<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Dilara Tok &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/dilaratok/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Mon, 11 May 2026 11:57:52 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Dilara Tok &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Akran Zorbalığı: Görünenden daha fazlası</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/akran-zorbaligi-gorunenden-daha-fazlasi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=akran-zorbaligi-gorunenden-daha-fazlasi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/akran-zorbaligi-gorunenden-daha-fazlasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Tok]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 May 2026 22:15:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ergen Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Akran zorbalığı]]></category>
		<category><![CDATA[ergen psikolojisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=33550</guid>

					<description><![CDATA[Akran zorbalığı, çoğu zaman yalnızca fiziksel şiddetle ilişkilendirilir. Oysa zorbalık, bir çocuğun bir diğerine karşı tekrar eden, kasıtlı ve güç dengesizliği içeren davranışlarının tümünü kapsar. Bu davranışlar her zaman görünür ve belirgin olmayabilir. Bazen bir söz, bazen bir bakış, bazen de grup içinde dışlama şeklinde kendini gösterir. Bu yönüyle akran zorbalığı, fark edilmesi zor ama [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Akran zorbalığı, çoğu zaman yalnızca fiziksel şiddetle ilişkilendirilir. Oysa <strong>zorbalık</strong>, bir çocuğun bir diğerine karşı tekrar eden, kasıtlı ve güç dengesizliği içeren davranışlarının tümünü kapsar. Bu davranışlar her zaman görünür ve belirgin olmayabilir. Bazen bir söz, bazen bir bakış, bazen de grup içinde dışlama şeklinde kendini gösterir. Bu yönüyle akran zorbalığı, fark edilmesi zor ama etkisi derin bir süreçtir.</p>
<p>Zorbalık farklı biçimlerde ortaya çıkabilir. Fiziksel zorbalık; itme, vurma gibi doğrudan temas içeren davranışları kapsarken, sözel zorbalık; alay etme, lakap takma ve küçük düşürücü ifadelerle kendini gösterir. Sosyal ya da ilişkisel zorbalıkta çocuk, grup dışında bırakılır, yok sayılır ya da diğerleri tarafından bilinçli olarak yalnızlaştırılır. Günümüzde giderek artan <strong>siber zorbalık</strong> ise dijital platformlar üzerinden yapılan incitici paylaşımlar ve mesajlar aracılığıyla gerçekleşir. Psikolojik ve duygusal zorbalık ise çoğu zaman daha örtük ilerler; küçümseme, değersiz hissettirme ve sürekli eleştirilme gibi davranışlarla çocuğun iç dünyasını etkiler.</p>
<p>Akran zorbalığının en zorlayıcı yönlerinden biri, her zaman dile getirilmiyor olmasıdır. Çocuklar yaşadıklarını çoğu zaman paylaşmakta zorlanır. Bazen utanırlar, bazen anlaşılmayacaklarını düşünürler, bazen de durumu “büyütmek” istemezler. Ancak ifade edilmeyen duygular ortadan kaybolmaz; aksine farklı yollarla kendini göstermeye başlar. İçe kapanma, okula gitmek istememe, ani öfke patlamaları ya da ev içinde artan huzursuzluk bu durumun yansımaları olabilir. Bazı çocuklarda ise kontrol ihtiyacı, takıntılı düşünceler ya da kaygı belirtileri ön plana çıkabilir.</p>
<p>Bu noktada önemli olan yalnızca zorbalığı durdurmak değil, çocuğun bu süreçte nasıl güçlendiğidir. Çocuğun duygularını tanıması ve ifade edebilmesi, yaşadığı durum karşısında kendini koruyabilmesi ve sınır koyabilmesi desteklenmelidir. <strong>Özgüvenin</strong> güçlendirilmesi, sosyal becerilerin geliştirilmesi ve baş etme stratejilerinin öğretilmesi bu sürecin temel yapı taşlarıdır. Çocuk “ben ne hissediyorum?” ve “bu durumda ne yapabilirim?” sorularına yanıt bulabildikçe daha sağlam bir duruş geliştirebilir.</p>
<p>Eğer zorbalığın etkileri daha derinleşmişse, profesyonel destek süreci devreye girebilir. Bu noktada terapi, çocuğun yaşadığı duygusal yükü anlamlandırmasına ve yeniden düzenlemesine yardımcı olur. Ancak bu süreç yalnızca çocukla sınırlı değildir. Ailenin sürece dahil olması, çocuğun anlaşılması ve desteklenmesi açısından oldukça önemlidir. Gerektiğinde okul ile iş birliği yapmak, öğretmenleri bilgilendirmek ve çocuğun bulunduğu sosyal ortamı düzenlemek de sürecin sağlıklı ilerlemesine katkı sağlar.</p>
<p>Akran zorbalığı çoğu zaman sandığımızdan daha yaygındır ve her zaman açıkça görünmez. Bu nedenle çocukların davranışlarındaki küçük değişimleri fark etmek, onları yargılamadan dinlemek ve duygularına alan açmak önemlidir. Bu süreçte çocuklara verilebilecek en önemli mesajlardan biri, yaşadıklarının görünür ve anlaşılır olduğudur. Çocuğun yanında duran, onu gerçekten dinleyen ve duygularını küçümsemeyen bir yetişkin varlığı, iyileşme sürecinin en güçlü desteklerinden biridir. Çünkü çocuk, anlaşılmadığını değil anlaşıldığını hissettiğinde, yaşadığı zorlayıcı deneyimleri tek başına taşımak zorunda olmadığını fark eder; bu da yalnızlık duygusunu azaltır ve baş etme kapasitesini güçlendirir. Zorbalığı tamamen ortadan kaldırmak her zaman mümkün olmayabilir; ancak çocuklara bu durumlarla baş edebilecek içsel gücü kazandırmak mümkündür. Ve çoğu zaman bir çocuğun ihtiyacı olan şey, çözümden önce anlaşılmaktır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/akran-zorbaligi-gorunenden-daha-fazlasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İçimizdeki Eleştirmen: Kendinle Nasıl Konuşuyorsun?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/icimizdeki-elestirmen-kendinle-nasil-konusuyorsun/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=icimizdeki-elestirmen-kendinle-nasil-konusuyorsun</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/icimizdeki-elestirmen-kendinle-nasil-konusuyorsun/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Tok]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Apr 2026 23:00:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Zihin ve Davranış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=30297</guid>

					<description><![CDATA[Gün içinde zihnimizden geçen cümleleri ne kadar fark ediyoruz? Bir hata yaptığımızda, bir işi yetiştiremediğimizde ya da kendimizi yetersiz hissettiğimiz bir anda içimizden geçen ilk ses çoğu zaman oldukça sert olabilir: “Yine beceremedim.” “Ben zaten hep böyleyim.” “Neden bunu söyledim ki?” Dikkat çekici olan ise çoğu zaman kendimize söylediğimiz bu cümleleri sevdiğimiz birine asla söylemeyecek [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="container">
<div id="model-response-message-contentr_aba4f7e235d5db9e" class="markdown markdown-main-panel stronger enable-updated-hr-color" dir="ltr" aria-live="polite" aria-busy="false">
<p data-path-to-node="1">Gün içinde zihnimizden geçen cümleleri ne kadar fark ediyoruz? Bir hata yaptığımızda, bir işi yetiştiremediğimizde ya da kendimizi yetersiz hissettiğimiz bir anda içimizden geçen ilk ses çoğu zaman oldukça sert olabilir: “Yine beceremedim.” “Ben zaten hep böyleyim.” “Neden bunu söyledim ki?” Dikkat çekici olan ise çoğu zaman kendimize söylediğimiz bu cümleleri sevdiğimiz birine asla söylemeyecek olmamızdır.</p>
<h2 data-path-to-node="2"><b data-path-to-node="2" data-index-in-node="0">İç Sesin Kökenleri ve Oluşumu</b></h2>
<p data-path-to-node="3">Peki bu ses nereden geliyor? Aslında iç sesimizin oluşumunda bizi büyüten insanların önemli bir rolü vardır. Çocukluk döneminde bakım verenlerimizin bize nasıl yaklaştığı, hatalarımıza nasıl tepki verdiği, başarılarımızı ve başarısızlıklarımızı nasıl anlamlandırdığı zamanla iç dünyamızda bir ses hâline gelir. Sürekli eleştirilen, kıyaslanan ya da koşullu kabul gören bir çocuk, yetişkinlikte kendi kendine de benzer bir dille yaklaşabilir. Bazen bu ses bir annenin sık tekrar ettiği bir cümlenin, bazen bir babanın yüksek beklentilerinin, bazen de çevrenin yargılayıcı tutumlarının içselleşmiş bir yansımasıdır.</p>
<h2 data-path-to-node="4"><b data-path-to-node="4" data-index-in-node="0">Otomatikleşen Düşünceler ve Gerçeklik Algısı</b></h2>
<p data-path-to-node="5">Zamanla bu iç ses o kadar otomatikleşir ki çoğu zaman onun farkında bile olmayız. Gün içinde zihnimizden geçen bu cümleler artık o kadar alışıldık bir hâl alır ki onları sorgulamadan gerçek kabul etmeye başlayabiliriz. Aslında birçok kişi kendini eleştiren bu iç sesin ne kadar baskın olduğunun farkında değildir; çünkü bu ses zamanla düşünce akışımızın doğal bir parçası gibi hissedilir.</p>
<p data-path-to-node="6">Psikolojide bu tür iç konuşmalar <b data-path-to-node="6" data-index-in-node="33">otomatik düşünceler</b> olarak adlandırılır. Yani herhangi bir duruma karşı zihnimizde anlık olarak beliren, çoğu zaman fark etmeden kabul ettiğimiz düşüncelerdir. Bu düşünceler her zaman gerçeği yansıtmaz; aksine çoğu zaman abartılı, genelleyici ya da olumsuz bir bakış açısı içerir. Örneğin küçük bir hatayı “her şeyi mahvettim” şeklinde yorumlamak ya da tek bir başarısızlıktan yola çıkarak “ben zaten yetersizim” sonucuna varmak, zihnin yaptığı bilişsel çarpıtmalardan biridir. Bu nedenle içimizden geçen her düşünceyi doğru kabul etmek yerine, onun ne kadar gerçekçi olduğunu sorgulamak önemlidir.</p>
<h2 data-path-to-node="7"><b data-path-to-node="7" data-index-in-node="0">İç Eleştirmenin Günlük Hayata Etkileri</b></h2>
<p data-path-to-node="8">İç eleştirmen yalnızca o anki ruh hâlimizi değil, günlük hayatımızı ve ilişkilerimizi de etkileyebilir. Sürekli kendini yargılayan bir zihin, zamanla kişinin kendine olan güvenini yavaş yavaş kırabilir. Kişi yaptığı her işte hata yapacağını düşünmeye başlayabilir, karar verirken daha fazla zorlanabilir ve sosyal ilişkilerinde kendini geri çekebilir. “Yanlış bir şey söylersem?”, “Beni yetersiz bulurlar mı?” gibi düşünceler kişinin hem iş hayatında hem de yakın ilişkilerinde daha kaygılı ve çekingen davranmasına sebebiyet verebilir.</p>
<p data-path-to-node="9">Burada önemli bir soru ortaya çıkıyor: Kendimizi eleştirdiğimiz kadar kendimize şefkatle yaklaşabiliyor muyuz?</p>
<h2 data-path-to-node="10"><b data-path-to-node="10" data-index-in-node="0">Öz Şefkat Ve Destekleyici İç Diyalog</b></h2>
<p data-path-to-node="11">Çoğu zaman cevap ara sıra oluyor. Başkaları zorlandığında onlara anlayış gösterirken, konu kendimiz olduğunda daha katı, daha acımasız ve daha sabırsız davranabiliyoruz. Oysa <b data-path-to-node="11" data-index-in-node="175">öz şefkat</b>, kendine acımak ya da her şeyi olumlu görmek değildir. Öz şefkat; zorlandığını kabul etmek, insan olmanın hata yapmayı da içerdiğini hatırlamak ve o anda kendine destekleyici bir yerden yaklaşabilmektir.</p>
<p data-path-to-node="12">Peki bu nasıl mümkün olabilir? Öncelikle iç sesimizi fark etmekle başlar. Kendimize hangi cümleleri kurduğumuzu gözlemlemek önemlidir. Örneğin “Yine mahvettim” dediğimiz anda durup kendimize şu soruyu sorabiliriz: “Aynı durumda yakın bir arkadaşım olsaydı ona ne söylerdim?” Çoğu zaman ona daha anlayışlı, daha gerçekçi ve daha destekleyici yaklaşırız. İşte aynı dili kendimize de yöneltebilmek öz şefkatin ilk adımıdır.</p>
<h2 data-path-to-node="13"><b data-path-to-node="13" data-index-in-node="0">Kendimizle Kurduğumuz En Uzun İlişki</b></h2>
<p data-path-to-node="14">Bazen insanı en çok dış dünya değil, kendi zihnindeki ses yorabilir. Bu yüzden ruhsal iyilik hâlimizi belirleyen en önemli unsurlardan biri, kendimizle kurduğumuz <b data-path-to-node="14" data-index-in-node="163">iç diyalog</b>dur. Çünkü insan, hayatı boyunca en uzun ilişkiyi yine kendisiyle yaşar.</p>
<p data-path-to-node="15">Belki de kendimize sorabileceğimiz en önemli soru şu: İçimde bana konuşan ses beni güçlendiren bir ses mi, yoksa beni aşağı çeken bir ses mi? Çünkü insan zamanla en çok duyduğu sese inanır. Eğer bu ses sürekli eleştiren, yargılayan ve eksik bulan bir yerden geliyorsa, kendimizle kurduğumuz ilişki de bundan etkilenir. Oysa daha anlayışlı, daha dengeli ve destekleyici bir iç ses geliştirmek mümkündür. Bazen hayatımızı değiştiren büyük adımlar değil, kendimize söylediğimiz küçük ama şefkatli cümlelerdir.</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/icimizdeki-elestirmen-kendinle-nasil-konusuyorsun/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaygının İşlevi: Zihnin Alarm Sistemini Anlamak</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/kayginin-islevi-zihnin-alarm-sistemini-anlamak/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kayginin-islevi-zihnin-alarm-sistemini-anlamak</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/kayginin-islevi-zihnin-alarm-sistemini-anlamak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Tok]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Mar 2026 22:40:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=27818</guid>

					<description><![CDATA[Kaygı çoğu zaman olumsuz bir duygu olarak algılanır. Günlük dilde kaygıdan söz edildiğinde genellikle “kurtulmamız gereken” ya da “fazla düşünmenin sonucu” gibi yorumlarla karşılaşılır. Bu nedenle kaygı, çoğu kişi tarafından yalnızca rahatsız edici ve istenmeyen bir deneyim olarak görülür. Oysa psikolojik açıdan bakıldığında kaygı, insan zihninin en temel ve işlevsel mekanizmalarından biridir. Kaygı aslında zihnin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="2"><span class="text-block-with-attachment">Kaygı çoğu zaman olumsuz bir duygu olarak algılanır. Günlük dilde kaygıdan söz edildiğinde genellikle “kurtulmamız gereken” ya da “fazla düşünmenin sonucu” gibi yorumlarla karşılaşılır. Bu nedenle kaygı, çoğu kişi tarafından yalnızca rahatsız edici ve istenmeyen bir deneyim olarak görülür. Oysa psikolojik açıdan bakıldığında kaygı, insan zihninin en temel ve işlevsel mekanizmalarından biridir. Kaygı aslında zihnin bizi olası tehlikelere karşı hazırlamak için devreye soktuğu bir <b data-path-to-node="2" data-index-in-node="483">alarm sistemi</b> olarak düşünülebilir. İnsan zihni çevresini sürekli olarak değerlendirir ve olası riskleri tespit etmeye çalışır. Bu değerlendirme sürecinde kaygı devreye girer ve kişiyi dikkatli olmaya, önlem almaya ve hazırlık yapmaya yönlendirir. Örneğin önemli bir sınav öncesinde hissedilen kaygı, bireyin daha fazla çalışmasına ve hazırlık yapmasına katkı sağlayabilir. Benzer şekilde yeni bir işe başlarken hissedilen kaygı, kişinin daha planlı davranmasına ve olası hataları önceden düşünmesine yardımcı olabilir. Bu yönüyle kaygı, bireyin çevreye uyum sağlamasını kolaylaştıran koruyucu bir mekanizma olarak işlev görür.</span></p>
<p data-path-to-node="4">Kaygının biyolojik temelleri de bu koruyucu işlevi destekler. Tehlike algılandığında vücut “savaş ya da kaç” olarak bilinen fizyolojik bir tepki verir. Kalp atışlarının hızlanması, kasların gerilmesi ve dikkatin artması gibi bedensel değişiklikler organizmayı olası bir tehdide karşı hazırlamayı amaçlar. Bu mekanizma insanlık tarihinin erken dönemlerinde hayatta kalma açısından önemli bir rol oynamıştır. Günümüzde fiziksel tehditler daha az görünür olsa da, zihnimiz benzer sistemi sosyal ve psikolojik durumlarda da kullanmaya devam etmektedir.</p>
<p data-path-to-node="5">Ancak kaygı her zaman aynı şekilde işlevsel kalmaz. Kaygının yararlı olabilmesi için belirli bir düzeyde olması gerekir. Çok düşük kaygı, kişinin sorumluluklarını ertelemesine ve motivasyon kaybına yol açabilir. Buna karşılık aşırı kaygı ise düşünme süreçlerini zorlaştırabilir ve kişinin günlük yaşamını olumsuz etkileyebilir. Bu noktada kaygı, koruyucu bir mekanizma olmaktan çıkarak kişinin yaşam kalitesini düşüren bir yük haline gelebilir.</p>
<p data-path-to-node="6">Özellikle modern yaşamın getirdiği belirsizlikler, yoğun bilgi akışı ve sürekli performans beklentisi kaygının daha sık deneyimlenmesine neden olabilmektedir. İnsan zihni belirsizlik karşısında doğal olarak riskleri tahmin etmeye çalışır. Ancak bu süreç bazen kontrol edilemeyen düşünce döngülerine dönüşebilir. Kişi henüz gerçekleşmemiş olası senaryolar üzerinde uzun süre düşünmeye başlayabilir ve bu da kaygı düzeyinin giderek artmasına yol açabilir.</p>
<p data-path-to-node="7">Psikolojik açıdan önemli olan nokta, kaygıyı tamamen ortadan kaldırmaya çalışmak değil, onu anlamak ve yönetilebilir bir düzeyde tutabilmektir. Kaygı çoğu zaman kişinin hayatındaki önemli alanlara işaret eden bir duygu olabilir. Bireyin değer verdiği konular, sorumlulukları ve hedefleri kaygının ortaya çıkmasında etkili olabilir. Bu nedenle kaygıyı yalnızca bastırılması gereken bir duygu olarak görmek yerine, zihnin verdiği bir sinyal olarak değerlendirmek daha sağlıklı bir <b data-path-to-node="7" data-index-in-node="479">psikolojik uyum</b> yaklaşımı olabilir.</p>
<p data-path-to-node="8">Psikoterapi süreçlerinde de kaygı çoğu zaman bu perspektifle ele alınır. Amaç kaygıyı tamamen yok etmek değil, kişinin kaygı ile kurduğu ilişkiyi yeniden düzenlemektir. Kaygıyı tetikleyen düşünce kalıplarını fark etmek, belirsizlikle baş etme becerilerini geliştirmek ve bedensel tepkileri düzenlemeyi öğrenmek bu süreçte önemli adımlar arasında yer alır. Bu sayede kaygı, kontrol edilmesi zor bir deneyim olmaktan çıkar ve kişinin hayatında daha anlaşılır bir yere oturur.</p>
<p data-path-to-node="9">Günlük yaşamda kaygıyı tamamen ortadan kaldırmaya çalışmak çoğu zaman gerçekçi bir hedef değildir. Çünkü kaygı insan deneyiminin doğal bir parçasıdır ve birçok durumda bireyin dikkatini önemli noktalara yöneltmesine yardımcı olur. Bu nedenle kaygıyı yalnızca rahatsız edici bir duygu olarak değerlendirmek yerine, hangi durumlarda ortaya çıktığını ve bize ne anlatmaya çalıştığını anlamak önemlidir.</p>
<p data-path-to-node="10">Sonuç olarak kaygı, insan zihninin doğal ve işlevsel bir parçasıdır. Doğru anlaşıldığında kaygı yalnızca zorlayıcı bir duygu değil, aynı zamanda bireyi hazırlayan ve koruyan bir <b data-path-to-node="10" data-index-in-node="178">savunma mekanizması</b> olarak da görülebilir. Önemli olan kaygıyı tamamen ortadan kaldırmaya çalışmak değil, onun verdiği mesajı anlayabilmek ve yaşam içinde dengeli bir şekilde yönetebilmektir. Zihnin alarm sistemi olarak işlev gören kaygı, doğru şekilde ele alındığında bireyin hem kendini hem de çevresini daha bilinçli bir şekilde değerlendirmesine yardımcı olabilir. Bu nedenle kaygıyı yalnızca bastırılması gereken bir duygu olarak görmek yerine, anlamaya çalışmak daha sağlıklı bir başlangıç olabilir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/kayginin-islevi-zihnin-alarm-sistemini-anlamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
