<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Deniz EFE &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/denizefe/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Thu, 14 May 2026 15:47:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Deniz EFE &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Manipüle Edildiğini Fark Etmek</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/manipule-edildigini-fark-etmek/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=manipule-edildigini-fark-etmek</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/manipule-edildigini-fark-etmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Deniz EFE]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 May 2026 21:10:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[Bağlanma]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=34568</guid>

					<description><![CDATA[Bazen bir ilişkinin içinde kendimizi tam olarak kötü hissetmeyiz ama rahat da hissetmeyiz. Ortada büyük bir kavga, açık bir hakaret ya da belirgin bir baskı yoktur. Yine de içten içe bir şeylerin yolunda gitmediğini hissederiz. Sürekli kendimizi açıklamak zorunda kalırız, hayır dediğimizde suçluluk duyarız, kırıldığımızda bunu söylemekten çekiniriz. Zamanla kendi duygularımıza bile güvenmek zorlaşır. Manipülasyon [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bazen bir ilişkinin içinde kendimizi tam olarak kötü hissetmeyiz ama rahat da hissetmeyiz. Ortada büyük bir kavga, açık bir hakaret ya da belirgin bir baskı yoktur. Yine de içten içe bir şeylerin yolunda gitmediğini hissederiz. Sürekli kendimizi açıklamak zorunda kalırız, hayır dediğimizde suçluluk duyarız, kırıldığımızda bunu söylemekten çekiniriz. Zamanla kendi duygularımıza bile güvenmek zorlaşır.</p>
<p><strong>Manipülasyon</strong> çoğu zaman böyle fark edilmeden başlar. Bir kişi, kendi istediğini kabul ettirmek için karşısındaki insanın duygularını, vicdanını, korkularını ya da sevgi ihtiyacını kullanabilir. Bu her zaman bağırarak, tehdit ederek ya da açıkça zorlayarak yapılmaz. Bazen çok sakin cümlelerle, bazen iyi niyet gibi görünen davranışlarla, bazen de suçluluk hissettirilerek olur.</p>
<p>Bu yüzden manipüle edildiğini anlamak kolay değildir. Çünkü kişi çoğu zaman karşısındakini seviyor olabilir. Ona güvenmek isteyebilir. “Belki ben yanlış anladım”, “Belki de gerçekten fazla hassasım” diye düşünebilir. Ancak bir ilişkide sürekli kendinizden şüphe etmeye başladıysanız, bu duygu önemsenmelidir.</p>
<p>Manipülasyonun en belirgin taraflarından biri, kişinin kendi hislerinden uzaklaşmasıdır. Normalde bir şeye kırıldığımızda, rahatsız olduğumuzda ya da sınırımız aşıldığında bunu fark ederiz. Fakat manipülatif bir ilişkide bu duygular sık sık küçümsenir. Kişi zamanla “Ben ne hissediyorum?” sorusundan çok “Bunu hissetmeye hakkım var mı?” sorusunu sormaya başlar.</p>
<p>Örneğin bir davranıştan rahatsız olursunuz ve bunu dile getirirsiniz. Karşınızdaki kişi konuyu kendi davranışından çıkarıp sizin tepkinize getirir. Böylece asıl mesele konuşulmaz. Siz de kendinizi anlatmaya, savunmaya ya da haklı olduğunuzu kanıtlamaya çalışırken bulursunuz. Bu durum tekrar ettikçe insan yorulur ve bir süre sonra konuşmamayı tercih eder.</p>
<p>Manipülasyon sadece romantik ilişkilerde görülmez. Aile içinde, arkadaşlıklarda, iş hayatında ya da günlük ilişkilerde de ortaya çıkabilir. Bazen bir aile üyesi “Senin için bunca şey yaptım” diyerek kişiyi istediği yönde davranmaya zorlayabilir. Bazen bir arkadaş, hayır cevabını kabul etmek yerine küserek ya da uzaklaşarak baskı kurabilir. Bazen de bir partner, sevgiyi bir güven alanı olmaktan çıkarıp kontrol aracı gibi kullanabilir.</p>
<p>Burada önemli olan şudur: Birinin sizi seviyor olması, sizi yönetme hakkı olduğu anlamına gelmez. Birinin kırılması, sizin her zaman kendi sınırlarınızdan vazgeçmeniz gerektiği anlamına gelmez. İlişkilerde emek, anlayış ve fedakârlık elbette önemlidir. Ama bunlar tek taraflı hale geldiğinde, kişi kendi ihtiyaçlarını sürekli yok saymaya başladığında ilişki yıpratıcı bir hale gelir.</p>
<p>Sağlıklı bir ilişkide insan kendini sürekli suçlu hissetmez. Duygularını söylediğinde küçümsenmez. Hayır dediğinde sevgiden mahrum bırakılmaz. Kendi kararlarını verdiğinde bencil olmakla suçlanmaz. Elbette her ilişkide anlaşmazlıklar olabilir. Fakat sağlıklı ilişkilerde amaç bir tarafı susturmak değil, birbirini anlamaya çalışmaktır.</p>
<p>Manipülasyonu fark etmek için bazen büyük olaylara bakmak gerekmez. Kendinize şu soruları sormak yeterli olabilir: Bu ilişkide kendimi rahatça ifade edebiliyor muyum? Hayır dediğimde buna saygı duyuluyor mu? Sürekli karşı tarafın tepkisini düşünerek mi hareket ediyorum? Kendi isteklerimi söylemekten çekiniyor muyum? Bu ilişki bana iyi geliyor mu, yoksa beni sürekli yoruyor mu?</p>
<p>Bu soruların cevabı her zaman hemen netleşmeyebilir. Çünkü insan alıştığı bir düzenin içinde neyin normal, neyin yorucu olduğunu ayırt etmekte zorlanabilir. Özellikle uzun süre suçlu hissettirilmiş kişiler için sınır koymak kolay değildir. Hayır demek, kendini kötü biri gibi hissettirebilir. Oysa sınır koymak kötü olmak değildir. Sınır koymak, insanın kendini korumasıdır.</p>
<p>“Sana böyle konuşulduğunda kendimi kötü hissediyorum”, “Bu konuda kararımı kendim vermek istiyorum”, “Buna şu an evet demek istemiyorum” gibi cümleler küçük ama önemli adımlardır. Her şeyi bir anda değiştirmek gerekmez. Bazen sadece kendi duygusunu fark etmek bile başlangıçtır.</p>
<p>Manipülasyonun etkisinden çıkmak, önce yaşanan durumu fark etmekle başlar. İnsan bazen bir ilişkiyi kaybetmemek için kendinden uzaklaşır. Karşı taraf üzülmesin, kızmasın, gitmesin diye kendi sesini kısmaya başlar. Fakat bir ilişkiyi sürdürmek uğruna sürekli kendinden vazgeçmek, zamanla insanın içini yorar.</p>
<p>Bu yüzden kendinize şu soruyu sormak önemlidir: Bu ilişkide gerçekten kendim olabiliyor muyum?</p>
<p>Çünkü sevgi, insanı küçültmemelidir. Sevgi, kişiyi sürekli kendinden şüphe ettirmemelidir. Sağlıklı bir ilişkide insan görülür, duyulur ve sınırlarıyla birlikte kabul edilir.</p>
<p>Manipülasyonu fark etmek kolay olmayabilir. Ama fark etmek, insanın kendine dönmesi için önemli bir adımdır. Bazen en iyileştirici başlangıç, şu cümleyi içtenlikle kurabilmektir:</p>
<p><strong>Benim duygularım da önemli. Benim sınırlarım da değerli.</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/manipule-edildigini-fark-etmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Açlık mı, Can Sıkıntısı mı? Bazen Karnımız Değil, İçimiz Acıkır</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/aclik-mi-can-sikintisi-mi-bazen-karnimiz-degil-icimiz-acikir/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=aclik-mi-can-sikintisi-mi-bazen-karnimiz-degil-icimiz-acikir</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/aclik-mi-can-sikintisi-mi-bazen-karnimiz-degil-icimiz-acikir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Deniz EFE]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Apr 2026 22:20:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Zihin ve Davranış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=30640</guid>

					<description><![CDATA[Yemek yemek hayatın en doğal ihtiyaçlarından biridir. Acıkırız, yemek yeriz ve doyarız. Ama yeme davranışı her zaman yalnızca fiziksel açlıkla ilgili olmaz. Bazen canımız sıkıldığında, stresli hissettiğimizde, yorulduğumuzda ya da içimizde adını koyamadığımız bir huzursuzluk olduğunda da yemeğe yönelebiliriz. Böyle durumlarda aslında midemiz değil, duygularımız konuşuyor olabilir. Duygusal yeme tam olarak burada devreye girer. Kişi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="container">
<div id="model-response-message-contentr_b9bfc5f4675f0f8d" class="markdown markdown-main-panel stronger enable-updated-hr-color" dir="ltr" aria-live="polite" aria-busy="false">
<p data-path-to-node="1">Yemek yemek hayatın en doğal ihtiyaçlarından biridir. Acıkırız, yemek yeriz ve doyarız. Ama yeme davranışı her zaman yalnızca fiziksel açlıkla ilgili olmaz. Bazen canımız sıkıldığında, stresli hissettiğimizde, yorulduğumuzda ya da içimizde adını koyamadığımız bir huzursuzluk olduğunda da yemeğe yönelebiliriz. Böyle durumlarda aslında midemiz değil, duygularımız konuşuyor olabilir.</p>
<p data-path-to-node="2"><b data-path-to-node="2" data-index-in-node="0">Duygusal yeme</b> tam olarak burada devreye girer. Kişi bedeni enerjiye ihtiyaç duyduğu için değil, o anda yaşadığı duyguyla baş etmek için yemek ister. Yemek, kısa süreli bir rahatlama sağlayabilir. İnsan bir şeyler yediğinde kendini birkaç dakikalığına daha iyi hissedebilir. Ama bu his çoğu zaman kalıcı olmaz. Çünkü asıl ihtiyaç yemek değil, o an yaşanan duygunun fark edilmesi ve anlaşılmasıdır.</p>
<p data-path-to-node="3">Özellikle can sıkıntısı, yeme davranışını tetikleyen en yaygın durumlardan biridir. İnsan bazen sadece boş kaldığı için değil, ne yapacağını bilemediği için de sıkılır. Böyle anlarda yemek bir uğraş gibi gelir. Televizyon izlerken, telefonda gezinirken, ders arasında ya da gece uyumadan önce ortaya çıkan atıştırma isteği çoğu zaman gerçek açlıktan çok o anki boşluğu doldurma çabasıyla ilgilidir. Çünkü yemek ulaşması kolay, hızlı ve geçici olarak iyi hissettiren bir seçenektir.</p>
<p data-path-to-node="4">Gerçek açlık ile duygusal açlığı ayırt etmek her zaman kolay olmayabilir. Yine de aralarında bazı farklar vardır. <b data-path-to-node="4" data-index-in-node="114">Fiziksel açlık</b> genellikle yavaş yavaş gelir. Mide kazınması, halsizlik ya da enerjide düşüş gibi bedensel işaretlerle kendini gösterebilir. Kişi ne yiyeceği konusunda çok seçici olmaz; temel olarak doymak ister. Duygusal açlık ise daha ani ortaya çıkar. Genellikle belirli yiyecekleri düşündürür. Özellikle tatlı, çikolata, cips ya da hamur işi gibi yiyecekler daha çekici hale gelir. Çünkü burada amaç beslenmekten çok rahatlamaktır.</p>
<p data-path-to-node="5">Bu yüzden kişi bazen kendine kızabilir. “Neden sürekli bir şeyler yemek istiyorum?” ya da “Neden kendimi durduramıyorum?” diye düşünebilir. Oysa çoğu zaman mesele iradesizlik değildir. Asıl mesele, kişinin ne hissettiğini fark etmekte zorlanmasıdır. İnsan bazen üzgün, yalnız, gergin ya da sadece tükenmiş hissedebilir. Ama bu duygularla temas etmek yerine kendini mutfakta bulabilir. Çünkü yemek, birçok kişi için en kolay kaçış yollarından biri haline gelebilir.</p>
<p data-path-to-node="6">Stres de bu süreci oldukça etkiler. Yoğun bir günün ardından “Bir şeyler yiyeyim de rahatlayayım” düşüncesi çok tanıdıktır. Yemek bazen sadece açlığı gidermek için değil, günün yükünü hafifletmek için de kullanılır. Özellikle kişi kendine gün içinde hiç alan açmıyorsa, dinlenmeye fırsat bulamıyorsa ya da sürekli bir şeylere yetişmeye çalışıyorsa, yemek küçük bir mola gibi görünmeye başlayabilir.</p>
<p data-path-to-node="7">Burada önemli olan şey, duygusal yeme davranışını hemen kötü ya da yanlış diye etiketlememektir. Çünkü bu yaklaşım kişiyi daha fazla suçluluk duygusuna sürükleyebilir. Oysa daha yararlı olan, bu davranışın ne anlatmaya çalıştığını anlamaktır. Bazen ihtiyaç gerçekten yemek değildir; biraz dinlenmek, nefes almak, oyalanmak, sakinleşmek ya da bir duyguyu fark etmek olabilir.</p>
<p data-path-to-node="8">Böyle anlarda kişinin kendine birkaç basit soru sorması işe yarayabilir: “Ben şu an gerçekten aç mıyım?”, “En son ne zaman yemek yedim?”, “Şu an ne hissediyorum?”, “Yemek dışında bana iyi gelebilecek başka ne olabilir?” Bu sorular küçük görünse de kişinin otomatik davranmak yerine kendine dönmesini sağlar. Çünkü çoğu zaman yeme davranışı düşünmeden gerçekleşir. Önce el yiyeceğe gider, neden sonra fark edilir.</p>
<p data-path-to-node="9">Bazen sadece birkaç dakika durmak bile fark yaratır. Hemen bir şeyler yemek yerine su içmek, kısa bir yürüyüş yapmak, ortam değiştirmek, derin nefes almak ya da biriyle konuşmak iyi gelebilir. Böylece kişi gerçekten neye ihtiyaç duyduğunu biraz daha net görebilir. Elbette her yeme isteği duygusal değildir. Bazen gerçekten açızdır ve bedenimizin ihtiyacını karşılamak gerekir. Ama bazen de ihtiyaç, yiyecekten çok duygusal bir destektir.</p>
<p data-path-to-node="10">Düzenli beslenme de bu noktada çok önemlidir. Gün boyunca yeterince yemeyen biri, akşam olduğunda hem bedensel hem duygusal olarak daha hassas hale gelebilir. Uzun süre aç kalmak, kişinin yeme dürtüsünü artırabilir. Bu nedenle konuyu sadece psikolojik açıdan değerlendirmek eksik kalır. Yeme davranışını anlamak için hem bedenin ihtiyaçlarına hem de duygusal duruma birlikte bakmak gerekir. Psikolog ve diyetisyen iş birliği de tam bu yüzden kıymetlidir. Biri duygusal tarafı anlamaya yardımcı olurken, diğeri bedenin ihtiyaçlarını daha dengeli bir şekilde ele alır.</p>
<p data-path-to-node="11">Bu süreçte kişinin kendine karşı daha <b data-path-to-node="11" data-index-in-node="38">yumuşak</b> olması da çok önemlidir. “Neden yine böyle yaptım?” demek yerine, “Ben o anda neye ihtiyaç duyuyordum?” diye sormak çok daha yapıcıdır. Çünkü duygusal yeme çoğu zaman zayıflık değil, zorlanmanın bir işaretidir. İnsan bazen yalnızca durmaya, anlaşılmaya ve kendini fark etmeye ihtiyaç duyar.</p>
<p data-path-to-node="12">Sonuç olarak her yeme isteği açlık anlamına gelmez. Bazen bedenimiz, bazen de duygularımız konuşur. Önemli olan, bu ikisini ayırt etmeyi öğrenmektir. Çünkü bazen gerçekten karnımız değil, içimiz acıkır. Böyle zamanlarda ihtiyacımız olan şey bir tabak yemek değil; biraz anlayış, biraz farkındalık ve kendimize karşı biraz daha şefkat olabilir.</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/aclik-mi-can-sikintisi-mi-bazen-karnimiz-degil-icimiz-acikir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bedenin Sessiz Çığlığı: Yeme Bozukluklarının Görünmeyen Hikâyesi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/bedenin-sessiz-cigligi-yeme-bozukluklarinin-gorunmeyen-hikayesi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=bedenin-sessiz-cigligi-yeme-bozukluklarinin-gorunmeyen-hikayesi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/bedenin-sessiz-cigligi-yeme-bozukluklarinin-gorunmeyen-hikayesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Deniz EFE]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Mar 2026 22:30:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=28249</guid>

					<description><![CDATA[Bazen insanın içinde bir şey olur ama adını koyamaz. Bir huzursuzluk, bir eksiklik, bir ağırlık&#8230; Sanki içeride bir şeyler sürekli konuşuyordur ama kelimeler çıkmaz. İşte böyle zamanlarda beden devreye girer. Böylece anlatamadığını, söyleyemediğini kendi içinde yoğun bir şekilde yaşar. Yeme bozuklukları çoğu zaman böyle başlar. Sessizce. Yavaş yavaş. Kimse fark etmeden. Dışarıdan bakıldığında mesele çok [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="3">Bazen insanın içinde bir şey olur ama adını koyamaz. Bir huzursuzluk, bir eksiklik, bir ağırlık&#8230; Sanki içeride bir şeyler sürekli konuşuyordur ama kelimeler çıkmaz. İşte böyle zamanlarda beden devreye girer. Böylece anlatamadığını, söyleyemediğini kendi içinde yoğun bir şekilde yaşar. Yeme bozuklukları çoğu zaman böyle başlar. Sessizce. Yavaş yavaş. Kimse fark etmeden.</p>
<p data-path-to-node="4">Dışarıdan bakıldığında mesele çok basit görünür: biri az yiyordur, biri çok yiyordur, biri sürekli diyet yapıyordur. Çoğu insan bu durumu yalnızca yemekle ilgili sanır. “Biraz daha yesen düzelirsin”, “bu kadar takılacak ne var ki”, “iradeni kullansan geçer” gibi cümleler sıkça duyulur. Ama gerçekte yeme bozuklukları bir tabağın içinde değil, insanın iç dünyasında başlar.</p>
<p data-path-to-node="5">Çünkü yemek çoğu zaman sadece yemek değildir. Bazen yemek bir tesellidir. Bazen bir kaçıştır. Bazen bir ödül, bazen de kişinin hayatında kontrol edebildiğini hissettiği tek alan olur. İnsan hayatının başka yerlerinde kendini güçsüz, yetersiz ya da görünmez hissettiğinde, bedenini kontrol ederek güçlü hissetmeye çalışabilir.</p>
<p data-path-to-node="6">Ancak yeme bozuklukları tek bir biçimde ortaya çıkmaz. Her biri farklı davranış kalıpları ve <b data-path-to-node="6" data-index-in-node="93">psikolojik dinamikler</b> içerir. Bu nedenle bu sorunları anlamak için en yaygın görülen türlerini de tanımak gerekir.</p>
<h2 data-path-to-node="7"><b data-path-to-node="7" data-index-in-node="0">Anoreksiya Nervoza</b></h2>
<p data-path-to-node="8">Yeme bozukluklarının en bilinen türlerinden biri anoreksiya nervozadır. Bu tabloda kişi ciddi şekilde kilo kaybetmesine rağmen kendisini hâlâ yeterince zayıf görmez ve kilo alma fikri yoğun bir kaygı yaratır. Yemek porsiyonları giderek küçülür, kalori hesapları artar ve kişi çoğu zaman kendisini aç bırakmayı bir başarı gibi deneyimler. Dışarıdan bakıldığında bu durum bazen “ne kadar disiplinli” olarak yorumlanabilir. Oysa içeride yaşanan şey çoğu zaman kontrolü kaybetme korkusudur. Hayatın başka alanlarında yaşanan belirsizlikler bazen beden üzerinde kurulan kontrolle dengelenmeye çalışılır.</p>
<h2 data-path-to-node="9"><b data-path-to-node="9" data-index-in-node="0">Bulimiya Nervoza</b></h2>
<p data-path-to-node="10">Bir diğer yaygın yeme bozukluğu bulimiya nervozadır. Bu durumda kişi kısa sürede çok miktarda yemek tükettiği ataklar yaşar. Atak sırasında kontrol kaybı hissi vardır; kişi yemeyi durdurmakta zorlanır. Atak bittikten sonra ise yoğun bir suçluluk ve utanç duygusu ortaya çıkar. Bu duygular çoğu zaman kusma, aşırı egzersiz yapma ya da uzun süre aç kalma gibi telafi davranışlarına yol açar. Bu tabloyu yaşayan kişiler sıklıkla bir döngü içinde olduklarını söyler: kısıtlama, kontrol kaybı, suçluluk ve yeniden kısıtlama.</p>
<h2 data-path-to-node="11"><b data-path-to-node="11" data-index-in-node="0">Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu</b></h2>
<p data-path-to-node="12">Son yıllarda daha fazla konuşulmaya başlanan bir diğer tablo ise tıkınırcasına yeme bozukluğudur. Bu durumda kişi tekrar eden şekilde kontrolsüz yeme atakları yaşar ancak bulimiyadan farklı olarak kusma veya telafi davranışları görülmez. Atakların ardından yoğun bir utanç ve kendine yönelik eleştiri ortaya çıkar. Çoğu zaman bu ataklar yalnızken yaşanır. Çünkü o an aslında yalnızca açlık yoktur; stres, yalnızlık, hayal kırıklığı ya da biriken duygular vardır. Yemek, bu duyguların kısa süreliğine sustuğu bir alan haline gelebilir.</p>
<h2 data-path-to-node="13"><b data-path-to-node="13" data-index-in-node="0">Diğer Türler ve Görünmeyen Yüzler</b></h2>
<p data-path-to-node="14">Daha az bilinen fakat özellikle çocukluk döneminde görülebilen bir diğer durum ise kaçınıcı/kısıtlayıcı yeme bozukluğudur. Bu tabloda kişi kilo alma korkusu yaşamaz; ancak belirli yiyecekleri kokusu, dokusu ya da görüntüsü nedeniyle yoğun şekilde reddeder. Bu durum zamanla beslenme yetersizliklerine ve kilo kaybına yol açabilir.</p>
<p data-path-to-node="15">Bazı kişilerde ise yeme davranışı doğrudan “sağlıklı beslenme” takıntısı etrafında şekillenir. Buna ortoreksiya adı verilir. Bu kişiler sağlıklı beslenme konusunda aşırı katı kurallar geliştirebilir ve bu kurallara uymadıklarında yoğun kaygı yaşayabilirler. Başlangıçta sağlıklı yaşam motivasyonu gibi görünen bu durum zamanla kişinin sosyal hayatını ve psikolojik dengesini etkileyebilir.</p>
<p data-path-to-node="16">Her yeme bozukluğunun görünümü farklı olsa da çoğu zaman ortak bazı psikolojik temalar vardır: kontrol ihtiyacı, kırılgan özdeğer, yoğun utanç duyguları ve duyguları düzenlemekte zorlanma. Birçok insan için kilo yalnızca estetik bir mesele değildir. Kilo; değerli olmak, güçlü olmak, kabul görmek ve bazen de görünür olmak anlamına gelebilir. Bu yüzden yeme bozukluğu davranışı ortadan kalktığında bazen kişinin yıllardır bastırdığı duygular da yüzeye çıkabilir. Çünkü o davranış sadece bir alışkanlık değil, aynı zamanda bir <b data-path-to-node="16" data-index-in-node="526">baş etme yöntemi</b>dir.</p>
<p data-path-to-node="17">Yeme bozuklukları çoğu zaman sessiz ilerler. Kişi dışarıdan bakıldığında oldukça güçlü, başarılı ve düzenli görünebilir. Hatta bazı insanlar için bu durum başlangıçta takdir bile görebilir. “Ne kadar iradelisin”, “nasıl bu kadar kilo verebildin?” gibi cümleler duyulabilir. Ama bu takdir çoğu zaman kişinin iç dünyasında yaşadığı mücadeleyi görünmez kılar.</p>
<p data-path-to-node="18">Gerçekte ise birçok kişi yalnızdır. Ve çoğu zaman yardım istemek düşündüğümüz kadar kolay değildir. Çünkü bu sorun yalnızca yemekle ilgili değildir; utançla da ilgilidir. İnsanlar çoğu zaman yaşadıkları şeyi anlatmaktan çekinir. Anlaşılmayacaklarını, abarttıklarının düşünüleceğini ya da suçlanacaklarını hissedebilirler. Oysa yeme bozuklukları bir irade meselesi değildir. Bunlar gerçek, ciddi ve tedavi edilebilir ruh sağlığı sorunlarıdır.</p>
<h2 data-path-to-node="19"><b data-path-to-node="19" data-index-in-node="0">İyileşme Süreci ve Şefkat</b></h2>
<p data-path-to-node="20">Tedavi süreci çoğu zaman birden fazla alanın birlikte çalışmasını gerektirir. Psikoterapi, psikiyatrik değerlendirme ve gerektiğinde beslenme uzmanı desteği birlikte ilerler. Terapide yalnızca yemek davranışı değil, kişinin kendisiyle kurduğu ilişki de ele alınır. Çünkü <b data-path-to-node="20" data-index-in-node="271">iyileşme</b> çoğu zaman yalnızca “daha düzenli yemek yemek” değildir. İyileşme bazen kişinin kendisine ilk kez daha yumuşak bakabilmesidir. Kendini sürekli eleştiren iç sesi fark edebilmesidir. Bedenini bir savaş alanı gibi görmek yerine onunla yeniden ilişki kurabilmesidir.</p>
<p data-path-to-node="21">Bu yazıyı okurken bazı kişiler kendilerini anlatılan durumların içinde bulabilir. Ancak burada bahsedilen örnekler bir tanı koyma amacı taşımaz. Yeme davranışı ve beden algısıyla ilgili zorluklar birçok insanın hayatında farklı dönemlerde ortaya çıkabilir. Bir durumun klinik bir yeme bozukluğu olup olmadığını değerlendirmek ise ancak psikolog, psikiyatrist ve gerektiğinde beslenme uzmanının birlikte yaptığı kapsamlı bir değerlendirmeyle mümkün olur. Bu nedenle yalnızca okunan bilgiler üzerinden kendine kesin bir tanı koymak yerine, ihtiyaç hissedildiğinde bir uzmana başvurmak her zaman daha sağlıklı bir adımdır.</p>
<p data-path-to-node="22">Bazen terapi odasında en önemli soru şudur: “Eğer kilo, görünüş ve kontrol bir süreliğine hayatından çıksa&#8230; sen kendini nasıl tanımlardın?”</p>
<p data-path-to-node="23">Bu soru kolay bir soru değildir. Ama çoğu zaman iyileşmenin başladığı yer tam olarak burasıdır. Çünkü bazı savaşlar tartıda kazanılmaz. Bazı savaşlar insanın kendi içinde verilir. Ve insan bazen kendisine biraz daha şefkat göstermeyi öğrenmeden bedenini rahat bırakamaz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/bedenin-sessiz-cigligi-yeme-bozukluklarinin-gorunmeyen-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özgüvensizlik: İnsanın Kendine Yaptığı en Sessiz Saygısızlık</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/ozguvensizlik-insanin-kendine-yaptigi-en-sessiz-saygisizlik/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=ozguvensizlik-insanin-kendine-yaptigi-en-sessiz-saygisizlik</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/ozguvensizlik-insanin-kendine-yaptigi-en-sessiz-saygisizlik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Deniz EFE]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2026 22:35:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=25391</guid>

					<description><![CDATA[Özgüvensizlik, bana göre insanın kendine yaptığı en büyük ama en sessiz saygısızlıklardan biridir. Sessizdir; çünkü çoğu zaman fark edilmez, adı konmaz, hatta zamanla normalleşir. Kimse bilinçli olarak kendini küçümsemeyi ya da geri planda kalmayı seçmez. İnsan bir sabah uyanıp “Bugünden itibaren kendime güvenmeyeceğim” demez. Bu hâl daha çok fark edilmeden, adım adım gelişir. Kendi potansiyelini [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="1">Özgüvensizlik, bana göre insanın kendine yaptığı en büyük ama en sessiz saygısızlıklardan biridir. Sessizdir; çünkü çoğu zaman fark edilmez, adı konmaz, hatta zamanla normalleşir. Kimse bilinçli olarak kendini küçümsemeyi ya da geri planda kalmayı seçmez. İnsan bir sabah uyanıp “Bugünden itibaren kendime güvenmeyeceğim” demez. Bu hâl daha çok fark edilmeden, adım adım gelişir. Kendi potansiyelini göremeyen insan, başkalarının söylediklerini, ima ettiklerini, beklentilerini ve bazen yalnızca bakışlarını bile içine almaya başlar. Başta dışarıdan gelen bu sesler, zamanla kişinin iç sesi hâline gelir. Ve bir noktadan sonra insan, farkına bile varmadan kendi kabuğuna çekilir.</p>
<h2 data-path-to-node="2"><b data-path-to-node="2" data-index-in-node="0">Yetersizlik Hissinin Hayatın Geneline Yayılımı</b></h2>
<p data-path-to-node="3">Bu geri çekilme yalnızca tek bir alanla sınırlı değildir. Özgüvensizlik sadece iş hayatında yaşanan bir sorun ya da sosyal ilişkilerde ortaya çıkan geçici bir durum değildir. Aksine, insanın hayatının tamamına sızar. Kişi kendini yetersiz hissettikçe karar almak zorlaşır, risk almaktan kaçınır, sürekli kendini başkalarıyla kıyaslar. İlişkilerde ya fazla uyumlanır ya da tamamen geri çekilir. Hayattan alınan keyif azalır. Zihnin içinde sürekli dolaşan “Zaten yapamam”, “Benden bir şey olmaz”, “Ben yeterli değilim” gibi cümleler, kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyi yavaş yavaş aşındırır.</p>
<h2 data-path-to-node="4"><b data-path-to-node="4" data-index-in-node="0">Küçük Adımlarla Gelen Sessiz Değişim</b></h2>
<p data-path-to-node="5">Oysa bu döngüden çıkış çoğu zaman sanıldığı gibi büyük kırılmalarla ya da dramatik değişimlerle olmaz. Değişim genellikle küçük ve sessiz adımlarla başlar. Kişinin önce durup kendi hayatına biraz daha yakından bakabilmesi gerekir. Küçük olumlu anları fark etmek, özgüvenin en temel yapı taşlarından biridir. Bazen birine yardım ettiğiniz bir an, bazen birinin size söylediği içten bir söz, bazen de farkında olmadan yaptığınız iyi bir davranış&#8230; Bunlar küçük gibi görünür, hatta çoğu zaman hızla geçip gider. Oysa <b data-path-to-node="5" data-index-in-node="515">özgüven</b> tam olarak bu anların birikmesiyle oluşur. İnsan bunları fark etmeye başladıkça, kendine olan inancı sessizce toparlanır. Değişim sessizdir; gösterişli değildir ama gerçektir.</p>
<h2 data-path-to-node="6"><b data-path-to-node="6" data-index-in-node="0">İçsel Fırtınalar ve İnsan Olmanın Gerçekliği</b></h2>
<p data-path-to-node="7">Her insanın kendi hayat mücadelesi vardır. Dışarıdan ne kadar güçlü, ne kadar iyi ve dengeli göründüğümüz çoğu zaman gerçeği yansıtmaz. İnsan bazen kendi düşünceleriyle ve duygularıyla baş başa kaldığında yorulur, sıkışır, içinden çıkamadığını hisseder. Böyle anlar yaşamak bir zayıflık göstergesi değildir. Aksine, insan olmanın en gerçek hâllerinden biridir. Kimsenin hayatı sürekli güçlü, kontrollü ve sorunsuz bir çizgide ilerlemez. Güçlü görünen insanların da içlerinde sessizce zorlandıkları anlardan dolayı fırtınalar vardır.</p>
<h2 data-path-to-node="8"><b data-path-to-node="8" data-index-in-node="0">Duygusal Dürüstlük ve Bastırılan Hislerin Yükü</b></h2>
<p data-path-to-node="9">Tam da bu noktalarda, insanın kendine karşı biraz daha dürüst olabilmesi önemlidir. Duyguları bastırmak, yok saymak ya da “geçer” diyerek ertelemek kısa vadede işe yarıyor gibi görünse de uzun vadede daha fazla yük bindirir. Bastırılan duygular kaybolmaz; sadece daha derine iner. Olumsuz düşünceler hayatın tamamen dışına atılamaz; ancak onlarla kurulan ilişki değiştirilebilir. İnsan bunu fark ettikçe, kendine daha şefkatli bir yerden bakmaya başlar.</p>
<h2 data-path-to-node="10"><b data-path-to-node="10" data-index-in-node="0">Hayal Kırıklıklarıyla Yüzleşmek ve Sınırları Tanımak</b></h2>
<p data-path-to-node="11">Hayat aynı zamanda hayal kırıklıklarıyla doludur. Bazen hata yaparız, bazen kendimizi yetersiz hissederiz. Bazen de hiç beklemediğimiz insanlardan incitici davranışlar görürüz. Bu kişi bir aile üyesi, çok güvendiğimiz bir arkadaş ya da partnerimiz olabilir. Böyle durumlarda yaşanan sarsıntı derindir. İnsan, zihninde kurduğu ilişkiyle gerçekte yaşadığı şeyin aynı olmadığını fark ettiğinde içten içe yorulur. Bu <b data-path-to-node="11" data-index-in-node="413">yüzleşme</b> kolay değildir; ama çoğu zaman kişinin kendini yeniden tanımasına ve sınırlarını fark etmesine alan açar.</p>
<h2 data-path-to-node="12"><b data-path-to-node="12" data-index-in-node="0">Modern Dünyada Güven ve Yalnızlaşma Sorunu</b></h2>
<p data-path-to-node="13">Son yıllarda bu tür yaşantıların arttığını görmek mümkün. İnsanlar birbirine güvenmekte zorlanıyor; daha temkinli, daha mesafeli ve daha yalnız hâle geliyor. On–on beş yıl öncesini düşündüğümüzde, sokakta selamlaşmanın, gülümsemenin ve yardımlaşmanın daha doğal olduğu bir zaman vardı. Bugün ise insanlar başkalarına olduğu kadar kendilerine de güvenmekte zorlanıyor. Bu güvensizlik hâli insanları yalnızlaştırıyor. İnsanlar biriyle iletişime girerken, hatta basit bir gülümseme gösterirken bile tereddüt edebiliyor. Oysa insan, temasla güçlenen bir varlık.</p>
<h2 data-path-to-node="14"><b data-path-to-node="14" data-index-in-node="0">Kendine Yaklaşmak ve içsel Sessizliğe Ulaşmak</b></h2>
<p data-path-to-node="15">Belki de asıl mesele, insanın kendine ne kadar dürüst olabildiğiyle ilgilidir. Güçlü görünmeye çalışırken neleri bastırdığımızı, “idare ediyorum” derken aslında neleri taşıdığımızı çoğu zaman fark etmiyoruz. Özgüven de tam olarak burada kırılıyor; insan kendinden uzaklaştıkça. Kendine biraz daha yaklaştığında ise hemen her şey bir anda düzelmez ama bir şeyler yerli yerine oturmaya başlar. İnsan kendini susturmayı bıraktığında, <b data-path-to-node="15" data-index-in-node="431">dünya</b> daha az gürültülü olur.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/ozguvensizlik-insanin-kendine-yaptigi-en-sessiz-saygisizlik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
