<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Ece Ruşen Sarı &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/ecerusensari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 27 Jan 2026 13:22:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Ece Ruşen Sarı &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İlişkilerde Narsistik Örüntüler: Görünmeyen Döngüler ve Psikolojik Etkileri</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/iliskilerde-narsistik-oruntuler-gorunmeyen-donguler-ve-psikolojik-etkileri/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=iliskilerde-narsistik-oruntuler-gorunmeyen-donguler-ve-psikolojik-etkileri</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/iliskilerde-narsistik-oruntuler-gorunmeyen-donguler-ve-psikolojik-etkileri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ece Ruşen Sarı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Jan 2026 21:05:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlişkiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=23579</guid>

					<description><![CDATA[İnsan ilişkileri, bireyin kendilik algısı, duygusal ihtiyaçları ve bağlanma biçimleriyle şekillenir. Bu bağlamda narsistik örüntüler, romantik ilişkilerde sık karşılaşılan ancak çoğu zaman fark edilmesi zor olan dinamikler arasında yer alır. Narsisizm yalnızca klinik bir kişilik bozukluğu olarak değil, aynı zamanda belirli davranış kalıpları ve ilişki tarzları olarak da ele alınmalıdır. Bu makalede, ilişkilerde narsistik örüntülerin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="1">İnsan ilişkileri, bireyin kendilik algısı, duygusal ihtiyaçları ve bağlanma biçimleriyle şekillenir. Bu bağlamda narsistik örüntüler, romantik ilişkilerde sık karşılaşılan ancak çoğu zaman fark edilmesi zor olan dinamikler arasında yer alır. Narsisizm yalnızca klinik bir kişilik bozukluğu olarak değil, aynı zamanda belirli davranış kalıpları ve ilişki tarzları olarak da ele alınmalıdır. Bu makalede, ilişkilerde narsistik örüntülerin nasıl ortaya çıktığı, hangi davranışlarla kendini gösterdiği ve taraflar üzerindeki psikolojik etkileri incelenecektir.</p>
<h2 data-path-to-node="2"><b data-path-to-node="2" data-index-in-node="0">İdealize Etme ve İlk Adımlar</b></h2>
<p data-path-to-node="3">Narsistik örüntüler genellikle kişinin benlik saygısını dış kaynaklardan besleme ihtiyacıyla ilişkilidir. Bu bireyler, değerli ve özel hissetmek için partnerlerinden yoğun ilgi, hayranlık ve onay bekler. İlişkinin başlangıç evresinde bu durum, “idealize etme” olarak adlandırılan bir süreçle kendini gösterebilir. Narsistik özellikler taşıyan kişi, partnerini aşırı şekilde yüceltir, hızlı bir yakınlık kurar ve güçlü bir bağ hissi yaratır. Bu dönem, karşı taraf için oldukça etkileyici ve bağlayıcı olabilir.</p>
<h2 data-path-to-node="4"><b data-path-to-node="4" data-index-in-node="0">Değersizleştirme Süreci ve Sınırların İhlali</b></h2>
<p data-path-to-node="5">Ancak idealize etme süreci genellikle kalıcı değildir. Zamanla partnerin insanî sınırları ve kusurları görünür hâle geldikçe, narsistik örüntüler devreye girer. Bu aşamada <b data-path-to-node="5" data-index-in-node="172">değersizleştirme</b> davranışları ortaya çıkabilir. Eleştirel tutumlar, küçümseyici ifadeler, duygusal geri çekilme ve empati eksikliği sıkça gözlemlenir. Partner, başlangıçta hissettiği yoğun ilginin yerini belirsizlik ve duygusal mesafeye bıraktığını fark eder.</p>
<h2 data-path-to-node="6"><b data-path-to-node="6" data-index-in-node="0">Kontrol İhtiyacı ve Manipülasyon</b></h2>
<p data-path-to-node="7">İlişkideki bir diğer yaygın narsistik örüntü kontrol ihtiyacıdır. Narsistik eğilimleri olan bireyler, ilişkinin yönünü belirleme, kararları tek başına alma ve partnerin sınırlarını ihlal etme eğiliminde olabilir. Bu kontrol, açık baskı şeklinde olabileceği gibi suçluluk hissettirme, <b data-path-to-node="7" data-index-in-node="284">duygusal manipülasyon</b> veya sessiz kalma gibi dolaylı yollarla da gerçekleşebilir. Zamanla partner, kendi ihtiyaçlarını geri plana atarak ilişkinin dengesini korumaya çalışabilir.</p>
<h2 data-path-to-node="8"><b data-path-to-node="8" data-index-in-node="0">Psikolojik Etkiler ve Özsaygı Kaybı</b></h2>
<p data-path-to-node="9">Bu tür ilişkilerin psikolojik etkileri oldukça derindir. Narsistik örüntülere maruz kalan bireylerde özsaygı kaybı, kendini sorgulama, duygusal tükenmişlik ve kaygı belirtileri görülebilir. Sürekli olarak “yeterli olmama” hissi, bireyin kendi gerçekliğinden şüphe etmesine yol açabilir. Özellikle uzun süreli ilişkilerde, kişi kendi duygu ve düşüncelerini bastırmayı öğrenerek sağlıksız bir uyum geliştirebilir.</p>
<h2 data-path-to-node="10"><b data-path-to-node="10" data-index-in-node="0">Bağlanma Stilleri ve İçsel Çatışmalar</b></h2>
<p data-path-to-node="11">Narsistik örüntülerin oluşumunda <b data-path-to-node="11" data-index-in-node="33">bağlanma stilleri</b> de önemli bir rol oynar. Araştırmalar, bu örüntülerin sıklıkla güvensiz bağlanma stilleriyle ilişkili olduğunu göstermektedir. Narsistik özellikler taşıyan bireyler, yakınlığa ihtiyaç duysalar da aynı zamanda reddedilme korkusu yaşayabilirler. Bu içsel çatışma, ilişkide tutarsız ve yaralayıcı davranışlara zemin hazırlar.</p>
<h2 data-path-to-node="12"><b data-path-to-node="12" data-index-in-node="0">Farkındalık ve İyileşme Yolları</b></h2>
<p data-path-to-node="13">Bu döngüden çıkabilmek için farkındalık temel bir adımdır. İlişkide tekrar eden davranış kalıplarını tanımak, kişinin yaşadıklarını adlandırabilmesini sağlar. Sınır koyma becerileri, duygusal ihtiyaçların açıkça ifade edilmesi ve gerektiğinde profesyonel destek almak, iyileşme sürecinde önemli rol oynar. Ayrıca narsistik örüntülerin her zaman bilinçli bir kötücüllükten kaynaklanmadığını, çoğu zaman kişinin kendi kırılganlıklarını yönetme biçimi olduğunu anlamak da süreci daha sağlıklı değerlendirmeye yardımcı olabilir.</p>
<p data-path-to-node="15">Sonuç olarak, ilişkilerde narsistik örüntüler karmaşık ve çok katmanlıdır. Bu örüntüler hem ilişki dinamiklerini hem de bireyin psikolojik iyi oluşunu derinden etkileyebilir. Sağlıklı ilişkilerin temelinde karşılıklı empati, saygı ve duygusal sorumluluk yer alır. Bu değerlerin farkında olmak, bireylerin hem kendileriyle hem de başkalarıyla daha dengeli ilişkiler kurmalarına olanak tanır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/iliskilerde-narsistik-oruntuler-gorunmeyen-donguler-ve-psikolojik-etkileri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zagarnik Etkisi Bağlamında İnsan Kaynaklarının Geri Dönüş Yapmama Eğilimi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/zagarnik-etkisi-baglaminda-insan-kaynaklarinin-geri-donus-yapmama-egilimi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=zagarnik-etkisi-baglaminda-insan-kaynaklarinin-geri-donus-yapmama-egilimi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/zagarnik-etkisi-baglaminda-insan-kaynaklarinin-geri-donus-yapmama-egilimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ece Ruşen Sarı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Aug 2025 21:00:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Endüstriyel Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=10871</guid>

					<description><![CDATA[Modern iş dünyasında, iş başvurusu süreci adaylar için yalnızca profesyonel değil, aynı zamanda psikolojik açıdan da yoğun bir deneyimdir. Adaylar, günlerce süren hazırlıklar, umut dolu bekleyişler ve yüksek beklentilerle girdikleri mülakatlardan sonra çoğu zaman bir sessizlikle baş başa kalırlar. İnsan kaynakları iletişimi bağlamında, olumlu ya da olumsuz geri dönüş yapılmaması, sadece iletişim eksikliği olarak değil, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="537" data-end="1165">Modern iş dünyasında, iş başvurusu süreci adaylar için yalnızca profesyonel değil, aynı zamanda psikolojik açıdan da yoğun bir deneyimdir. Adaylar, günlerce süren hazırlıklar, umut dolu bekleyişler ve yüksek beklentilerle girdikleri mülakatlardan sonra çoğu zaman bir sessizlikle baş başa kalırlar. <strong data-start="836" data-end="866">İnsan kaynakları iletişimi</strong> bağlamında, olumlu ya da olumsuz geri dönüş yapılmaması, sadece iletişim eksikliği olarak değil, aynı zamanda psikolojik bir boşluk yaratması açısından da önemlidir. Bu noktada, psikolojide &#8220;<strong data-start="1058" data-end="1077">Zagarnik etkisi</strong>&#8221; olarak bilinen bir fenomen, bu süreci anlamak adına oldukça değerli bir çerçeve sunar.</p>
<h3 data-start="1172" data-end="1198"><strong data-start="1172" data-end="1198">Zagarnik Etkisi Nedir?</strong></h3>
<p data-start="1200" data-end="1898"><strong data-start="1200" data-end="1219">Zagarnik etkisi</strong>, Sovyet psikolog Bluma Zagarnik tarafından 1920’lerde tanımlanmış bir bilişsel fenomendir. Bu etkiye göre, insanlar tamamlanmamış ya da sonuca ulaşmamış işleri, tamamlanmış olanlara kıyasla daha fazla hatırlar. Bu durum, zihnin açık bir dosya gibi tamamlanmamış işleri sürekli işlemeye devam etmesiyle açıklanabilir. Tamamlanan görevler zihinde kapanır ve unutulmaya daha yatkın hale gelirken, tamamlanmamış görevler zihinsel olarak “açık kalır” ve bireyi rahatsız eder. Bu etki, öğrenme süreçlerinde, alışveriş listelerinde ya da kişisel hedeflerin sürdürülmesinde önemli rol oynar. Ancak iş hayatında, özellikle işe alım süreçlerinde de güçlü psikolojik etkiler yaratmaktadır.</p>
<h3 data-start="1905" data-end="1949"><strong data-start="1905" data-end="1949">İş Görüşmeleri ve Tamamlanmamış Süreçler</strong></h3>
<p data-start="1951" data-end="2581">Bir aday, iş başvurusunda bulunduğunda ve mülakata alındığında, bu süreç onun için bir görev olarak başlar. Bu görev, yalnızca başvuru ve görüşme adımlarından ibaret değildir; aynı zamanda sürecin sonucunu öğrenmeyi de kapsar. Adaylar, olumlu ya da olumsuz bir geri bildirim aldıklarında bu süreci zihinsel olarak tamamlarlar. Ancak hiçbir geri dönüş alamadıklarında, bu görev tamamlanmamış olarak kalır. <strong data-start="2356" data-end="2375">Zagarnik etkisi</strong>ne göre bu durum, adayın zihninde tekrar tekrar dönüp duran bir düşünce haline gelir: “Acaba neden dönüş yapılmadı?”, “Görüşme kötü mü geçti?”, “Hâlâ umut var mı?” gibi sorular, kişinin zihnini meşgul eder.</p>
<h3 data-start="2588" data-end="2641"><strong data-start="2588" data-end="2641">İnsan Kaynaklarının Geri Bildirim Vermeme Eğilimi</strong></h3>
<p data-start="2643" data-end="3033">İK departmanlarının birçok adayla görüşme yapması, özellikle büyük firmalarda günlük operasyonel yükü artırmaktadır. Bu durum, bazı kurumlarda yalnızca olumlu değerlendirilen adaylara geri dönüş yapılması yönünde bir politika geliştirilmesine neden olmuştur. Diğer yandan, bazı firmalar da &#8220;geri dönüş yapılmaması, olumsuz yanıt anlamına gelir&#8221; gibi örtük bir iletişim modeli benimsemiştir.</p>
<p data-start="3035" data-end="3408">Ancak bu yaklaşım, profesyonellikten uzak olduğu kadar, adayların psikolojik sağlığını da olumsuz etkiler. Birçok aday, aylarca bir cevabı bekleyerek zaman kaybeder, diğer iş fırsatlarına yönelmede tereddüt yaşar ya da motivasyonunu yitirir. Özellikle genç adaylarda bu tür belirsizlikler, özgüven kaybına, değersizlik hissine ve gelecekle ilgili karamsarlığa yol açabilir.</p>
<h3 data-start="3415" data-end="3460"><strong data-start="3415" data-end="3460">Zagarnik Etkisi ve Aday Deneyimi İlişkisi</strong></h3>
<p data-start="3462" data-end="3905">İK profesyonelleri açısından <strong data-start="3491" data-end="3508">aday deneyimi</strong>, sadece işe alım başarısını değil, aynı zamanda şirketin marka imajını da doğrudan etkiler. Olumsuz bir deneyim yaşayan aday, o kurumla olan bağını koparabilir, hatta bunu sosyal medyada ya da iş çevresinde dile getirebilir. Geri dönüş yapılmaması, yalnızca bilgi eksikliği yaratmakla kalmaz, aynı zamanda adayın zihninde açık kalan bir dosya haline gelir ve bu dosya sürekli rahatsızlık yaratır.</p>
<p data-start="3907" data-end="4274">Bu noktada <strong data-start="3918" data-end="3937">Zagarnik etkisi</strong>nin farkında olmak, İK yöneticileri için önemli bir bilinç düzeyidir. Her adayın süreci tamamlamaya ihtiyacı vardır ve bu, basit bir otomatik e-posta ile bile sağlanabilir. “Başvurunuz değerlendirilmiş ancak şu anda uygun bulunmamıştır” şeklinde bir bildirim, adayın süreci zihninde kapatmasını sağlar ve profesyonel bir izlenim bırakır.</p>
<h3 data-start="4281" data-end="4350"><strong data-start="4281" data-end="4350">İletişim, Sadece Ne Söylediğiniz Değil, Ne Kadar Net Olduğunuzdur</strong></h3>
<p data-start="4352" data-end="4874"><strong data-start="4352" data-end="4371">Zagarnik etkisi</strong>, iş hayatında ve özellikle işe alım süreçlerinde göz ardı edilen psikolojik etkilerin önemini ortaya koyar. <strong data-start="4480" data-end="4510">İnsan kaynakları iletişimi</strong> açısından, adayların zihinsel bütünlüğünü gözeten, empati odaklı ve şeffaf bir iletişim modeli benimsemeleri, hem şirket imajı hem de çalışan bağlılığı açısından kritik önemdedir. Adaylara dönüş yapılmaması, basit bir “unutulmuşluk” değil, onların zihninde kapanmayan bir döngüdür. Bu döngüyü kırmak ise aslında oldukça basit bir eylemle mümkündür: Geri bildirim.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/zagarnik-etkisi-baglaminda-insan-kaynaklarinin-geri-donus-yapmama-egilimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyal Medya ve Beynimiz: Gerçek Bağlantı mı, Sanal Yalnızlık mı?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/sosyal-medya-ve-beynimiz-gercek-baglanti-mi-sanal-yalnizlik-mi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sosyal-medya-ve-beynimiz-gercek-baglanti-mi-sanal-yalnizlik-mi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/sosyal-medya-ve-beynimiz-gercek-baglanti-mi-sanal-yalnizlik-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ece Ruşen Sarı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Jul 2025 07:30:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dijital Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=8875</guid>

					<description><![CDATA[Sosyal medya, modern yaşamın vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Sabah ilk açtığımız uygulamalar, gün içinde defalarca kontrol ettiğimiz bildirimler, yatmadan önce son baktığımız gönderiler… Dijital dünyada kurduğumuz bu &#8220;bağlantılar&#8221;, gerçek hayattaki ilişkilerimizin önüne geçmeye başladı. Peki, sosyal medya gerçekten bizi birbirimize bağlıyor mu, yoksa bizi görünmez bir yalnızlığa mı sürüklüyor? Bu soruya cevap ararken, beynimizin bu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="487" data-end="1050"><strong data-start="487" data-end="503">Sosyal medya</strong>, modern yaşamın vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Sabah ilk açtığımız uygulamalar, gün içinde defalarca kontrol ettiğimiz bildirimler, yatmadan önce son baktığımız gönderiler… Dijital dünyada kurduğumuz bu &#8220;bağlantılar&#8221;, gerçek hayattaki ilişkilerimizin önüne geçmeye başladı. Peki, <strong data-start="791" data-end="807">sosyal medya</strong> gerçekten bizi birbirimize bağlıyor mu, yoksa bizi görünmez bir <strong data-start="872" data-end="885">yalnızlığa</strong> mı sürüklüyor? Bu soruya cevap ararken, beynimizin bu platformlarla nasıl etkileşime girdiğini ve bunun psikolojimiz üzerindeki etkilerini incelememiz gerekiyor.</p>
<p data-start="1052" data-end="1648"><strong data-start="1052" data-end="1068">Sosyal medya</strong>nın popülerliğinin arkasındaki temel nedenlerden biri, beynimizdeki ödül sistemini tetiklemesidir. Bir bildirim aldığımızda, beğenildiğimizde veya bir yorum yapıldığında, beynimiz <strong data-start="1248" data-end="1259">dopamin</strong> salgılar. <strong data-start="1270" data-end="1281">Dopamin</strong>, zevk ve motivasyonla ilişkili bir nörotransmiterdir. Bu durum, bize anlık bir tatmin duygusu verir ve bu hissi tekrar yaşamak için <strong data-start="1414" data-end="1430">sosyal medya</strong>yı sürekli kontrol etme ihtiyacı duyarız. Tıpkı bir kumar makinesinin kollunu çekmek gibi, her bildirim bir potansiyel &#8220;ödül&#8221; vaat eder. Bu sürekli <strong data-start="1578" data-end="1589">dopamin</strong> akışı, zamanla bir tür dijital bağımlılığa yol açabilir.</p>
<p data-start="1650" data-end="2236">Ancak bu <strong data-start="1659" data-end="1670">dopamin</strong> salgısının her zaman olumlu sonuçları yoktur. <strong data-start="1717" data-end="1733">Sosyal medya</strong>, sürekli bir sosyal karşılaştırma döngüsü yaratır. Başkalarının kusursuz tatil fotoğraflarını, başarılı kariyerlerini veya mutlu aile anlarını gördüğümüzde, kendi hayatımızı sorgulamaya başlarız. Bu durum, düşük benlik saygısı, kıskançlık ve yetersizlik hissi gibi olumsuz duygulara yol açabilir. Çoğu insan <strong data-start="2042" data-end="2058">sosyal medya</strong>da hayatının en iyi anlarını paylaştığı için, gerçekçi olmayan bir mükemmellik algısı oluşur. Bu da bireylerin kendilerini sürekli olarak &#8220;eksik&#8221; hissetmelerine neden olabilir.</p>
<p data-start="2238" data-end="2838">Peki ya &#8220;gerçek bağlantı&#8221; vaadi? <strong data-start="2271" data-end="2287">Sosyal medya</strong>, coğrafi sınırları ortadan kaldırarak dünyanın dört bir yanındaki insanlarla iletişim kurma fırsatı sunar. Uzaktaki arkadaşlarla bağlantıda kalmak, benzer ilgi alanlarına sahip insanlarla tanışmak veya destek gruplarına katılmak gibi pek çok faydası vardır. Ancak bu bağlantılar, yüz yüze etkileşimlerin sağladığı derinlik ve samimiyeti her zaman sunmaz. Dijital arkadaşlıklar, gerçek hayattaki dokunuşun, göz temasının, ses tonunun ve beden dilinin eksikliğini taşır. Bu da yüzeysel ilişkilere ve zamanla gerçek <strong data-start="2801" data-end="2814">yalnızlık</strong> hissine yol açabilir.</p>
<p data-start="2840" data-end="3450"><strong data-start="2840" data-end="2856">Sosyal medya</strong> aynı zamanda &#8220;FOMO&#8221; (Fear Of Missing Out &#8211; Fırsatı Kaçırma Korkusu) olarak bilinen bir olguyu da tetikler. Başkalarının eğlendiğini veya ilginç şeyler yaptığını gördüğümüzde, kendimizi dışlanmış hissedebiliriz. Bu korku, bizi sürekli çevrimiçi olmaya ve her anı kaçırmamak için bildirimleri takip etmeye iter. Ne yazık ki, bu durum bizi şimdiki andan koparır ve gerçek hayattaki deneyimlerin tadını çıkarmamızı engeller. Bir konserde herkesin telefonuna sarılıp video çektiğini düşünebilirsiniz; anı yaşamak yerine, o anı dijital olarak kaydetme ve başkalarıyla paylaşma arzusu ön plandadır.</p>
<p data-start="3452" data-end="3935"><strong data-start="3452" data-end="3468">Sosyal medya</strong>nın zihinsel sağlık üzerindeki etkileri de giderek daha fazla tartışılıyor. Araştırmalar, aşırı <strong data-start="3564" data-end="3580">sosyal medya</strong> kullanımının anksiyete, depresyon ve uyku bozuklukları riskini artırabileceğini gösteriyor. Özellikle gençler ve ergenler, siber zorbalık ve vücut imajıyla ilgili sorunlar gibi ek risklerle karşı karşıya kalabilirler. Sürekli olarak bir &#8220;performans&#8221; sergileme ve başkalarının onayını alma baskısı, genç zihinler üzerinde ciddi bir stres yükü oluşturur.</p>
<p data-start="3937" data-end="4151">Peki, bu dijital ikilemden nasıl çıkacağız? <strong data-start="3981" data-end="3997">Sosyal medya</strong>nın tamamen hayatımızdan çıkarılması pratik veya gerçekçi değildir. Önemli olan, bilinçli ve dengeli bir kullanım geliştirmektir. İşte bazı stratejiler:</p>
<ul data-start="4152" data-end="4930">
<li data-start="4152" data-end="4334">
<p data-start="4154" data-end="4334"><strong data-start="4154" data-end="4184">Süre Sınırları Belirleyin:</strong> Hangi uygulamalarda ne kadar zaman geçirdiğinizi takip edin ve kendinize sınırlar koyun. Telefonunuzdaki ekran süresi ayarlarını kullanabilirsiniz.</p>
</li>
<li data-start="4335" data-end="4477">
<p data-start="4337" data-end="4477"><strong data-start="4337" data-end="4362">Dijital Detoks Yapın:</strong> Belirli günlerde veya saatlerde <strong data-start="4395" data-end="4411">sosyal medya</strong>dan uzak durun. Telefonunuzu kapatın veya bildirimleri susturun.</p>
</li>
<li data-start="4478" data-end="4638">
<p data-start="4480" data-end="4638"><strong data-start="4480" data-end="4520">Gerçek Bağlantıları Önceliklendirin:</strong> Sanal etkileşimler yerine, yüz yüze görüşmelere, telefon aramalarına ve gerçek hayattaki etkinliklere zaman ayırın.</p>
</li>
<li data-start="4639" data-end="4802">
<p data-start="4641" data-end="4802"><strong data-start="4641" data-end="4668">Farkındalık Geliştirin:</strong> <strong data-start="4669" data-end="4685">Sosyal medya</strong>da ne gördüğünüzü ve bunun sizi nasıl hissettirdiğini fark edin. Olumsuz duygular yaratan hesapları takibi bırakın.</p>
</li>
<li data-start="4803" data-end="4930">
<p data-start="4805" data-end="4930"><strong data-start="4805" data-end="4839">Paylaşımlarınızda Seçici Olun:</strong> Her anınızı paylaşma ihtiyacı hissetmeyin. Kendi hayatınızın tadını çıkarmaya odaklanın.</p>
</li>
</ul>
<p data-start="4932" data-end="5531"><strong data-start="4932" data-end="4948">Sosyal medya</strong>, potansiyel olarak güçlü bir araçtır; bilgiye ulaşmamızı, farklı bakış açılarını görmemizi ve sevdiklerimizle uzaktan da olsa bağ kurmamızı sağlar. Ancak bu aracın kontrolünü elimizde tutmak ve onun bizi değil, bizim onu yönetmemiz kritik öneme sahiptir. Beynimizin anlık <strong data-start="5221" data-end="5232">dopamin</strong> ödüllerine olan düşkünlüğünü anlayarak ve bilinçli seçimler yaparak, dijital dünyanın faydalarından yararlanırken, sanal <strong data-start="5354" data-end="5367">yalnızlığın</strong> ve zihinsel sağlık risklerinin tuzağına düşmekten kaçınabiliriz. Gerçek bağlantının ve zihinsel esenliğin anahtarı, ekranın ötesinde, gerçek yaşamda yatmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/sosyal-medya-ve-beynimiz-gercek-baglanti-mi-sanal-yalnizlik-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital Çağın Ruh Sağlığına Etkileri: Teknoloji Bağımlılığı, Siber Zorbalık ve Sanal Gerçeklik Terapilerinin Yükselişi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/dijital-cagin-ruh-sagligina-etkileri-teknoloji-bagimliligi-siber-zorbalik-ve-sanal-gerceklik-terapilerinin-yukselisi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=dijital-cagin-ruh-sagligina-etkileri-teknoloji-bagimliligi-siber-zorbalik-ve-sanal-gerceklik-terapilerinin-yukselisi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/dijital-cagin-ruh-sagligina-etkileri-teknoloji-bagimliligi-siber-zorbalik-ve-sanal-gerceklik-terapilerinin-yukselisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ece Ruşen Sarı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Jun 2025 08:20:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dijital Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=6946</guid>

					<description><![CDATA[Dijital çağın getirdiği yenilikler hayatımızı sayısız yönden dönüştürürken, bu dönüşümün ruh sağlığımız üzerindeki etkileri de giderek daha fazla tartışılıyor. Teknoloji bağımlılığı, siber zorbalık gibi olumsuz yönlerin yanı sıra, sanal gerçeklik terapileri gibi umut vadeden çözümler de bu karmaşık tablonun bir parçası haline geldi. Haydi neler olduğunu birlikte inceleyelim. Teknoloji Bağımlılığı: Dijital Dünyanın Pençesinde Akıllı telefonlar, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dijital çağın getirdiği yenilikler hayatımızı sayısız yönden dönüştürürken, bu dönüşümün ruh sağlığımız üzerindeki etkileri de giderek daha fazla tartışılıyor. <b>Teknoloji bağımlılığı</b>, <b>siber zorbalık</b> gibi olumsuz yönlerin yanı sıra, <b>sanal gerçeklik terapileri</b> gibi umut vadeden çözümler de bu karmaşık tablonun bir parçası haline geldi. Haydi neler olduğunu birlikte inceleyelim.</p>
<h2><b>Teknoloji Bağımlılığı: Dijital Dünyanın Pençesinde</b></h2>
<p>Akıllı telefonlar, sosyal medya platformları ve online oyunlar hayatımızın vazgeçilmez birer parçasıyken, bu araçların aşırı kullanımı <b>teknoloji bağımlılığı</b> olarak bilinen yeni bir ruhsal sağlık sorununu ortaya çıkarmıştır. Bu bağımlılık, bireylerin dijital dünyaya aşırı derecede bağlanması, online olmama durumunda anksiyete, huzursuzluk gibi yoksunluk belirtileri göstermesi ve günlük yaşam aktivitelerini aksatmasıyla kendini gösterir. Özellikle genç nesiller arasında yaygın olan bu durum, dikkat eksikliği, uyku bozuklukları, sosyal izolasyon ve hatta depresyon gibi ciddi sonuçlara yol açabilir. Sürekli bildirimler, &#8220;beğenilme&#8221; arzusu ve sonsuz içerik akışı, dopamin salgısını tetikleyerek beynin ödül sistemini manipüle eder ve bireyleri dijital ekranlara daha da bağlar. <b>Teknoloji </b><strong>bağımlılığıyla</strong> mücadele etmek için farkındalık, dijital detoks ve profesyonel destek önemli adımlardır.</p>
<h2><b>Siber Zorbalık: Ekranların Arkasındaki Gölge</b></h2>
<p>İnternet ve sosyal medya platformları, bireylerin iletişim kurmasını, bilgiye erişmesini ve kendilerini ifade etmesini sağlarken, aynı zamanda <b>siber zorbalık</b> adı verilen tehlikeli bir fenomenin de ortaya çıkmasına neden olmuştur. <b>Siber zorbalık</b>, dijital ortamlar aracılığıyla bir veya birden fazla kişiye kasıtlı olarak zarar verme, aşağılama, tehdit etme veya taciz etme eylemlerini kapsar. Anonimliğin getirdiği cesaretle birleşen bu durum, özellikle çocuklar ve ergenler arasında ciddi psikolojik travmalara yol açabilir. Mağdurlar arasında depresyon, anksiyete, intihar düşünceleri ve sosyal çekilme gibi sorunlar yaygın olarak görülür. <b>Siber </b><strong>zorbalıkla</strong> mücadele etmek için ebeveynlerin, öğretmenlerin ve kurumların ortak çabası büyük önem taşır. Eğitim, farkındalık kampanyaları ve yasal düzenlemeler, bu dijital tehdide karşı durmak için atılması gereken adımlardır.</p>
<h2><b>Sanal Gerçeklik Terapileri: Dijitalin İyileştirici Gücü</b></h2>
<p>Dijital çağın ruh sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerinin yanı sıra, teknolojinin tedavi amaçlı kullanımı da giderek artmaktadır. Özellikle <b>sanal gerçeklik terapileri</b>, fobiler, post-travmatik stres bozukluğu (PTSD), anksiyete bozuklukları ve hatta kronik ağrı gibi çeşitli ruhsal ve fiziksel rahatsızlıkların tedavisinde umut vadeden bir yaklaşım olarak öne çıkmaktadır. <b>Sanal gerçeklik terapileri</b>, bireylerin güvenli ve kontrollü bir sanal ortamda korkularıyla yüzleşmelerini, travmatik deneyimlerini işlemelerini veya rahatlatıcı senaryolar aracılığıyla stresle başa çıkmalarını sağlar. Örneğin, bir uçuş fobisi olan kişi, sanal bir uçağa binme deneyimi yaşayarak korkusunu kademeli olarak azaltabilir. PTSD hastaları, sanal ortamda travmatik anılarını güvenli bir şekilde yeniden yaşayarak bu anılarla başa çıkma stratejileri geliştirebilirler. Bu terapiler, geleneksel tedavi yöntemlerine tamamlayıcı veya alternatif olarak sunularak, ruh sağlığı hizmetlerine erişimi kolaylaştırabilir ve tedavi süreçlerini daha etkili hale getirebilir. Ancak insan-insana olan terapinin empatik ve iyileştirici gücüne erişebilir mi? Bu da başka bir araştırma konusu.</p>
<h2><b>Sonuç</b></h2>
<p>Dijital çağ, ruh sağlığımız için hem zorlukları hem de fırsatları beraberinde getiriyor. <b>Teknoloji bağımlılığı</b> ve <b>siber zorbalık</b> gibi sorunlar, dijitalleşmenin karanlık yüzünü temsil ederken, <b>sanal gerçeklik terapileri</b> gibi yenilikçi yaklaşımlar, teknolojinin iyileştirici gücünü gözler önüne seriyor. Önemli olan, bu dijital dönüşümü bilinçli bir şekilde yönetmek, riskleri minimize etmek ve teknolojinin potansiyel faydalarını maksimize etmektir. Bireysel farkındalık, eğitim, aile desteği ve profesyonel yardım, dijital çağın ruh sağlığına olan etkilerini olumlu yönde şekillendirmek için atılması gereken temel adımlardır. Dijitalleşmenin kaçınılmaz olduğu bir dünyada, ekranların arkasındaki ruh sağlığımızı korumak ve geliştirmek hepimizin ortak sorumluluğudur.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/dijital-cagin-ruh-sagligina-etkileri-teknoloji-bagimliligi-siber-zorbalik-ve-sanal-gerceklik-terapilerinin-yukselisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğuna Şema Terapi Yaklaşımı: Erken Dönem Uyum Bozucu Şemalar ve Etkileri</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/dikkat-eksikligi-ve-hiperaktivite-bozukluguna-sema-terapi-yaklasimi-erken-donem-uyum-bozucu-semalar-ve-etkileri/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=dikkat-eksikligi-ve-hiperaktivite-bozukluguna-sema-terapi-yaklasimi-erken-donem-uyum-bozucu-semalar-ve-etkileri</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/dikkat-eksikligi-ve-hiperaktivite-bozukluguna-sema-terapi-yaklasimi-erken-donem-uyum-bozucu-semalar-ve-etkileri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ece Ruşen Sarı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 May 2025 08:24:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Klinik Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=5082</guid>

					<description><![CDATA[Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), bireyin dikkatini sürdürme, dürtüsellik ve aşırı hareketlilik gibi alanlarda zorluk yaşamasına neden olan nörogelişimsel bir bozukluktur. DEHB’nin kökenleri genetik, nörobiyolojik ve çevresel faktörlerin etkileşimine dayanır. Bununla birlikte, DEHB olan bireylerde sıklıkla erken dönem uyum bozucu şemaların geliştiği gözlemlenmiştir. Bu şemalar, çocuklukta başlayan ve yaşam boyu süren, bireyin kendisi, başkaları [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu</b> (<b>DEHB</b>), bireyin dikkatini sürdürme, dürtüsellik ve aşırı hareketlilik gibi alanlarda zorluk yaşamasına neden olan nörogelişimsel bir bozukluktur. <b>DEHB</b>’nin kökenleri genetik, nörobiyolojik ve çevresel faktörlerin etkileşimine dayanır. Bununla birlikte, <b>DEHB</b> olan bireylerde sıklıkla erken dönem <b>uyum bozucu şemalar</b>ın geliştiği gözlemlenmiştir. Bu şemalar, çocuklukta başlayan ve yaşam boyu süren, bireyin kendisi, başkaları ve dünya hakkındaki olumsuz inanç ve duygusal kalıplardır. Şemaları beynimizdeki küçük raflar olarak düşünelim. Beynimiz minimum enerji maksimum fayda prensibi ile çalışır. Bu noktada kalıp düşünceler, kalıp davranışlar beynimizin otomatik sistemi için önemli bir yer tutar. Yaşadığımız, gördüğümüz, edindiğimiz tüm bilgileri daha sonra kolayca ulaşabilmek adına beynimizdeki o küçük raflara yerleştirir, ihtiyaç dâhilinde o çekmeceleri açıp kullanırız. Bu noktada görece yeni bir ekol olan <b>Şema Terapi</b> ekolü hakkında bilgi sahibi olmamız çok kıymetli. Jeffrey Young tarafından geliştirilen <b>Şema Terapi</b> modeli, bu şemaların <b>DEHB</b> ile nasıl iç içe geçtiğini anlamada bize önemli bir çerçeve sunuyor. <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<h2><b>DEHB ve Erken Dönem Uyum Bozucu Şemaların Kökeni</b></h2>
<p><b>DEHB</b>’li bireyler, çocukluktan itibaren dürtüsellik, dikkat dağınıklığı ve organize olamama gibi sorunlar nedeniyle sıklıkla eleştiri, reddedilme veya başarısızlık deneyimleri yaşarlar. Bu durum, temel duygusal ihtiyaçların (güvenlik, özerklik, sevgi, kabul görme) karşılanmamasına yol açabilir. Örneğin: <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<ul>
<li>Sürekli eleştirilen bir çocuk, “Yetersizlik/Utanca” şeması geliştirebilir. <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li>Dürtüselliği nedeniyle sıkça ceza alan bir çocuk, “Suçluluk/Cezalandırılma” şemasına yönelebilir. <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li>Dikkat sorunları nedeniyle akademik başarısızlık yaşayan bir birey, “Başarısızlık” şeması geliştirebilir.</li>
</ul>
<p>Bu şemalar, <b>DEHB</b>’nin getirdiği zorluklar ve çevresel tepkilerin birleşimiyle pekişir. Pekişen bu bilgiler bireyin ileriki hayatında sorun yaşamasına ve zorlanmasına sebep olabilir. <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<h2><b>DEHB ile İlişkili Temel Uyum Bozucu Şemalar</b></h2>
<h3><b>a) Yetersizlik/Utanç Şeması</b></h3>
<p><b>DEHB</b>’li bireyler, özellikle akademik ve sosyal alanlarda sık sık başarısızlık yaşayabilir. Bu durum, “Yeterli değilim” inancını pekiştirir. Sürekli hata yapma korkusu, özgüven eksikliği ve sosyal kaçınma davranışlarına yol açabilir. <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<h3><b>b) Terk Edilme/İstikrarsızlık Şeması</b></h3>
<p><b>DEHB</b>’li çocuklar, dürtüsel davranışları nedeniyle aile ve arkadaş ilişkilerinde sorunlar yaşayabilir. Ebeveynlerin sabırsız veya tahammülsüz tutumları, çocukta “Sevilmeye değer değilim” veya “İnsanlar beni terk eder” gibi inançlar oluşturabilir. <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<h3><b>c) Kusurluluk Şeması</b></h3>
<p><b>DEHB</b>’li bireyler, sıklıkla “farklı” veya “sorunlu” olarak etiketlenir. Bu durum, kendini kusurlu hissetme ve sürekli bir onay arayışına neden olabilir. Mükemmeliyetçilik veya aşırı özeleştiri bu şemanın sonuçlarıdır. <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<h3><b>d) Duygusal Yoksunluk Şeması</b></h3>
<p><b>DEHB</b>’li bireyler, duygularını düzenlemede zorluk yaşayabilir. Çevrelerinden yeterli duygusal destek alamadıklarında, “Kimse beni anlamıyor” veya “Duygusal ihtiyaçlarım karşılanmayacak” inancı gelişebilir. <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<h3><b>e) Haklılık/Büyüklenme Şeması</b></h3>
<p>Bazı <b>DEHB</b>’li bireyler, dürtüsellik ve düşük özdenetim nedeniyle aşırı taleplerde bulunabilir veya kuralları hiçe sayabilir. Bu durum, narsisistik eğilimlerle birleşerek uyumsuz başa çıkma stratejilerine yol açabilir. <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<h2><b>Uyum Bozucu Şemaların DEHB Belirtileriyle Etkileşimi</b></h2>
<p><b>Uyum bozucu şemalar</b>, <b>DEHB</b> belirtilerini şiddetlendirebilir. Örneğin: <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<ul>
<li>Yetersizlik şeması, bireyin akademik veya iş hayatında daha fazla kaçınmasına neden olarak dikkat sorunlarını artırabilir. <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li>Terk edilme şeması, ilişkilerde güvensizliğe ve dürtüsel tepkilere yol açabilir. <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li>Kusurluluk şeması, performans kaygısını artırarak odaklanmayı daha da zorlaştırabilir.</li>
</ul>
<p>Ayrıca, <b>DEHB</b>’li bireyler şemalarla baş etmek için aşırı telafi, kaçınma veya teslim olma gibi uyumsuz stratejiler geliştirebilir. Örneğin: <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<ul>
<li><b>Aşırı telafi:</b> Mükemmeliyetçi davranarak yetersizlik duygusunu bastırmaya çalışma. <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li><b>Kaçınma:</b> Zor görevlerden kaçınarak başarısızlık korkusunu yönetme. <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li><b>Teslim olma:</b> “Zaten başaramam” diyerek çaba göstermekten vazgeçme.</li>
</ul>
<h2><b>Terapötik Yaklaşımlar</b></h2>
<p><b>Şema Terapi</b>, <b>DEHB</b>’li bireylerin erken dönem <b>uyum bozucu şemalar</b>ını tanımasına ve daha sağlıklı başa çıkma stratejileri geliştirmesine yardımcı olabilir. Terapide: <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<ul>
<li>Şemaların kökenleri araştırılır. <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li>Duygusal düzenleme becerileri geliştirilir. <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li>Bilişsel yeniden yapılandırma ile olumsuz inançlar sorgulanır. <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li>Davranışçı tekniklerle uyumlu baş etme yöntemleri öğretilir.</li>
</ul>
<p>Buna ek olarak, <b>DEHB</b> tedavisinde ilaçlar, psiko-eğitim ve davranışçı terapilerle bütünleşik bir yaklaşım önemlidir. <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b>DEHB</b> ve erken dönem <b>uyum bozucu şemalar</b> arasında karmaşık bir etkileşim vardır. Literatürde bu konuya daha çok eğinilmeli, daha çok kaynak sahibi olmamız doğru olacaktır. <b>DEHB</b>’nin getirdiği zorluklar, çocuklukta olumsuz deneyimlere yol açarak şemaların oluşmasına zemin hazırlar. Bu şemalar ise <b>DEHB</b> belirtilerini şiddetlendirerek bir kısır döngü yaratabilir. Bu nedenle, <b>DEHB</b> tedavisinde şemaların ele alınması, bireyin duygusal ve davranışsal işlevselliğini artırmada kritik bir rol oynar. Elbette seneler boyu oturmuş bu şemalara kısa bir süre içinde dokunmak ve işlevsel çözümler bulmak kolay olmayacaktır. Bu durum bütüncül bir terapi yaklaşımını uygun kılabilir. Bütüncül bir terapi yaklaşımı, <b>DEHB</b>’li bireylerin hem nörolojik temelli zorluklarını hem de psikolojik dinamiklerini dengede tutmayı hedeflemelidir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/dikkat-eksikligi-ve-hiperaktivite-bozukluguna-sema-terapi-yaklasimi-erken-donem-uyum-bozucu-semalar-ve-etkileri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Gecede İşsiz Kaldık: Sağlık Meslek Mensuplarının Serbest Meslek İcrası Hakkında Yönetmelik</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/bir-gecede-issiz-kaldik-saglik-meslek-mensuplarinin-serbest-meslek-icrasi-hakkinda-yonetmelik/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=bir-gecede-issiz-kaldik-saglik-meslek-mensuplarinin-serbest-meslek-icrasi-hakkinda-yonetmelik</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/bir-gecede-issiz-kaldik-saglik-meslek-mensuplarinin-serbest-meslek-icrasi-hakkinda-yonetmelik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ece Ruşen Sarı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Apr 2025 11:19:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mesleki Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=3475</guid>

					<description><![CDATA[Yeni çıkan yönetmelik hepimiz tarafından okundu, ancak kafalar hâlâ karışık. Psikoloji lisans eğitimi, klinik psikoloji yüksek lisansı, yıllarca süren emek… Peki, şimdi ne işimize yarayacak? Psikologların iş bulma süreci nasıl olacak? Milyonlarca gencin aklında tek bir soru yankılanıyor: Ben nasıl geçineceğim? Yıllarımı adadığım bu bilimi nasıl icra edeceğim? Yeni Yönetmelik ve Psikologların Terapist Olma Şartları [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni çıkan <b>yönetmelik</b> hepimiz tarafından okundu, ancak kafalar hâlâ karışık. <b>Psikoloji lisans eğitimi</b>, <b>klinik psikoloji yüksek lisansı</b>, yıllarca süren emek… Peki, şimdi ne işimize yarayacak? <b>Psikologların iş bulma süreci</b> nasıl olacak? Milyonlarca gencin aklında tek bir soru yankılanıyor: <b>Ben nasıl geçineceğim?</b> Yıllarımı adadığım bu bilimi nasıl icra edeceğim?</p>
<h2><b>Yeni Yönetmelik ve Psikologların Terapist Olma Şartları</b></h2>
<p>Yeni <b>yönetmeliğe</b> göre, 4 yıllık <b>psikoloji lisans mezunları</b> için <b>terapist</b> olmanın yolu artık yalnızca <b>Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı</b>’ndan geçiyor. Ancak <b>devlet üniversitelerindeki kontenjan sorunları</b>, mezunları özel ve vakıf üniversitelerine yöneltiyor. Soru şu: <b>Yüksek lisans program ücretleri</b> ne kadar? Kaçımız bu maliyetleri karşılayabilecek durumdayız?</p>
<p><b>İş ilanı siteleri</b>nde durum daha da vahim. <b>Psikolog iş ilanları</b> oldukça nadir. Açılan ilanlar genellikle <b>rehabilitasyon merkezleri</b> ile sınırlı ve teklif edilen maaşlar <b>asgari ücret</b> seviyesinde. Yani hem okuyup hem çalışmak artık hayal. <b>Psikologların geçim sıkıntısı</b> çekmemesi için ya zengin bir aileden gelmek ya da mirasa konmak gerekiyor. Aksi takdirde, bu ücretlerle başa çıkmak imkânsız.</p>
<p><b>Nöropsikolog</b>, <b>adli psikolog</b> gibi uzmanlıklar ya da alınan <b>sertifikalar</b> da artık işlevsiz. <b>Klinik psikolog</b> değilseniz, iş bulma şansınız neredeyse yok. Peki, klinik psikolog olmak yeterli mi? Hayır, yetmiyor. Daha yapılacak çok şey var.</p>
<h2><b>Klinik Psikolog Oldunuz, Peki Sonra?</b></h2>
<p>Diyelim ki <b>yüksek lisansı</b> bitirdiniz ve <b>klinik psikolog</b> oldunuz. Bir yerle anlaşıp <b>portföy oluşturma</b> sürecine girdiniz. Ancak geçiminizi sağlamak için <b>oda paylaşımı</b> ilanlarına başvurduğunuzda yeni bir engel karşınıza çıkıyor: <b>Oda paylaşımı yasak!</b> Eğer <b>terapi hizmeti</b> verecekseniz, o odaya ait bir <b>ruhsat</b> almanız şart. <b>Yönetmelik</b>, bir psikoloğun yanında en fazla bir kişi daha bulundurmasına izin veriyor, ancak ruhsatsız çalışmak mümkün değil. Yani, ya bir <b>sermaye</b> bulup kendi yerinizi açacaksınız ya da bu yolda pes edeceksiniz.</p>
<p><b>Kendi kliniğinizi açma</b> süreci de artık çok daha zor. Eskiden uygun bir bütçeyle yola çıkmak mümkündü, şimdi ise neredeyse imkânsız. Her adımda <b>ruhsat</b> talep ediliyor. Üstelik, açacağınız yerin <b>yönetmeliğe uygun</b> olması gerekiyor. Her lokasyonda, her binada yer kiralayamazsınız; belirli <b>fiziki şartlar</b> sağlanmalı. Bu durumu duyan <b>emlakçılar</b>, muhtemelen şimdiden <b>kira fiyatlarını</b> artırmaya başlamıştır.</p>
<h2><b>Yönetmelikteki Şartlar Neler?</b></h2>
<p>Gelin, <b>yönetmelikteki şartları</b> hep beraber inceleyelim:</p>
<ul>
<li><b>Tüzel şirket</b> adı altında <b>terapi hizmeti</b> sunulamayacak.</li>
<li><b>Klinik psikologsanız</b>, en fazla <b>3 kişi</b> ile ortak olabilirsiniz.</li>
<li>Ortakların tamamının <b>klinik psikolog</b> olması ve her birinin <b>kendi odası</b> bulunması gerekiyor. Her oda için ayrı <b>ruhsat</b> alınmalı.</li>
<li><b>Oda paylaşımı</b> yasak. Her çalışan, kendi adına <b>ruhsat</b> almak zorunda. Başkasının ruhsatı altında çalışamazsınız.</li>
<li><b>Aynı anda iki yerde çalışma</b> izni yok. Yani sabah maaşlı bir işte çalışıp akşam kendi kliniğinizde <b>seans</b> veremezsiniz.</li>
</ul>
<h2><b>Kendi Kliniğinizi Açtınız, Peki Kurallar Neler?</b></h2>
<p>Tüm bu şartları sağladınız ve yerinizi açmaya karar verdiniz. Ancak burada da <b>yeni kurallar</b> sizi bekliyor:</p>
<ul>
<li>Her <b>klinik psikolog</b> için <b>10 metrekarelik</b> bir oda sağlanmalı. Bu odayı sadece <b>ruhsat sahibi</b> kullanabilir.</li>
<li><b>Ulaşılabilir bir lavabo</b> olması zorunlu.</li>
<li>En az <b>8 metrekarelik ortak kullanım alanları</b> bulunmalı. Bu alanlar; <b>tuvalet</b>, <b>bekleme salonu</b> ve <b>danışma köşesi</b> gibi bölümleri kapsıyor.</li>
</ul>
<p>Ayrıca, <b>danışanların</b> öncelikle bir <b>psikiyatri hekiminden tanı</b> almış olması gerekiyor. Açıkçası, ben bu şartı <b>DEHB’li bireyler</b> için zaten uyguluyordum. Tanı alındıktan sonra <b>terapiye</b> başlıyordum. Ancak bu madde, <b>psikoterapinin bağımsızlığı</b> ilkesine ters düşüyor ve bizi <b>psikiyatristlerin yardımcısı</b> konumuna indirgiyor.</p>
<h2><b>Geçiş Süreci ve Ruhsat Zorunluluğu</b></h2>
<p><b>Fiziki koşulları sağlama</b> kriterleri için geçiş süreci <b>Aralık 2025</b>’e kadar devam edecek. Ancak <b>ruhsat işlemleri</b>, <b>Haziran 2025</b>’e kadar tamamlanmış olmalı.</p>
<h3><b>Yönetmeliğin Psikologlar ve Danışanlar Üzerindeki Etkileri</b></h3>
<p><b>Ruh sağlığı hizmetleri</b>ne erişim zaten zorken, bu <b>yönetmelik</b> hem <b>terapi almak isteyenler</b> hem de <b>terapi vermek isteyenler</b> için caydırıcı bir engel oluşturuyor. <b>Kendi kliniğini açma</b> süreci, şimdiye kadar daha az maliyetli ve yorucuydu. Artık <b>terapistler</b>, hizmete odaklanmak yerine <b>prosedürlerle</b> boğuşarak yola yorgun başlıyor. Bu süreçlerin getirdiği <b>maliyetler</b>, doğal olarak <b>terapi ücretlerine</b> yansıyacak. Sonuç? <b>Terapi</b>, yalnızca belirli bir zümrenin erişebileceği <b>lüks bir hizmet</b> haline gelecek. <b>Ulaşılabilir terapi hizmetleri</b>, ne yazık ki artık eskisi kadar erişilebilir olmayacak.</p>
<h2><b>Genç Psikologların Geleceği Ne Olacak?</b></h2>
<p>Ben kendi yolumu çizdim, ancak <b>yeni mezun psikologlar</b> yersiz ve yönsüz kalmış durumda. Nereye baksalar bir <b>kısıtlama</b> ile karşılaşıyorlar ve bu durum onları ciddi şekilde yıpratıyor. <b>Genç psikologlara</b> ya <b>yeni istihdam alanları</b> yaratılmalı ya da eğitimlerine devam edebilmeleri ve kendilerine bir yer edinebilmeleri için destek sağlanmalı. Aksi takdirde, bir neslin emeği heba olacak, umutları tükenecek. Ülkemiz, <b>umutsuz psikologlar diyarına</b> dönüşecek. <b>Psikolojik desteğe</b> en çok ihtiyaç duyduğumuz bu dönemde, <b>psikoloji bilimi</b> mensuplarının potansiyelinin kaybolması, uzun vadede büyük yıkımlara yol açabilir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/bir-gecede-issiz-kaldik-saglik-meslek-mensuplarinin-serbest-meslek-icrasi-hakkinda-yonetmelik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dopamin: Küçük Tatlı Mutluluk Zerrecikleri</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/dopamin-kucuk-tatli-mutluluk-zerrecikleri/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=dopamin-kucuk-tatli-mutluluk-zerrecikleri</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/dopamin-kucuk-tatli-mutluluk-zerrecikleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ece Ruşen Sarı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Mar 2025 09:25:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Nöropsikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=1325</guid>

					<description><![CDATA[Dopamin, beynimizdeki nöronlarla iletilen ve kimyasal bir habercidir. Beynimizin ödül sisteminde etkili olan dopamin, motivasyon konusunda en büyük yardımcılarımızdan biridir. Bu kimyasal haberci aynı zamanda mutlulukve dikkat gibi süreçlerde de önemli rol oynar. Hayattan ne kadar keyif aldığımız, diğer kimyasal habercilerle birlikte bu nörotransmitter aracılığıyla belirlenir. Şimdiye kadar hep dopaminin olumlu etkilerinden bahsettik, ancak dopamin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="69" data-end="772">Dopamin, beynimizdeki nöronlarla iletilen ve <strong data-start="114" data-end="141">kimyasal bir habercidir</strong>. Beynimizin ödül sisteminde etkili olan dopamin, <strong data-start="191" data-end="205">motivasyon</strong> konusunda en büyük yardımcılarımızdan biridir. Bu kimyasal haberci aynı zamanda <strong data-start="286" data-end="298">mutluluk</strong>ve <strong data-start="302" data-end="312">dikkat</strong> gibi süreçlerde de önemli rol oynar. Hayattan ne kadar keyif aldığımız, diğer kimyasal habercilerle birlikte bu nörotransmitter aracılığıyla belirlenir. Şimdiye kadar hep dopaminin <strong data-start="494" data-end="517">olumlu etkilerinden</strong> bahsettik, ancak dopamin aynı zamanda <strong data-start="556" data-end="575">bağımlılıkların</strong> da temel sebeplerinden biri olabilir. <strong data-start="614" data-end="623">Alkol</strong>, <strong data-start="625" data-end="634">şeker</strong> gibi keyif verici maddeler, beynimizde anlık dopamin artışına yol açar. Bu maddelerin düzenli kullanımı, dopamin <strong data-start="748" data-end="761">eşiğimizi</strong> yükseltir.</p>
<p data-start="774" data-end="798"><strong data-start="774" data-end="798">Dopamin Eşiği Nedir?</strong></p>
<p data-start="800" data-end="1275"><strong data-start="800" data-end="817">Dopamin eşiği</strong> yükseldikçe, ihtiyaç duyduğumuz dopamin miktarı da artar. Yani, eskiden aldığımız dozlar artık bize yeterli keyfi sağlamaz ve bu durumda daha fazlasını istemeye başlarız. <strong data-start="989" data-end="1003">Bağımlılık</strong> yalnızca keyif verici maddelere duyulan bir ihtiyaç değildir. Dopamin ihtiyacımız, çeşitli kaynaklardan da karşılanabilir. Örneğin; <strong data-start="1136" data-end="1164">arka arkaya dizi izlemek</strong>, <strong data-start="1166" data-end="1181">yemek yemek</strong>, <strong data-start="1183" data-end="1203">alışveriş yapmak</strong> veya <strong data-start="1209" data-end="1226">para harcamak</strong> gibi davranışlar da dopamin salınımına yol açar.</p>
<p data-start="1277" data-end="1323"><strong data-start="1277" data-end="1323">İş Gittikçe Tehlikeli Bir Hal Alabilir Mi?</strong></p>
<p data-start="1325" data-end="1770">Bir süre sonra izlediğimiz diziler bize eskisi kadar keyif vermeyebilir, her canımız sıkıldığında <strong data-start="1423" data-end="1446">yemek yeme ihtiyacı</strong>(özellikle <strong data-start="1458" data-end="1474">karbonhidrat</strong>) hissedebiliriz. Ayrıca, bütçemizi aşan <strong data-start="1515" data-end="1529">harcamalar</strong> yaparak maddi açıdan zorlanabiliriz. Özellikle <strong data-start="1577" data-end="1597">online alışveriş</strong> çılgınlığının arttığı günümüzde, bir tıkla yaptığımız alışverişler eskisi kadar tatmin edici olmayabilir. Bu da ödeme zamanı geldiğinde <strong data-start="1734" data-end="1748">can sıkıcı</strong> sonuçlar doğurabilir.</p>
<p data-start="1772" data-end="1818"><strong data-start="1772" data-end="1818">Beynimizdeki Sisteme Hâkim Olabilir Miyiz?</strong></p>
<p data-start="1820" data-end="2284">Evet, bu noktada <strong data-start="1837" data-end="1854">dopamin orucu</strong> faydalı olabilir. Dr. Cameron Sepah tarafından ortaya atılan <strong data-start="1916" data-end="1933">dopamin orucu</strong>, en yaygın olarak <strong data-start="1952" data-end="1971">24 saat boyunca</strong> haz kaynaklarından uzak durmayı içerir. <strong data-start="2012" data-end="2022">Sigara</strong>, <strong data-start="2024" data-end="2033">alkol</strong>, <strong data-start="2035" data-end="2044">şeker</strong> ve <strong data-start="2048" data-end="2064">sosyal medya</strong> gibi bağımlılık yapıcı maddelerden 24 saat uzak kalarak, beynimizdeki dopamin seviyesini <strong data-start="2154" data-end="2174">normal düzeylere</strong> getirebiliriz. Ayrıca, bu oruçla birlikte <strong data-start="2217" data-end="2237">hazzı ertelemeyi</strong> öğrenerek beynimize daha iyi hâkim olabiliriz.</p>
<p data-start="2286" data-end="2596">Çünkü fazla dopamin, fazla <strong data-start="2313" data-end="2336">geri çekilme etkisi</strong> anlamına gelir. Geri çekilme etkisiyle birlikte dopamin, normalin de altına düşer ve bu durum <strong data-start="2431" data-end="2440">kaygı</strong>, <strong data-start="2442" data-end="2457">huzursuzluk</strong> ve <strong data-start="2461" data-end="2474">mutsuzluk</strong> hissiyatı olarak geri dönebilir. Bu dalgalanmalara hâkim olabilmek, dopamin kaynaklarımızı <strong data-start="2566" data-end="2585">kontrol etmekle</strong> mümkündür.</p>
<p data-start="2598" data-end="2651"><strong data-start="2598" data-end="2651">Sonuç Olarak Dopamin: Dostumuz Mu, Düşmanımız Mı?</strong></p>
<p data-start="2653" data-end="3065" data-is-last-node="" data-is-only-node="">Dopamin elbette <strong data-start="2669" data-end="2683">düşmanımız</strong> değildir. Onun sayesinde <strong data-start="2709" data-end="2724">motive olur</strong>, <strong data-start="2726" data-end="2748">hayattan zevk alır</strong>, <strong data-start="2750" data-end="2772">dikkatimizi toplar</strong> ve <strong data-start="2776" data-end="2796">harekete geçeriz</strong>. Ancak her şeyin fazlası zararlıdır, dopaminin fazlası da buna dâhildir. Dolayısıyla, <strong data-start="2883" data-end="2908">zihnimize hâkim olmak</strong>, beynimizi eğitmek ve bu kadar plastisiteye sahip bir organa disiplin vermek, bize <strong data-start="2992" data-end="3009">daha dikkatli</strong>, <strong data-start="3011" data-end="3025">daha mutlu</strong>ve <strong data-start="3029" data-end="3054">daha neşeli bir hayat</strong> sunabilir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/dopamin-kucuk-tatli-mutluluk-zerrecikleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
