<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Elif Sude Uçar &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/elifsudeucar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Wed, 22 Jul 2026 08:19:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Elif Sude Uçar &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kıskançlık: İlişkilerin Sessiz Duygusu</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/kiskanclik-iliskilerin-sessiz-duygusu/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kiskanclik-iliskilerin-sessiz-duygusu</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/kiskanclik-iliskilerin-sessiz-duygusu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Elif Sude Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Jun 2026 07:39:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlişki Dinamikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Duygular]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki dinamikleri]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/kiskanclik-iliskilerin-sessiz-duygusu/</guid>

					<description><![CDATA[Kıskançlık, insan ilişkilerinin karmaşık duygularından biri olarak kabul edilir. Olumsuz bir duygu olarak değerlendirilen kıskançlık, psikolojik açıdan bakıldığında kişinin bağlanma ihtiyaçlarını, güvenlik arayışlarını ve ilişkiye karşı tutumlarını belirleyen önemli bir duygusal deneyimdir. Bu nedenle, kıskançlığı sadece bastırılması gereken bir duygu olarak görmek yerine, duygunun oluşma sebeplerini ve sonuçlarını anlamaya çalışmak sağlıklı bir yaklaşım olacaktır. Kıskançlık, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kıskançlık, insan ilişkilerinin karmaşık duygularından biri olarak kabul edilir. Olumsuz bir duygu olarak değerlendirilen kıskançlık, psikolojik açıdan bakıldığında kişinin bağlanma ihtiyaçlarını, güvenlik arayışlarını ve ilişkiye karşı tutumlarını belirleyen önemli bir duygusal deneyimdir. Bu nedenle, kıskançlığı sadece bastırılması gereken bir duygu olarak görmek yerine, duygunun oluşma sebeplerini ve sonuçlarını anlamaya çalışmak sağlıklı bir yaklaşım olacaktır.</p>
<p>Kıskançlık, temel bir duygu olarak değil, iki duygunun birleşimi olarak değerlendirilir. Bu duygular özellikle <strong>öfke</strong> ve <strong>korku</strong>dur. Aynı zamanda üzüntü, güvensizlik ve kaygı da kıskançlığın oluşmasına sebep olmaktadır. İlişkilerde kıskançlığın ortaya çıkışı, kişinin değer verdiği kişiyi kaybetme ihtimaline karşı gelişir. Kıskançlığın altında yatan dinamik, kaybetme korkusudur. İnsan, kendisi için anlamlı olan bir bağı yitirme tehdidi veya ihtimali ile karşılaştığında kıskançlık duygusu oluşmaktadır.</p>
<p>İlişkilerde kıskançlığın ortaya çıkış şekli, bireyin bağlanma örüntüleri ile yakından ilişkilidir. Özellikle kaygılı bağlanma stiline sahip bireylerde terk edilme ve kaybetme korkuları daha yoğun yaşanabileceğinden, kıskançlık duygusu daha sık ve güçlü gözlenebilir. Bu kişiler, partnerlerinin davranışlarını tehdit olarak algılamaya daha yatkın olabilirler. Buna karşılık, güvenli bağlanma geliştirmiş kişiler, ilişkilerindeki bazı durumları daha iyi regüle etme eğiliminde olurken, kıskançlık duygusunu ilişki dinamiğini bozmayacak şekilde yönetebilirler.</p>
<p>Araştırmalar, yoğun kıskançlığın ilişki doyumunu azalttığını ve ilişkide çatışma sıklığını artırdığını göstermektedir. Aşırı düzeylerde meydana gelen kıskançlık, hem bu duyguyu deneyimleyen kişinin hem de partnerinin güven duygusunu zayıflatan bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Kıskançlık deneyimleyen kişi, çoğu zaman partnerini kontrol etme ihtiyacı hissedebilir; uzun vadede şüphe yaratan bu durum, ilişki dinamiklerini oldukça etkilemektedir. Kıskançlık, kendini besleyen bir duygu olarak bastırma eğilimi ile daha fazla artmaktadır.</p>
<p>Kıskançlığın farklı türleri bulunmaktadır. Bunlar; ilişkisel kıskançlık, sosyal kıskançlık ve kardeş kıskançlığı şeklinde sıralanabilir:</p>
<ul>
<li><strong>İlişkisel kıskançlık:</strong> Romantik ilişkilerde, arkadaşlıklarda ve aile içinde ilişkilerle bağlantılı olarak görülebilir. Genellikle terk edilme korkusu, güven eksikliği, geçmiş olumsuz deneyimler ve düşük özsaygı gibi nedenlerle ortaya çıkabilir.</li>
<li><strong>Sosyal kıskançlık:</strong> Bir diğerinin başarısını, statüsünü, görünüşünü veya sahip olduğu durumlara karşı gelişen bir kıskançlık türüdür.</li>
<li><strong>Kardeş kıskançlığı:</strong> Özellikle çocuk döneminde ortaya çıkar. Çocuk, ebeveyn ilgisini paylaşmak istemediği için tetiklenerek kardeşe karşı gelişen bir duygudur.</li>
</ul>
<p><strong>Kıskançlığın belirtileri</strong> nelerdir?</p>
<ul>
<li>Sürekli karşılaştırma halinde olma</li>
<li>Güvensiz hissetmenin artması</li>
<li>Yüksek düzeyde sahiplenici davranışlar</li>
<li>Öfke veya kırgınlık</li>
<li>Takıntılı düşünceler</li>
<li>Başkalarının başarılarından rahatsız olma durumu</li>
<li>Sosyal karşılaştırma eğilimi</li>
<li>Uç noktalarda olan durumları bile düşünme eğilimi</li>
</ul>
<p><strong>Kıskançlık ile nasıl başa çıkılabilir?</strong></p>
<ul>
<li>Bu duygunun da diğer duygular gibi doğal bir durum olduğunu anlamak</li>
<li>Kıskançlık duygusunu bastırmamak ve inkar etmemek</li>
<li>Duygunun kaynağını anlamaya odaklanmak</li>
<li>Tehditin gerçekliğini sorgulamak: Mevcut bir tehdit var mı? Geçmiş deneyimler kaynaklı bir kaybetme korkusu mu?</li>
<li>Partner ile açık iletişim kurmak</li>
<li>Duyguları tüm açıklığı ile ifade etmek</li>
<li>İlişkideki beklentiler ve ihtiyaçları açıklamak</li>
<li>Varsayımlar yerine somut gerçekleri değerlendirmek</li>
</ul>
<p><strong>Kıskançlık duygusu beyinde nasıl çalışır?</strong></p>
<p>Kişi bir tehditi algıladığında, beynin tehdit algısı ile ilgili olan bölgeleri aktive olur. Bu bölgeler amigdala, prefrontal korteks, hipokampüs ve hipotalamustur. Özellikle duygusal tepkilerle ilişkili yapılar, durumu bir “tehlike” şeklinde değerlendirebilir.</p>
<p><strong>Tehdit algısı nasıl çalışır?</strong></p>
<ol>
<li>Bir olay gerçekleşir.</li>
<li>Amigdala olayı tarar.</li>
<li>“Tehdit olabilir” sinyali gönderilir.</li>
<li>Hipotalamus stres sistemlerini aktive eder.</li>
<li>Prefrontal korteks durumu analiz eder ve değerlendirir.</li>
<li>Alarm sistemi sürer (kişi stres halinde olmaya devam eder) veya alarm sistemi durur ve (kişi sakinleşir).</li>
</ol>
<p>Kıskançlık sırasında; </p>
<ul>
<li>Kalp atışı hızlanabilir,</li>
<li>Dikkat tehdit olarak görülen kişiye odaklanma eğiliminde olunabilir,</li>
<li>Mantıklı düşünme sistemi zorlanabilir,</li>
<li>Kişi olayları olduğundan daha olumsuz şekillerde yorumlama eğiliminde olabilir.</li>
</ul>
<p>Her ilişkide kıskançlık deneyimlenmesi olası bir durumdur. Bu noktada önemli olan, bu duygunun yönetilmesi ve regülasyonun sağlanmasıdır. Kıskançlık, doğru yöntemlerle baş edildiğinde kişinin ihtiyaçlarını gösteren bir pusula gibidir. Bu nedenle ilişkilerde sorulması gereken soru “Kıskanıyor muyum?” değil, “Kıskandığımda bununla ne yapıyorum?” şeklinde olmalıdır. İlişkileri koruyan durum, duyguların inkâr edilmesi veya hiç olmaması değil, duygularla kurulan sağlıklı ilişkilerdir.</p>
<h3>Kaynakça</h3>
<ul class="pt-references">
<li>Kayrak, M. E., Çaplı, M., Aksakallı, G., &amp; Karaaziz, M. (2023). Kıskançlık duygusu ile ilgili bir derleme. Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 25(3), 1079–1090. https://doi.org/10.32709/akusosbil.1071433</li>
<li>Alpay, A. (2009). Yakın İlişkilerde Bağışlama: Bağışlamanın; Bağlanma, Benlik Saygısı,Empati ve Kıskançlık Değişkenleri Yönünden İncelenmesi. Yüksek Lisans Tezi. Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Psikoloji Ana Bilim Dalı, Ankara.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/kiskanclik-iliskilerin-sessiz-duygusu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sınav Kaygısı: Gizli Bir Düşman Gibi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/sinav-kaygisi-gizli-bir-dusman-gibi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sinav-kaygisi-gizli-bir-dusman-gibi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/sinav-kaygisi-gizli-bir-dusman-gibi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Elif Sude Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Apr 2026 21:05:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=30068</guid>

					<description><![CDATA[Sınavda yüksek kaygı yaşayan öğrenciler, düşük kaygı düzeylerine sahip öğrencilere kıyasla 12 puan daha düşük performans gösteriyor. Sınav kaygısı dendiğinde aklımıza yalnızca, sınav öncesi veya sırasında gergin hissetmek gelmemeli. Sınav kaygısı aslında öğrencinin öğrendiği bilgileri sınav sırasında etkili bir biçimde kullanmasını engelleyen ve potansiyelini gösterememesine sebep olan yoğun psikolojik bir durumdur. Gizli bir düşman gibi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="container">
<div id="model-response-message-contentr_6f1638d4db6567af" class="markdown markdown-main-panel stronger enable-updated-hr-color" dir="ltr" aria-live="polite" aria-busy="false">
<p data-path-to-node="2">Sınavda yüksek kaygı yaşayan öğrenciler, düşük kaygı düzeylerine sahip öğrencilere kıyasla 12 puan daha düşük performans gösteriyor. Sınav kaygısı dendiğinde aklımıza yalnızca, sınav öncesi veya sırasında gergin hissetmek gelmemeli. Sınav kaygısı aslında öğrencinin öğrendiği bilgileri sınav sırasında etkili bir biçimde kullanmasını engelleyen ve potansiyelini gösterememesine sebep olan yoğun psikolojik bir durumdur. Gizli bir düşman gibi zihinde ortaya çıkar ve zihnimizi bir nevi ele geçirir. Bu yazının amacı, kaygının nasıl çalıştığını ve nasıl ortaya çıktığını anlamak üzerine. Çünkü kaygıyı anlamak onunla başa çıkmanın ilk adımıdır.</p>
<h2 data-path-to-node="4"><b data-path-to-node="4" data-index-in-node="0">Kaygı Nedir?</b></h2>
<p data-path-to-node="5">Kaygı genel olarak tehlikeyi öngörme sistemi olarak çalışır. Temel işlevi koruyucudur. Beyni olası tehditlere hazırlamak, dikkati artırmak, bedeni harekete geçirmek, zarar görme olasılığını en aza indirmek için çalışan bir tehlikeyi öngörme sistemidir. Belirli düzeydeki kaygı <b data-path-to-node="5" data-index-in-node="277">uyumsal</b> bir süreç sağlamamızı destekler. Fakat, sistem gereğinden güçlü veya yanlış bağlamlarda devreye girdiğinde kişi henüz gerçek bir tehlike yokken de tehlike varmış gibi yaşamaya başlar. Kaygıyı 3 katmanlı olarak düşünebiliriz:</p>
<ol start="1" data-path-to-node="6">
<li>
<p data-path-to-node="6,0,0">Katman: Bilişsel katman. Tehdit odaklı düşüncelerin olduğu ve kaygı düşünceleri olarak adlandırılan süreç. Örneğin; “Ya başaramazsam, doğru yapamazsam, sınavı geçemezsem?”</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="6,1,0">Katman: Duygusal-fizyolojik katman. Çarpıntı, nefes değişmesi/darlanması, mide bulantısı, kas gerilmesi, huzursuzluk.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="6,2,0">Katman: Davranışsal katman. Kaçınma, erteleme davranışları, aşırı güvence arama isteği, sürekli kontrol etme ihtiyacı ve donakalma tepkileri görülür. Kaygı çoğu zaman yalnızca bir duygu değil; düşünce, beden ve davranış arasında çalışan bir döngüdür.</p>
</li>
</ol>
<h2 data-path-to-node="8"><b data-path-to-node="8" data-index-in-node="0">Sınav Kaygısı Nedir?</b></h2>
<p data-path-to-node="9">Öğrenilen bilginin sınav sırasında etkili bir biçimde kullanılamayışı, potansiyelin gerçekleştirilememesi ve başarının düşmesine sebep olan yoğun kaygı biçimidir. Sınav ile ilgili olarak ortaya çıkan endişe ve stresi ifade etmek için sınav kaygısı terimi kullanılır. Aslında sınav kaygısı bir <b data-path-to-node="9" data-index-in-node="293">performans</b> kaygısı türüdür. Performansımızı sergilememiz gereken herhangi bir durum veya olayda ortaya çıkan bir tehdit sistemi olarak düşünebiliriz. Bu durum, sınav öncesini, sınav anını ve sınav sonrasını kapsayan bir süreçtir. Kişi, bir sınavda kaygı hissettikten sonraki süreçte de bunu tekrar yaşayabileceğini düşünmesi ile beraber sınav sonrası da kaygıyı hissetmeye devam edebilir. Sınav kaygısı genel kaygının özgül bir formu olarak; başarısızlık, değerlendirilme, utanma, geleceği kaybetme, değer görmeme, hayal kırıklığı, kimlik zedelenmesi gibi tehditleri içerir.</p>
<h2 data-path-to-node="11"><b data-path-to-node="11" data-index-in-node="0">Kaygı Dikkati Arttırıyorsa Neden Sınav Kaygısı Sonrası Öğrenciler Olumsuz Deneyimler Yaşar ve Başarı Oranları Düşer?</b></h2>
<p data-path-to-node="12">Kaygının dikkati artırma işlevi vardır ama her türlü dikkati artırmaz, tehdit odaklı dikkati artırır. Kaygı devreye girdiğinde beyinin odaklandığı soru: “Tehlike nerede?” şeklinde olur ve çoğu zaman “tehlike”nin ifade ettiği “ Ya yapamazsam?, ya herkes benden iyiyse?, ya rezil olursam?” şeklinde gelişir. Bu durumda aslında dikkat; sınavdaki sorulardan öğrencinin kendisine, çözümden sonuca ve bilgiden tehdit senaryosuna kayar. Yani dikkat göreve değil, tehdide yönelik artış gösterir.</p>
<p data-path-to-node="13">Sınav performansı için en önemli sistem çalışma belleğidir. Çalışma belleği o an bilgiyi tutup işleyebilme kapasitesi olarak kısaca ifade edilebilir. Çalışma belleği soruya odaklanıp soruyu çözmeye çalıştığı sırada kaygı mekanizması “Zaman yetmeyecek, ya yanlış yaparsam?” şeklinde işleyişi dolayısıyla zihinsel kapasitenin bir bölümü kaygı düşünceleri ile doludur. Sonuç olarak ise, öğrenci bilgiyi sınav sırasında çıkaramaz, basit hatalar yapar, odağı dağılır. Bu tip durumlarda öğrenciler “Biliyordum ama sınavda yapamadım” cümlesini sık sık duyarız.</p>
<p data-path-to-node="14">Kaygı aynı zamanda fizyolojik de bir durumdur. Kalp hızlanır, nefes alışverişimiz değişir, kaslar gerilir, kortizol artar. Beynin tehlike algılaması ile vücut adrenalin hormonu salgılamaya başlar. Böylece beynin “Kaç ya da savaş” sistemi aktive edilir. Sınavda bu sistemin aktif olması düşünme, analiz etme ve hatırlama sistemlerinin çalışma seviyesini azaltır.</p>
<h2 data-path-to-node="16"><b data-path-to-node="16" data-index-in-node="0">Beyin ve Kaygı</b></h2>
<p data-path-to-node="17"><b data-path-to-node="17" data-index-in-node="0">Kaygı sırasında beynimizde neler meydana gelir?</b></p>
<p data-path-to-node="18"><b data-path-to-node="18" data-index-in-node="0">Amigdala:</b> Kaygı denilince akla ilk gelen beyin bölümü amigdaladır. Amigdala tehdit ipuçlarını hızlı ve öncelikli biçimde seçen bir alarm merkezi olarak çalışır. Beynin dürtüsel ve ilkel tepkilerinin ortaya çıktığı bölümdür. Özellikle belirsizlik, tehdit ve olumsuz uyaranlar ile amigdala aktivitesi oldukça artış gösterir. Amigdala çevreden gelen uyaranları güvenli veya tehlike olarak hızlı bir biçimde sınıflandırır ve bedenin alarm sistemini devreye sokacak ağlara sinyal gönderir.</p>
<p data-path-to-node="19"><b data-path-to-node="19" data-index-in-node="0">Prefrontal korteks:</b> Daha üst düzey bir düzenleme sistemine sahiptir. Bu bölge, beyne “Dur, değerlendir.” diyen kısımdır ve tehditin önemini, bağlamını tartar. Prefrontal korteks amigdalanın alarmını yukarı düzenleyici olarak kontrol eder ve azaltır. Fakat kaygı devreye girdiğinde bu denge bozulur ve düzenleme yetersiz kalabilir.</p>
<p data-path-to-node="20"><b data-path-to-node="20" data-index-in-node="0">Hipokampüs:</b> Bağlam ve bellek ile ilgi bölümdür. Hipokampüs; durumun gerçekten tehlikeli mi, yoksa kişinin deneyimleri dolayısıyla bir şey mi hatırlattığını anlama üzerine rol oynar. Tehdit uyaranla ilgili olduğu kadar bağlamla da ilgilidir. Bu nedenle geçmişte yaşanmış bir başarısızlık deneyimi ile eşleşirse beyin bunu tekrardan yeni bir alarm işareti olarak kabul edebilir.</p>
<p data-path-to-node="21">Son olarak, kaygının temel mekanizması: beynin olasılığı, gerçeklik gibi işlemeye başlamasıdır. Henüz olmamış bir senaryo olmuş ya da olmak üzereymiş gibi işlenir. Sınav kaygısı genellikle tehdit değerlendirmesi, belirsizliğe tahammül, mükemmeliyetçilik ve koşullu öz değer, öğrenilmiş deneyimler ve hazırlık ve özgüven arasındaki uyumsuzluklardan beslenir. Bunları açıklamak gerekirse:</p>
<p data-path-to-node="22"><b data-path-to-node="22" data-index-in-node="0">Tehdit değerlendirmesi:</b> Öğrenci sınavı kapasitesinin test edilmesi değil, değerinin yargılanması bağlamında değerlendirme eğilimindedir.</p>
<p data-path-to-node="23"><b data-path-to-node="23" data-index-in-node="0">Belirsizliğe tahammül güçlüğü:</b> Beklenmedik bir durumun ortaya çıkması, bildiği halde yapamama endişesi yüksektir.</p>
<p data-path-to-node="24"><b data-path-to-node="24" data-index-in-node="0">Mükemmeliyetçilik ve koşullu özdeğer:</b> Öğrenci bildiği tüm bilgilerin ve tüm potansiyelinin sınav sırasında ortaya çıkmasını ve karşısındaki kişiye yansımasını isteyebilir. Bu potansiyel gerçekleşmez ise kendisinin değersiz görüleceğini düşünebilir.</p>
<p data-path-to-node="25"><b data-path-to-node="25" data-index-in-node="0">Öğrenilmiş deneyimler:</b> Önceki sınavlarda karşılaşılan donma, eleştirilme, kıyaslanma, başarısızlık gibi olumsuz deneyimler dolayısıyla tekrardan aynısını yaşayacağını düşünebilir ve kaygı döngüsü ortaya çıkar.</p>
<p data-path-to-node="26"><b data-path-to-node="26" data-index-in-node="0">Hazırlık ile özgüven arasındaki uyumsuzluk:</b> Hazırlığın yeterli yapılamaması, tüm konulara çalışılmaması gibi durumlar ortaya çıkabilir. Fakat kişi yeterince çalışmış olsa bile kendi performansına güven duymadığı için kaygılanma eğiliminde olabilir.</p>
<p data-path-to-node="27">Aşağıdaki yol haritasında sınav kaygısı <b data-path-to-node="27" data-index-in-node="40">döngüsü</b> inceleyebilirsiniz.</p>
<h2 data-path-to-node="29"><b data-path-to-node="29" data-index-in-node="0">Kaynaklar</b></h2>
<p data-path-to-node="30">Shin L. M., L. M., &amp; Liberzon, I. (2010). The neurocircuitry of fear, stress, and anxiety disorders.</p>
<p data-path-to-node="30">Eysenck M. W., M. W., et al. (2007). Anxiety and cognitive performance: Attentional Control Theory.</p>
<p data-path-to-node="30">Cassady J. C., J. C., &amp; Johnson, R. E. (2002). Cognitive test anxiety and academic performance.</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/sinav-kaygisi-gizli-bir-dusman-gibi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Masumiyet Müzesi: Kemal Karakterine Bakış</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/masumiyet-muzesi-kemal-karakterine-bakis/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=masumiyet-muzesi-kemal-karakterine-bakis</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/masumiyet-muzesi-kemal-karakterine-bakis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Elif Sude Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 23:33:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aşk ve İlişkiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=27558</guid>

					<description><![CDATA[Son dönemlerde yeniden gündeme gelen Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi adlı eseri, kurmaca bir anlatı evreninden hareketle somut bir müze fikrine dönüşmesi bakımından edebiyat ve kültür tarihi açısından özgün bir örnek teşkil etmektedir. İlk bakışta klasik bir aşk hikâyesi gibi görünen bu roman, karakterlerin psikolojik derinlikleri incelendiğinde çok daha karmaşık bir yapı ortaya koyar. Eser, yalnızca [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemlerde yeniden gündeme gelen Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi adlı eseri, kurmaca bir anlatı evreninden hareketle somut bir müze fikrine dönüşmesi bakımından edebiyat ve kültür tarihi açısından özgün bir örnek teşkil etmektedir. İlk bakışta klasik bir aşk hikâyesi gibi görünen bu roman, karakterlerin psikolojik derinlikleri incelendiğinde çok daha karmaşık bir yapı ortaya koyar. Eser, yalnızca iki karakter arasındaki romantik ilişkinin anlatımıyla sınırlı kalmaz; aynı zamanda takıntılı aşk, nesnelere yönelen duygusal yatırım, melankoli, <b data-path-to-node="2" data-index-in-node="550">narsistik yaralanma</b> ve zamanın bireyin iç dünyasında nasıl deneyimlendiği gibi psikolojik temaları çok katmanlı bir anlatı içinde ele alır. Bu yönüyle Masumiyet Müzesi, aşkın romantik bir deneyim olmaktan ziyade, kayıp, özlem, takıntı ve hatıralarla kurulan psikolojik bağların incelendiği bir anlatı olarak değerlendirilebilir.</p>
<h2 data-path-to-node="4"><b data-path-to-node="4" data-index-in-node="0">İzleri Saklamak</b></h2>
<p data-path-to-node="5">Romanın merkezindeki soru: Bir insan kaybettiği aşka nasıl bağlanır, bu sevdayı nesneler aracılığı ile neden yeniden üretmeye çalışır?</p>
<p data-path-to-node="6">Başkarakter Kemal, Füsun’un yanında içtiği 4213 tane izmariti saklar. Aynı zamanda Füsun’u hatırlatan eşyaları biriktirir. Füsun’u Füsun yapan, elinin değdiği, çocukluğundan izler taşıyan tüm nesneleri saklar. İz saklamanın altında yatan üç temel psikolojik ihtiyaç görülür: yakınlık, kontrol ve süreklilik. Kemal’in kaybını yaşadığı kadın ile yakınlık kurmayı sürdürmesi, anılarını ve izlerini kontrol etmesi ve buna bir süreklilik katma ihtiyacı ile başlayan biriktirme serüveni olarak yorumlanabilir.</p>
<p data-path-to-node="7">Kemal, Füsun hala hayatında iken biriktirmeye başladığı izmaritler ve eşyalar düşünüldüğünde akılda oluşan cümle “Bu klasik bir yas tepkisi değil” olabilir. Kemal ve Füsun’un içinde bulunduğu durumlar incelendiğinde, Kemal’in nişanlı olması, Füsun ile yasaklı bir ilişkilerinin olması, saklı buluşmalar, uzaktan akrabalık bağının bulunması ve sosyal sınıf farklılıklarının olması gibi sebeplerden ilişkileri sosyal olarak sürdürülebilir, kabul görebilir ve uyumlu değildi. İstikrarlı bir gelecek planlanamazdı. Kemal aslında Füsun’un kendisi ile beraber olamayacağını düşünmüş olmasından dolayı bu davranışları beklenen kayıp tepkisi olarak yorumlayabiliriz. Yani, Kemal Füsun ile olan ilişkisini bir nevi anılar ve nesneler ile saklama ve kaybetmeme eğilimindeydi. Bu durum da ileri de yaşaması olası bir kayba karşı savunma kurma çabasıydı.</p>
<p data-path-to-node="8">Kemal karakterinin biriktirme davranışı, genel olarak kayıp ve yas ile baş etme biçimi olarak yorumlanabilir. Eşya, yokluğa karşı somut bir kanıt üretir. Ayrılık sonrası; yasın en zor kısmı, kişinin iç dünyasında kabul ve bağ kurma süreçlerini dengede tutmasıdır. Kemal karakterinin nesne biriktirme davranışı, temelde yası kabul tarafı yerine bağ sürdürmeye yönelik bir düzenektir. Sigara izmariti gibi bedensel iz taşıyan nesnelere özel anlam yüklemesinin sebebi ise <b data-path-to-node="8" data-index-in-node="469">yakınlık illüzyonundan</b> kaynaklı olabilir. Sigara izmaritinde tükürük, koku ve ruj izi gibi bedene yakın ipuçlarının bulunması yüksek yoğunluklu bir çağrışım sağlar. Bu da sembolik olarak temas ve yakınlık hissini arttırır.</p>
<p data-path-to-node="9">Bunlara ek olarak, Kemal içsel dünyasında kurduğu Füsun karakterine bağlanma ve izlerini saklama eğilimindeydi. Füsun’a karşı idealleştirdiği nesneleri saklarken aynı zamanda Füsun’u da idealize etmişti. Obsesif bir şekilde geliştirdiği aşk duygusu aslında bir kadına değil Kemal’in içsel dünyasında o kadının yansıttığı yere karşıydı. Takıntılı olarak bu duyguya tutunma eğilimindeydi.</p>
<p data-path-to-node="10">Kemal’in yoğun bir şekilde Füsun’u kaybetmekten korkması ve bunun üzerine uzun süreler boyunca görüşememesi ve Füsun’un hayatından çıkışı sonrası Kemal’in yaşadığı melankoli duygusu ve hayatına devam edememesi; sosyal işlevselliğinin kaybolmasına ve ağır üzüntü duyguları yaşamasına sebep olmaktaydı. Bu dönemde vurgulanan psikosomatik acılar da dikkat çekmektedir. “Acı, midemin solundan başlar, tüm bedenime yayılırdı.”</p>
<h2 data-path-to-node="12"><b data-path-to-node="12" data-index-in-node="0">Kemal’in Narsistik Yapısı</b></h2>
<p data-path-to-node="13">Narsistik yaralanmalar, kişinin kendilik değerini ve ideal benlik imgesinin zarar görmesi üzerine ortaya çıkan duygusal tepkiler olarak tanımlanır. Özellikle hayran olunma, özel olma ve seçilme beklentisi zedelendiğinde görülür. Kemal’in oluşturduğu kendilik değerine bakıldığında zengin, eğitimli, çekici bir imge yaratmıştı. Kemal Füsun’un kendisini hayatının merkezine almasını, tamamen bağlanmasını ve kaybetmekten korkmasını beklemişti. Fakat Füsun’un kendi hayatını kurmak üzerine seçimler yapması sonrası bu narsistik yapısı dağıldı ve “vazgeçilmez” olmadığını görmüş oldu. Ayrıca, Kemal kontrol eden değil bağımlı olan taraftı. Kendisinin Füsun’a olan bağımlılığının farkına vardıkça narsistik açıdan sarsıcı bir deneyim yaşamasına ve fazlasıyla melankoli yaşamasına sebep oldu. Bu bağlanma ve melankoli Kemal’in toplumsal imajının ve tutkulu benlik algısının çatışmasına sebep olmuştu.</p>
<p data-path-to-node="14">Sonuç olarak Masumiyet Müzesi, yalnızca bireysel bir aşk hikâyesi anlatmakla kalmaz; aynı zamanda kayıp, hatıra ve kimlik arasındaki karmaşık psikolojik ilişkileri görünür kılan derin bir anlatı sunar. Kemal karakteri üzerinden incelendiğinde, nesnelere yüklenen anlamların aslında kaybedilen bir ilişkinin sürekliliğini sağlama çabası olduğu görülmektedir. Kemal’in biriktirme davranışı, kaybı kabullenmekten ziyade geçmişle bağ kurmayı sürdürme girişimi olarak okunabilir. Bu süreçte idealize edilmiş bir aşk imgesi, narsistik kırılmalar ve yoğun melankoli duygusu iç içe geçerek karakterin psikolojik dünyasını şekillendirir. Dolayısıyla Kemal’in hikâyesi, sevilen kişiye duyulan romantik bağlılıktan çok, bireyin kendi içsel boşluklarını ve kırılganlıklarını nesneler, anılar ve hatıralar aracılığıyla onarma çabasını temsil eder. Bu yönüyle roman, aşkın yalnızca iki kişi arasında yaşanan bir duygu olmadığını; aynı zamanda bireyin benlik algısı, kayıp deneyimi ve hatıralarla kurduğu <b data-path-to-node="14" data-index-in-node="990">psikolojik ilişkinin</b> bir yansıması olduğunu güçlü bir biçimde ortaya koymaktadır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/masumiyet-muzesi-kemal-karakterine-bakis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anlaşılmak mı İstiyoruz, Haklı Çıkmak mı?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/anlasilmak-mi-istiyoruz-hakli-cikmak-mi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=anlasilmak-mi-istiyoruz-hakli-cikmak-mi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/anlasilmak-mi-istiyoruz-hakli-cikmak-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Elif Sude Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Feb 2026 21:00:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlişkiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=24572</guid>

					<description><![CDATA[Kişiler arasında yaşanan çatışmaların çıkış sebeplerinden biri anlaşılmak. Bir kişi ilişkisini anlatırken veya analiz ederken en sık görülen tıkanma noktası şu cümlede özetleniyor: “Beni anlamıyor.” Çatışmanın başında her iki taraf da “anlaşılmak” istediğini söylemekte fakat; birkaç dakika içinde çözüm odaklı olan bir konuşmanın dahi sıkıştığı döngü: “Kimin haklı olduğu.” Bu dönüşüm ve döngü aslında zihnin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="1">Kişiler arasında yaşanan çatışmaların çıkış sebeplerinden biri anlaşılmak. Bir kişi ilişkisini anlatırken veya analiz ederken en sık görülen tıkanma noktası şu cümlede özetleniyor: “Beni anlamıyor.”</p>
<p data-path-to-node="2">Çatışmanın başında her iki taraf da “anlaşılmak” istediğini söylemekte fakat; birkaç dakika içinde çözüm odaklı olan bir konuşmanın dahi sıkıştığı döngü: “Kimin haklı olduğu.” Bu dönüşüm ve döngü aslında zihnin çalışma şekli ile açıklanabilir. İlişkide “haklı çıkma” modu devreye girdiğinde, zihin karşıdakini anlamaya değil, kendi pozisyonunu savunmaya odaklanır. Terapideki kritik soru şudur: Gerçekten anlaşılmak mı istiyoruz, yoksa anlaşılma hissini “haklılık” ile mi karıştırıyoruz?</p>
<h2 data-path-to-node="4"><b data-path-to-node="4" data-index-in-node="0">Haklılık Modunun Psikolojisi: Tehdit Algısı ve Savunma</b></h2>
<p data-path-to-node="5">Bir çatışma veya anlaşılmazlık anında görünen bir konu vardır. Bu konulardan bazıları para, aile, ev veya iş olabilir; fakat altta saklı olan genellikle ilişkisel tehdittir: “Değerli değilim”, “Yeterli değilim”, “Öncelik değilim”, “Yine yalnız bırakılacağım” şeklinde kişinin zihninde tehdit yaratan unsurlar. Bu tehdit algısı yükseldiğinde beynin önceliği bağ kurmak değil, kendini korumak olur. Bu durum sonrasında empati kurma ve karşımızdakinin söylediğini savunma amaçlı dinlemeye başlarız. Zihin bunu bir alarm olarak algılar ve kendini savunmaya çalışır. <b data-path-to-node="5" data-index-in-node="562">Empati</b> en yalın haliyle karşıdakinin iç dünyasına yaklaşma davranışıdır. Tehdit altında olan bir zihin karşısındakinin iç dünyasına yaklaşmayı riskli görür ve bunun yerine savunma, karşı saldırı ve geri çekilme otomatik olarak oluşur.</p>
<h2 data-path-to-node="7"><b data-path-to-node="7" data-index-in-node="0">Empatik Doğruluk, Doğrulanma İhtiyacı ve Haklılık Döngüsü</b></h2>
<p data-path-to-node="8">İlişki literatüründe “empatik doğruluk” kavramı bireyin partnerinin o anda ne düşündüğünü ve ne hissettiğini ne ölçüde doğru biçimde tahmin edebildiğini ifade eder. Yapılan meta-analitik çalışmalar, empatik doğruluğun ilişki doyumuyla genellikle küçük ile orta düzeyde ilişkili olduğunu göstermektedir. Ancak bu ilişkinin bağlama duyarlı olduğu önemli bir noktadır: Özellikle ilişkiyi tehdit eden, benlik algısını zorlayan ya da bağlanma sistemini aktive eden içeriklerde, partneri daha doğru anlamak her zaman yakınlığı artırmaz. Aksine, kişi duyduğu şeyi psikolojik olarak taşıyamadığında savunma tepkileri devreye girebilir ve yakınlık daha da zedelenebilir. Bu çerçevede klinik açıdan kritik bir ayrım ortaya çıkar: Bazen sorun, partneri anlamamak değil; onu anladığını tolere edememektir.</p>
<h2 data-path-to-node="10"><b data-path-to-node="10" data-index-in-node="0">“Beni Anlamıyorsun”un Karşılığı: “Beni Doğrula”</b></h2>
<p data-path-to-node="11">Çiftlerle yapılan çalışmalarda “anlaşılmak” talebinin çoğu zaman yüzeyde kaldığı; bunun altında daha temel bir ihtiyaç olarak doğrulanma arayışının yattığı görülür. Doğrulanma ihtiyacı, “Bu hissettiğim geçerli”, “Bu duygu anlaşılabilir, normal”, “Bu şekilde hissetmem anlaşılır” ve “Bu ilişkide duygusal olarak bir yerim var” mesajlarının alınmasını içerir. İlişki bilimi literatürü bu noktada “algılanan partner duyarlılığı” (perceived partner responsiveness) kavramını merkezine alır. Bir birey, partnerini; kendisini anladığını, önemsediğini ve duygusal olarak desteklediğini hissettirecek şekilde yanıt verici olarak algıladığında, <b data-path-to-node="11" data-index-in-node="636">ilişkisel</b> iyilik hali ve yakınlık belirgin biçimde artar.</p>
<p data-path-to-node="12">Bu nedenle terapide sıklıkla şu tabloyla karşılaşılır: Bir taraf, tartışmayı “Haklı mıyım?” sorusu üzerinden yürütürken; aslında örtük olarak “Duygum görülüyor mu?” sorusuna yanıt arıyordur. Bu bağlamda partnerin verdiği “haksızsın” yanıtı, yalnızca bilişsel bir fikir ayrılığı olarak değil, çoğu zaman duygusal bir reddedilme olarak deneyimlenir.</p>
<h2 data-path-to-node="14"><b data-path-to-node="14" data-index-in-node="0">Empati Kaybı Bir Beceri Eksikliğinden Çok, Bir Motivasyon Sorunu Olabilir</b></h2>
<p data-path-to-node="15">Empatiyi yalnızca öğrenilebilir bir iletişim becerisi olarak ele almak klinik açıdan eksik bir yaklaşımdır. Empati aynı zamanda niyet ve motivasyonla şekillenen bir süreçtir. Çatışma anlarında bazı bireyler partnerini anlamaya, yakınlaşmak amacıyla değil; etki etmek, yönlendirmek ya da üstünlük sağlamak amacıyla yönelebilir.</p>
<p data-path-to-node="16">Gözlemsel çalışmalar, çift çatışmaları sırasında talepkâr (demanding) davranış örüntüleriyle empatik doğruluğun bazı durumlarda birlikte görülebildiğini ortaya koymaktadır. Yani kişi partnerinin duygusal durumunu oldukça doğru okuyabilir; ancak bu bilgiyi ilişkiyi yumuşatmak yerine baskı kurmak için kullanabilir. Bu bulgular klinik olarak önemli bir gerçeğe işaret eder: <b data-path-to-node="16" data-index-in-node="373">Empati</b> tek başına “iyi” değildir; anlamını, hangi niyetle kullanıldığı belirler.</p>
<p data-path-to-node="17">Terapötik bağlamda sık karşılaşılan ve ilişkiyi kilitleyen tipik bir döngü şu şekilde işler:</p>
<ul data-path-to-node="18">
<li>
<p data-path-to-node="18,0,0"><b data-path-to-node="18,0,0" data-index-in-node="0">A:</b> “Akşam yine geç kaldın.” (Örtük mesaj: Öncelik değilim.)</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="18,1,0"><b data-path-to-node="18,1,0" data-index-in-node="0">B:</b> “Abartıyorsun, trafik vardı.” (Savunma)</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="18,2,0"><b data-path-to-node="18,2,0" data-index-in-node="0">A:</b> “Hep bahanen var.” (Genelleme ve eleştiri)</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="18,3,0"><b data-path-to-node="18,3,0" data-index-in-node="0">B:</b> “Sen de hiç anlamıyorsun!” (Karşı saldırı)</p>
</li>
</ul>
<p data-path-to-node="19">Bu noktada her iki taraf için de tartışmanın amacı artık anlaşılmak değil, haklı çıkmaktır. Sinir sistemi tehdit moduna geçtiğinde, bilişsel açıklamalar ya da mantıksal gerekçeler genellikle empatiyi yeniden kurmakta yetersiz kalır. Örtük mesajlar genellikle görülemez, B tarafı savunmaya geçme eğiliminde olur, A tarafı ise eleştiri yapar ve sonrasında B tarafı karşı saldırıya geçer ve çatışma söz konusu olur.</p>
<h2 data-path-to-node="21"><b data-path-to-node="21" data-index-in-node="0">Terapide İşlevsel Olan Mikro Müdahaleler</b></h2>
<p data-path-to-node="22">Klinik uygulamada ve literatürde desteklenen bazı müdahaleler, bu döngüyü yavaşlatmak açısından etkilidir:</p>
<ol start="1" data-path-to-node="23">
<li>
<p data-path-to-node="23,0,0"><b data-path-to-node="23,0,0" data-index-in-node="0">Doğrulamayı anlaşmanın ön koşulu haline getirmek:</b> Doğrulama, “hak vermek” anlamına gelmez. “Bu şekilde hissetmen anlaşılır” mesajını iletmektir. Algılanan partner duyarlılığını besleyen temel unsur da budur.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="23,1,0"><b data-path-to-node="23,1,0" data-index-in-node="0">Yansıtmalı dinleme ile haklılık refleksini ertelemek:</b> Aktif ve empatik dinlemenin, karşı tarafın kendini anlaşılmış hissetmesi üzerinde güçlü bir etkisi olduğu gösterilmiştir. Hatta bazı çalışmalar, aktif dinlemenin hızlı çözüm önerileri ya da öğüt verme davranışlarından daha destekleyici ve ilişkiyi düzenleyici nitelikte olduğunu ortaya koymaktadır. Çerçeve şu şekilde olabilir:</p>
<ul data-path-to-node="23,1,1">
<li>
<p data-path-to-node="23,1,1,0,0">“Şunu mu demek istiyorsun…?”</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="23,1,1,1,0">“Bunu yaşadığında … hissettin, doğru mu anlıyorum?”</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="23,1,1,2,0">“Bu kısmı biraz daha anlamak istiyorum…”</p>
</li>
</ul>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="23,2,0"><b data-path-to-node="23,2,0" data-index-in-node="0">“Beni anlamalısın” beklentisi yerine duygusal içeriği açıkça ifade etmek:</b> Empatik doğruluk her durumda tutarlı bir kişilik özelliği gibi çalışmayabilir. Güncel bulgular, farklı görev ve bağlamlarda empatik doğruluk düzeylerinin değişkenlik gösterebildiğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle “Beni anlamalısın” beklentisi yerine “İç dünyamı sana anlatacağım” yaklaşımı, <b data-path-to-node="23,2,0" data-index-in-node="366">ilişkisel</b> olarak daha gerçekçi ve yapıcıdır.</p>
</li>
</ol>
<h2 data-path-to-node="25"><b data-path-to-node="25" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<ul data-path-to-node="26">
<li>
<p data-path-to-node="26,0,0">Sened, H., et al. (2017). Empathic Accuracy and Relationship Satisfaction: A Meta-Analytic Review</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="26,1,0">Ickes, W. (2003). Everyday mind reading: Understanding what other people think and feel. (Empatik doğruluk kavramı)</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="26,2,0">Frontiers in Psychology (2016). Empathic Accuracy and Observed Demand Behavior in Couples</p>
</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/anlasilmak-mi-istiyoruz-hakli-cikmak-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Görünmez Misafir Gölge Benlik</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/gorunmez-misafir-golge-benlik/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=gorunmez-misafir-golge-benlik</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/gorunmez-misafir-golge-benlik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Elif Sude Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Jan 2026 21:00:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=22290</guid>

					<description><![CDATA[Günlük yaşamda bazı kişiler ile iletişim halindeyken nedenini tam olarak açıklayamadığımız şekilde o kişilere karşı bir rahatsızlık hissi duyarız. Bu rahatsızlık hissi genellikle kişinin davranışına, düşüncesine veya günlük yaşantıdaki farklı nedenlere bağlanabilir. Ancak çoğu zaman bu duygunun kaynağını yalnızca dışsal etkenlerde aramamak ve insan psikolojisinin karmaşık yapısını da göz önünde bulundurmak gerekir. Carl Gustav Jung’un [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="1">Günlük yaşamda bazı kişiler ile iletişim halindeyken nedenini tam olarak açıklayamadığımız şekilde o kişilere karşı bir rahatsızlık hissi duyarız. Bu rahatsızlık hissi genellikle kişinin davranışına, düşüncesine veya günlük yaşantıdaki farklı nedenlere bağlanabilir. Ancak çoğu zaman bu duygunun kaynağını yalnızca dışsal etkenlerde aramamak ve insan psikolojisinin karmaşık yapısını da göz önünde bulundurmak gerekir.</p>
<p data-path-to-node="2">Carl Gustav Jung’un <b data-path-to-node="2" data-index-in-node="20">ayna teorisi</b>ne göre bireyin başkalarına yönelik yoğun duygu ve tepkileri çoğu zaman kendi iç dünyasında kabul etmekte zorlandığı yönleri ve duyguları ile ilişkilidir. Jung’a göre bireyin bilinçdışında yer alan ve “gölge” olarak adlandırılan kişilik parçaları vardır. Bu kişilik parçaları sosyal ilişkiler aracılığıyla dış dünyaya yansıtılır. Bu yansıma sürecinde, kişi hem kendisi ile hem de çevresi ile kurduğu ilişkileri etkilemiş olur.</p>
<h1 data-path-to-node="3"><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">Ayna Teorisi ve Temel Kavramlar</b></h1>
<p data-path-to-node="4">Ayna teorisi olarak bilinen teorinin temeli, projeksiyon, gölge, persona ve bilinçdışı yansıtma kuramlarının bir araya gelmesi ile kapsayıcı bir teoridir. Birey, kendi bilinçdışında kabul edemediği özellikleri başkalarının üzerine yansıtma eğilimi gösterir. Başkalarında göründüğünü sandığı şeylerin büyük bölümü, kendi gölge yanıdır. <b data-path-to-node="4" data-index-in-node="335">Persona</b>, topluma sunduğumuz maske olarak açıklanabilir. Bu maskeler ile sosyal ortamlarda nasıl davrandığımız, neler söylediğimiz ve nasıl var olduğumuz şekillenir. Ego, “ben” dediğimiz bilinçli kimliktir. Kendimizi nasıl tanımladığımız, nasıl anlattığımız ve nasıl gösterdiğimiz ego olarak tanımlanabilir. Bilinçli kimliğimiz yanında bir de bilinçdışımızda olan bastırılmış anılar da vardır. Bu bağlamda gölge kavramı, kabul edemediğimiz, reddettiğimiz ve bastırdığımız yanlarımızdan oluşur.</p>
<h1 data-path-to-node="5"><b data-path-to-node="5" data-index-in-node="0">Gölge Benliğin Oluşumu ve Etkileri</b></h1>
<p data-path-to-node="6">Gölge benlik, bireyin bilinçli benli algısına dahil etmekte zorlandığı tüm kişilik özelliklerini kapsayan bir alandır. Başka bir ifadeyle gölge bireyin kendisine ait olmasına rağmen, “ben” cümlesi ile başlayan tanımlamalarda dışarıda bırakılan yönlerinin bütünüdür. Gölge benliğin oluşumu erken çocukluk döneminde başlar. Birey, aile ve sosyal çevre etkisi ile kabul edilebilir ve reddedilebilir davranışları öğrenir. Çocuğun sevgi ve onay görme ihtiyacı, bazı yönlerini bastırmasına ve bunları bilinçdışı benlik alanına itmesine sebep olur. Kişi olgunlaştıkça bastırılan bu yönler, kişiliğimin görünmeyen fakat etkili bir parçası haline gelir. Bu bastırma sonrası bilinçdışında var olanlar, bireyin duygu, düşünce ve davranışlarını dolaylı yollarla etkilemeye devam eder. Örneğin, aniden ortaya çıkan yoğun tepkiler, açıklanamayan huzursuzluklar, belirli bir kişi ya da duruma karşı gelişen hassasiyetler, çoğu zaman gölge benliğin dolaylı yansımaları olarak yorumlanabilir.</p>
<p data-path-to-node="7">Jung’a göre gölgeler ile karşılaşmak, bireyin psikolojik bütünlüğe ulaşma sürecinin temel aşamalarındandır. Bireyin kendi gölgesini fark etmesi ve bu yönleri tekrardan bilinçli benliğe getirebilmesi ve yüzleşebilmesi, daha dengeli, tutarlı ve gerçekçi bir benlik algısı geliştirmesine katkı sağlar. Fakat bazen bu yüzleşmeler içsel çatışmalara sebebiyet verebilir. İçsel çatışmalar sayesinde gölge dönüştürülebilir ve farkındalık ile kişiye olumlu etkileri olur.</p>
<h1 data-path-to-node="8"><b data-path-to-node="8" data-index-in-node="0">İlişkilerde Projeksiyon ve Savunma Mekanizmaları</b></h1>
<p data-path-to-node="9">Hiç benzer özellikli insanlar ile karşılaştığınızı düşündüğünüz oldu mu? Çoğumuzun bu soruya evet demesi muhtemeldir. Ayna etkisi sayesinde bireyler yaşamlarında benzer özelliklere sahip kişiler ile karşılaşabilirler. Bu durum çoğu zaman tesadüf olarak yorumlanır fakat psikolojik bir perspektiften bakıldığında, bu tekrarlayan durumların yalnızca dışsal koşullar ile ilişkili değil, aynı zamanda bireyin içsel dünyası ile de ilişkilidir. Jung, bu durumu <b data-path-to-node="9" data-index-in-node="455">projeksiyon</b> kavramı üzerinden açıklayarak bireyin bilinçdışında yer alan gölge, kişilerarası ilişkiler ile yansıtılır. Projeksiyon bir savunma mekanizması olarak kabul edilir ve bireyin benlik bütünlüğünü korumak amacıyla işlev görür.</p>
<h1 data-path-to-node="10"><b data-path-to-node="10" data-index-in-node="0">Projeksiyon Örnekleri:</b></h1>
<ul data-path-to-node="11">
<li>
<p data-path-to-node="11,0,0">Birey içinde yoğun kıskançlık duyguları taşıyabilir. Bunu zayıflık olarak gördüğünü varsayalım. Bu durumda kişi, çevresindeki bireyleri kıskanç olmakla suçlama eğilimi gösterebilir.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="11,1,0">Öfkesini ifade etmenin kabul görülmediği bir çevrede yetişmiş olan bireyler, bu duyguları bastırma eğiliminde olurlar. Bastırılan öfke, sosyal ilişkilerde “İnsanlar bana çok sert davranıyorlar” ya da “Herkes bana saygısız yaklaşıyor” gibi algılar ile dış dünyaya yansıtma yapılabilir.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="11,2,0">Kendi ihtiyaçlarını dile getiremeyen bireyler, başkalarının taleplerini rahatça dile getirmelerini “bencillik” olarak değerlendirebilirler. Bu durum bir dışsal yansıma olarak karşımıza çıkabilir.</p>
</li>
</ul>
<h1 data-path-to-node="12"><b data-path-to-node="12" data-index-in-node="0">Ayna Mekanizması Nasıl Çalışır?</b></h1>
<p data-path-to-node="13">Ayna mekanizması 3 aşamada çalışır:</p>
<ol start="1" data-path-to-node="14">
<li>
<p data-path-to-node="14,0,0"><b data-path-to-node="14,0,0" data-index-in-node="0">Bastırma:</b> Kişinin kendi iç dünyasında yaşadığı kişiyi rahatsız eden, acı veren, kabul edemediği veya ifade etmekte zorlandığı duyguları, düşünceleri ve anıları bilinçdışına iterek farkında olmamaya çalışmasıdır. Genellikle bastırma, yoğun korku, utanç ve suçluluk duyguları tetiklendiğinde yapılır. Aynı şekilde kişiler kabul edilmesi zor dürtüleri de bastırma eğiliminde olurlar. “Ben böyle biri değilim” şeklinde başlayan bir cümlede bastırılan öfke, kıskançlık, bencillik gibi duygular bastırılmaya çalışılıyor olabilir.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="14,1,0"><b data-path-to-node="14,1,0" data-index-in-node="0">Projeksiyon:</b> Kişinin kendi içinde kabul edemediği duygu, düşünce ve dürtüleri başkalarına yansıtarak sanki onlara aitmiş gibi değerlendirmesidir. Kişi, bu rahatsız edici duyguyu kendi benliğine ait görmek istemez. Bu sebeple onu dışarı dünyaya atar ve başkasının öyle olduğunu görür.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="14,2,0"><b data-path-to-node="14,2,0" data-index-in-node="0">Ayna etkisi:</b> Kişinin en çok tetiklendiği, sinirlendiği ve yargıladığı kişiler kendisinin gölge benliği halidir. Jung, bu teoriyi “İnsanı en çok rahatsız eden şey, kendi gölgesidir” şeklinde açıklamıştır.</p>
</li>
</ol>
<p data-path-to-node="15">Özetle, bu teoriyi göz önünde bulundurduğumuzda “Hayat bizi sınamaz, kendimizle yüzleştirir.” şeklinde bir yorum yapabiliriz. Kişilerarası ilişkilerimiz yalnızca sosyal bağlar değil aynı zamanda kendimizin iç dünyasında yer alan aynaları tanımak için işlev görür. Kimi zaman bizi zorlayan durumlar ile karşılaştığımızda bilinçdışında varlığını sürdüren yönlerimiz daha görünür hale gelir. Böylece birey, dış dünyada yaşadığı deneyimler üzerinden kendi iç dünyası hakkında derin bir farkındalık geliştirme imkânı bulabilir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/gorunmez-misafir-golge-benlik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlk Bağ, Sonsuz Etki: Anneyle Başlayan Hikâye</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/ilk-bag-sonsuz-etki-anneyle-baslayan-hikaye/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=ilk-bag-sonsuz-etki-anneyle-baslayan-hikaye</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/ilk-bag-sonsuz-etki-anneyle-baslayan-hikaye/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Elif Sude Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Dec 2025 21:26:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=19925</guid>

					<description><![CDATA[Bir bireyin dünya ile kurduğu ilk ilişki kucağa alındığı an, hayatının tümünü etkileyecek şekilde hikayesi yazılmaya başlar. Bebek annesi onu ilk kucağına aldığında bir güven haritası oluşturmaya başlar. Bu harita, ona hayatı boyunca eşlik edecek ve kişilerarası ilişkilerini belirleyecek örüntüleri oluşturur. Anne, bebeğin ilk güven kaynağıdır. Bu durumda bakım vericinin rolü, erken gelişim dönemindeki etkileşimlerde [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="548" data-end="1332">Bir bireyin dünya ile kurduğu ilk ilişki kucağa alındığı an, hayatının tümünü etkileyecek şekilde hikayesi yazılmaya başlar. Bebek annesi onu ilk kucağına aldığında bir güven haritası oluşturmaya başlar. Bu harita, ona hayatı boyunca eşlik edecek ve kişilerarası ilişkilerini belirleyecek örüntüleri oluşturur. Anne, bebeğin ilk güven kaynağıdır. Bu durumda bakım vericinin rolü, erken gelişim dönemindeki etkileşimlerde önemli bir unsurdur. Bir çocuğun ilk ilişkisi annesi ile gelişir. Bu ilişki bir şablon görevi görür ve kişinin gelecekteki duygusal ilişkilerindeki bireysel yeteneklerini kalıcı olarak biçimlendirir. Aynı zamanda anne ile bu ilk ilişki çocuğun kişiliğinin gelişimini belirler; uyum yeteneği, patolojilere karşı psikolojik sağlamlığını ve direncini şekillendirir.</p>
<h2 data-start="1334" data-end="1358"><strong data-start="1337" data-end="1358">Maternal Bağlanma</strong></h2>
<p data-start="1360" data-end="2027">Araştırmalara göre, anne ile gelişen bu ilişki sayesinde çocuk sevilmeye değer olduğu inancını inşa eder. Bu annenin tutumlarına bağlı olarak maternal <strong data-start="1511" data-end="1523">bağlanma</strong> ile gerçekleşir. Maternal bağlanma; anne ve çocuk arasında gelişen sıcak, sürekli yakın bir ilişkinin olması ve bu durumdan hem annenin hem de çocuğun memnun olmasıdır. Anne–bebek arasındaki bağlanmanın en önemli bölümü doğumdan hemen önce başlayarak doğum sonrası aylarda gelişerek devam eder. Anne–bebek ilişkisinin gelişiminde en hassas dönemler doğum ve doğumdan sonraki ilk günlerdir. Bu dönemde bağlanma yoğun bir şekilde yaşanır ve anne–bebek ilişkisinin başlatılması için elverişli bir zamandır.</p>
<p data-start="2029" data-end="2085">Maternal bağlanma, 3 evre ile özetlenebilir. Bu evreler:</p>
<h3 data-start="2087" data-end="2112"><strong data-start="2091" data-end="2112">1. Tanışma Evresi</strong></h3>
<p data-start="2114" data-end="2311">Tüm insan ilişkilerinin temelini oluşturur ve bağlanma sürecinin ilk adımıdır. Bu evre, doğumdan sonraki ilk 48 saattir. Anne bebek ile göz teması kurmaya başlar, bebeği sistematik olarak dokunur.</p>
<h3 data-start="2313" data-end="2341"><strong data-start="2317" data-end="2341">2. Sahiplenme Evresi</strong></h3>
<p data-start="2343" data-end="2695">Doğum sonrası 3. günde başlar ve 6 haftaya kadar sürer. Anne rolünün benimsendiği bir evredir. Bebeğe ismi veya cinsiyeti (oğlum, kızım gibi) ile seslenilmeye başlanır. Anne bebekleri ile yakınlık kurarlar ve sözlü veya sözsüz duygular karşılıklı olarak yansıtılır. Anneler bu dönemde, bebeğin temel gereksinimlerine vermesi gereken yanıtları öğrenir.</p>
<h3 data-start="2697" data-end="2723"><strong data-start="2701" data-end="2723">3. Bağlanma Evresi</strong></h3>
<p data-start="2725" data-end="2912">Doğumdan sonraki 6–8 haftayı kapsar. Anne–çocuk arasındaki karşılıklı ilişki ve uyum belirgin bir şekilde görülür. Anne–bebek arasındaki sevgi ve derin bağlanma duygusu bu evrede oluşur.</p>
<p data-start="2914" data-end="3300">Bu erken dönemlerde bağlanma özellikle erken ten tene temas, kanguru yöntemi ve odanın paylaşılması gibi uygulamalar ile desteklenir. Bu uygulamalar, uygun bağlanma davranışlarını destekleyici niteliktedir. Bebeğin yatıştırılması, kucaklanması, ismi ile seslenilmesi, konuşulması, göz göze temas kurulması ve uygun şekillerde beslenmesi bağlanmayı destekler ve geliştirir niteliktedir.</p>
<h2 data-start="3302" data-end="3328"><strong data-start="3305" data-end="3328">İçsel Çalışan Model</strong></h2>
<p data-start="3330" data-end="3708">Bebeğin yaşamının ilk dönemlerinde ebeveyni ile etkileşimi, ihtiyaç anında ebeveynin ne ölçüde ulaşılabilir olduğu ve yakın temas kurulması halinde ebeveynin bebeğe yönelik davranışları bebeğin zihninde bilişsel kodlamalar oluşturur. Bu kodlamalar <strong data-start="3578" data-end="3601">içsel çalışan model</strong> olarak adlandırılır. İçsel çalışan model 3 alt başlıkta incelenir ve zihinsel temsilleri ifade etmektedir:</p>
<p data-start="3710" data-end="4031">1- <strong data-start="3713" data-end="3731">Benlik modeli:</strong> kişinin sevilmeye ve değer görmeye ilişkin inancı<br data-start="3781" data-end="3785" />2- <strong data-start="3788" data-end="3809">Başkaları modeli:</strong> kişinin ihtiyaç halinde başkalarının yardıma olan hazırlığı ve bu yardımın ulaşılabilir olmasına yönelik inancı<br data-start="3921" data-end="3925" />3- <strong data-start="3928" data-end="3962">Kişilerarası ilişkiler modeli:</strong> kişilerarası ilişkilerde ortaya çıkan durumlara yönelik yaklaşımlar</p>
<p data-start="4033" data-end="4632"><strong data-start="4033" data-end="4045">Bağlanma</strong> temel olarak bireylerin duygusal ihtiyaçlarını karşılamak, güven arayışı ve ilişkilerdeki dengeyi sağlama çabası üzerine kuruludur. Bu içsel çalışan model ile kişinin bağlanma stili şekillenir. Bağlanma stillerinin en önemli ayırt edici özelliği kişinin kendi değeri ve başkaları ile ilişkisinin stillerini oluşturur. Bu stiller, dörtlü bağlanma modeli olarak bilinir. Güvenli ve güvensiz bağlanma stilleri içsel çalışan modele bağlı olarak yorumlanır. Güvensiz bağlanmada 3 farklı şekilde benlik ve başkaları modeli bulunur: saplantılı bağlanma, kayıtsız bağlanma ve korkulu bağlanma.</p>
<h3 data-start="4634" data-end="4658"><strong data-start="4638" data-end="4658">Güvenli Bağlanma</strong></h3>
<p data-start="4660" data-end="5162">Birey, sevgi ve değer ile bir benlik modeli geliştirir. Yardıma ihtiyacı olduğunda başkalarından destek görebileceğine inanır ve başkaları modelinde güven duygusu vardır. Kişilerarası ilişkilerde olumlu deneyimler yaşarlar ve yakınlık kurma konularında başarılıdırlar. Genel olarak güvenli bağlanan kişi kendisini sevilebilir, güvenilir olarak tanımlar. Diğer kişileri kabul edici bir tutum ile karşılar. Bu kişiler terk edilme korkusu yaşamazlar. Yakınlık kurarken özerkliklerine de önem gösterirler.</p>
<h3 data-start="5164" data-end="5191"><strong data-start="5168" data-end="5191">Saplantılı Bağlanma</strong></h3>
<p data-start="5193" data-end="5710">İçsel çalışan modele bakıldığında saplantılı bağlanma, benlik değerinin olumsuz olduğu, kişinin kendini sevilmeye değer görmediği bir bağlanma stilidir. Başkaları modeli ise olumludur. Saplantılı bağlanan kişiler kendilerini değersiz ve yetersiz gördükleri için diğerlerinin onayını ve kabulünü almayı önemserler. Benlik modelinin olumsuz olması nedeniyle özgüven eksikliği ile karşı karşıya kalabilirler. Yakın ilişkilerinde takıntılı olma eğilimleri vardır ve ilişkilerinden gerçekçi olmayan beklentileri olabilir.</p>
<h3 data-start="5712" data-end="5737"><strong data-start="5716" data-end="5737">Kayıtsız Bağlanma</strong></h3>
<p data-start="5739" data-end="6206">Benlik modeli olumlu fakat başkaları modeli olumsuz olan bireyler kayıtsız bağlanma stili gösterirler. Bu kişiler diğer insanları güvensiz bulduğundan ve özerkliğe aşırı önem verdiklerinden yakınlık kurmaktan kaçınırlar. Başkalarına ihtiyaç duymazlar ve yakın ilişkilerin önemi olmadığını düşünürler. Yakın ilişkiler kurmaktan kaçınmanın kendilerini hayal kırıklığından koruyacağını düşünürler. Genellikle kendilerine zaman ayırır ve kendi hobileri ile ilgilenirler.</p>
<h3 data-start="6208" data-end="6232"><strong data-start="6212" data-end="6232">Korkulu Bağlanma</strong></h3>
<p data-start="6234" data-end="6599">Olumsuz benlik ve olumsuz diğerleri modeli geliştirmişlerdir. Korkulu bağlanan kişiler kendilerini sevmeye değer bulmazlar ve aynı şekilde diğerleri ile yakınlık kurmazlar ve ihtiyaç duymazlar. Reddedilme ve kaybetme duygularını yaşamamak için diğer kişilerden kaçınırlar. Değersizlik duygularından dolayı başkalarını da güvenilmez ve reddedici olarak tanımlarlar.</p>
<h2 data-start="6601" data-end="6655"><strong data-start="6604" data-end="6655">Güvenli ve Güvensiz Bağlanmada Ebeveyn ve Çocuk</strong></h2>
<p data-start="6657" data-end="6979">Güvenli bağlanmış çocuklar: sıkıntılı olduklarında bakım verenleri tarafından destekleyici, sevgi dolu ve yardımcı yanıt almışlardır. Belirsizlik ve tutarsızlık ile daha az karşılaşırlar. Karşılaştıkları ile daha kolay baş etmeyi öğrenmişlerdir. Tehdit altında olduklarında başkaları tarafından güvene alınmayı beklerler.</p>
<p data-start="6981" data-end="7256">Güvensiz bağlanan çocuklar: ebeveynleri tarafından yetersiz, düzensiz ve yersiz şekilde yanıt almışlardır. Tehdit altında olduklarında başkaları tarafından güvence altına alınmayı beklemezler. İçselleştirmiş oldukları olumsuz modelleri kendileri düzeltmekte zorluk yaşarlar.</p>
<h2 data-start="7258" data-end="7270"><strong data-start="7261" data-end="7270">Sonuç</strong></h2>
<p data-start="7272" data-end="7716">Sonuç olarak, anne ile başlayan <strong data-start="7304" data-end="7316">bağlanma</strong> davranışı, bireyin kişiliği, başa çıkabilme mekanizmaları ve yaşam boyunca kuracağı kişilerarası ilişkileri belirleyen yapı taşlarıdır. Erken dönemde bakım verene duyulan güven, bireyin gelecekte dünyayı nasıl algılayacağına dair güçlü bir içsel rehber oluşturur. Bu dönemde ebeveynin duyarlılığı, duygusal ihtiyaçlara verilen yanıtlar ve sunduğu bağ, çocuğun benlik ve diğerleri modelini oluşturur.</p>
<p data-start="7718" data-end="8032">Aynı zamanda sorunlarla nasıl başa çıktığını ve psikolojik sağlamlığını da etkiler. Kişi güvensiz bağlanma stiline sahipse kendisi ile ilgili konularda özgüven eksiklikleri, kaygı, düşük özdeğer gibi durumlar yaşayabilir. Bunlara ek olarak kişilerarası ilişkilerinde kaçınma ve zorlanma durumları deneyimleyebilir.</p>
<p data-start="8034" data-end="8225">Bu nedenle bağlanma, sadece çocukluk dönemi ile sınırlı olmayan, kişilik yapısını, patolojiye yatkınlığı ve ilişkisel örüntüleri doğrudan etkileyen bir <strong data-start="8186" data-end="8206">gelişimsel süreç</strong> olarak ele alınır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/ilk-bag-sonsuz-etki-anneyle-baslayan-hikaye/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uykuda Savaşan Zihin: Uyku Terörü</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/uykuda-savasan-zihin-uyku-teroru/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=uykuda-savasan-zihin-uyku-teroru</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/uykuda-savasan-zihin-uyku-teroru/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Elif Sude Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Oct 2025 09:58:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=15536</guid>

					<description><![CDATA[Uyku, fizyolojik, psikolojik ve nörolojik işlevlerin düzenlenmesinde oldukça önemli bir rol oynayan bir süreçtir. Ancak bu süreç her zaman olumlu deneyimlerle geçmez. Bazı bireylerde, uyku sırasında normal kabul edilmeyecek davranışlar gözlemlenebilir. Bu durumlar psikoloji literatüründe “parasomni” olarak adlandırılır. Parasomni Nedir? Parasomni, normal uyku sürecine uygun olmayan davranışların genel adıdır. Uyku-uyanıklık döngüsü boyunca ortaya çıkar. Uykuya [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="295" data-end="628"><strong data-start="295" data-end="303">Uyku</strong>, fizyolojik, psikolojik ve nörolojik işlevlerin düzenlenmesinde oldukça önemli bir rol oynayan bir süreçtir. Ancak bu süreç her zaman olumlu deneyimlerle geçmez. Bazı bireylerde, <strong data-start="483" data-end="491">uyku</strong> sırasında normal kabul edilmeyecek davranışlar gözlemlenebilir. Bu durumlar psikoloji literatüründe <strong data-start="592" data-end="607">“parasomni”</strong> olarak adlandırılır.</p>
<h2 data-start="635" data-end="658"><strong data-start="638" data-end="658">Parasomni Nedir?</strong></h2>
<p data-start="660" data-end="1030"><strong data-start="660" data-end="673">Parasomni</strong>, normal uyku sürecine uygun olmayan davranışların genel adıdır. Uyku-uyanıklık döngüsü boyunca ortaya çıkar. Uykuya dalma, uykuda kalma veya uyanma süreçleri esnasında istenmeyen fiziksel davranışlar, motor aktiviteler, duygusal tepkiler, algısal deneyimler ve otomatik belirtiler şeklinde görülür. Bu belirtiler, <strong data-start="988" data-end="1009">uyku bozuklukları</strong> grubunda yer alır.</p>
<p data-start="1032" data-end="1242">Yani parasomni, kişinin uykusunda normalde olmaması gereken davranışlar göstermesi şeklinde açıklanabilir. Örneğin, uykuda konuşma, yürüme, çığlık atma veya korkma gibi davranışlar parasomni örneklerindendir.</p>
<p data-start="1244" data-end="1602">Parasomniler genellikle iki ana grupta incelenir: <strong data-start="1294" data-end="1316">NREM Parasomnileri</strong> ve <strong data-start="1320" data-end="1341">REM Parasomnileri</strong>.<br data-start="1342" data-end="1345" /><strong data-start="1345" data-end="1367">NREM parasomnileri</strong>, derin <strong data-start="1375" data-end="1390">NREM uykusu</strong> sırasında beynin bir kısmının uyanırken diğer kısmının uykuda kalmasıyla açıklanır. Buna örnek olarak <strong data-start="1493" data-end="1509">uyurgezerlik</strong> ve <strong data-start="1513" data-end="1528">uyku terörü</strong> verilebilir. Kişi bilinçsiz şekilde karmaşık motor hareketler sergiler.</p>
<p data-start="1604" data-end="1860">Uyurgezerlikte bu davranışlar; yataktan kalkma, ev içinde dolaşma veya kapı-pencere açma gibi hareketlerle gözlemlenir. <strong data-start="1724" data-end="1742">Uyku teröründe</strong> ise çığlık atma, tekme atma, kolları savurma gibi korku tepkileriyle birlikte yoğun duygusal belirtiler ortaya çıkar.</p>
<h2 data-start="1867" data-end="1914"><strong data-start="1870" data-end="1914">Uyku Terörü: Korkunun Uykudaki Yansıması</strong></h2>
<p data-start="1916" data-end="2199"><strong data-start="1916" data-end="1931">Uyku terörü</strong>, <strong data-start="1933" data-end="1955">NREM parasomnileri</strong> içerisinde sınıflandırılan bir bozukluktur. Özellikle çocukluk döneminde (5–7 yaş) sıkça görülür. Ergenlik sonrası genellikle kendiliğinden düzelir. Yetişkinlikte görülme oranı ise %1’in altındadır (American Academy of Sleep, 2001; 141-214).</p>
<p data-start="2201" data-end="2492">Bu bozukluk, ani korku, çığlık ve bilinç bulanıklığı ile sonuçlanan uykudan uyanma atakları şeklinde kendini gösterir. Genellikle travma, stres veya genetik yatkınlıklarla ilişkilendirilir. <strong data-start="2391" data-end="2406">Uyku terörü</strong>, uykunun 3. veya 4. evresinde, kişi derin <strong data-start="2449" data-end="2464">NREM uykusu</strong> halindeyken ortaya çıkar.</p>
<p data-start="2494" data-end="3024">Atak sırasında birey aniden uyanır; terleme, kalp atışında ve solunum hızında artış ile yoğun korku belirtileri görülür. <strong data-start="2615" data-end="2630">Uyku terörü</strong>, kabus bozukluğuyla karıştırılabilir; ancak farkları belirgindir. Kabuslar, genellikle gecenin ilerleyen saatlerinde, <strong data-start="2749" data-end="2763">REM uykusu</strong> sırasında meydana gelir. Kabus yaşayan bireyler genellikle gördüklerini ayrıntılı şekilde hatırlar ve motor hareketleri sınırlıdır. Buna karşın <strong data-start="2908" data-end="2923">uyku terörü</strong> yaşayan kişiler atak sırasında bilinçsizce konuşabilir, ancak bu konuşmaları ve olayı hatırlamazlar.</p>
<h2 data-start="3031" data-end="3066"><strong data-start="3034" data-end="3066">Etiyoloji ve Risk Faktörleri</strong></h2>
<p data-start="3068" data-end="3305"><strong data-start="3068" data-end="3083">Uyku terörü</strong> hem biyolojik hem de psikolojik etkenlerden kaynaklanabilir. Genetik yatkınlık, merkezi sinir sistemi bozuklukları, stres, yorgunluk, <strong data-start="3218" data-end="3231">anksiyete</strong> ve <strong data-start="3235" data-end="3266">travmatik yaşam deneyimleri</strong> bu bozukluğun gelişiminde rol oynar.</p>
<p data-start="3307" data-end="3451">Yetişkinlerde görülen <strong data-start="3329" data-end="3344">uyku terörü</strong> genellikle <strong data-start="3356" data-end="3397">travma sonrası stres bozukluğu (TSSB)</strong> veya <strong data-start="3403" data-end="3429">anksiyete bozuklukları</strong> ile ilişkilendirilir.</p>
<h2 data-start="3458" data-end="3483"><strong data-start="3461" data-end="3483">Tedavi ve Müdahale</strong></h2>
<p data-start="3485" data-end="3727"><strong data-start="3485" data-end="3502">Uyku terörüne</strong> müdahalede en önemli adım güvenli bir uyku ortamının oluşturulmasıdır. Atak sırasında kişi bilinçsiz hareketlerle kendine zarar verebilir; bu nedenle odada fiziksel yaralanmaya neden olabilecek eşyalar bulundurulmamalıdır.</p>
<p data-start="3729" data-end="3926">Atakların sıklığına ve şiddetine göre <strong data-start="3767" data-end="3791">uyku hijyeni eğitimi</strong> önerilir. Bu eğitim; düzenli uyku saatleri belirleme, ekran kullanımını azaltma ve kafein tüketimini sınırlama gibi konuları kapsar.</p>
<p data-start="3928" data-end="4139">Kişiye <strong data-start="3935" data-end="3957">gevşeme teknikleri</strong> ve <strong data-start="3961" data-end="3989">stres azaltma yöntemleri</strong> öğretilebilir. Psikoterapötik açıdan özellikle <strong data-start="4037" data-end="4073">bilişsel davranışçı terapi (BDT)</strong>, stres yönetimi ve rahatlama süreçlerinde etkili bir yöntemdir.</p>
<p data-start="4141" data-end="4324">Eğer <strong data-start="4146" data-end="4163">uyku terörüne</strong> neden olan altta yatan bir <strong data-start="4191" data-end="4201">travma</strong> veya <strong data-start="4207" data-end="4220">anksiyete</strong> öyküsü mevcutsa, <strong data-start="4238" data-end="4261">psikodinamik terapi</strong> veya <strong data-start="4267" data-end="4275">EMDR</strong> gibi travma odaklı yaklaşımlar da uygulanabilir.</p>
<h2 data-start="4331" data-end="4343"><strong data-start="4334" data-end="4343">Sonuç</strong></h2>
<p data-start="4345" data-end="4592"><strong data-start="4345" data-end="4353">Uyku</strong>, her birey için fiziksel ve psikolojik sağlığın temel taşıdır. Ancak <strong data-start="4423" data-end="4438">uyku terörü</strong>, bir <strong data-start="4444" data-end="4462">NREM parasomni</strong> türü olarak bireyin yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebilir. Bu durum; korku, kaygı ve uyku bölünmeleriyle sonuçlanabilir.</p>
<p data-start="4594" data-end="4884">Dolayısıyla, hem belirtilerin hem de bireyin psikolojik durumu, biyolojik yatkınlıkları ve çevresel stres faktörleri bütüncül bir şekilde değerlendirilmelidir. Tedavi sürecinde <strong data-start="4771" data-end="4793">uyku düzenlemeleri</strong>, <strong data-start="4795" data-end="4810">psikoeğitim</strong>, <strong data-start="4812" data-end="4840">stres azaltma teknikleri</strong> ve <strong data-start="4844" data-end="4874">psikoterapötik müdahaleler</strong> önerilir.</p>
<h3 data-start="4891" data-end="4907"><strong data-start="4895" data-end="4907">Kaynakça</strong></h3>
<p data-start="4909" data-end="5167">Gündüz, N., Polat, A., &amp; Tural, Ü. (2014). <em data-start="4952" data-end="5003">İki Olgu Özelinde Uyku Terörü ve Tedavi Yaklaşımı</em>, Nöro Psikiyatri Arşivi.<br data-start="5028" data-end="5031" />American Academy of Sleep Medicine (2001). <em data-start="5074" data-end="5157">The International Classification of Sleep Disorders: Diagnostic and Coding Manual</em>, 141–214.</p>
<p data-start="5174" data-end="5350" data-is-last-node="" data-is-only-node="">
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/uykuda-savasan-zihin-uyku-teroru/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dramsız Disiplin Nedir ve Ebeveynler Bu Disiplini Nasıl Sağlayabilir?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/dramsiz-disiplin-nedir-ve-ebeveynler-bu-disiplini-nasil-saglayabilir/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=dramsiz-disiplin-nedir-ve-ebeveynler-bu-disiplini-nasil-saglayabilir</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/dramsiz-disiplin-nedir-ve-ebeveynler-bu-disiplini-nasil-saglayabilir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Elif Sude Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Sep 2025 09:26:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile ve Ebeveyn Psikolojisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=13137</guid>

					<description><![CDATA[Dramsız Disiplin Nedir? Dramsız disiplin, Dr. Daniel J. Siegel ve Dr. Tina Payne Bryson’ın geliştirdiği çocuklar ile disiplin kurma sürecinde çocuğa öğretme, bağ kurma ve beyin gelişimini destekleyici şekilde bir disiplin kurma stratejisidir. Ceza ve çatışmanın en aza indirilmesi için geliştirilmiştir. Disiplin kurulurken asıl amaç, drama yaratmadan, kriz anlarını öğretici bir konuma çevirerek çocuğa doğruyu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<article class="text-token-text-primary w-full focus:outline-none scroll-mt-[calc(var(--header-height)+min(200px,max(70px,20svh)))]" dir="auto" tabindex="-1" data-turn-id="request-WEB:a182eb73-5092-48cf-a128-f5fd3f34e2e4-0" data-testid="conversation-turn-2" data-scroll-anchor="true" data-turn="assistant">
<div class="text-base my-auto mx-auto pb-10 [--thread-content-margin:--spacing(4)] thread-sm:[--thread-content-margin:--spacing(6)] thread-lg:[--thread-content-margin:--spacing(16)] px-(--thread-content-margin)">
<div class="[--thread-content-max-width:40rem] thread-sm:[--thread-content-max-width:40rem] thread-lg:[--thread-content-max-width:48rem] mx-auto max-w-(--thread-content-max-width) flex-1 group/turn-messages focus-visible:outline-hidden relative flex w-full min-w-0 flex-col agent-turn" tabindex="-1">
<div class="flex max-w-full flex-col grow">
<div class="min-h-8 text-message relative flex w-full flex-col items-end gap-2 text-start break-words whitespace-normal [.text-message+&amp;]:mt-5" dir="auto" data-message-author-role="assistant" data-message-id="895af12a-a0c3-4162-8606-c938c2644da4" data-message-model-slug="gpt-5">
<div class="flex w-full flex-col gap-1 empty:hidden first:pt-[3px]">
<div class="markdown prose dark:prose-invert w-full break-words light markdown-new-styling">
<h3 data-start="78" data-end="109"><strong data-start="82" data-end="109">Dramsız Disiplin Nedir?</strong></h3>
<p data-start="110" data-end="395"><strong data-start="110" data-end="130">Dramsız disiplin</strong>, Dr. Daniel J. Siegel ve Dr. Tina Payne Bryson’ın geliştirdiği çocuklar ile disiplin kurma sürecinde çocuğa öğretme, bağ kurma ve beyin gelişimini destekleyici şekilde bir disiplin kurma stratejisidir. Ceza ve çatışmanın en aza indirilmesi için geliştirilmiştir.</p>
<p data-start="397" data-end="843">Disiplin kurulurken asıl amaç, drama yaratmadan, kriz anlarını öğretici bir konuma çevirerek çocuğa doğruyu öğretmek, çocuğun duygusunu anlayarak güvenli bir bağ kurmaya yardımcı olmak ve uygun davranışa yönlendirmektir. Aynı zamanda çocuğun duygusal beyni ile mantıklı beynini bütünleştirerek ani tepkiler yerine yeniden düşünmesini sağlamak ve <strong data-start="743" data-end="756">özdenetim</strong> becerisini arttırmaktır. Böylece çocuğun problem çözme yetenekleri de gelişmektedir.</p>
<h3 data-start="850" data-end="917"><strong data-start="854" data-end="917">Bütün Beyin Yaklaşımı Nedir? Disiplin Kurmada Ne İşe Yarar?</strong></h3>
<p data-start="918" data-end="1207"><strong data-start="918" data-end="943">Bütün beyin yaklaşımı</strong> çocuğun üst beyni ve alt beynini entegre etmeyi hedefler. Üst beyin yani prefrontal korteks, mantık, empati, problem çözme ve özdenetimden sorumludur. Alt beyin ise amigdala ve beyin sapını kapsar ve dürtüler, duygular, “savaş-kaç-don” tepkilerinden sorumludur.</p>
<p data-start="1209" data-end="1508">Kısacası, üst beyin kavrayıcı iken alt beyin tepkiseldir. Beyin bölgeleri bağlantı kurdukça çocuk öğrenme ve gelişim fırsatı bulur. Disiplin kurma noktasında, duygusal bağ gelişimi destekler. Çünkü çocuğun yalnızca alt beyni ile kararlar alması sakinleşememesine ve ilişki kuramamasına sebep olur.</p>
<p data-start="1510" data-end="1750">Çocuk alternatif davranışları gördükçe ve öğrendikçe cezalandırılmadan nasıl davranması gerektiğine dair fikir sahibi olur. Ayrıca, bütün beyin yaklaşımı disiplin kurma sürecinde çocuğun uzun vadede daha sağlıklı kararlar almasını sağlar.</p>
<p data-start="1752" data-end="1880">Özetle, ebeveynin dramsız disiplin tutumu çocuğu destekler ve bütün beyin yaklaşımı içinde disiplin kurulmasına yardımcı olur.</p>
<h3 data-start="1887" data-end="1920"><strong data-start="1891" data-end="1920">Yeniden Düşünme Disiplini</strong></h3>
<p data-start="1921" data-end="2263">Ebeveynler genellikle net ilke ve stratejilerle çalışmak yerine yalnızca duruma tepki gösterme davranışında bulunurlar. Otomatik pilota geçip bilinçli ebeveynlik kararları alma konusunda problemler yaşarlar. Fakat söz konusu çocuklar ve çocuklara disiplin sağlamak olunca otomatik pilot ile hareket etmek bazı durumlarda işe yaramamaktadır.</p>
<p data-start="2265" data-end="2497">Bu tabiri caizse ebeveynlerin ve çocukların türbülanslı bir yolculuk yapmasına sebep olabilir.<br data-start="2359" data-end="2362" />“Çocuğunuz yaramazlık yaptığında gerçekten başarmak istediğiniz şeyin ne olduğunu açıkça anlamanız gerekir.” (Siegel &amp; Bryson, 2018.)</p>
<p data-start="2499" data-end="2623">Ebeveynler kendilerine belirli soruları sorarak dramsız disiplin için stratejiler üretebilirler. Bu sorular şu şekildedir:</p>
<ol data-start="2625" data-end="2749">
<li data-start="2625" data-end="2659">
<p data-start="2628" data-end="2659">Çocuğum neden böyle davrandı?</p>
</li>
<li data-start="2660" data-end="2697">
<p data-start="2663" data-end="2697">Ona şu an ne öğretmek istiyorum?</p>
</li>
<li data-start="2698" data-end="2749">
<p data-start="2701" data-end="2749">Bunu en iyi nasıl öğretirim, nasıl gösteririm?</p>
</li>
</ol>
<p data-start="2751" data-end="3029">Bu 3 soruyu kendinize sorduğunuzda otomatik pilottan çıkmak daha kolay olacaktır. Aynı zamanda, çocuklarınızın neye ihtiyacı olduğunu anlamanıza yardımcı olur. Böylece kaos olmadan daha iyi bir rehber olmanız anlamına gelir ve olayları onun bakış açısından görebilmeyi sağlar.</p>
<p data-start="3031" data-end="3212">Otomatik pilota geçmek, bir olaya karşı çocuğunuzun ihtiyaç duyduğu şeye değil de kendi duygularınıza ve ruh halinize odaklanmanıza neden olur ve ebeveynler buna göre yanıt verir.</p>
<h3 data-start="3219" data-end="3278"><strong data-start="3223" data-end="3278">“Yapamaz” Yerine “Yapmayacak” Yani Yapmamayı Seçmek</strong></h3>
<p data-start="3279" data-end="3542">İnsanların durumlarda iyi kararlar alma ve idare edebilme kapasitesi koşullarla ve belirli durum bağlamına göre değişkenlik gösterebilir. Bu da hem ebeveynlerin hem de çocukların durumlar karşısında verdiği tepkileri ve yanıtları duruma bağlı olarak değiştirir.</p>
<p data-start="3544" data-end="3744">Nasıl ki bir ebeveyn her zaman sabırlı ve sevecen kalamaz ise bu durum çocuklar için de geçerlidir. Çocukların duygu ve davranışlarını yönetememesi, anlayış ve yardım ihtiyacı olduğunu gösterebilir.</p>
<p data-start="3746" data-end="3993">Bu bakış açısı ile otomatik ebeveynlik pilotundan çıkarak aslında çocukların kendilerine özgü kişilikleri ve ihtiyaçları olduğunu kendinize hatırlatmalısınız. Bilinçli ve ana uygun kararlar almaya başlamak için bunu hatırlamak oldukça önemlidir.</p>
<h3 data-start="4000" data-end="4018"><strong data-start="4004" data-end="4018">Yaramazlık</strong></h3>
<p data-start="4019" data-end="4189"><strong data-start="4019" data-end="4033">Yaramazlık</strong>, bir çocuğun duygusal olarak aşırı yüklenmesinin bir sonucu olarak ortaya çıkar. Bir ihtiyacın ya da yoğun bir duygunun dışa vurumu olarak açıklanabilir.</p>
<p data-start="4191" data-end="4422">Bu dışa vurum sonrası ebeveyn olarak otomatik pilota geçerek ve düşünmeden verdiğimiz tepkiler çocuğa şu mesajı verebilir: “Sadece mutlu olduğun zaman yanında olmak istiyorum.” Bu nedenle çocuk disipline olmak konusunda zorlanır.</p>
<h3 data-start="4429" data-end="4454"><strong data-start="4433" data-end="4454">Disiplin ve Beyin</strong></h3>
<p data-start="4455" data-end="4518">Beyin değişir, beyin değiştirilebilir ve beyin derinliklidir.</p>
<p data-start="4520" data-end="4831">Bir çocuğun beyni, yapım aşamasında olan bir eve benzetilebilir. Alt kat, en temel zihinsel ve sinirsel işlevlerimizden sorumlu olan bölgedir. Bu bölge sürüngen beyin olarak adlandırılır. Burada güçlü duygular, içgüdüler, kendimizi korumak için gerekli dürtüler, nefes alma, uyku gibi temel işlevler yer alır.</p>
<p data-start="4833" data-end="5146">Üst katta ise, üst beyin yani karmaşık düşüncelerden sorumlu alan yer alır. Alt beyin ilkeldir; üst beyin ise dengeli, anlamlı düşünceler kurmamıza yardımcı olan düşünsel, duygusal ve ilişkisel becerilerden sorumludur. Üst beyin gelişmesi zaman alır ve beyin yapılanırken yeniden şekillenme yeteneğine sahiptir.</p>
<p data-start="5148" data-end="5404">Disiplin ve beynimizi düşünerek bir örnek vermek gerekirse; çocuk oyun saati bittiği için öfkelenip oyuncaklarını etrafa fırlatıyor ve bağırmaya başlıyor. Çocuğun alt beyin tepkisi, öfke ve hayal kırıklığı dolayısı ile dürtüsel davranışlar sergilemektir.</p>
<p data-start="5406" data-end="5639">Kontrolsüzce bağırması ve oyuncakları fırlatması mantıklı düşünme ve özdenetim sürecini yönetemediğini gösterir. Bu noktada, ebeveynin rolü bağ kurarak çocuğun alt beynini daha az aktif hale getirerek üst beynini devreye sokmaktır.</p>
<p data-start="5641" data-end="5784">Çocuğa şu cümle ile yaklaşabilir: “Şu an çok sinirlendiğini görüyorum, oyuna devam etmek istedin, zor geliyor değil mi? Bana anlatabilirsin.”</p>
<p data-start="5786" data-end="6088">Bu tutum ile çocuğun alt beyni yatışır ve üst beyni devreye girer. Çocuk anlaşıldığını hisseder. Ebeveyn, çocuk sakinleştikten sonra “Oyuncaklarını topladıktan sonra akşam hangi kitabı okuyacağını seçelim mi?” sorusu ile yönlendirme yapıp çocuğa seçenek sunarsa problem çözme sürecini başlatmış olur.</p>
<h3 data-start="6095" data-end="6108"><strong data-start="6099" data-end="6108">Sonuç</strong></h3>
<p data-start="6109" data-end="6284">Sonuç olarak, <strong data-start="6123" data-end="6143">dramsız disiplin</strong> yaklaşımı çocuğun gelişiminde disiplinin ceza ve çatışma yerine öğretici, bütünleştirici ve bağ kurucu olduğunu öğrenmesine yardımcı olur.</p>
<p data-start="6286" data-end="6528">Ebeveyn ve çocuk arasındaki bağların daha da güçlenmesine destek olur. Çocuğun beyin yapısı ve gelişimsel özellikleri dikkate alınarak ebeveynlerin kriz anlarında otomatik tepkiler değil bilinçli ve yapıcı müdahaleler bulmasına teşvik eder.</p>
<p data-start="6530" data-end="6746">Böylece disiplin, çocuğun özdenetimini destekleyen ve problem çözme becerilerini geliştirmeye yönelik bir model haline gelir. Bu sayede, uzun vadede çocuk için daha sağlıklı ilişkiler kurmayı öğrenme fırsatı sunar.</p>
<h3 data-start="6753" data-end="6769"><strong data-start="6757" data-end="6769">Kaynakça</strong></h3>
<p data-start="6770" data-end="7108" data-is-last-node="" data-is-only-node="">Siegel, D. J., &amp; Bryson, T. P. (2018). <em data-start="6809" data-end="6918">Dramsız Disiplin. Kaosu Yatıştırmak ve Çocuğunuzun Gelişen Beynini Güçlendirmek İçin Bütün Beyin Yaklaşımı.</em> İstanbul: Pegasus Yayınları.<br data-start="6947" data-end="6950" /><em data-start="6950" data-end="7106">Dramsız Disiplin, Kaosu Yatıştırmak ve Çocuğunuzun Gelişen Beynini Güçlendirmek İçin Bütün Beyin Yaklaşımı &#8211; Dr. Daniel J. Siegel ve Dr. Tina Payne Bryson</em></p>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div class="flex min-h-[46px] justify-start"></div>
</div>
</div>
</article>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/dramsiz-disiplin-nedir-ve-ebeveynler-bu-disiplini-nasil-saglayabilir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“İçimde bir şey var ama adını bilmiyorum.”: Aleksitimi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/icimde-bir-sey-var-ama-adini-bilmiyorum-aleksitimi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=icimde-bir-sey-var-ama-adini-bilmiyorum-aleksitimi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/icimde-bir-sey-var-ama-adini-bilmiyorum-aleksitimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Elif Sude Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Aug 2025 21:00:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=11234</guid>

					<description><![CDATA[Aleksitimi, duygularımızın bize ne anlatmak istediğini anlayamamız ve bize sorulduğunda nasıl anlatacağımızı bilemememiz durumu olarak karşımıza çıkmaktadır. Sirel Karakaş’ın Psikoloji Sözlüğü’nde yer alan tanımlamaya göre, aleksitimi: kendi duygularını tanıma ve tanımlamada bozukluk şeklindedir. Kişiler duygularını tanımlayamaz ve sözcüklere dökemez, bu durumu kısaca “sessiz duygular” olarak adlandırabiliriz. “Neyin var?” sorusuna “Bilmiyorum.” cevabını çoğumuz vermişizdir. Adını koyamadığımız [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="384" data-end="1006"><strong data-start="384" data-end="398">Aleksitimi</strong>, duygularımızın bize ne anlatmak istediğini anlayamamız ve bize sorulduğunda nasıl anlatacağımızı bilemememiz durumu olarak karşımıza çıkmaktadır. Sirel Karakaş’ın Psikoloji Sözlüğü’nde yer alan tanımlamaya göre, <strong data-start="612" data-end="626">aleksitimi</strong>: kendi duygularını tanıma ve tanımlamada bozukluk şeklindedir. Kişiler duygularını tanımlayamaz ve sözcüklere dökemez, bu durumu kısaca “sessiz duygular” olarak adlandırabiliriz. “Neyin var?” sorusuna “Bilmiyorum.” cevabını çoğumuz vermişizdir. Adını koyamadığımız bu sessiz duygular zamanla ruh sağlığımıza zarar verebilir ve belirtileri bedenimizde gözlemlemeye başlayabiliriz.</p>
<h2 data-start="1013" data-end="1069"><strong data-start="1016" data-end="1069">Duyguları Tanımak ve İfade Etmek Neden Önemlidir?</strong></h2>
<p data-start="1071" data-end="1925"><strong data-start="1071" data-end="1083">Duygular</strong>; kendimizi, çevremizi ve ilişkilerimizi anlamamızı sağlayan içsel rehberler olarak görev alırlar. Bizim için önemli olan durumları, sınırlarımızı ve ihtiyaçlarımızı gösteren sinyallerdir. Duyguları tanımak, isimlendirebilmek, anlamlandırmak ve ifade edebilmek ruh sağlığımız için oldukça önemlidir. Duygularımız beden sağlığımız ile yakından ilişkilidir ve bedenimizle sürekli iletişim halindedir. Tanımlanamayan duygular, bedenimizde bazı belirtiler ile dışa vurulur. Örneğin, mide bulantısı, kas gerginliği, baş ağrısı, nefes darlığı… <strong data-start="1621" data-end="1635">Duyguların</strong> dili, bedenin konuşması ile şekil alır ve duygu anlatmak istediğini bedensel belirtiler ile konuşarak açıklar. Duygusal farkındalık eksiklikleri dolayısıyla kişiler <strong data-start="1801" data-end="1817">psikosomatik</strong> bozukluklar ile karşı karşıya kalabilir. Bu durum “Adı olmayan duygu beden bulur.” şeklinde yorumlanabilir.</p>
<p data-start="1932" data-end="2343">“Nasılsın?” sorusuna çoğumuz fazla düşünmeden “İyiyim” diye cevap veririz. “Nasıl hissediyorsun?” diye daha derin bir şekilde duygularımızı tanımlamak istediğimizde ise cevabımız farklı olabilir. “Bilmiyorum” cevabını verdiğinizi ve duygularınızı ifade edemediğinizi düşünün. Duygularınızı ifade edememeniz <strong data-start="2239" data-end="2253">aleksitimi</strong> olarak adlandırılır. Aleksitimi kısaca duygulara dair kelimesizlik olarak tanımlanabilir.</p>
<p data-start="2345" data-end="3099"><strong data-start="2345" data-end="2359">Aleksitimi</strong> yaşayan bireyler, bir olay veya durum karşısında duygularını ifade etmekte ve açıklamakta zorlanırlar ve genellikle “Sadece kötü hissediyorum” ya da “Midem bulanıyor ama neden olduğunu bilmiyorum” şeklinde cümleler kurarlar. Duygularını ifade edemeyen kişiler iç dünyalarında yalnızlaşmaya ve ilişkilerinde anlaşılmayan bireyler olmaya başlarlar. Bu nedenle duygularını tanımak, kendini tanımaktır. Duygunun bize ne söylediğini anlamak bireyin kendilik bilincini geliştirir. Aynı zamanda başkalarının da duygularını okumakta zorlanırlar. Duygularını anlamlandıran ve ifade edebilen bir kişi, davranışlarını da ilişkilerini de daha bilinçli bir şekilde düzenleyebilir ve böylece sınır ve ihtiyaçlarını dile getirmede daha başarılı olabilir.</p>
<p data-start="3106" data-end="3877"><strong data-start="3106" data-end="3120">Aleksitimi</strong> örneklerinde genellikle “Nasıl hissediyorsun?” sorusuna bilinmezlik ile “Bir şey hissediyorum ama ne olduğunu tarif edemem.” şeklinde cevap verilir. Bu bilinmezlik bir savunma mekanizması olarak karşımıza çıkabilir çünkü çoğu zaman duyguları anlamak ve onlarla yüzleşmek zorlayıcı olabilir. Duygularımızla yüzleşmek istemediğimizde ise bu duyguları geri plana atarak günlük yaşamımıza devam ederiz. Zaman içerisinde bu geri plana atılmış yani bastırılmış duygularımız sorunlara yol açarak psikolojik bozukluklara sebep olabilir. İlk adım, duygularımızı ifade etmeye çalışmaktır. Bazı bastırılmış ve bilinmez olan duygulara erişmek ve anlamak oldukça zorlayıcı olabilir. Bu nedenle bu duygulara ulaşmak ve ifade edebilmek zaman ve emek isteyen bir süreçtir.</p>
<h2 data-start="3884" data-end="3929"><strong data-start="3887" data-end="3929">Aleksitimi: Modern Toplumda Bir Salgın</strong></h2>
<p data-start="3931" data-end="4610"><strong data-start="3931" data-end="3945">Aleksitimi</strong> toplumsal boyuttan ele alındığında da karşımıza bir sorun olarak çıkmaktadır. Toplumsal cinsiyet rollerinin etkisi düşünüldüğünde özellikle erkek bireylerde gözlemlenen duygularını göstermeme ve bastırma şeklinde bir yetiştirme tarzı vardır. Erkeklerin toplumda “daha sert, ağlamaması gereken” olması gibi mesajlar ile çocukluktan itibaren başlayan bir duygusal gelişim problemi oluşturabilir. Bastırılan ve ifade edilemeyen duygular zamanla <strong data-start="4388" data-end="4404">psikosomatik</strong> şikayetlere ve dürtüsel tepkilere sebep olarak ilişkilerde sorunlara sebebiyet verebilir. Aleksitimik bireyler çevreye uyumlu olarak gözükseler de ikili ilişkilerde sorunlar yaşama ihtimalleri yüksek olur.</p>
<h2 data-start="4617" data-end="4658"><strong data-start="4620" data-end="4658">Aleksitimi ve Komorbid Bozukluklar</strong></h2>
<p data-start="4660" data-end="5301"><strong data-start="4660" data-end="4674">Aleksitimi</strong>, özellikle <strong data-start="4686" data-end="4702">psikosomatik</strong> bozuklukları olan kişilerin duygularını açıklama, tanımlama ve ifade etme üzerine yaşadığı zorluklara dikkat çekmek üzere ortaya konulmuştur. Aleksitimik kişiler duygularını ve bu duyguların bedenlerinde yarattığı duyumları sözel olarak ifade etme durumunda güçlük yaşarlar. Başlangıçta psikosomatik hastalarda görülmüş olsa da güncel çalışmalar madde kullanım bozukluğu, somatoform bozukluk, yeme bozuklukları, depresyon, kaygı bozuklukları, özellikle travma sonrası stres bozukluğu ve obsesif kompulsif bozukluk gibi bozukluklar ile <strong data-start="5238" data-end="5255">aleksitiminin</strong> komorbid (eşzamanlı) olduğunu göstermiştir.</p>
<p data-start="5303" data-end="5833">Örneğin, depresyon yaşayan bireyler, duygusal deneyimlerini tanımlayabilmekte ve tarif etmekte zorlanırlar. Ancak aleksitimik bireylerde tablo daha karmaşık bir hal alır. Kişi duygularını ifade edemediği için depresif semptomlarını farkında olmayabilir ve yorgunluk, huzursuzluk, bedensel ağrılar, sosyal çekilme gibi sorunları deneyimlemeye başlar ama duygusal nedenli olduğunu anlamlandıramaz. Bu nedenle tedavide gecikmeler meydana gelebilir çünkü kişi kendini anlamada ve içinde yaşadığı durumun ne olduğunu çözmekte zorlanır.</p>
<h2 data-start="5840" data-end="5896"><strong data-start="5843" data-end="5896">Eğer Duygularınızı İfade Etmekte Zorlanıyorsanız…</strong></h2>
<p data-start="5898" data-end="6593">Hissetmek, birçok farklı duygu içerisinde olmak insan olmanın en doğal yanlarından biridir. Ancak bunu tanımak ve dile getirmek her zaman kolay değildir. Ne hissettiğinizi anlamakta zorlanıyor, adını koyamıyorsanız ve ifade edemiyorsanız bu fark edilmesi ve üzerinde çalışılması gereken bir durum olabilir. Sessiz kalan <strong data-start="6218" data-end="6230">duygular</strong> zamanla bedenimize ve ruhumuza oldukça yük oluşturur. Dolayısıyla böyle bir durum ile karşılaştığınızda bir uzmandan destek almak, kendinizi daha iyi anlamanıza yardımcı olabilir. Duygusal haritanızı yeniden keşfetmek için önemli bir adımdır. Çünkü <strong data-start="6480" data-end="6496">duygularınız</strong> size yol göstermek için var ve bu duyguları anlamak, yolu daha iyi görmenize yardımcı olacaktır.</p>
<h3 data-start="6600" data-end="6613"><strong data-start="6600" data-end="6613">Kaynakça:</strong></h3>
<ul data-start="6615" data-end="7508">
<li data-start="6615" data-end="6721">
<p data-start="6617" data-end="6721">Karakaş, S. (n.d.). Psikoloji Sözlüğü-Aleksitimi. Psikoloji Sözlüğü. <a class="" href="https://www.psikolojisozlugu.com/" target="_new" rel="noopener" data-start="6686" data-end="6719">https://www.psikolojisozlugu.com/</a></p>
</li>
<li data-start="6722" data-end="6937">
<p data-start="6724" data-end="6937">Şaşıoğlu, M., Gülol, Ç., &amp; Tosun, A. (2013). Aleksitimi Kavramı-The Concept of Alexithymia. <em data-start="6816" data-end="6882">Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar-Current Approaches in Psychiatry</em>, 5(4), 507–527. <a class="" href="https://doi.org/10.5455/cap.20130531" target="_new" rel="noopener" data-start="6899" data-end="6935">https://doi.org/10.5455/cap.20130531</a></p>
</li>
<li data-start="6938" data-end="7180">
<p data-start="6940" data-end="7180">Epözdemir, H. &amp; Hacettepe Üniversitesi. (2012). Aleksitimi: Psikolojik Bir Semptom mu, Yoksa Bir Kişilik Özelliği mi? In <em data-start="7061" data-end="7086">Türk Psikoloji Yazıları</em>, 25-33. <a class="" href="https://psikolog.org.tr/tr/yayinlar/dergiler/1031828/tpy1301996120120000m000099.pdf" target="_new" rel="noopener" data-start="7095" data-end="7178">https://psikolog.org.tr/tr/yayinlar/dergiler/1031828/tpy1301996120120000m000099.pdf</a></p>
</li>
<li data-start="7181" data-end="7508">
<p data-start="7183" data-end="7508">Bilge, Y., &amp; Bilge, Y. (2021). Aleksitimi ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide savunma mekanizmaları ve içgörünün aracı rolü-Mediating role of insight and defense mechanisms in relationship between alexithymia and psychological symptoms. <em data-start="7429" data-end="7455">Klinik Psikoloji Dergisi</em>, 0, 1. <a class="" href="https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000029" target="_new" rel="noopener" data-start="7463" data-end="7506">https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000029</a></p>
</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/icimde-bir-sey-var-ama-adini-bilmiyorum-aleksitimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Quiet Cutting&#8221;: İş Dünyasında Yeni Nesil Psikolojik Manipülasyon</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/quiet-cutting-is-dunyasinda-yeni-nesil-psikolojik-manipulasyon/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=quiet-cutting-is-dunyasinda-yeni-nesil-psikolojik-manipulasyon</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/quiet-cutting-is-dunyasinda-yeni-nesil-psikolojik-manipulasyon/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Elif Sude Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Jul 2025 21:00:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=9215</guid>

					<description><![CDATA[“Quiet Cutting” tam anlamı ile sessiz kesme, iş dünyasında son yıllarda şirketlerde insan kaynakları tarafından uygulanan bir psikolojik strateji olarak karşımıza çıkmaktadır. Bağlamsal anlamda çalışanlara yönelik dolaylı bir işten çıkarma ve yıldırma yöntemidir ve çalışanın sessizce sistem dışına itilmesi hedeflenir. Bu durum çalışanın pozisyonunun değiştirilmesi ve işten uzaklaşmasını sağlamak ve kişinin işten ayrılmasına sebep olmak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="437" data-end="1142">“Quiet Cutting” tam anlamı ile sessiz kesme, iş dünyasında son yıllarda şirketlerde insan kaynakları tarafından uygulanan bir <strong data-start="635" data-end="658">psikolojik strateji</strong> olarak karşımıza çıkmaktadır. Bağlamsal anlamda çalışanlara yönelik dolaylı bir <strong data-start="739" data-end="756">işten çıkarma</strong> ve yıldırma yöntemidir ve çalışanın sessizce sistem dışına itilmesi hedeflenir. Bu durum çalışanın pozisyonunun değiştirilmesi ve işten uzaklaşmasını sağlamak ve kişinin işten ayrılmasına sebep olmak üstüne kuruludur. Bu stratejiler, şeffaflıktan ve doğrudanlıktan uzaktır ve çalışanları <strong data-start="1045" data-end="1066">psikolojik açıdan</strong> oldukça baskılayarak savunmasız bir durumda kalmalarına sebep olmaktadır.</p>
<p data-start="1144" data-end="1444">Bir çalışanın uzmanlık alanı dışında işler verilmesi veya pozisyona geçirilmesi, çalışanın pozisyonu göz önünde bulundurulmadan daha düşük prestijli işler ile görevlendirilmesi veya terfi beklentisi olan bir çalışanın tersine sorumluluklar ile meşgul olması “Quiet Cutting”e örnek olarak verilebilir.</p>
<h3 data-start="1446" data-end="1744"><strong data-start="1446" data-end="1468">Psikolojik Etkiler</strong></h3>
<p data-start="1446" data-end="1744">Bu sessizce yapılan strateji sonucunda çalışanlar <strong data-start="1521" data-end="1549">psikolojik manipülasyona</strong> maruz kalırlar. En önemli psikolojik etkileri; iş stresi, <strong data-start="1608" data-end="1623">tükenmişlik</strong>, kendilik değeri ve özgüvende azalma, belirsizlik kaygısı, kurumsal güvensizlik ve anksiyete/depresyon belirtileridir.</p>
<p data-start="1746" data-end="2015">“Quiet Cutting” görünürde iş tanımı değişikliği ya da yeniden yapılanma olarak gözükse de aslında pasif-agresif bir dışlamadır. Bu süreçte birey, ait olma ihtiyacı yok edilir, yetersizlik hissi, mesleki özgüven düşüşü ve değersizlik algısı ve kimlik karmaşası oluşur.</p>
<p data-start="2017" data-end="2313">Sessiz kesme, <strong data-start="2031" data-end="2056">şema aktivasyonlarını</strong> tetiklemektedir. Özellikle değersizlik, yetersizlik ve dışlanma gibi şemaları aktive ederek negatif bilişsel çarpıtmaları ve bu çarpıtmalara bağlı olarak gelişen şemaları destekler. Bu nedenle, belirli psikolojik bozuklukların oluşması altyapı oluşturur.</p>
<p data-start="2315" data-end="2770">Kişilerin içsel diyaloglarının olumsuz şekillerde seyretmesine sebep olur. Örneğin, “Yeterince iyi değilim.” ve “Artık önemli bir çalışan değilim.” algısı ile kişinin olumsuz bilişlerinde artma görülme ihtimalini artırır. Ayrıca, çalışanın iş hayatındaki oluşturduğu kimlik temsilinde bozulmalar meydana gelir ve yoğun öfke, içe kapanma döngüleri oluşabilir. Bu döngüler özellikle kişinin <strong data-start="2704" data-end="2721">motivasyonunu</strong>, özsaygısını ve değer hissini oldukça zedeler.</p>
<h3 data-start="2772" data-end="2913"><strong data-start="2772" data-end="2827">Quiet Cutting ile Tetiklenen Psikolojik Bozukluklar</strong></h3>
<p data-start="2772" data-end="2913">Quiet Cutting ile tetiklenen <strong data-start="2859" data-end="2885">psikolojik bozukluklar</strong> şu şekilde sıralanabilir:</p>
<ul data-start="2915" data-end="4692">
<li data-start="2915" data-end="3400">
<p data-start="2917" data-end="3400"><strong data-start="2917" data-end="2930">Depresyon</strong><br data-start="2930" data-end="2933" />Çalışanın önemli görevlerden uzaklaştırılması, karar süreçlerinde yer almaması ve üretkenliğinin görmezden gelinmesi gibi eylemler ile sürekli olarak dışlanması ve kişiye bu dışlanmanın hissettirilmesi ile kişide anlamsızlık hissi oluşur. Kişinin kontrol kaybı yaşaması, öğrenilmiş çaresizlik, değersizlik, önemli hissedememe, yaptığı işten tatmin olamama, içe kapanma ve sosyal geri çekilme izolasyon gibi sebepler ile ortaya çıkması için zemin hazırlanmış olunur.</p>
</li>
<li data-start="3402" data-end="3907">
<p data-start="3404" data-end="3907"><strong data-start="3404" data-end="3430">Anksiyete Bozuklukları</strong><br data-start="3430" data-end="3433" />Özellikle çalışanın görev tanımının net olmaması, sürekli belirsizlik olması ve bu belirsizliğe karşı oluşan kaygılanma ve performans baskısı görülür. Sürekli belirsizlik ile gelişen beklenti anksiyetesi görülür. “Kötü bir şey olacak” beklentisi, odaklanma güçlüğü, uyku problemleri ve sinirlilik semptomlarına yol açabilir. Kişide geleceğe dair bir güvensizlik oluşur ve karamsarlık ve kaygı semptomları görülür. Ek olarak, mükemmeliyetçilik şemaları da ortaya çıkabilir.</p>
</li>
<li data-start="3909" data-end="4363">
<p data-start="3911" data-end="4363"><strong data-start="3911" data-end="3935">Tükenmişlik Sendromu</strong><br data-start="3935" data-end="3938" />Duygusal olarak yıpratıcı bir süreçtir. Ödülsüz iş koşullarının olması sonucunda gerçekleşir. Çalışanın yaptığı işinin anlamını kaybetmesi, motivasyonunda eksiklikler olması ve izolasyon sonucu tetiklenebilir. “Artık hiçbir şey hissetmiyorum” gibi hissizlik halleri ile <strong data-start="4208" data-end="4228">duygusal tükenme</strong> gözlemlenebilir. “Yaptıklarım artık yeterli değil” inancı ortaya çıkar ve yönetsel ortam değişmeden iyileşme görülmesi mümkün olmaz.</p>
</li>
<li data-start="4365" data-end="4529">
<p data-start="4367" data-end="4529"><strong data-start="4367" data-end="4385">Uyum Bozukluğu</strong><br data-start="4385" data-end="4388" />Verilen yeni görevler ve konumlara adaptasyon sağlamakta zorlanma şeklinde görülür. Dolayısıyla uyum konularında sorunlar ortaya çıkabilir.</p>
</li>
<li data-start="4531" data-end="4692">
<p data-start="4533" data-end="4692"><strong data-start="4533" data-end="4549">Somatizasyon</strong><br data-start="4549" data-end="4552" />Özellikle stresin ve kaygının oluşturduğu baş ağrısı, mide problemleri, uyku bozuklukları gibi fiziksel semptomlar görülmeye başlanabilir.</p>
</li>
</ul>
<h3 data-start="4694" data-end="5009"><strong data-start="4694" data-end="4706">Müdahale</strong></h3>
<p data-start="4694" data-end="5009">“Quiet Cutting” sebebi ile oluşabilecek tüm <strong data-start="4753" data-end="4779">psikolojik bozukluklar</strong> bir profesyonel ile çalışılmalıdır. Profesyoneller, kişinin yaşadığı ilk deneyimini anlamlandırmasına, benlik saygısını yeniden inşa etmesine ve işlevselliğini kazandırmasına yönelik bütüncül yaklaşımlar ile destek olabilirler.</p>
<p data-start="5011" data-end="5181">“Quiet Cutting” yaşayan bireylerde en sık karşılaşılan durumlar; majör depresyon, anksiyete bozuklukları, tükenmişlik sendromu, uyum bozukluğu ve somatizasyon yer alır.</p>
<p data-start="5183" data-end="5556">Bu belirtilerin yönetiminde uygulanabilecek en etkili terapi yöntemi olarak <strong data-start="5259" data-end="5289">Bilişsel Davranışçı Terapi</strong> kabul edilebilir. Bu terapi ile, otomatik düşünceler üzerinde durularak, kişinin kendi düşüncelerini, duygularını ve davranışlarını fark etmesi sağlanır. Bilişsel çarpıtmalar ve inançlar yeniden yapılandırılır ve kişinin olumsuz şemalarının azaltılması hedeflenir.</p>
<p data-start="5558" data-end="5829">Özellikle, “Yetersizim” şeması gibi içselleştirilmiş inançlar ele alınarak <strong data-start="5633" data-end="5658">ruhsal iyilik halinin</strong> ve işlevselliğin geri kazandırılması oldukça değerlidir. Gerekli olduğunda farmakolojik destek sağlanması tedavi sürecinin olumlu yönde ilerlemesine yardımcı olacaktır.</p>
<p data-start="5831" data-end="6239">Terapi sürecinde en önemli noktalardan biri, kişinin bu gibi manipülasyonlar ile başa çıkma stratejileri geliştirmesi ve <strong data-start="5952" data-end="5976">psikolojik sağlamlık</strong> kazanarak duygusal olarak dayanıklılığının artmasıdır. İş hayatında karşılaşılabilecek bu gibi durumların kişide yarattığı kalıcı izlerinin iyileştirilmesi ve baş etmesi adına yeni beceriler kazanması sonrası kişi hayat işlevselliğine geri dönmesi mümkün olur.</p>
<h3 data-start="6241" data-end="6606"><strong data-start="6241" data-end="6254">Kaynakça:</strong></h3>
<p data-start="6241" data-end="6606"><a class="cursor-pointer" target="_new" rel="noopener" data-start="6257" data-end="6346">https://www.kevinwgrant.com/blog/item/quiet-firing-and-quiet-quitting-unseen-toxic-trends</a><br data-start="6346" data-end="6349" /><a class="" href="https://careerminds.com/blog/quiet-cutting-handle-with-transparency" target="_new" rel="noopener" data-start="6349" data-end="6416">https://careerminds.com/blog/quiet-cutting-handle-with-transparency</a><br data-start="6416" data-end="6419" /><a class="" href="https://tr.linkedin.com/pulse/sessiz-itiraf-quiet-cutting-dalgas%C4%B1-yakla%C5%9F%C4%B1yor-sen-h%C3%A2l%C3%A2-serim-1q3uf" target="_new" rel="noopener" data-start="6419" data-end="6541">https://tr.linkedin.com/pulse/sessiz-itiraf-quiet-cutting-dalgas%C4%B1-yakla%C5%9F%C4%B1yor-sen-h%C3%A2l%C3%A2-serim-1q3uf</a><br data-start="6541" data-end="6544" /><a class="" href="https://dergipark.org.tr/en/pub/cusosbil/issue/76977/1200345" target="_new" rel="noopener" data-start="6544" data-end="6604">https://dergipark.org.tr/en/pub/cusosbil/issue/76977/1200345</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/quiet-cutting-is-dunyasinda-yeni-nesil-psikolojik-manipulasyon/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
