<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Ebru Başer &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/ebrubaser/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 23 Dec 2025 12:19:40 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Ebru Başer &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kendini Gerçekleştirme Süreci: Rogers ve Maslow’un Bakış Açısıyla İnsan Potansiyeli</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/kendini-gerceklestirme-sureci-rogers-ve-maslowun-bakis-acisiyla-insan-potansiyeli/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kendini-gerceklestirme-sureci-rogers-ve-maslowun-bakis-acisiyla-insan-potansiyeli</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/kendini-gerceklestirme-sureci-rogers-ve-maslowun-bakis-acisiyla-insan-potansiyeli/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ebru Başer]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Dec 2025 12:16:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Klinik Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=21115</guid>

					<description><![CDATA[Günümüzde pek çok insan mutluluğu iyi bir iş, huzurlu bir aile ya da temel ihtiyaçların karşılanmasıyla sınırlı görse de insan psikolojisi bundan çok daha derin bir yolculuğa işaret eder. İnsan doğası yalnızca “hayatta kalma” üzerine kurulu değildir; insan, yaşamı boyunca anlam arayışı içinde olan, kendisini tanımaya ve geliştirmeye yönelen bir varlıktır. Bu nedenle insancıl psikoloji, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="481" data-end="1045">Günümüzde pek çok insan mutluluğu iyi bir iş, huzurlu bir aile ya da temel ihtiyaçların karşılanmasıyla sınırlı görse de insan psikolojisi bundan çok daha derin bir yolculuğa işaret eder. İnsan doğası yalnızca “hayatta kalma” üzerine kurulu değildir; insan, yaşamı boyunca anlam arayışı içinde olan, kendisini tanımaya ve geliştirmeye yönelen bir varlıktır. Bu nedenle <strong data-start="850" data-end="872">insancıl psikoloji</strong>, insanın yalnızca temel gereksinimlerini karşılamakla doyuma ulaşamayacağını, gerçek mutluluğun kişinin kendi potansiyelini gerçekleştirmesiyle bağlantılı olduğunu savunur.</p>
<p data-start="1047" data-end="1800">İnsancıl psikolojiye göre yaşam, yalnızca temel gereksinimleri karşılamakla sınırlı değildir. Örneğin; çok iyi bir işiniz ve huzurlu bir evliliğiniz olduğunu düşünelim. İlk bakışta bu durum size mutluluk sağlayabilir; ancak bu mutluluğun kalıcı olup olmayacağı tartışmalıdır. İnsan, yalnızca dışsal koşullarla tatmin olan bir varlık değildir. Nitekim insancıl kuramcılar, mutluluğun temel gereksinimlerin karşılanmasıyla sınırlı olmadığını vurgular (Burger, 2006). İnsan, kendi hâline bırakıldığında, derin bir içsel yönelimle kendini tatmin eden bir varoluş noktasına doğru ilerler. Carl Rogers bu yönelimi “potansiyelini tam kullanan kişi” kavramıyla açıklarken, Abraham Maslow bu süreci <strong data-start="1737" data-end="1763">kendini gerçekleştirme</strong> olarak tanımlamıştır (Burger, 2006).</p>
<p data-start="1802" data-end="2505">Rogers’a göre potansiyelini tam kullanmak, ulaşılacak sabit bir hedef değil; yaşam boyunca devam eden bir süreçtir. Bu süreç, bireyin kendi içsel sesini dinlemesi ve yaşamda doyuma ulaşmak için doğal bir çaba göstermesiyle şekillenir. Peki, potansiyelini tam kullanan kişiler nasıl bireylerdir? Rogers’a göre bu kişiler; yeni deneyimlere açık, belirsizliği tehdit olarak değil bir fırsat olarak gören, yaşamın onları nereye götüreceğini merak eden ve değişime istekli bireylerdir. Ayrıca bu kişiler, kendi duygularına ve içsel rehberliklerine güvenirler. Bir duygunun ya da düşüncenin doğruluğuna içsel olarak inanıyorlarsa, sosyal baskılar ne olursa olsun genellikle o yönde davranırlar (Burger, 2006).</p>
<p data-start="2507" data-end="3287">Bu bireylerin en belirgin özelliklerinden biri duygusal derinlikleridir. Potansiyelini tam kullanan kişiler, yaşadıkları duyguları — olumlu ya da olumsuz — yoğun bir biçimde hissederler. Öfkelerini bastırmak yerine kabul ederler ve gerektiğinde ifade ederler; çünkü duygularını saklamak, kendileri gibi olmamak anlamına gelir. Ayrıca bu bireyler, başkalarının gereksinimlerini tamamen göz ardı etmeseler de toplumsal beklentilere göre yaşamak zorunda olduklarına dair bir kaygı taşımazlar. Örneğin; bir kadın saçını kestirmek istiyorsa, çevresinden alacağı olası tepkilere rağmen kendi isteğini ön planda tutarak saçını kestirecektir (Burger, 2006). Bu tür örnekler, bireyin kendi benliğine sadık kalmasının Rogers’ın modelinde ne kadar merkezi bir yerde durduğunu göstermektedir.</p>
<p data-start="3289" data-end="3957">Maslow’a göre <strong data-start="3303" data-end="3336">kendini gerçekleştirmiş birey</strong>, olabileceği her şeyi olma cesaretini gösterebilen kişidir (Maslow, 1970). Maslow, kendini gerçekleştirmeyi temel bir insani gereksinim olarak tanımlar. Ancak bu gereksinimin ortaya çıkabilmesi için önce daha temel dört gereksinimin karşılanmış olması gerekir. Maslow’un gereksinimler hiyerarşisine göre; fizyolojik gereksinimler, güvenlik gereksinimi, ait olma ve sevgi gereksinimi ile saygı gereksinimi karşılandıktan sonra bireyde yeni bir hoşnutsuzluk ortaya çıkar. Bu hoşnutsuzluk, kişinin “hayattan ne istediğini” sorgulamaya başlamasıdır. Bu sorgulama süreci, bireyde kendini gerçekleştirme gereksinimini doğurur.</p>
<p data-start="3959" data-end="4309">Bu noktaya ulaşan birey, potansiyelini tam anlamıyla ortaya koyduğu bir varoluş biçimine geçer. Ancak Maslow’a göre bu düzeye ulaşmak oldukça nadirdir; çünkü çoğu insan temel gereksinimler ve sosyal baskılar arasında sıkışarak kendi potansiyelini göz ardı eder. Buna rağmen Maslow ve Rogers’ın ortak görüşü, her bireyin bu gizil güce sahip olduğudur.</p>
<p data-start="4311" data-end="4600">Peki, kendini gerçekleştirme noktasına ulaşmak için ne yapılmalıdır? Aslında yapılması gereken tek şey, bireyin kendi içindeki bu potansiyele doğru yürümeye cesaret etmesidir. Zaman zaman bu yolculuk belirsiz, yorucu ve zorlayıcı olabilir; ancak yine de insanın en anlamlı yolculuğu budur.</p>
<p data-start="4602" data-end="4853">Sonuç olarak, insanın gerçek doyuma ulaşması dış dünyanın sunduklarıyla değil; kendi içindeki potansiyeli adım adım açığa çıkarabilmesiyle mümkündür. Bu süreç uzun ve zahmetli olsa da bireyin yaşamına anlam ve bütünlük kazandıran en temel yolculuktur.</p>
<h2 data-start="4860" data-end="4875"><strong data-start="4863" data-end="4875">Kaynakça</strong></h2>
<p data-start="4877" data-end="4984">Burger, J. M. (2006). <em data-start="4899" data-end="4908">Kişilik</em>. (Çev. İnan Deniz &amp; E. Sarıoğlu). (1. Baskı). İstanbul: Kaktüs Yayınları.</p>
<p data-start="4986" data-end="5071">Maslow, A. H. (1970). <em data-start="5008" data-end="5036">Motivation and personality</em> (2nd ed.). New York: Harper &amp; Row.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/kendini-gerceklestirme-sureci-rogers-ve-maslowun-bakis-acisiyla-insan-potansiyeli/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Görünmeyeni Söylemek: Bağlanma Biçimlerinin Duygu İfadesine Etkisi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/gorunmeyeni-soylemek-baglanma-bicimlerinin-duygu-ifadesine-etkisi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=gorunmeyeni-soylemek-baglanma-bicimlerinin-duygu-ifadesine-etkisi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/gorunmeyeni-soylemek-baglanma-bicimlerinin-duygu-ifadesine-etkisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ebru Başer]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Aug 2025 21:20:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Klinik Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=10858</guid>

					<description><![CDATA[Hiç kendinizi bir duygu selinin içinde bulduğunuz hâlde bunu ifade edemediğiniz ya da tam tersine, birinin duygularını neden bu kadar yoğun yaşayıp dile dökemediğini merak ettiğiniz oldu mu? Duygu ifadesi, çoğu zaman bireysel gibi görünse de aslında erken dönem ilişkilerimizin ve çocuklukta kurduğumuz bağların izlerini taşır. Peki, çocuklukta kurulan bağların, yetişkinlikteki ilişki kurma ve duygularımızı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="442" data-end="898">Hiç kendinizi bir duygu selinin içinde bulduğunuz hâlde bunu ifade edemediğiniz ya da tam tersine, birinin duygularını neden bu kadar yoğun yaşayıp dile dökemediğini merak ettiğiniz oldu mu? <strong data-start="633" data-end="650">Duygu ifadesi</strong>, çoğu zaman bireysel gibi görünse de aslında erken dönem ilişkilerimizin ve çocuklukta kurduğumuz bağların izlerini taşır. Peki, çocuklukta kurulan bağların, yetişkinlikteki ilişki kurma ve duygularımızı nasıl ifade ettiğimizle ne ilgisi olabilir?</p>
<p data-start="900" data-end="1670">Duygular, hayatımızın her alanına yayılan hem tanıdık hem de karmaşık yaşantılardır. Bireyin iç dünyası ile fiziksel ve sosyal çevresi arasındaki etkileşimle şekillenen duygular; düşünceler, davranışlar ve fizyolojik tepkilerle iç içedir. Duygular yalnızca hissedilen değil, aynı zamanda ifade edilen yaşantılardır. Duygu ifadesi, kişinin içsel dünyasını sözel ya da sözel olmayan yollarla dışa vurma biçimidir. Mimikler, ses tonu, beden dili, hatta suskunluk bile bu ifadenin bir parçası olabilir. Ancak herkes duygularını aynı kolaylıkla ifade edemez. Kimileri duygularını açıkça dile getirirken, kimileri için bunu yapmak oldukça zorlayıcı olabilir. Bu farklar yalnızca mizaca değil, <strong data-start="1587" data-end="1611">çocukluk deneyimleri</strong> ve erken dönemde kurulan ilişkisel deneyimlere de dayanır.</p>
<h2 data-start="1672" data-end="1713"><strong data-start="1672" data-end="1713">Bağlanma Kuramı ve Bağlanma Biçimleri</strong></h2>
<p data-start="1715" data-end="2038">Psikoloji literatüründe bu ilişkisel deneyimlerin temelini &#8220;bağlanma&#8221; kavramı oluşturur. Bağlanma kuramı, nesne ilişkileri kuramından etkilenmiş ve Mary Ainsworth’un çalışmalarıyla önemli bir gelişme göstermiştir. Ainsworth ve meslektaşları, anne-çocuk etkileşimlerini inceleyerek üç temel bağlanma biçimi tanımlamışlardır:</p>
<h3 data-start="2040" data-end="2068"><strong data-start="2044" data-end="2068">1. Güvenli Bağlanma:</strong></h3>
<p data-start="2069" data-end="2402">Bu bağlanma stilinde, bakım veren kişi çocuğun ihtiyaçlarına karşı duyarlı ve istikrarlıdır. Çocuk, annesi yanında olmadığında bile ona ulaşabileceğini bilir. Bu güven ortamında büyüyen çocuklar, genellikle kendine güvenirler. Yetişkinlikte ise; başkalarına yaklaşmakta, güvenmekte ve romantik ilişki kurmada zorluk çekmemektedirler.</p>
<h3 data-start="2404" data-end="2441"><strong data-start="2408" data-end="2441">2. Kaygılı-Kararsız Bağlanma:</strong></h3>
<p data-start="2442" data-end="2884">Bu tarzda bakım veren kişi tutarsızdır; bazen ilgili, bazen ilgisiz davranır. Bu belirsizlik, çocuğun bakım verene karşı sürekli teyakkuz hâlinde olmasına neden olur. Çocuk, ayrılık durumlarında yoğun kaygı yaşar ve sakinleşmekte zorlanır. İlerleyen yaşlarda bu bireyler; eşlerinin sevgilerinden emin olamadıkları için aşırı talepte bulunma ve baskı olma eğilimindedirler. Aşırı ilgi beklentileri ise romantik eş adaylarını kaçırabilmektedir.</p>
<h3 data-start="2886" data-end="2915"><strong data-start="2890" data-end="2915">3. Kaçıngan Bağlanma:</strong></h3>
<p data-start="2916" data-end="3243">Kaçıngan bağlanma stilinde bakım veren, çocuğun duygusal ihtiyaçlarına karşı mesafelidir. Çocuk, bu ilgisizliğe uyum sağlamak adına duygusal ihtiyaçlarını bastırır. Yetişkin olan bu çocuklar; duygularını ifade etmekten kaçınan, yakın ilişkilerde mesafe koyan, kendilerine sevildiği söylenince şüphelenen bireyler olmaktadırlar.</p>
<p data-start="3245" data-end="3367">Bu <strong data-start="3248" data-end="3269">bağlanma stilleri</strong>, yalnızca çocukluk dönemini değil, yetişkinlikteki ilişkilerimizi de şekillendirdiğini görüyoruz.</p>
<h2 data-start="3369" data-end="3417"><strong data-start="3371" data-end="3417">Bağlanma ve Duygu İfadesi Arasındaki Köprü</strong></h2>
<p data-start="3419" data-end="3776">Yetişkinlikte duyguları nasıl deneyimlediğimiz ve ifade ettiğimiz, erken dönem bağlanma örüntülerimizin devamı niteliğindedir. Güvenli bağlanma stiline sahip bireyler, duygularını fark etme, düzenleme ve paylaşma konusunda daha rahattır. Kendi duygularının farkında oldukları gibi, başkalarının duygularını da anlayabilir ve sağlıklı ilişkiler kurabilirler.</p>
<p data-start="3778" data-end="4083">Buna karşılık, kaygılı bağlanma stiline sahip bireyler, duygularını yoğun yaşasalar da bu duyguları sağlıklı bir biçimde ifade etmekte zorlanabilirler. Sıklıkla reddedilme korkusu taşır ve karşılarındaki kişiden onay alma ihtiyacı duyarlar. Duygu ifadeleri zaman zaman abartılı, hatta kontrolsüz olabilir.</p>
<p data-start="4085" data-end="4401">Kaçıngan bağlanmaya sahip bireyler ise duygusal yakınlıktan kaçınma eğilimindedir. Kendi duygularına mesafe koyarlar ve başkalarına da bu duyguları ifade etmekte zorlanırlar. Bu durum, dışarıdan duygusuz ya da ilgisiz gibi görünmelerine neden olabilir, oysa içsel olarak da bastırılmış bir duygusal deneyim yaşarlar.</p>
<h2 data-start="4403" data-end="4450"><strong data-start="4405" data-end="4450">Peki Ya Bağlanma Stilimiz Değişebilir Mi?</strong></h2>
<p data-start="4452" data-end="4855"><strong data-start="4452" data-end="4474">Bağlanma biçimleri</strong>, erken yaşlarda şekillense de değişmez yapılar değildir. Öz farkındalık, sağlıklı ilişkiler ve psikoterapi süreci, bireyin hem bağlanma biçimini hem de duygularla kurduğu ilişkiyi yeniden düzenlemesine yardımcı olabilir. Güvenli bir bağlanma ilişkisi yaşamak, zamanla kişinin duygularını daha rahat ifade etmesini ve başkalarının duygularına daha açık hale gelmesini sağlayabilir.</p>
<p data-start="4857" data-end="5264">Duyguları bastırmak ya da yoğun biçimde yaşayıp ifade edememek zorlayıcı olabilir; ancak bu zorlanmalar kişisel bir eksiklik değil, <strong data-start="4989" data-end="5023">geçmiş çocukluk deneyimlerinin</strong> bir izidir. Bu izlerin farkına varmak ve onlarla çalışmak, duygularla daha sağlıklı bir bağ kurmanın ilk adımıdır. Unutmayalım ki görünmeyeni söylemek cesaret ister ama bu cesaret, ilişkilerimizde gerçek bağları kurmanın da kapısını aralar.</p>
<h3 data-start="5374" data-end="5387"><strong data-start="5374" data-end="5387">Kaynakça:</strong></h3>
<p data-start="5389" data-end="5499">Burger, J. M. (2006). <em data-start="5411" data-end="5420">Kişilik</em>: Kaknüs Yayınları. Basım, Türkçesi: İnan Deniz Erguvan Sarıoğlu, İstanbul, 23.</p>
<p data-start="5501" data-end="5640">Thompson, R. A. (1994). Emotion regulation: A theme in search of definition. <em data-start="5578" data-end="5639">Monographs of the Society for Research in Child Development</em>.</p>
<p data-start="5642" data-end="5819">Gross, J. J. (2008). Emotion Regulation. M. Lewis, J. M. Haviland-Jones ve L. M. Barret (Ed.), <em data-start="5737" data-end="5759">Handbook of Emotions</em> içinde (3. bs., ss. 497–512). New York: The Guilford Press.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/gorunmeyeni-soylemek-baglanma-bicimlerinin-duygu-ifadesine-etkisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Seri Katiller ve Kişilikleri</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/seri-katiller-ve-kisilikleri/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=seri-katiller-ve-kisilikleri</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/seri-katiller-ve-kisilikleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ebru Başer]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Jul 2025 08:40:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Suç Psikolojisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=8861</guid>

					<description><![CDATA[Seri cinayet, aynı kişinin 3 veya daha fazla bireyi en az 30 günlük bir süre içerisinde, cinayetler arasında belirli durgunluk evreleri olacak biçimde öldürmesi olarak tanımlanmaktadır (Holmes ve Holmes, 1998).Seri katillerin motivasyonları, zihinsel sağlık durumları ve kişilik yapıları farklılık gösterebilir ancak bu kişilerin genellikle antisosyal kişilik bozukluğu (AKB) veya narsisistik kişilik bozukluğuna (NKB) sahip olma [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="relative flex-col gap-1 md:gap-3">
<div class="flex max-w-full flex-col grow">
<div class="min-h-8 text-message relative flex w-full flex-col items-end gap-2 text-start break-words whitespace-normal [.text-message+&amp;]:mt-5" dir="auto" data-message-author-role="assistant" data-message-id="045ec374-0c56-4b11-b523-3dbfeb0157aa" data-message-model-slug="gpt-4-1-mini">
<div class="flex w-full flex-col gap-1 empty:hidden first:pt-[3px]">
<div class="markdown prose dark:prose-invert w-full break-words light">
<p data-start="237" data-end="745">Seri cinayet, aynı kişinin 3 veya daha fazla bireyi en az 30 günlük bir süre içerisinde, cinayetler arasında belirli durgunluk evreleri olacak biçimde öldürmesi olarak tanımlanmaktadır (Holmes ve Holmes, 1998).<br data-start="447" data-end="450" />Seri katillerin motivasyonları, zihinsel sağlık durumları ve kişilik yapıları farklılık gösterebilir ancak bu kişilerin genellikle <strong data-start="581" data-end="619">antisosyal kişilik bozukluğu (AKB)</strong> veya <strong data-start="625" data-end="666">narsisistik kişilik bozukluğuna (NKB)</strong> sahip olma gibi belirli kişilik özellikleri sergileyebildiği de görülmektedir.</p>
<h2 data-start="747" data-end="781"><strong>Antisosyal Kişilik Bozukluğu</strong></h2>
<p data-start="782" data-end="854">DSM-5&#8217;e göre Antisosyal Kişilik Bozukluğunun tanı kriterlerinin özeti:</p>
<ul data-start="855" data-end="1671">
<li data-start="855" data-end="1111">
<p data-start="857" data-end="1111">Sürekli antisosyal davranışlar: Bireyin 18 yaşından önce başlayan sürekli antisosyal davranışları vardır. Bu davranışlar, başkalarının haklarını ihlal etme, yalan söyleme, hırsızlık, kural ihlalleri, şiddet eğilimi gibi şekillerde kendini gösterebilir.</p>
</li>
<li data-start="1112" data-end="1269">
<p data-start="1114" data-end="1269">Empati eksikliği: Birey, başkalarının duygusal durumlarına veya ihtiyaçlarına anlayış gösterme ve empati yapma yeteneğinde sürekli bir eksiklik sergiler.</p>
</li>
<li data-start="1270" data-end="1471">
<p data-start="1272" data-end="1471">İçsel dürtüsellik: Bireyin dürtüsel, sorumsuz veya riskli davranışları ve düşük öz-kontrolü vardır. İmpulsif davranışlar, anlık tatmin arayışı, düşük gelecek planlaması gibi özellikler görülebilir.</p>
</li>
<li data-start="1472" data-end="1671">
<p data-start="1474" data-end="1671">Sosyal uyum zorluğu: Birey, uzun süreli ilişkilerde veya iş hayatında sürekli uyum sorunları yaşar. Yalan söyleme, manipülasyon, sorumluluktan kaçınma gibi davranışlar sergileyebilir (Güzel, 2022).</p>
</li>
</ul>
<p data-start="1673" data-end="2674">DSM-5 tanılamasına bakıldığında <strong data-start="1705" data-end="1737">antisosyal kişilik bozukluğu</strong>; çoğunlukla dürtüsellik, empati eksikliği, riskli davranışlar gösterebilme ve hazcılıkla ilişkili olduğu görülmektedir.<br data-start="1857" data-end="1860" />Düşünmeden hareket eden bu kişilerde yasalara ve normlara uymama görülebilir. Adli sorunlar, davalık olma, hapse girme gibi yasal suçlar örnek verilebilir (Britt, 2000).<br data-start="2029" data-end="2032" />Yaptıklarından dolayı pişmanlık duymazlar, empati yetenekleri düşüktür ve bu nedenle tekrarlayıcı şekilde tutuklanırlar (Sperry, 2016). Fazel ve Danesh (2002), mahkûmlar ile çalışma yapmış ve tutukluların %47’sinin antisosyal kişilik bozukluğu tanısını alabileceğini söylemişlerdir.<br data-start="2314" data-end="2317" />Seri katillerde <strong data-start="2333" data-end="2365">Antisosyal Kişilik Bozukluğu</strong> çok incelenmiş bir konudur (Pasqualetti, 2011) ve onlara Antisosyal Kişilik Bozukluğu tanısı daha sık konmaktadır (Bayraktar, 2022; Demirbaş, 2019) ve oran %46.2 bildirilmektedir. Aksine tek kurbanı olan Antisosyal Kişilik Bozukluğu olan suçluların oranının %43.8 olarak aktarılmaktadır (Chan ve ark., 2015).</p>
<p data-start="2676" data-end="4122">Özellikle seri cinsel katillerde tek kurbanlı cinsel katillerden daha yüksek oranda AKB saptanmıştır (Demirbaş, 2019).<br data-start="2794" data-end="2797" />Yetişkinlik dönemde sergilenen saldırgan davranışların ve seri cinayetlerin, bazı çocukluk çağı davranışları ile ilgili olduğu belirtilmektedir; çocukluğunda birincil bakım veren kişi tarafından reddedilen, bırakılan ya da istismar edilen çocuklar o dönemde kendilerini güçsüz hissettikleri için yetişkinliklerinde güç ve kontrolü sağlama, o dönemde çektiği acılar yüzünden öç alma davranışlarını geliştirebilmektedir. FBI, bunların çocukken küçük suçlar işlemeye başladıklarını ve şiddetli bir fantezi hayatı yaşayarak suç davranışlarına başlama eğiliminde olduklarını belirtmektedir. Nitekim seri katiller daha sonra bu fantazileri kurbanları üzerinde denemektedirler (Andersen, 2017).<br data-start="3484" data-end="3487" />Bunun yanı sıra çocukluk döneminde küçük düşürülme yaşantısı da katillerin kurbanları üzerinde aynı psikolojik yıpratma yöntemlerini uygulamasına neden olabilmektedir (Kılıç ve Balcıoğlu, 2012).<br data-start="3681" data-end="3684" />Çocukluk döneminde gösterilen bazı davranım sorunları; hayvanlara kötü davranma, yangın çıkartma ve altını ıslatma gibi davranışlar ileri de <strong data-start="3825" data-end="3858">anti-sosyal kişilik bozukluğu</strong> açısından risk oluşturmaktadır (Cantürk ve Cantürk, 2004; Öztürk ve Uluşahin, 2014).<br data-start="3943" data-end="3946" />Duygusal olarak tutarsız, çevreyle uyum sorunları yaşayan, empati eksikliği olan, toplumsal kurallara sorun yaşayan, alkol ve madde kullanımı olan kişilerdir (Bayraktar, 2022).</p>
<h2 data-start="4124" data-end="4159"><strong>Narsisistik Kişilik Bozukluğu</strong></h2>
<p data-start="4160" data-end="4233">DSM-5&#8217;e göre Narsisistik Kişilik Bozukluğunun tanı kriterlerinin özeti:</p>
<ul data-start="4234" data-end="5147">
<li data-start="4234" data-end="4359">
<p data-start="4236" data-end="4359">Aşırı kendini beğenme: Bireyin kendisiyle ilgili aşırı bir hayranlık, üstünlük veya kendini özel hissetme eğilimi vardır.</p>
</li>
<li data-start="4360" data-end="4517">
<p data-start="4362" data-end="4517">Empati eksikliği: Birey, başkalarının duygusal durumlarına veya ihtiyaçlarına anlayış gösterme ve empati yapma yeteneğinde sürekli bir eksiklik sergiler.</p>
</li>
<li data-start="4518" data-end="4689">
<p data-start="4520" data-end="4689">Özgürlükçü ilişkiler: Birey, başkalarını kullanma, manipüle etme veya kendi çıkarlarını sağlama amacıyla ilişkilerde istismar edici veya sömürücü davranışlar sergiler.</p>
</li>
<li data-start="4690" data-end="4881">
<p data-start="4692" data-end="4881">Hayali başarılar: Birey, hayali başarılarla ilgili abartılı veya kendini beğenmiş düşüncelere sahip olabilir. Başarıya, güce, üstünlüğe ve takdir edilme ihtiyacına aşırı bir önem atfeder.</p>
</li>
<li data-start="4882" data-end="5147">
<p data-start="4884" data-end="5147">İçsel kırılganlık: Birey, eleştirilere veya başarısızlıklara karşı aşırı duyarlılık veya öfke tepkileri gösterebilir. Kendini beğenmişlik, özgüven ve üstünlük hislerini sürdürmek için başkalarının desteğine ve hayranlığına sürekli ihtiyaç duyabilir (Güzel, 2022).</p>
</li>
</ul>
<p data-start="5149" data-end="5491">DSM-5 tanılamasına bakıldığında <strong data-start="5181" data-end="5214">narsisistik kişilik bozukluğu</strong> kişinin aşırı bir özsaygı ve kendini beğenmişlik hissiyle karakterize olduğu görülmektedir. Bu kişiler genellikle diğer insanları manipüle etme, kendi benliklerini abartma, başarıya aşırı önem verme ve başkalarının ihtiyaçlarını görmezden gelme eğilimindedirler (Güzel, 2022).</p>
<p data-start="5493" data-end="6990">Cezaevi popülasyonunda Narsisistik Kişilik Bozukluğu oranı %5.9 ile %11.5 arasındadır. Narsisistik kişilik bozukluğu, bazı seri katillerde gözlemlenen kişilik özellikleri arasında yer alabileceği düşünülmektedir. Seri katillerde Narsisistik Kişilik Bozukluğu oranı %69.2 bildirilmiştir. Tek kurbanı olan Narsisistik Kişilik Bozukluğu olan suçluların oranı ise %31.5 olarak aktarılmaktadır (Chan ve ark., 2015). Öz saygı, benlik algısı ve narsisizm saldırganlıkta etkili olan üç etkendir. Bu kişilik bozukluğuna sahip olan seri katiller, suç işleme motivasyonu olarak mağdur üzerinde baskı kurma, kendi üstünlüklerini kanıtlama, gücünü gösterme, hayranlık ve takdir kazanma gibi faktörleri gösterebilirler. Cinayetlerini, kendilerini özel ve güçlü hissetmek, diğer insanları kontrol etmek ve üstünlüklerini vurgulamak amacıyla gerçekleştirebilirler. Ayrıca bu bozukluk, seri katillerin yüksek düzeyde empati eksikliği sergilemelerine yol açabilir. Empati eksikliği, seri katillerin kurbanlarına acıma, onların hislerini anlama veya başkalarının perspektifinden olayları değerlendirme becerilerini etkileyebilir. Ayrıca narsisizm ile antisosyal özellikler bir arada olduğunda suç işleme olasılığı daha yükselmektedir (Bayraktar, 2022; Demirbaş, 2022). Bu özellikler de Narsisistik Kişilik Bozukluğu tanısına işaret etmektedir. Ancak Narsisistik Kişilik Bozukluğu ile seri cinayet arasında bir ilişki olduğu sonucuna varılsa da nedensellik varsayılamayacağına vurgu yapılmaktadır (Pasqualetti, 2011).</p>
<h2 data-start="6992" data-end="7003"><strong>Sonuç</strong></h2>
<p data-start="7004" data-end="7814">Antisosyal kişilik bozukluğu ve narsisistik kişilik bozukluğuna sahip bireylerin dürtüsellik, kendini üstün görme, empati yoksunluğu gibi nedenlerden suç işleyebilme ve seri katil olabilme potansiyellerinin olduğu söylenebilir fakat bunu genellemek doğru olmayacaktır. Ayrıca seri katil oranlarının bilinmemesi de bunu yapmanın doğru olmadığını desteklemektedir.<br data-start="7366" data-end="7369" />Antisosyal kişilik bozukluğu ve narsisistik kişilik bozukluğu ile seri katillik arasında bazı ilişkiler olduğu araştırmalar ve literatürde tartışılmalar devam etmektedir.<br data-start="7539" data-end="7542" />Seri katillerin psikolojisi oldukça karmaşık ve birçok faktörün etkisi altında şekillenir. Çocukluk travmaları, aile dinamikleri, genetik faktörler, sosyal etkiler gibi çeşitli etkenler de dahil olmak üzere birçok faktör, seri katillerin ortaya çıkmasında rol oynayabilir.</p>
<h3 data-start="7816" data-end="7830"><strong>Kaynakça</strong></h3>
<p data-start="7831" data-end="9190" data-is-last-node="" data-is-only-node="">Andersen, K.M. (2017). Exploring The Thoughts Of The Serial Killer. Central Washington University<br data-start="7928" data-end="7931" />Bayraktar, S. (2022). Adli Psikoloji. Ankara: Anı Yayıncılık. 2. Basım. S.156.<br data-start="8009" data-end="8012" />Britt, C.L. (2000). Crime and justice: an introduction to criminology. Wadsworth Publishing.<br data-start="8104" data-end="8107" />Cantürk, G., ve Cantürk, N. (2004). Suçlu profili. Adli Tıp Dergisi, 18(2), 27-37.<br data-start="8189" data-end="8192" />Chan, H. C., Beauregard, E., &amp; Myers, W. C. (2015). Single-Victim and Serial Sexual Homicide Offenders: Differences in Crime, Paraphilias and Personality Traits. Criminal Behaviour and Mental Health, 25(1), 66-78. doi:10.1002/cbm.1925<br data-start="8426" data-end="8429" />Demirbaş, H. (2019). Kişilik Bozuklukları ve suç. Psikopatoloji ve Suç, Ankara, Nobel Yayıncılık, 173-211.<br data-start="8535" data-end="8538" />Demirbaş, H. (2022). Suç ve patoloji. Durak, E. ve Durak, M. (Ed), Adli psikoloji (s. 153-170) içinde. Nobel Kitabevi<br data-start="8655" data-end="8658" />Fazel, S. ve Danesh, J. (2002). Serious mental disorder in 23,000 prisoners: A systematic review of 62 surveys. The Lancet, 359(9306), 545-550. doi:10.1016/S0140-6736(02)07740-1.<br data-start="8836" data-end="8839" />Güzel, H. Ş. (2022). Kişilik bozuklukları. Tuna, E. ve Demir, Ö. (Ed), DSM-5’ e göre anormal psikoloji (s. 551- 596) içinde. Nobel Kitabevi.<br data-start="8979" data-end="8982" />Holmes, R. M. ve Holmes, S. T. (1998). Serial murder. Sage Publications.<br data-start="9054" data-end="9057" />Kılıç, Ö., ve Balcıoğlu, İ. (2012). Seri Cinayet ve Cinsel Sadizm. Adli Tıp Dergisi, 27(1), s. 54-62. doi::10.5505/adlitip.2013.98598</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/seri-katiller-ve-kisilikleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
