<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Deniz Beren Kılıçlı &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/denizberenkilicli/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Wed, 28 May 2025 11:46:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Deniz Beren Kılıçlı &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Henüz Olmamış Şeylerin Korkusu: Sezgisel Kaygının Gölgesinde Yaşamak</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/henuz-olmamis-seylerin-korkusu-sezgisel-kayginin-golgesinde-yasamak/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=henuz-olmamis-seylerin-korkusu-sezgisel-kayginin-golgesinde-yasamak</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/henuz-olmamis-seylerin-korkusu-sezgisel-kayginin-golgesinde-yasamak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Deniz Beren Kılıçlı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 May 2025 11:46:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=6062</guid>

					<description><![CDATA[Bazı günler vardır, içiniz durduk yere huzursuzdur. Kimse sizi kırmamıştır, telefon suskun olsa bile bir “kötü haber gelebilir” beklentisi içinizde kıvranır. Sanki yaklaşan bir tehlike vardır ama adı yoktur. İşte bu durum, psikolojide sezgisel kaygı ya da bazı kaynaklarda geçen haliyle “belirsizlikle tetiklenen anticipatory anxiety (beklenti anksiyetesi)” olarak tanımlanır (Grupe &#38; Nitschke, 2013). Bu yazıda, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bazı günler vardır, içiniz durduk yere huzursuzdur. Kimse sizi kırmamıştır, telefon suskun olsa bile bir “kötü haber gelebilir” beklentisi içinizde kıvranır. Sanki yaklaşan bir tehlike vardır ama adı yoktur. İşte bu durum, psikolojide <b>sezgisel kaygı</b> ya da bazı kaynaklarda geçen haliyle “belirsizlikle tetiklenen anticipatory anxiety (beklenti anksiyetesi)” olarak tanımlanır (Grupe &amp; Nitschke, 2013).</p>
<p>Bu yazıda, adı konmamış ama içten içe yoran bu duygu durumunu inceleyeceğiz: Neden olur, nasıl başa çıkılır ve hangi psikolojik yollarla daha sağlıklı hale getirilebilir?</p>
<h2><b>Sezgisel Kaygı Nedir?</b></h2>
<p><b>Sezgisel kaygı</b>, bireyin henüz gerçekleşmemiş bir tehlikeyi öngörme haliyle yaşadığı zihinsel ve bedensel alarm durumudur. Bu kaygı türü çoğu zaman bilinçli bir düşünceyle değil, içsel bir sezgiyle ortaya çıkar. DSM-5’te net bir kategori olarak geçmese de, yaygın anksiyete bozukluğu (GAD) ve travma sonrası stres bozukluğu (PTSD) gibi durumların bir belirtisi olarak ortaya çıkabilir (American Psychiatric Association, 2013).</p>
<p>Bu tür kaygılar genellikle şöyle ifade edilir:</p>
<ul>
<li><em>“İçime doğdu, sanki kötü bir şey olacak.”</em></li>
<li><em>“Hiçbir şey yok ama içim rahat değil.”</em></li>
<li><em>“Boş bir bekleyiş hissi&#8230;”</em></li>
</ul>
<h2><b>Neden Bu Kadar Tanıdık Geliyor?</b></h2>
<p>Bu duygu size yabancı gelmiyorsa, yalnız değilsiniz. Beynimiz, evrimsel olarak “tehlikeyi önceden tahmin etme” becerisine sahip olacak şekilde gelişmiştir. Özellikle amigdala ve ön singulat korteks, tehlikeyi sezme ve ona göre hazırlık yapma işlevi görür (LeDoux, 2000). Yani beyin, ortada bir tehdit olmasa bile olasılığı düşündüğünde bile alarm verebilir. Ancak modern dünyada bu sistem, gerçek tehditlerle algısal tehditleri ayırt etmekte zorlanabiliyor. Gerçek bir saldırgan yerine patronun mailde nokta koyması bile aynı sistemi çalıştırabiliyor.</p>
<h2><b>Geçmişin Hayaleti: Travmalar ve Belirsizlik</b></h2>
<p><b>Sezgisel kaygı</b>, çoğu zaman geçmiş yaşantıların bugüne taşınmış bir yankısıdır. Özellikle:</p>
<ul>
<li><strong>Belirsizlikle</strong> dolu bir ev ortamında büyümek,</li>
<li>Aniden kötü haber almak,</li>
<li>İlişkilerde sürekli terk edilme ya da ihmal edilme hissi&#8230;</li>
</ul>
<p>Bu yaşantılar, bireyin <strong>“tetikte olma halini&#8221;</strong> kalıcı hale getirebilir. Psikolog Bessel van der Kolk’un dediği gibi:</p>
<p><em>“Travma, geçmişin şimdi gibi hissettirmesidir.” (The Body Keeps the Score, 2014) <span class="Apple-converted-space"> </span></em></p>
<p>Beyin, daha önce kötü bir şey olmuş bir sahneye benzeyen ortamları tarar. Ve bu sahneleri, yeni bir tehdit varmış gibi yorumlayabilir. İşte bu noktada “nedenini bilmediğimiz” kaygılar devreye girer.</p>
<h2><b>Modern Dünyada Kolektif Kaygı: Hepimiz Tetikteyiz</b></h2>
<p>Pandemi, savaş haberleri, ekonomik krizler&#8230; Tüm bunlar kişisel kaygının ötesinde, kolektif bir “tetikte olma hali” yaratıyor. 7/24 haberlere maruz kalmak, sosyal medyada sürekli kriz temalı içeriklere denk gelmek, zihni sürekli alarm durumuna sokuyor. Bilgi aşırı yüklemesi (<i>information overload</i>), kişinin tehditleri filtreleyememesine neden olur (Eppler &amp; Mengis, 2004). Yani beynimiz artık neyin gerçek, neyin sadece ihtimal olduğunu ayırt edemez hale geliyor.</p>
<h2><b>Psikolojik Olarak Neler Yapılabilir?</b></h2>
<p>Kaygıyı tamamen yok etmek değil, onunla sağlıklı bir ilişki kurmak amaçlanmalıdır. İşte bilimsel olarak etkili bulunan bazı psikolojik öneriler:</p>
<p>• <b>Fark Et – Tanımla – Normalleştir</b><br />
Klinik psikolojide ilk adım, duygunun tanımlanması ve kabul edilmesidir. “Ben neden böyle hissediyorum?” yerine, “Bu his şu an bende var. Bu bir duygu. Geçici ve insani.” demek çok daha işlevseldir. Bu süreç, üçüncü dalga terapilerde (ACT – Acceptance and Commitment Therapy) sıkça kullanılan bir yaklaşımdır (Hayes, Strosahl &amp; Wilson, 2011).</p>
<ul>
<li><b>Bedenle Zihin Arasındaki Köprüyü Kur: Somatik Farkındalık</b><br />
<b>Sezgisel kaygı</b>, zihinsel gibi görünse de aslında önce bedende hissedilir: <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<ul>
<li>Kalp çarpıntısı <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li>Omuzlarda gerginlik <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li>Yüz kaslarında kasılma<br />
Bu semptomları fark etmek ve onlara müdahale etmek, zihni de rahatlatır. Özellikle Vagus sinirini aktive eden egzersizler (derin nefes, 4-7-8 nefes tekniği, yüz kaslarını gevşetme, hafif titreşim hareketleri), parasempatik sinir sistemini uyararak bedeni güvenli moda geçirir (Porges, 2011).</li>
</ul>
</li>
<li><b>Zihni Şimdiye Çek: Bilinçli Farkındalık</b><br />
Zihnin “ya olursa” çarkına kapıldığı anda, onu şimdi ve burada tutmak gerekir. <b>Farkındalık</b> temelli terapi uygulamaları, bu noktada oldukça etkilidir.<br />
Basit bir egzersiz: <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<ul>
<li>Şu an ne görüyorsun? <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li>Ne duyuyorsun? <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li>Nefesin nerede? <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li>Bedeninde en çok hangi bölgeyi hissediyorsun?<br />
Bu tarz <b>farkındalık</b> teknikleri, prefrontal korteksi devreye sokarak amigdala tepkisini dengeler.</li>
</ul>
</li>
<li><b>Duyguların Arkasındaki Anlamı Bul: Psikodinamik Yaklaşım</b><br />
Bazı <b>sezgisel </b><strong>kaygılar</strong>, bastırılmış bir duygunun ya da örtük bir ihtiyacın dile gelme şeklidir. Psikodinamik terapiye göre, bu duygularla çalışmak “neden şimdi, neden böyle hissediyorum?” sorusunu anlamlı kılar (Shedler sexuales, 2010).<br />
Örneğin: <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<ul>
<li><strong>Belirsizlikte</strong> yoğun kaygı yaşayan biri için kontrol ihtiyacı yüksek olabilir. <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li>“Hep bir şey olacakmış gibi hissetmek” bazen terk edilme korkusunun yansıması olabilir.<br />
Bu <strong>farkındalıkla</strong> çalışmak, bireyin içsel düzenini yeniden kurmasına yardım eder.</li>
</ul>
</li>
<li><b>Destek Al: Kaygı Konuşuldukça Hafifler</b><br />
Bazen hiçbir teknik, profesyonel bir destek kadar etkili olamaz. Özellikle: <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<ul>
<li>Kaygı günlük yaşamı etkiliyorsa, <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li>Sebepsiz korkular sık sık geliyorsa, <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li>Bedensel belirtiler yoğunlaşıyorsa&#8230;<br />
O zaman bir klinik psikolog ya da psikiyatrist ile çalışmak en sağlıklı adım olur. Terapi, sadece “kaygıyı bastırmak” değil, onunla yeni bir ilişki kurmak için güvenli bir alan sağlar.</li>
</ul>
</li>
</ul>
<h2><b>Son Söz: Belki Bir Tehlike Yoktur, Sadece Geçmişin Gölgesi Vardır</b></h2>
<p><b>Sezgisel kaygı</b>, bize hayatta kalma içgüdümüzden kalan bir mirastır. Ama artık sürekli alarm halinde yaşamak, bir adaptasyon değil, bir yük haline gelir. Unutmayın: İç sesiniz bazen sizi korur, bazen sizi geçmişte tutar. Onu tanımak, dinlemek ve gerektiğinde sorgulamak, sağlıklı bir zihinsel yaşamın temelidir. <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><em>“Kaygı, zihnin gelecekte dolaşan hayaletidir. Onu şimdiye çağırdığınızda, şekli değişir.”</em></p>
<p>– Psikoterapist ifadesi</p>
<h3><b>Kaynakça</b></h3>
<ul>
<li>American Psychiatric Association. (2013). <i>Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders</i> (5th ed.). <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li>Grupe, D. W., &amp; Nitschke, J. B. (2013). Uncertainty and anticipation in anxiety: An integrated neurobiological and psychological perspective. <i>Nature Reviews Neuroscience</i>, 14(7), 488–501. <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li>Hayes, S. C., Strosahl, K. D., &amp; Wilson, K. G. (2011). <i>Acceptance and Commitment Therapy: The Process and Practice of Mindful Change</i>. <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li>LeDoux, J. (2000). Emotion circuits in the brain. <i>Annual Review of Neuroscience</i>, 23(1), 155–184. <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li>Porges, S. W. (2011). <i>The Polyvagal Theory: Neurophysiological foundations of emotions, attachment, communication, and self-regulation</i>. <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li>Shedler, J. (2010). The efficacy of psychodynamic psychotherapy. <i>American Psychologist</i>, 65(2), 98–109. <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li>van der Kolk, B. (2014). <i>The Body Keeps the Score: Brain, Mind, and Body in the Healing of Trauma</i>. <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li>Eppler, M. J., &amp; Mengis, J. (2004). The concept of information overload: A review of literature. <i>Information Society</i>, 20(5), 325–344.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/henuz-olmamis-seylerin-korkusu-sezgisel-kayginin-golgesinde-yasamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlk Bağ, Hayat Boyu Etki: Anne-Çocuk İlişkisinin Gücü</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/ilk-bag-hayat-boyu-etki-anne-cocuk-iliskisinin-gucu/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=ilk-bag-hayat-boyu-etki-anne-cocuk-iliskisinin-gucu</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/ilk-bag-hayat-boyu-etki-anne-cocuk-iliskisinin-gucu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Deniz Beren Kılıçlı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Apr 2025 10:40:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile ve Ebeveyn Psikolojisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=4255</guid>

					<description><![CDATA[&#160; Dünyaya gözlerimizi açtığımızda, ilk gördüğümüz yüzün, hayattaki en büyük temel taşımızı oluşturacak kaynak olacağını bilemezdik. İlk temas, ilk bakış ve ilk sarılış&#8230; Hayatımızdaki bu “ilk”ler yalnızca bir başlangıç değil; aynı zamanda ömrümüz boyunca sürecek duygusal haritamızın da temelidir. Bir bebeğin dünyaya gelir gelmez ihtiyacı olan şey yalnızca beslenmek ya da sıcak kalmak değildir. Asıl [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Dünyaya gözlerimizi açtığımızda, ilk gördüğümüz yüzün, hayattaki en büyük temel taşımızı oluşturacak kaynak olacağını bilemezdik. İlk temas, ilk bakış ve ilk sarılış&#8230; Hayatımızdaki bu “ilk”ler yalnızca bir başlangıç değil; aynı zamanda ömrümüz boyunca sürecek duygusal haritamızın da temelidir.</p>
<p>Bir bebeğin dünyaya gelir gelmez ihtiyacı olan şey yalnızca beslenmek ya da sıcak kalmak değildir. Asıl ihtiyaç, “görülmek” ve “duyulmak”tır. Göz teması, yumuşak bir ses tonu, kucakta hissedilen güven duygusu&#8230; Bunların her biri, bebeğin zihinsel ve duygusal gelişimini biçimlendirir. Ve bu süreçte anne-baba ile kurulan <b>güvenli bağlanma</b>, çocuğun hayat boyu kuracağı tüm ilişkilerin temelini atar.</p>
<h2><b>Bir Bağın İnşası: Sevgiyle Kurulan Güven</b><b></b></h2>
<p>Psikanalist John Bowlby, bağlanmayı “insanın hayatta kalma içgüdüsünün bir parçası olarak, birincil bakım vereniyle kurduğu duygusal bağ” olarak tanımlar (Bowlby, 1988). Bu bağ yalnızca çocuğun bebeklik döneminde değil, yetişkinlikteki ruhsal dayanıklılığı ve ilişki biçimlerini de etkiler. <b>Güvenli bağlanma</b> geliştiren bir birey, “Ben değerliyim. Ben sevilmeye layığım.” duygusunu içselleştirir. Bu temel inanç, kişinin iş yaşamında, romantik ilişkilerinde ve arkadaşlıklarında kendini doğrudan gösterir.</p>
<p>Mary Ainsworth’un “Yabancı Durum Testi” olarak bilinen çalışması ise bağlanma biçimlerini sınıflandırmıştır: <b>güvenli bağlanma</b>, kaygılı/kararsız, kaçıngan ve düzensiz bağlanma gibi. Araştırmalar, <b>güvenli bağlanma</b> geliştiren çocukların dış dünyayı daha kolay keşfettiğini, stresle daha iyi başa çıktığını ve sosyal ilişkilerde daha başarılı olduklarını göstermektedir (Ainsworth et al., 1978). Ancak bu bağı kurmak, sanıldığı kadar basit değildir. Ailelerin çocuklarıyla geçirdiği zamanın süresinden çok, o sürede kurulan temasın niteliği belirleyicidir. Kurulan göz teması, bedensel temas, ses tonu, verilen tepkiler ve çocuğun her hâliyle kabul gördüğünü hissetmesi, <b>güvenli bağlanma</b>nın yapı taşlarını oluşturur.</p>
<h2><b>Sadece Anne Değil: Babanın da Yeri Var</b><b></b></h2>
<p>Bağlanma söz konusu olduğunda genellikle <b>anne-çocuk ilişkisi</b> ön plana çıksa da, günümüzde babaların bu süreçteki rolü de giderek daha görünür hale geliyor. Araştırmalar, babalarıyla sağlıklı bağ kuran çocukların empati becerilerinin daha gelişmiş olduğunu ve özellikle erkek çocukların duygusal ifade konusunda daha dengeli bireyler haline geldiğini ortaya koyuyor (Cabrera et al., 2007).</p>
<p>Modern ebeveynlik anlayışı artık çocukla kurulan bağın yalnızca annenin sorumluluğu olmadığını kabul ediyor. Evdeki bakım sürecine babanın aktif katılımı, çocuğun yalnızca bir ebeveyne bağımlı olmasını önlüyor ve güven duygusunu pekiştiriyor. Çocuğu seçme, kabul etme, <b>güvenli bağlanma</b> oluşturma sorumluluğu sadece anneye değil, babanın da önemli rol oynadığını söyleyebiliriz.</p>
<h2><b>Modern Hayat ve “Nitelikli Zaman” Paradoksu</b><b></b></h2>
<p>Günümüzde ebeveynlik, çoğu zaman zamanla yarışan bir görev gibi algılanıyor. Dijitalleşme, yoğun iş temposu ve bireysel hedeflerin artması, çocukla geçirilen zamanı azaltırken, <b>nitelikli zaman</b> kavramını daha da önemli hale getiriyor. Ancak <b>nitelikli zaman</b>, yalnızca birlikte yapılan etkinlikler değildir; o an çocuğun duygularının fark edilmesi, onunla gerçekten ilgilenilmesi ve duygusal ihtiyaçlarının görülmesidir.</p>
<p>Çocuğun her hâliyle kabul edildiğini hissetmesi, en büyük güven kaynağıdır. Bu his, yalnızca çocukluk döneminde değil, bir ömür boyu bireyin iç dünyasında yankılanır.</p>
<h2><b>Son Söz: Bir Bağın Gölgesinde Büyümek</b><b></b></h2>
<p><b>Güvenli bağlanma</b>, çocuğun kişilik gelişiminden sosyal ilişkilerine, duygusal dayanıklılığından akademik başarısına kadar pek çok alanda derin izler bırakır. Ebeveynliğin belki de en kıymetli tarafı; bir çocuğa bakmak değil, onunla kalpten bir bağ kurabilmektir. Bu bağ kurulduğunda, çocuk yalnızca büyümez; özgüveniyle, sevgiyi alma ve verme kapasitesiyle, hayata karışan sağlıklı bir birey olarak gelişir.</p>
<p>Bugün çocuğunuzla geçirdiğiniz birkaç dakika, belki de onun hayat boyu taşıyacağı duygusal pusulayı şekillendiriyor. O hâlde soralım:</p>
<p>Bugün çocuğunuz kendini görülmüş, duyulmuş ve kabul edilmiş hissetti mi?</p>
<p><b>Kaynakça</b> <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<ul>
<li>Ainsworth, M. D. S., Blehar, M. C., Waters, E., &amp; Wall, S. (1978). <i>Patterns of attachment: A psychological study of the strange situation</i>. Hillsdale, NJ: Erlbaum. <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li>Bowlby, J. (1988). <i>A secure base: Parent-child attachment and healthy human development</i>. Basic Books. <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li>Cabrera, N. J., Shannon, J. D., &amp; Tamis-LeMonda, C. (2007). Fathers’ influence on their children’s cognitive and emotional development: From toddlers to pre-K. <i>Applied Development Science</i>, 11(4), 208–213.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/ilk-bag-hayat-boyu-etki-anne-cocuk-iliskisinin-gucu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
