin ve özellikle çocukların bu süreçlerde birlikte hareket etmeleri anksiyete bozukluklarının yönetiminde olumlu sonuçlar elde etmelerini sağlamaktadır. Onların küçük başarılarını bile övgü ve ödüllerle teşvik etmek, onlara düzenli günlük rutinler oluşturmak, çocukların kendilerini güvende hissetmelerini sağlar ve anksiyetelerini azaltır.</p>
<p data-start="3623" data-end="3795">Kişiler, kendilerine örneğin çocuklarda / öğrencilerde “Bu ödevi yapamam” yerine “Bu ödevi yapabilirim, sadece daha fazla odaklanmam gerekiyor” demeleri teşvik edilmelidir.</p>
<p data-start="3797" data-end="3984"><strong data-start="3797" data-end="3810">Anksiyete</strong>, hem çocuklar hem de aileler özelinde ciddi zorluklar yaratabilmektedir. Ancak doğru bilgi, destek ve stratejiler ile bu zorlukların üstesinden gelebilmek mümkün olmaktadır.</p>
<h2 data-start="3991" data-end="4038"><strong data-start="3994" data-end="4038">Tedavi Yöntemleri (Kısa Bir Genel Bakış)</strong></h2>
<p data-start="4040" data-end="4199">Yazıyı sonlandırırken <strong data-start="4062" data-end="4075">anksiyete</strong> bozukluklarına iyi gelecek çeşitli <strong data-start="4111" data-end="4121">tedavi</strong> yöntemleri vardır. Hepsine burada değinemeyeceğimiz için kısa olarak geçelim.</p>
<p data-start="4201" data-end="4606">• İlaç kullanmak istemeyen ve rahatsızlığı yüzeysel yaşayanlar için doğa yürüyüşleri birebirdir.<br data-start="4297" data-end="4300" />• Sanat ve oyun terapileri (tiyatro, resim, yazı yazmak), düşüncelerin kağıda dökülmesi beyni rahatlatabilir.<br data-start="4409" data-end="4412" />• Doğa seslerini dinlemek — kuş sesleri, ağaçların hışırdama sesleri, özellikle su sesleri — ruhu dinginleştirir.<br data-start="4525" data-end="4528" />• Su terapileri, tarih boyunca sinir sistemini düzenlemek için kullanılmıştır.</p>
<p data-start="4608" data-end="4715">Genel olarak yüzeysel olmasa da tüm rahatsızlıklarda bunlar denenebilmekte ve olumlu sonuçlar alınmaktadır.</p>
<p data-start="4717" data-end="4838">Yazımı burada noktalıyorum. İlaç ile <strong data-start="4754" data-end="4764">tedavi</strong> yöntemlerine ilerleyen yazılarda değineceğim. O zamana kadar hoş kalınız!</p>
<p data-start="4840" data-end="4984">Ulular ulusu Umay Ana hepinizi korusun ve kollasın.<br data-start="4891" data-end="4894" />Daima, her zamanda ve anda bilim ile, ilim ile, fen ile ve tabii ki psikoloji ile kalınız.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/gorunmez-canavar-anksiyete/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Travma ve Travma Sonrası Stres Bozukluğuna Genel Bakış</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/travma-ve-travma-sonrasi-stres-bozukluguna-genel-bakis/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=travma-ve-travma-sonrasi-stres-bozukluguna-genel-bakis</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/travma-ve-travma-sonrasi-stres-bozukluguna-genel-bakis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emre Yıldırım]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Oct 2025 09:27:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Travma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=16344</guid>

					<description><![CDATA[Travma, bir kişinin yaşamını tehdit eden veya ciddi şekilde rahatsız eden bir olayla karşılaşması sonucunda ortaya çıkan duygusal ve psikolojik durumdur. Travmatik olaylar, kişinin günlük yaşamını ve genel işlevselliğini olumsuz etkileyebilir, uzun vadede psikolojik sorunlara yol açabilir; buna da travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) denir. Travmanın Tarihçesi Travma, insanlığın varoluşundan bu yana yaşanan bir olgudur. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="90" data-end="455"><strong data-start="102" data-end="112">Travma</strong>, bir kişinin yaşamını tehdit eden veya ciddi şekilde rahatsız eden bir olayla karşılaşması sonucunda ortaya çıkan duygusal ve psikolojik durumdur. Travmatik olaylar, kişinin günlük yaşamını ve genel işlevselliğini olumsuz etkileyebilir, uzun vadede psikolojik sorunlara yol açabilir; buna da <strong data-start="405" data-end="446">travma sonrası stres bozukluğu (TSSB)</strong> denir.</p>
<h2 data-start="457" data-end="865"><strong data-start="457" data-end="480">Travmanın Tarihçesi</strong></h2>
<p data-start="457" data-end="865">Travma, insanlığın varoluşundan bu yana yaşanan bir olgudur. Dolayısıyla, insanlık tarihinin en eski dönemlerinden itibaren savaşlar, doğal afetler ve toplumsal olaylar gibi çeşitli travmatik olaylar insanların yaşamlarında derin izler bırakmıştır. Antik çağlardan beri insanlar, yaşadıkları travmatik olayların fiziksel ve psikolojik etkileriyle başa çıkmak zorunda kalmışlardır.</p>
<p data-start="867" data-end="1474">Ancak, travma ve <strong data-start="884" data-end="903">stres bozukluğu</strong> kavramlarının modern anlamda tanınması ve tedavi yöntemlerinin geliştirilmesi, 20. yüzyılda özellikle savaş gazileri üzerinde yapılan çalışmalarla başlamıştır. Antik dönemlerde travmatik olayların etkileri genellikle mitolojik ve dini açıklamalarla ele alınırdı. Savaşçılar ve askerler, savaş meydanında yaşadıkları korkunç deneyimleri mitoloji ve kahramanlık hikâyeleri aracılığıyla anlatırlardı. Ancak bu anlatılar, travmanın psikolojik etkilerini tam olarak anlamaktan uzaktı ve bu tür olaylar genellikle bireylerin zayıflığı veya kişisel hataları olarak görülürdü.</p>
<h2 data-start="1476" data-end="1958"><strong data-start="1476" data-end="1521">19. Yüzyıldan Günümüze Travma Çalışmaları</strong></h2>
<p data-start="1476" data-end="1958">19. yüzyılın sonlarına doğru travmanın psikolojik etkileri üzerine yapılan çalışmalar artmaya başladı. Özellikle demiryolu kazaları ve endüstriyel kazalar gibi travmatik olayların ardından, travma belirtileri gösteren bireyler üzerinde yapılan incelemeler, modern psikolojinin gelişimine katkıda bulundu. Ancak travmanın sistematik olarak incelenmesi ve TSSB’nin tanınması, 20. yüzyılın ortalarına kadar tam anlamıyla gerçekleşmedi.</p>
<h2 data-start="1960" data-end="2538"><strong data-start="1960" data-end="1998">Savaşlar ve TSSB’nin Ortaya Çıkışı</strong></h2>
<p data-start="1960" data-end="2538">20. yüzyılın başlarında, I. Dünya Savaşı sırasında askerlerin savaş meydanında yaşadığı travmatik deneyimlerin psikolojik etkileri üzerine daha fazla dikkat çekildi. Askerler, savaşın dehşet verici sahnelerine tanık olduktan sonra ‘savaş nevrozu’ veya ‘şok’ olarak bilinen belirtiler göstermeye başladılar. Bu belirtiler arasında yoğun kaygı, kabuslar, geri dönüşler ve duygusal uyuşma yer alıyordu. Ancak bu durumlar o dönemde tam olarak anlaşılamamış ve genellikle askerlerin zayıflığı veya moral bozukluğu olarak değerlendirilmişti.</p>
<p data-start="2540" data-end="3146">II. Dünya Savaşı ve Vietnam Savaşı, travma ve TSSB’nin modern anlamda tanınmasında önemli bir rol oynadı. II. Dünya Savaşı sırasında savaşın dehşet verici sahnelerine tanık olan askerlerde yoğun travmatik belirtiler gözlemlendi. Bu durum, travmanın psikolojik etkilerinin daha ciddiye alınmasına ve araştırılmasına yol açtı. Özellikle savaş sonrası dönemde gazilerde görülen belirtiler, TSSB’nin tanınması için önemli bir zemin oluşturdu. Vietnam Savaşı sonrası, savaş gazileri arasında yaygın olarak görülen travmatik belirtiler, TSSB’nin tanınmasında ve kabul edilmesinde kritik bir dönüm noktası oldu.</p>
<p data-start="3148" data-end="3667">Gaziler, savaş sırasında yaşadıkları travmatik olayların etkilerini yıllar sonra bile hissetmeye devam ettiler. Bu durum, psikiyatri alanında sarsıntı ve TSSB üzerinde daha fazla araştırma yapılmasına neden oldu. 1980 yılında, Amerikan Psikiyatri Birliği’nin (APA) <em data-start="3413" data-end="3478">Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders (DSM-III)</em> adlı yayında, TSSB resmî olarak tanınan bir psikiyatrik bozukluk olarak kabul edildi. Bu, TSSB’nin tanınması ve tedavi yöntemlerinin geliştirilmesi açısından önemli bir dönüm noktasıydı.</p>
<h2 data-start="3669" data-end="4080"><strong data-start="3669" data-end="3701">Travmanın Günümüzdeki Anlamı</strong></h2>
<p data-start="3669" data-end="4080">Travma ve TSSB’nin modern anlamda tanınması ve tedavi yöntemlerinin geliştirilmesi yalnızca savaşlarla sınırlı kalmamış, aynı zamanda çocuklar da dâhil olmak üzere her yaştan insanı etkileyebileceği anlaşılmıştır. Doğal afetler, kazalar, şiddet olayları, istismar ve ihmal gibi birçok farklı travmatik olay, çocuklarda veya yetişkinlerde TSSB’nin gelişmesine neden olabilir.</p>
<p data-start="4082" data-end="4374">Bu durum, <strong data-start="4092" data-end="4115">travma farkındalığı</strong> yaratmanın ve etkili tedavi yöntemlerinin geliştirilmesinin önemini ortaya koymaktadır. Travmanın tarihçesi, insanların bu zorlu deneyimlerle başa çıkma yollarını anlamak ve <strong data-start="4290" data-end="4313">psikolojik iyileşme</strong> yöntemleri geliştirmek açısından büyük bir öneme sahiptir.</p>
<h3 data-start="4376" data-end="4716"><strong data-start="4376" data-end="4385">Sonuç</strong></h3>
<p data-start="4376" data-end="4716">Günümüzde travma ve TSSB üzerine yapılan araştırmalar, çocukların ve yetişkinlerin bu tür zorlu deneyimlerle başa çıkmalarına yardımcı olmak için daha etkili tedavi yöntemleri geliştirmeyi amaçlamaktadır. TSSB belirtileri, çocukların yaşına, travmanın türüne ve travmatik olayın şiddetine bağlı olarak değişiklik gösterebilir.</p>
<p data-start="4718" data-end="5009">Erken müdahale ve uygun tedavi yöntemleri ile çocukların TSSB belirtilerini yönetmeleri ve iyileşme sürecine girmeleri mümkündür. TSSB belirtilerini tanımak ve bu belirtilere zamanında müdahale etmek, bireylerin duygusal ve psikolojik sağlığını korumak açısından kritik bir öneme sahiptir.</p>
<p data-start="5011" data-end="5259">Yazımı burada noktalıyorum. İlaç ve tedavi yöntemlerine ilerleyen yazılarda değineceğim. O zamana kadar hoş kalınız.<br data-start="5127" data-end="5130" />Ulular ulusu Umay Ana hepinizi korusun ve kollasın.<br data-start="5181" data-end="5184" />Daima her zamanda ve anda bilimle, ilimle, fenle ve psikolojiyle kalınız.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/travma-ve-travma-sonrasi-stres-bozukluguna-genel-bakis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda ve Yetişkinlerde Depresyona Kısa Bir Bakış</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/cocuklarda-ve-yetiskinlerde-depresyona-kisa-bir-bakis/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=cocuklarda-ve-yetiskinlerde-depresyona-kisa-bir-bakis</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/cocuklarda-ve-yetiskinlerde-depresyona-kisa-bir-bakis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emre Yıldırım]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Sep 2025 21:03:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Klinik Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=14002</guid>

					<description><![CDATA[Çocuklar özelinde ele alacağız konuyu. Ancak psikolojik rahatsızlıklar benzer semptomlar gösterdiği için yetişkinlerde kendine uygulayabilirler, bahsedilecek görüşleri. Depresyon, genellikle serotonin, dopamin ve norepinefrin gibi nörotransmitterlerin dengesizliğinden kaynaklanır. Serotonin, özellikle mutluluk ve huzur hissi ile ilişkilendirilirken; dopamin, motivasyon, ödül ve zevk alma hissi ile ilişkilidir. Depresyonlu çocukların / yetişkinlerin beyinlerinde, prefrontal korteks ve limbik sistem arasındaki [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="511" data-end="681">Çocuklar özelinde ele alacağız konuyu. Ancak psikolojik rahatsızlıklar benzer semptomlar gösterdiği için yetişkinlerde kendine uygulayabilirler, bahsedilecek görüşleri.</p>
<p data-start="683" data-end="933"><strong data-start="683" data-end="696">Depresyon</strong>, genellikle serotonin, dopamin ve norepinefrin gibi nörotransmitterlerin dengesizliğinden kaynaklanır. Serotonin, özellikle mutluluk ve huzur hissi ile ilişkilendirilirken; dopamin, motivasyon, ödül ve zevk alma hissi ile ilişkilidir.</p>
<p data-start="935" data-end="1234">Depresyonlu çocukların / yetişkinlerin beyinlerinde, prefrontal korteks ve limbik sistem arasındaki bağlantılarda anormallikler bulunabilir. Prefrontal korteks, karar verme, duygusal düzenleme ve sosyal davranışlar gibi işlevleri yönetirken; limbik sistem, duygusal tepkiler ve anılarla ilgilidir.</p>
<h2 data-start="1236" data-end="1284"><strong>Depresyon Tanısı ve Değerlendirme Ölçekleri</strong></h2>
<p data-start="1286" data-end="1712"><strong data-start="1286" data-end="1310">Çocuklarda depresyon</strong> tanısında çeşitli testler ve ölçekler kullanılır. Bu araçlar, çocuğun davranışlarını ve duygusal durumunu daha objektif bir şekilde değerlendirmeye yardımcı olur. Bu testler / ölçekler, uzmanların depresyon tanısını daha kesin bir şekilde koymalarını sağlar ve tedavi planının oluşturulmasında önemli bir rol oynar. İşte çocukluk depresyonu için yaygın olarak kullanılan bazı değerlendirme araçları:</p>
<h3 data-start="1714" data-end="1765"><strong>Çocuklarda Depresyon İçin Kullanılan Ölçekler</strong></h3>
<ol data-start="1767" data-end="2580">
<li data-start="1767" data-end="2073">
<p data-start="1770" data-end="2073"><strong data-start="1770" data-end="1805">Çocuk Depresyon Envanteri (CDI)</strong> → Bu ölçek, çocuğun kendini nasıl hissettiğine dair soruları yanıtlamasını sağlar. CDI, 7–17 yaş arası çocuklar için hazırlanmaktadır. 27 maddeden oluşur ve her madde 3 seçenekli yanıt içerir. Çocuk, son 2 hafta içinde nasıl hissettiğini belirten soruları yanıtlar.</p>
</li>
<li data-start="2075" data-end="2362">
<p data-start="2078" data-end="2362"><strong data-start="2078" data-end="2137">Revised Children’s Anxiety and Depression Scale (RCADS)</strong> → RCADS, çocuğun hem anksiyete hem de depresyon belirtilerini ayrıntılı bir şekilde değerlendirmeyi sağlar. 8–18 yaş arası çocuklar için hazırlanır. 47 maddelik bir ölçek içermektedir. Maddeler 4 seçenekli yanıtlar içerir.</p>
</li>
<li data-start="2364" data-end="2580">
<p data-start="2367" data-end="2580"><strong data-start="2367" data-end="2417">Behavior Assessment System for Children (BASC)</strong> → BASC, çocukların çeşitli davranışsal ve duygusal problemlerini anlamak ve değerlendirme yapmak için kullanılır. 2–21 yaş arası çocuklar için hazırlanmaktadır.</p>
</li>
</ol>
<h2 data-start="2582" data-end="2628"><strong>Çocuklarda Depresyon ve Tedavi Yöntemleri</strong></h2>
<p data-start="2630" data-end="2865">Bu ölçeklerin yanında, <strong data-start="2653" data-end="2674">tedavi yöntemleri</strong> kapsamında psikoterapi ve danışmanlık alanında, Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), oyun terapisi ve aile terapisi gibi yöntemler ile çocukların duygusal ve davranışsal sorunları ele alınır.</p>
<p data-start="2867" data-end="3017">Depresyonda erken müdahale ve doğru tedavi yöntemleriyle, çocukların depresyonla başa çıkmaları ve duygusal sağlıklarını geri kazanmaları mümkündür.</p>
<h3 data-start="3019" data-end="3038"><strong>İlaçla Tedavi</strong></h3>
<p data-start="3040" data-end="3209">Tedavi yöntemlerinde ilaç ile tedavi de öne çıkmaktadır. Bu ilaçlara da kısa bir bakış atalım. Antidepresanlar ve diğer ilaç tedavileri şeklinde yaklaşımlar mevcuttur.</p>
<ul data-start="3211" data-end="3911">
<li data-start="3211" data-end="3348">
<p data-start="3213" data-end="3348"><strong data-start="3213" data-end="3232">Antidepresanlar</strong> → SSRI’lar (Seçici Serotonin Geri Alım İnhibitörleri); Fluoksetin ve sertralin bu gruba örnek olarak verilebilir.</p>
</li>
<li data-start="3349" data-end="3461">
<p data-start="3351" data-end="3461"><strong data-start="3351" data-end="3412">SNRI’lar (Serotonin–Norepinefrin Geri Alım İnhibitörleri)</strong> → Venlafaksin ve duloksetin bu gruba örnektir.</p>
</li>
<li data-start="3462" data-end="3619">
<p data-start="3464" data-end="3619"><strong data-start="3464" data-end="3489">Diğer ilaç tedavileri</strong> → Anksiyolitikler; diazepam ve lorazepam gibi ilaçlar, anksiyete ve depresyonun birlikte görüldüğü durumlarda kullanılmaktadır.</p>
</li>
<li data-start="3620" data-end="3763">
<p data-start="3622" data-end="3763"><strong data-start="3622" data-end="3641">Antipsikotikler</strong> → Risperidon ve aripiprazol gibi ilaçlar, psikotik semptomlar ve şiddetli depresyon belirtilerinde bu gruba başvurulur.</p>
</li>
<li data-start="3764" data-end="3911">
<p data-start="3766" data-end="3911"><strong data-start="3766" data-end="3796">Duygu durum düzenleyiciler</strong> → Lityum ve valproat, bipolar bozukluk ve duygu durum dalgalanmalarının görüldüğü vakalarda tercih edilmektedir.</p>
</li>
</ul>
<h2 data-start="3913" data-end="3923"><strong>Sonuç</strong></h2>
<p data-start="3925" data-end="4182">Erken müdahale ve doğru tedavi yöntemleri ile, çocukların depresyonla başa çıkmaları ve duygusal sağlıklarını geri kazanmaları mümkündür. Ailelerin, öğretmenlerin ve sağlık profesyonellerinin iş birliği, çocukların iyileşme sürecinde kritik bir rol oynar.</p>
<p data-start="4184" data-end="4421">Tüm bu tedavi ve yöntemlere ek olarak çocuklara rutinler oluşturmak ve bu rutinleri tamamladıklarında onları ödüllendirmek (maddi veyahut manevi) çocukların hem fiziksel hem de duygusal sağlığını iyileştiren birçok avantaj sunmaktadır.</p>
<p data-start="4423" data-end="4928">Yazımı bitirirken, <strong data-start="4442" data-end="4457">depresyonda</strong> erken müdahale ve doğru tedavi yöntemleriyle, çocukların depresyonla başa çıkmaları ve duygusal sağlıklarını geri kazanmalarının yolunun en önemli tarafı ailelerinin destek olmalarıdır. Bu yönden uzmanlardan önce ailelerin ve öğretmenlerin iyi gözlemci olmaları gerekmektedir. Duygu bozuklukları gibi durumlar hissedildiğinde aileler, öğretmenler ve sağlık profesyonelleri bu belirtileri tanımak ve uygun müdahalelerde bulunmak için büyük bir iş birliği yapmalıdırlar.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/cocuklarda-ve-yetiskinlerde-depresyona-kisa-bir-bakis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İÇSEL SIKINTI VE İÇSEL BOŞLUĞA KISA BİR BAKIŞ</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/icsel-sikinti-ve-icsel-bosluga-kisa-bir-bakis/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=icsel-sikinti-ve-icsel-bosluga-kisa-bir-bakis</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/icsel-sikinti-ve-icsel-bosluga-kisa-bir-bakis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emre Yıldırım]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 Jun 2025 08:52:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=8221</guid>

					<description><![CDATA[İnsanlar boş zamanlarında genelde ne yapacaklarını bilemez hale gelirler. Örneğin, bir işçi hafta sonu olduğunda çalışmadığı için içindeki kuvveti nasıl eğitebileceğini tutturamaz. Bu tabi ki kişinin kendinden değildir, sadece. Etrafındaki üst düzey kişilerin yaklaşımı ile de ilgilidir. Bakın Victor E. Frankl ne diyor burada:“Yakın zamanda yapılmış bir anket çalışması, Avrupalı öğrencilerimin %25’inin bir şekilde varoluşsal [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="377" data-end="666">İnsanlar boş zamanlarında genelde ne yapacaklarını bilemez hale gelirler. Örneğin, bir işçi hafta sonu olduğunda çalışmadığı için içindeki kuvveti nasıl eğitebileceğini tutturamaz. Bu tabi ki kişinin kendinden değildir, sadece. Etrafındaki üst düzey kişilerin yaklaşımı ile de ilgilidir.</p>
<p data-start="668" data-end="1149"><strong>Bakın Victor E. Frankl ne diyor burada:</strong><br data-start="707" data-end="710" />“Yakın zamanda yapılmış bir anket çalışması, Avrupalı öğrencilerimin %25’inin bir şekilde <strong data-start="800" data-end="821">varoluşsal boşluk</strong> hissettiğini göstermiştir. Amerikalı öğrencilerim arasında ise bu oran %25 değil, %60’tır. <strong data-start="913" data-end="934">Varoluşsal boşluk</strong>, kendini en belirgin olarak bir can sıkıntısı halinde gösterir. Artık Schopenhauer’in, insanın acı ve can sıkıntısı uçları arasında sonsuz bir gidiş gelişe mahkûm olduğunu söylerken ne kastettiğini anlayabiliriz.</p>
<p data-start="1151" data-end="1383">Aslında can sıkıntısı, psikiyatrlara çözmek üzere, acıdan daha fazla sorun sunar. İlerleyen otomasyon teknolojileri, ortalama bir işçiye daha fazla boş zaman bırakacağı için bu sorunlar da giderek daha hayati anlama gelecektirler.</p>
<p data-start="1385" data-end="1707">Burada üzücü olan, bu işçilerden birçoğunun bu boş zamanla ne yapacaklarını bilemeyecek olmalarıdır. Örneğin, “Pazar nevrozu”, iş haftasının yoğunluğu geride kalıp içlerindeki boşluk kendini belli ettiğinde hayatlarındaki içeriksizliğin ve çaresizliğin farkına varan insanların durumunu tanımlayan bir depresyon türüdür.</p>
<p data-start="1709" data-end="1979">İntiharın çok da az olmayan bu kısmı bu <strong data-start="1749" data-end="1770">varoluşsal boşluğa</strong> atfedilebilir. Depresyon, saldırganlık ve bağımlılık gibi yaygın durumlar, altlarında yatan <strong data-start="1864" data-end="1885">varoluşsal boşluğu</strong> tanımadığımızda anlaşılır değildir. Bu aynı zamanda emekliler ve yaşlıların da krizidir.”¹</p>
<p data-start="1981" data-end="2394">Parçadan hareketle yazımızı şu şekilde devam ettirebiliriz. Öncelikle bir örnek verelim:<br data-start="2069" data-end="2072" />Örneğin, bir işçi hafta sonunu Pazar kahvaltısı ya da piknik veyahut da gezinti olarak planlarsa önceden rotası belli olduğu için, <strong data-start="2203" data-end="2220">içsel sıkıntı</strong>sı azalır. Ancak bu tür bir plan yapmazsa hafta sonu çalışmadığından dolayı <strong data-start="2296" data-end="2312">içsel boşluğa</strong> düşerek <strong data-start="2322" data-end="2339">içsel sıkıntı</strong> çekecektir. Bu da intihara kadar götürebilir kişiyi.</p>
<p data-start="2396" data-end="3188">Kişiler hayatlarının her anında <strong data-start="2428" data-end="2440">planlama</strong> yapmalıdırlar. Çünkü beyin listelenen şeyleri yapmaktan zevk duyar. Örneğin bir gün — hafta sonu — için sabah kalkılacak, banyo yapılacak, kahvaltı edilecek, kitap okunacak, öğle yemeği yenecek, sonrasında kısa bir uyku uyunacak, sonrasında ise el işi ve/veya görsel sanatlarla ilgilenilecek, akşam yemeği gelecek, geceye yaklaşan saatlere kadar zevk aldığı şeyler — filmler, diziler, belgeseller — izlenecek, kısa bir okumadan sonra da yatılacak şeklinde plan yapılırsa eğer ve her yapılan eylemden sonra bunlara birer tik, çarpı, eksi veya artı konularak ilerlenirse hem yaşamdaki rutinleştirmeler oyuna dönüştürülür, hem de kişi <strong data-start="3073" data-end="3089">içsel boşluğa</strong> düşmeye vakit bulamadan gününü ya da hafta sonunu verimli ve etkili bir şekilde tamamlayabilir.</p>
<p data-start="3190" data-end="3755">İş bu durumlar her gün düzenli olarak tekrarlanırsa bu da sıkıcı bir durum alabilecektir. O yüzden kişi her gün kendisine farklılıklar açmalıdır. Örnek olarak, o gün 8’de gidiyorsa o gün için 7.50 ya da 8.10’da gitmelidir. 10 sayfa kitap okuyorsa o gün 15 sayfa kitap okumalı, her gün duş alıyorsa bir gün kafasını yıkamalı diğer gün duş almalı — ki bu sağlıksal açıdan daha iyidir, çünkü ne kadar çok duş alırsanız vücut kendisine yetemediğini düşünür ve yağ oranını artırmaya yönelik çalışır — o gün kahve içiyorsa çay, çay içiyorsa portakal suyu vb. içmelidir.</p>
<p data-start="3757" data-end="3980">Bu şekilde bir yöne yönelim olursa hem rutinden kurtulunmuş olur, hem de günlük farklı şeyler yaptığı için beyni mutluluk hormonlarını daha fazla salgılar ve kişi <strong data-start="3920" data-end="3937">içsel sıkıntı</strong> ile <strong data-start="3942" data-end="3958">içsel boşluğa</strong> daha az yakalanır.</p>
<p data-start="3982" data-end="4135">Beyninizle iyi geçinmeniz dileğiyle…<br data-start="4018" data-end="4021" />Buraya kadar okuduysan kendin için bir adım daha attın demektir, sonraki yazılarda görüşmek üzere…<br data-start="4119" data-end="4122" />İyi okumalar!</p>
<h3 data-start="4137" data-end="4156"><strong>Dipnot Safhası</strong></h3>
<p data-start="4157" data-end="4273">1.) Victor E. Frankl – <em data-start="4180" data-end="4203">İnsanın Anlam Arayışı</em>, Okuyan Us Yayınları, 120. Basım, İstanbul, Ağustos 2022, s. 112–113.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/icsel-sikinti-ve-icsel-bosluga-kisa-bir-bakis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Konfor / Alışkanlık Alanı</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/konfor-aliskanlik-alani/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=konfor-aliskanlik-alani</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/konfor-aliskanlik-alani/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emre Yıldırım]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Jun 2025 09:32:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=6332</guid>

					<description><![CDATA[Bu yazıda biraz kendimizi rahatsız edelim. Alışkanlık bölgemizden yani konfor alanımızdan çıkalım. Sahi nedir bu konfor alanı, insanın kendini evinde, daha doğru bir tabirle güvende hissettiği yerdeki bir kavramı karşılayan olguydu, değil mi? Ama bu cümle olumlu gibi görünse de durum o kadar da olumlu değil. İnsan veya canlı olarak bakalım olaya. Organizma bir yerde [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yazıda biraz kendimizi rahatsız edelim. <b>Alışkanlık</b> bölgemizden yani <b>konfor </b><strong>alanımızdan</strong> çıkalım. Sahi nedir bu <b>konfor alanı</b>, insanın kendini evinde, daha doğru bir tabirle güvende hissettiği yerdeki bir kavramı karşılayan olguydu, değil mi? Ama bu cümle olumlu gibi görünse de durum o kadar da olumlu değil. İnsan veya canlı olarak bakalım olaya. Organizma bir yerde sabit kalıp orayı kendine korunma alanı olarak seçseydi şu an bu kürede yaşıyor olmazdık. Canlı organizmalara sebebiyet veren molekül ve elementler evrende sağa sola, yukarıya aşağıya ve zaman içinde insanın zaman kavramından farklı bir durumda savruldu ve Samanyolu galaksimizdeki bir uçta bulunan güneş sistemimizin içindeki Dünya’ya geldi.</p>
<h2><b>Alfred Adler’in Perspektifinden Değişim</b></h2>
<p>Bu noktada Alfred Adler ne diyor, kulak veriniz: “Varoluşu bizim için fazla önemli olmayan canlı hücre, kendisine zahmetsizce sürekli koruma sağlayan ideal bir çevrede bulunsaydı daima ‘olduğu gibi’ kalırdı. Zorlukların baskısıyla, anlamadan hayat süreci adını verdiğimiz şey şu veya bu çareye başvurmak zorunda kaldı. Tabiatta yer alan sayısız değişiklikler arasında, daha iyi imkânlara sahip, en iyi şekli bulabilen ve böylelikle, çevreye en iyi tarzda uyabilen bireyler başarıya daha fazla yaklaşırlar. Hayatın yeryüzünde var olduğu yüzbinlerce yıldan beri, en basit hücrelerle insanları yaratacak ve aynı şekilde, çevrelerinin kuvvetli saldırılarına karşı koyacak durumda olmayan milyarlarca varlığın yok olmasına yol açacak kadar zaman geçti.” (Adler, 2020, s. 33)</p>
<p>İşte söylemlerimden ve alıntımdan hareketle dimağlarınızda aydınlanma kırıntıları oluşmuştur, diye düşünüyorum. Oluşmadı ise konuyu biraz daha dallandırıp budaklandıralım, ne dersiniz?</p>
<h2><b>Evrensel Perspektifte Konfor Alanı</b></h2>
<p>Evrensel açıdan bakalım ki beyinlerimizde nöronlar birbirleriyle sert bi’ şekilde çarpışsın. Şöyle ki bu yer kürede (taş gezegenler arasında olan) dünyada yaşam varlığı olarak hayatımızı sürdürüyoruz; ancak hiç durumun ilerleyen yıllarda daha farklı olacağını, ışınıyla gözümüzü aydınlatan, ısısıyla içimizi ısıtan güneşin bize zarar verebileceğini düşünüp önlem almıyor. Büyük <strong>konfor alanımızın/alışkanlıklarımızın</strong> değişmeyeceğine olan inancımız gün geçtikçe büyüyor da büyüyor (burada yayımlanan bir yazıma da göz atabilirsiniz; Yıldırım, t.y.). Okuduğunuzda alıştığınız Dünya’nın aslında ne kadar tehlikeli, önlem alınmazsa <b>konfor </b><strong>alanınızın</strong> ne kadar riskli olduğunu daha fazla görebilirsiniz. Bu konuda da ne mutlu ki güzel bir yazı karşıma çıktı. Hemen siz okurlarımla paylaşayım ki konumuz pekişsin.</p>
<h2><strong>Güneş ve Alışkanlıklarımız</strong></h2>
<p>“Güneşin doğuşu, bize olan uzaklığı o kadar alıştığımız bir şey olarak süre gider ki onun doğmama ihtimalini, bir gün durup dururken patlayıp hepimizi yutma, yok etme olasılığı aklımızdan bile geçmez. Çünkü güneşin her gün doğacağı ve bize majör zararlar vermeyeceği bilgisi, bizim <strong>alışkanlıktan</strong> doğan <b>konfor </b><strong>alanlarımızdan</strong> birisidir.” (Eriş, 2022, s. 17)</p>
<p>Bakınız bu paragraf, söylediklerimi doğrular ve farklı bir bakış açısının iyi olduğunu gösterir niteliktedir.</p>
<h2><b>Son Söz: Değişime Cesaret</b></h2>
<p>Son söz olarak ister mikro, ister makro çerçevede bakın. <b>Alışkanlık</b> ve <b>konfor alanı</b> ne kadar güzel hissettirse de kendinize. Onları arada da olsa değiştirmeye bakın (evren/kozmos değişirken kaosla, kişinin aynı kalması düşünülemez). Bu şekilde değiştiğinizin ve benliğinize biraz yaklaşarak kendinizi keşfettiğinizin kırıntılarını göreceksiniz.</p>
<p>Hadi şimdi hiç yapmadığınız bir şeyi, örneğin koşmayı deneyin ya da bir kitaba başlayın; evdeyseniz dışarı çıkın, dışarıdaysanız kentinizin/ülkenizin ufuklarını aşın. Yeter ki <b>değişim</b> için adım atın. Çünkü sizleri dışarıda daha güzel şeyler bekliyor. Psikolojide şöyle bir yaklaşım vardır: Düşündüğünüz şeylerin yüzde doksan beşi başınıza gelmez. Başınıza gelen yüzde beşlik bölüm de kötü şeylerden oluşmaz diye. O yüzden dışarı çıkmaktan, farklı şeyleri keşfetmekten, farklı tatları deneyimlemekten, farklı ülkeler görmekten, farklı insanlarla tanışmaktan, farklı yöreleri yürüyerek keşfetmekten – İlber Ortaylı’nın dediği gibi işin özü <b>konfor </b><strong>alanınızdan</strong> çıkmaktan korkmayınız.</p>
<p>Bu yazının zihninizde bir şeyleri harekete geçirebilmesi dileğiyle…</p>
<p><em>Hoşça ve sevgi ile kalın!</em></p>
<h3><b>Kaynakça</b></h3>
<ul>
<li>Adler, A. (2020). <i>İnsan psikolojisi</i>. Yason Yayınları.</li>
<li>Eriş, M. Ü. (2022). Alışmak bahsi. <i>Kafa Dergisi, (98)</i>, 17.</li>
<li>Yıldırım, E. (t.y.). Dünya için acil durum çanları. <i>Muallim Dergisi, 1</i>(1).</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/konfor-aliskanlik-alani/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Psikoloji ve Venom: Psikanalitik Bir Bakış</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/psikoloji-ve-venom-psikanalitik-bir-bakis/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=psikoloji-ve-venom-psikanalitik-bir-bakis</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/psikoloji-ve-venom-psikanalitik-bir-bakis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emre Yıldırım]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 May 2025 12:09:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikanaliz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=5012</guid>

					<description><![CDATA[Venom eserini tecrübe etmişsinizdir. Üstüne bir de müzik yapıtlarından dinlemişsinizdir. Ben Venom’un tarzını beğeniyordum, ancak psikoloji ve psikanalizle uğraşırken ikisinin örtüştüğünü görmem, çok büyük bir hazzı da beraberinde getirdi bunun. Nasıl mı? Şöyle ki… Venom, kimine göre adil olmayan bir ceza verse de, karşısındakine sonucu hep yemek veyahut yalayıp yutmak olan bir olay çerçevesinde yaklaşıyor. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Venom</b> eserini tecrübe etmişsinizdir. Üstüne bir de müzik yapıtlarından dinlemişsinizdir. Ben <b>Venom’un</b> tarzını beğeniyordum, ancak psikoloji ve <b>psikanalizle</b> uğraşırken ikisinin örtüştüğünü görmem, çok büyük bir hazzı da beraberinde getirdi bunun.</p>
<p>Nasıl mı?</p>
<p>Şöyle ki…</p>
<p><b>Venom</b>, kimine göre adil olmayan bir ceza verse de, karşısındakine sonucu hep yemek veyahut yalayıp yutmak olan bir olay çerçevesinde yaklaşıyor. Bizim de ilgi alanımıza bu “yalayıp yutma” eylemi girmektedir. Ne demek istiyorum bunlarla peki?</p>
<h2><b>Psikanaliz ve Oral Dönem</b></h2>
<p><b>Psikanaliz</b> içinde ve tabii ki onun öncüsü olan Freud, şuna dikkat çeker. Freudyen psikolojide insan, doğduğundan beri her şeyi ağzına götürerek, onlardan yalayarak, emerek, ısırarak ama daha çok yalayarak örnekler kümesi alır. Çünkü henüz yürümeyi bilmiyorsunuzdur. Elinizle inceleyemezsiniz. Tutup laboratuvara koyarak teşhis ve tanı ekleyemezsiniz. Dilinizi döndürüp etrafınızdakilere soru soramazsınız çünkü daha konuşmayı bilmiyorsunuzdur. Daha doğrusu bebek diliniz vardır ama yetişkinlerin kullandığı dili öğrenememişsinizdir. Dolayısıyla ne yapacaksınız?</p>
<p>Sürüngen ve memeli atalarınızın yaptığı gibi ağzınıza götürüp dünyaları yemek, doymazcasına her şeyi yutmak, onlardan örnek almak isteyeceksiniz.</p>
<h2><b>İnsan Beyninin Evrimi</b></h2>
<p>(Buraya bir parantez açalım çünkü sürüngen ve memeli atalar deyince “ne diyor bu yazı” diyebilirsiniz, bu yüzden insan beynini kısaca ele almakta yarar olduğunu sanıyorum; insan beynine gelene kadar beynimiz türlü mutasyonlar geçirmiştir. Yaşamın başlamasından gelen bir evrimdir bu. İlk olan atalarımız suda yaşayan tek hücremsilerdir. Bunlarda merkezi bir sinir sisteminden bahsedemeyiz, o yüzden evrimi hızlandırarak karaya çıkalım. Karada gördüğümüz ilk sürüngen canlıların beyni yavaş yavaş evrimleşmeye başlamıştır. Böylelikle ilk olan beynimiz ortaya çıkmış olur. Daha sonrasında memeliler oluşmuş ve beraberinde biraz daha farklı ve savunmacı olan bir beyin ortaya çıkmıştır. Son olarak ise insan dediğimiz türün beyni oluşmuştur. Bu yüzden insan beyni incelendiğinde üç adet beyin türü yahut katmanı görünmektedir. Altta sürüngen beyin, kaç ya da savaş komutu veren; onun üstünde memeli beyni, sürüngenlerle yaşamayı öğrenen beyin de diyebiliriz. En sonunda da insan beyni, şu anki halini almıştır. Belki ileride daha farklı bir mutasyon geçirebilir. O zamanki bireyler de bunu yazabilirler ama bu başka bir yazının konusu olacağı ve konumuzu dağıtacağı için buna girmeyi gerek görmemekteyim.)</p>
<h2><b>Oral Alışkanlıkların Kökeni</b></h2>
<p>Kısa bir not eklemek gerekirse buraya, ağız alışkanlıkları bu <b>oral dönemlerden</b> gelir. Sigara gibi alışkanlıkları bırakamamak da buna girer çünkü insan, doğduğundan beri her şeyi ağzıyla deneyimler. Bu böyle süre geldiği için anne memesi yerine <b>oral alışkanlıklar</b> hayatlarının içinde yer edinir. Yer edinmesinden dolayı sürekli insan ağzını meşgul edecek şeyler arar. Kürdan gibi, ot gibi, sigara gibi, pipo gibi bir sürü ürünü/nesneyi icat eder veyahut da doğadan alarak ağzına götürür. Ancak bu, kız çocuklarında daha azdır.</p>
<h2><b>Cinsiyet ve Libido Farklılıkları</b></h2>
<p>Bunu ise henüz tam olarak açıklayamamaktayız. Çünkü istisnalar vardır. Libido kavramı gibi eril duruma gelince her şey yerine oturmakta fakat kadın cinsiyetine gelince işler biraz karışmaktadır. Erkekler karşı cins olarak annelerine, kızlar ise karşı cins olarak babalarına ilgi duymaları gerekirken, durum bazen tam tersi olabilmektedir. Burada da çevresel faktörler, yetişme tarzı, aile, toplum, devlet yönetimi, politikalar, yasalar gibi faktörler devreye girmektedir. Neyse, konuyu daha fazla dağıtıp bilgi bombardımanına boğmayayım siz değerli okur ve anlayıcılarımızı.</p>
<h2><b>Venom’un İlkel Doğası</b></h2>
<p>Konumuza dönersek, işte insan doğduğunda el ve ayaklarını koordineli bir şekilde kullanamadığı için ne yapacak? Tabii ki tek doyum yolu olan ağzını kullanacak ve bunun sonucunda her şeyden birer örnek alacaktır. Bunu yaparken de geçmişe takılı kalacak, yani sadece ağzını kullanarak doyuma ulaştığı için ağızsal alışkanlıkları hayatı boyunca devam ettirmeyi arzu edecektir. Bunun sonucunda her şeyi yalayıp yutmak yatmaktadır, diyebiliriz.</p>
<p>İşte konu bu olup <b>Venom’un</b> da diğer karakterlerin ağ atmak, vurmak, yakmak, eritmek gibi tercih ettikleri yerine, karşısındakini yalayıp yutarak, karşısındakini yemek olarak görüp onu yalayarak ceza vermesi, bu ilkel alışkanlığa atıf yapmaktadır. Olguya bu yönden baktığınızda, asıl kahramanın kendiniz olduğunu, başrolde sizin oynadığınızı, ilkelliğinizin peşinizi hiçbir zaman bırakmayacağını, bunun beraberinde ise tecrübe ettiklerinizin hep peşinizden sizi takip edeceğini, sadece ba(ğ)zı durumların şekil değiştirerek yaşadığınız zamana adapte olacağını fark edeceksiniz.</p>
<h2><b>Sonuç ve Öneri</b></h2>
<p>Şimdiden filmi izlemediyseniz izlemenizi tavsiye etmekteyim. Bu yönden bakarak değerlendirmenizi rica ediyorum siz değerli okuyucularımızdan.</p>
<p>İyi seyirler.</p>
<p>Bir sonraki beyin fırtınalarında görüşmek, buluşmak, anlaşmak isteği ve ümidiyle…</p>
<p>Umay Ana sizleri korusun, esenlikler içinde kalın!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/psikoloji-ve-venom-psikanalitik-bir-bakis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
