<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Elif Ecem Nalcı Altınova &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/elifecemnalcialtinova/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Fri, 27 Feb 2026 14:16:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Elif Ecem Nalcı Altınova &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Dijital öz-Bakım: Son Trendlere Psikanalitik Bir Bakış</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/dijital-oz-bakim-son-trendlere-psikanalitik-bir-bakis/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=dijital-oz-bakim-son-trendlere-psikanalitik-bir-bakis</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/dijital-oz-bakim-son-trendlere-psikanalitik-bir-bakis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Elif Ecem Nalcı Altınova]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Feb 2026 22:00:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikanaliz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=26753</guid>

					<description><![CDATA[Gelişimi çocuklukta başlayan öz-bakım pratikleri kökenini çocuklukta öğrendiğimiz el yüz yıkamak, yemek yemek, diş fırçalamak gibi temel becerilerden alır. Yetişkinlikte öz-bakım ise kendimizi desteklemek, ihtiyacımız ne ise onu kendimize sunabilmek ve kendimiz için iyi olabilme halini deneyimlemektir. Hem mental hem fiziksel sağlığın bir bütün halinde daha iyi olabilmesi için geliştiren bu pratikler; kimi zaman sessiz [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="1">Gelişimi çocuklukta başlayan öz-bakım pratikleri kökenini çocuklukta öğrendiğimiz el yüz yıkamak, yemek yemek, diş fırçalamak gibi temel becerilerden alır. Yetişkinlikte öz-bakım ise kendimizi desteklemek, ihtiyacımız ne ise onu kendimize sunabilmek ve kendimiz için iyi olabilme halini deneyimlemektir. Hem mental hem fiziksel sağlığın bir bütün halinde daha iyi olabilmesi için geliştiren bu pratikler; kimi zaman sessiz bir mola kimi zaman uzun süredir ertelediğimiz bir yemek kimi zaman bir psikoterapiye başvurmak gibi geniş bir spektruma sahiptir. Son yıllarda sıkça karşılaştığımız bu kavram bireyin bedenin ve zihninin farkında olması ile kişiye bütünsel bir bakış kazandırır. Günümüzde artan ihtiyaca bir yanıt olarak bu konuda işimizi “kolaylaştırabilecek” pek çok aplikasyon bulunuyor. Kişiye özel olarak da kişiselleştirilebilen bu uygulamalar ruhsal ve bedensel refahı arttırmak için tasarlanıyor. Bu uygulamalar tasarlanırken tüketicinin davranış örüntüleri de dikkate değer bir biçimde analiz ediliyor.</p>
<p data-path-to-node="2">Ancak tam da bu noktada, madalyonun diğer yüzü kendini göstermeye başlıyor. Öz-bakım adına yaptıklarımız, artık yalnızca bizimle sınırlı kalmıyor; bir “ötekine” bildirilen verilere dönüşüyor: Bugün 10 bardak su içtim. Beş bin adım attım. Bugün hiç sigara içmedim. Yaptığımızı, hatta sözümüzü tuttuğumuzu raporluyoruz. Bu noktada şunu fark ediyorum: Öz-bakım uygulamalarıyla kurduğum ilişki yalnızca hatırlatılmakla ilgili değil. Daha çok, birinin beni izlediğini ve yaptıklarımı gördüğünü bilmekle ilgili. Yapıp yapmadığımı kaydeden bu sistem, bazen destekleyici bir eşlik gibi hissettirirken bazen de sessiz bir denetim duygusu yaratıyor. Bu durum, çocukluk döneminde öz-bakım becerisi kazandırmak için ebeveynler tarafından kullanılan iletişim biçimini çağrıştırıyor. Dijital uygulamalarla kurulan bu ilişki, zaman zaman “dijital bir ebeveyn” ile konuşuyormuş hissi yaratıyor.</p>
<h2 data-path-to-node="3"><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">Dijital Ebeveyn ve İçsel Otorite</b></h2>
<p data-path-to-node="4">Bu tanıdık bakım verme ve yönlendirme dili, psikanalitik kuramda uzun süredir tartışılan bir <b data-path-to-node="4" data-index-in-node="93">içselleştirme</b> sürecine işaret eder. Feminist psikanalizin öncülerinden Nancy Chodorow, anneliğin tarihsel ve kültürel olarak kadınlara atfedilmesiyle birlikte bakım verme işlevinin de cinsiyetlenmiş bir pratik hâline geldiğini ileri sürer. Chodorow’a göre bu durum, yalnızca çocuk bakımının kimler tarafından üstlenildiğini değil, aynı zamanda bireyin otoriteyi nasıl kurduğunu da belirler. İçsel otorite bu çerçevede, yalnızca babasal yasa ve sınır koyma işlevi üzerinden değil; annelikten gelen, bakım ile kontrolün iç içe geçtiği bir ilişki örüntüsü üzerinden şekillenir. Bence; günümüzde kullanılan pek çok öz-bakım uygulaması, bakım–kontrol bileşimini yeniden üretir. Bu uygulamalarda ne katı bir yasaklayıcı figürle ne de tamamen serbest bir alanla karşılaşırız. Bunun yerine, kullanıcının davranışlarını izleyen, hatırlatan ve onaylayan; “senin için en iyisini biliyorum ve buradayım” mesajını ileten kapsayıcı ama düzenleyici bir ses hâkimdir. Böylece dijital öz-bakım pratikleri, yalnızca bireysel sağlığı destekleyen araçlar olmaktan çıkıp, içselleştirilen işlevlerin çağdaş bir temsiline dönüşür.</p>
<h2 data-path-to-node="5"><b data-path-to-node="5" data-index-in-node="0">Yeterince iyi Bakım ve Karşılıklılık</b></h2>
<p data-path-to-node="6">Winnicott’un yeterince iyi annelik kavramı burada önemli bir karşılaştırma sunar. Yeterince iyi anne, çocuğun ihtiyaçlarını hisseder ancak onun yerine yaşamaz. Winnicott, ebeveynin zaman zaman hata yapabileceğini ve bu hataların tolere edilebileceğini; düş kırıklıklarının onarılabileceği bir alanın gelişim için elzem olduğunu vurgular. Oysa uygulamalar hissetmez ve ilişki kurmaz. Psikanalitik açıdan bakıldığında, öznenin sağlıklı gelişimi için <b data-path-to-node="6" data-index-in-node="448">karşılıklılık</b> ilkesi kritik önemdedir. Yani birey, ancak hem tanıyan hem de tanınan bir ilişki içinde özne olabilir. Dijital uygulamalar ise tek yönlüdür: Tanırlar ama tanınmazlar. Değerlendirirler ama ilişki kurmazlar. Bu nedenle sundukları onay, her zaman eksik kalır. Ve biz, bu eksikliği telafi etmek istercesine, biraz daha ölçer, biraz daha bildirir, biraz daha onay ararız. Dijital hatırlatıcıların hissetmediğini söylemek kolay. Asıl zor olan, bizim hissetmekten bazen ne kadar kaçtığımız. Uygulamanın düzenli sesi varken, bedenimi gerçekten dinlemek zorunda kalmıyorum. Ne zaman yorgunum, ne zaman durmam gerekiyor, ne zaman devam ediyorum. Belki de bu uygulamalar yalnızca bir ebeveyn işlevi görmüyor; aynı zamanda benim yerime karar veren bir iç sesi geçici olarak devralıyor.</p>
<p data-path-to-node="7">Peki aslında ne arıyoruz? Bizi koruyan ve kollayan figür mü? Yoksa kendi bedenimizi ve ruhsal ihtiyaçlarımızı dinleyebilecek birisi mi? Öz-bakım, bireyin kendi ihtiyaçlarını tanıyabilmesine ve bu ihtiyaçlara kendisinin yanıt verebilmesine alan açar. Bu nedenle mesele, öz-bakım uygulamalarını kullanıp kullanmamak değil kendimizle ilişki kurmaktır. Önemli olan; ölçülmeden de değerli olabilmekte, hatırlatılmadan da kendine bakabilmekte ve “iyi yaptım” diyebilmek için dışsal bir onaya ihtiyaç duymayan bir <b data-path-to-node="7" data-index-in-node="507">iç ses</b> kurabilmektedir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/dijital-oz-bakim-son-trendlere-psikanalitik-bir-bakis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
