<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Emine Özge Duruklu &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/emineozgeduruklu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Thu, 30 Apr 2026 18:33:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Emine Özge Duruklu &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bazen Özlediğimiz Şey Bir İnsan Değil, O İnsanla Kurduğumuz Bağın Kendisidir</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/bazen-ozledigimiz-sey-bir-insan-degil-o-insanla-kurdugumuz-bagin-kendisidir/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=bazen-ozledigimiz-sey-bir-insan-degil-o-insanla-kurdugumuz-bagin-kendisidir</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/bazen-ozledigimiz-sey-bir-insan-degil-o-insanla-kurdugumuz-bagin-kendisidir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Özge Duruklu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Apr 2026 21:45:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=31812</guid>

					<description><![CDATA[İnsan ilişkileri yalnızca yaşanan anlardan ibaret değildir. Her bir ilişki, her bir deneyim, kişinin bedeninde ve zihninde çeşitli izler bırakır. Bu bağlamda John Bowlby tarafından bağlanma kuramı geliştirilmiştir. Bu kurama göre bireyler, erken dönem bakım verenleriyle kurdukları ilişkilerin tutarlılığına bağlı olarak belirli bağlanma stilleri geliştirir. Kuram, bireyin çocukluk döneminde kurduğu bu bağların, yetişkinlikteki romantik ilişkilerini [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="123" data-end="511">İnsan ilişkileri yalnızca yaşanan anlardan ibaret değildir. Her bir ilişki, her bir deneyim, kişinin bedeninde ve zihninde çeşitli izler bırakır. Bu bağlamda <span class="hover:entity-accent entity-underline inline cursor-pointer align-baseline"><span class="whitespace-normal">John Bowlby</span></span> tarafından <strong data-start="330" data-end="349">bağlanma kuramı</strong> geliştirilmiştir. Bu kurama göre bireyler, erken dönem bakım verenleriyle kurdukları ilişkilerin tutarlılığına bağlı olarak belirli bağlanma stilleri geliştirir.</p>
<p data-start="513" data-end="851">Kuram, bireyin çocukluk döneminde kurduğu bu bağların, yetişkinlikteki romantik ilişkilerini nasıl etkilediğini açıklar. Bağlanma yalnızca duygusal bir bağlılık değil, aynı zamanda hayatta kalmayı destekleyen biyolojik bir sistemdir. Bu nedenle bir ilişki sona erse bile bağlanma sistemi hemen kapanmaz; bir süre aktif kalmaya devam eder.</p>
<p data-start="853" data-end="999">Birey, çeşitli belirtiler ve düşünceler aracılığıyla ilişkiyi zihinsel olarak sürdürmeye devam edebilir ve bu durum günlük yaşamını etkileyebilir.</p>
<h2 data-section-id="168bi7k" data-start="1006" data-end="1057"><span role="text"><strong data-start="1009" data-end="1057">Bağlanma Stilleri: Neden Herkes Aynı Sevmez?</strong></span></h2>
<p data-start="1059" data-end="1156">Bağlanma kuramına göre bireyler üç temel bağlanma stili geliştirir: güvenli, kaygılı ve kaçıngan.</p>
<p data-start="1158" data-end="1420"><strong data-start="1158" data-end="1178">Kaygılı bağlanma</strong> stiline sahip bireyler, romantik ilişkilerde yoğun ayrılık kaygısı yaşarlar. Bu kaygıyı azaltmak için partnerleriyle daha fazla yakınlık kurma ihtiyacı hissederler. Bu ihtiyaç aslında kişinin içsel güvensizlik duygusunu yatıştırma çabasıdır.</p>
<p data-start="1422" data-end="1637">İlişki sona erse bile bu bağlanma sistemi aktif kalabilir. Birey, artık var olmayan bir ilişkiye zihinsel ve duygusal yatırım yapmaya devam edebilir. Bu da kişinin geçmiş ilişkiyi bırakmakta zorlanmasına neden olur.</p>
<h2 data-section-id="8hmmjv" data-start="1644" data-end="1675"><span role="text"><strong data-start="1647" data-end="1675">Bağlanma Sistemi Devrede</strong></span></h2>
<p data-start="1677" data-end="1893">Yakınlık arayışı ve ayrılığa verilen tepki, bağlanma sisteminin temel bileşenlerindendir. Birey, bağlandığı kişiden uzak kaldığında yoğun bir stres yaşar. Bu stres hem psikolojik hem de fizyolojik düzeyde hissedilir.</p>
<p data-start="1895" data-end="1924">Ayrılık sonrası süreçte kişi:</p>
<ul data-start="1925" data-end="2046">
<li data-section-id="2nfrt1" data-start="1925" data-end="1961">Sürekli düşünme (<strong data-start="1944" data-end="1958">ruminasyon</strong>)</li>
<li data-section-id="1l1na7k" data-start="1962" data-end="1990">İçsel açıklamalar üretme</li>
<li data-section-id="1ipkesb" data-start="1991" data-end="2024">Yeniden bağlantı kurma isteği</li>
<li data-section-id="v6i79w" data-start="2025" data-end="2046">Yoğun huzursuzluk</li>
</ul>
<p data-start="2048" data-end="2075">gibi tepkiler gösterebilir.</p>
<p data-start="2077" data-end="2284">Bu tepkiler çoğu zaman yalnızca “özlem” değil, aktif bir bağlanma sisteminin çalışmaya devam ettiğinin bir göstergesidir. Yani özlediğimiz şey her zaman kişinin kendisi değil; onunla kurduğumuz bağ olabilir.</p>
<h2 data-section-id="1x5mrwd" data-start="2291" data-end="2336"><span role="text"><strong data-start="2294" data-end="2336">Aşkın Kimyası: Beyin Neden Vazgeçemez?</strong></span></h2>
<p data-start="2338" data-end="2532">Nörobiyolojik açıdan bakıldığında bağlanma süreçleri beynin <strong data-start="2398" data-end="2414">ödül sistemi</strong> ile yakından ilişkilidir. Romantik ilişkiler sırasında dopamin ve oksitosin gibi nörotransmitterlerin salınımı artar.</p>
<p data-start="2534" data-end="2549">Bu kimyasallar:</p>
<ul data-start="2550" data-end="2593">
<li data-section-id="16ob9sr" data-start="2550" data-end="2557">Haz</li>
<li data-section-id="gkpb0u" data-start="2558" data-end="2567">Güven</li>
<li data-section-id="1ihv5cv" data-start="2568" data-end="2580">Bağlılık</li>
<li data-section-id="1nrkui7" data-start="2581" data-end="2593">Mutluluk</li>
</ul>
<p data-start="2595" data-end="2622">gibi duyguları güçlendirir.</p>
<p data-start="2624" data-end="2945">Ancak ayrılık yaşandığında bu nörokimyasal döngü kesintiye uğrar. Dopamin ve oksitosin düzeylerinin düşmesi, bireyde bir tür <strong data-start="2749" data-end="2768">yoksunluk hissi</strong> yaratabilir. Bu durum, bağımlılık süreçlerine benzer şekilde çalışır. Bu yüzden bazı ilişkilerden kopmak yalnızca duygusal değil, aynı zamanda biyolojik olarak da zorlayıcıdır.</p>
<h2 data-section-id="or4pu8" data-start="2952" data-end="2988"><span role="text"><strong data-start="2955" data-end="2988">Herkes Aynı Şekilde İyileşmez</strong></span></h2>
<p data-start="2990" data-end="3185">Her bağlanma stili ayrılık sonrası süreci farklı etkiler. <strong data-start="3048" data-end="3068">Güvenli bağlanma</strong> stiline sahip bireyler, ayrılığı daha sağlıklı bir şekilde işleyebilir ve duygusal dengelerini yeniden kurabilirler.</p>
<p data-start="3187" data-end="3253">Buna karşılık kaygılı ve kaçıngan bağlanma stiline sahip bireyler:</p>
<ul data-start="3254" data-end="3325">
<li data-section-id="2oj6a3" data-start="3254" data-end="3278">Geçmişe takılı kalma</li>
<li data-section-id="1i5j522" data-start="3279" data-end="3305">İlişkiyi idealize etme</li>
<li data-section-id="1tqwsg3" data-start="3306" data-end="3325">Sürekli düşünme</li>
</ul>
<p data-start="3327" data-end="3368">gibi süreçleri daha yoğun yaşayabilirler.</p>
<p data-start="3370" data-end="3436">Bu durum, zihinde ilişkinin hâlâ devam ettiği hissini yaratabilir.</p>
<h2 data-section-id="pv0zc8" data-start="3443" data-end="3482"><span role="text"><strong data-start="3446" data-end="3482">Biten İlişkiler, Bitmeyen Bağlar</strong></span></h2>
<p data-start="3484" data-end="3668">Sonuç olarak ilişkiler fiziksel olarak sona erebilir; ancak bu, bağlanmanın hemen sona ereceği anlamına gelmez. İnsan zihni, özellikle tamamlanmamış deneyimleri sürdürme eğilimindedir.</p>
<p data-start="3670" data-end="3821">Bazı ilişkiler, tıpkı sönmüş ama izi kalan bir izmarit gibi zihinde varlığını sürdürür. Bu nedenle yaşanan özlem her zaman bir kişiye yönelik değildir.</p>
<p data-start="3823" data-end="3884">Bazen özlediğimiz şey, o kişiyle kurduğumuz bağın kendisidir.</p>
<h2 data-section-id="jn780k" data-start="3891" data-end="3906"><span role="text"><strong data-start="3894" data-end="3906">Kaynakça</strong></span></h2>
<p data-start="3908" data-end="3958">Ari, F. A. (2021). Bilişsel şemalar ve bağlanma.</p>
<p data-start="3960" data-end="4008">Attachment Theory and Psychopathology. (2006).</p>
<p data-start="4010" data-end="4097"><span class="hover:entity-accent entity-underline inline cursor-pointer align-baseline"><span class="whitespace-normal">John Bowlby</span></span> (1979). The Bowlby-Ainsworth attachment theory.</p>
<p data-start="4099" data-end="4147">Keskin, G., &amp; Çam, O. (2007). Bağlanma süreci.</p>
<p data-start="4149" data-end="4243" data-is-last-node="" data-is-only-node="">Soysal, A. Ş., Bodur, Ş., İşeri, E., &amp; Şenol, S. (2005). Bebeklik dönemindeki bağlanma süreci.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/bazen-ozledigimiz-sey-bir-insan-degil-o-insanla-kurdugumuz-bagin-kendisidir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aşkın 4213 İzmarit Hali: Saplantı, Kayıp ve Nesne İlişkileri Üzerinden Masumiyet Müzesi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/askin-4213-izmarit-hali-saplanti-kayip-ve-nesne-iliskileri-uzerinden-masumiyet-muzesi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=askin-4213-izmarit-hali-saplanti-kayip-ve-nesne-iliskileri-uzerinden-masumiyet-muzesi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/askin-4213-izmarit-hali-saplanti-kayip-ve-nesne-iliskileri-uzerinden-masumiyet-muzesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Özge Duruklu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2026 21:30:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aşk ve İlişkiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=29389</guid>

					<description><![CDATA[Aşk, günlük hayatta çoğu zaman yüceltilen ve romantize edilen bir deneyim olarak karşımıza çıkar. Ancak bazı durumlarda aşk, romantik olmaktan çok psikolojik bir çözümlemeye ihtiyaç duyar. Masumiyet Müzesi, yalnızca bir aşk romanı değil; aynı zamanda saplantının aşka olan etkisini de ele alan derin bir yayındır. Kemal’in Füsun’a olan aşkı klasik anlamda bir bağlılık değildir. Giderek [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="3">Aşk, günlük hayatta çoğu zaman yüceltilen ve romantize edilen bir deneyim olarak karşımıza çıkar. Ancak bazı durumlarda aşk, romantik olmaktan çok psikolojik bir çözümlemeye ihtiyaç duyar. Masumiyet Müzesi, yalnızca bir aşk romanı değil; aynı zamanda <b data-path-to-node="3" data-index-in-node="251">saplantının</b> aşka olan etkisini de ele alan derin bir yayındır. Kemal’in Füsun’a olan aşkı klasik anlamda bir bağlılık değildir. Giderek yoğunlaşan, nesnelerle özdeşleştirilen bir psikolojik örgütlenmedir.</p>
<h2 data-path-to-node="4"><b data-path-to-node="4" data-index-in-node="0">Aşk mı, Saplantı mı?</b></h2>
<p data-path-to-node="5">Kemal’in Füsun’a olan duyguları, yoğun bir aşk olarak gözükmektedir. Ancak derinlemesine incelendiğinde nesnelere kadar taşınan bu aşk, obsesif özellikler taşır. 4213 adet izmaritin saklanması, yalnızca hatıra boyutu değildir. Burada karşımıza çıkan şey, kaybı tolere edemeyen bireyin, nesneler aracılığıyla bu ilişkiyi sürdürme çabasıdır. Psikodinamik perspektif ile değerlendirildiğinde bu durum, “nesne ilişkileriyle” ilişkilendirilebilir. Birey, sevilen kişi fiziksel olarak orada olmadığında o kişinin zihinsel temsilini sağlıklı bir şekilde sürdüremez ve dolayısıyla çözümü nesnelerde arar. Kemal için biriktirmiş olduğu 4213 adet izmarit, Füsun’un fiziksel olarak orada olmayışı ile başa çıkmanın bir yoludur (Fisher et al., 2005).</p>
<h2 data-path-to-node="6"><b data-path-to-node="6" data-index-in-node="0">Nesne İlişkileri Kuramı ve Füsun’un Temsili</b></h2>
<p data-path-to-node="7">Nesne ilişkileri kuramı, Winnicott ve Klein tarafından geliştirilmiştir. Bu kurama göre, bireyler yoğun duygular besledikleri kişileri yalnızca dış dünyalarında taşımazlar. Bu kişileri, iç dünyalarında da özel bir yere koyarak içsel olarak taşımaya devam ederler. Bu kurama göre, sağlıklı bir psikolojik yapıda bu içsel temsiller, tutarlı bir bütün şeklinde işlemelidir (Winnicott, 1953).</p>
<p data-path-to-node="8">Kemal’in durumu değerlendirildiğinde Füsun, içsel veya dışsal bir temsil olmaktan çıkıp, idealize edilmiş donuk bir imgeye dönüşmüştür. Bu durumda aşk, sağlıklı ilerleyen karşılıklı ilişki durumundan sapar ve kişinin tek başına deneyimlediği bir içsel temsile dönüşür. Kemal, Füsun’u zihninde yarattığı şekilde yoğun bir saplantı ile sevmektedir.</p>
<h2 data-path-to-node="9"><b data-path-to-node="9" data-index-in-node="0">Aşkın Nesneleşmesi: Hatıralar Üzerinden İlişki Kurmak</b></h2>
<p data-path-to-node="10">Kemal’in Füsun’a ait biriktirdiği eşyalar, aşkın <b data-path-to-node="10" data-index-in-node="49">nesneleşmesinin</b> en somut örneği olarak karşımıza çıkmaktadır. Erişilemeyen kişiyle kurulamayan ilişki, onun eşyalarıyla kurulur. Bu durum psikoloji literatüründe “displacement” olarak adlandırılır.</p>
<p data-path-to-node="11">Nesneler, yalnızca hatıra boyutuyla kalmaz. Aynı zamanda duygusal regülasyon için bir araç haline de gelir. Kemal için de bu nesneler, Füsun’un yokluğunda duygusal regülasyon için kullandığı birer araçtır. Biriktirilen her bir izmarit, Kemal için geçmişe yönelik duygusal bir temas noktası haline gelmiştir.</p>
<h2 data-path-to-node="12"><b data-path-to-node="12" data-index-in-node="0">Aşkın Patolojik Sınırları</b></h2>
<p data-path-to-node="13">Masumiyet Müzesi, aşkın her zaman iyileştirici bir deneyim olmadığını birçok somut örnekle gözler önüne serer. Aşk, bazen iyileştirici etkisinden çok bireyin psikolojik bütünlüğünü zorlayan bir duruma evrilebilir ve kişinin yaşam kalitesini düşürebilir.</p>
<h2 data-path-to-node="14"><b data-path-to-node="14" data-index-in-node="0">Aşk Acısının Anatomisi</b></h2>
<p data-path-to-node="15">Aşk, yalnızca duygusal bir deneyim değildir. Nörobiyolojik ve psikodinamik süreçler de oldukça etkilidir. Yoğun duygular beslenen kişiyle bir ayrılık yaşandığında, beyindeki ödül sistemiyle ilgili dopamin döngüsü kesintiye uğrar. Ek olarak stres sistemi de aktif olur. Dolayısıyla ortaya yoksunluk benzeri bir durum çıkar; kişi hem psikolojik hem de fiziksel olarak “çekilme” belirtilerine benzer belirtiler yaşar. Kemal’in Füsun’a olan aşkı incelendiğinde, bağımlılık benzeri çekilme belirtileri yaşatan bir tablo görülmektedir. İzmaritler, Füsun’la ilgili hatıralar; aslında bu bağı sürdürme ve yoksunluğu giderme çabasıdır. Ancak bu bağ, iyileşmek yerine <b data-path-to-node="15" data-index-in-node="658">kronikleşerek</b> devam eder. Sonuç olarak aşk, sağlıklı bir duygusal deneyim olmaktan çıkarak kişiye zihinsel ve bedensel olarak etki eden bir duruma dönüşür (Fisher et al., 2005).</p>
<h2 data-path-to-node="16"><b data-path-to-node="16" data-index-in-node="0">Sonuç</b></h2>
<p data-path-to-node="17">Masumiyet Müzesi’nde yaşanan aşk, aşkın psikolojik sınırlarına da vurgu yapan bir anlatıdır. Kemal’in Füsun’un yokluğunda duyduğu derin sevgi ve özlemin zamanla nasıl saplantıya dönüşebileceğini, bağlılığın ise nasıl bağımlılığa evrilebileceğini gösterir. Aşkın 4213 izmarit hali, aslında sevilen kişinin kaybını kabullenememenin bir sonucudur. Kişi, kabul edemediği duyguları ve durumları bu nesneler aracılığıyla dindirmeye çalışırken aynı zamanda bu iyileşme sürecini besleyerek uzatmış olur. Masumiyet Müzesi, aşkın yalnızca güzel yanlarına ışık tutmaz. İnsan zihninin kayıp karşısında ne tür savunmalar geliştirdiğine ve bazen de nasıl takılı kaldığına dair de açıklık getirir. Aşk, doğru yaşandığında iyileştirici ve dönüştürücü bir deneyim olabilir. Ancak takıntı boyutuna dönüşürse, bireyi yoran ve yıpratan bir sürece dönüşebilir.</p>
<h2 data-path-to-node="18"><b data-path-to-node="18" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<p data-path-to-node="19,0,0">Fisher, H. E., Aron, A., &amp; Brown, L. L. (2005). Romantic love: An fMRI study of a neural mechanism for mate choice. The Journal of Comparative Neurology, 493(1), 58–62. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.1002/cne.20772" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwiAn-32isqTAxUAAAAAHQAAAAAQ-gE">https://doi.org/10.1002/cne.20772</a></p>
<p data-path-to-node="19,1,0">Winnicott, D. W. (1953). Transitional objects and transitional phenomena: A study of the first not-me possession. International Journal of Psychoanalysis, 34, 89–97.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/askin-4213-izmarit-hali-saplanti-kayip-ve-nesne-iliskileri-uzerinden-masumiyet-muzesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Travma Sonrası Somatik Belirtiler: Nörobiyolojik Mekanizmalar ve Psikopatolojik Yansımalar</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/travma-sonrasi-somatik-belirtiler-norobiyolojik-mekanizmalar-ve-psikopatolojik-yansimalar/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=travma-sonrasi-somatik-belirtiler-norobiyolojik-mekanizmalar-ve-psikopatolojik-yansimalar</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/travma-sonrasi-somatik-belirtiler-norobiyolojik-mekanizmalar-ve-psikopatolojik-yansimalar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Özge Duruklu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Feb 2026 21:25:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Klinik Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=26843</guid>

					<description><![CDATA[Travmatik yaşam deneyimleri, kişinin üzerinde psikolojik bir etki bıraktığı gibi bedensel da kalıcı izler bırakabilmektedir. Bu doğrultuda klinik gözlemler göz önünde bulundurulduğunda, travmatik deneyimler yaşayan bireylerin kronik ağrı, gastrointestinal sorunlar, kas gerginliği, baş dönmesi gibi somatik belirtiler yaşama ihtimalinin arttığı görülmektedir (Felitti et al., 1998; van der Kolk, 2014). Bu durum, travmanın bilişsel ve duygusal [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="3">Travmatik yaşam deneyimleri, kişinin üzerinde psikolojik bir etki bıraktığı gibi bedensel da kalıcı izler bırakabilmektedir. Bu doğrultuda klinik gözlemler göz önünde bulundurulduğunda, travmatik deneyimler yaşayan bireylerin kronik ağrı, gastrointestinal sorunlar, kas gerginliği, baş dönmesi gibi somatik belirtiler yaşama ihtimalinin arttığı görülmektedir (Felitti et al., 1998; van der Kolk, 2014). Bu durum, travmanın bilişsel ve duygusal etkilerinin olduğu gibi, <b data-path-to-node="3" data-index-in-node="469">biyopsikososyal</b> bir etkisinin olduğunu da göstermektedir.</p>
<h2 data-path-to-node="4"><b data-path-to-node="4" data-index-in-node="0">Travma ve Bedensel Yük</b></h2>
<p data-path-to-node="5">Erken dönemlerde yaşanan travmatik deneyimlerin bireyin ilerleyen yaşantısında hem psikiyatrik hem de fiziksel sağlık sorunlarıyla yakından ilişkili olduğunu gösteren çalışmalardan biri Adverse Childhood Experiences (ACE) adlı çalışmadır. Bu çalışmaya göre, çocukluk çağında istismar ve ihmal gibi durumlar, bireyin ilerleyen yaşantısında kardiyovasküler hastalıklar, kronik ağrı sendromları, somatik belirti bozuklukları gibi hususlarla ilişkilidir (Felitti et al., 1998).</p>
<p data-path-to-node="6">Somatik yakınmaların belirgin olduğu hastalık gruplarından biri, travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) dur. Bu bireylerde özellikle somatik belirtilere sıkça rastlanmaktadır. Verilere göre, TSSB yaşayan bireylerde inflamasyon belirteçleri ve otonom sinir sistemi düzensizlikleri arasında yakın bir ilişki olduğu görülmektedir (Passos et al., 2015). Böylelikle, psikolojik travmaların bedensel olarak da bazı negatif etkiler ortaya çıkardığı anlaşılmaktadır.</p>
<h2 data-path-to-node="7"><b data-path-to-node="7" data-index-in-node="0">Nörobiyolojik Mekanizmalar: Otonom Sinir Sistemi ve Hpa Ekseni</b></h2>
<p data-path-to-node="8">Travmanın somatik belirtilerinin ortaya çıkarmasında otonom sinir sistemi merkezi de oldukça önemlidir. Bireyin travmatik bir deneyim sonrasında sempatik sinir sistemi aktif hale gelir. Dahası, parasempatik tonus aktivasyonu ise azaltabilmektedir. Bu iki sistem arasındaki dengesizliğin bir sonucu olarak kalp atım hızında değişiklikler ve düşüşler, gastrointestinal hassasiyet ve kas gerginliği gibi belirtiler görülebilmektedir (Thayer &amp; Lane, 2000).</p>
<p data-path-to-node="9"><b data-path-to-node="9" data-index-in-node="0">Hipotalamus-hipofiz-adrenal</b> (HPA) ekseni ise travma sonrası yeniden düzenlenebilmektedir. Kronik strese maruz kalındığında, kortizol yanıtında düzensizlikler meydana gelir. Böylece hem bağışıklık sistemi hem de inflamatuar süreçler bu durumdan oldukça etkilenir (Yehuda, 2002).</p>
<p data-path-to-node="10">Nörogörüntüleme çalışmaları incelendiğinde, travma sonrasında amigdalanın hiperaktivitesinde ve prefrontal korteks regülasyonunda azalma görülmüştür (Shin &amp; Liberzon, 2010). Nörobiyolojik yapıların tehdit algısı ve fizyolojik uyarılma ile olan ilişkisi göz önünde bulundurulduğunda, kronik anlamda tetikte olma halinin somatik belirtilere sebep olduğu düşünülebilir.</p>
<h2 data-path-to-node="11"><b data-path-to-node="11" data-index-in-node="0">Beden Hafızası ve Somatik Deneyim</b></h2>
<p data-path-to-node="12">Erken dönemde yaşanılan travmaların, bireyin bedeninde saklanması kavramı her zaman dikkat çekmiş ve tartışılmıştır. van der Kolk (2014), travmatik deneyimlerin sözel bellekte işlenmemesi durumunda, bu deneyimlerin ilerleyen dönemlerde kişide somatik belirtiler şeklinde yeniden ortaya çıkabileceğini savunmuştur. Dahası, travmatik olaylar ve tetikleyiciler, kişinin bedenindeki fizyolojik reaksiyonları kişi farkında olmadan yeniden aktive edebilir.</p>
<p data-path-to-node="13">Kişinin bedeninde meydana gelen somatik belirtiler, genel olarak “tıbbi olarak tanınmayan semptomlar” olarak değerlendirilir. Ancak bu konudaki artan çalışmalar incelendiğinde, bu belirtilerin, <b data-path-to-node="13" data-index-in-node="194">stres yanıt sistemlerindeki</b> değişikliklerle ilişkili olduğu anlaşılmaktadır (Bremner, 2006).</p>
<h2 data-path-to-node="14"><b data-path-to-node="14" data-index-in-node="0">Klinik Yansımalar ve Müdahale</b></h2>
<p data-path-to-node="15">Travmatik yaşantılar sonrasında ortaya çıkan somatik belirtilerin, biyopsikososyal yaklaşımla bütüncül olarak ele alınıp değerlendirilmesi önemlidir. Bu belirtilerin azaltılmasında travma odaklı bir bilişsel davranışçı terapi ve duygu düzenleme temelli yaklaşımlar etkili bulunmuştur (Cloitre et al., 2012).</p>
<p data-path-to-node="16">Ek olarak, mindfulness temelli müdahaleler ve beden odaklı çalışmaların da fizyolojik aşırı uyarılmayı azalttığı görülmüştür (Price &amp; Hooven, 2018). Bu doğrultuda, travmanın hem fiziksel hem bedensel düzeyde değerlendirilmesi oldukça önemlidir.</p>
<h2 data-path-to-node="17"><b data-path-to-node="17" data-index-in-node="0">Sonuç</b></h2>
<p data-path-to-node="18">Nörobiyolojik düzenekler, otonom sinir sistemi düzensizlikleri gibi sistemler, travma sonrasındaki somatik belirtilerin ortaya çıkışında önemli rol oynamaktadır. Özellikle sempatik sinir sisteminin tetikleyicilerle kronik olarak aktif hale gelmesi ve parasempatik regülasyonunun zayıflaması, gastrointestinal hassasiyet, kalp atım hızı değişiklikleri ve kas gerginliği gibi belirtilerin ortaya çıkış sıklığını artırabilmektedir. Dahası, HPA ekseninde meydana gelen düzensizlikler ve inflamatuar süreçlerindeki artış da bireyin travma sonrasında yaşayabileceği semptomların sıklığını artırabilmektedir. Bu sebeple travmanın değerlendirilmesinde, yalnızca bilişsel çarpıtmalar, duygu durum değişiklikleri gibi semptomlara odaklanmak yeterli olmayabilir. Değerlendirmelerde, deneyimin sinir sistemindeki etkileri ele alınarak, bedenin verdiği fizyolojik tepkiler de göz önünde bulundurulmalı ve klinik formülasyona dahil edilmelidir. Bu doğrultuda gelecekte yapılacak çalışmaların, fizyolojik düzenleme sistemleri arasındaki ilişkiyi daha detaylı biçimde incelemesi ve araştırması, daha sağlıklı bulguların elde edilmesinde önemlidir.</p>
<h2 data-path-to-node="20"><b data-path-to-node="20" data-index-in-node="0">Kaynakça </b></h2>
<ul data-path-to-node="21">
<li>
<p data-path-to-node="21,0,0">Bremner, J. D. (2006). Traumatic stress: Effects on the brain. <i data-path-to-node="21,0,0" data-index-in-node="63">Dialogues in Clinical Neuroscience</i>, 8(4), 445–461.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="21,1,0">Cloitre, M., et al. (2012). The ISTSS expert consensus treatment guidelines for complex PTSD. <i data-path-to-node="21,1,0" data-index-in-node="94">Depression and Anxiety</i>, 29(8), 716–727.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="21,2,0">Felitti, V. J., et al. (1998). Relationship of childhood abuse and household dysfunction to many of the leading causes of death in adults. <i data-path-to-node="21,2,0" data-index-in-node="139">American Journal of Preventive Medicine</i>, 14(4), 245–258.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="21,3,0">Passos, I. C., et al. (2015). Inflammatory markers in post-traumatic stress disorder: A meta-analysis. <i data-path-to-node="21,3,0" data-index-in-node="103">Molecular Psychiatry</i>, 20, 1002–1012.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="21,4,0">Price, C. J., &amp; Hooven, C. (2018). Interoceptive awareness skills for emotion regulation. <i data-path-to-node="21,4,0" data-index-in-node="90">Frontiers in Psychology</i>, 9, 798.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="21,5,0">Shin, L. M., &amp; Liberzon, I. (2010). The neurocircuitry of fear and anxiety disorders. <i data-path-to-node="21,5,0" data-index-in-node="86">Neuropsychopharmacology</i>, 35, 169–191.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="21,6,0">Thayer, J. F., &amp; Lane, R. D. (2000). A model of neurovisceral integration. <i data-path-to-node="21,6,0" data-index-in-node="75">Biological Psychology</i>, 54, 187–211.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="21,7,0">van der Kolk, B. A. (2014). <i data-path-to-node="21,7,0" data-index-in-node="28">The Body Keeps the Score</i>. Viking.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="21,8,0">Yehuda, R. (2002). Post-traumatic stress disorder. <i data-path-to-node="21,8,0" data-index-in-node="51">The New England Journal of Medicine</i>, 346(2), 108–114.</p>
</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/travma-sonrasi-somatik-belirtiler-norobiyolojik-mekanizmalar-ve-psikopatolojik-yansimalar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaygılı Bağlanmanın Yetişkin İlişkilerdeki Davranışsal Yansımaları</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/kaygili-baglanmanin-yetiskin-iliskilerdeki-davranissal-yansimalari/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kaygili-baglanmanin-yetiskin-iliskilerdeki-davranissal-yansimalari</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/kaygili-baglanmanin-yetiskin-iliskilerdeki-davranissal-yansimalari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Özge Duruklu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Jan 2026 21:40:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Zihin ve Davranış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=23791</guid>

					<description><![CDATA[Bağlanma, yaşamın erken dönemlerinde birincil bakım verenle kurulup şekillenmeye başlar ve kişinin ilerleyen dönemlerdeki yaşantısında duygusal, bilişsel ve kişilerarası ilişkilerinde önemli rol oynar. Bağlanma, kişinin kendisi için güvenli bir üs olarak bakım verenle geliştirdiği duygusal bir bağdır. Çocuk için bu bağ, sığınılacak güvenli bir liman ve dünyayı keşfetmek için geri dönülebilecek bir üs niteliği taşımaktadır. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="1">Bağlanma, yaşamın erken dönemlerinde birincil bakım verenle kurulup şekillenmeye başlar ve kişinin ilerleyen dönemlerdeki yaşantısında duygusal, bilişsel ve kişilerarası ilişkilerinde önemli rol oynar. Bağlanma, kişinin kendisi için güvenli bir üs olarak bakım verenle geliştirdiği duygusal bir bağdır. Çocuk için bu bağ, sığınılacak güvenli bir liman ve dünyayı keşfetmek için geri dönülebilecek bir üs niteliği taşımaktadır. Bakım verenin çocuğun sinyallerine verdiği duyarlı ya da duyarsız tepkiler, bağlanmanın güvenli ya da güvensiz bir şekilde kurulmasına yol açmaktadır. Bu doğrultuda bakım verenin çocukla kurduğu ilişki biçimi, bağlanmanın türünü belirlemede kritik rol oynamaktadır (Bowlby, 1979).</p>
<h2 data-path-to-node="2"><b data-path-to-node="2" data-index-in-node="0">Kaygılı Bağlanmanın Kökenleri ve İçsel Çalışma Modelleri</b></h2>
<p data-path-to-node="3">Kaygılı bağlanma, bakım verenin tutarsız, öngörülemez ve düzenli bir şekilde erişilebilir olmayıp çocuğa bunu tutumlarıyla gösterip duygusal anlamda da hissettirmesiyle oluşur. Çocuk, tutarlı ve dengeli bir ilgi ve kabul görmediği için, bakım verenin ne zaman ulaşılabilir ve destekleyici olacağını kestiremez ve bu konuda hassaslaşıp yoğun bir kaybetme kaygısı geliştirir. Sürekli olarak yaşanan bu durumlar, bireyin ‘Ben sevgiye layık değilim, değersizim, her an terk edilebilirim.’ şeklindeki temel yanlış inançların oluşumuna zemin hazırlar (Bowlby, 1979).</p>
<p data-path-to-node="4">Ainsworth’un ‘Yabancı Durum Testi’ bulgularına göre, kaygılı bağlanma stiline sahip çocukların bakım verenleri ortamdan ayrıldığında yoğun bir kaygı yaşamaktadır. Ancak bakım veren geri geldikten sonra yakınlık arayışı, öfke ve huzursuzluk gelişmektedir. Çocuğun deneyimlediği bu çelişkili davranışlar, bakım verenin bazen destekleyici ve ulaşılabilir, bazen de erişilemez olmasından kaynaklanmaktadır (Dalgar et al., 2022). Bu türdeki olumsuz erken deneyimler sonucunda çocuk, bağlanma figürünün her zaman ulaşılabilir olmadığına dair bir inanç geliştirir ve kaygı yaşar. Bu sebeple, bağlanma sistemi kronik bir şekilde aktif kalır ve çocuk bu kaygıyı sürekli olarak yaşamaya başlar.</p>
<p data-path-to-node="5">Çocuk, bakım verenin çelişkili davranışları sonucunda, kendisi ve başkaları hakkında bilişsel ve duygusal içsel çalışma modelleri geliştirir. Kaygılı bağlanma modeline sahip bireyler, olumsuz benlik algısı ve diğer bireylere yönelik aşırı hassasiyet deneyimlerler. Bu bireyler kendisini sevgiye, ilgiye ve başkaları tarafından değer görmeye layık görmezler. Çevrelerindeki diğer bireyleri ise değerli fakat ulaşılması zor kişiler olarak yorumlarlar (Bowlby, 1979).</p>
<h2 data-path-to-node="6"><b data-path-to-node="6" data-index-in-node="0">Yetişkinlikte Kaygılı Bağlanma ve İlişki Dinamikleri</b></h2>
<p data-path-to-node="7">Çocuğun, çelişkili ve tutarsız bakım veren davranışları sonucu geliştirdiği içsel modeller, bireyin ileriye yönelik yaşantısındaki davranışlarını ve duygusal tepkilerini de şekillendirmektedir. Kaygılı bağlanma stiline sahip bireylerde en sık gözlemlenen davranışlar, ilişkilerde sürekli olarak onay arama, partnerin herhangi bir farklı davranışını aşırı ve yanlış yorumlama, terk edilme olasılığına karşı aşırı tetikte olma gibi durumları içerir. Böylece kişi, ikili ilişkilerinde ciddi bir stres yaşamaya başlar ve duygusal dalgalanmaları daha sık deneyimleyerek ilişki kalitesini ciddi anlamda düşürür (Bowlby, 1979).</p>
<p data-path-to-node="8">Kaygılı bağlanma stili, özellikle yetişkinlik dönemindeki romantik ilişkilerde daha da belirgin bir hale gelmektedir. Bu bireyler partnerine karşı yoğun duygusal yatırım yapar, her davranışını yorumlama eğiliminde olur, söylenenler üzerine düşünmede çok vakit harcar ve genel olarak negatif yorumlamaya eğilimli olur. Dahası, kaygılı bağlanan bireyler sürekli iletişim ihtiyacı hissederek içsel kaygılarını her an iletişimde kalarak azaltmaya çalışır. Bu ihtiyaçlar herhangi sebeplerden karşılanmadığı takdirde, yoğun kaygı, stres ve hayal kırıklığı deneyimlerler.</p>
<p data-path-to-node="9">Bu kişiler, partnere karşı yüksek kıskançlık ve aşırı kontrolcülük gibi durumları da yaşamaktadırlar. Partnerlerinin davranışlarını öyle olmasa dahi terk edilme tehdidi olarak algılayabilir ve bu algının doğal bir sonucu olarak aşırı kontrolcü ve bağımlı davranışlar sergileyebilirler. Böylece karşı taraf üzerine de bir baskı oluşarak ilişki kısır döngüye girer. Ek olarak partner geri çekilebilir, kişi de daha çok kaygı yaşamaya başlayabilir (Bowlby, 1979).</p>
<h2 data-path-to-node="10"><b data-path-to-node="10" data-index-in-node="0">Psikolojik Sağlık ve Terapi Süreçleri</b></h2>
<p data-path-to-node="11">Kaygılı bağlanan bireylerde gözlemlenen çeşitli psikolojik sorunlar mevcuttur ve bu sorunlar kaygılı bağlanma stiliyle ilişkilidir. Özellikle yaygın anksiyete bozukluğu, sosyal kaygı, depresif belirtiler gibi durumlar, kaygılı bağlanmayla yakından ilişkilidir. Bu bireyler, belirsizliğe karşı düşük tahammül eşiğine sahiptir ve kontrol edemedikleri durumlarda yoğun kaygı yaşayabilmektedir (Kobak &amp; Bosmans, 2018).</p>
<p data-path-to-node="12">Kaygılı bağlanmanın anlaşılması, psikoterapi süreçleri açısından oldukça önemlidir. Özellikle, bağlanma temelli terapiler ve bilişsel davranışçı yaklaşımlar, bireyin ilişki deneyimlerini daha güvenli ve sağlıklı bir konuma getirmede büyük rol oynamaktadır. Terapötik ilişkide, bireye güvenli bir ortamın sunulması, bireyin bağlanmayla ilgili düşüncelerini değiştirip yeniden yapılandırmada kolaylık sağlamaktadır (Amani, 2025).</p>
<p data-path-to-node="13">Kaygılı bağlanma, erken çocukluk deneyimlerinden beslenen ve bireyin kişiler arası ilişkilerinin ve sosyal yaşantısının kalitesini düşüren bir bağlanma biçimidir. Özellikle yetişkinlik dönemindeki romantik ilişkilerde kendini belli edip, duygusal düzenleme ve psikolojik iyi oluş durumlarında etkilidir. Dolayısıyla bu bağlanma stilinin anlaşılması ve yeniden yapılandırılması, klinik müdahaleler ve koruyucu ruh sağlığı çalışmaları açısından oldukça önemlidir.</p>
<h2 data-path-to-node="15"><b data-path-to-node="15" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<ol start="1" data-path-to-node="16">
<li>
<p data-path-to-node="16,0,0">Amani, M. (2025). The Effectiveness of Cognitive-Behavioral Family Therapy on Communication Skills, Family Functioning, and Conflict Resolution Styles in Couples with Insecure Attachment Style. KMAN Counseling &amp; Psychology Nexus, 3, 1-9. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.61838/kman.fct.psynexus.3.5" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwikisSlsLOSAxUAAAAAHQAAAAAQ2wI">https://doi.org/10.61838/kman.fct.psynexus.3.5</a></p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="16,1,0">Bowlby J. The Bowlby-Ainsworth attachment theory. Behavioral and Brain Sciences. 1979;2(4):637-638. doi:10.1017/S0140525X00064955</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="16,2,0">Dalgar, G., Civil, F., Savaş, E., Şahin, A. (2022). ERKEN ÇOCUKLUKTA BAĞLANMA: JOHN BOWLBY VE MARY AINSWORTH AÇISINDAN İNCELENMESİ. Avrasya Sağlık Bilimleri Dergisi, 5(1), 85-92. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.53493/avrasyasbd.885024" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwikisSlsLOSAxUAAAAAHQAAAAAQ3AI">https://doi.org/10.53493/avrasyasbd.885024</a></p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="16,3,0">Kobak, R., &amp; Bosmans, G. (2018). Attachment and psychopathology: a dynamic model of the insecure cycle. Current Opinion in Psychology, 25, 76–80. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.1016/j.copsyc.2018.02.018" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwikisSlsLOSAxUAAAAAHQAAAAAQ3QI">https://doi.org/10.1016/j.copsyc.2018.02.018</a></p>
</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/kaygili-baglanmanin-yetiskin-iliskilerdeki-davranissal-yansimalari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zihin–Beden Bağında Travma: Somatik Belirtilere Bütüncül Bir Bakış</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/zihin-beden-baginda-travma-somatik-belirtilere-butuncul-bir-bakis/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=zihin-beden-baginda-travma-somatik-belirtilere-butuncul-bir-bakis</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/zihin-beden-baginda-travma-somatik-belirtilere-butuncul-bir-bakis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Özge Duruklu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 Nov 2025 21:34:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Klinik Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=19310</guid>

					<description><![CDATA[Travma, bireyin maruz kaldığı olumsuz ve yoğun stres içeren deneyimlerin, kişinin duygu duyumunda, bilişsel süreçlerinde ve davranışlarında uzun süreli bir etki bırakarak bozulmasıdır. Bu bozulmalar, yalnızca psikolojik olmamakla birlikte bazı fiziksel belirtiler ile de ortaya çıkabilir ve kişinin yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürebilir. Bu makale, somatik belirtilere açıklık getirerek, alandaki mevcut bilgi birikimine katkı sağlamayı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="529" data-end="1088"><strong data-start="529" data-end="539">Travma</strong>, bireyin maruz kaldığı olumsuz ve yoğun stres içeren deneyimlerin, kişinin duygu duyumunda, bilişsel süreçlerinde ve davranışlarında uzun süreli bir etki bırakarak bozulmasıdır. Bu bozulmalar, yalnızca psikolojik olmamakla birlikte bazı fiziksel belirtiler ile de ortaya çıkabilir ve kişinin yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürebilir. Bu makale, <strong data-start="887" data-end="898">somatik</strong> belirtilere açıklık getirerek, alandaki mevcut bilgi birikimine katkı sağlamayı ve gelecekteki çalışmalara yön kazandıracak bir bakış açısı sunarak çalışmaları desteklemeyi hedeflemektedir.</p>
<p data-start="1090" data-end="1914">Yoğun stres dolu deneyimlerden sonra somatik semptomlar oldukça sık görülmektedir. Bu semptomlardan bazıları mide bulantısı, karın ağrısı, uykusuzluk ve baş dönmesidir. Dahası, yoğun travma sonrası kaygı düzeyi de doğru orantılı bir şekilde artarak bedensel uyarılmayı artırır. Buna “hyperarousal” denmektedir. Bu aşırı uyarılma hali, bireylerde sindirim sistemini de etkilemektedir. <strong data-start="1474" data-end="1484">Travma</strong> sonrası beyin “tehlike var” sinyalini sürekli olarak vermeye devam eder. Böylece sempatik sinir sistemi aktifleşir ve bireyler mide bulantısı, iştahsızlık, karın ağrısı gibi fiziksel semptomları deneyimlemeye başlar. Beden, “savaş ya da kaç” modunda takılı kaldığı için kişinin semptomları uzun süre devam edebilir. Bu noktada problem bireyin sindirim sisteminde değil, beynin tehdit alarmındaki halindedir (Özgen &amp; Aydın, 1999).</p>
<h2 data-start="1916" data-end="1961"><strong data-start="1919" data-end="1961">Bedensel Tepkilerin Travmayla İlişkisi</strong></h2>
<p data-start="1963" data-end="2421">Şiddetli travmalardan sonra sempatik sinir sistemi yalnızca uyarılmış halde kalmaz, aynı zamanda çevresel uyaranlara karşı da aşırı hassas hale gelir. Özellikle stres anlarında bedende hissedilen “kasılma” hissi, sempatik sinir sisteminin aktifliğinden kaynaklı ortaya çıkmaktadır. Dahası, travma sonrası aşırı hassaslaşan sempatik sinir sistemi, kalp atım hızını artırarak nefes darlığı gibi farklı belirtileri de tetikleyebilmektedir (Özgen &amp; Aydın, 1999).</p>
<p data-start="2423" data-end="2960">Bireyin bedensel semptomları, travma ile ilgili çevresel ipuçları karşısında da yeniden tetiklenebilmektedir. Geceleri yalnız kalınca, travmayı çağrıştıran koku ve seslere maruz kalınca, travmayla ilgili herhangi bir detayı hatırlatacak bir ortama girildiğinde kişi, yeniden tetiklenebilir. Bu durumun sebebi, beynin önceki deneyimlere dayanarak herhangi bir detayı travma ile eşleştirmesidir. Böylelikle kişi, “o durum tehlikeliydi, tekrar olabilir” diye düşünerek stres sistemini tekrardan aktif hale getirebilir (Özgen &amp; Aydın, 1999).</p>
<p data-start="2962" data-end="3498">Travma ve yoğun stres yaşayan bireylerde beyin, olası bir tehlikenin devam ettiği yanılgısı ile tehlike modunda sürekli olarak takılı kalır. Bu durum, savunma tepkisini yöneten sempatik sinir sisteminin kronik olarak aktif halde kalmasına sebep olur. Bu sistem sürekli aktif kaldığı zaman, vücut kendi kaynaklarını hayatta kalmaya odaklar ve bu doğrultuda çalışmaya başlar. Bu durumda ortaya çıkan fizyolojik değişiklikler, travma sonrası sık görülen semptomlar karşısında aşırı hassasiyetin de temelini oluşturur (Özgen &amp; Aydın, 1999).</p>
<h2 data-start="3500" data-end="3545"><strong data-start="3503" data-end="3545">Travma Sonrası Düzenleyici Müdahaleler</strong></h2>
<p data-start="3547" data-end="4056">Travma sonrasında ortaya çıkan fiziksel belirtilerin azaltılmasına yönelik birçok kanıta dayalı müdahaleler bulunmaktadır. Özellikle bilişsel davranışçı terapi (BDT) ile birey, travma sonrası ortaya çıkan felaketleştirme eğilimini azaltarak bireyin fiziksel semptomlarını yanlış ve tehdit içerikli yorumlama eğilimini büyük ölçüde azaltmaktadır. BDT ile kişi, deneyimlediği semptomları daha gerçekçi bir şekilde değerlendirerek fizyolojik tepkilerin sıklığını ve şiddetini azaltmış olur (Çetin &amp; Varma, 2021).</p>
<p data-start="4058" data-end="4396">Davranışçı maruz bırakma ile kişi, travmaya bağlı kaçınma döngüsünü kırmada temel bir yöntemdir. Birey, güvenli bir ortamda kaçındığı travmatik deneyime ve uyaranlara aşamalı bir şekilde maruz bırakılır. Böylelikle travmaya yüklenen yanlış duygu ve düşünceler azalarak kişinin tehdit algısı yeniden düzenlenmiş olur (Çetin &amp; Varma, 2021).</p>
<p data-start="4398" data-end="4829">Mindfulness ve beden farkındalığı temelli yaklaşımlar da travma sonrası belirtileri yeniden düzenlemede oldukça etkilidir. Bu yöntemler ile bireye, travma semptomlarına karşı ortaya çıkan bedensel duyumları panikle karşılaması yerine nötr bir şekilde karşılaması öğretilir. Böylece travma semptomlarıyla savaşarak süreci kronikleştirmek yerine kabul becerisi geliştirilir ve bu da bedensel hassasiyet azaltır (Çetin &amp; Varma, 2021).</p>
<p data-start="4831" data-end="5361">Travma ve yoğun stres sonucunda bireyin sempatik sinir sistemi üzerinde mide bulantısı ve iştahsızlık gibi belirgin <strong data-start="4947" data-end="4958">somatik</strong> tepkiler ortaya çıkmaktadır. Bu tepkiler, vücudun strese verdiği doğal olarak kabul edilen bir yanıt türüdür. Travma sonrası gelişen kaçınma ve felaketleştirme gibi bilişsel davranışsal süreçler, süreci daha da pekiştirerek kronik hale getirmektedir. Bu nedenle, travmanın bedensel belirtilerini bütüncül bir <strong data-start="5268" data-end="5283">zihin-beden</strong> tepkisi olarak ele almak gelecekteki çalışmalar adına daha işlevsel olabilir.</p>
<h2 data-start="5363" data-end="5378"><strong data-start="5366" data-end="5378">Kaynakça</strong></h2>
<ol data-start="5380" data-end="5637">
<li data-start="5380" data-end="5540">
<p data-start="5383" data-end="5540">Çetin, Ş., &amp; Varma, G. S. (2021). Somatik belirti bozukluğu: tarihsel süreç ve biyopsikososyal yaklaşım. <em data-start="5488" data-end="5521">Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar</em>, 13(4), 790-804.</p>
</li>
<li data-start="5541" data-end="5637">
<p data-start="5544" data-end="5637">Özgen, F., &amp; Aydın, H. (1999). Travma sonrası stres bozukluğu. <em data-start="5607" data-end="5626">Klinik Psikiyatri</em>, 1(34-41).</p>
</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/zihin-beden-baginda-travma-somatik-belirtilere-butuncul-bir-bakis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Madde Bağımlılığının Nörobiyolojisi: Tolerans, Yoksunluk ve Kısır Döngü</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/madde-bagimliliginin-norobiyolojisi-tolerans-yoksunluk-ve-kisir-dongu/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=madde-bagimliliginin-norobiyolojisi-tolerans-yoksunluk-ve-kisir-dongu</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/madde-bagimliliginin-norobiyolojisi-tolerans-yoksunluk-ve-kisir-dongu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Özge Duruklu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Sep 2025 22:03:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Nöropsikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=14836</guid>

					<description><![CDATA[Madde bağımlılığı, kişinin çeşitli psikolojik ya da çevresel faktörlerden kaynaklı olarak madde kullanımına başlaması ve bunun sonucunda bu kullanımı üzerinde kontrolünü kaybetmesi, bırakmakta güçlük çekmesi, tolerans geliştirmesi, aynı etkiye ulaşmak için çok daha fazlasına ihtiyaç duyması, eğer bu isteği karşılamazsa şiddetli yoksunluk belirtileri yaşadığı bir bozukluktur. Bağımlılık, yalnızca davranışsal bir sorun değildir. Aynı zamanda beynin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="81" data-end="697">Madde bağımlılığı, kişinin çeşitli psikolojik ya da çevresel faktörlerden kaynaklı olarak madde kullanımına başlaması ve bunun sonucunda bu kullanımı üzerinde kontrolünü kaybetmesi, bırakmakta güçlük çekmesi, <strong data-start="290" data-end="302">tolerans</strong> geliştirmesi, aynı etkiye ulaşmak için çok daha fazlasına ihtiyaç duyması, eğer bu isteği karşılamazsa şiddetli <strong data-start="415" data-end="440">yoksunluk belirtileri</strong> yaşadığı bir bozukluktur. Bağımlılık, yalnızca davranışsal bir sorun değildir. Aynı zamanda beynin <strong data-start="540" data-end="563">ödül mekanizmasının</strong> ve stres yanıt mekanizmalarının da patofizyolojik düzeyde bozularak kişinin günlük yaşantısını ciddi oranda etkileyen bir durumdur.</p>
<p data-start="699" data-end="1358">Bağımlılığın nörolojik yapısını oluşturan beyin bölümleri arasında prefrontal korteks, ventral tegmental alan (VTA) ve nucleus accumbens gibi alanlar yer almaktadır. Bu bölgeler, madde kullanımının başında kişiye yoğun haz verir. Ancak ilerleyen zamanlarda <strong data-start="956" data-end="968">tolerans</strong> gelişerek aynı hazza ulaşılamaz ve kişiyi aynı etki için daha fazla madde kullanımına iterek kısır bir döngüye sokar. Bu makalede madde bağımlılığının ortaya çıkışında etkili olan erken dönem travmalar, stres, olumsuz çevresel faktörler gibi psikolojik faktörler ile tekrarlayan madde kullanımında dopaminerjik yolun nasıl etkilendiği gibi <strong data-start="1309" data-end="1339">nörobiyolojik mekanizmalar</strong> ele alınacaktır.</p>
<h2 data-start="1360" data-end="1388"><strong data-start="1363" data-end="1386">Psikolojik Etkenler</strong></h2>
<p data-start="1390" data-end="2030">Kişiyi madde kullanımına iten ve bunun bağımlılığa dönüşmesini sağlayan birçok psikolojik etken bulunmaktadır. En önemli etkenlerden biri, erken dönemde tecrübe edilen olumsuz travmalar ve yaşantılardır. Kişinin çocukluk döneminde yaşadığı istismar, ihmal, aile içi şiddet, ebeveynlerin ruhsal sıkıntılarının olması gibi etkenler, kişinin ilerideki yaşantısında madde kullanmaya başlamasını bir kaçış ve kurtuluş yolu gibi değerlendirmesine sebep olabilir. Çocukluk döneminde oluşan bu kaygılı zemin, bireyin ileriki yaşantısında olumsuz çevresel faktörlerle (stres, depresyon, maddi sıkıntılar) birleşince madde kullanım riskini artırır.</p>
<p data-start="2032" data-end="2209">Birey, madde kullanımıyla mevcut sorunlarına kısa süreli bir çözüm bulsa da uzun vadede hayatına çok daha büyük bir zarar verir ve kendini bir <strong data-start="2175" data-end="2193">kısır döngünün</strong> içinde bulur.</p>
<p data-start="2211" data-end="2550">Stres, kişileri madde bağımlılığına sürükleyen bir diğer etkendir. Herkesin hayatında kaygılı hissettiği dönemler olur ve bu oldukça normaldir. Ancak bazı bireyler bu olumsuz duygularla baş etmek için madde kullanımına yönelerek anlık bir rahatlama sağlamayı amaçlar. Böylece madde kullanımını bir “baş etme aracı” olarak kullanmış olur.</p>
<p data-start="2552" data-end="3039">Anksiyete, bipolar, travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) gibi bozukluklara sahip olan bireyler, semptomlarını hafifletmek için madde kullanımına yönelebilir. Anksiyete yaşayan kişiler, kaygılarını bastırmak için alkol ve uyuşturucuya yönelebilir. Depresyon yaşayanlar, mutsuzluk ve motivasyon eksikliği gibi durumları ortadan kaldırmak için çözümü uyarıcı maddelerde bulabilir. TSSB deneyimleyenler ise travmatik anılarını ve uyarılmışlık hallerini yok etmek için maddeye sığınabilir.</p>
<p data-start="3041" data-end="3389">Bu tür bozukluklarda, beyinde dopamin, serotonin ve kortizol düzensiz çalışmaktadır. Madde, bu boşluğu kısa süreli dolduran bir tampon görevi görmektedir. Bu yüzden anlık bir rahatlama ve haz hissi oluştursa da uzun süreli kullanımda kişiyi kolaylıkla bağımlı hale getirerek düzenli kullanıma ve bağımlılığa sebebiyet verir (Koob &amp; Volkow, 2016).</p>
<h2 data-start="3391" data-end="3422"><strong data-start="3394" data-end="3420">Beyindeki Mekanizmalar</strong></h2>
<p data-start="3424" data-end="3753">Madde bağımlılığının nörobiyolojik temeli beynin <strong data-start="3473" data-end="3489">ödül devresi</strong> üzerinden açıklanabilir. Haz ve ödül hislerinin oluşumunda ventral tegmental alan (VTA), nucleus accumbens (Nacc) ve prefrontal korteks oldukça önemlidir. Yemek yemek, sosyal etkileşim gibi doğal ödüller beyinde normal seviyelerde dopamin salınımına neden olur.</p>
<p data-start="3755" data-end="4121">Ancak bağımlılık yapan maddeler, bu doğal ödüllerin sağladığı haz hissinden çok daha fazlasını daha kolay ve güçlü bir şekilde salgılayarak beyinde bağımlılığı meydana getirir. Tekrarlayan kullanımlar sonucu beyin kendi dengesini korumak ve aşırı uyarılmışlık halini azaltmak amacıyla dopamin reseptörlerindeki duyarlılığı azaltır. Böylelikle <strong data-start="4098" data-end="4110">tolerans</strong> gelişir.</p>
<p data-start="4123" data-end="4641">Tolerans gelişimiyle birlikte kişinin doğal zevklerden aldığı haz büyük oranda azalır ve daha yüksek dozlarda madde kullanımına ihtiyaç duyar. Kullanım kesildiğinde ise kortizol gibi stres sistemleri aşırı aktif hale gelerek sinirlilik, huzursuzluk, kaygı, yoğun madde kullanımı (<strong data-start="4403" data-end="4414">craving</strong>) gibi durumları ortaya çıkarır. Ayrıca, kişiye maddeyi hatırlatan herhangi bir detay (mekân, renk, koku) da madde kullanımı isteğini yoğun şekilde oluşturur ve nüks riskini artırır (Samaha, Khoo, Ferrario, &amp; Robinson, 2021).</p>
<p data-start="4643" data-end="5079">Madde bağımlılığı, kişinin beynindeki <strong data-start="4681" data-end="4704">ödül mekanizmasında</strong> meydana gelen bozukluklar sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Dopamin sisteminde meydana gelen dengesizlikler, kişiyi zamanla bağımlı hale getirir ve kısır döngüye sokar. İlk başta keyif ve haz amacıyla kullanıma başlanır. Ancak sonrasında bu kullanım, acıdan ve huzursuzluktan kaçınma amacına dönüşür. Maddeyi hatırlatan her türlü detay kişinin nüks riskini canlı tutar.</p>
<p data-start="5081" data-end="5267">Gelecekteki çalışmalarda bağımlılığın psikolojik, biyolojik ve çevresel tüm faktörleri birlikte ele alınmalı ve çalışmalar bu çok boyutlu yapı göz önünde bulundurularak planlanmalıdır.</p>
<h2 data-start="5269" data-end="5294"><strong data-start="5272" data-end="5292">Referans Listesi</strong></h2>
<ol data-start="5296" data-end="5681">
<li data-start="5296" data-end="5475">
<p data-start="5299" data-end="5475">Koob, G. F., &amp; Volkow, N. D. (2016). Neurobiology of addiction: a neurocircuitry analysis. The Lancet Psychiatry, 3(8), 760–773. <a class="decorated-link cursor-pointer" target="_new" rel="noopener" data-start="5428" data-end="5473">https://doi.org/10.1016/s2215-0366(16)00104-8</a></p>
</li>
<li data-start="5476" data-end="5681">
<p data-start="5479" data-end="5681">Samaha, A., Khoo, S. Y., Ferrario, C. R., &amp; Robinson, T. E. (2021). Dopamine ‘ups and downs’ in addiction revisited. Trends in Neurosciences, 44(7), 516–526. <a class="decorated-link" href="https://doi.org/10.1016/j.tins.2021.03.003" target="_new" rel="noopener" data-start="5637" data-end="5679">https://doi.org/10.1016/j.tins.2021.03.003</a></p>
</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/madde-bagimliliginin-norobiyolojisi-tolerans-yoksunluk-ve-kisir-dongu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beynimizin Mutluluk Anahtarları: Serotonin, Dopamin, Endorfin, Oksitosin</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/beynimizin-mutluluk-anahtarlari-serotonin-dopamin-endorfin-oksitosin/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=beynimizin-mutluluk-anahtarlari-serotonin-dopamin-endorfin-oksitosin</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/beynimizin-mutluluk-anahtarlari-serotonin-dopamin-endorfin-oksitosin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Özge Duruklu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Sep 2025 10:10:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Nöropsikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=12558</guid>

					<description><![CDATA[Beynimiz, mutlu oluş halimizi oldukça sistematik bir şekilde yönetir. Fizyolojik ve psikolojik ihtiyaçlarımıza göre belirli nörokimyasal maddeler salgılanır ve böylelikle ruh halimiz şekillenir. Vücudumuzun ihtiyaçlarına göre belli bir düzen dahilinde salgılanan bu beyin kimyasalları sonucu, mutluluk duygu durumu ortaya çıkar ve olumlu hisler deneyimlemeye başlarız. Bu bağlamda, dopamin, endorfin, serotonin ve oksitosin; beynimizin haz süreçlerinde [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="401" data-end="601">Beynimiz, mutlu oluş halimizi oldukça sistematik bir şekilde yönetir. Fizyolojik ve psikolojik ihtiyaçlarımıza göre belirli <strong data-start="525" data-end="550">nörokimyasal maddeler</strong> salgılanır ve böylelikle ruh halimiz şekillenir.</p>
<p data-start="603" data-end="782">Vücudumuzun ihtiyaçlarına göre belli bir düzen dahilinde salgılanan bu <strong data-start="674" data-end="696">beyin kimyasalları</strong> sonucu, mutluluk duygu durumu ortaya çıkar ve olumlu hisler deneyimlemeye başlarız.</p>
<p data-start="784" data-end="1074">Bu bağlamda, <strong data-start="797" data-end="842">dopamin, endorfin, serotonin ve oksitosin</strong>; beynimizin haz süreçlerinde bir anahtar görevi görerek mutluluğumuzun yapı taşlarını oluştururlar. Bu makalede, bu dört nörokimyasalın beyindeki rolleri ve insan davranışı üzerindeki etkileri detaylı bir biçimde ele alınacaktır.</p>
<h2 data-start="1081" data-end="1134"><strong data-start="1084" data-end="1134">Dopamin: Ödül ve Motivasyonun Nörotransmitteri</strong></h2>
<p data-start="1136" data-end="1386">Dopamin, temel olarak beynimizin ödül mekanizmasında rol alan önemli bir <strong data-start="1209" data-end="1228">nörotransmitter</strong>dir. Beyinde, keyif verici durumlara ulaşmadan hemen önce mezolimbik yolda salgılanarak kişide belirli şeylere karşı “yoğun istek ve arzu durumu” oluşturur.</p>
<p data-start="1388" data-end="1647">Sevilen bir yemek yenmeden hemen önce, uzun zamandır beklenilen bir işe kabul alma isteği ile gün sayarken, dört gözle beklenen bir tatil planı yapılırken hissedilen heyecanla beraber dopamin salgılanır ve kişide yoğun bir memnuniyet duygusu ortaya çıkarır.</p>
<p data-start="1649" data-end="1921">Bu keyifli hisler ortaya çıktıkça, kişi ödül mekanizmasını tetikleyecek yeni arayışlara girer. Bunun sebebi ise dopamin salınımının ortaya çıkardığı hislerin kişide bu hisleri tekrar yaşama isteğini yoğun bir şekilde tetiklemesidir (Dfarhud, Malmir, &amp; Khanahmadi, 2014).</p>
<h2 data-start="1928" data-end="1981"><strong data-start="1931" data-end="1981">Serotonin: Mutluluk Hormonu ve Sosyal Bağlılık</strong></h2>
<p data-start="1983" data-end="2134">Serotonin, başlıca <strong data-start="2002" data-end="2022">mutluluk hormonu</strong> olarak bilinmesinin yanı sıra, sosyal statü, saygı görme ve onaylanma gibi alanlarla da yakından ilişkilidir.</p>
<p data-start="2136" data-end="2318">Her birey saygı ve sevgi görmek ister. Bu bir temel ihtiyaçtır. Kişi çevresinden saygı gördüğünde, önemli ve değerli olduğunu hisseder. Serotonin, tam olarak bu noktada salgılanır.</p>
<p data-start="2320" data-end="2545">Bu yüzden, insan doğasının bir gereği olarak saygı görme beklentisine girip bu hissi sürekli olarak tetiklemeyi ve deneyimlemeyi isteriz. Yüksek serotonin seviyeleri kendine güven, sosyal uyum ve kabul görmeyle ilişkilidir.</p>
<p data-start="2547" data-end="2765">Birey, çevresinden takdir ve saygı gördüğü orantıda serotonin seviyesi artar. Bu doğrultuda, hayvan çalışmalarında da üst seviyede yer alan hayvanların serotonin seviyelerinin daha yüksek olduğu sonucuna varılmıştır.</p>
<p data-start="2767" data-end="2944">İnsanlar, sosyal saygı ve kabul gördüğünde, takdir edildiğinde serotonin seviyelerinde artış olabilmektedir. Böylelikle birey daha huzurlu ve değerli hissetmeye başlamaktadır.</p>
<p data-start="2946" data-end="3091">Aksine, saygı görmeyen ve sosyal açıdan kabul görmeyen bireylerde serotonin dengesi bozularak depresif duygulara ve kaygıya yol açabilmektedir.</p>
<p data-start="3093" data-end="3249">Serotonin, yalnızca biyolojik bir kimyasal olmakla kalmayıp, aynı zamanda “sosyal bağlılık ve değer görme” duygularının da taşıyıcısıdır (Baixauli, 2017).</p>
<h2 data-start="3256" data-end="3299"><strong data-start="3259" data-end="3299">Oksitosin: Bağlanma ve Güven Hormonu</strong></h2>
<p data-start="3301" data-end="3429">Oksitosin, genel olarak “bağlanma hormonu” olarak bilinir. Oksitosin, bireyler arası bağları güçlendirerek bağlılık oluşturur.</p>
<p data-start="3431" data-end="3569">Sarılma, dokunma, göz teması kurma gibi davranışlar sonucu oksitosin salgılanır ve kişi kendini daha mutlu ve keyifli hissetmeye başlar.</p>
<p data-start="3571" data-end="3800">Oksitosin, diğer mutluluk kimyasallarıyla birlikte çalışarak mutluluk döngüsüne katkıda bulunur. Güven, huzur, mutluluk gibi pozitif duygu durumları yaşandıkça oksitosin salınımı artar ve kişi bu duyguları tekrar yaşamak ister.</p>
<p data-start="3802" data-end="3970">Oksitosin salınımı arttıkça da bu duygular daha çok yaşanır. Böylece çift taraflı bir döngü oluşarak mutluluk hali ortaya çıkar (Dfarhud, Malmir, &amp; Khanahmadi, 2014).</p>
<h2 data-start="3977" data-end="4026"><strong data-start="3980" data-end="4026">Endorfin: Doğal Ağrı Kesici ve Haz Kaynağı</strong></h2>
<p data-start="4028" data-end="4236">Endorfin, vücutta kısa süreli ağrı giderici olarak bilinir. Temel işlevi, vücutta herhangi bir durumdan kaynaklı olarak ortaya çıkan acı durumlarında bu acıyı kısa süreli olarak hissetmememizi sağlamasıdır.</p>
<p data-start="4238" data-end="4391">Endorfin, özellikle “runner’s high” örneğiyle bilinmektedir. Sporcuların yoğun egzersiz sonrasında mutlu ve huzurlu hissetmelerinin sebebi endorfindir.</p>
<p data-start="4393" data-end="4552">Vücut, spor sonrası kısa süreli olarak ağrıyı hafifleterek haz duygusunu güçlendirir. Bu nedenle sporcular en yoğun spor sonrasında dahi mutlu ve huzurludur.</p>
<p data-start="4554" data-end="4687">Düzenli fiziksel aktivite, endorfin salınımını destekleyerek hem bedensel hem de ruhsal iyi oluşu destekler (Siebers et al., 2022).</p>
<h2 data-start="4694" data-end="4758"><strong data-start="4697" data-end="4758">Mutluluk Hormonu Dengesi: Beyin Kimyasallarının İşbirliği</strong></h2>
<p data-start="4760" data-end="4938">Mutluluk, tek bir biyolojik mekanizmanın sonucu değil, tüm sistemin ve kimyasalların birlikte sistematik bir biçimde çalışması ile ortaya çıkan çok boyutlu bir duygu durumudur.</p>
<p data-start="4940" data-end="5182">İnsan davranışını şekillendiren bu süreçler, farklı <strong data-start="4992" data-end="5011">nörotransmitter</strong> ve hormonların beraber çalışması ile ortaya çıkar. Bu dört kimyasal birlikte çalıştığında, kişi yalnızca anlık keyif değil, sürekliliği olan bir mutluluk haline ulaşır.</p>
<p data-start="5184" data-end="5390">Günlük hayatta içsel denge sağlanır, motivasyon artar, sosyal bağlar güçlenir, iyi oluş hali sürekli ve tutarlı hale gelerek kişinin yaşam kalitesini arttırır. Böylece pozitif bir döngü elde edilmiş olur.</p>
<p data-start="5392" data-end="5533">Dolayısıyla, bu dört kimyasalı aktif edecek aktivitelere yönelmek, kişinin daha kaliteli ve sağlıklı bir hayat sürmesi açısından önemlidir.</p>
<h3 data-start="5540" data-end="5563"><strong data-start="5543" data-end="5563">Kaynakça</strong></h3>
<ol data-start="5565" data-end="6314">
<li data-start="5565" data-end="5751">
<p data-start="5568" data-end="5751">Ali, A.H., Ahmed, H.S., Jawad, A.S., Mustafa, M.A. (2021). Endorphin: function and mechanism of action. <em data-start="5672" data-end="5690">Science Archives</em>, Vol. 2 (1), 9-13. <a class="decorated-link" href="http://dx.doi.org/10.47587/SA.2021.2102?utm_source=chatgpt.com" target="_new" rel="noopener" data-start="5710" data-end="5749">http://dx.doi.org/10.47587/SA.2021.2102</a></p>
</li>
<li data-start="5752" data-end="5910">
<p data-start="5755" data-end="5910">Baixauli E (2017) Happiness: Role of Dopamine and Serotonin on Mood and Negative Emotions. <em data-start="5846" data-end="5869">Emerg Med (Los Angel)</em> 7: 350. doi: 10.4172/2165-7548.1000350</p>
</li>
<li data-start="5911" data-end="6104">
<p data-start="5914" data-end="6104">Dfarhud D, Malmir M, Khanahmadi M. Happiness &amp; Health: The Biological Factors-Systematic Review Article. <em data-start="6019" data-end="6042">Iran J Public Health.</em> 2014 Nov;43(11):1468-77. PMID: 26060713; PMCID: PMC4449495.</p>
</li>
<li data-start="6105" data-end="6314">
<p data-start="6108" data-end="6314">Siebers, M., Biedermann, S. V., &amp; Fuss, J. (2022). Do endocannabinoids cause the runner’s high? Evidence and open questions. <em data-start="6233" data-end="6257">The Neuroscientist, 29</em>(3), 352–369. <a class="decorated-link" href="https://doi.org/10.1177/10738584211069981?utm_source=chatgpt.com" target="_new" rel="noopener" data-start="6271" data-end="6312">https://doi.org/10.1177/10738584211069981</a></p>
</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/beynimizin-mutluluk-anahtarlari-serotonin-dopamin-endorfin-oksitosin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeme Bozuklukları</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/yeme-bozukluklari/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=yeme-bozukluklari</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/yeme-bozukluklari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Özge Duruklu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Aug 2025 10:43:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=10757</guid>

					<description><![CDATA[Yeme bozuklukları, kişinin günlük yaşantısını ve yeme davranışlarını ciddi şekilde etkileyen psikiyatrik bozukluklar arasında yer alır. Bu bozukluklar arasında en yaygın olanları Anoreksiya Nervoza ve Bulimia Nervozadır. Her iki bozuklukta da ortak amaç kişinin kendi bedeni üzerindeki kilo kontrolünü sağlamasıdır. Kişi, bu doğrultuda yediği besinlerin kalorisini hesaplama, sık sık tartıya çıkıp kilo kontrolü yapma, yeme [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="281" data-end="1123">Yeme bozuklukları, kişinin günlük yaşantısını ve yeme davranışlarını ciddi şekilde etkileyen psikiyatrik bozukluklar arasında yer alır. Bu bozukluklar arasında en yaygın olanları <strong data-start="460" data-end="482">Anoreksiya Nervoza</strong> ve <strong data-start="486" data-end="505">Bulimia Nervoza</strong>dır. Her iki bozuklukta da ortak amaç kişinin kendi bedeni üzerindeki kilo kontrolünü sağlamasıdır. Kişi, bu doğrultuda yediği besinlerin kalorisini hesaplama, sık sık tartıya çıkıp kilo kontrolü yapma, yeme sonrası telafi amacıyla kendi kendini kusturma, egzersiz yapma gibi davranışlara başvurabilir. Bu belirtiler kişiden kişiye değişiklik gösterebilir. Bu bozukluklar genel olarak dünya genelinde özellikle ergenlik döneminde ve genç yetişkinlik dönemlerinde başlamakla birlikte kişide kontrol ihtiyacı, öz saygı ve <strong data-start="1025" data-end="1041">beden algısı</strong> kavramlarıyla yakından ilişkilidir (National Eating Disorders Association, 2020).</p>
<p data-start="1130" data-end="1152"><strong data-start="1130" data-end="1152">Anoreksiya Nervoza</strong></p>
<p data-start="1154" data-end="1833">Anoreksiya Nervoza, kişinin kendi bedenini kilolu olmamasına rağmen olduğundan daha kilolu görmesi durumudur. Bu hastaların kilosu oldukça düşük olmasına rağmen yine de kilo kaybetmek için aşırı kısıtlayıcı yeme davranışlarına başvururlar. Anoreksiyanın belirtileri arasında adet kesilmesi, düşük seyreden nabız ve tansiyon bulguları, kalp ritim bozuklukları gibi belirtiler yer alır. Bu belirtiler kişiden kişiye değişiklik gösterebilir ve bazen ölümle sonuçlanabilir. Bu bozukluk genel olarak kontrol ihtiyacı, mükemmeliyetçilik ve düşük benlik saygısı gibi kişilik özellikleri ile karakterizedir ve bu kişilik özelliklerine sahip kişilerde görülebilir (Fairburn et al., 2003).</p>
<p data-start="1840" data-end="1859"><strong data-start="1840" data-end="1859">Bulimia Nervoza</strong></p>
<p data-start="1861" data-end="2785">Bulimia Nervoza, kişinin yineleyen şekilde aşırı yemek yeme atakları yaşaması ve ardından bu yeme ataklarını telafi edebilmek için tekrarlayıcı kusmalar, egzersiz gibi telafi edici davranışlarla dengelemeye çalışmasıdır. Böylelikle kendi kendini rahatlatmak ve suçluluk hissetmemek ister. Bu bozukluğa sahip kişilerin kiloları anoreksiyaya kıyasla oldukça normaldir. Dolayısıyla görsel olarak dışarıdan fark edilmesi zor olabilir. Böylelikle tanı koyulması gecikebilir ve birey yardım almaktan kaçınabilir. Bu kişiler kısa süre içerisinde yüksek miktarda yiyecek tüketir. Ardından, aşırı yeme davranışından sonra kontrol kaybı, suçluluk ve utanç gibi yoğun duygular hisseder ve telafi edici davranışlara yönelerek döngüyü devam ettirmiş olur (APA, 2013). Fizyolojik belirtileri arasında ise diş minesi kaybı, elektrolit dengesizlikleri, mide-bağırsak problemleri, elektrokardiyografi anormallikleri gibi belirtiler yer alır.</p>
<p data-start="2792" data-end="2823"><strong data-start="2792" data-end="2823">Nedenler ve Risk Faktörleri</strong></p>
<p data-start="2825" data-end="3643">Yeme bozukluklarının gelişiminde biyolojik, psikolojik ve sosyokültürel etkenler yer almaktadır. Kişi genetik olarak yatkınsa ve nörotransmitter ile hormonal dengesizlikler mevcutsa, hastalığın görülme riski artabilir. Psikolojik açıdan ise mükemmeliyetçilik ve düşük benlik saygısına sahip kişiler, kontrol sağlamak amacıyla kilosunu kontrol ederek kendini rahatlatma girişiminde bulunabilir. Ek olarak, günümüzde sosyal medya kullanımında artış ve kalıplaşmış ideal <strong data-start="3293" data-end="3309">beden algısı</strong>, kişiyi zayıfladığı takdirde daha güzel olacağı ve herkes tarafından kabul görüp beğenileceği inancına itebilir. Özellikle ergenlik döneminde birey oldukça hassas bir dönemden geçtiği için çevresinde bu türde olumsuz düşüncelere maruz kaldıkça algıları da bu yönde değişebilir ve yeme bozukluklarına yakalanma ihtimalini artırabilir.</p>
<p data-start="3650" data-end="3667"><strong data-start="3650" data-end="3667">Tedavi Süreci</strong></p>
<p data-start="3669" data-end="4392">Yeme bozukluklarının tedavisi, kişinin hem fiziksel hem de psikolojik sağlığını göz önünde bulunduran bir multidisipliner çalışma yöntemi gerektirmektedir. Bu doğrultuda <strong data-start="3839" data-end="3869">Bilişsel Davranışçı Terapi</strong> ile kişinin bedeniyle ilgili bozuk algılarının (örneğin “zayıfsam değerliyim”) yeniden yapılandırılması amaçlanmaktadır. Araştırmalara göre, Bilişsel Davranışçı Terapi özellikle bulimia hastalarında oldukça işe yaramaktadır. Ek olarak beslenme danışmanlığı, diyetisyen, psikolog ve diğer tıbbi birimlerden hekimlerle ortak bir tedavi yürütmek, en sağlıklı ve hızlı sonucu ortaya çıkaracaktır. Ayrıca, ağır vakalarda daha hızlı bir sonuç alabilmek adına kişi hastaneye yatırılarak tedavi edilebilir (Fairburn et al., 2003).</p>
<p data-start="4394" data-end="4764">Anoreksiya Nervoza tedavisinde yalnızca bireysel terapi yeterli olmayabilir. Özellikle ergenlerde bu bozukluğun görülmesi durumunda Aile Temelli Terapi (Family-Based Treatment) oldukça etkilidir. Çocuğun sağlıklı yeme alışkanlığı kazanmasına ve ailenin de tedavi sürecine etkili bir şekilde katılıp çocuğu gözlemleyebilmesine büyük katkı sağlar (Lock &amp; Le Grange, 2005).</p>
<p data-start="4771" data-end="4780"><strong data-start="4771" data-end="4780">Sonuç</strong></p>
<p data-start="4782" data-end="5340">Anoreksiya ve bulimia, kişinin günlük hayat kalitesini ciddi oranda düşüren psikiyatrik bozukluklardır. Özellikle toplumda <strong data-start="4905" data-end="4921">beden algısı</strong>na dair yanlış düşünce kalıplarının (örneğin “zayıfsam güzelim”) yaygınlaşması, kişilerin bu hastalıklara yakalanma oranını artırmaktadır. Toplumdaki ve sosyal medyadaki beden algısına dair yanlış inançların azaltılması, erken tanı ve müdahale ile bu bozuklukların etkilerini ve görülme riskini büyük ölçüde azaltabilir. Bu bozukluklarla mücadele, bireysel farkındalık ve toplumsal bilinç konularında hayati önem taşır.</p>
<p data-start="5347" data-end="5361"><strong data-start="5347" data-end="5359">Kaynakça</strong></p>
<ol data-start="5362" data-end="5976">
<li data-start="5362" data-end="5475">
<p data-start="5365" data-end="5475">American Psychiatric Association. (2013). <em data-start="5407" data-end="5462">Diagnostic and statistical manual of mental disorders</em> (5th ed.).</p>
</li>
<li data-start="5476" data-end="5673">
<p data-start="5479" data-end="5673">Fairburn, C. G., Cooper, Z., &amp; Shafran, R. (2003). Cognitive behaviour therapy for eating disorders: A “transdiagnostic” theory and treatment. <em data-start="5622" data-end="5654">Behaviour Research and Therapy</em>, 41(5), 509–528.</p>
</li>
<li data-start="5674" data-end="5818">
<p data-start="5677" data-end="5818">Lock, J., &amp; Le Grange, D. (2005). Family-based treatment of eating disorders. <em data-start="5755" data-end="5798">International Journal of Eating Disorders</em>, 37(S1), S64–S67.</p>
</li>
<li data-start="5819" data-end="5976">
<p data-start="5822" data-end="5976">National Eating Disorders Association. (2020). Eating disorders statistics. <a class="" href="https://www.nationaleatingdisorders.org/statistics-research-eating-disorders" target="_new" rel="noopener" data-start="5898" data-end="5974">https://www.nationaleatingdisorders.org/statistics-research-eating-disorders</a></p>
</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/yeme-bozukluklari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
