<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Edanur Ceylan &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/edanurceylan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Wed, 01 Jul 2026 08:20:29 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Edanur Ceylan &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Çocuklarda Ekran Bağımlılığı</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/cocuklarda-ekran-bagimliligi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=cocuklarda-ekran-bagimliligi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/cocuklarda-ekran-bagimliligi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edanur Ceylan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2026 08:20:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveyn tutumları]]></category>
		<category><![CDATA[Ekran]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/cocuklarda-ekran-bagimliligi/</guid>

					<description><![CDATA[Günümüzde teknoloji kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte, ekran kullanımı günlük yaşamda sıkça karşılaşılan bir sorun haline gelmiştir. Ekran kullanımı, yalnızca yetişkinleri değil, gelişim çağındaki çocukları da etkilemektedir. Öncelikle, ekran bağımlılığını anlamak için bağımlılığın ne anlama geldiğini bilmek önemlidir. Bağımlılık; bireyin bir nesneye veya kişiye karşı önlenemez bir istek duyması ve bu durumun patolojik bir hale gelmesidir. Bağımlılığın [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde teknoloji kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte, ekran kullanımı günlük yaşamda sıkça karşılaşılan bir sorun haline gelmiştir. Ekran kullanımı, yalnızca yetişkinleri değil, gelişim çağındaki çocukları da etkilemektedir. Öncelikle, <strong>ekran bağımlılığını</strong> anlamak için bağımlılığın ne anlama geldiğini bilmek önemlidir.</p>
<p>Bağımlılık; bireyin bir nesneye veya kişiye karşı önlenemez bir istek duyması ve bu durumun patolojik bir hale gelmesidir. Bağımlılığın temel nedeni, beynin ödül ve haz sisteminin çalışmasıdır; dopaminin sürekli artışı, bireyin davranışlarını tekrarlamasına yol açar. Bağımlılık sadece davranışsal ve madde kullanımına bağlı olmayabilir; yemek yeme, oyun oynama ve sosyal medya kullanımı da bağımlılık yaratabilir.</p>
<h3>Ekran Bağımlılığı Nedir?</h3>
<p>Literatürde ekran bağımlılığı ile ilgili net bir tanım bulunmamaktadır. Ancak, ekran bağımlılığı kısaca, bir bireyin ekran başında geçirdiği sürenin aşırı olması ve bu sürenin bireyin işlevselliğini (okul, aile, sosyal hayat) olumsuz yönde etkilememesi olarak tanımlanabilir. Her davranış bağımlılık olarak adlandırılamaz; bu durum ekran bağımlılığı için de geçerlidir. Örneğin, bir çocuk ekran başında üç saat geçiriyorsa ancak bu durum okul başarısını etkilemiyor, aile ve sosyal ilişkilerini bozmuyorsa, duygusal ve fiziksel açıdan olumsuz etkilenmiyorsa, ekran açısından bir sorun yaşamıyor demektir.</p>
<h3>Çocuklar Erken Yaşta Teknoloji ile Tanışmalı Mıdır?</h3>
<p>Çocukların ekran ile tanışması günümüzde bebeklik döneminden itibaren başlamaktadır. Peki, her yaş grubundaki çocuk için ekran süresi ne kadar olmalıdır? <strong>Amerikan Pediatri Derneği (APA)</strong>, çocuklarda ekran kullanım süresinin yaşa göre ayarlanması gerektiğini belirtmektedir. Yeşilay’ın yayımladığı raporlara göre, bebeklerde ekran süresi kısıtlı veya hiç olmamalıdır; 3-6 yaş arasındaki çocuklar için ise ekran süresi 30 dakika ile sınırlı olmalıdır.</p>
<h3>Ekran Bağımlılığı Çocuklarda Hangi Psikolojik Rahatsızlıklara Sebep Olur?</h3>
<p>Çocuklarda ekran kullanımı, anksiyete bozukluğu, depresyon ve sosyal izolasyon gibi rahatsızlıklara yol açabilmektedir. Aşırı ekran kullanımı, çocukların kaygı düzeyini artırmakta; ekrandan uzak kalan çocuklar yoğun bir kaygı yaşayabilmektedir. Bu kaygı, çocukların dış dünyadan soyutlanmasına neden olur. Kendini izole eden çocuk, akranlarıyla sağlıklı ilişkiler kuramaz ve okul başarısında düşüş yaşar. Okul başarısı ile sosyal izolasyon arasında bir ilişki bulunmaktadır; okul başarısı düştüğünde çocuk, aileye karşı da kendini kapatmakta, daha az konuşmakta ve duygularını ifade etmemekte, bu da depresyon riskini artırmaktadır.</p>
<p>Ayrıca, ekran kullanımı dolaylı olarak <strong>Otizm Spektrum Bozukluğu</strong>nu da olumsuz etkileyebilir; otizmli çocuklarda dil gelişimini yavaşlatmaktadır.</p>
<h3>Ebeveyn Tutumları</h3>
<p><strong>Rol Model Olma:</strong> Çocuklar, yaşamlarının ilk yıllarında çevrelerini gözlemleyerek ve ebeveynlerini model alarak öğrenirler. Model alma, sözlü ifadelerle değil, ebeveynlerin çocuklarıyla aynı davranışları sergilemesiyle gerçekleşir. Örneğin, ebeveynlerinin ekranla fazla ilgilenmediğini gören çocuk, bu davranışı içselleştirir.</p>
<p><strong>Ekran Başında Çocuklara Yemek Yedirmek Yanlış Bir Tutumdur!</strong> Çocuğa ekran başında yemek yedirmek, yeme bozukluğu ve obezite gibi fiziksel sorunlara yol açabilir. Beyin, yemek yediğini fark etmediği için aşırı yemek tüketimi gerçekleşebilir. Ayrıca, çocuklarda seçici yemek yeme davranışı ortaya çıkabilir ve ilerleyen dönemlerde duygusal yeme alışkanlıkları gelişebilir. Bu durum, çocuğun dil gelişimini de olumsuz etkileyebilir.</p>
<p><strong>Susturmak ve Ağlatmamak İçin Ekran Verme:</strong> Bazı ebeveynler, çocukları ağlamasın diye onlara ekran maruziyeti sağlar. Bu durum, çocukların duygularını fark etmemesine ve sağlıklı bir şekilde yaşamalarına engel olur.</p>
<h3>Ebeveynlere Öneriler</h3>
<p>Gün içinde çocuklarınızla ekransız süre geçirin. Gece uyumadan önce ekran süresini azaltın; bu, çocuklarda uyku problemlerine neden olabilir. Çocuğunuza davranışsal olarak rol model olun ve çocuğun sevdiği aktivitelerin sıklığını artırın; bu, sosyal becerileri ve uyku düzenini olumlu yönde etkiler. Ekrana maruz kaldığı zamanlarda çocuğunuza eğitimsel ve yaşına uygun çizgi filmler veya videolar izletin.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/cocuklarda-ekran-bagimliligi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nerede O Eski Bayramlar?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/nerede-o-eski-bayramlar/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=nerede-o-eski-bayramlar</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/nerede-o-eski-bayramlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edanur Ceylan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 31 May 2026 23:21:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültürel Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Bayram]]></category>
		<category><![CDATA[Bireyselleşme]]></category>
		<category><![CDATA[Kültürel Çatışma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/nerede-o-eski-bayramlar/</guid>

					<description><![CDATA[Günümüzün en çok sorulan sorularından biri “Nerede O Eski Bayramlar?” sorusudur. Bu soruyu en çok yaşlı bireylerden duyuyoruz. Peki, bu soru neden sıkça soruluyor? Bu yazıda bu konuyu ele alacağız. Bayramlar, yalnızca toplumsal bir olgu olmanın ötesinde, bireylerin psikolojik süreçlerini de barındıran dinamik bir kavramdır. Yaşlı neslin dile getirdiği bu soru, günümüz dünyasında ilişkilerin ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzün en çok sorulan sorularından biri “Nerede O Eski Bayramlar?” sorusudur. Bu soruyu en çok yaşlı bireylerden duyuyoruz. Peki, bu soru neden sıkça soruluyor? Bu yazıda bu konuyu ele alacağız.</p>
<p>Bayramlar, yalnızca toplumsal bir olgu olmanın ötesinde, bireylerin <strong>psikolojik süreçlerini</strong> de barındıran dinamik bir kavramdır. Yaşlı neslin dile getirdiği bu soru, günümüz dünyasında ilişkilerin ve bağların daha yüzeysel kurulması ile açıklanabilir. Değişen dünya ile geçmiş deneyimler arasında bir <strong>kültür çatışması</strong> yaşanmakta; bu durum, yaşlı bireylerin mevcut durumu kabullenmesinin psikolojik açıdan daha sağlıklı bir bakış açısının göstergesi olarak değerlendirilebilir. Bayramların eskisi gibi olmamasının bir diğer nedeni ise toplumun bireyselleşmesidir.</p>
<h3>Bireyselleşme</h3>
<p>Bireyselleşme; bireylerin yalnız başına hareket etmesi ve kendi ihtiyaçlarını kendilerinin karşılaması şeklinde tanımlanabilir. Modern dünyanın en önemli sorunlarından biri olan bireyselleşme, yalnızlık çerçevesinde de ele alınabilir (Cezayirli akt; Büyükbingöl, 2022). Bireyselleşme, kişilerarası ilişkileri olumsuz etkileyerek bireylerin toplumdan kopmasına sebep olur ve topluma yeniden uyum sağlamayı zorlaştırır. Toplumdan kopan bireylerde sosyal izolasyon durumu oluşur ve bu durum, birçok psikolojik rahatsızlığın ortaya çıkmasına neden olabilir (Büyükbingöl, 2022).</p>
<p>Bireyselleşme, zamanla oluşan bir süreçtir. İnsanoğlu dünyaya geldiği andan itibaren bakım verenine bağımlı ve muhtaç bir durumdadır. Kendi ihtiyacını karşılayamaz ve ihtiyaçlarını ağlayarak ifade eder. Yaş aldıkça ve büyüdükçe çevresinden bağımsız bir birey haline gelir ve kendi kararlarını alacak bir konuma gelir. Bunun tam tersi, bireyselleşemeyen bireylerde yalnız kalma korkusu oluşur ve çevresine bağımlı hale gelir. Sürekli kendi ihtiyaçlarını görmezden gelir ve başkalarının ihtiyaçlarına öncelik verir.</p>
<p>Bireyselleşme, kültüre bağlı olarak da gelişebilir. Bazı kültürlerde aile bağlarına büyük önem verilir; büyütülen çocuklar sistemin kurallarına göre yetiştirilir ve bireyselleşmeleri zor olur. Diğer durumlarda ise bireyler özerk olarak büyütülür (Çalak, 2012).</p>
<p>Bireyselleşmeye neden olan bir diğer faktör, teknoloji kullanımının modern dünyada artması ve görünür insan ilişkilerinin büyük kısmının sosyal medya üzerinden paylaşılmasıdır. Bu durum, insan ilişkilerinin daha yüzeysel kalmasına sebep olmaktadır. Kurulan ilişkilerde bir anlam kalmamakta ve bireyler yalnızlaşmaktadır. Yalnızlaşan birey, topluma geri dönmek istememektedir.</p>
<h3>Bireyselleşme ve Bayram</h3>
<p>Bireyselleşmeyi kısaca açıkladık. Bayramların eski tadı vermemesi ve yaşlıların sık sık bu durumu dile getirmesi, bireyselleşmenin getirdiği bir problemdir. Yaşlıların yaşadığı kuşakta bağlar daha güçlüydü ve insan ilişkilerine daha çok önem verilmekteydi. Bu nedenle yaşlılar, bu durumdan hayıflanmaktadır. Çünkü yetiştikleri toplum ve aile yapısı onlara bunu öğretmiştir. Önemli olan, bireyselleşen bu dünyada yaşlılara saygı duymak ve onları unutmamak; eski bağları yeniden kurmaya önem vermektir.</p>
<p>Bayramların eskisi gibi olmamasının bir sebebi de yaşlılar ve gençler arasında yaşanan kültür çatışmasıdır. Kültür çatışması, günümüzdeki temel problemlerden biridir. Gençler de bu durumdan hayıflanmaktadır. Yaşlılar, günümüz dünyasına daha zor bir şekilde uyum sağlamaktadır. Gençlerin, onların gibi davranmasını, oturup kalkmasını ve düşünmesini istemektedirler. Gençler ise yaşlı neslin onları anlamadığını düşünmektedir. Ancak temel neden, kültür çatışmasıdır. Bu çatışmaların bayramlara yansıması, eski geleneklerin modern tarz ile karşı karşıya gelmesi ile belirginleşir. Büyükler, eski bayramlardaki o yoğun akraba ziyaretlerini özlemle anar; gençler ise bayramı bir tatil olarak görmektedir. Ancak bu durum, yaşlıların gençleri olumsuz değerlendirmesine neden olur; yaşlıların gözünde gençler, değerlerine bağlı bireyler olarak görülmez.</p>
<p>Sonuç olarak, bayramların eski tadı vermediği düşüncesi, zamanın ve insan ilişkilerinin değişmesinden kaynaklanmaktadır. Kültür çatışması bir ayrışma olarak görülse de, bu durum gençler ile yaşlıları birbirine bağlayan bir köprü olmalıdır. Yaşlıların, gençlerin modern dünyasına saygı duyması ve gençlerin de yaşlıların tecrübelerine kulak vermesi bu sorunu çözecektir. Unutulmamalıdır ki bayramlar, geçmiş ile gelecek arasında kurulan güçlü bir bağdır ve bu bağı koparmadan yeni nesil ile harmanlamak kültürel miras için önemlidir. İşte bu yüzden, değişen dünyaya direnç göstermek yerine bayramların birleştirici ruhunu modern dünyaya uyarlamalıyız. Karşılıklı saygı, hoşgörü ve empati gerektiği kadar olduğunda, toplumda ne kültür çatışması kalacak ne de eski bayramların samimiyeti kaybolacaktır. Gelecek nesillere bırakacağımız en büyük miras, her dönemin şartlarına uyum sağlayabilen ama özünü asla kaybetmeyen güçlü bir toplumsal bağ olacak ve geriye sonsuz bir hoşgörü kalacaktır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/nerede-o-eski-bayramlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Savaş Mağduru Olan Çocuklar: Travma Sonrası Stres Bozukluğu</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/savas-magduru-olan-cocuklar-travma-sonrasi-stres-bozuklugu/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=savas-magduru-olan-cocuklar-travma-sonrasi-stres-bozuklugu</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/savas-magduru-olan-cocuklar-travma-sonrasi-stres-bozuklugu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edanur Ceylan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Apr 2026 21:30:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Travma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=31810</guid>

					<description><![CDATA[Savaş; bireylerin hayatını olumsuz etkileyen ve travmalara yol açan kollektif (toplumsal) bir olgudur. Savaş ortamında bulunan çocuklar; yoksulluk başta olmak üzere şiddet, işkence ve göç gibi durumlara şahit olabilmektedir. Bu durum çocuklarda birçok psikolojik rahatsızlığa sebep olabilmektedir. Çocuklar; yetişkinler gibi sahip oldukları duyguları ve sıkıntıları açıkça ifade edemez. Savaş gören çocuklarda da bu durum geçerlidir. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="121" data-end="418">Savaş; bireylerin hayatını olumsuz etkileyen ve travmalara yol açan kollektif (toplumsal) bir olgudur. Savaş ortamında bulunan çocuklar; yoksulluk başta olmak üzere şiddet, işkence ve göç gibi durumlara şahit olabilmektedir. Bu durum çocuklarda birçok psikolojik rahatsızlığa sebep olabilmektedir.</p>
<p data-start="420" data-end="792">Çocuklar; yetişkinler gibi sahip oldukları duyguları ve sıkıntıları açıkça ifade edemez. Savaş gören çocuklarda da bu durum geçerlidir. Savaş ortamında olan çocuk çoğu zaman kendi ruh haline göre tepki vermemekte, ebeveynlerinin sahip olduğu duygulara göre tepki vermektedir. Örneğin ebeveynler kaygılı ise ve bu durumu çocuğa yansıtıyorsa çocuk da kaygılı olabilmektedir.</p>
<p data-start="794" data-end="1015">Savaş mağduru olan çocuklarda; başta <strong data-start="831" data-end="872">Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB)</strong> olmak üzere depresyon, kaygı bozukluğu ve fobik bozukluklar görülmektedir. Bu yazıda özellikle travma sonrası stres bozukluğu ele alınacaktır.</p>
<h2 data-section-id="zim8qx" data-start="1022" data-end="1066"><span role="text"><strong data-start="1025" data-end="1066">Travma Sonrası Stres Bozukluğu Nedir?</strong></span></h2>
<p data-start="1068" data-end="1313">Travma; bireyin hayatını ve yaşamsal bütünlüğünü tehdit eden olayların tamamını kapsar. Savaş, doğal afetler, kazalar ve şiddet olayları travmatik yaşantılar arasında yer alır. Travma, bireylerde yoğun korku ve çaresizlik duygularına neden olur.</p>
<p data-start="1315" data-end="1721">Travma küçük ve büyük travmalar olarak ikiye ayrılır. Küçük travmalar; kişilerarası ilişki sorunları ve stresli yaşam olaylarını kapsarken, büyük travmalar; savaş ve doğal afet gibi yaşamı doğrudan tehdit eden olayları içerir. Travmatik olaylar genellikle ani ve beklenmedik şekilde ortaya çıkar. Bazı bireylerde belirtiler hemen görülürken, bazı bireylerde aylar hatta yıllar sonra ortaya çıkabilmektedir.</p>
<h2 data-section-id="1synsn9" data-start="1728" data-end="1790"><span role="text"><strong data-start="1731" data-end="1790">DSM-5’e Göre Travma Sonrası Stres Bozukluğu Belirtileri</strong></span></h2>
<ul data-start="1792" data-end="2090">
<li data-section-id="6xchg1" data-start="1792" data-end="1858">Travmatik olayların tekrar tekrar hatırlanması (<strong data-start="1842" data-end="1855">flashback</strong>)</li>
<li data-section-id="szl93s" data-start="1859" data-end="1923">Travmatik olayla ilgili sıkıntı veren rüyalar (<strong data-start="1908" data-end="1920">kâbuslar</strong>)</li>
<li data-section-id="1pokwph" data-start="1924" data-end="1976">Travmatik olayı yeniden yaşıyormuş gibi hissetme</li>
<li data-section-id="1pxfqo2" data-start="1977" data-end="2045">Travmayı hatırlatan kişi ve nesnelere karşı yoğun sıkıntı yaşama</li>
<li data-section-id="t02x73" data-start="2046" data-end="2090">Travmayı hatırlatan uyaranlardan kaçınma</li>
</ul>
<p data-start="2092" data-end="2234">Bu belirtiler bir ay sürüyorsa Akut Stres Bozukluğu, altı ay ve daha uzun sürüyorsa <strong data-start="2176" data-end="2210">Travma Sonrası Stres Bozukluğu</strong> olarak değerlendirilir.</p>
<h2 data-section-id="1rgwk4j" data-start="2241" data-end="2277"><span role="text"><strong data-start="2244" data-end="2277">Savaş Mağduru Çocuklarda TSSB</strong></span></h2>
<p data-start="2279" data-end="2511">Savaş, yalnızca bulunduğu coğrafyayı değil, diğer toplumları da ekonomik ve psikolojik olarak etkileyen bir olgudur. Ancak savaşın etkisi özellikle kırılgan gruplar üzerinde daha yıkıcıdır. Bu grupların başında çocuklar gelmektedir.</p>
<p data-start="2513" data-end="2832">Çocuklar, yetişkinlere kıyasla savaştan daha fazla etkilenmektedir. Çünkü gelişim süreçleri devam eden çocuklar, bakım ve destek açısından ebeveynlerine bağımlıdır. Savaş ortamında ise bu destek çoğu zaman kesintiye uğrar. Bu durum çocukların ihmale, istismara ve sağlık sorunlarına daha açık hale gelmesine neden olur.</p>
<p data-start="2834" data-end="3141">Savaş aynı zamanda göçe de yol açar. Göç yalnızca fiziksel bir yer değiştirme değil; psikolojik, sosyal ve kültürel bir kırılmadır. Çocuklar bu süreçte güven duygularını kaybedebilir, dünyayı daha tehlikeli bir yer olarak algılamaya başlayabilir ve diğer insanların kendilerine zarar vereceğini düşünebilir.</p>
<p data-start="3143" data-end="3399">Göç eden çocuklar, yeni çevrelerine uyum sağlamakta zorlanabilir. Kültürel farklılıklar, dil bariyerleri ve sosyal dışlanma gibi faktörler bu süreci daha da zorlaştırır. Ayrıca eğitimden mahrum kalmaları, gelişimsel ve sosyal sorunların artmasına yol açar.</p>
<p data-start="3401" data-end="3647">Savaşta aile bireylerini kaybeden çocuklarda ise uzun süreli yas, kaybı anlamlandıramama ve derin duygusal boşluklar görülebilir. Bunun yanı sıra ayrımcılık ve dışlanma deneyimleri, çocuklarda kimlik karmaşası ve sosyal izolasyona neden olabilir.</p>
<h2 data-section-id="1kmmqbr" data-start="3654" data-end="3698"><span role="text"><strong data-start="3657" data-end="3698">Psikososyal Destek ve İyileşme Süreci</strong></span></h2>
<p data-start="3700" data-end="3914">Savaş mağduru çocuklara sağlanacak <strong data-start="3735" data-end="3752">sosyal destek</strong>, iyileşme sürecinde kritik bir rol oynar. Çocukları dışlamamak, onları şefkatle karşılamak ve güvenli bir ortam sunmak, psikolojik iyileşmenin temel adımlarıdır.</p>
<p data-start="3916" data-end="4168">Çocukların yeniden güven duygusu geliştirmesi, dünyayı daha olumlu algılamaları ve sosyal bağlarını güçlendirmeleri için destekleyici bir çevre oluşturulmalıdır. Bu süreçte sevgi, anlayış ve süreklilik, en güçlü iyileştirici unsurlar arasında yer alır.</p>
<h2 data-section-id="1is29xh" data-start="4175" data-end="4187"><span role="text"><strong data-start="4178" data-end="4187">Sonuç</strong></span></h2>
<p data-start="4189" data-end="4394">Savaş, çocukların yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik gelişimini de derinden etkileyen travmatik bir deneyimdir. <strong data-start="4315" data-end="4349">Travma Sonrası Stres Bozukluğu</strong>, bu sürecin en yaygın sonuçlarından biridir.</p>
<p data-start="4396" data-end="4687">Bu nedenle savaş mağduru çocukların yalnızca temel ihtiyaçlarının değil, aynı zamanda duygusal ve psikolojik ihtiyaçlarının da karşılanması büyük önem taşır. Onlara sunulacak güvenli, destekleyici ve kapsayıcı bir çevre, travmanın etkilerini azaltmada en güçlü koruyucu faktörlerden biridir.</p>
<h2 data-section-id="jn780k" data-start="4694" data-end="4709"><span role="text"><strong data-start="4697" data-end="4709">Kaynakça</strong></span></h2>
<p data-start="4711" data-end="4877">Gözübüyük, A. A., Duras, E., Dağ, H., &amp; Arıca, V. (2015). Olağanüstü durumlarda çocuk sağlığı. <em data-start="4806" data-end="4862">Journal of Clinical and Experimental Investigations, 6</em>(3), 324–330.</p>
<p data-start="4879" data-end="4940" data-is-last-node="" data-is-only-node="">Köroğlu, E. (2013). <em data-start="4899" data-end="4940" data-is-last-node="">DSM-5 Tanı Ölçütleri Başvuru El Kitabı.</em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/savas-magduru-olan-cocuklar-travma-sonrasi-stres-bozuklugu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeraltından Notlar: Yer Altı Adamının Psikolojik Çözümlenmesi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/yeraltindan-notlar-yer-alti-adaminin-psikolojik-cozumlenmesi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=yeraltindan-notlar-yer-alti-adaminin-psikolojik-cozumlenmesi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/yeraltindan-notlar-yer-alti-adaminin-psikolojik-cozumlenmesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edanur Ceylan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2026 01:20:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Klinik Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=27664</guid>

					<description><![CDATA[Fyodor Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar kitabı; buhran ve içsel sıkıntılarla dolu bir adamın hikayesini anlatmaktadır. Kitapta yer alan karakter; üstün bir benliğe sahip olduğunu ve diğer insanların kendisini anlamadığını düşünmektedir. Karakterin içsel çatışmaları kitapta oldukça fazladır. Karakter, yaşadığı içsel çatışmalardan dolayı hem kendisine hem de çevresine zarar vermektedir. Karakter, sahip olduğu düşüncelerden dolayı kendini normal dünyadan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="1">Fyodor Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar kitabı; buhran ve içsel sıkıntılarla dolu bir adamın hikayesini anlatmaktadır. Kitapta yer alan karakter; üstün bir benliğe sahip olduğunu ve diğer insanların kendisini anlamadığını düşünmektedir. Karakterin içsel çatışmaları kitapta oldukça fazladır. Karakter, yaşadığı içsel çatışmalardan dolayı hem kendisine hem de çevresine zarar vermektedir. Karakter, sahip olduğu düşüncelerden dolayı kendini normal dünyadan soyutlamıştır. Bu yazıda; karakterin yaşadığı durumu psikoloji çerçevesinde değerlendirmeyi amaçlıyoruz. Karakterin analizini yaparken tanı koymuyor karakterin duygu ve düşüncelerinden dolayı meydana gelen davranışları analiz ediyoruz.</p>
<h2 data-path-to-node="3"><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">Psikolojik Analiz</b></h2>
<p data-path-to-node="4">Kitapta yer alan karakterde <b data-path-to-node="4" data-index-in-node="28">narsizm</b> eğilimi olduğunu düşünmekteyiz. Öncelikle narsizm hakkında temel bir bilgi verip karakteri analiz edelim. Narsizm, bireyin kendisine karşı büyük bir hayranlık duygusunun olması başkaları ile empati kuramaması, ilişkilerinde sömürücü bir tutum göstermesi ile oluşan bir kişilik bozukluğudur. Narsistik kişilerin; kendilerine karşı büyük bir hayranlık duygusu vardır kendi düşüncelerinin ve başarılarının diğer insanlardan daha önemli olduğunu düşünürler, diğer insanları zekâ, güç ve başarı yönünden aşağılarlar. Kendilerinin bu dünyada biricik olduğunu diğer insanların onlara karşı sınırsız bir saygı duymaları gerektiğini düşünürler. Sadece kendi bildiği doğrular vardır ve bu doğrular üzerinden diğer insanlar üzerinde güç ve kontrol sahibi olmaya çalışırlar. Diğer insanların hep kendilerini övmesini beklerler ve benmerkezci bir tutuma sahiptirler. Benlik algılarını diğer insanlar üzerinden şekillendirirler ve diğer insanlar tarafından beğenilmek onlar için son derece önemlidir (Köroğlu, 2013).</p>
<p data-path-to-node="5">Kitapta yer alan karakterde narsizm eğilimi açık bir şekilde görülmektedir. Karakter benmerkezci bir tutum sergilediği için diğer insanların onun anlam dünyasına hitap etmediğini düşünür; kendi doğrularını ve düşüncelerini diğer insanlar üzerinde kullanıp onlar üzerinde güç ve kontrol sahibi olmayı amaçlamaktadır. Kitabın ilk olaylarından biri şu şekildedir; karakter bir subayla yolda karşılaşmaktadır subay yolda karakterin omzuna çarpmaktadır. Karakter bu omuz çarpmasına karşılık vermediği için günlerce bunu kafasında tartıp ölçmektedir. Neden subayın omuz çarpmasına karşılık vermedim diye düşünmektedir. İçsel bir çatışma yaşayıp subayın omuz çarpmasına karşılık vermek için bir yol denmektedir. Her gün subayın olduğu yoldan geçip ona karşılık vermeye çalışmaktadır ama subay hiç oralı olmamaktadır. En son karakter, subayın omzuna çarpmakta ve içsel çatışması son bulmaktadır. Karakter burada görülmediği için kendini değersiz hissetmektedir bu değersizlik hissini kapatmak için günlerce bunu düşünmektedir. Karakter kitap boyunca derin düşünceler içindedir her olayı ince ayrıntısına kadar düşünmekte ve <b data-path-to-node="5" data-index-in-node="1116">bilişsel çarpıtmalar</b> konusuna örnek oluşturmaktadır. Olayları olduğundan fazla bir şekilde düşünmekte ve felaketleştirme yapmaktadır.</p>
<p data-path-to-node="6">Karakter; diğer insanlar üzerinde güç ve kontrol duygularına sahip olmak için davranışlarının absürt olduğunun farkına varmamaktadır. Davranışları dış dünyadan bağımsız olduğu için diğer insanların onu anlamadığını düşünmekte ve bu durumu böyle yorumlamaktadır. Kitabın ikinci olaylarından birinde; karakter sahip olduğu arkadaş grubu bir akşam yemeğine çıkmaktadır; ama akşam yemeğine davet edilmediği için çok yoğun bir öfke duymaktadır. Akşam yemeğine çağrılmamama sebebi ise arkadaş grubunda bir kişiyle yıllar öncesinden arasının bozuk olmasıdır. Karakter; burada olayın sebebinin kendisi değil de başka biri olduğunu düşünmekte ve dışsal bir atıfta bulunmaktadır. Karakter, akşam yemeğine davet edilmek için ve onlar tarafından kabul görmek için her türlü yolu deneyip akşam yemeğine gitmektedir ama gittiği akşam yemeğinde de tatsız olaylar yaşatmaktadır. Karakterin ideal benliği ile gerçek benliği arasındaki fark oldukça açık bir şekilde görülmektedir. Karakter, gerçekte parasız kötü giyimli biridir. Yemeğe giderken parası olduğunu söylemekte ve iyi bir şekilde giyinip gitmektedir idealize ettiği benlik ile yemeğe gitmektedir. Yemekte yaptıklarından dolayı kriz geçirmekte ve o anda bir <b data-path-to-node="6" data-index-in-node="1201">depersonalizasyon</b> yaşamaktadır. Kriz bittikten sonra gerçek dünyaya dönüp davranışlarını ölçüp tartmaktadır. Karakter kitap boyunca sadece kendi bilgilerinin doğru olduğunu merkezde hep kendisini olduğunu düşünmekte diğer insanların ona saygı duymasını istemektedir.</p>
<p data-path-to-node="7">Kitabın üçüncü olaylarından biri; akşam yemeğinden sonra karakter Liza adı verilen bir kadınla tanışmaktadır. Karakter, Liza&#8217;ya karşı oldukça fazla bir öfke duymaktadır. Öfkesinin sebebi ise kendi düşüncelerinden dolayı yaşadığı içsel çatışmalardır. Liza&#8217;yı, kendisinden aşağı görmekte ve onu sürekli aşağılamaktadır Liza&#8217;ya karşı oldukça kaba konuşmakta ve bunu onun iyiliği için yaptığını düşünmektedir. Liza&#8217;yı aşağılarken kriz geçirmekte ve krizden sonra özür dilemek istese bile gururundan dolayı bunu yapamamaktadır. Gerçek hayatta olduğu gibi narsistler kurbanlarını iyi seçerler. Karakter de kurban olarak kendine yemekte olan arkadaşlarından birini, subayı ve Liza&#8217;yı seçmiştir.</p>
<p data-path-to-node="8">Karakter; hasta bir ruha sahip olduğunu düşünmektedir. Diğer insanlarla iç içe olmaktan onlarla temas etmekten kaçınmaktadır. Sosyal izolasyon durumu karakterde açık bir şekilde görülmektedir. Karakter kendi hayal dünyasında saatlerce zaman geçirebilir ve bunun farkına saatler sonra varabilmektedir. Hayal ile gerçek dünyasını birbirine karıştırmaktadır. Karakter; sevgiyi hissetmekte ve diğer insanlardan sevgiyi almakta da zorlanmaktadır. Diğer insanlara karşı içinde bir öfke duygusu hissetmekte belki de sevgisizliği bu şekilde kapatmaktadır. Sadece arada sevgiye ihtiyaç duyduğu için insanlarla temas etmek ister. İnsanlara karşı sömürücü bir tutum içindedir sevgiyi böyle alacağını düşünmektedir.</p>
<p data-path-to-node="9">Kitapta göze çarpan detaylardan biri de karakterin böyle olmasının sebebinin ailesi olduğunu düşünmesidir. Herkesin içinde yetiştiği aile farklı olsa bile kendi düşüncelerini duygularından ayırabildiği ve ailesinden kopup bireyselleştiği zaman davranışlarının sebebi artık ailesi olmamaktadır. Aile, birey üzerinde bireyin kişiliği üzerinde önemli bir etkiye sahip olsa da yetişkinlik döneminde bunları fark edip davranışları değiştirmek duyguları regüle etmek önemli bir yere sahiptir.</p>
<h2 data-path-to-node="11"><b data-path-to-node="11" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<p data-path-to-node="12">Köroğlu, E. (2013). DSM-5 Tanı Ölçütleri Başvuru El Kitabı</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/yeraltindan-notlar-yer-alti-adaminin-psikolojik-cozumlenmesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yakın Partner Şiddeti</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/yakin-partner-siddeti/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=yakin-partner-siddeti</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/yakin-partner-siddeti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edanur Ceylan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Dec 2025 23:00:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aşk ve İlişkiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=21672</guid>

					<description><![CDATA[Şiddet; insanoğlunun var olduğu günden beri var olan bir sorundur. Şiddet; kültürden kültüre farklılık gösterse de bazı toplumlarda hiç açığa çıkmayıp üstü kapalı bir şekilde yaşanmaktadır. Günümüzde şiddet; tüm canlılara yönelik olup kırılgan gruplarda (kadınlar, yaşlılar, çocuklar, engelliler) daha fazladır (Yener, 2023). Şiddet Nedir? Şiddet; bireyin psikolojik ve fiziksel sağlığını tehdit eden insanı inciten, saldırganlık [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="2">Şiddet; insanoğlunun var olduğu günden beri var olan bir sorundur. Şiddet; kültürden kültüre farklılık gösterse de bazı toplumlarda hiç açığa çıkmayıp üstü kapalı bir şekilde yaşanmaktadır. Günümüzde şiddet; tüm canlılara yönelik olup kırılgan gruplarda (kadınlar, yaşlılar, çocuklar, engelliler) daha fazladır (Yener, 2023).</p>
<h2 data-path-to-node="3"><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">Şiddet Nedir?</b></h2>
<p data-path-to-node="4">Şiddet; bireyin psikolojik ve fiziksel sağlığını tehdit eden insanı inciten, saldırganlık içeren fiziksel, duygusal, psikolojik boyutları bulunan davranışlara denmektedir (Çubukçu ve Dönmez, 2012 Avcı, 2006 akt; Yener, 2023). Şiddet; çok geniş bir kavram olmakla beraber tek bir kuram açısından değerlendirilmemektedir. Şiddet, <b data-path-to-node="4" data-index-in-node="328">sosyal bir olgu</b> olduğu için sosyolojik bir bakış açısı ile de değerlendirilmelidir (Yener, 2023).</p>
<p data-path-to-node="5">Sosyal açıdan toplum belirli normlar üzerinde kuruludur. Bireyler, toplum içinde bu normlara göre hareket etmektedir. Toplum bu normlarla bireyin davranışlarını etkilemektedir. Bireyin davranışları da toplumu etkilemektedir. Bireyler böylelikle birçok olumlu ve olumsuz bu şekilde öğrenmektedir.</p>
<p data-path-to-node="6">Şiddet; ilk olarak ailede öğrenilir (Yener, 2023). Aile içinde güç unsuru bir otorite figürünün bulunması diğer aile bireyleri üzerinde hakimiyet kurması ile şiddet daha kolay bir şekilde uygulanmaktadır. Ebeveynlerin birbirlerine şiddet içerici davranışlar sergilemesi, şiddeti çocuklarına uygulaması, ailede şiddet unsurlu filmlerin izlenmesi çocuklarda şiddet davranışının pekişmesine sebep olur. Şiddet davranışını öğrenen çocuk yaşamın ileriki yıllarında bu davranışlarını aynı şekilde sürdürür.</p>
<h2 data-path-to-node="7"><b data-path-to-node="7" data-index-in-node="0">Yakın Partner Şiddeti</b></h2>
<p data-path-to-node="8">Romantik ilişkilerde en çok uygulanan şiddet türlerinden biri olan yakın partner şiddeti; partner tarafından (sevgili, eş, nişanlı, eski sevgili, eski eş, flört) bireye uygulanan fiziksel, psikolojik, cinsel şiddete denmektedir (Altınay ve Arat, 2007 Sanchez-Prada ve ark., 2020 akt; Özen, vd., 2024). İlişkide erkek kendi gücünü göstermek, kadın üzerinde kontrol sahibi olmak için şiddet uygulamaktadır. <b data-path-to-node="8" data-index-in-node="405">Toplumsal cinsiyetçilik</b> açısından erkekler daha güçlü göründüğü için kadına daha kolay bir şekilde şiddet uygulamaktadır (Sanchez-Prada ve ark, 2020 akt; Özen vd., 2024). Partner şiddetinde fiziksel şiddet kolay bir şekilde görünse de psikolojik şiddetin fark edilmesi daha zordur.</p>
<h2 data-path-to-node="9"><b data-path-to-node="9" data-index-in-node="0">Yakın Partner Şiddeti Tarihçesi</b></h2>
<p data-path-to-node="10">MÖ yapılan arkeolojik çalışmalarda incelenen kadın ve erkek mumyalarda incelenen kemiklerde kırıklar görülmüştür. Kadın ve erkek mumyalarının oranları şaşırtıcı bir şekilde görülmüştür bu da şiddetin kadınların şiddete daha çok maruz kaldığını göstermektedir (Erkek mumya %9-20 kadın mumyalarda %30-50). Tarihte roma yazıtlarına bakıldığında ise erkeklerin kadınlar üzerinde hak iddia ettiğini gösteren yazılara rastlanmıştır. Örneğin kendisinden izin almadan kadın dışarı çıkarsa onu öldürebileceğini düşünmektedir (Arslan, 1998 akt; Bulut. Vd., 2020). İçerisinde yaşadığımız kültür, toplumun erkeğe yüklediği anlamın farklı olması, ailelerin <b data-path-to-node="10" data-index-in-node="644">ataerkil bir yapı</b> içinde olması da şiddeti etkilemektedir.</p>
<h2 data-path-to-node="11"><b data-path-to-node="11" data-index-in-node="0">Yakın Partner Şiddetinin Yaygınlığı</b></h2>
<p data-path-to-node="12">Dünya Sağlık Örgütünün 24.000’den fazla kadınla yaptığı çalışmalara göre kadınlar %13-61 oranında fiziksel şiddet, %4-49 ileri düzey fiziksel şiddet, %6-59 cinsel şiddet %20-75 oranında partnerlerinden kötü muamele gördüğü sonucuna varılmıştır (Garcia-Moreno C vd., 2005 akt; Bulut, 2020).</p>
<h2 data-path-to-node="13"><b data-path-to-node="13" data-index-in-node="0">Yakın Partner Şiddetini Etkileyen Faktörler</b></h2>
<ul data-path-to-node="14">
<li>
<p data-path-to-node="14,0,0">Düşük Eğitim Seviyesi</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="14,1,0">Bireyin sahip olduğu bağlanma stilleri</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="14,2,0">Kişilik Bozuklukları (Narsist- Bağımlı İlişkisi)</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="14,3,0">Aile İçi Şiddet Davranışı ve Döngüsü</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="14,4,0">Kültür</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="14,5,0">Toplumsal Cinsiyetçilik</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="14,6,0">Ataerkil Yapı</p>
</li>
</ul>
<h2 data-path-to-node="15"><b data-path-to-node="15" data-index-in-node="0">Yakın Partner Şiddetine Maruz Kaldığımızı Nasıl Anlarız?</b></h2>
<ul data-path-to-node="16">
<li>
<p data-path-to-node="16,0,0">İlişki içerisinde partnerin geleneksel tutumu</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="16,1,0">Kısıtlayıcı davranışlar (Şu arkadaşın ile görüşme, şu giysiyi giyme vb.)</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="16,2,0">İlişkinin ilk zamanlarında aşırı ilgi ve sevgi gösterilmesi sonraki zamanlarda bunun azalması gelgitli davranışların olması.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="16,3,0">Karşı tarafa sürekli olarak kendini suçlu hissettirmek ve aklından şüphe ettirmek</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="16,4,0">Partnerini sosyal çevresinden ailesinden arkadaşlarından uzaklaştırmak</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="16,5,0">Karşı tarafa karşı sınırlarımızı rahat bir şekilde ifade edememek</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="16,6,0">Partnerin, sürekli sosyal medya hesaplarını izinsiz kontrol etmesi</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="16,7,0">Fiziksel şiddet (tokat atma, vurmak) istemeden cinsel ilişkiye zorlamak (WHO, 2014 akt; Bulut, vd., 2020).</p>
</li>
</ul>
<h2 data-path-to-node="17"><b data-path-to-node="17" data-index-in-node="0">Yakın Partner Şiddeti Neden Başkalarına Söylenmez?</b></h2>
<p data-path-to-node="18">Yakın partner şiddeti; toplum tarafından açık bir şekilde görülmeyen bir şiddet türüdür. Genellikle iki kişinin yalnız kaldığı anlarda bu şiddet ortaya çıkmaktadır. Kadın bireyin, ekonomik açıdan yaşadığı kaygılar, partnerin tehdidi, ayrıldıktan sonra şiddetin devam edeceği düşünmek hatta ileri düzeyde öldürülme ile ilgili kaygıların olmasından dolayı şiddet açık bir şekilde dile getirilmemektedir.</p>
<h2 data-path-to-node="19"><b data-path-to-node="19" data-index-in-node="0">Yakın Partner Şiddetine Maruz Kalan Yakınlarımıza Nasıl Davranmalıyız?</b></h2>
<p data-path-to-node="20">Partner şiddetine maruz kalmak çoğu zaman ilişkinin ilk zamanlarında fark edilmez sonraki zamanlarda fark edilse de bağın koparılması zor olmaktadır. Partner şiddetine maruz kalan kişilere suçlayıcı bir dil kullanmamamız gerekir. Onları anladığımızı hissettirmeli duygu ve düşüncelerini bizimle paylaşmaları için gerekli güven ortamını oluşturmalıyız.</p>
<h2 data-path-to-node="21"><b data-path-to-node="21" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<p data-path-to-node="22">Bulut, M., Aslan, R., Arslantaş, H., (2020). Kabul Edilmesi Gereken Toplumsal Bir Gerçek: Yakın Partner Şiddeti, Sakarya Tıp Dergisi, 10 (2): 334-347 Özen, B., Ar, Y., (2024). “Kapana Kısılmıştı (m): Kadına Yönelik Psikolojik Yakın Partner Şiddeti ve Kuşaklararası Aktarımı, Klinik Psikoloji Dergisi 8 (2), 255-282. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.57127/kpd.2602448.1342458" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwiZwLn31ueRAxUAAAAAHQAAAAAQ8gQ">https://doi.org/10.57127/kpd.2602448.1342458</a> Yener, Ş., (2023). Şiddet, Şiddet Türleri ve Okulda Öğretmene Yönelen Şiddet, Sosyal Bilimler Dergisi. <a class="ng-star-inserted" href="https://dergipark.org.tr/tr/pub/ictimaiyat" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwiZwLn31ueRAxUAAAAAHQAAAAAQ8wQ">https://dergipark.org.tr/tr/pub/ictimaiyat</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/yakin-partner-siddeti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alzheimer Hastalığı Çerçevesinde: Beni Unutma Filminin İncelenmesi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/alzheimer-hastaligi-cercevesinde-beni-unutma-filminin-incelenmesi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=alzheimer-hastaligi-cercevesinde-beni-unutma-filminin-incelenmesi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/alzheimer-hastaligi-cercevesinde-beni-unutma-filminin-incelenmesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edanur Ceylan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 Nov 2025 21:43:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Medya ve Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=19314</guid>

					<description><![CDATA[Yaşlanma; insanoğlunun var olduğu günden beri ilerleyen normal bir süreçtir. Yaşlılıkla beraber bireylerde; mental ve fiziksel güç kaybı yaşanmakta ve bu kaybın geri dönüşü olmamaktadır (Dönmez, 2010 aktaran Atıcı,2020). Fiziksel güç kaybı yaşayan yaşlılar; günlük yaşam aktivitelerini yerine getirmekte zorlanmakta ve bilişsel bozukluklar yaşamaktadırlar. Eskiye dair anıları hatırlamakta zorlanmakta, yer-yön kaybı yaşamakta, basit eşyaların yerlerini [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="385" data-end="864">Yaşlanma; insanoğlunun var olduğu günden beri ilerleyen normal bir süreçtir. Yaşlılıkla beraber bireylerde; mental ve fiziksel güç kaybı yaşanmakta ve bu kaybın geri dönüşü olmamaktadır (Dönmez, 2010 aktaran Atıcı,2020). Fiziksel güç kaybı yaşayan yaşlılar; günlük yaşam aktivitelerini yerine getirmekte zorlanmakta ve <strong data-start="704" data-end="716">bilişsel</strong> bozukluklar yaşamaktadırlar. Eskiye dair anıları hatırlamakta zorlanmakta, yer-yön kaybı yaşamakta, basit eşyaların yerlerini bile unutmaktadırlar.</p>
<h2 data-start="866" data-end="899"><strong data-start="869" data-end="899">Alzheimer Hastalığı Nedir?</strong></h2>
<p data-start="901" data-end="1257"><strong data-start="901" data-end="914">Alzheimer</strong>, dünya çapında 65 yaş üzeri bireylerde en çok görülen rahatsızlıklardan biri olup demansın bir çeşididir (Price, vd., 2013 aktaran Atıcı,2020). Alzheimer, bireyin günlük ihtiyaçlarını karşılayamaması ile kendini gösteren ilerleyen zamanlarda davranışsal bozukluklara yol açan nöropsikiyatrik bir rahatsızlıktır (Hall,2017 aktaran Atıcı,2020).</p>
<p data-start="1259" data-end="2009">Alzheimer rahatsızlığının tedavisi çok zor olmakla beraber; günlük egzersizlerle ilerlemesi az da olsa durdurulabilmekte fakat geri dönüşü olmamaktadır. Alzheimer; yavaş yavaş ilerleyen bir süreçtir. Hasta; ilk zamanlarda hafıza kaybı yaşamaktadır. Günlük hayatta kullandığı kelimeleri ve nesneleri hatırlamakta zorlanmaktadır. Yer- yön zaman bilgileri gitgide kaybolmaktadır. Konuşurken; konuşmaya uygun kelime bulmakta ve sürdürmekte zorlanmaktadır. Günlük eşyalarını bıraktığı yerleri bile unutmaktadır. Geçmişe dair anıların çoğunu hatırlayamamaktadır. Hastalığın ilerleyen zamanlarında tam konuşamama ile beraber algılarında bir bozulma ortaya çıkmakta; idrar tutmakta zorlanmakta ve bakımlarını tek başlarına yapabilecek gücü kaybetmektedirler.</p>
<h2 data-start="2011" data-end="2050"><strong data-start="2014" data-end="2050">Alzheimer Hastalığının Tarihçesi</strong></h2>
<p data-start="2052" data-end="2351">İlk olarak 1801 yılında Doktor Philippe Pinel tarafından ele alınmıştır. Pinel’in 34 yaşında bir hastasında var olan zihin karmaşası ile bu durum ortaya çıkmıştır. Hasta öldükten sonra beyni otopsi ile incelenmiş ve beyninde küçülmeler olduğu ortaya çıkmıştır (Weissmann, 2008 aktaran Atıcı, 2020).</p>
<p data-start="2353" data-end="2713">İlerleyen zamanlarda Doktor Alison’un 51 yaşındaki bir hastasında görülen <strong data-start="2427" data-end="2439">bilişsel</strong> bozulmalar ve işitsel halisünasyonlar ile bu hastalık şekillenmeye başlamıştır. Alison’un hastası da öldüğünde otopsi ile beynine bakılmış ve beyninde küçülmeler olduğu Pinel’in hastası ile benzerlik gösterdiği görülmüştür (Selekler ve Maurre vd., 1997 aktaran Atıcı,2020).</p>
<h2 data-start="2715" data-end="2760"><strong data-start="2718" data-end="2760">Alzheimer Hastalığının Epidemiyolojisi</strong></h2>
<p data-start="2762" data-end="2935"><strong data-start="2762" data-end="2775">Alzheimer</strong> hastalığında genetik yatkınlık önemli bir etmendir. Birinci dereceden akrabalarında Alzheimer bulunan kişilerde Alzheimer görülme sıklığı daha çok artmaktadır.</p>
<p data-start="2937" data-end="3279">Alzheimer, demans hastalıkları içinde en yaygın görülen rahatsızlıklardan biridir. 65 yaş üstü bireylerde daha sık görülmektedir. 65–70 yaş arasında olan bireylerde %30 görülme sıklığı bulunurken 85 yaş üzeri bireylerde %50 oranında görülmekte ve yaşın artması ile beraber görülme sıklığı da artmaktadır (Ferri, vd., 2005 aktaran Atıcı,2020).</p>
<h2 data-start="3281" data-end="3326"><strong data-start="3284" data-end="3326">Alzheimer Rahatsızlığı Risk Faktörleri</strong></h2>
<p data-start="3328" data-end="3645">Alzheimer, çevre ve genetik faktörlerin birleşimi ile ortaya çıkan bir rahatsızlıktır (Imtıaz, vd., 2014 aktaran Aydın,2020). Genetik yapı, hastanın yaşam tarzı, beslenme şekli, yaptığı egzersizler, sahip olduğu vasküler sistem de risk faktörü olarak değerlendirilebilmektedir (Solomon, vd., 2014 aktaran Aydın,2020).</p>
<h2 data-start="3647" data-end="3705"><strong data-start="3650" data-end="3705">“Beni Unutma” Filmi Üzerinden Alzheimer İncelenmesi</strong></h2>
<p data-start="3707" data-end="4060">Film, <strong data-start="3713" data-end="3726">Alzheimer</strong> ile mücadele eden Alice Howland’ın hayat hikayesi üzerine odaklanmıştır. Alice Howland, 50 yaşındadır ve John Howland ile evlidir. Üç tane çocuğu bulunmaktadır. Alice, bir üniversitede Dilbilim profesörü olarak görev almaktadır. Kariyerinde oldukça başarılı olan bir kadındır. Erken yaşta Alzheimer hastalığı ile mücadele etmektedir.</p>
<p data-start="4062" data-end="4299">Alice ilk olarak üniversitede ders anlatırken bu durumun farkına varmaktadır. Ders anlatırken konunun bir kısmını unutmaktadır. Sonraki zamanlarda Alice koşu yaparken aniden yer-yön kaybı yaşamakta ve evin yolunu bulmakta zorlanmaktadır.</p>
<p data-start="4301" data-end="4604">Alice, kendinde bir tuhaflık olduğunu fark edip bir nöroloğa görünmüştür. Nörolog, çeşitli tetkikler ve egzersizler yaparak Alice’in hastalığına teşhis koymuştur. Filmin ilerleyen dakikalarında Alice ve ailesi bir akşam yemeğinde toplanmıştır. Alice’in oğlu, kız arkadaşını annesi ile tanıştırmaktadır.</p>
<p data-start="4606" data-end="4882">Alice, yemek masasına otururken kız ile tanıştığını unutup tekrar kızın adını sorup kendini tanıtmıştır. Alice, basit eşyaların yerini bile unutmakta ve bundan dolayı istemsizce de olsa saldırgan tavırlar sergilemektedir (Bir gece telefonunu kaybederken bu durum görülmüştür).</p>
<p data-start="4884" data-end="5141">Alice, gitgide okuduğu ve mezun olduğu okulu unutmakta, adı ve yaşı gibi temel bilgilerini de unutmaktadır ve bundan dolayı bunları sık sık tekrar edip telefonuna not almaktadır. Alice, konuşurken kelime bulmakta zorlanmakta ve konuşmayı sürdürememektedir.</p>
<p data-start="5143" data-end="5401">İlerleyen zamanlarda idrarını tutmakta zorlanmakta, günlük ihtiyaçlarını giderememekte ve bakıma muhtaç bir hale gelmektedir. Filmde en dikkat çekici sahnelerden biri Alice’in gittiği konferansta Alzheimer hakkında bilgi vermesi ve bu durumdan utanmamasıdır.</p>
<p data-start="5403" data-end="5577">Son olarak Alzheimer bir hastalık olabilir, geri dönüşü de olmayabilir ama bu hastalara destek olmak, onları yalnız bırakmayıp gerekli sevgiyi ve ilgiyi vermek çok önemlidir.</p>
<h2 data-start="5579" data-end="5594"><strong data-start="5582" data-end="5594">Kaynakça</strong></h2>
<p data-start="5596" data-end="5781">Bilgin, U. (2020). <em data-start="5615" data-end="5656">Alzheimer Hastalarında Egzersizin Önemi</em>. Gazi Kitapevi.<br data-start="5672" data-end="5675" />Aydın, A. C. (2009). Alzheimer Hastalığı ve Demans. <em data-start="5727" data-end="5766">Literatür Eczacılık Bilimleri Dergisi</em>, 9(2), 125–36.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/alzheimer-hastaligi-cercevesinde-beni-unutma-filminin-incelenmesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bağlanma Kuramı Çerçevesinde: Romantik İlişkiler</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/baglanma-kurami-cercevesinde-romantik-iliskiler/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=baglanma-kurami-cercevesinde-romantik-iliskiler</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/baglanma-kurami-cercevesinde-romantik-iliskiler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edanur Ceylan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Nov 2025 13:02:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aşk ve İlişkiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=18199</guid>

					<description><![CDATA[Bağlanma kavramı, ilk olarak John Bowley tarafından geliştirilmiştir. Bireyin yaşamın ilk yıllarında ebeveynleri ve bakım verenle kurduğu duygusal bağa denmektedir. Bu bağ, bireyin ileriki zamanlarda kurduğu ilişkilerin temelini oluşturur ve duygusal ve sosyal gelişimi başta olmak üzere romantik bağlanma biçimlerini de etkilemektedir. Bağlanma, bireyin sahip olduğu kişilik özelliklerinden kaynaklandığı gibi sosyal çevre de bunu etkilemektedir. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="492" data-end="979">Bağlanma kavramı, ilk olarak John Bowley tarafından geliştirilmiştir. Bireyin yaşamın ilk yıllarında ebeveynleri ve bakım verenle kurduğu duygusal bağa denmektedir. Bu bağ, bireyin ileriki zamanlarda kurduğu ilişkilerin temelini oluşturur ve duygusal ve sosyal gelişimi başta olmak üzere romantik bağlanma biçimlerini de etkilemektedir. <strong data-start="829" data-end="841">Bağlanma</strong>, bireyin sahip olduğu kişilik özelliklerinden kaynaklandığı gibi sosyal çevre de bunu etkilemektedir. Üç tür bağlanma türü bulunmaktadır.</p>
<h2 data-start="986" data-end="1009"><strong data-start="989" data-end="1009">1. Güvenli Bağlanma</strong></h2>
<p data-start="1014" data-end="1295">Güvenli Bağlanma: Bireyin bakım veren veya ebeveynleri tarafından ihtiyaçlarının görülmesi ve bu ihtiyaçların düzenli bir şekilde karşılanması. Güvenli bağlanan bireyler, hayatı daha olumlu bir şekilde görür. Kendisini güvende hisseder ve başkalarının da güvenilir olduğuna inanır.</p>
<h2 data-start="1302" data-end="1325"><strong data-start="1305" data-end="1325">2. Kaygılı Bağlanma</strong></h2>
<p data-start="1330" data-end="1654">Kaygılı Bağlanma: Bireyin bakım veren veya ebeveynleri tarafından ihtiyaçlarının tutarsız bir şekilde karşılanmasıdır. Kaygılı bağlanan bireyler sürekli bir onay ve ilgiye ihtiyaç duyarlar. En küçük olumsuz bir davranışı kendi suçları gibi görürler. İnsanlara karşı hayır demekte zorlanırlar ve sağlıklı sınırlar koyamazlar.</p>
<h2 data-start="1661" data-end="1684"><strong data-start="1664" data-end="1684">3. Kaçınan Bağlanma</strong></h2>
<p data-start="1689" data-end="2048">Kaçınan Bağlanma: Bireyin bakım veren veya ebeveynleri tarafından ihtiyaçlarının karşılanmaması, cezalandırıcı ve olumsuz bir tutum ile karşılaşması sonucu oluşan bağdır. Kaçıngan bağlanan bireyler ilişkilerinde sorumluluk almaktan kaçınırlar. Duygusal ihtiyaç bastırır, insanlara kolay bir şekilde güvenmezler. Yakın ilişkiler kurmaktan çekinir ve korkarlar.</p>
<h1 data-start="2055" data-end="2109"><strong data-start="2057" data-end="2109">Bağlanma Biçimlerinin Romantik İlişkilere Etkisi</strong></h1>
<p data-start="2111" data-end="2287">Bireyin yaşamın ilk kurduğu bu ilişkiler, ileride yaşadığı çevreyi olumlu ve olumsuz değerlendirmesine sebep olabilmekte ve partner ile kurulan yakın ilişkileri etkilemektedir.</p>
<p data-start="2289" data-end="2539">Güvenli bağlanan bireyler, partnerleri ile daha sağlıklı ilişkiler kurabilmekte, ihtiyaçlarını ve sınırlarını daha rahat bir şekilde ifade edebilmektedir. Partneri ile kurduğu iletişim sağlıklı olmakla sevgi dili rahat bir şekilde ifade edilmektedir.</p>
<p data-start="2541" data-end="2997">Kaygılı bağlanan bireyler partnerleri tarafından sürekli terk edilme ve reddedilme korkusu yaşarlar. Bu durum bireylerde kaygının artmasına ve özbenliğin zedelenmesine neden olabilmektedir. Kaygılı bağlanan bireyler, yoğun terk edilme korkusu yaşadıkları için ilişkilerde sürekli onay ihtiyacı aramakla beraber partnerlerine karşı sağlıklı bir sınır oluşturamamaktadır. İlişkide sürekli bir onay ihtiyacı olduğu için ilişki toksik bir ilişkiye dönmektedir.</p>
<p data-start="2999" data-end="3331">Kaçıngan bağlanan bireyler yakın ilişki kurmakta çok zorlanırlar. Yakın ilişkileri özgürlüklerine karşı bir tehdit olarak görmektedir. Bu durum bireyin ilişkilerinde sorumluluk almamasına neden olur. Kaçınan bağlanan bireyler, partnerlerine karşı tutarsız bir şekilde davranmakta, ilişkilerinde duygusal dengesizlik yaşamaktadırlar.</p>
<h1 data-start="3338" data-end="3389"><strong data-start="3340" data-end="3389">Erken Dönem Aile Dinamikleri ve Şema Yapıları</strong></h1>
<p data-start="3391" data-end="3709">Bireyin yaşamın ilk yıllarında edinilen bağlanma biçimi, romantik ilişkilerinde hem davranışlarını hem de duygusal tepkilerini etkiler. Güvenli bağlanma, sağlıklı ilişkilerin temelini oluştururken; kaygılı ve kaçınan bağlanma türleri, ilişkilerde çatışma, duygusal tükenmelere ve toksik döngülere sebep olabilmektedir.</p>
<p data-start="3711" data-end="4002">Bağlanma problemini çözmek için öncelikle bireyin aile yapısının ve erken dönem şemalarının iyi anlaşılması gerekir. Özellikle otoriter ailelerde büyüyen bireyler, yalnızca iyi işler başardıklarında sevildiklerini öğrenirler ve bu durum bilinçdışı bir şekilde bağlanma stilini şekillendirir.</p>
<p data-start="4004" data-end="4273">Aynı şekilde, anne rolünün ve ebeveyn davranışlarının birey üzerindeki etkisi de göz ardı edilmemelidir. Anne-baba tutumları, duygusal destek ve ilgideki tutarsızlıklar veya aşırı kontrol, bireyin kaygılı, kaçınan veya güvenli bağlanma geliştirmesinde önemli rol oynar.</p>
<h2 data-start="4280" data-end="4339"><strong data-start="4283" data-end="4339">Bilişsel Şemalar ve Romantik İlişkilerde Yansımaları</strong></h2>
<p data-start="4341" data-end="4547">Aile dinamikleri ve erken dönem deneyimler analiz edildikten sonra, bireyin sahip olduğu bilişsel şemalar incelenmelidir. Şema, kişinin kendisini ve dünyayı algılaması için olumlu veya olumsuz tutuma denir.</p>
<p data-start="4549" data-end="4557">Örneğin:</p>
<ul data-start="4559" data-end="4871">
<li data-start="4559" data-end="4631">
<p data-start="4561" data-end="4631">Kaygılı bağlanan bireylerde “terk edilme” veya “onaylanmama” şeması,</p>
</li>
<li data-start="4632" data-end="4739">
<p data-start="4634" data-end="4739">Kaçınan bağlanan bireylerde “duygusal bağımlılıktan kaçınma” veya “güvensizlik” şeması etkili olabilir.</p>
</li>
<li data-start="4740" data-end="4871">
<p data-start="4742" data-end="4871">Güvenli bağlanan bireylerde ise sağlıklı sınır koyma, kendine ve başkalarına güvenme ve duygu düzenleme şemaları daha dengelidir.</p>
</li>
</ul>
<h1 data-start="4878" data-end="4920"><strong data-start="4880" data-end="4920">Farkındalık ve Terapötik Müdahaleler</strong></h1>
<p data-start="4922" data-end="5307">Bu analizlerin ardından bireye farkındalık kazandırmak gerekir. Kendi bağlanma stilini anlaması, ilişkilerdeki tepkilerini ve davranışlarını değerlendirmesini sağlar. Bireyin hangi durumların kendisini kaygılandırdığını, hangi anlarda duygusal zorluk yaşadığını ve partneriyle etkileşimlerinde hangi duyguların oluştuğunu fark etmesi bu davranışları dönüştürme olanağını sağlamaktadır.</p>
<p data-start="5309" data-end="5542">Terapötik müdahaleler — özellikle şema terapi ve bağlanma odaklı psikoterapi — bireyin hem geçmişteki şemalarını işlemeye hem de ilişkilerinde sağlıklı bağlanma biçimleri geliştirmeye yardımcı olur ve birey dünyayı daha olumlu görür.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/baglanma-kurami-cercevesinde-romantik-iliskiler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
