<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Doğukan Çetin &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/dogukancetin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Thu, 22 May 2025 14:06:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Doğukan Çetin &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Gözden Uzak Olan Neden Gönülden Irak Olur?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/gozden-uzak-olan-neden-gonulden-irak-olur/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=gozden-uzak-olan-neden-gonulden-irak-olur</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/gozden-uzak-olan-neden-gonulden-irak-olur/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Doğukan Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 May 2025 07:25:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilişsel Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=5609</guid>

					<description><![CDATA[Bilişsel Uyumsuzluk Teorisi Çerçevesinde Bir Analiz Atasözlerinin belirli durumları çok kesin bir isabetle açıklaması bir tesadüf değil. Her toplum, binlerce yıla dayanan deneyimleri sonucunda bu gibi atasözlerine sahip olur. Basit bir şekilde düşünürsek, toplum hafızasında o kadar büyük bir veri birikimi vardır ki, tıpkı bir yapay zeka gibi bu verinin büyüklüğü daha doğru bir sonuca [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Bilişsel Uyumsuzluk Teorisi Çerçevesinde Bir Analiz</b></p>
<p>Atasözlerinin belirli durumları çok kesin bir isabetle açıklaması bir tesadüf değil. Her toplum, binlerce yıla dayanan deneyimleri sonucunda bu gibi atasözlerine sahip olur. Basit bir şekilde düşünürsek, toplum hafızasında o kadar büyük bir veri birikimi vardır ki, tıpkı bir yapay zeka gibi bu verinin büyüklüğü daha doğru bir sonuca erişmemizi sağlar. Bu yazıda, <strong>“Gözden uzak olan gönülden ırak olur”</strong> atasözünü psikolojinin en önemli teorilerinden biri olan <b>Bilişsel Uyumsuzluk</b> (Cognitive Dissonance) Teorisi çerçevesinde inceleyeceğiz.</p>
<h2><b>Bilişsel Uyumsuzluk Nedir?</b></h2>
<p>1957 yılında Amerikalı sosyal psikolog Leon Festinger’in ortaya attığı <b>bilişsel uyumsuzluk</b> teorisi, kişinin sahip olduğu çelişkili davranışlar, inançlar, fikirler veya değerler nedeniyle ortaya çıkan psikolojik stresi açıklayan bir teoridir. Festinger’e göre, bu psikolojik stresten kaçınmaya çalışan kişinin önünde üç farklı yol vardır:</p>
<ul>
<li>Davranışı değiştirmek</li>
<li>Düşünceyi değiştirmek</li>
<li>Bu konuyla ilgili alınan bilgiyi filtreden geçirmek</li>
</ul>
<p>Örneğin, çalıştığı boya fabrikasında sürekli zehirli kimyasallara maruz kalan bir kişinin durumunu ele alalım. Doktor, kendisinin sağlığının kötüye gittiğini söylüyor. Bu şekilde devam ederse ciddi sağlık sorunlarıyla yüzleşecek. Söz konusu durumda işten çıkması mümkün değil. Öyleyse ilk seçenek olan davranışı değiştirmek elenmiş oluyor. Bir sonraki seçenek olan düşünceyi değiştirmek kişinin işine yarayabilir. Kişi, boya kimyasallarının zararlarını inkâr eden bilgilere ulaşarak gördüğü zararın aslında o kadar önemli olmadığını savunan kaynaklar bulmaya çalışabilir. Bu durumda, maruz kaldığı psikolojik stres azalmış olacaktır. Çünkü özetle, işe gitme mecburiyetiyle çelişen işten zarar gördüğü ve işten çıkması gerektiği düşüncesinin yarattığı psikolojik stresten kurtulmuş olacak.</p>
<h2><b>Bilişsel Uyumsuzluk ve Karar Süreçleri</b></h2>
<p>Başka bir örnekle konuyu daha da sağlamlaştıralım. Örneğin, bir giyim markasının ürünlerini giyip sokakta pazarlamak ve reklam yapmakla görevlisiniz. Ancak ne yazık ki bu giyim markasının ürünlerini pek beğenmiyorsunuz. Eğer bu marka size yüklü miktarda ödeme yaparsa, beyniniz şu net mesajı verecektir: “Sevmediğim bir markanın ürünlerini giyip reklamlarını yapıyorum çünkü bana yüksek miktarda ücret ödüyorlar.” Ancak ya az miktarda para öderlerse? Bu durumda beynin düştüğü çelişki şu şekilde olur: “Bu markayı giyiyorum ancak bu markanın ürünlerini sevmiyorum. Güzel bir ücret de söz konusu değil. O zaman neden sevmediğim şeyleri giyiyorum?” Bundan kurtulmak isteyen beyin, davranışı değiştirmeyi deneyebilir, ancak bir aylık bir anlaşma yaptınız ve kıyafetleri değiştiremiyorsunuz. O halde düşünceyi değiştirmeyi deneyebilir ve “Aslında o kadar kötü kıyafetler değil, aslında beğeniyorum, gayet güzeller” fikrini benimseyebilir. Ya da bilgiyi filtreden geçirerek bunun profesyonel bir iş olduğunu, kıyafetleri hâlâ sevmediğini ancak az da olsa aldığı paranın bu profesyonelliğin bir parçası olduğunu düşünebilir.</p>
<h2><b>Gözden Uzak Olanın Gönülden Irak Olmasıyla İlişkisi</b></h2>
<p>Peki, bu durum mevzu bahis olan atasözümüzle nasıl alakalı? Hep beraber inceleyelim. Kişinin elinde olan bilgi, bir ilişkide olduğu ve ilişkiye dair düşünceleri sevdiği kişinin yanında olması gerektiğidir. Daha da basitleştirirsek, her canlı gibi biz de sevdiğimiz şeyleri yakınımızda tutma, sevmediklerimizi uzakta tutma eğilimindeyiz. Tabii ki insanoğlu bundan çok daha karmaşık bir mekanizmaya sahip, ancak bazen çok basit işleyen eğilimlere de sahiptir. Şimdi düşünelim: Sevdiğimiz bir kişi var, ancak o kişi bizimle değil. Göremiyoruz, fiziki olarak hissedemiyoruz. Yeteri kadar ihtiyacımız olan yakınlığı sağlayamıyoruz. Tam bu durumda beynimizdeki <b>bilişsel uyumsuzluk</b> şu soruyu soruyor: Eğer seviyorsam neden yanımda değil? Eğer yanımda değilse gerçekten seviyor muyum? Otomatik olarak bu soruların yarattığı stresten kaçınmaya çalışan kişinin beynindeki seçenekler şu şekilde olur:</p>
<ul>
<li><b>Davranışı değiştirmek</b>: Fiziki uzaklığı sonlandırarak sevdiği kişiyle bir araya gelmek.</li>
<li><b>Düşünceyi değiştirmek</b>: Artık sevmediğini kabullenmek.</li>
<li><b>İnançları değiştirmek</b>: Sevdiği kişinin mutlak suretle yanında olması gerektiğine dair inançlarını gözden geçirmek.</li>
</ul>
<p>Her üç durumda da sahip olduğu <b>bilişsel uyumsuzluk</b> stresi azalmış olacak.</p>
<h2><b>Her Şey Bu Kadar Basit mi?</b></h2>
<p>Tek bir kelimeyle: Hayır. Bunlar zihnimizin sahip olduğu yanlılıklar. Hele ki dünyada uzak mesafe ilişkisi yürüten yüz binlerce insanı düşünürsek, tabii ki her şey bu kadar basit değil. Bu yanlılıklar, bazen zihnimizin içindeki can sıkıcı düşünceleri tetikleyen unsurlardan biri aslında. İnsan beyni her zaman var olan stresten kaçınmaya çalışacaktır. Bu yıkıcı ve zorlayıcı histen kurtulmaya çalışan zihin, biz daha farkında bile değilken bize bir sürü farklı kararlar aldırmaya veya yeni düşünceler empoze etmeye çalışacaktır. Kötü olan şu ki, alınan kararın en büyük amacı stresten kaçınmak olduğu için her zaman doğru kararlar olmayabilir. Terapiler, bu gibi sorgulamaları daha sağlıklı yapabilmek, gerçekten neyi daha çok istediğimizi bilebilmek ve daha sağlıklı kararlar alabilmek için çok önemli bir rol üstleniyor.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/gozden-uzak-olan-neden-gonulden-irak-olur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Romantik İlişkilerde Kıskançlığın Evrimsel Kökeni</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/romantik-iliskilerde-kiskancligin-evrimsel-kokeni/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=romantik-iliskilerde-kiskancligin-evrimsel-kokeni</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/romantik-iliskilerde-kiskancligin-evrimsel-kokeni/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Doğukan Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Apr 2025 08:48:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlişkiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=3858</guid>

					<description><![CDATA[Hiç şüphe yok ki kıskançlık, romantik ilişkilerde en çok yer kaplayan duygulardan biridir. Zaman zaman başa çıkması oldukça zor olan bu his, ne yazık ki bazen ilişkilere maddi ve manevi zararlar verebilir. Ancak bilinmelidir ki zarar veren aslında kıskançlık değil, kişilerin bu hisse verdikleri tepkilerdir. Bugüne kadar birçok farklı yaklaşım tarafından açıklanan “kıskançlık” kavramı, etimolojik [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hiç şüphe yok ki kıskançlık, romantik ilişkilerde en çok yer kaplayan duygulardan biridir. Zaman zaman başa çıkması oldukça zor olan bu his, ne yazık ki bazen ilişkilere maddi ve manevi zararlar verebilir. Ancak bilinmelidir ki zarar veren aslında kıskançlık değil, kişilerin bu hisse verdikleri tepkilerdir. Bugüne kadar birçok farklı yaklaşım tarafından açıklanan “kıskançlık” kavramı, etimolojik olarak “kıt” kökünden türemiştir. Köken itibarıyla “kıt-” veya “kıs-”, esirgemek, cimrilik etmek gibi anlamlarla kullanılır. En çok ilişkilerde karşımıza çıkan bu kavram, Türkçe’de “hasetlenmek” gibi kelimelerle de eş anlamlı şekilde kullanılmaktadır. Ancak bu yazıda kıskançlığın hasetlenmek/çekememezlik anlamlarını değil, ilişkilerdeki “paylaşmak istememek” ve “partnerin kendisine ait olduğunu düşünmek” gibi rollerini inceleyeceğiz.</p>
<h2><b>Kıskançlık Nedir?</b></h2>
<p>Romantik kıskançlık, kişinin önemsediği bir ilişkinin sona ermesine veya bu ilişkinin temelinin zarar görmesine sebep olan gerçek ya da düşünülen bir tehdit karşısında verilen olumsuz bir tepkidir. Başka bir bakış açısıyla, ikili ilişki dışında yer alan üçüncü bir kişiyle olan rekabettir (Kayrak, 2022). Peki, bu hissin evrimsel işlevi nedir? Neden böyle bir duygu hissediyoruz?</p>
<h2><b>Kıskançlığın Evrimsel Kökenleri</b></h2>
<p>Her canlıda olduğu gibi memeli bir hayvan olan insanın da en büyük amaçlarından biri, üreyerek genlerini bir sonraki nesle aktarmaktır. Bu süreçte cinsiyet farklılıkları öne çıkar çünkü cinsiyete göre doğacak yavruyla kurulan ilişki de şekillenir. Yapılan çalışmalarda, kadınlar ve erkeklerde kıskançlık duygusunu tetikleyen etkenlerin sebepleri farklılık göstermektedir. Kadınlar <b>duygusal aldatma</b>dan daha çok tetiklenirken, erkekler <b>fiziksel aldatma</b>dan etkilenir. Bunun en büyük sebebi, doğacak yavruyla kurulan ilişkidir.</p>
<ul>
<li><b>Erkeklerde Kıskançlık:</b> Bir kadın, her zaman doğacak çocuğun kendisinin olduğundan emindir çünkü çocuk onun rahminde büyür. Ancak erkek için durum farklıdır; çocuğun başka bir erkekten olma ihtimali her zaman vardır. Kadın partnerin etrafındaki diğer erkeklerden duyulan rahatsızlık hissinin kaynağı tam da budur. Çünkü başka bir erkekten olan bir çocuğun bakımını üstlenmek, genleri yayma ve devam ettirme sürecinde olabilecek en kötü senaryodur.</li>
<li><b>Kadınlarda Kıskançlık:</b> Doğada, hem yeni doğan bir bebeğe bakmak hem de hayatta kalma kaynaklarını toplamak oldukça zordur. Bu süreçte erkeğin iş birliği, yeni doğan çocuğun hayatta kalabilmesi için önemli bir rol oynar. Ancak erkeğin duygusal olarak başka bir kadına bağlanması, onun doğadan elde ettiği kaynakları başka bir partner ve yavruya yönlendirme ihtimalini ortaya çıkarır. Bu da kadının genlerini aktarma ve devam ettirme şansını azaltır.</li>
</ul>
<p>Tüm bu ihtimallerden kaçınmaya çalışan ilkel atalarımız, zamanla kıskançlık duygusunu geliştirmiştir. Aslında tüm canlılarda olduğu gibi insanlarda da nihai amaçlardan biri genlerini yaymak ve devamlılığını sağlamaktır. Bu süreci korumak adına birçok davranış evrimleşmiştir. Kıskançlık normaldir, ancak zorunlu değildir.</p>
<h2><b>Kıskançlığın İlişkilere Etkisi</b></h2>
<p>Kıskançlık hissine verilen tepkiler, ilişkilere ciddi zararlar verebilir. Burada önemli olan, kişinin kıskançlık hissinin altındaki nedeni bulmasıdır. Evrimsel köklerinin olması, bu hissin yalnızca birkaç basit sebeple ortaya çıktığı anlamına gelmez; çünkü insan son derece karmaşık bir canlıdır. Kişi, geçmişte yaşadığı kötü bir ilişki deneyiminden dolayı kıskançlık yaşıyor olabilir ya da özgüven problemleri nedeniyle sürekli partnerinin başkasını tercih edeceğini düşünüyor olabilir. Bu tür düşünceler, ortada gerçek bir sebep olmasa dahi ilişki için oldukça yıkıcı olabilir.</p>
<h2><b>Kıskançlıkla Başa Çıkma Yöntemleri</b></h2>
<p>Profesyonel destek dışında en etkili yöntem, açık iletişimdir. Kıskançlık ve kaygıları hakkında konuşan partnerler, mutlaka daha rahatlamış bir hale gelir ve kaygılarının aslında o kadar gerçekçi nedenlere dayanmadığını fark eder. Her ne kadar normal ve evrimsel bir his olsa da, kıskançlık oldukça yıpratıcı bir duygudur. Yarattığı kaygı ve öfke, kişi için de zorlayıcıdır.</p>
<h2><b>Sağlıklı İlişkiler İçin Güven Bağı</b></h2>
<p>Tüm bu hislerden arınıp daha güvende hissedilen bir ilişki mümkündür. Kafanızı yastığa rahat bir şekilde koyduğunuz, partnerinize güvendiğiniz bir ilişkinin yerini hiçbir şey tutamaz. Herkes ayrı bir bireydir ve kimse kimseye ait olamaz. Sağlıklı bir ilişki için en öncelikli olan şey, iki bireyin ince ince dokuyarak oluşturduğu <b>güven bağı</b>na sahip olup her anlamda güvende hissedebilmektir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/romantik-iliskilerde-kiskancligin-evrimsel-kokeni/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
