<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Duygu Kuru &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/duygukuru/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Fri, 15 May 2026 11:14:32 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Duygu Kuru &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sanal Dünyadan Gerçek Hayata: Dijital Oyunların Çocuklarda Şiddet Eğilimine Etkisi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/sanal-dunyadan-gercek-hayata-dijital-oyunlarin-cocuklarda-siddet-egilimine-etkisi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sanal-dunyadan-gercek-hayata-dijital-oyunlarin-cocuklarda-siddet-egilimine-etkisi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/sanal-dunyadan-gercek-hayata-dijital-oyunlarin-cocuklarda-siddet-egilimine-etkisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Duygu Kuru]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 17 May 2026 21:20:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dijital Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[dijital oyunlar]]></category>
		<category><![CDATA[Oyun Bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=34854</guid>

					<description><![CDATA[Geçmişten günümüze oyun ve oyun sırasında kullanılan oyuncakların teknolojik gelişmelere paralel olarak değişim gösterdiği görülmektedir. Bilişim teknolojilerinin ilerlemesi, oyun oynama alanı ve oyun aracı olarak dijital dünyayı sunarak, çocukların her an ve her yerden dijital oyunlara daha kolay erişimini sağlamıştır (Mustafaoğlu ve Yasacı, 2018). İçinde bulunduğumuz bilişim çağında, internetin yaşamın neredeyse her alanına etki etmesiyle [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçmişten günümüze oyun ve oyun sırasında kullanılan oyuncakların teknolojik gelişmelere paralel olarak değişim gösterdiği görülmektedir. Bilişim teknolojilerinin ilerlemesi, oyun oynama alanı ve oyun aracı olarak dijital dünyayı sunarak, çocukların her an ve her yerden dijital oyunlara daha kolay erişimini sağlamıştır (Mustafaoğlu ve Yasacı, 2018). İçinde bulunduğumuz bilişim çağında, internetin yaşamın neredeyse her alanına etki etmesiyle birlikte duygu, düşünce ve davranışlarda gerçek yaşamdan sanal yaşama doğru bir yönelim söz konusudur. Bu yönelim, bilgiyi oluşturan, işleyen, kullanan ve depolayan elektronik aygıtları günlük yaşamın vazgeçilmezleri haline getirmiştir. Teknoloji odaklı bu yeni yaşam tarzı, kişilerarası iletişimin boyutlarını da değiştirmiştir. Kentleşmenin etkisiyle sokak oyunları için ayrılan alanların daralması ve ebeveynlerin çalışma koşulları gibi birçok etken, teknolojik gelişmelerle birleşince sokak oyunlarının yerini dijital oyunlara bırakmasına neden olmuştur. Çocukların hem fiziksel hem de psikolojik gelişimi üzerinde son derece etkili olan oyunlar, sanal yaşama doğru yapılan bu hızlı geçişten en çok etkilenen alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Sanal dünyaya doğan ve dijital yerliler olarak adlandırılan yeni neslin oyun anlayışı, dijital ekranlardan ibaret hale gelmiştir (Açıkgöz ve Yalman). Bu durum, olumlu ve olumsuz pek çok durumu beraberinde getirmiştir.</p>
<p>Caillois’e göre (1958) oyun, “serbestçe kabul edilmiş, fakat bağlayıcı olan kurallara göre belli bir alan ve zaman süreci içinde sürdürülen gerilim ve eğlence duygularını içeren, gerçek hayattan farklı olduğu bilinci ile yapılan gönüllü bir hareket ya da faaliyettir.” İnsanların oyun oynama nedenleri arasında; merak ve adaptasyon, bunalmak ve can sıkıntısı, stresten kaçmak, sinir ve kızgınlıktan kurtulmak, başarılı olabilmek ve başarısızlık duygusundan kurtulmak gibi sebepler olduğunu söyleyen Ögel’in (2012) tespitleri, yukarıda sayılan tanımları destekler niteliktedir (Açıkgöz ve Yalman, 2018). 2018 yılında, Dünya Sağlık Örgütü tarafından ICD-11&#8217;de oyun bağımlılığı bir ruh sağlığı problemi ve davranış bozukluğu olarak tanımlanmıştır. Buna göre çevrim içi oyun bağımlılığı, bir kişinin hayatında önemli ölçüde bozulmaya veya sıkıntıya yol açan oyunlara katılmak için sürekli ve tekrarlayan bir internet kullanımı olarak tanımlanabilir. 2020 yılından beri süregelen pandemi ile birlikte, çocuklar ve genç yetişkinler arasında çevrim içi cihazlarla geçirilen zamanın arttığı ve çevrim içi oyun bağımlılığının yoğunlaştığı öne sürülmektedir. Her ne kadar eğlence ve zaman geçirmek dijital oyunların temel amaçları olsa da, aynı zamanda bazı temel duygularımızın ortaya çıkmasına da yol açmaktadır. Dijital oyunların duygularımızı düzenlememiz için uygun bir ortam sağlayabileceğini savunan çalışmalar bulunmakla birlikte, bağımlılık düzeyinde oyun oynayan bireylerde duyguları bastırma, korku, öfke hissi, depresyon ve anksiyetenin daha sık görüldüğünü belirten çalışmalar da mevcuttur. Duyguların davranışlara yansıması, oyun ya da karakter ile bütünleşme sonucu saldırgan davranışların artmasıyla ilişkilendirilebilir. Özellikle aksiyon, dövüş ve şiddet içeren oyunları oynayarak yetişen bireyler, bir süre sonra kendi yaşamlarında da saldırgan eğilimler gösterebilmektedir. Ulusoy ve arkadaşlarının yaptığı bir çalışmada, şiddet görüntülerinin otonom sinir sistemini etkilediği ve biyolojik yanıt oluşturduğu gösterilmiştir. Benzer şekilde, dijital oyunlardaki şiddet içeriklerinin de otonom sinir sistemini etkileyebileceği ve buna bağlı nöronal değişiklikler oluşturma riski taşıdığı söylenebilir. Günümüzde birçok dijital oyunun artırılmış gerçeklik teknikleriyle geliştirilmesi, animasyonların yerini gerçeğe oldukça yakın görüntülerin almasına neden olmuş; bu durum ise şiddet içeriklerinin gerçek hayattakine benzer şekilde daha yoğun ve ağır algılanmasına yol açabilmektedir (Yıldırım ve Ulukol, 2022).</p>
<p>Video oyunlarında doğrudan ödüllendirilen şiddet davranışı, öğrenme yoluyla, özellikle genç oyuncuların şiddet unsuruna bakışlarını şekillendirmede rol oynamaktadır. Kıran, bilgisayar oyunları ve özelde şiddet içeren bilgisayar oyunlarının çocuklar ve gençler üzerindeki muhtemel zararlı etkilerini şu şekilde açıklamaktadır: “Bilgisayar oyunlarına bağlandıkça bireyler zamanla gerçek hayatı ve sanal ortamı birbirine karıştırmaktadırlar. Özellikle çocuk ve gençler bu oyunlardan çok daha fazla etkilendikleri için oyun karakterlerinin davranışlarını kendilerine model alarak gerçek hayata yansıtabilmektedirler. Oyun ortamlarındaki şiddetin ağrısız, acısız olması, bunu günlük hayatta uygulama düşüncesini kolaylaştırmaktadır” (Yörük, Koçyiğit ve Turan, 2015). Video oyunlarında şiddet etkeni cezalandırılmak yerine doğrudan ödüllendirilmektedir. Oyuncular, agresif davranarak bir sonraki seviyeye ilerleme, ses efektleri ve yüksek puanlar elde etme gibi ödüller kazanmaktadırlar. Saldırgan eylemlerinin pekiştirilmesiyle ödüllendirilmenin insanlara bu davranışların kabul edilebilir olduğunu öğretmesi mümkündür. Ayrıca, video oyunlarında oyuncuların kendi karakterlerini özellikle ırk, cinsiyet, güç vb. seçeneklerle oluşturabilmeleri sayesinde karakterleriyle güçlü bir şekilde özdeşleşmeleri büyük olasılıktır (Gerçek ve Arık, 2020).</p>
<p>Şiddet içeren bir mobil oyun oynamanın beş önemli etkisi vardır. Bunlar; fiziksel reaksiyonları, agresif algıları, duyguları, davranışları artırır ve sosyal davranışları azaltır. Tarhan’a (2007) göre bir oyunda başarılı olmak veya bir yarışı kazanmak, çocukta üstünlük duygusunu oluşturur. Çocuk genellikle bunu sever ve mutlu hisseder. Ancak çocuk bunu sürekli yaptığında, sadece mutlu olmayı öğrenir ve mutlu olmanın başka yollarını bulamaz. Erken yaşta strateji oyunları oynayan çocukların şiddet gösterme olasılığı daha yüksektir. Özellikle bu tür oyunların, çocukların akıl yürütme gücünün sorgulandığı bu aşamada verilen ödülün, iç dünyasında karışıklık yaratarak çocuğun iç dünyasını bulanıklaştıracağı ve kazanma hırsının onu kıracağı vurgulanmıştır. Sosyal hayatın dışında, çocukta bağımlılık oluşumuna neden olan bir faktör olabilmektedir. Kars (2010) araştırmasında, 9-11 yaşlarında 4. ve 5. sınıfta öğrenim gören toplamda 184 deneğin şiddet içerikli dijital oyunları oynama durumuna göre saldırganlık düzeyleri incelenmiştir. Araştırmada Sears saldırganlık ölçeği kullanılmıştır. Çalışmanın sonuçları, erkeklerin kızlardan daha fazla dijital oyunları oynadığını ve kızlardan daha şiddetli dijital oyunları tercih ettiklerini göstermiştir. Şiddet içeren dijital oyunları oynamayan denekler, saldırganlıktan bu tür oyunları oynayanlardan daha yüksek düzeyde rahatsızlık göstermiş ve şiddet içeren dijital oyunları oynayan deneklerin anti-sosyal saldırganlık ölçeğinden alınan puanlar daha yüksek çıkmıştır.</p>
<p>Ayrıca Amerikan Pediatri Akademisi’nin yapmış olduğu araştırmalar sonucunda ulaşılan tespitler, dijital oyunların tehlikesini gözler önüne serer niteliktedir. Akademi’nin açıklamasına göre, şiddet içeren dijital oyunlar, en az sigaranın akciğer kanseri üzerindeki etkisi kadar, saldırgan davranışlar üzerinde etkiye sahiptir. İnternet bağımlılığını ve komorbid durumları araştırmak amacıyla yapılan diğer çalışmalar, internet bağımlılığı ile dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu arasında %100, düşmanlık/saldırganlık arasında %66, obsesif kompulsif bozukluk arasında %60, anksiyete bozukluğu arasında %57 düzeyinde ilişki bulunduğunu tespit etmiştir (Vatandaş, 2021).</p>
<p>Sonuç olarak, günümüzün vazgeçilmezi haline gelen sanal dünya ve dijital oyunların şiddet ve saldırganlık açısından her yaş grubunu olumsuz etkileyebileceğine ilişkin risk taşıdığı aşikardır. Bu nedenle ortadan kaldırılması ya da asgari düzeye indirilmesi için bazı öneriler aşağıda yer almaktadır:</p>
<ul>
<li>Şiddet içerikli dijital oyunlar konusunda çocuğunuzu engellemek veya yasak koymak yerine; oyun tercihleri konusunda çocuklarınıza rehberlik edebilmek için dijital okuryazarlık becerilerinizi artırın.</li>
<li>Dijital oyun oynarken harcanan süre, kullanım yeri ve zamanın; içerikler konusunda kuralları çocuklarınızla birlikte belirleyin. Gerekirse zararlı içerikleri filtrelemek amacıyla geliştirilmiş uygulamalardan faydalanın.</li>
<li>Çevrim içi sohbet özelliği olan dijital oyunlarda çocukların başka bir oyuncu tarafından istenmedik bir konuşma ile karşılaşmaları riskine karşı denetim sağlanmalıdır.</li>
<li>Çocuk ve gençleri dijital dünyadaki olumsuz davranışlardan korumak için eğitimciler, siber zorbalık ve dijital şiddeti önleme ve müdahale programlarının geliştirilmesine katkı sağlamalı ve ailelerle iş birliği içerisinde olmalıdır (Yıldırım ve Ulukol, 2022).</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/sanal-dunyadan-gercek-hayata-dijital-oyunlarin-cocuklarda-siddet-egilimine-etkisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zihin-Beden Pratiklerinin Ruh Sağlığına Katkıları: Yoga ve Meditasyon Üzerine Bir İnceleme</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/zihin-beden-pratiklerinin-ruh-sagligina-katkilari-yoga-ve-meditasyon-uzerine-bir-inceleme/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=zihin-beden-pratiklerinin-ruh-sagligina-katkilari-yoga-ve-meditasyon-uzerine-bir-inceleme</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/zihin-beden-pratiklerinin-ruh-sagligina-katkilari-yoga-ve-meditasyon-uzerine-bir-inceleme/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Duygu Kuru]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Apr 2026 21:25:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=30753</guid>

					<description><![CDATA[Tarihsel süreç içerisinde birçok ruhsal hastalık için çeşitli tedavi yöntemleri geliştirilmiştir ve hala daha ruh sağlığına katkı sağlayacak yöntemler için araştırmalar devam etmektedir. Fiziksel aktivite; psikoloji, psikiyatri alanlarında ve psikosomatik hastanelerde kullanılan kapsamlı bir yardımcı tedavi yöntemi olarak öne çıkmaktadır. Fiziksel aktivite ve ruh sağlığı arasındaki ilişkiyi anlamak için ilk olarak, fiziksel aktivitenin depresyon ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="container">
<div id="model-response-message-contentr_437d147d475f38b1" class="markdown markdown-main-panel stronger enable-updated-hr-color" dir="ltr" aria-live="polite" aria-busy="false">
<p data-path-to-node="2">Tarihsel süreç içerisinde birçok ruhsal hastalık için çeşitli tedavi yöntemleri geliştirilmiştir ve hala daha ruh sağlığına katkı sağlayacak yöntemler için araştırmalar devam etmektedir. Fiziksel aktivite; psikoloji, psikiyatri alanlarında ve psikosomatik hastanelerde kullanılan kapsamlı bir yardımcı tedavi yöntemi olarak öne çıkmaktadır. Fiziksel aktivite ve ruh sağlığı arasındaki ilişkiyi anlamak için ilk olarak, fiziksel aktivitenin depresyon ve anksiyete gibi yaygın ruh sağlığı sorunları üzerindeki olumlu etkilerine değinmek gereklidir. Egzersizin, depresyon semptomlarını hafifletmede etkili olduğu, stres seviyelerini azalttığı ve kişinin genel ruh hâlini iyileştirdiği bilinmektedir. Bunun yanında, fiziksel aktivite kişinin kendilik algısını güçlendirir ve özgüvenini artırır. Hem fiziksel hem de zihinsel egzersizler içerisine giren stresi azaltmada ve dinginlik sağlamada rol oynayan, meditasyonla birleştiğinde zihinsel olarak dengede kalmamıza yardımcı olan yogada bazı ruhsal hastalıkların semptomlarının azaltılmasında rol oynamaktadır.</p>
<h2 data-path-to-node="3"><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">Yoganın Tanımı ve Tarihsel Gelişimi</b></h2>
<p data-path-to-node="4">Başlangıçta, Doğu dünyasının bir uygulaması olmakla birlikte yoga uygulamasının popülaritesi, son otuz yılda dünya çapında artmıştır. Yoga “bilincin kalpte birleşmesi” olarak tanımlanmaktadır. Köklerinin Hindistan’a dayandığı, eski bir uygulama olan yoga; acıyı ve hastalıkları hafifletmeye yardımcı olacak bir disiplin olarak ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte yoga, bir <b data-path-to-node="4" data-index-in-node="372">bütünsel sağlık</b> yaklaşımı olarak önerilmiştir. İki bin yıl önce yoga sutrasında Patanjali yogayı “yoking” yani “dizginleyerek yönlendirme” anlamında kullanmaktadır. Tutarlı bir dizginleme uygulaması, bilince kendi içine dönmeyi ve altta yatan farkındalığının gerçek doğasını kavramayı öğretir. Kısacası Patanjali’ ye göre yoga; bilinci dinginlik haline getirmeye yönelik bir yöntem olarak tanımlanır. Yoga, kendini bilmenin ilk ve en önemli bilimidir. Onun tüm ilgisi ruhsal uygulamadır; genel olarak bu meditasyon yoluyla gerçekleşir ve böylece bizi dünyadaki acı ve cehaletin ötesine taşır. Yogada kişinin bedenini ve zihnini arındırması, kendi benliğine ulaşması, bedeni ve zihni düzenli olarak çalıştırarak iç yolculuğundaki amacına ulaşması için sekiz adım vardır. Bunlar; yama, niyama, asana, pranayama, pratyahara, dharana, dhyana ve samadhi’dir. Bu 8 aşamanın toplandığı sistematik yoga tekniklerinin uygulanması gereken 3 temel araca baktığımızda; beden, zihin ve nefes karşımıza çıkar. Krishnamacharya&#8217; ya göre bu 3 araç temel olarak şöyle açıklanır: 1-Beden: Düzenli bedensel pratik yapanlar, zihinsel dikkati artırmak için vücut hareketi ve nefes akışı yaparlar. 2-Nefes: Bedensel hareket olmaksızın sadece nefes alarak çalışılabilir. Buna pranayama denir. 3-Zihin: Bir meditasyon halidir. Meditasyon zihinsel sessizlik veya zihne odaklanma durumudur.</p>
<h2 data-path-to-node="5"><b data-path-to-node="5" data-index-in-node="0">Yoganın Psikolojik ve Fizyolojik Etkileri</b></h2>
<p data-path-to-node="6">Yoga bedeni zihin ve ruhla, fiziksel ve zihinsel olarak teşvik etmek için birleştirme süreci olarak yorumlanmıştır. Yoga uygulaması, vücut esnekliğini arttırır, vücut ağrılarını azaltır, kasları gevşetir, dengeli bir enerji üretir, nefes ve kalp atışlarını azaltır, kan basıncını ve kortizol seviyelerini düşürür, kan akışını arttırır ve sakinlikle birlikte stres ve kaygıyı azaltır. Ayrıca bazı ruhsal hastalıkların semptomlarının azaltılmasında etkili olabilmektedir. Örneğin; Yoga gibi bütünsel sağlık yaklaşımları, TSSB semptomlarının remisyonu için umut vaat etmektedir. Araştırmalar, 10 haftadan kısa süren zaman sınırlı yoga uygulamasının, gaziler ve askeri personellerde TSSB ve ilişkili semptomların tedavi sürecinde etkili olabileceğini göstermektedir. Yoganın depresyon ve depresif belirtiler için tamamlayıcı bir terapi olarak ne kadar yararlı olduğunu açıklayan çalışmalar gözden geçirilmiş ve yoganın özellikle depresyonun remisyonunda etkili olabileceği görülmüştür. Konuyla ilgili ilk müdahale Yeni Delhi, Hindistan&#8217;da majör depresif bozukluk tanısı konan hastalarla gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların psikiyatri servisinden alındığı ve antidepresan kullandıkları belirtilmiştir. Denekler rastgele olarak ya doğada meditatif olan bir yoga türü ya da olağan bakım alan bir kontrol grubu olan 8 haftalık Sahaj yoga programına atanmışlardır. Müdahale öncesi ve sonrası katılımcılara verilen Hamilton Depresyon Ölçeği (HAM-D) ve Hamilton Anksiyete Ölçeği (HAM-A) birincil sonuç ölçütleri olmuştur. Her iki grupta depresyon skorlarında azalma görülürken, müdahale grubunda daha anlamlı bir azalma saptanmıştır. Kontrol grubunun aksine, müdahale grubundaki katılımcıların neredeyse yarısı (%46,6) Sahaj yoga sürecini tamamladıktan sonra remisyona girmişlerdir. Başka bir çalışmada ise yoganın majör depresyon ve komorbid nörokognitif fonksiyon kaybı yaşayanlar için de yararlı olabileceği gösterilmektedir. Bulgular sahaj yoganın nörobilişsel işlevselliği arttırırken depresyon düzeylerini de hafifletmede yardımcı olabileceğini düşündürmektedir.</p>
<h2 data-path-to-node="7"><b data-path-to-node="7" data-index-in-node="0">Bağımlılık ve Bilişsel Performans Üzerindeki Rolü</b></h2>
<p data-path-to-node="8">Hindistan&#8217;ın Bangalore kentinde gerçekleşen bir başka çalışma, alkol bağımlılığı için yatarak tedavi gören bireylerle yapılmıştır; bu hastalar tipik olarak alkol kullanımının kesilmesinin ilk aşamalarında depresyon hissi yaşamaktadırlar. Çalışmada Sudarshan Kriya yoga programı kullanılmıştır ve katılımcılar iki hafta boyunca bu yoga programına alınmışlardır. Sudarshan Kriya yoga programı, sabahları yapılan nefes alma tekniklerini kapsamaktadır. 2 haftalık bir süre içinde, Sudarshan Kriya&#8217;daki katılımcıların, kontrol grubuna kıyasla depresyon düzeylerinde önemli düşüşler görülmüştür. Bu bulgular, alkole bağımlı bireylerde yoksunluğun erken aşamalarında depresyonun hafifletilmesinde yoganın yararlı olduğunu göstermektedir. Yoga yapmanın mutluluk ile ilişkisini araştıran çalışmalarda yoga yapan bireylerin mutluluk düzeylerinin yüksek olduğu saptanmıştır. Yoga yapan bireylerin psikolojik sağlamlık düzeyleri ile aralarında pozitif yönlü bir ilişki saptanmış olup bireylerin yoga yaptıkça psikolojik sağlamlıklarını artırabileceği söylenebilir. Ayrıca, yoga temelli nefes egzersizlerinin Tip 2 diyabet hastalarında bilişsel esneklik ve işlemleme hızını artırdığı bildirilmiştir. Yoga uygulamalarının yalnızca bilişsel değil, aynı zamanda duygusal düzenleme süreçleri üzerinde de etkili olduğu rapor edilmiştir. <b data-path-to-node="8" data-index-in-node="1319">Parasempatik sinir sistemi</b> aktivasyonunun artması, kortizol ve diğer stres belirteçlerinde azalma ile sonuçlanmakta; bu da bireyde gözlemlenen kaygı düzeylerinin düşmesine neden olmaktadır.</p>
<h2 data-path-to-node="9"><b data-path-to-node="9" data-index-in-node="0">Meditasyon ve Farkındalık Pratikleri</b></h2>
<div class="image-container"></div>
<p data-path-to-node="10"><span class="text-block-with-attachment">Meditasyon yoganın zihni düzenlemeyi amaçlayan parçasıdır. Dikkati, farkındalığı ve zihinsel performansı artırmak ve stres yönetimini sağlamak için bireysel olarak uygulanabilen etkili bir yöntemdir. Mindfulness meditasyonunda nefese odaklanmak ve zihnin bu görevden ne zaman uzaklaştığını fark edebilmek öğrenilir. Nefese dönme pratiği dikkat kaslarını geliştirir. Nefese odaklanmak bireyin kendisini bilinçli olarak mevcut anın içinde tutmayı öğrenmesine yardımcı olur. Nefes almak otomatik bir vücut fonksiyonudur. Stresli hissedildiğinde sempatik sinir sistemi devreye girer ve nefes alışlar &#8220;savaş ya da kaç&#8221; tepkisisinin bir sonucu olarak hızlanmaya başlar. Daha yüzeysel nefesler alınır, havayı akciğerlere gönderme esnasında diyafram yerine omuzlar kullanılır. Bu nefes alma tarzı vücuttaki gazların dengesini bozabilir, stresin fiziksel semptomlarını etkileyebilir ve stres hissini uzatabilir. Rahat ve sakin anlarda burun yoluyla yavaş ve düzenli nefesler alınabilir. Stresli anlarda bilinçli olarak bu nefes alma şeklini uygulamak vücudu rahatlatmakla görevli olan parasempatik sinir sistemini devreye sokabilir. Bu sayede kalp atış hızı düşer ve stres hormonu olan kortizol azalmaya başlar. Nefes egzersizleri nefes kontrolü becerisinin gelişmesinin etkili bir yoludur. Diyafram nefesi egzersizleriyle nefesi düzenlemeyi öğrenmek stresi azaltmaya ve zihni rahatlatmaya yardımcı olabilir.</span></p>
<h2 data-path-to-node="12"><b data-path-to-node="12" data-index-in-node="0">Farkındalık ve Beyin Fonksiyonları</b></h2>
<p data-path-to-node="13"><b data-path-to-node="13" data-index-in-node="0">Farkındalık</b> yoganın “aktif bileşeni” olarak kabul edilmekte olup hem depresyon hem de kaygıyı ortaya çıkarmak için gerekliliklerden biridir. Farkındalık, yargılama veya tepki göstermeden, kasıtlı olarak şu ana odaklanan ve gözlemleyen bir meditasyon biçimidir. Farkındalık, beş duyunun tamamına objektif bir katılım gerektirmektedir. Dikkatin düşünce biçimleriyle tüketildiği durumlarda kullanılan farklı teknikler vardır; en basiti düşünmeyi bırakıp şimdiki anı hissetmeye ve deneyimlemeye yeniden yönlendirmektir. Şimdiki ana dalmak, yoga ve tai chi gibi zihin-beden uygulamalarının özüdür ve genellikle farkındalık hareketleri veya &#8220;hareket halindeki farkındalık&#8221; olarak adlandırılmaktadır. Farkındalık teknikleri ve uygulamaları üzerine yapılan kapsamlı araştırmalar farkındalığın, ruh halinin stresin, depresyonun birçok yönünde olumlu etkiler gösterdiğini göstermektedir. Farkındalık aşağıdan yukarıya bir yaklaşımdır ve gergin kaslar gibi vücudu gevşetmenin zihinsel stresi ve kaygıyı da azaltabileceğini öne sürmektedir. Düzenli olarak farkındalık meditasyonu yapmak beynin belirli bölgelerdeki nöronların birbirleriyle daha güçlü bağlantılara sahip olmasını sağlayabilir. Bu beyin bölgeleri genellikle görme ve işitme gibi duyuları, düşünme, konsantre olma ve duyguları işleme yeteneğini kontrol eden alanlardır. Bu sayede düzenli meditasyon yapan bireylerin beyinlerinin yaşa bağlı fonksiyon kaybı gösterme olasılıkları da daha düşük olabilir. Korku, öfke ve üzüntü gibi duygularla başa çıkma ve bunları işleme yetenekleri de güçlenebilir.</p>
<h2 data-path-to-node="14"><b data-path-to-node="14" data-index-in-node="0">Sonuç</b></h2>
<p data-path-to-node="15">Sonuç olarak yoga ve meditasyon stresi azaltmada, zihni dinginleştirmede ve psikolojik dayanıklılığı arttırmada yapılması önerilen ve etkinliği kanıtlanan zihin- beden pratikleridir. İki yöntemde bireylerin uyku kalitesini arttırmada, dikkat ve hafızayı iyileştirmede büyük rol oynar. Anksiyete ve depresyon gibi ruhsal hastalıkların semptomlarının azalmasında da rol oynadıkları görülmektedir. Eğer kendinize yeni bir hobi edinmek istiyorsanız yoga sizin için hem eğlenceli hem de faydalı olabilir.</p>
<h2 data-path-to-node="17"><b data-path-to-node="17" data-index-in-node="0">KAYNAKÇA</b></h2>
<p data-path-to-node="18">Koser, İ. E., &amp; Kolukısa, Ş. (2024). Yoga Yapan Bireylerin Yaygın Kaygı Bozukluğu, Psikolojik Sağlamlık ve Mutluluk Düzeylerinin İncelenmesi. Journal of Global Sport and Education Research, 7(1), 37-47. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.55142/jogser.1461723" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwiQ-MOb1fSTAxUAAAAAHQAAAAAQyAE">https://doi.org/10.55142/jogser.1461723</a></p>
<p data-path-to-node="19">Gümüş, G., &amp; Duru, A. D. (2025). Kısa Dönem Yoga Uygulamalarının Merkezi Sinir Sistemi ve Bilişsel Performans Üzerindeki Rolü: Elektrofizyolojik Bir Yaklaşım. Eurasian Research in Sport Science, 10(1), 42-56. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.29228/ERISS.55" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwiQ-MOb1fSTAxUAAAAAHQAAAAAQyQE">https://doi.org/10.29228/ERISS.55</a></p>
<p data-path-to-node="20">Polatcanlı, F., &amp; Akın, S. (2024). Yoga uygulamalarının stresle başa çıkma düzeyi üzerine etkisinin incelenmesi. Education Science and Sports, 6(1), 39-51. <a class="ng-star-inserted" href="https://izlik.org/JA34TT45PE" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwiQ-MOb1fSTAxUAAAAAHQAAAAAQygE">https://izlik.org/JA34TT45PE</a></p>
<p data-path-to-node="21">Efe, F., &amp; Keyvan, A. (2021). Kaygı, Depresyon ve Travma Sonrası Stres Bozukluğunda Yoganın Etkililiği: Bir Gözden Geçirme. Uluslararası Egzersiz Psikolojisi Dergisi, 3(1), 1-11. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.51538/intjourexerpsyc.883347" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwiQ-MOb1fSTAxUAAAAAHQAAAAAQywE">https://doi.org/10.51538/intjourexerpsyc.883347</a></p>
<p data-path-to-node="22">Ergüven, A. T., Cesur, Ş. Ö., &amp; Güvendi, B. (2023). YOGANIN BEDEN, NEFES, ZİHİN VE MUTLULUK ÜZERİNE ETKİSİ: 12 HAFTALIK ÇALIŞMA. Fenerbahçe Üniversitesi Spor Bilimleri Dergisi, 3(1), 22-29. <a class="ng-star-inserted" href="https://izlik.org/JA42LU37MM" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwiQ-MOb1fSTAxUAAAAAHQAAAAAQzAE">https://izlik.org/JA42LU37MM</a></p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/zihin-beden-pratiklerinin-ruh-sagligina-katkilari-yoga-ve-meditasyon-uzerine-bir-inceleme/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gücün Karanlık Yüzü: Stanford Hapishane Deneyi ve Milgram İtaat Deneyi Üzerine Psikolojik Bir Analiz</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/gucun-karanlik-yuzu-stanford-hapishane-deneyi-ve-milgram-itaat-deneyi-uzerine-psikolojik-bir-analiz/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=gucun-karanlik-yuzu-stanford-hapishane-deneyi-ve-milgram-itaat-deneyi-uzerine-psikolojik-bir-analiz</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/gucun-karanlik-yuzu-stanford-hapishane-deneyi-ve-milgram-itaat-deneyi-uzerine-psikolojik-bir-analiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Duygu Kuru]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 21:35:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyal Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=28394</guid>

					<description><![CDATA[Psikolojik bir perspektiften baktığımızda güç kavramı bir bireyin veya grubun, başkalarının davranışlarını, düşüncelerini veya duygularını kendi amaçları doğrultusunda değiştirme kapasitesi olarak tanımlanır. İnsan davranışı yalnızca bireysel kişilik özellikleriyle değil, aynı zamanda bireyin içinde bulunduğu sosyal çevre ve üstlendiği rollerle de şekillenmektedir. Tarihsel süreçte sosyal psikoloji alanında yapılan araştırmalar sıradan bireylerin onlara güç ithaf edildiğinde kendi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="3">Psikolojik bir perspektiften baktığımızda güç kavramı bir bireyin veya grubun, başkalarının davranışlarını, düşüncelerini veya duygularını kendi amaçları doğrultusunda değiştirme kapasitesi olarak tanımlanır. İnsan davranışı yalnızca bireysel kişilik özellikleriyle değil, aynı zamanda bireyin içinde bulunduğu sosyal çevre ve üstlendiği rollerle de şekillenmektedir. Tarihsel süreçte sosyal psikoloji alanında yapılan araştırmalar sıradan bireylerin onlara güç ithaf edildiğinde kendi kişilik özelliklerinden ve davranışlarından oldukça uzaklaştığını birtakım deneylerle bizlere ispatlamıştır. Ve buradan hareketle şu sorular ortaya çıkmıştır: İnsanın içindeki iyi ve kötü taraf kişisel bir tercih olmaktan ziyade bulunduğumuz konumla mı ilgilidir? Herhangi bir insanın eline tüm güçler verildiğinde yapabildiğinin sınırları nelerdir? Bu sorulara psikoloji tarihinde çokça tartışılan ve ses getiren Stanford Hapishane Deneyi ve Stanley Milgram’ın İtaat Deneyi üzerinden cevap bulacağız.</p>
<h2 data-path-to-node="4"><b data-path-to-node="4" data-index-in-node="0">Stanford Hapishane Deneyi</b></h2>
<p data-path-to-node="5">Stanford Hapishane Deneyi 1971 yılında Philip Zimbardo isimli bir sosyal psikolog, insanların sosyal rollere nasıl tepki verdiğine dair bir deney düzenleme kararı aldı ve <span class="citation-563">Stanford Üniversitesi&#8217;nin Psikoloji Departmanı&#8217;nın bodrum katına inşa edilen sahte bir hapishanede, gardiyanlar ve mahkumlar olarak davranmalarını sağlayacak şekilde, 2 hafta sürecek olan deneyi için 24 kişiden oluşan bir </span><span class="citation-561 citation-562 citation-563 citation-end-563">grup erkek, üniversite öğrencisini deneyinde kull</span><span class="citation-561 citation-562 citation-end-562">andı. Fakat Zimbardo deneklerine hangi role sahip olacaklarını, onların haberi olmaksızın belirledi. Deneklere, önceden bunun 2 haftalık bir deney olacağı, bir hapishanenin simüle edile</span><span class="citation-561 citation-end-561">ceği ve gün başı</span>na 15 dolar (2022 parasıyla 110 dolar) alacakları bildirildi. <span class="citation-560">Mahkumlara deney süresince gardiyanların emirlerini dinleme zorunluluğu yükledi. Gardiyanlara ise mahkumlara sözlerini ge</span><span class="citation-559 citation-560 citation-end-560">çirebilmek için olabildiğince sert davranmalarını; ancak şiddet</span><span class="citation-559 citation-end-559">e kesinlikle başvurmamalarını tembihledi.</span></p>
<p data-path-to-node="6"><span class="citation-557 citation-558 citation-end-558">Zimbardo, sonradan yayınlanan görüntülerde, deney öncesinde gardiyanları eğitirken şunları söyl</span><span class="citation-557">üyordu: &#8220;</span><span class="citation-554 citation-555 citation-556 citation-557 citation-end-557">Mahkumlar üzerinde can sıkıntısı hissi yaratabilirsiniz, bir dereceye kadar korku yaratabilirsiniz ve onlar</span><span class="citation-554 citation-555 citation-556 citation-end-556">ın hayatlarını tamamen rastgele güçler tarafından, sistem tarafından, sizler ve bizler tarafından kontrol edildiği hissine ka</span><span class="citation-554 citation-555 citation-end-555">pılmalarını sağlayabilirsiniz. Ve kesinlikle özel hayatları olmayacak. Onların bireyselliklerini çeşitli yollarla ellerinden alacağız. Genellikle b</span><span class="citation-554">unun sonucunda, kendilerini </span><span class="citation-551 citation-552 citation-553 citation-554 citation-end-554">güçsüz hissederler, bunu bekliyoruz. Yani bunun sonucunda, biz tüm güce sahip olacağız, onla</span><span class="citation-551 citation-552 citation-553 citation-end-553">rsa hiçbir güce&#8230;”</span></p>
<p data-path-to-node="7"><span class="citation-548 citation-549 citation-550 citation-end-550">Gardiyanlar, tıpkı gerçek gardiyanlar gibi giydirildi, ellerine tahta sopalar verildi ve tamamen gerçe</span><span class="citation-548 citation-549 citation-end-549">k bir hapishane ortamı yaratılmaya çalışıldı. Göz temasına engel olması amacıyla aynalı gözlükler verildi. Mahkumlarays</span><span class="citation-548">a, </span><span class="citation-546 citation-547 citation-548 citation-end-548">tıpkı gerçekte olduğu gibi, oldukça rahatsız edici bir </span><span class="citation-546 citation-547 citation-end-547">mahkum kıyafeti giydirildi ve bileklerine birer zincir vuruldu. Gardiyanlara, mahkumları onlara atanmış ve mahkum kıyafetlerine işlenmiş numaralar ile çağırmaları tembihlendi</span><span class="citation-546 citation-end-546">. Böylece tamamen gerçek bir hapishane or</span>tamı yaratıldı.</p>
<p data-path-to-node="8">Sıradan ve normal sayılacak birçok insan sadece birkaç gün içerisinde vahşi düzeyde sadist gardiyanlar ve gitg<span class="citation-544 citation-545 citation-end-545">ide korkaklaşan mahkumlara dönüştüler. Her geçen gün, her biri, rollerine daha da bağlı hale geldiler. Günler geçtikçe, gardiyanlar giderek şiddetlenen psikolojik kontrol taktikleri geliştirmeye başladılar. Örneğin isyanlara katılmayanları aldıkları özel </span><span class="citation-544 citation-end-544">bir hücre yarattılar ve burada onları ödüllendirmeye başladılar. Benzer şekilde, mahkumların yatak çarşaflarını ve süngerlerini alarak onları metal </span>yataklarda uyumaya zorladılar. Kısa süre içerisinde gardiyanlar, mahkumlara önce gizli, sonrasında ise açık şiddet uygulamaya başladı. Yemeklerini yemeyenler için gardiyanlar tarafından karanlık bir oda yaratıldı ve oraya hapsedilme cezası uygulanmaya başlandı. Sadece 36 saat içerisinde, 8612 numaralı &#8220;mahkum&#8221;, Zimbardo&#8217;nun tanımıyla &#8220;çılgın&#8221; tavırlar sergilemeye başladı. Deneyin başlamasından sonra sadece 6 gün geçmesine ve deneyin içeriği<span class="citation-541 citation-542 citation-543 citation-end-543"> tamamen rol yapmaya dayanıyor olmasına rağmen, sosyal ilişkilerin gerçekliğinden ötürü mahkumlar ile gardiyanlar arasındaki ilişki o kadar sadist ve vahşi bir hale gelmişti k</span><span class="citation-541 citation-542 citation-end-542">i, Zimbardo beklediği süreyi tamamlayamadan deneyini sona erdirmek zorunda kaldı.</span></p>
<h2 data-path-to-node="9"><b data-path-to-node="9" data-index-in-node="0"><span class="citation-539 citation-540 citation-end-540">Gücün Dönüştürüc</span><span class="citation-539 citation-end-539">ü Etkisi ve Süperego</span></b></h2>
<p data-path-to-node="10"><span class="citation-538 citation-end-538">Stanford Hapishane</span> deneyinde oldukça dikkat çekici unsurlara rastlıyoruz iki tane kimlik var; mahkum ve gardiyan. Kişiler bu rollere sokuluyor başlangıçta her şey normalken daha sonrasında gardiyan rolüne girmiş kişiler ellerindeki gücü farkında olarak mahkumlar üzerinde güç kurmaya başlıyorlar. Güç, burada sadece bir hükmetme aracı değil, aynı zamanda bireyin gerçekliğini yeniden inşa eden bir dönüştürücüdür. Kişiler ben söyleneni yapıyorum dese de esas olan aslında onlara verilen güçten zevk almaları. Şimdi yukarıdaki sorumuza bakalım; insanın içindeki iyi ve kötü taraf kişisel bir tercih olmaktan ziyade bulunduğumuz konumla mı ilgilidir? bu soruyu Freud’un süperego kavramından yola çıkarak cevaplayalım; normal şartlarda <b data-path-to-node="10" data-index-in-node="733">Süperego</b>, bireyin vahşi dürtülerini toplumsal kurallar ve ahlak yoluyla baskılar. Ancak Stanford’da gardiyanlara verilen &#8220;mutlak otorite&#8221; ve &#8220;anonimlik&#8221; (güneş gözlükleri, üniforma), Süperego’nun işlevini yitirmesine neden olmuştur. Birey artık &#8220;kendisi&#8221; değil, &#8220;sistem&#8221; olduğu için kişisel ahlaki sorumluluk ortadan kalkar. Yani birey bana bu hak verildi istediğimi yapabilirim düşüncesiyle hareket eder. İşin ucunda bir ödül olmasıda kişileri güç kullanmaya itebilir.</p>
<h2 data-path-to-node="11"><b data-path-to-node="11" data-index-in-node="0">Milgram İtaat Deneyi</b></h2>
<p data-path-to-node="12">Milgram İtaat Deneyine bakacak olursak deneyde, katılımcılar gazete ilanı ile bulundular. Katılımcılarda her<span class="citation-535 citation-536 citation-537 citation-end-537">hangi bir özellik aranmadı, 20-50 yaş arasından sıradan insanlardı. Sadece ilk deneyde katılımcıların hepsi erkeklerden seçildi. Katılımcılara deneyin ‘cezanın öğrenmedeki etkileri’ üzerine olduğu söyl</span><span class="citation-535 citation-536 citation-end-536">endi ve deney tamamlandıktan ancak belli bir süre sonra asıl amaç açıklandı. Deney başlamadan önce, diğer bir katılımcının da var olduğu, </span><span class="citation-535">aralarında kura ile bir ‘öğretmen’ ve</span><span class="citation-533 citation-534 citation-535 citation-end-535"> bir ‘öğrenci’ seçileceği açıklandı. Seçim kura ile yapılacak</span><span class="citation-533 citation-534 citation-end-534">, kura da ‘öğrenci’ ve ‘öğretmen’ yazan iki kağıdın katılımcıların seçimi ile yapılacaktı. Ancak ikinci katılımcı, deney grubunun elemanıydı ve her iki kağıtta da ‘öğretmen’ yazıyordu. Dolayısıyla gerçek katılımcının öğretmen rolü</span><span class="citation-533 citation-end-533">nde olması kaçınılmazdı.</span></p>
<p data-path-to-node="13"><span class="citation-532 citation-end-532">‘Öğrenci’ ile ‘öğretmen’ birbirinin sesini duyabileceği ancak bi</span>rbirini göremeyeceği farklı odalarda yer aldılar. Deneyin asıl amacında <b data-path-to-node="13" data-index-in-node="136">otorite</b> figürünü temsil eden, özellikle sert ve disiplinli görünen deney gözlemcisi, deney boyunca katılımcının (öğretmenin) yanında kaldı. Deney başlamadan önce katılımcıya, öğrenci<span class="citation-531">nin çekeceği acıyı öngörebilmesi için 45 voltluk bir elektro şok uygulandı. Deney boyunca, öğretmen öğrenciye öğrenme</span><span class="citation-530 citation-531 citation-end-531">si için sözcükler listesini bildiriyor ve bu sözcükleri öğrenip öğrenmediğini sora</span><span class="citation-530">rak kontrol etti, h</span><span class="citation-529 citation-530 citation-end-530">er yanlış cevapta ceza olarak öğretmen, öğrenciye, bağlı olduğu makine ile her seferinde artan miktarda e</span><span class="citation-529">lektroşok uyguladı. Gerçekte ise şok uygulanmıy</span><span class="citation-528 citation-529 citation-end-529">ordu. İşbirlikçi denek gerçek denekten ayrıldığı zaman, geçtiği odada elektroşok makinesine bütünl</span><span class="citation-528">eştirilmiş bir</span><span class="citation-526 citation-527 citation-528 citation-end-528"> ses kayıt cihazını çalıştırıyordu, bu cihaz da her şok seviyesine karşılık önceden kaydedilmiş bi</span><span class="citation-526 citation-527 citation-end-527">r çığlık sesini çalıyordu. Denek herhangi bir noktada deneyi durdurma isteğini ifade ettiği zaman kendisine sert gözlemci tarafından aşağıdaki sırayı takip eden </span><span class="citation-526 citation-end-526">sözlü </span>uyarılarda bulunuldu:</p>
<ol start="1" data-path-to-node="14">
<li>
<p data-path-to-node="14,0,0">Lütfen devam edin.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="14,1,0">Deney için devam etmeniz gerekiyor.</p>
</li>
</ol>
<p data-path-to-node="15">Milgram’ın ilk deney dizisinde katılımcıların % 65’inin (40 katılımcıdan 26’sının) deneydeki en yüksek gerilim olan 450 voltu, her ne kadar epey huzursuzluk hissetmiş olsalar da, uyguladıkları görüldü. Hepsi deneyin bir noktasında durup deneyi sorguladı, hatta bazıları kendilerine ödene<span class="citation-524 citation-525 citation-end-525">n parayı geri vereceklerini söylediler. Katılımcılardan hiçbiri 300 volt seviyesinden önce şok uygulamaktan tereddütsüzce vazgeçmedi.</span></p>
<h2 data-path-to-node="16"><b data-path-to-node="16" data-index-in-node="0"><span class="citation-522 citation-523 citation-end-523">Otorite ve Mesafe İlişkisi</span></b></h2>
<p data-path-to-node="17"><span class="citation-520 citation-521 citation-end-521">Milgram’ın İtaat Deneyi’nde güç unsuru Stanford Hapishane Deneyi’ndekinden oldukça farkıdır burada güç</span><span class="citation-520 citation-end-520">, bireyin </span>üzerindeki karar verme yükünü alır. Buradaki deney sorumlusu bir güçtür ve katılımcılar onun bir aracıdır. Deneyde güç, mesafe ile korunur. Deney sorumlusu (Güç) katılımcının hemen arkasındadır, ancak kurban (Zayıf taraf) başka bir odadadır. Güç, mağdurla araya mesafe koyduğunda (duvarlar, camlar, teknolojik düğmeler), uygulanan şiddetin ağırlığı azalır. Bu deneyin vurucu noktası insan belirli koşullar ve güç dengesi altında acımasızca olan birçok şeyi yapabilir.</p>
<p data-path-to-node="18">Sonuç olarak bu iki önemli deneyde de verilen roller, çevre, koşullar insanı değiştiren ve dönüştüren önemli etkenler. Kişi belirli koşullar altında gücü elinde bulundurduğunda ya da başka bir gücün etkisi altında kaldığında kendisine ait olmayan çok farklı bir kişiliğe bürünebilir. Güç ve otorite insanı değiştirip dönüştüren bir <b data-path-to-node="18" data-index-in-node="332">araç</b>tır.</p>
<h2 data-path-to-node="20"><b data-path-to-node="20" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<p data-path-to-node="20">Kim Psikoloji. (2024, 15 Şubat). Milgram Deneyi Nedir. <a class="ng-star-inserted" href="https://www.kimpsikoloji.com/milgram-deneyi-nedir/" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwibgbuHnaeTAxUAAAAAHQAAAAAQqQI">https://www.kimpsikoloji.com/milgram-deneyi-nedir/</a> Bakırcı, Ç. M. (2013, 29 Ocak). Stanford Hapishane Deneyi: Güç, İnsanların Gözünü Nasıl Döndürüyor?. Evrim Ağacı. <a class="ng-star-inserted" href="https://evrimagaci.org/stanford-hapishane-deneyi-guc-insanlarin-gozunu-nasil-donduruyor-944" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwibgbuHnaeTAxUAAAAAHQAAAAAQqgI">https://evrimagaci.org/stanford-hapishane-deneyi-guc-insanlarin-gozunu-nasil-donduruyor-944</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/gucun-karanlik-yuzu-stanford-hapishane-deneyi-ve-milgram-itaat-deneyi-uzerine-psikolojik-bir-analiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aşk mı, Dopamin Bağımlılığı mı?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/ask-mi-dopamin-bagimliligi-mi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=ask-mi-dopamin-bagimliligi-mi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/ask-mi-dopamin-bagimliligi-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Duygu Kuru]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Feb 2026 21:25:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aşk ve İlişkiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=25557</guid>

					<description><![CDATA[İlişki Bağımlılığının Tanımı ve Özellikleri Romantik ilişkilerimiz sevgi dolu, bizi besleyen, güven veren bir yerde olabileceği gibi bazen bireyler diğerleriyle kurdukları ilişkide, ilişki kurduğu bireyde var olan kişilik özellikleri veya bazı davranışlar ve tutumlar sebebiyle diğerine bağımlı ilişki geliştirebilmekte ve bu bağımlı ilişkinin karşılıklı olarak kişilerin ihtiyacına göre devam eden sürece dönüşmesi ilişki bağımlılığı olarak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2 data-path-to-node="4"><b data-path-to-node="4" data-index-in-node="0">İlişki Bağımlılığının Tanımı ve Özellikleri</b></h2>
<p data-path-to-node="5">Romantik ilişkilerimiz sevgi dolu, bizi besleyen, güven veren bir yerde olabileceği gibi bazen bireyler diğerleriyle kurdukları ilişkide, ilişki kurduğu bireyde var olan kişilik özellikleri veya bazı davranışlar ve tutumlar sebebiyle diğerine bağımlı ilişki geliştirebilmekte ve bu bağımlı ilişkinin karşılıklı olarak kişilerin ihtiyacına göre devam eden sürece dönüşmesi ilişki bağımlılığı olarak tanımlanmaktadır (Çetin ve Arslan, 2023). İlişki bağımlılığı, kişinin romantik ilişkisine veya partnerine karşı aşırı düzeyde duygusal ve psikolojik bağımlılık geliştirmesiyle karakterizedir ve bu durum genellikle düşük <b data-path-to-node="5" data-index-in-node="618">benlik</b> saygısı, ayrılık kaygısı ve obsesif düşüncelerle ilişkilidir (Gökçen, Traş, Yakıcı, 2025).</p>
<p data-path-to-node="6">İlişkilerinde bağımlılık yaşayan bireyler mükemmeliyetçi, başkalarına alanlarını gösterememe, kendilerine yönelik düşük benlik algısına ve işlevsel olamayan düşüncelere sahip olma, alınganlık gösterme gibi kişilik özelliklerine, kendilerine değer vermeme, aşırı kontrollü davranma, istemediği durumlarda karşısındakini reddedememe gibi davranış özelliklerine sahiplerdir (Çetin ve Arslan, 2023). Bu tür bir bağlanma biçimi, bireyin psikolojik iyi oluşunu olumsuz etkileyerek işlevsellik kaybına ve tekrarlayan toksik ilişki döngülerine yol açabilir. Bağımlılık kuramları çerçevesinde değerlendirildiğinde, ilişki bağımlılığı madde bağımlılığına benzer nörobiyolojik ve davranışsal özellikler gösterebilir, çünkü her ikisinde de ödül sisteminin aşırı aktivasyonu söz konusudur (Gökçen, Traş, Yakıcı, 2025).</p>
<h2 data-path-to-node="8"><b data-path-to-node="8" data-index-in-node="0">Bağlanma Stilleri ve Bilişsel Çarpıtmalar</b></h2>
<p data-path-to-node="9">Sevgi, genellikle bireylerin ve ilişkilerin iyi oluşuna katkıda bulunan şefkat, bağlılık ve yakınlık gibi unsurlarla karşılık, alışkanlık temelli bağlanma, genellikle duygusal bağımlılıktan kaynaklanır ve bireyler, gerçek sevgi veya karşılıklı büyümeden ziyade yalnızlık veya terk edilme korkusuyla ilişkiyi sürdürme eğilimindedir. Bu bağımlılık, özellikle bir veya her iki partnerin güvensiz bağlanma stilleri (kaygılı veya kaçıngan bağlanma gibi) sergilediği ilişkilerde belirgindir. Araştırmalar, duygusal bağımlılığın sıklıkla erken bağlanma deneyimlerinden kaynaklandığını ve karşılanmayan duygusal ihtiyaçların veya tutarsız bakım verme kalıplarının yetişkinlikte bağımlılığa yatkınlık yarattığını göstermektedir.</p>
<p data-path-to-node="10">Örneğin, kaygılı bağlanma stiline sahip bireyler, partnerlerinden aşırı güvence ve onay ihtiyacı geliştirebilir ve bu duyguları sevgiyle karıştırabilir. Benzer şekilde, kaçıngan bağlanmaya sahip bireyler, duygusal ihtiyaçlarını bastırırken, duygusal rahatsızlık veya kırılganlık korkusuyla partnerlerine alışkanlıkla bağlı kalabilir. Bilişsel-davranışçı bir perspektiften sevgi ve alışkanlık, ilişkiyi sürdüren temel düşünce kalıpları ve davranışlarla ayırt edilebilir. Gerçek sevgi, nezaket eylemleri, paylaşılan deneyimler ve şefkat ifadeleri gibi olumlu pekiştirme ile karakterize edilir ve bu durum partnerler arasındaki bağı güçlendirir. Buna karşılık, alışkanlık temelli bağlanma genellikle yalnızlık, reddedilme veya toplumsal yargı gibi olumsuz sonuçlardan kaçınma nedeniyle ilişkiyi sürdürme davranışını içerir. Bilişsel çarpıtmalar da duygusal bağımlılıkta önemli bir rol oynar. Örneğin, partnerlerini idealleştirme eğilimindeki bireyler, kırmızı bayrakları veya sağlıksız davranışları görmezden gelebilir ve bağımlılıklarını sevgi olarak rasyonalize edebilir. Benzer şekilde, olası ayrılıklara yönelik felaketleştirme düşünceleri, ilişkiyi her ne pahasına olursa olsun sürdürme duygusu yaratabilir ve bu durum alışkanlık kalıplarını daha da pekiştirebilir.</p>
<h2 data-path-to-node="12"><b data-path-to-node="12" data-index-in-node="0">Sosyal Değişim Teorisi ve Bağlılık Dinamikleri</b></h2>
<p data-path-to-node="13">Sosyal değişim teorisi, aşk ve alışkanlık ayrımını anlamak için bir diğer değerli bakış açısı sunar. Bu teoriye göre, ilişkiler, partnerler arasında algılanan maliyet ve faydalara dayalı olarak sürdürülür. Duygusal bağımlılık, bir partnerin ilişkiden bağımsız olarak erişemeyeceğini düşündüğü temel duygusal, sosyal veya psikolojik kaynakları ilişkiye atfetmesi durumunda ortaya çıkabilir. Alışkanlık bağlanması genellikle yalnızlık, mali istikrarsızlık veya toplumsal yargılama gibi olumsuz sonuçlardan kaçınma gerekliliği algısı, ayrılığın faydalarını gölgede bıraktığında gelişir.</p>
<p data-path-to-node="14">Bu dinamikler, duygusal bağımlılığın yüksek olduğu ilişkilerde özellikle yaygındır. Örneğin, Karney ve Bradbury (1995), bağımlı ilişkilerdeki bireylerin olumsuz deneyimleri rasyonalize ederek mevcut durumu sürdürme eğiliminde olduğunu ve bu bağımlılığı aşkla karıştırabileceklerini öne sürmüştür. Ayrıca, sosyal değişim teorisinin bir uzantısı olan bağımlılık teorisi, ilişkileri sürdüren bağlılığın rolüne dikkat çeker. Gerçek aşkın güttüğü bağlılık, karşılıklı yatırım ve ortak hedefleri yansıtırken, bağımlılıktan kaynaklanan bağlılık genellikle kayıp veya değişim korkusundan kaynaklanır. Bu dinamiklerin farkına varmak, bireylerin ilişkilerinin ardındaki motivasyonları değerlendirmelerine ve aşk ile alışkanlık arasındaki ayrımı yapmalarına yardımcı olabilir (Deniz, 2025).</p>
<h2 data-path-to-node="16"><b data-path-to-node="16" data-index-in-node="0">Duygusal Bağımlılığın Etiyolojisi ve Nörobiyolojik Temelleri</b></h2>
<p data-path-to-node="17">Duygusal bağımlılığın etiyolojisine baktığımızda en çok çocukluktan gelen etkenlerle karşılaşmaktayız. Özellikle erken yaşlarda oluşan benlik algısının bağımlılık üzerindeki etkisi oldukça fazladır. Çocuğun gelişim aşamalarının her evresinde bazı ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçlar zamanında ve olması gerektiği gibi karşılanmadığında, ilerleyen dönemde bunlarla ilgili çeşitli bağımlılıklar gelişebilir. Sevilmeme inancı ve değersizlik hissinden bilişsel davranışçı terapide fazlaca bahsedilir ve bu duyguların yoğun olduğu kişiler sevgi ve değer görebileceği inancına sahip değildir. Bu sebeple birisi tarafından sevildiğini ve değer gördüğünü hissettiğinde bunu kaybetmemek adına o kişiye karşı bağımlı hale gelebilirler. Dowling (1981) duygusal bağımlılığın önemli nedenlerinden birinin ise kişinin kendini sevmemesi olduğunu ifade etmiştir. Duygusal bağımlılık alan yazında aynı zamanda aşk veya sevgi bağımlılığı olarak da geçmektedir ve aşk bağımlılığını etkileyen nörobiyolojik etkenler bulunmaktadır (Demiröz, 2025).</p>
<p data-path-to-node="18">Sevgi bağımlılığı nörobilimsel açıdan, romantik ilişkilerin dopaminerjik ödül sistemini aşırı uyararak obsesif düşünceler ve bağımlılığa yol açmasıyla açıklanır. Özellikle ventral tegmental area (VTA), nucleus accumbens (NAc) ve prefrontal korteks, ödül beklentisini artırarak bireyin partnerine aşırı bağımlılık geliştirmesine neden olurken, ayrılık durumlarında <b data-path-to-node="18" data-index-in-node="364">dopamin</b> düşüşü madde yoksunluğuna benzer belirtiler ortaya çıkarır (Gökçen, Traş, Yakıcı, 2025). Aşk bağımlılığında, madde bağımlılığındaki duruma benzer beynin frontal korteksteki ödül merkezi uyarılır. Ayrıca beyinde dopamin üretiminde artış görülür. Madde bağımlısı olan kişiler, kullandıkları maddeden bahsederken onunla aralarındaki ilişkiyi sanki romantik bir partnerden bahseder gibi anlatmışlardır. Bu nedenle kişilerin ilişki içerisindeyken yaşadığı güzel duygular, ilişkinin sürdürülmesindeki ısrara sebep olur ve ilişkiden kopmayı zorlaştırabilir. Eğer bireyin ailesinde psikolojik bir rahatsızlık ya da depresyon bulunuyorsa kişinin ilişkisinde duygusal bağımlılık yaşaması genetik olarak aktarılabilir (Demiröz, 2025).</p>
<h2 data-path-to-node="20"><b data-path-to-node="20" data-index-in-node="0">Sonuç: Aşk mı Yoksa Alışkanlık mı?</b></h2>
<p data-path-to-node="21">Sonuç olarak bazen aşk sandığımız şey bir tür dopamin bağımlılığı olabilir ve ödül beklentisiyle kötü sinyalleri görmezden gelebiliriz o kişiyi hayatımızın aşkı zannedebiliriz bu tür durumlarda gerçekten karşımızdaki partner bize iyi mi geliyor?, onun yanında kendimiz mi oluyoruz yoksa karşımızdaki kişiye uyum mu sağlıyoruz? yoksa bir var bir yok mu?, arada bize ilgi verip daha sonrasında belirsizlik mi bırakıyor, kafamızda sürekli ilişkimizi mi düşünüyoruz? Bu sinyaller bu bir aşk mı yoksa alışkanlık mı hakkında bize oldukça net bir çizgi verir. Bu süreçte <b data-path-to-node="21" data-index-in-node="564">farkındalık</b> kazanmak, döngüden çıkışın ilk adımıdır.</p>
<h2 data-path-to-node="22"><b data-path-to-node="22" data-index-in-node="0">KAYNAKÇA</b></h2>
<ol start="1" data-path-to-node="23">
<li>
<p data-path-to-node="23,0,0">Saraçlı Ö, Atasoy N, Karaahmet E. Yakın İlişkilerin Nörobiyolojisi. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar. 2012;4:414–427.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="23,1,0">Deniz, Ş. (2025). Romantik İlişkilerde Duygusal Bağımlılığı Keşfetmek. Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi, 12(1), 421-442. <a class="ng-star-inserted" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwjxsqm4oOCSAxUAAAAAHQAAAAAQzQE">https://doi.org/10.46868/atdd.2025.869</a></p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="23,2,0">Gökçen G, Traş Z, Yakıcı HB. Sevgi Bağımlılığı, Travma Sonrası Bilişler ve Ruminasyon Arasındaki İlişki. Bağımlılık Dergisi. 2025;26(4):410-420. doi:10.51982/bagimli.1652094</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="23,3,0">Çetin, Hüsamettin &#8211; Arslan, Kübra. “ROMANTİK İLİŞKİLERDE BAĞIMLILIK DÜZEYİNE ETKİ EDEN FAKTÖRLERİN İNCELENMESİ”. Kalemname 8/16 (01 Aralık 2023): 364-376. <a class="ng-star-inserted" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwjxsqm4oOCSAxUAAAAAHQAAAAAQzgE">https://izlik.org/JA48WT75GJ</a>.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="23,4,0">Demiröz, K. (2025). Romantik ilişkilerde duygusal bağimlilik ile obsesif kompulsif özellikler arasindaki ilişkide bilişsel duygu düzenleme becerisinin araci rolü (Order No. 32143435). Available from ProQuest Dissertations &amp; Theses Global. (3235006795). Retrieved from <a class="ng-star-inserted" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwjxsqm4oOCSAxUAAAAAHQAAAAAQzwE">https://www.proquest.com/dissertations-theses/romantik-ilişkilerde-duygusal-bağimlilik-ile/docview/3235006795/se-2</a></p>
</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/ask-mi-dopamin-bagimliligi-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Köklerden Gelen Çatışma: Bağlanma Stilleri ile Erken Dönem Uyumsuz Şemalar Arasındaki Dinamik Etkileşim</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/koklerden-gelen-catisma-baglanma-stilleri-ile-erken-donem-uyumsuz-semalar-arasindaki-dinamik-etkilesim/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=koklerden-gelen-catisma-baglanma-stilleri-ile-erken-donem-uyumsuz-semalar-arasindaki-dinamik-etkilesim</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/koklerden-gelen-catisma-baglanma-stilleri-ile-erken-donem-uyumsuz-semalar-arasindaki-dinamik-etkilesim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Duygu Kuru]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Dec 2025 21:50:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=20503</guid>

					<description><![CDATA[Şemalar bireylerin bir olay veya durumla karşılaştıklarında onları açıklamasına yardım eden, durumu algılamada aracı rol oynayan ve bu duruma bir cevap oluştururken deneyimleri ya da gerçekliği temel alan örüntünün tamamıdır (Çapın, 2022). Şema kavramı psikoloji biliminin dallarından olan bilişsel kuram çerçevesinde bireyin kendisi ve çevresiyle kurduğu ilişkide işlevsel ya da işlevsel olmayan örgütlü bilişsel yapılar [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="590" data-end="1452">Şemalar bireylerin bir olay veya durumla karşılaştıklarında onları açıklamasına yardım eden, durumu algılamada aracı rol oynayan ve bu duruma bir cevap oluştururken deneyimleri ya da gerçekliği temel alan örüntünün tamamıdır (Çapın, 2022). Şema kavramı psikoloji biliminin dallarından olan bilişsel kuram çerçevesinde bireyin kendisi ve çevresiyle kurduğu ilişkide işlevsel ya da işlevsel olmayan örgütlü bilişsel yapılar olarak ele alınır. Şema terimi ilk olarak Bartlett (1932) tarafından <em data-start="1081" data-end="1091">schemata</em> olarak kullanılmıştır ve kişinin dünyayı anlaması ve algılaması olarak tanımlanmıştır. Erikson (1950), psikososyal gelişim evrelerinin her aşamada gelişim görevlerinin başarılı bir şekilde yerine getirilmesinin uyumlu bir şemayla sonuçlandığını, tam tersi olarak gelişim evrelerinin başarısız sonuçlanmasının ise uyumsuz şemalara sebep olduğunu belirtmiştir.</p>
<p data-start="1454" data-end="2112">Piaget’e göre şemalar, çocukların veya yetişkinlerin objeler veya soyut durumlarla ilgili kullandığı kalıplardır. Şemalar bebeklik, çocukluk ve ergenlik dönemlerinde gözlem ve yaşantı yoluyla öğrenilmiş kalıp yargılar, inançlar ya da düşüncelerdir (Alkım Arı, 2021). Piaget’e göre kişiler oldukça basit şemalarla dünyaya gelirler, yaşantıları aracılığı ile mevcut şemaları geliştirirler ve bu sayede de yeni şemalar oluştururlar. Piaget çocukların çevreleri hakkında bir anlayış geliştirdiğine inanmıştır. İlk günden itibaren başlayarak, bebeğin dünyayı kendine özgü algılayış şekli anne baba ile bebek arasındaki ilişkiyi de biçimlendirir (Yurtseven, 2019).</p>
<p data-start="2114" data-end="2886">Beck (1967) tarafından geliştirilen Bilişsel Davranışçı Terapi’nin bazı Eksen I ve Eksen II bozukluklarında yetersiz kaldığı ve nüksleri önleyemediği düşüncesinden hareketle Young ve arkadaşları (1990) Şema Terapi adlı yeni bir terapi yaklaşımını ortaya koymuştur. Şema Terapi, Bilişsel Davranışçı Terapi’nin bazı durumlarda yetersiz kaldığı düşüncesiyle oluşturulan bütünleyici bir terapi modelidir (Bayar, 2021). Şema terapiye göre şemalar; çocukluk ve ergenlik dönemlerinde gelişen, bireyin anıları, duyuları, bilişleri ve bedensel duyumlarından oluşan, fonksiyonel olmayan, kişinin kendilik algısı ve ilişkilerini olumsuz etkileyen, yaşam boyu tekrarlayan kalıplar olarak tanımlanmaktadır. Bu modelde erken çocukluk yaşantıları ve şema modları temel odak noktalarıdır.</p>
<h2 data-start="2893" data-end="2931"><strong data-start="2896" data-end="2931">Erken Dönem Uyum Bozucu Şemalar</strong></h2>
<p data-start="2933" data-end="3384">Erken dönem uyum bozucu şemalar, erken çocukluk ve adolesan dönemde bireylerin başkaları ile yaşadığı olumsuz deneyimlerin tekrar eden örüntüler hâline gelmesi sonucu oluşan, kalıcı ve kapsamlı yaşam temalarıdır. Bu şemaların temelinde uyumsuz başa çıkma mekanizmaları ve bilişsel tutarlılığı sürdürme arzusu yer almaktadır. Zaman içerisinde pekişen bu yapılar değişime dirençli hâle gelerek karakter benzeri bir statü kazanabilmektedir (Aydın, 2020).</p>
<h2 data-start="3391" data-end="3437"><strong data-start="3394" data-end="3437">Erken Dönem Uyumsuz Şemaların Kökenleri</strong></h2>
<h3 data-start="3439" data-end="3481"><strong data-start="3443" data-end="3481">Temel Evrensel Duygusal İhtiyaçlar</strong></h3>
<ul data-start="3483" data-end="3664">
<li data-start="3483" data-end="3515">
<p data-start="3485" data-end="3515">Başkalarına güvenli bağlanma</p>
</li>
<li data-start="3516" data-end="3557">
<p data-start="3518" data-end="3557">Özerklik, yeterlilik ve kimlik algısı</p>
</li>
<li data-start="3558" data-end="3603">
<p data-start="3560" data-end="3603">İhtiyaç ve duyguları ifade etme özgürlüğü</p>
</li>
<li data-start="3604" data-end="3632">
<p data-start="3606" data-end="3632">Kendiliğindenlik ve oyun</p>
</li>
<li data-start="3633" data-end="3664">
<p data-start="3635" data-end="3664">Makul sınırlar ve özdenetim</p>
</li>
</ul>
<p data-start="3666" data-end="3802">Bu temel ihtiyaçların karşılanmaması, bireyin mizacı ve erken çevresiyle etkileşimi sonucunda <strong data-start="3760" data-end="3768">şema</strong> gelişimine zemin hazırlamaktadır.</p>
<h3 data-start="3804" data-end="3841"><strong data-start="3808" data-end="3841">Erken Dönem Yaşam Deneyimleri</strong></h3>
<p data-start="3843" data-end="4102">Aile içinde yaşanan toksik çocukluk deneyimleri erken dönem uyumsuz şemaların oluşumunda önemli bir rol oynar. Bunun yanı sıra akran ilişkileri, okul ortamı ve toplumsal etkileşimler çocuğun olgunlaşma sürecinde şemaların gelişimini sürdürmesine katkı sağlar.</p>
<h3 data-start="4104" data-end="4126"><strong data-start="4108" data-end="4126">Duygusal Mizaç</strong></h3>
<p data-start="4128" data-end="4311">Duygusal mizaç bireyin olaylara verdiği tepkileri şekillendirir. Aynı aile ortamında büyüyen çocuklar, farklı mizaca sahip olduklarında farklı şemalar geliştirebilirler (Bayar, 2021).</p>
<p data-start="4313" data-end="4504">Erken dönem uyum bozucu şemalar; kopukluk ve reddedilmişlik, zedelenmiş özerklik, zedelenmiş sınırlar, aşırı uyarılmışlık ve ketlenme ile güvenlik olmak üzere beş şema alanından oluşmaktadır.</p>
<h2 data-start="4511" data-end="4533"><strong data-start="4514" data-end="4533">Bağlanma Kuramı</strong></h2>
<p data-start="4535" data-end="4966">Bağlanma şekli, bireyin erken dönemlerde bakım veren kişiyle kurduğu ilişkinin sonucu olarak gelişen ve yaşam boyu süren bir ilişki örüntüsü olarak tanımlanmaktadır. Bowlby’e göre ilk bağlanma ilişkisi, bebeğin kendilik algısı ve dünya görüşünün temelini oluşturur. Güvenli bağlanma geliştiren bireyler kendilerini sevilebilir ve dünyayı güvenilir algılarken, güvensiz bağlanma örüntüleri psikososyal zorluklara yol açabilmektedir.</p>
<p data-start="4968" data-end="5063">Üçlü bağlanma modelinde güvenli, kaygılı kararsız ve kaçıngan bağlanma stilleri yer almaktadır.</p>
<h3 data-start="5065" data-end="5104"><strong data-start="5069" data-end="5104">Kaygılı Kararsız Bağlanma Stili</strong></h3>
<p data-start="5106" data-end="5337">Bu bağlanma stiline sahip bireyler ilişkilerinde yoğun kaygı yaşar ve kendilerini sevgiye layık görmeyebilirler. Sosyal desteğe aşırı ihtiyaç duyabilirler ve bu durum bağımlı kişilik özelliklerine zemin hazırlayabilir (Eriş, 2010).</p>
<h3 data-start="5339" data-end="5370"><strong data-start="5343" data-end="5370">Kaçıngan Bağlanma Stili</strong></h3>
<p data-start="5372" data-end="5529">Kaçıngan bağlanan bireyler duygularını ifade etmekte zorlanır ve ilişkilerde mesafeli bir tutum sergilerler. Sosyal destekten kaçınma eğilimleri belirgindir.</p>
<h3 data-start="5531" data-end="5561"><strong data-start="5535" data-end="5561">Güvenli Bağlanma Stili</strong></h3>
<p data-start="5563" data-end="5740">Güvenli bağlanma, bakım veren kişiyle kurulan tutarlı ve destekleyici ilişki sonucu gelişir. Bu bireyler ilişkilerinde <strong data-start="5682" data-end="5694">bağlanma</strong> süreçlerini sağlıklı biçimde sürdürebilirler.</p>
<h2 data-start="5747" data-end="5821"><strong data-start="5750" data-end="5821">Erken Dönem Uyumsuz Şemalar İle Bağlanma Stilleri Arasındaki İlişki</strong></h2>
<p data-start="5823" data-end="6200">Bağlanma figürüyle kurulan erken dönem etkileşimler, bireyin kendisi ve çevresiyle ilgili geliştirdiği şemaların temelini oluşturur. Çocukluk döneminde duygusal ihtiyaçların yeterince karşılanmaması, erken dönem uyumsuz şemaların gelişimi açısından kritik öneme sahiptir. Kopukluk ve reddedilmişlik alanındaki şemaların bağlanma problemleriyle ilişkili olduğu belirtilmektedir.</p>
<p data-start="6202" data-end="6687">Terk edilme, istismar, duygusal yoksunluk ve bağımlılık şemaları; kaygılı ve kaçıngan bağlanma stilleriyle anlamlı ilişkiler göstermektedir. Güvenli bağlanma geliştiren bireylerin ise erken dönem uyumsuz şema geliştirme olasılığının düşük olduğu savunulmaktadır. Yaka (2011) erken dönem uyumsuz şemaların kaygılı ve kaçıngan bağlanma stilleriyle ilişkili olduğunu belirtmiştir. Roelofs ve arkadaşları (2001) ise güvenli bağlanma ile şema alanları arasında negatif korelasyon bulmuştur.</p>
<h2 data-start="6694" data-end="6709"><strong data-start="6697" data-end="6709">Kaynakça</strong></h2>
<p data-start="6711" data-end="7677">Aydın, A. B. (2020). Yetişkin bireylerde erken dönem uyum bozucu şemalar ve bağlanma stilleri ile ayrılık kaygısı arasındaki ilişkinin incelenmesi.<br data-start="6858" data-end="6861" />Bayar, B. (2021). Yetişkin bireylerde erken dönem uyumsuz şemalar, romantik ilişkilerindeki bağlanma stilleri, ilişki doyumları ve başa çıkma biçimleri arasındaki ilişki.<br data-start="7031" data-end="7034" />Öktem Şimşek, M. (2021). Kişilik özelliklerinde erken dönem uyumsuz şemalar ve bağlanma stillerinin karşılaştırılması.<br data-start="7152" data-end="7155" />Muezzin, E. E., Çetin, N., &amp; Yüksel, M. M. (2024). Beliren yetişkinlerde erken dönem uyumsuz şemalar ile çocukluk çağı travmalarının romantik ilişki doyumu üzerindeki etkisi.<br data-start="7329" data-end="7332" />Arı, F. A. (2021). Bilişsel şemalar ve bağlanma.<br data-start="7380" data-end="7383" />Yurtseven, C. S. (2019). Yetişkinlerde erken dönem uyum bozucu şemalar, yakın ilişkilerde psikolojik eğilimler ve aldatma arasındaki ilişkinin incelenmesi.<br data-start="7538" data-end="7541" />Çapın, H. G. (2022). 25-50 yaş aralığındaki bireylerin çocukluk çağı travmalarının yetişkinlikteki şemaları ile ilişkisinin incelenmesi.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/koklerden-gelen-catisma-baglanma-stilleri-ile-erken-donem-uyumsuz-semalar-arasindaki-dinamik-etkilesim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadın ve Erkek Olmanın Bedeli: Toplumsal Cinsiyetin Ruh Sağlığına Etkisi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/kadin-ve-erkek-olmanin-bedeli-toplumsal-cinsiyetin-ruh-sagligina-etkisi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kadin-ve-erkek-olmanin-bedeli-toplumsal-cinsiyetin-ruh-sagligina-etkisi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/kadin-ve-erkek-olmanin-bedeli-toplumsal-cinsiyetin-ruh-sagligina-etkisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Duygu Kuru]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Nov 2025 11:14:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Toplumsal Cinsiyet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=18516</guid>

					<description><![CDATA[Cinsiyet (sex), biyolojik bir kavram olup bireylerin doğumuyla başlayan süreci ifade eder. Yani bireylerin biyolojik anlamda kadın ya da erkek olarak doğmasıdır. Toplumsal cinsiyet (gender) ise, biyolojik anlamda dünyaya gelen bireylerin rollerinin tanımlandığı alanı açıklar. Yani, kültürün ya da toplumun cinsiyete bağlı olarak bireyden beklediği davranışlarıdır. Toplum ya da kültür tarafından belirlenen cinsiyet rollerinin nasıl [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="644" data-end="1204">Cinsiyet (sex), biyolojik bir kavram olup bireylerin doğumuyla başlayan süreci ifade eder. Yani bireylerin biyolojik anlamda kadın ya da erkek olarak doğmasıdır. <strong data-start="806" data-end="837">Toplumsal cinsiyet (gender)</strong> ise, biyolojik anlamda dünyaya gelen bireylerin rollerinin tanımlandığı alanı açıklar. Yani, kültürün ya da toplumun cinsiyete bağlı olarak bireyden beklediği davranışlarıdır. Toplum ya da kültür tarafından belirlenen <strong data-start="1056" data-end="1076">cinsiyet rolleri</strong>nin nasıl algılandığı önemlidir. Bu durum bireyler arasında ayrımcılığa, eşitsizliğe ya da eşitliğe yol açabilir (Akkaş, 2019).</p>
<p data-start="1206" data-end="1459">Bireyin yaşamının çeşitli sosyalleşme aşamalarında toplumsal cinsiyet kalıp yargıları pekiştirilerek benimsetilir. Üyesi olunan aile, arkadaş çevresi, eğitim kurumları ve medya gibi alanlar bireylerin sosyalleşme süreçlerinin gerçekleştiği mecralardır.</p>
<p data-start="1461" data-end="2106">Toplumsal cinsiyet kavramı, Ann Oakley’in 1972 tarihli “Sex, Gender and Society” isimli çalışması ile sosyolojide kullanılmaya başlamıştır. Bu çalışmadaki anlamına göre cinsiyet (sex) kadın ve erkek arasındaki biyolojik farklılığı ifade ederken, <strong data-start="1707" data-end="1738">toplumsal cinsiyet (gender)</strong> kadın ve erkek arasındaki farklılıkların toplumsal inşasına dikkat çekmektedir. Toplumsal cinsiyete dair tanımlamalar ve kalıp yargılar kültüreldir. Savran’ın (2004) aktarımıyla toplumsal cinsiyet, “(&#8230;) bireysel cinsiyet farklılıklarının, öznel kimlik karşıtlıklarının ötesinde toplumsal bir düzeni ve toplumsal ilişkileri işaret etmektedir” (Demez ve Tunca, 2018).</p>
<h2 data-start="2108" data-end="2139"><strong data-start="2111" data-end="2139">Toplumsallaşma ve Roller</strong></h2>
<p data-start="2141" data-end="2410">İnsanlar doğduğu andan itibaren toplumsal cinsiyet gerçeğiyle karşı karşıya kalır ve bu rolleri içselleştirmeye ve uygulamaya başlar. Toplumsal cinsiyet medya, eğitim sistemi, ülke, yaşanılan çağ ve coğrafyaya göre bir sarmal şeklinde büyüyerek, öğretilerini uygulatır.</p>
<p data-start="2412" data-end="2689">Toplumsallaşma, tutumlarında ve davranışlarında kadın bireylerin ve erkek bireylerin farklı türde özellik sergilemelerine yol açan değişik tutumlar oluşturur. Kadın ve erkeğin sergilediği her tutum veya gösterdiği her davranım, toplumda değişik düzeylerde tepkilere sebep olur.</p>
<p data-start="2691" data-end="3169">Sosyalizasyon sürecinde bireyler toplumsal cinsiyete ait özellikler ve nitelikleri içselleştirdiği bir benlik algısı yaratır ve toplumun kendisinden beklenen kadın ya da erkek olarak cinsiyet rollerini edinirler. Bu beklenti tam anlamıyla karşılanamasa dahi, bireyler toplumun bu isteklerinden sorumlu tutulacağını bilir. Ayrıca bireyler toplum tarafından bu beklentilerin karşılanma düzeylerine dayanarak “erkeksi” ya da “kadınsı” olarak değerlendirilir (Vural ve Körpe, 2018).</p>
<h2 data-start="3171" data-end="3211"><strong data-start="3174" data-end="3211">Kültür ve Ataerkil Yapının Etkisi</strong></h2>
<p data-start="3213" data-end="3553">Toplumsal cinsiyet rolleri toplumdan topluma, kültürden kültüre farklılık gösterdiği gibi yaşanma şiddetine göre de farklılık göstermektedir. Bu bağlamda toplumsal cinsiyet rollerinin en derin hissedildiği toplumlar <strong data-start="3429" data-end="3448">ataerkil toplum</strong>lar olup, Türkiye’de de bu roller ve rollerin getirdiği ayrımın her alanda hissedildiği vurgulanmaktadır.</p>
<p data-start="3555" data-end="3943">Toplum etkisi bireyler üzerinde henüz doğmadan etkisini göstermekte, çocuğun cinsiyetine göre oyuncakları, kıyafetleri, rolleri, sorumlulukları ailesi tarafından planlanmakta ve bireyin buna uygun davranması beklenmektedir. Toplum kadını eş, anne olarak öncelikle ev için, eve uygun bir birey olarak konumlandırılmakta ve bu sebeple kadının eğitim, çalışma, sosyal hayatı kısıtlanmaktır.</p>
<p data-start="3945" data-end="4173">Kadın özel alan, ev ile sınırlandırılırken erkek kamusal alan, çalışma hayatı ile bağdaştırılmaktadır. Özellikle ataerkil değerlere sahip toplumlarda kadının iş hayatına girmesinin oldukça uzun bir süre aldığı gözlemlenmektedir.</p>
<p data-start="4175" data-end="4588">Bununla birlikte kadın “yumuşaklık, konuşkanlık, anlayış sahibi, nazik, dinine bağlı, dış görünüşüyle ilgili olan, duygularını dışa vuran” olarak tanımlarken erkek; “saldırgan, bağımsız, içine kapalı, fiziksel ve duygusal anlamda kuvvetli, lider” olarak tanımlamaktadır. Türkiye özelinde bakıldığında bahsi geçen öğrenme süreçlerinin dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de gözlemlenebildiği söylenebilmektedir.</p>
<p data-start="4590" data-end="4930">Benzer şekilde erkek argolu/ küfürlü konuşmak, akşam yalnız dışarı çıkmak, yalnız tatile gitmek, sigara içmek, kısa saç kullanmak, erkeksi davranışlar olarak ifade edilmektedir. Bu kalıpyargılar toplum tarafından desteklenmekte ve beslenmektedir. Bu davranışlara uyum sağlama bireylerin bir anlamda toplumda kabul görmelerini sağlamaktadır.</p>
<p data-start="4932" data-end="5431">Aksi halde argolu konuşan, saçını kısa kestiren ya da saldırgan davranışlar sergileyen kız çocukları “erkek Fatma” lakabı takılarak ötekileştirilirken, daha duygusal ve nazik davranan erkek çocukları ise “kız gibi” lakabı takılarak ötekileştirilmektedir. Dolayısıyla toplumun belirlediği kalıplara uymayanlar spesifik birer örnek gibi ele alınarak belirlenmiş cinsiyet rollerinden bir sapma olarak görülmemekte ve böylece rollerin devamlılığını koruma davranışı sergilenmektedir (Ayhan ve Ak, 2023).</p>
<h2 data-start="5433" data-end="5480"><strong data-start="5436" data-end="5480">Toplumsal Baskılar ve Psikolojik Etkiler</strong></h2>
<p data-start="5482" data-end="5801">Toplumun cinsiyetlere atfettiği rollere, beklentilere uymayan kişiler çeşitli baskılara maruz kalır. Örneğin kadının namusla ilişkilendirilmesi ve sonucunda cezalandırılma ihtimali nedeniyle, kadınların davranışlarını kontrol etmeleri ve özellikle toplumun beklentilerine uygun davranmaları yaşamsal bir öneme sahiptir.</p>
<p data-start="5803" data-end="6097">Böylelikle kadına ilişkin namus anlayışının muhafazakâr ve cinsiyet ayırımı içeren bir tutum içermesi, kadınlara yönelik namus temelli şiddet ve cinayetleri arttırabilmektedir. Dolayısıyla bu anlayış, kadınlara toplumsal cinsiyet rolleri bağlamında daha çok baskı yapar ve streslerini arttırır.</p>
<p data-start="6099" data-end="6325">Diğer taraftan, toplumsal cinsiyet beden imajı gelişiminde belirgin bir faktör olarak kabul edilmektedir. Kadınlar toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden sadece psikososyal açıdan değil biyolojik açıdan da olumsuz yönde etkilenir.</p>
<p data-start="6327" data-end="6734">Ergenlik dönemindeki veya evli olmayan kadınlar için üreme sağlığında oluşan tehditler; riski yüksek cinsel tutumlar ve bilgi eksikliğinin yanı sıra hizmete erişimde bireyin karşısına çıkan engelleri de içerir. Sonuçta, cinsel yolla bulaşabilen hastalıklar (CYBH), ergen hamileliği, istenmeyen hamilelikler, sağlıklı olmayan düşükler meydana gelmekte ve hastalıkların tanılamasında gecikmeler yaşanmaktadır.</p>
<h2 data-start="6736" data-end="6783"><strong data-start="6739" data-end="6783">Erkeklerin Toplumsal Cinsiyetle İmtihanı</strong></h2>
<p data-start="6785" data-end="7130">Toplumsal cinsiyet rolleri erkekleri de kapsar ve erkeği de olumsuz yönde etkiler. Ataerkil düzenin erkeklik prototipi olan “hegemonik erkeklik”; güçlü, cesur, başarılı, katı, kavgacı gibi niteliklerin biri ya da birkaçından yoksun olmak bireyi, erkekler arasında hiyerarşinin alt basamaklarına iter ve eksiklik duygusunun oluşmasına neden olur.</p>
<p data-start="7132" data-end="7408">Ülkemizde erkekler, sınırları önceden belirlenmiş bir “erkeklik” anlayışına uygun davranmadıklarında “kadınsı”lıkla aşağılanabilmektedir. Bu durumla beraber hem erkek hem de kadın küçük düşmekte ve kadının “eksik ve ikincil” oluşu gibi toplumsal bir yanılış yaygınlaşmaktadır.</p>
<p data-start="7410" data-end="7757">Kimi zaman erkeğin kadını aşağı görme hali, kadına yönelik saldırgınlık, öfke ve şiddeti de beraberinde getirir. Dolaylı olarak erkek toplumsal cinsiyet baskısıyla baş edemeyince öfkesini kadına yansıtır. Araştırmalara göre erkeğin toplumsal cinsiyet rol sosyalizasyonu duygusal, davranışsal problemlere ve sağlık bozulmalarına yol açabilmektedir.</p>
<p data-start="7759" data-end="8051">Toplumsal cinsiyet rolleri ve beraberinde getirdiği stres; alkol ve uyuşturucu kullanımı, partnere yönelik şiddet ve öfke, depresyon, aile içi geçimsizlik, kalp rahatsızlığı, düşük yardım arama davranışı gibi pek çok negatif ve riskli davranışlara sebep olabilmektedir (Vural ve Körpe, 2018).</p>
<h1 data-start="8058" data-end="8072"><strong data-start="8060" data-end="8072">Kaynakça</strong></h1>
<p data-start="8074" data-end="8989">Ertuğrul Yaşar, Z., &amp; Zorluoğlu, E. (2021). Üniversite Öğrencilerinin Toplumsal Cinsiyet Rollerinin ve Toplumsal Cinsiyet Rollerine İlişkin Tutumlarının İncelenmesi. Erzurum Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi(12), 1-17.<br data-start="8312" data-end="8315" />Bingöl, O. (2014). Toplumsal Cinsiyet Olgusu ve Türkiye’de Kadınlık. Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Sosyal Ve Ekonomik Araştırmalar Dergisi, 2014(3), 108-114.<br data-start="8477" data-end="8480" />Ayhan, F. N., &amp; Ak, H. Ş. (2023). Toplumsal Cinsiyet Perspektifinden Psikolojik Şiddet. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Kadın ve Aile Araştırmaları Dergisi, 3(2), 139-160.<br data-start="8646" data-end="8649" />Irmak Vural, P., &amp; Körpe, G. (2018). Üniversite Öğrencilerinin Kadınlık-Erkeklik ve Kadına İlişkin Namus Anlayışı Tutumu. Yaşam Becerileri Psikoloji Dergisi, 2(3), 155-166.<br data-start="8821" data-end="8824" />Akkaş, İ. (2024). Cinsiyet ve Toplumsal Cinsiyet Kavramları Çerçevesinde Ortaya Çıkan Toplumsal Cinsiyet Ayrımcılığı. EKEV Akademi Dergisi(ICOAEF Özel Sayı), 97-118.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/kadin-ve-erkek-olmanin-bedeli-toplumsal-cinsiyetin-ruh-sagligina-etkisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çevrimiçi Zorbalığın Psikolojik Yansımaları</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/cevrimici-zorbaligin-psikolojik-yansimalari/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=cevrimici-zorbaligin-psikolojik-yansimalari</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/cevrimici-zorbaligin-psikolojik-yansimalari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Duygu Kuru]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Oct 2025 09:03:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dijital Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=16175</guid>

					<description><![CDATA[Zorbalık okullarımızda ve toplumlarımızda yaygın bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir kişilerarası ilişki olarak; 1) kasıtlı saldırgan davranış, 2) tekrarlanan bir davranış kalıbı ve 3) zorba lehine güç dengesizliğini içeren üç bileşeni bulunan zorbalık, kötü niyetle saldırgan bir davranış olarak saldırgan davranışın bir alt kategorisini oluşturmakta, kendini savunamayan belirli bir mağdura tekrar tekrar yönelik olarak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<article class="text-token-text-primary w-full focus:outline-none [--shadow-height:45px] has-data-writing-block:pointer-events-none has-data-writing-block:-mt-(--shadow-height) has-data-writing-block:pt-(--shadow-height) [&amp;:has([data-writing-block])&gt;*]:pointer-events-auto [content-visibility:auto] supports-[content-visibility:auto]:[contain-intrinsic-size:auto_100lvh] scroll-mt-[calc(var(--header-height)+min(200px,max(70px,20svh)))]" dir="auto" tabindex="-1" data-turn-id="request-WEB:2fe8be26-1bdb-47c1-bbc8-89e7e533cd06-17" data-testid="conversation-turn-32" data-scroll-anchor="true" data-turn="assistant">
<div class="text-base my-auto mx-auto pb-10 [--thread-content-margin:--spacing(4)] thread-sm:[--thread-content-margin:--spacing(6)] thread-lg:[--thread-content-margin:--spacing(16)] px-(--thread-content-margin)">
<div class="[--thread-content-max-width:40rem] thread-lg:[--thread-content-max-width:48rem] mx-auto max-w-(--thread-content-max-width) flex-1 group/turn-messages focus-visible:outline-hidden relative flex w-full min-w-0 flex-col agent-turn" tabindex="-1">
<div class="flex max-w-full flex-col grow">
<div class="min-h-8 text-message relative flex w-full flex-col items-end gap-2 text-start break-words whitespace-normal [.text-message+&amp;]:mt-1" dir="auto" data-message-author-role="assistant" data-message-id="0cabb12d-3e8e-4a94-a07b-e18376069b15" data-message-model-slug="gpt-5">
<div class="flex w-full flex-col gap-1 empty:hidden first:pt-[1px]">
<div class="markdown prose dark:prose-invert w-full break-words light markdown-new-styling">
<p data-start="86" data-end="548">Zorbalık okullarımızda ve toplumlarımızda yaygın bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir kişilerarası ilişki olarak; <strong data-start="207" data-end="213">1)</strong> kasıtlı saldırgan davranış, <strong data-start="242" data-end="248">2)</strong> tekrarlanan bir davranış kalıbı ve <strong data-start="284" data-end="290">3)</strong> zorba lehine güç dengesizliğini içeren üç bileşeni bulunan zorbalık, kötü niyetle saldırgan bir davranış olarak saldırgan davranışın bir alt kategorisini oluşturmakta, kendini savunamayan belirli bir mağdura tekrar tekrar yönelik olarak gerçekleşmektedir.</p>
<p data-start="550" data-end="798">Mağdur daha güçsüz, genç, psikolojik olarak kendine az güvenli olabilmekte, zorba da bundan <strong data-start="642" data-end="663">psikolojik tatmin</strong>, <strong data-start="665" data-end="701">akran gruplarında statü kazanımı</strong> ya da mağdurun değerli eşyalarını alarak <strong data-start="743" data-end="758">mali kazanç</strong> elde etmektedir (Tan &amp; Şenkal, 2024).</p>
<p data-start="800" data-end="1321">Teknolojinin hızla gelişimi ve pek çok teknolojik alete hızlı erişimin sonucu zorbalık da boyut atlamıştır. Teknolojideki hızlı değişme ve gelişme, insanların iletişim kurma, alışveriş alışkanlıkları, değer yargıları, arkadaşlık ilişkileri, evlilik biçimleri gibi yaşam tarzları ve davranışlarını etkilemeye başlamıştır. Yeni teknolojilerin etkileri toplumun her kurumunda olduğu gibi gençleri de etkilemiş olup, bilgisayar, cep telefonu gibi yeni teknoloji ürünlerinin kullanımı gençler arasında hızla yaygınlaşmıştır.</p>
<p data-start="1323" data-end="1730">İnternet ve cep telefonu gibi bilgi-iletişim teknolojileri gençler arasında iletişim kurmak, sohbet etmek, eğlence amaçlı kullanmak, bilgiye ulaşmak, araştırma yapmak ve dosya göndermek için kullanılmaktadır (Beran &amp; Li, 2005; Campbell, 2005). Yeni arkadaşlar edinme, toplumsal ve sosyal ilişkileri sürdürme ve normları oluşturma, bu teknolojik araçlarla meydana gelmektedir (Yaman, Eroğlu &amp; Peker, 2011).</p>
<h2 data-start="1732" data-end="1769"><strong data-start="1735" data-end="1769">Siber Zorbalığın Ortaya Çıkışı</strong></h2>
<p data-start="1771" data-end="2198">İnternet birçok yönden olumlu görülse de son yıllarda dikkatler sanal ortamda karşılaşılan bazı riskler ve giderek internette daha çok zaman geçirme gibi potansiyel bağımlılıklar üzerinde yoğunlaşmaktadır. Daha önceleri okullarda yaygın olarak bilinen ve okul bazlı bir problem olan geleneksel akran zorbalığı, bilgi ve iletişim teknolojilerinin gelişmesi ve sınıfların içine kadar girmesi sonucu yeni bir biçime dönüşmüştür.</p>
<p data-start="2200" data-end="2617">Sanal zorbalık, elektronik zorbalık, <strong data-start="2237" data-end="2255">siber zorbalık</strong> da denilen bu zorbalık türü dünyada son yıllarda tanınmaya başlanmış bir konudur (Aksaray, 2011). İlk defa 2004 yılında Kanadalı eğitimci Bill Belsey tarafından kullanılan kavram, çeşitli araştırmacılarca; <strong data-start="2462" data-end="2482">dijital zorbalık</strong>, <strong data-start="2484" data-end="2509">çevrimiçi zarar verme</strong>, <strong data-start="2511" data-end="2534">çevrim içi zorbalık</strong>, <strong data-start="2536" data-end="2554">sanal zorbalık</strong>, <strong data-start="2556" data-end="2578">internet zorbalığı</strong> gibi kavramlarla isimlendirilmiştir.</p>
<p data-start="2619" data-end="3155"><strong data-start="2619" data-end="2637">Siber zorbalık</strong>, bir grup veya birey tarafından, kendini kolayca savunamayan bir mağdura karşı, elektronik iletişim biçimlerini kullanarak tekrar tekrar ve zaman içinde gerçekleştirilen saldırgan, kasıtlı bir eylemdir. Siber zorbalar, diğer bireylere kötü davranarak örtülü ya da açık, zevk ya da kazanç elde etmeye çalışan kötü niyetli saldırganlardır. İnsanlar, cinsiyet, yaş, etnik köken, sosyo-ekonomik düzey ve akademik performansa bakılmaksızın siber zorbalığa maruz kalabilmekte ve bu tür davranışlarda bulunabilmektedirler.</p>
<h2 data-start="3157" data-end="3186"><strong data-start="3160" data-end="3186">Siber Zorbalık Türleri</strong></h2>
<h3 data-start="3188" data-end="3201"><strong data-start="3192" data-end="3201">Taciz</strong></h3>
<p data-start="3202" data-end="3348">Taciz (Harassment), hedef kişiye uygun olmayan, hakaret içerikli farklı formlardaki mesaj türlerinin kasıtlı bir şekilde gönderilmesi durumudur.</p>
<h3 data-start="3350" data-end="3362"><strong data-start="3354" data-end="3362">İfşa</strong></h3>
<p data-start="3363" data-end="3597">İfşa (Outing), hedef kişiye ait özel bilgilerin, sırların, uygunsuz veya utanç verici bilgilerin ya da görsellerin telefon, e-posta, sosyal medya platformları üzerinden herkese açık şekilde yayınlanması, başkalarına gönderilmesidir.</p>
<h3 data-start="3599" data-end="3614"><strong data-start="3603" data-end="3614">Dışlama</strong></h3>
<p data-start="3615" data-end="3754">Dışlama (Exclusion), hedef kişinin online gruplardan veya forum sitelerinden kasıtlı bir şekilde çıkarılması veya kısıtlanması durumudur.</p>
<h3 data-start="3756" data-end="3779"><strong data-start="3760" data-end="3779">Kimliğe Bürünme</strong></h3>
<p data-start="3780" data-end="4050">Kimliğe bürünme veya kimlik avı (Impersonation), hedef kişi veya kişileri aşağılamak, kötü göstermek veya arkadaşlık ilişkilerine zarar vermek amacıyla hedefin kimliğine veya başka birinin kimliğine bürünerek paylaşımlarda bulunma veya mesajlar gönderilmesi eylemidir.</p>
<h3 data-start="4052" data-end="4068"><strong data-start="4056" data-end="4068">Saldırma</strong></h3>
<p data-start="4069" data-end="4247">Saldırma (Dissing), hedef kişi hakkında doğru olmayan, yıpratıcı ve acımasız sözlerin veya bilgilerin üçüncü şahıslara gönderilmesi, dedikodu ve söylenti çıkarılması durumudur.</p>
<h3 data-start="4249" data-end="4264"><strong data-start="4253" data-end="4264">Parlama</strong></h3>
<p data-start="4265" data-end="4395">Parlama (Flaming), diğer adıyla kışkırtma, sosyal medya kullanıcıları arasında aşağılayıcı ve düşmanca etki oluşturma durumudur.</p>
<h3 data-start="4397" data-end="4427"><strong data-start="4401" data-end="4427">Sahte Profil Oluşturma</strong></h3>
<p data-start="4428" data-end="4688">Sahte profil oluşturma (Create Fake Profiles), sahte bir web sitesi, blog veya online grup oluşturularak bu platformlar üzerinden hedef kişileri aşağılamak, utandırmak ve güvenliklerine saldırmak amacıyla yalan ve kötü niyetli haberlerin yayılması durumudur.</p>
<h3 data-start="4690" data-end="4721"><strong data-start="4694" data-end="4721">Akran Siber Takipçiliği</strong></h3>
<p data-start="4722" data-end="5129">Akran siber takipçiliği (Peer Cyberstalking), siber zorbalık türlerinden <strong data-start="4795" data-end="4804">taciz</strong> ile benzerlik gösteren bu türün daha şiddetli formudur. Bu zorbalık türü, hedef kişinin iletişim teknolojileri kullanılarak takip edilmesiyle başlar ve hedef kişinin sadece taciz edilmesiyle kalmaz, kurban tehdit edilir, korkutulur ve her an zarar verilecekmiş gibi siber saldırılarda bulunulur (Yazğılı ve Baykara, 2020).</p>
<p data-start="5131" data-end="5466">Gördüğümüz üzere siber zorbalığın bir sürü çeşidi vardır. Ayrıca anonim bir şekilde mağdura her koşulda ulaşılabilir olması siber zorbalığı tehlikeli bir boyuta ulaştırmaktadır. Bu da <strong data-start="5315" data-end="5346">siber zorbalığa maruz kalan</strong> ya da <strong data-start="5353" data-end="5386">tanık olan dijital yerlilerde</strong> çeşitli <strong data-start="5395" data-end="5409">psikolojik</strong> ve <strong data-start="5413" data-end="5443">davranışsal rahatsızlıklar</strong> oluşturabilmektedir.</p>
<h2 data-start="5468" data-end="5511"><strong data-start="5471" data-end="5511">Siber Zorbalığın Psikolojik Etkileri</strong></h2>
<p data-start="5513" data-end="5771">Siber zorbalık mağdurlarında <strong data-start="5542" data-end="5556">çaresizlik</strong>, <strong data-start="5558" data-end="5566">öfke</strong>, <strong data-start="5568" data-end="5578">üzüntü</strong>, <strong data-start="5580" data-end="5590">endişe</strong>, <strong data-start="5592" data-end="5605">yalnızlık</strong> ve <strong data-start="5609" data-end="5628">hayal kırıklığı</strong> gibi duygular ortaya çıkabilmektedir. Aynı zamanda konsantre olma ve akademik olarak başarılı olma yeteneklerinin zayıfladığı görülmektedir.</p>
<p data-start="5773" data-end="6081">Ybarra ve Mitchell’in araştırmasında internet tacizinin özelliklerini değerlendirmek için karşılaştırılan genç gruplarından, genç saldırgan/hedeflerin depresif semptomatoloji, sorunlu davranışlar ve geleneksel zorbalığı hedefleme dâhil olmak üzere önemli <strong data-start="6028" data-end="6052">psikososyal sorunlar</strong> yaşadıkları görülmektedir.</p>
<p data-start="6083" data-end="6584">Yüz yüze gerçekleşen zorbalığa benzer şekilde siber zorbalığın bazı gençler için eş zamanlı psikososyal sorunlarla ilişkili olduğuna dair kanıtlar ortaya çıkmaktadır. İnternet tacizinin kurbanı olduklarını bildiren gençlerin eş zamanlı olarak depresif semptomlar, yaşam zorlukları, kişiler arası mağduriyet (örneğin bir şeyin çalınması), sosyal becerilerde eksiklikler ve çevrimiçi olarak başkalarını rahatsız etme gibi durumları bildirme olasılıkları önemli ölçüde daha yüksek olduğu görülmektedir.</p>
<p data-start="6586" data-end="7143">Tacize uğrayan beş gençten neredeyse ikisi (%39) bu deneyimin sonucunda duygusal sıkıntı yaşadıklarını bildirmektedir (Ybarra vd., 2007). Hay ve arkadaşlarının 400 ergen ile yaptıkları araştırma bulgularına göre zorbalığın hem geleneksel hem de siber şekilde gerçekleşiyor oluşu, suç işleme üzerinde etkili olduğu gibi aynı zamanda da kasıtlı olarak <strong data-start="6936" data-end="6959">kendine zarar verme</strong> ya da <strong data-start="6966" data-end="6989">intihar düşünceleri</strong> gibi davranışların içselleştirilmesini de etkilemektedir. Hatta bu etki zorbalık-suç arasındaki ilişkiden daha yüksek olmaktadır (Tan ve Şenkal, 2024).</p>
<p data-start="7145" data-end="7790">Netflix’de yayımlanan ve çok fazla kişinin ilgisini çeken ayrıca çokça konuşulan <em data-start="7226" data-end="7268">Bilinmeyen Numara: Lisede Mesaj Skandalı</em> belgeselinde de siber zorbalığın belirtilerini çok net görüyoruz. Bu belgeselde genç bir kız ve sevgilisinin telefonuna hakaret dolu mesajlar geldiğini görüyoruz ve elbette ki mesajı atan kişi anonim. Bu nedenle siber zorbalık yapan kişilerin bunu rahatça yaptıkları görülmektedir. Siber zorbalığa uğrayan kişilerin ve etrafındaki kişilerin bu zorbalıktan ne denli etkilendiği de bu belgeselde gözler önüne serilmiştir. Hakaret dolu mesajlar alan genç kız bir bölümde <strong data-start="7737" data-end="7767">intihar etmek istediğinden</strong> bile bahsetmektedir.</p>
<h2 data-start="7792" data-end="7839"><strong data-start="7795" data-end="7839">Sonuç: Dijital Çağda Zorbalıkla Mücadele</strong></h2>
<p data-start="7841" data-end="8354">İnternet kullanımının yaygınlaşması ve kullanım yaşının her geçen gün düşmesiyle birlikte diğer çevrimiçi risklerle beraber siber zorbalık vakalarının hem nicelik olarak hem de yarattığı zararlar açısından daha büyük boyutlara ulaştığı görülmektedir. Bu durum, konuya ilişkin akademik ve politik ilgiyi artırmakta, siber zorbalıkla etkin biçimde mücadele ve baş etme yöntemleri geliştirilebilmesi için siber zorbalığın tüm boyutlarıyla ortaya konulmasına yönelik çok sayıda çalışmanın yapılmasını sağlamaktadır.</p>
<p data-start="8356" data-end="8505">Siber zorbalığın önemli bir konu olduğu ve bunu önlemek için daha fazla çözümler üretilmesi gerektiği herkes tarafından kabul edilen bir gerçektir.</p>
<h2 data-start="8507" data-end="8522"><strong data-start="8510" data-end="8522">Kaynakça</strong></h2>
<p data-start="8524" data-end="9568" data-is-last-node="" data-is-only-node="">Aksaray, D. D. S. (2011). <em data-start="8550" data-end="8567">Siber Zorbalık.</em> Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 20(2), 405-432.<br data-start="8640" data-end="8643" />E. Yazğılı ve M. Baykara, “Siber Zorbalık Tespit Yöntemleri Potansiyel Uygulama Alanları ve Zorluklar”, DÜMF MD, c. 12, sy. 1, ss. 23–35, 2021, doi: 10.24012/dumf.859651.<br data-start="8813" data-end="8816" />Yaman, E., &amp; Peker, A. (2012). <em data-start="8847" data-end="8913">Ergenlerin Siber Zorbalık ve Siber Mağduriyete İlişkin Algıları.</em> Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 11(3), 819-833.<br data-start="8977" data-end="8980" />Akbaba, S., &amp; Eroğlu, Y. (2013). <em data-start="9013" data-end="9086">İlköğretim Öğrencilerinde Siber Zorbalık ve Mağduriyetin Yordayıcıları.</em> Journal of Uludag University Faculty of Education, 26(1), 105-122.<br data-start="9153" data-end="9156" />Aslan, A., &amp; Önay Doğan, B. (2017). <em data-start="9192" data-end="9261">Çevrimiçi Şiddet: Bir Siber Zorbalık Alanı Olarak “Potinss” Örneği.</em> Marmara İletişim Dergisi(27), 95-119.<br data-start="9299" data-end="9302" />Baştürk Akca, E., &amp; Sayımer, İ. (2017). <em data-start="9342" data-end="9454">Siber Zorbalık Kavramı, Türleri ve İlişkili Olduğu Faktörler: Mevcut Araştırmalar Üzerinden Bir Değerlendirme.</em> AJIT-e: Academic Journal of Information Technology, 8(30), 7-19. <a class="decorated-link" href="https://doi.org/10.5824/1309-1581.2017.5.001.x" target="_new" rel="noopener" data-start="9520" data-end="9566">https://doi.org/10.5824/1309-1581.2017.5.001.x</a></p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</article>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/cevrimici-zorbaligin-psikolojik-yansimalari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay Zeka ile Psikoterapi: Geleceğin Tedavi Yöntemi mi, Etik Bir Risk mi?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/yapay-zeka-ile-psikoterapi-gelecegin-tedavi-yontemi-mi-etik-bir-risk-mi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=yapay-zeka-ile-psikoterapi-gelecegin-tedavi-yontemi-mi-etik-bir-risk-mi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/yapay-zeka-ile-psikoterapi-gelecegin-tedavi-yontemi-mi-etik-bir-risk-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Duygu Kuru]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Sep 2025 21:27:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dijital Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=13783</guid>

					<description><![CDATA[Günümüzde internet kullanımı hızla artmaktadır ve bu da birçok yeni gelişmeyi beraberinde getirmektedir. Bu gelişmelerden biri de son zamanlarda oldukça popüler olan ve birçok alanda bize yardımcı olan ChatGbt yani yapay zeka… ChatGbt’i hepimiz hemen hemen biliyoruz ve gün içinde de birçok konuda yardım almak için bu teknolojiyi kullanıyoruz. Peki yapay zeka, psikoloji alanında da [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="306" data-end="858">Günümüzde internet kullanımı hızla artmaktadır ve bu da birçok yeni gelişmeyi beraberinde getirmektedir. Bu gelişmelerden biri de son zamanlarda oldukça popüler olan ve birçok alanda bize yardımcı olan ChatGbt yani <strong data-start="521" data-end="535">yapay zeka</strong>… ChatGbt’i hepimiz hemen hemen biliyoruz ve gün içinde de birçok konuda yardım almak için bu teknolojiyi kullanıyoruz. Peki <strong data-start="660" data-end="674">yapay zeka</strong>, psikoloji alanında da bize yardımcı olabilir mi? Örneğin terapi yapabilir mi, zihinsel hastalıkların tedavisinde destek sağlayabilir mi? Bu soruların cevabı bu makalede yer alıyor.</p>
<p data-start="860" data-end="1387"><strong data-start="860" data-end="874">Yapay zekâ</strong>, insan zihninin bilişsel işlevlerini taklit ederek düşünme, öğrenme, problem çözme ve karar verme gibi süreçleri gerçekleştirebilen teknolojik bir araçtır. <strong data-start="1031" data-end="1045">Yapay zeka</strong> kavramı üzerine araştırmalar yürüttüğümüzde karşımıza çıkan ilk ve en önemli isimlerden biri İngiliz mantık ve matematikçisi Alan Turing’dir. Turing, 1950’li yıllarda <em data-start="1213" data-end="1219">Mind</em> adlı bir dergide “Computing Machinery and Intelligence” adlı makalesi ile “Makineler düşünebilir mi?” sorusunu gündeme getirerek bu konuda bir tartışma başlatmıştır.</p>
<p data-start="1389" data-end="1936">Turing, Yapay Oyun/Taklit Oyunu da denilen <strong data-start="1432" data-end="1448">Turing testi</strong> sayesinde bilgisayarların insanlar gibi düşünüp düşünmediğini anlamayı hedeflemiştir. Aradan geçen yıllar, <strong data-start="1556" data-end="1570">yapay zeka</strong> uygulamalarının yaygınlaşması ile Turing’i kısmen desteklese de hâlâ birtakım tartışmalar devam etmektedir. <strong data-start="1679" data-end="1693">Yapay zeka</strong> uygulamaları, insana dair zeka ve öğrenme yeteneklerinin bilgisayar sistemlerine kazandırılmasına dayanan bir bilim dalıdır. Günümüzde, psikoterapi uygulamalarında da farklı modellerle <strong data-start="1879" data-end="1893">yapay zeka</strong> kullanım alanları karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p data-start="1938" data-end="2660">Giyilebilir teknolojiler, sohbet robotları, sanal gerçeklik gözlükleri ve akıllı telefon mobil uygulamaları gibi farklı modellemeler ile ruh sağlığı alanında da <strong data-start="2099" data-end="2113">yapay zeka</strong> uygulamalarının yaygınlaştığını görebiliyoruz (Akkan ve Ülker, 2023). Psikoloji ise zihnin nasıl çalıştığını ve davranışı nasıl etkilediğini inceleyen bir bilim dalıdır. Böylece psikolog, bir bireyi veya grubu karakterize eden özellikleri, düşünce, his, tutum ve davranış biçimlerini anlamayı, açıklamayı ve öngörmeyi amaçlar. Bu iki disiplinin kesişimi, hem psikoloji bilimine yeni ufuklar açmakta hem de <strong data-start="2520" data-end="2534">yapay zekâ</strong>nın insan merkezli uygulamalarda daha etkili hale gelmesini sağlamaktadır (Konyalı, Naipoğlu, Güner, Bakkal ve Çelik, 2025).</p>
<h2 data-start="2667" data-end="2714"><strong data-start="2670" data-end="2712">Yapay Zeka ve Psikoterapi Uygulamaları</strong></h2>
<p data-start="2716" data-end="3199">İlk olarak <strong data-start="2727" data-end="2741">yapay zeka</strong> algoritmaları, bireylerin duygu durumlarını analiz ederek ruhsal bozuklukların belirtilerini erken aşamalarda tespit edebilmektedir. Bunun yanında, sanal terapistler ve sohbet botları, bireylerin 7/24 destek almasını sağlayarak terapi hizmetlerine erişimi artırmakta ve terapistlerin iş yükünü azaltmaktadır. Ayrıca bu uygulamalar, özellikle coğrafi veya ekonomik kısıtlamalar nedeniyle profesyonel yardım alamayan bireyler için kritik destek sunmaktadır.</p>
<p data-start="3201" data-end="3642">YZ, ruh sağlığı uzmanlarının eğitimini desteklemek için klinik simülasyonlar ve vaka analizleri sunarak mesleki gelişimlerini artırmaktadır. Ayrıca psikiyatrik ilaç geliştirme süreçlerini hızlandırarak tedavi seçeneklerinin daha hızlı bir şekilde piyasaya sunulmasını sağlamaktadır. Ancak kişisel verilerin korunması, algoritmaların yanlılık içermemesi ve yanlış teşhis risklerinin en aza indirilmesi gibi konular kritik önem taşımaktadır.</p>
<p data-start="3644" data-end="4268">Erken teşhis ve doğru tanı için kullanılan makine öğrenmesi algoritmaları, hastaların biyolojik, sosyal ve davranışsal verilerini analiz ederek ruhsal durumları hakkında ipuçları verebilmektedir. Bu veriler arasında ses analizi, yüz ifadelerinin değerlendirilmesi, hareket sensörleri ile izlenen davranışlar ve sosyal medya aktiviteleri yer almaktadır. Ayrıca <strong data-start="4004" data-end="4018">yapay zeka</strong> uygulamaları, bireylerin ses tonlarındaki veya yazı dilindeki değişiklikleri analiz ederek depresyon, anksiyete ve distimi gibi ruhsal sağlık sorunlarının erken belirtilerini tespit edebilmektedir (Konyalı, Naipoğlu, Güner, Bakkal ve Çelik, 2025).</p>
<h2 data-start="4275" data-end="4328"><strong data-start="4278" data-end="4326">YZ Destekli Terapi Teknolojileri ve Örnekler</strong></h2>
<p data-start="4330" data-end="4690"><strong data-start="4330" data-end="4344">Yapay zeka</strong> makineleri, bir hastanın teşhis profiline, eğilimlerine veya tedavi ilerlemesine dayanarak en uygun tedavileri iletebilir veya çeşitli yöntemleri koordine edebilir. Örneğin bir sanal terapist, belirli bir kültürel gruba uyum sağlamak için özelliklerini değiştirebilir; bu da hastayla ilişkiyi artırır ve iletişimi iyileştirir (Ediboğlu, 2023).</p>
<p data-start="4692" data-end="5175">YZ uygulamaları, terapistleri desteklemek veya kısmen terapist gibi işlev görmek üzere tasarlanmıştır. Sanal terapist uygulamaları, robot terapistler ve sosyal robotlar bu teknolojilere örnektir. Örneğin, Woebot isimli web tabanlı sohbet robotu, Bilişsel Davranışçı Terapi Modeline dayanarak depresyon ve anksiyete belirtileri taşıyan öğrenciler üzerinde denenmiştir. Yapılan çalışmada Woebot’un denendiği grupta depresyon ve anksiyete belirtilerinde anlamlı düşüş gözlemlenmiştir.</p>
<p data-start="5177" data-end="5194">Diğer örnekler:</p>
<ul data-start="5195" data-end="5651">
<li data-start="5195" data-end="5286">
<p data-start="5197" data-end="5286">Mobilyzel, 8 yetişkinin 8 haftalık sürede kaygı ve depresyon belirtilerini azaltmıştır.</p>
</li>
<li data-start="5287" data-end="5365">
<p data-start="5289" data-end="5365">DBT Coach, madde kullanımı ve depresyon belirtilerinde azalma sağlamıştır.</p>
</li>
<li data-start="5366" data-end="5457">
<p data-start="5368" data-end="5457">TESS sohbet robotu, danışanların yalnızlık, depresyon ve kaygı düzeylerini düşürmüştür.</p>
</li>
<li data-start="5458" data-end="5573">
<p data-start="5460" data-end="5573">PTSD Coach, TSSB’de 78 ülkede 130 binden fazla kişi tarafından kullanılmış ve olumlu geri bildirimler almıştır.</p>
</li>
<li data-start="5574" data-end="5651">
<p data-start="5576" data-end="5651">SARA programı, madde bağımlılığı olan ergenlerde başarıyla uygulanmıştır.</p>
</li>
</ul>
<p data-start="5653" data-end="5964">Depresyon için Deprexis, demans hastaları için NAO, PARO ve DOG gibi uygulamalar da oldukça yararlı bulunmuş, özellikle evde bakım hizmetlerini desteklemiştir. YZ tabanlı bilgisayar oyunları, ergenlerin terapisinde öz güven ve problem çözme yeteneklerini geliştirmeye yardımcı olmuştur (Akkan ve Ülker, 2023).</p>
<h2 data-start="5971" data-end="6000"><strong data-start="5974" data-end="5998">Etik ve Sınırlamalar</strong></h2>
<p data-start="6002" data-end="6421"><strong data-start="6002" data-end="6016">Yapay zeka</strong>, psikoloji alanında devrim niteliğinde katkılar sağlasa da eksiklikleri mevcuttur. Yapay zekâ terapistler, yüz ifadelerini ve mimikleri algılayabilse de danışan sessiz kaldığında onu anlayamaz; dolayısıyla terapistin yerini alması mümkün değildir. Ayrıca, kişisel verilerin korunması ve <strong data-start="6304" data-end="6312">etik</strong> sorumluluklar belirsizdir; bu durum <strong data-start="6349" data-end="6363">yapay zeka</strong>ya güveni sınırlar ve etik tartışmaları gündeme getirir.</p>
<h2 data-start="6428" data-end="6442"><strong data-start="6431" data-end="6440">Sonuç</strong></h2>
<p data-start="6444" data-end="6889">Sonuç olarak, <strong data-start="6458" data-end="6472">yapay zeka</strong> psikoloji ve psikoterapi alanında büyük potansiyel taşımaktadır. Ruh sağlığı açısından terapistlere ve hastalara önemli katkılar sunmakta ve gelecekte daha da yaygın hale gelecektir. Ancak terapötik ilişki ve <strong data-start="6682" data-end="6690">etik</strong> sorumluluklar nedeniyle, yapay zekanın terapistin yerini alması mümkün değildir. Bu teknoloji, psikoterapide bir yardımcı ve destekleyici araç olarak değerlendirilmeli ve dikkatle kullanılmalıdır.</p>
<h3 data-start="6896" data-end="6910"><strong>Kaynakça</strong></h3>
<ul data-start="6911" data-end="7614">
<li data-start="6911" data-end="7129">
<p data-start="6913" data-end="7129">Ülker, S. V., &amp; Akkan, G. (2023). RUH SAĞLIĞI HİZMETLERİNDE YAPAY ZEKA UYGULAMALARI VE İLİŞKİLİ TEKNOLOJİLER. Fenerbahçe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 3(2), 242-263. <a class="decorated-link" href="https://doi.org/10.58620/fbujoss.1368922" target="_new" rel="noopener" data-start="7087" data-end="7127">https://doi.org/10.58620/fbujoss.1368922</a></p>
</li>
<li data-start="7130" data-end="7310">
<p data-start="7132" data-end="7310">Konyalı, A., Naipoğlu, C., Güner, S., Bakkal, İ., vd. (2025). PSİKOLOJİDE YAPAY ZEKÂ KULLANIMI VE UYGULAMALARI. Journal of Kocaeli Health and Technology University, 3(1), 1-17.</p>
</li>
<li data-start="7311" data-end="7434">
<p data-start="7313" data-end="7434">Ediboğlu GO. Yapay zekanın insan zekasına psikoterapötik yaklaşımı. Çukurova Tıp Öğrenci Derg. Haziran 2023;3(1):12-18.</p>
</li>
<li data-start="7435" data-end="7614">
<p data-start="7437" data-end="7614">Remziye, N. A. S. V. Ü., &amp; DOĞAN, K. İ. A. (2022). Günümüz ve Gelecekteki Teknolojinin Psikoterapi Uygulamalarına Etkisi ve Etik Tartışmalar. Sciences (JOSHAS JOURNAL), 8(59).</p>
</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/yapay-zeka-ile-psikoterapi-gelecegin-tedavi-yontemi-mi-etik-bir-risk-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fibromiyalji Sendromu: Kronik Ağrı, Yorgunluk ve Psikolojik Etmenler Arasındaki Karmaşık İlişki</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/fibromiyalji-sendromu-kronik-agri-yorgunluk-ve-psikolojik-etmenler-arasindaki-karmasik-iliski/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=fibromiyalji-sendromu-kronik-agri-yorgunluk-ve-psikolojik-etmenler-arasindaki-karmasik-iliski</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/fibromiyalji-sendromu-kronik-agri-yorgunluk-ve-psikolojik-etmenler-arasindaki-karmasik-iliski/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Duygu Kuru]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Aug 2025 22:37:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Travma ve Bilinçaltı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=11856</guid>

					<description><![CDATA[Bazen vücudumuzda bir ağrı hissederiz ve ne yaparsak yapalım ağrıyı geçiremeyiz, hastanelere gideriz bir çare ararız ama asla neden olduğuna dair bir şey bulamazlar. Peki sorun aslında fiziksel değil de psikolojik olabilir mi? Fibromiyalji, en az 3 aydır devam eden ve tıbbi bir nedene dayanmayan yaygın vücut ağrısı ve ağrının lokalize olduğu duyarlı noktaların varlığı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="358" data-end="590">Bazen vücudumuzda bir ağrı hissederiz ve ne yaparsak yapalım ağrıyı geçiremeyiz, hastanelere gideriz bir çare ararız ama asla neden olduğuna dair bir şey bulamazlar. Peki sorun aslında fiziksel değil de <strong data-start="561" data-end="575">psikolojik</strong> olabilir mi?</p>
<p data-start="592" data-end="1072"><strong data-start="592" data-end="608">Fibromiyalji</strong>, en az 3 aydır devam eden ve tıbbi bir nedene dayanmayan yaygın vücut ağrısı ve ağrının lokalize olduğu duyarlı noktaların varlığı ile tanımlanan, kişinin günlük yaşam aktivitelerini kısıtlayan ve yaşam kalitesini düşüren bir kas iskelet sistemi ağrı sendromudur. <strong data-start="873" data-end="889">Fibromiyalji</strong> yaşam kalitesini oldukça düşürmekte olup hastalarda en sık görülen şikayetler ise uyku bozukluğu, halsizlik, yorgunluk, depresyon ve bilişsel problemlerdir (Tezcan ve Alkar, 2022).</p>
<p data-start="1074" data-end="1580">FMS tanısı için uzun yıllar boyunca, hassas nokta muayenesini esas alan ACR 1990 Tanı Kriterleri kullanılmıştır. Bu kriterlere göre, en az 3 aydan beri devam eden yaygın ağrı öyküsü ve 18 hassas noktanın en az 11’inde palpasyonla ağrı olması durumunda, bu olgu FMS olarak kabul edilir. Başka bir hastalığın varlığında FMS tanısı dışlanmaz (Özkan, 2017). Toplumun %3-4’ünü etkiler, hastaların %80-90’ı kadındır ve sıklıkla 30-50 yaş arası görülür (Sivas, Başkan, Aktekin, Çınar, Yurdakul ve Özoran, 2008).</p>
<h3 data-start="1582" data-end="1630"><strong data-start="1582" data-end="1628">Fibromiyalji Sendromunun Psikolojik Kökeni</strong></h3>
<p data-start="1632" data-end="2248"><strong data-start="1632" data-end="1660">Fibromiyalji sendromunun</strong> kökenine baktığımızda sadece fiziksel olarak değil <strong data-start="1712" data-end="1726">psikolojik</strong> açıdan da bu ağrıların ortaya çıktığını görmekteyiz. Epidemiyolojik bulgular toplum örneklemlerinde FMS hastalarında özellikle depresyon, anksiyete ve somatoform bozukluklar olmak üzere psikiyatrik bozuklukların artmış olduğunu göstermektedir. Çocukluk çağında yaşanan travmatik deneyimler, suistimal veya ihmalinin yol açtığı Hipotalamo-Pitüiter-Adrenal (HPA) eksen düzensizlikleri gibi nöroendokrin düzensizliklerle; erişkin FMS&#8217;sinin ilişkili olabileceği ileri sürülmüştür (Kabakçı, Kaptanoğlu, Kuğu ve Doğan, 2011).</p>
<p data-start="2250" data-end="2844">Yapılan çalışmalarda, yaşamın erken dönemlerinde maruz kalınan psikolojik stres, cerrahi operasyon, trafik kazası gibi fiziksel stres ve bazı virüslerin (Lyme hastalığı, Ebstein Barr Virüs, Parvovirüs gibi) hastalığı tetiklediği öne sürülmüştür (Özkan, 2017). Mikkelsson ve ark. (1997) çalışmalarında 1756 öğrenciden (yaş ortalaması 11) kas iskelet ağrısı ve <strong data-start="2609" data-end="2627">fibromiyaljisi</strong> olanların depresif belirtilerle yüksek oranda birliktelik gösterdiğini bulmuş ve kronik ağrı sorununu önlemek için çocuklarda ağrı ve depresif belirtilerin erken dönemde tanınmasının gerekliliğini vurgulamışlardır.</p>
<p data-start="2846" data-end="3543">Fibromiyaljili 36 hasta ve eşleştirilmiş 34 kadından oluşan kontrol grubu ile yapılan bir çalışmada hasta grubunda aleksitimik özellik ve depresyon puanları kontrol grubundan yüksek bulunmuştur. Altunören ve ark. 51 fibromiyalji tanılı hasta ve 51 kontrol ile yaptıkları çalışmada hasta grubunun %76.5 oranında DSM-IV-TR kriterlerine göre psikiyatrik bir tanı aldıklarını belirtmişlerdir. Üçte birinin majör depresyon olmak üzere sıklık oranına göre distimik bozukluk, anksiyete bozukluğu, somatizasyon ve obsesif kompulsif bozukluk şeklinde sıralanmaktadır. Yapılan çalışmalardan anladığımız üzere aslında <strong data-start="3453" data-end="3469">fibromiyalji</strong>, çeşitli <strong data-start="3479" data-end="3493">psikolojik</strong> rahatsızlıkların sonucunda da oluşmuş olabilir.</p>
<h3 data-start="3545" data-end="3581"><strong data-start="3545" data-end="3579">Fibromiyalji Tedavi Yöntemleri</strong></h3>
<p data-start="3583" data-end="3628">Peki <strong data-start="3588" data-end="3611">fibromiyalji tedavi</strong> edilebilir mi?</p>
<p data-start="3630" data-end="4036">Elbette, Kavakçı ve ark. 7 fibromiyaljili olguya varsa yaşadıkları travmalara yönelik, travma saptanamadı ise ağrılarına yönelik EMDR (Eye Movement Desensitization and Reprocessing – Göz hareketleriyle duyarsızlaştırma ve yeniden işleme) tedavisi uygulamış, beş ile sekiz seanstan sonra bir hasta dışında diğer olguların <strong data-start="3951" data-end="3967">fibromiyalji</strong> tanı kriterlerini karşılamadığını belirtmişlerdir (Özçetin, 2014).</p>
<p data-start="4038" data-end="4349">Bilişsel-davranışçı terapiler (BDT), <strong data-start="4075" data-end="4103">fibromiyalji semptomları</strong> üzerinde etkinliği araştırılan yöntemlerin başında gelmektedir. Literatürde, BDT’nin ağrıyı etkileyen faktörlerin azaltılması ve fonksiyonelliğin artırılması açısından farklı yaş gruplarındaki etkinliğini ortaya koyan birçok çalışma mevcuttur.</p>
<p data-start="4351" data-end="4650">Belirtilere dair inançlar, tutumlar ve beklentiler, öz-yeterlilik ve kontrol algısı, geleceğe dair kaygılar, baş etme becerileri gibi birçok bilişsel etmen ağrı algısını ve belirtilere verilen tepkileri etkilemektedir. Bu nedenle, <strong data-start="4582" data-end="4621">fibromiyalji popülasyonunda BDT’nin</strong> temel hedefleri şunlardır:</p>
<ul data-start="4651" data-end="5054">
<li data-start="4651" data-end="4728">
<p data-start="4653" data-end="4728">Ağrıyı yönetebileceklerine yönelik öz-yeterlilik inançlarının artırılması</p>
</li>
<li data-start="4729" data-end="4755">
<p data-start="4731" data-end="4755">Davranışsal aktivasyon</p>
</li>
<li data-start="4756" data-end="4801">
<p data-start="4758" data-end="4801">Korku-kaçınma inançlarının değiştirilmesi</p>
</li>
<li data-start="4802" data-end="4841">
<p data-start="4804" data-end="4841">Kademeli egzersiz (graded exercise)</p>
</li>
<li data-start="4842" data-end="4868">
<p data-start="4844" data-end="4868">Aktivite hızı denetimi</p>
</li>
<li data-start="4869" data-end="4947">
<p data-start="4871" data-end="4947">Uyku kalitesini düşüren etmenleri hedef alarak uyku hijyeninin artırılması</p>
</li>
<li data-start="4948" data-end="5014">
<p data-start="4950" data-end="5014">Ağrıyı pekiştiren uyumsuz başa çıkma davranışların azaltılması</p>
</li>
<li data-start="5015" data-end="5054">
<p data-start="5017" data-end="5054">Uyumlu davranışların pekiştirilmesi</p>
</li>
</ul>
<p data-start="5056" data-end="5391">Bunların yanı sıra, stresin fibromiyalji hastalarında psikolojik rahatsızlığı artırdığı ve fonksiyonelliği düşürdüğü bilinmektedir. Tek başına veya BDT planları dahilinde, stresi azaltma konusunda etkili olan progresif kas gevşetme, nefes egzersizi ve imgelem gevşeme teknikleri tedavi planlarına dahil edilmelidir (Tezcan ve Alkar).</p>
<h3 data-start="5393" data-end="5455"><strong data-start="5393" data-end="5453">Farkındalık (Mindfulness) Temelli Psikolojik Müdahaleler</strong></h3>
<p data-start="5457" data-end="6068">Farkındalık (Mindfulness), temel olarak bireyin dikkatini o anki deneyimine yöneltebilme, deneyimini yargılamadan gözlemleyebilme ve kabul edebilmesini sağlayan bir uygulama olarak tanımlanabilir. Farkındalık temelli terapilerde meditasyon, bilişsel ve deneyimsel alıştırmalardan yararlanarak işlevsiz düşünce ve inançların etkisinin azaltılması, üst bilişsel içgörüyü artırılması, duygu ve dikkat düzenleme becerilerinin kazandırılması ve içsel maruz bırakma yoluyla kaçınma davranışlarını azaltılması hedeflenmektedir (Tezcan ve Alkar). Ayrıca fiziksel egzersiz ve fizik tedavide iyileşmede rol oynayabilir.</p>
<p data-start="6070" data-end="6335"><strong data-start="6070" data-end="6089">Fibromiyaljinin</strong> etiyolojisinin belirsiz olması ve belirtilerin çok çeşitli ve öngörülemez olması nedeniyle tedavide sıkıntılar yaşanmaktadır. Ancak BDT ve EMDR gibi terapi yöntemlerinin kullanılması ve iyileşme sağlanması pek çok açıdan olumlu bir gelişmedir.</p>
<h3 data-start="6342" data-end="6356"><strong data-start="6342" data-end="6354">KAYNAKÇA</strong></h3>
<ul data-start="6358" data-end="7324">
<li data-start="6358" data-end="6521">
<p data-start="6360" data-end="6521">Sindel, D., Saral, İ., &amp; Esmaeilzadeh, S. (2012). Fibromiyalji Sendromunda Uygulanan Tedavi Yöntemleri. Journal of Physical Medicine &amp; Rehabilitation Sciences.</p>
</li>
<li data-start="6522" data-end="6667">
<p data-start="6524" data-end="6667">Demiray, C., &amp; Alpözgen, A. Z. (2022). Fibromiyalji sendromunda tamamlayıcı tedaviler. Sağlık Profesyonelleri Araştırma Dergisi, 4(1), 49-56.</p>
</li>
<li data-start="6668" data-end="6969">
<p data-start="6670" data-end="6969">Sívas, F. A., Başkan, B. M., Aktekin, L. A., Çinar, N. K., Yurdakul, F. G., &amp; Özoran, K. (2009). Fibromiyalji Hastalarında Depresyon, Uyku Bozukluğu ve Yaşam Kalitesinin Değerlendirilmesi. Turkish Journal of Physical Medicine &amp; Rehabilitation/Turkiye Fiziksel Tip ve Rehabilitasyon Dergisi, 55(1).</p>
</li>
<li data-start="6970" data-end="7127">
<p data-start="6972" data-end="7127">Özçetin, A. (2014). Fibromiyalji; Bir Psikiyatrik Bozukluk Mu, Yoksa Birliktelik Mi?. Düzce Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Dergisi, 4(3), 34-44.</p>
</li>
<li data-start="7128" data-end="7324">
<p data-start="7130" data-end="7324">Kavakçı, Ö., Kaptanoğlu, E., Kuğu, N., &amp; Doğan, O. (2010). EMDR fibromiyalji tedavisinde yeni bir seçenek olabilir mi? Olgu sunumu ve gözden geçirme. Klinik Psikiyatri Dergisi, 13(3), 143-151.</p>
</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/fibromiyalji-sendromu-kronik-agri-yorgunluk-ve-psikolojik-etmenler-arasindaki-karmasik-iliski/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>NARSİSTİN GÖZDESİ: NARSİSTLER KURBANLARINI NEDEN AYNI TİPTE SEÇER?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/narsistin-gozdesi-narsistler-kurbanlarini-neden-ayni-tipte-secer/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=narsistin-gozdesi-narsistler-kurbanlarini-neden-ayni-tipte-secer</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/narsistin-gozdesi-narsistler-kurbanlarini-neden-ayni-tipte-secer/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Duygu Kuru]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Jul 2025 09:48:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=9882</guid>

					<description><![CDATA[Bazen birini hiç tanımamış olsak da ona çekiliriz, sanki daha önceden onu tanıyormuş gibi hissederiz, ilgimizi çeker, vücudumuz tüm dikkatini ona yönlendirir. İşte bazı kişiler de narsist kişilere karşı böyle hisseder ve sürekli aynı döngüyü yaşayıp dururlar. İşin sonunda da “Ben neden sürekli narsist kişileri hayatıma çekiyorum?” diye sorgulayıp dururlar. İşte bu sorunun cevabı aslında [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="493" data-end="985">Bazen birini hiç tanımamış olsak da ona çekiliriz, sanki daha önceden onu tanıyormuş gibi hissederiz, ilgimizi çeker, vücudumuz tüm dikkatini ona yönlendirir. İşte bazı kişiler de narsist kişilere karşı böyle hisseder ve sürekli aynı döngüyü yaşayıp dururlar. İşin sonunda da “Ben neden sürekli narsist kişileri hayatıma çekiyorum?” diye sorgulayıp dururlar. İşte bu sorunun cevabı aslında çok net, çünkü bir narsist aslında kurbanlarını gözlerinden tanır ve hemen gideceği rotayı belirler.</p>
<h3 data-start="987" data-end="1035"><strong data-start="987" data-end="1033">Peki nedir bu Narsistik Kişilik Bozukluğu?</strong></h3>
<p data-start="1037" data-end="1256">“Narsisizm” Yunan mitolojisinden sudaki yansımasını gören ve yansımasına, yani kendisine âşık olan ve bir ömür boyu ulaşamayacağı bu aşkın peşinde aşkını (kendisini) izleyerek ömrünü tüketen Narkissos’dan gelmektedir.</p>
<p data-start="1258" data-end="1565">Narsisizm kelimesi ilk kez 1898 yılında psikanalitik kuramcı Ellis tarafından psikolojik bir kavramı açıklamak amacıyla kullanılmış ve Ellis narsisizmi özellikle kadınlarda görülen ve cinsel dürtüleri bireyin kendisine hayranlıkla yöneltmesini içeren duygular olarak açıklamıştır (Karaaziz ve Atak, 2013).</p>
<p data-start="1567" data-end="2138">Mental Hastalıkların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı’na (DSM III) göre narsisizm bir kişilik bozukluğudur ve narsistik kişilik bozukluğu olan kişiler davranışsal olarak ya da fantezide açık büyüklenmecilik gösteren, eşduyum kapasitesinden yoksun, başkalarının kendileriyle ilgili değerlendirmelerine aşırı duyarlı, eleştiri karşısında öfke, utanç, küçük düşme gibi duygular yaşayan, kişiler arası ilişkide sömürücü ve benmerkezli, zihinleri başarı, güç, güzellik ve ideal aşk fantezileriyle meşgul, sürekli dikkat ve hayranlık bekleyen, haset duyguları yoğun insanlardır.</p>
<p data-start="2140" data-end="2269"><strong data-start="2140" data-end="2167">Psikolojik manipülasyon</strong>, <strong data-start="2169" data-end="2188">duygusal sömürü</strong> ve <strong data-start="2192" data-end="2207">travma bağı</strong> gibi mekanizmalarla kurbanlarını etkisi altına alabilirler.</p>
<p data-start="2271" data-end="2765">Narsisizm üzerine en önemli çalışmaları yapanlardan biri olan psikanalist Otto Kernberg, patolojik narsisizmin özelliklerini ayrıntılı biçimde sıralar:<br data-start="2422" data-end="2425" />“Bu hastalar, diğer insanlarla etkileşimlerinde alışılmadık düzeyde kendilerinden söz ederler, başkaları tarafından sevilmeye ve hayranlık duyulmaya büyük bir ihtiyaç duyarlar ve görünüşte garip bir çelişki yaratacak şekilde, çok şişkin bir kendilik kavramının yanı sıra başka insanlardan haddinden fazla takdir alma ihtiyacı gösterirler.</p>
<p data-start="2767" data-end="3085">Duygusal hayatları sığdır. Başkalarının duygularına pek eşduyum duymazlar; başkalarından aldıkları takdir ya da kendi büyüklenmeci fantezilerinin dışında hayattan pek haz almazlar ve dışarıdan gelen pırıltı solduğunda ya da kendilik saygılarını besleyen yeni kaynaklar olmadığında huzursuzluk ve sıkıntı hissederler.</p>
<p data-start="3087" data-end="3409">Başkalarına haset ederler, narsistik destek bekledikleri kişileri idealleştirme, hiçbir şey beklemedikleri kişileri ise (genelde eski ilahları) küçük görme ve onlara tepeden bakma eğilimi gösterirler. (&#8230;) Yüzeyde bu hastalar, genelde göze çarpıcı bir nesne ilişkileri yokluğu sergilerler.” (Bayraktar ve Arslan, 2023).</p>
<p data-start="3411" data-end="3527">Böylelikle aslında narsistik kişilik bozukluğuna sahip kişilerin kimleri gözüne kestirdiğini az çok anlayabiliriz.</p>
<h3 data-start="3529" data-end="3578"><strong data-start="3529" data-end="3578">Narsistik Kişilik Bozukluğuna sahip bireyler;</strong></h3>
<ul data-start="3580" data-end="4937">
<li data-start="3580" data-end="3858">
<p data-start="3582" data-end="3858"><strong data-start="3582" data-end="3635">Sınırlarını İyi Koruyamayan İnsanlara Bayılırlar:</strong> Bu insanları sevmelerinin nedeni onlara istedikleri her şeyi yaptırabilmek, onları yönetebilmek, istedikleri şekilde manipüle edebilmek… Böylelikle sizi kendisine göre şekillendirir ve kendi benliğinizden uzaklaşırsınız.</p>
</li>
<li data-start="3860" data-end="4133">
<p data-start="3862" data-end="4133"><strong data-start="3862" data-end="3977">Fedakar, Verici Kendilerinden Çok Başkalarını Düşünen İnsanlar &#8211; Kısacası Kendisini İkinci Plana Atan İnsanlar:</strong> Bu kişiler hayatına aldıkları insanları her şeyin önüne koyarlar ve narsistler de her şeyden önde olmayı sevdikleri için aslında çok hoş bir kombinasyon.</p>
</li>
<li data-start="4135" data-end="4594">
<p data-start="4137" data-end="4594"><strong data-start="4137" data-end="4179">Gereğinden Fazla Empatik Olan Kişiler:</strong> Narsistler, empatiden yoksundurlar bu yüzden diğer insanları kendinden öne koyan insanlara yönelirler. Empat kişiler bazen karşı tarafa o kadar yoğunlaşır ki kendisi ne istiyor umursamaz. Örneğin; karşı taraf kırılmasın diye hayır diyemeyen biri. Empat ve hassas biri, narsistin suçlayıcı söylemlerine karşı kendisini gerçekten suçlu görecek ve onu haklı bulacaktır. Böylelikle narsist istediğini elde edecektir.</p>
</li>
<li data-start="4596" data-end="4937">
<p data-start="4598" data-end="4937"><strong data-start="4598" data-end="4630">Travma Geçmişi Olan Kişiler:</strong> Geçmişte travma yaşayan ve zor bir çocukluk geçirmiş kişileri hedef almayı severler. İlk başta hedefinin neye ihtiyacı olduğunu analiz eder ve o boşluğu kapamak için elinden geleni yapar. Amaçları size yardım etmek, yanınızda olmak değildir; esas olarak ona minnettar olmanızı, bağımlı olmanızı isterler.</p>
</li>
</ul>
<p data-start="4939" data-end="5197">Eğer yukarıdaki gibi özelliklere sahip olduğunuza inanıyorsanız ve sürekli Narsistik Kişilik Bozukluğuna sahip kişileri hayatınıza çekiyorsanız ve etrafınızda böyle insanlar varsa aslında bunun nedeni çok açık ama kesinlikle geri dönülemez bir durum değil.</p>
<p data-start="5199" data-end="5510">Öncelikle bu durumu neden yaşadığınızı anlayıp kendiniz üzerinde derin bir çalışma yapmanız gerekecek. Eğer bir narsistle ilişkiniz varsa, öncelikle bu ilişkiden kopmak zor olabilir ama kendi değerinizi geri kazanıp, kendinizi önceliklendirip gerçekten böyle bir ilişkiyi hak etmediğinizi anlamanız gerekiyor.</p>
<p data-start="5512" data-end="5586">Kendinizi tanımak, güçlü-zayıf yanlarını çözümlemek sizi güçlendirecektir.</p>
<h3 data-start="5593" data-end="5969"><strong data-start="5593" data-end="5605">KAYNAKÇA</strong></h3>
<p data-start="5593" data-end="5969">Karaaziz, M., &amp; Atak, İ. E. (2013). NARSİSİZM VE NARSİSİZMLE İLGİLİ ARAŞTIRMALAR ÜZERİNE BİR GÖZDEN GEÇİRME. <em data-start="5719" data-end="5744">Nesne Psikoloji Dergisi</em>, 1(2), 44-59. <a class="" href="https://doi.org/10.7816/nesne-01-02-03" target="_new" rel="noopener" data-start="5759" data-end="5797">https://doi.org/10.7816/nesne-01-02-03</a></p>
<p data-start="5593" data-end="5969">Demir Bayraktar, H., &amp; Arslan, N. (2024). CİNGÖZ RECAİ ROMANLARINDA NARSİSTİK ERİL SÖYLEM. <em data-start="5893" data-end="5912">Türkoloji Dergisi</em>, 26(2), 1-34. <a class="" href="https://doi.org/10.53372/turkoloji.1225439" target="_new" rel="noopener" data-start="5927" data-end="5969">https://doi.org/10.53372/turkoloji.1225439</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/narsistin-gozdesi-narsistler-kurbanlarini-neden-ayni-tipte-secer/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
