<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Dilber Hussein &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/delbrhussein/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 02 Jun 2026 08:38:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Dilber Hussein &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kişilik Bozukluklarının Gelişimi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/kisilik-bozukluklarinin-gelisimi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kisilik-bozukluklarinin-gelisimi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/kisilik-bozukluklarinin-gelisimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dilber Hussein]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jun 2026 08:38:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikopatoloji]]></category>
		<category><![CDATA[kişilik]]></category>
		<category><![CDATA[kişilik bozuklukları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/kisilik-bozukluklarinin-gelisimi/</guid>

					<description><![CDATA[Kişilik, bireyin ana yapısının tamamına yayılmış özelliklerin oluşturduğu örüntü olarak tanımlanmaktadır. Bireyin özgün yapısını oluşturan ve tanımlanmasında öncü olan bu örüntüler, yaşantı ve deneyimler tarafından şekillenmektedir (Taşçı, 2021). Kişilik kavramı ile sıkça karıştırılan mizaç ise belirli davranışlara biyolojik yatkınlık taşımakla ilgilidir. Dolayısıyla kişilik; yetişme şartlarının etkisiyle şekillenirken, mizaç genetik kodların etkisini yansıtır. Kişilik bozuklukları kavramının [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kişilik, bireyin ana yapısının tamamına yayılmış özelliklerin oluşturduğu örüntü olarak tanımlanmaktadır. Bireyin özgün yapısını oluşturan ve tanımlanmasında öncü olan bu örüntüler, yaşantı ve deneyimler tarafından şekillenmektedir (Taşçı, 2021). Kişilik kavramı ile sıkça karıştırılan mizaç ise belirli davranışlara biyolojik yatkınlık taşımakla ilgilidir. Dolayısıyla kişilik; yetişme şartlarının etkisiyle şekillenirken, mizaç genetik kodların etkisini yansıtır.</p>
<p>Kişilik bozuklukları kavramının tanımı, anormal psikolojinin anlaşılmasını gerektirmektedir. Anormallik, toplumda veya kültürde tipik olarak gözlemlenen davranış veya durumların dışına çıkılması olarak tanımlanmaktadır. Bu doğrultuda bozukluk ya da patoloji olarak tanımladığımız durumlar, bireyin referans aldığı grubuyla uyumsuz olan davranışlar sergilemesi ile süregelmektedir. Kısacası, kişilik bozuklukları <strong>adaptif olmayan</strong> özelliklerin varlığıyla ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>Kişilik bozukluklarının tanımında kullanılan üç temel özellik bulunmaktadır. Bunlardan ilki, stresli koşullar altında sergilenen dirençsiz baş etme stratejilerinin kullanılmasını içerir (Millon ve ark., 2019). Kişilik bozukluğu olan bireyler, başarısızlıkla sonuçlanan baş etme stratejilerini değiştirmek yerine aynı mekanizmayı tekrar tekrar kullanma eğilimindedirler. Bu durum, birey için sosyal gerçekliğin giderek çarpık bir hal almasına ve işe yaramayan baş etme stratejilerinin stres seviyesini giderek artırmasına neden olmaktadır.</p>
<p>İkinci özellik, bireyin esnek olmayan katı bir tutuma adapte şekilde davranmasını içermektedir. Rol esnekliğine sahip olmayan bu bireyler, yaşadıkları çevrenin kendilerine yönelik düzenlenmesi için çaba gösterirler. Çevresel koşullar kendilerine göre adapte edilemediğinde, kişilerarası ilişkilerine ve sosyal durumlarına en sert ketleri vurmaktadırlar. Görüldüğü üzere, ilk iki özellik bireyin koşullara uyum sağlama ve sağlıklı değişim gösterme becerisinde gelişimsel duraksamalara neden olmaktadır.</p>
<p>Üçüncü ve son özellik, ilk iki özelliğin varlığı sonucu ortaya çıkması kaçınılmaz olan döngüsellik olarak tanımlanmaktadır. Değişim konusunda katı olan bu bireyler, yaşantılarını bir nevi ele geçiren patolojik temaları kısır döngü halinde yineleme eğilimi göstermektedir. Her defasında başarısızlıkla sonuçlanan baş etme stratejilerini değiştirmek yerine tekrar tekrar aynı mekanizmaları kullanarak gelişim fırsatlarını kaçırmaktadırlar. Gelişmeyi ve sağlıklı değişim fırsatını değerlendiremeyen bu bireyler, aynı başarısızlıkları tekrarlayacak durumlar yaratmaktadırlar.</p>
<h3>Bozukluklar Neden Ortaya Çıkar</h3>
<p>Kişilik bozukluklarının ortaya çıkış nedenleri incelendiğinde, tek bir belirleyici faktörden söz etmek mümkün değildir. Bu durum, farklı kuramsal yaklaşımların birlikte ele alınmasını gerektirmektedir. Biyolojik yaklaşım, genetik yatkınlıkların, mizacın ve sinir sistemi özelliklerinin kişilik üzerindeki etkisini vurgularken; psikodinamik yaklaşım, bilinçdışı süreçler ve içsel çatışmalar üzerinden kişilik yapılanmasını açıklamaktadır.</p>
<p>Psikodinamik kuramın ana kavramlarından biri olan savunma mekanizmaları, bireyin hem içsel gerilimlerle hem de dışsal tehditlerle başa çıkabilmek için geliştirdiği ve çoğu zaman farkında olmadığı psikolojik süreçler olarak önemli bir rol oynamaktadır. Erken dönem yaşantılarda birer hayatta kalma stratejisi olarak işlev gören bu mekanizmalar, zamanla katılaşarak bireyin yetişkinlik dönemindeki kişilik örüntülerinin ve uyumsuz şemalarının temelini oluşturmaktadır.</p>
<p>Bununla birlikte, çağdaş yaklaşımlar kişilik gelişimini daha dinamik ve çok boyutlu bir çerçevede ele almaktadır. Bilişsel yaklaşım, bireyin kendisi ve çevresi hakkında geliştirdiği işlevsel olmayan düşünce ve inanç kalıplarına odaklanırken; kişilerarası yaklaşım, bu yapıların sosyal ilişkiler içinde nasıl şekillendiğini ve sürdürüldüğünü incelemektedir (Ertürk ve Kaynar, 2017). Kişilik özelliği ve faktör kuramları ise bireysel farklılıkları ölçülebilir boyutlar üzerinden değerlendirerek kişilik yapısını daha sistematik bir şekilde açıklamayı amaçlamaktadır.</p>
<h3>Kişilik Bozukluklarının Gelişimi</h3>
<p>Kişilik bozukluklarının gelişim süreci incelendiğinde, bu durumun tek bir nedenden ziyade gelişimsel patogenezin etkileşimli doğasından kaynaklandığı görülmektedir. Bireyin doğuştan getirdiği patojenik (olumsuz, zararlı) biyolojik faktörler, genetik kırılganlıklar ve sinir sistemindeki hassasiyetler psikolojik rahatsızlıklara yatkınlığı artırmaktadır. Bu biyolojik yatkınlığın kalıcı bir kişilik bozukluğuna dönüşmesinde bireyin çevreyle kurduğu erken dönem etkileşimleri belirleyici bir rol oynamaktadır. Çocukluk çağında deneyimlenen patojenik yaşam deneyimleri; istikrarsız ebeveyn tutumları, duygusal ihmal, istismar veya çocuğun temel sevgi ve güven ihtiyaçlarının karşılanmaması gibi durumları kapsamaktadır.</p>
<p>Bu tür olumsuz yaşantılar, bireyin kendisini güvende hissetmediği bir çevrede büyümesine neden olmakta ve bu durum, dünyayı tehlikeli bir yer olarak algılamasına yol açmaktadır. Bu algı doğrultusunda geliştirilen zihinsel şemalar ve baş etme biçimleri, başlangıçta koruyucu bir işlev görse de zamanla katılaşarak uyumsuz bir yapı kazanmaktadır. Böylece çocukluk döneminde birer hayatta kalma aracı olan bu stratejiler, yetişkinlikte bireyin yaşamını sınırlayan kalıplara dönüşmektedir.</p>
<p>Zaman içinde bu şemalar ve davranış örüntüleri kalıcılık kazanmakta ve birey, içinde bulunduğu koşullar değişse bile geçmişte öğrendiği bu kalıplar üzerinden hareket etmeye devam etmektedir. Bu durum, bireyin hem kendilik algısında hem de kişilerarası ilişkilerinde tekrar eden uyumsuzluk döngülerine yol açmaktadır. Ayrıca bu süreçler yalnızca bireysel düzeyde değil, içinde bulunulan sosyokültürel bağlam tarafından da şekillendirilmektedir (Kaya, 2024). Toplumsal değerler, aile yapısı ve kültürel beklentiler, bu uyumsuz örüntülerin nasıl sürdürüleceğini ve hangi biçimlerde ortaya çıkacağını etkileyebilmektedir.</p>
<p>Sonuç olarak, kişilik bozuklukları, biyolojik, psikolojik ve çevresel etkenlerin karşılıklı etkileşimiyle gelişen çok katmanlı bir yapıya sahiptir. Bu yapı, bireyin yaşamı boyunca sürdürdüğü düşünce, duygu ve davranış örüntülerini belirleyerek işlevselliğini önemli ölçüde etkileyebilmektedir. Ancak bu örüntülerin anlaşılması, aynı zamanda değişim ve dönüşüm için bir olanak sunmaktadır. Bu nedenle kişilik bozukluklarını yalnızca bir sonuç olarak değil, gelişimsel bir süreç olarak ele almak daha bütüncül bir değerlendirme yapabilmek açısından önem taşımaktadır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/kisilik-bozukluklarinin-gelisimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsan Zihninin Kırılgan Döngüleri: Bağımlılığın Psikolojisi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/insan-zihninin-kirilgan-donguleri-bagimliligin-psikolojisi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=insan-zihninin-kirilgan-donguleri-bagimliligin-psikolojisi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/insan-zihninin-kirilgan-donguleri-bagimliligin-psikolojisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dilber Hussein]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 May 2026 21:30:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bağımlılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=31863</guid>

					<description><![CDATA[Bağımlılık; bireyin alkol-madde tüketimi, nesne kullanımı veya belirli bir davranışı sergileme gibi durumlarda kontrol kaybı yaşaması olarak tanımlanmaktadır. Bireyler, birçok şeye bağımlılık geliştirebileceği gibi kontrolsüz tüketilen her madde ve sergilenen her davranış bağımlılık oluşturma riski taşır (Yeşilay, 2018). Bağımlılığa yol açan söz konusu nedenler; sosyal, biyolojik ve psikolojik olmak üzere üç farklı boyutta ele alınmaktadır. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<section class="text-token-text-primary w-full focus:outline-none [--shadow-height:45px] has-data-writing-block:pointer-events-none has-data-writing-block:-mt-(--shadow-height) has-data-writing-block:pt-(--shadow-height) [&amp;:has([data-writing-block])&gt;*]:pointer-events-auto [content-visibility:auto] supports-[content-visibility:auto]:[contain-intrinsic-size:auto_100lvh] R6Vx5W_threadScrollVars scroll-mb-[calc(var(--scroll-root-safe-area-inset-bottom,0px)+var(--thread-response-height))] scroll-mt-[calc(var(--header-height)+min(200px,max(70px,20svh)))]" dir="auto" data-turn-id="request-WEB:7401dda8-447e-48bc-a74a-cfe2a780188d-81" data-testid="conversation-turn-36" data-scroll-anchor="false" data-turn="assistant">
<div class="text-base my-auto mx-auto pb-10 [--thread-content-margin:var(--thread-content-margin-xs,calc(var(--spacing)*4))] @w-sm/main:[--thread-content-margin:var(--thread-content-margin-sm,calc(var(--spacing)*6))] @w-lg/main:[--thread-content-margin:var(--thread-content-margin-lg,calc(var(--spacing)*16))] px-(--thread-content-margin)">
<div class="[--thread-content-max-width:40rem] @w-lg/main:[--thread-content-max-width:48rem] mx-auto max-w-(--thread-content-max-width) flex-1 group/turn-messages focus-visible:outline-hidden relative flex w-full min-w-0 flex-col agent-turn">
<div class="flex max-w-full flex-col gap-4 grow">
<div class="min-h-8 text-message relative flex w-full flex-col items-end gap-2 text-start break-words whitespace-normal outline-none keyboard-focused:focus-ring [.text-message+&amp;]:mt-1" dir="auto" tabindex="0" data-message-author-role="assistant" data-message-id="b8a86f64-3a1a-4638-ad6c-afcb0041c129" data-message-model-slug="gpt-5-3" data-turn-start-message="true">
<div class="flex w-full flex-col gap-1 empty:hidden">
<div class="markdown prose dark:prose-invert w-full wrap-break-word dark markdown-new-styling">
<p data-start="67" data-end="511">Bağımlılık; bireyin alkol-madde tüketimi, nesne kullanımı veya belirli bir davranışı sergileme gibi durumlarda kontrol kaybı yaşaması olarak tanımlanmaktadır. Bireyler, birçok şeye bağımlılık geliştirebileceği gibi kontrolsüz tüketilen her madde ve sergilenen her davranış bağımlılık oluşturma riski taşır (Yeşilay, 2018). Bağımlılığa yol açan söz konusu nedenler; sosyal, biyolojik ve psikolojik olmak üzere üç farklı boyutta ele alınmaktadır.</p>
<p data-start="513" data-end="812">Maddesel bağımlılıklar, alkol ve madde olmak üzere iki farklı türde bağımlılığı; davranışsal bağımlılıklar ise kumar, teknoloji, sosyal medya ve oyun bağımlılığı gibi farklı türde bağımlılıkları kapsamaktadır. Bu yazının devamında bağımlılık olgusu, çok boyutlu yapısı çerçevesinde ele alınmaktadır.</p>
<h2 data-section-id="1asaalk" data-start="814" data-end="842"><span role="text"><strong data-start="817" data-end="842">Neden Bağımlı Oluruz?</strong></span></h2>
<p data-start="844" data-end="1304">Bağımlılık, günümüzde yalnızca zararlı bir alışkanlık olarak görülmektedir ancak bu durumun arka planında genellikle birçok farklı olumsuz senaryo yatmaktadır. Bireyler, yaşadıkları ağır travmatik yaşantılar, yoğun stres, yalnızlık ve içsel boşluk hissi gibi nedenlerle madde kullanma eğiliminde bulunmaktadır. Bireyler, madde kullanımını veya kumar oynamayı birer baş etme mekanizması haline getirerek geçici rahatlama ve iyi hissetme arayışına yönelmektedir.</p>
<p data-start="1306" data-end="1733">Bu nedenle temelde bireyler, rahatsız edici durum ve duygulardan kaçmaya çalışarak <strong data-start="1389" data-end="1411">bağımlılık döngüsü</strong> içerisinde kaybolmaktadır. Bu kaçış, geçici bir çözüm arayışı olsa da zihnin bu kısa süreli rahatlamayı bir kurtuluş yolu olarak kodlaması, bağımlılık döngüsünün başlangıcını oluşturmaktadır. Bu durum, bağımlılığın yalnızca bir davranış değil, aynı zamanda bireyin duygularını düzenleme biçimi olduğunu da göstermektedir.</p>
<p data-start="1735" data-end="2128">Söz konusu tütün, alkol ve madde kullanımının sosyal çevreden gelen “bir kereden bir şey olmaz, al dene” gibi tekliflerle başlama olasılığı yüksektir. Aile ortamı ve sosyal çevre gibi değişkenler kişilerin madde kullanımına yönelme olasılığını etkileyen temel nedenler arasında sayılmaktadır. Herhangi bir sosyal ortamda kabul görmek ve onaylanmak gibi ihtiyaçlar da bu süreci güçlendirebilir.</p>
<p data-start="2130" data-end="2734">Özellikle bireyler, gergin ve stresli hissettikleri dönemlerde kaygıyı azaltmak hatta daha mutlu hissetmek için madde kullanımına başvurma eğilimindedirler. İlk kullanımdan sonra bireyin kendini daha az stresli ve rahatlamış hissetmesi, <strong data-start="2367" data-end="2401">ödül ve motivasyon mekanizması</strong> açısından güçlü bir pekiştireç haline gelmekte ve kullanım eğilimini artırmaktadır (Karakuş ve ark., 2021). Madde kullanımının devam etmesi sonucu beyinde ödül ve motivasyon mekanizması devreye girerek kişinin bağımlı hale gelmesine neden olmaktadır. Bu nedenle bağımlılık, kronik bir beyin hastalığı olarak da nitelendirilmektedir.</p>
<p data-start="2736" data-end="3241">Kumar, internet ve oyun oynama bağımlılığı gibi davranışsal bağımlılıklarda görülen nörobiyolojik mekanizmalar temelde maddesel bağımlılıklarla benzerlik göstermektedir. Yapılan çalışmalar, davranışsal bağımlılıklarda ödül ve motivasyon mekanizmasının yanı sıra dürtü kontrol mekanizmasının da devreye girdiğini göstermektedir. Örneğin, kumar bağımlısı bireylerde dürtüselliğin artmasıyla birlikte kumar oynama davranışında kontrol edilemeyen bir artışın yaşandığı gözlemlenmiştir (Çakmak ve Tamam, 2018).</p>
<p data-start="3243" data-end="3531">Aynı zamanda bireyler, tekrarlayan kumar oynama davranışı sonucu gelişen tolerans nedeniyle daha fazla parayla daha sık oynama girişiminde bulunmaktadır. Bu durum, davranışsal bağımlılıkların da en az maddesel bağımlılıklar kadar güçlü bir psikolojik etki yaratabileceğini göstermektedir.</p>
<h2 data-section-id="93koau" data-start="3533" data-end="3558"><span role="text"><strong data-start="3536" data-end="3558">Bağımlılık Döngüsü</strong></span></h2>
<p data-start="3560" data-end="3994">Bağımlılık sürecinin ilerlemesiyle birlikte tolerans ve yoksunluk kavramları döngünün merkezine yerleşmektedir. Tolerans nedeniyle birey, başlangıçta hissettiği etkiyi alabilmek için kullandığı maddenin dozunu veya sergilediği davranışın sıklığını artırma ihtiyacı duymaktadır (Güleç ve ark., 2015). Maddenin veya davranışın eksikliğinde ortaya çıkan yoksunluk hali ise kişide yoğun bir fiziksel veya ruhsal huzursuzluk yaratmaktadır.</p>
<p data-start="3996" data-end="4272">Bu nedenle birey, yoksunluk belirtilerinden kurtulmak amacıyla kontrolünü kaybederek maddeye veya davranışa tekrar yönelmektedir. Bağımlılık, çoğu zaman belirli bir döngü içinde ilerleyen bir süreçtir ve yapılan bir çalışmada bu süreç üç temel aşama üzerinden açıklanmaktadır.</p>
<p data-start="4274" data-end="4758">İlk aşamada kişi, yoğun istek ve beklentiyle maddeye ya da davranışa yönelmekte ve kullanım sırasında kısa süreli bir haz ve rahatlama yaşamaktadır. İkinci aşamada bu etki azalarak yerini yoksunlukla birlikte ortaya çıkan huzursuzluk, gerginlik ya da boşluk hissine bırakmaktadır. Üçüncü aşamada ise kişi, bu olumsuz duygulardan kurtulmak için yeniden güçlü bir istek duymakta ve tekrar kullanım arayışına girmektedir (Substance Abuse and Mental Health Services Administration, 2016).</p>
<p data-start="4760" data-end="5056">Bu döngü genellikle stres, yalnızlık ya da çevresel tetikleyicilerle başlamakta ve her tekrarında daha da pekişmektedir. Kısa süreli rahatlama sağlayan bu süreç, uzun vadede olumsuz duyguları artırarak bireyin aynı davranışa tekrar yönelmesine neden olur ve böylece bağımlılık döngüsü derinleşir.</p>
<h2 data-section-id="1sfqycp" data-start="5058" data-end="5093"><span role="text"><strong data-start="5061" data-end="5093">Bağımlılığı Yeniden Düşünmek</strong></span></h2>
<p data-start="5095" data-end="5423">Bağımlılık, yalnızca zararlı bir alışkanlık ya da bireysel bir zayıflık olarak ele alınamayacak kadar karmaşık ve çok boyutlu bir olgudur. Biyolojik, psikolojik ve sosyal etkenlerin etkileşimiyle ortaya çıkan bağımlılık süreci, çoğu zaman bireyin yaşadığı duygusal zorluklarla baş etme çabasının bir sonucu olarak gelişmektedir.</p>
<p data-start="5425" data-end="5771">Bu noktada bağımlılığı anlamak, yalnızca görünen davranışa odaklanmayı değil; bu davranışın arkasında yatan ihtiyaçları, duyguları ve deneyimleri de dikkate almayı gerektirmektedir. Bağımlılık, ciddi ve yıkıcı sonuçlar doğurabilse de bu durum değiştirilemez değildir. Uygun destek, farkındalık ve doğru müdahalelerle bu döngüden çıkmak mümkündür.</p>
<p data-start="5773" data-end="5870">Bu nedenle bağımlılığa yaklaşım, yargılayıcı olmaktan ziyade anlayışlı ve çözüm odaklı olmalıdır.</p>
<h2 data-section-id="jn780k" data-start="5872" data-end="5887"><span role="text"><strong data-start="5875" data-end="5887">Kaynakça</strong></span></h2>
<p data-start="5889" data-end="6028">Çakmak, S., &amp; Tamam, L. (2018). Kumar oynama bozukluğu: Genel bir bakış. <em data-start="5962" data-end="5982">Bağımlılık Dergisi</em>, 19(3), 78–97. <a class="decorated-link" href="https://izlik.org/JA65XB62NB" target="_new" rel="noopener" data-start="5998" data-end="6026">https://izlik.org/JA65XB62NB</a></p>
<p data-start="6030" data-end="6175">Güleç, G., Köşger, F., &amp; Eşsizoğlu, A. (2015). DSM-5&#8217;te alkol ve madde kullanım bozuklukları. <em data-start="6124" data-end="6157">Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar</em>, 7(4), 448–460.</p>
<p data-start="6177" data-end="6386">Karakuş, B. N., Özdengül, F., Solak Görmüş, Z. I., &amp; Şen, A. (2021). Bağımlılık fizyopatolojisine genel bakış. <em data-start="6288" data-end="6339">KTO Karatay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Dergisi</em>, 2(3), 158–166. <a class="decorated-link" href="https://izlik.org/JA64MD32AK" target="_new" rel="noopener" data-start="6356" data-end="6384">https://izlik.org/JA64MD32AK</a></p>
<p data-start="6388" data-end="6546">Substance Abuse and Mental Health Services Administration (2016). <em data-start="6454" data-end="6543">Facing Addiction in America: The Surgeon General&#8217;s Report on Alcohol, Drugs, and Health</em>.</p>
<p data-start="6548" data-end="6603" data-is-last-node="" data-is-only-node=""><a class="decorated-link" href="https://www.yesilay.org.tr/bagimlilik/bagimlilik-nedir/" target="_new" rel="noopener" data-start="6548" data-end="6603" data-is-last-node="">https://www.yesilay.org.tr/bagimlilik/bagimlilik-nedir/</a></p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</section>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/insan-zihninin-kirilgan-donguleri-bagimliligin-psikolojisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sessiz Onayın Psikolojisi: Normalleşen Anormallikler ve Toplumsal Sınırlar</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/sessiz-onayin-psikolojisi-normallesen-anormallikler-ve-toplumsal-sinirlar/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sessiz-onayin-psikolojisi-normallesen-anormallikler-ve-toplumsal-sinirlar</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/sessiz-onayin-psikolojisi-normallesen-anormallikler-ve-toplumsal-sinirlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dilber Hussein]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 21:05:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Zihin ve Davranış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=29434</guid>

					<description><![CDATA[Normal Nedir Sosyal psikolojide normal ve anormal kavramları, bireysel bir özellikten ziyade toplumsal bir uzlaşı olan sosyal-toplumsal normlar çerçevesinde şekillenmektedir. Toplumun çoğunluğu tarafından hayata geçirilen ve kabul gören davranışlar normal olarak kabul edilirken; bu beklentilerin dışına çıkan duygu, düşünce ve davranışlar anormal olarak nitelendirilmektedir. Bir davranışın, düşüncenin veya yaşam biçiminin normal kabul edilmesi, onun evrensel [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2 data-path-to-node="1"><b data-path-to-node="1" data-index-in-node="0">Normal Nedir</b></h2>
<p data-path-to-node="2">Sosyal psikolojide normal ve anormal kavramları, bireysel bir özellikten ziyade toplumsal bir uzlaşı olan <b data-path-to-node="2" data-index-in-node="106">sosyal-toplumsal normlar</b> çerçevesinde şekillenmektedir. Toplumun çoğunluğu tarafından hayata geçirilen ve kabul gören davranışlar normal olarak kabul edilirken; bu beklentilerin dışına çıkan duygu, düşünce ve davranışlar anormal olarak nitelendirilmektedir. Bir davranışın, düşüncenin veya yaşam biçiminin normal kabul edilmesi, onun evrensel olarak doğru olduğu anlamını taşımaz; aksine bu durum kültürden kültüre ve zamandan zamana büyük değişimler geçirmektedir.</p>
<p data-path-to-node="3">Toplumun yazılı olmayan kuralları niteliğindeki bu normlar, görünmez bir baskı mekanizması kurarak bireylerin toplum içerisindeki sınırlarını çizmektedir. Örneğin, bir toplumda aşırı nezaket olarak görülen bir hareket, başka bir toplumda mesafeli veya soğuk olarak değerlendirilebilir. Dolayısıyla normal, nesnel bir gerçeklikten ziyade çoğunluğun üzerinde uzlaştığı bir tanımdır. Yazının devamında toplumsal normların normal kavramını nasıl inşa ettiğini, insan zihninin ise alışma ve sosyal uyum mekanizmalarıyla bu kalıpları nasıl içselleştirdiği ele alınmaktadır.</p>
<h2 data-path-to-node="5"><b data-path-to-node="5" data-index-in-node="0">Tekrar Edilen Şeyin Normalleşmesi</b></h2>
<p data-path-to-node="6">İnsan zihni, doğası gereği sürekli tekrar eden uyaranlara karşı bir süre sonra duyarsızlaşmaya ve bu uyaranları kanıksamaya başlamaktadır. Psikolojide alışma olarak adlandırılan bu süreç, bireyin başlangıçta yadırgadığı veya sorguladığı durumları zamanla sıradan görmesine neden olmaktadır. Bir şeye sürekli maruz kalmak, zihnin o durumu sorgulama kapasitesini azaltarak kabullenme sürecini hızlandırmaktadır. Günlük hayatta ilk başta tepki çekebilecek bir durumun, her gün göz önünde olması sebebiyle bir süre sonra kimse tarafından fark edilmemesi bu duruma örnektir. Ancak bir şeyin çok sık tekrar edilmesi ve ona alışılmış olması, o durumun mutlaka doğru veya etik olduğu anlamına gelmez.</p>
<h2 data-path-to-node="8"><b data-path-to-node="8" data-index-in-node="0">Sessizlik ve Anormalliğin Normalleşmesi</b></h2>
<p data-path-to-node="9">İnsanlar, zaman zaman yanlış olduğunu bildikleri bir durum karşısında tepki vermemeyi tercih edebilmektedir. Bu sessizlik her zaman ilgisizlikten kaynaklanmaz. Sessiz kalmak, toplumsal dinamikler içinde pasif bir onaylama biçimi olarak işlev görmektedir. Bireyler, çoğunluğa uyma davranışı göstererek kendilerini sosyal baskıdan korumaya ve içerisinde bulunan grupta onaylanmaya çalışırlar.</p>
<p data-path-to-node="10">Bu noktada sosyal psikolojinin en ünlü çalışmalarından biri olan <b data-path-to-node="10" data-index-in-node="65">Asch Uyma Deneyi</b>’nden söz etmek doğru olur. Deneyde gerçek bir katılımcı, araştırmacıyla anlaşmalı olan sahte katılımcılardan oluşan bir grubun içine alınır. Herkese iki kart gösterilir; birinde tek bir çizgi, diğerinde ise farklı boylarda üç çizgi vardır ve hangi çizgilerin aynı boyda olduğu sorulur. Cevap çok bariz olmasına rağmen, gruptaki herkes anlaşmalı olarak yanlış çizgiyi seçer. Cevap verme sırası deneydeki tek gerçek katılımcıya geldiğinde, kendi gözleriyle gördüğü doğru cevabı bırakıp grubun yanlış cevabına katılır.</p>
<p data-path-to-node="11">Ünlü Asch Uyma Deneyi’nin de gösterdiği gibi insan, sosyal bir çevrede tek başına kalmaktansa grubun yanlış kararına ortak olmayı daha güvenli bulmaktadır. Bu durum, normal kabul edilme arzusunun bireysel gerçeklik algısının bile önüne geçebildiğini kanıtlar (Alparslan ve ark., 2016). Bu noktada sessizlik, bireyin fark edilmeden gruba dahil olma ve çatışmadan kaçınma çabası olarak ortaya çıkmaktadır.</p>
<p data-path-to-node="12">Toplumsal değerlerdeki büyük çöküşler veya değişimler genellikle bir anda değil, fark edilmesi zor olan küçük sapmaların veya göz ardı edilen detayların birikmesiyle gerçekleşmektedir. Başlangıçta anormal veya kabul edilemez olarak adlandırılan küçük esnemeler, zaman içinde tekrarlandıkça insan zihnindeki referans noktasını kaydırmaktadır. Bu durum, toplumun etik ve ahlaki sınırlarının kademeli olarak genişlemesine ve eski sınırların unutulmasına yol açmaktadır.</p>
<p data-path-to-node="13"><b data-path-to-node="13" data-index-in-node="0">Psikolojik duyarsızlaşma</b> süreci devreye girdiğinde, bireyler artık bu sapmalara karşı tepki verme yetisini kaybeder çünkü her yeni yanlış bir önceki normalleşmiş yanlıştan beslenmektedir. Sonuç olarak bir zamanlar hayretle karşılanan bir durum; sokağın, iş hayatının veya ekranların sıradan bir parçası haline gelmektedir.</p>
<h2 data-path-to-node="15"><b data-path-to-node="15" data-index-in-node="0">Neden Karşı Çıkmıyoruz</b></h2>
<p data-path-to-node="16">İnsanların yanlış giden veya anormal buldukları bir duruma itiraz etmemesinin temelinde, zihnin derinliklerinde çalışan karmaşık mekanizmalar yatmaktadır. Bir gruba ait olma ve o yapı içerisinde kabul görme ihtiyacı, insanın evrimsel süreçten getirdiği en temel hayatta kalma mekanizmalarından biridir. Karşı çıkmak veya aykırı hareket etmek, birey için beraberinde ciddi bir dışlanma korkusunu ve toplumsal yalnızlığı getirmektedir.</p>
<p data-path-to-node="17">Birey, kendi doğrularını savunmanın maliyetini toplumdan kopmak veya etiketlenmek olarak gördüğünde, <b data-path-to-node="17" data-index-in-node="101">aidiyet ihtiyacı</b> otomatik olarak bireysel duruşunun önüne geçmektedir. Bu psikolojik savunma sonucunda kişi, iç dünyasında huzursuzluk hissetse bile güvenli liman olarak gördüğü grubun çizgisinde kalmayı tercih etmesine neden olmaktadır. Kısacası itiraz etmemek, sadece bir korku değil toplumsal bir yapıda varlığını sürdürebilmek için kullanılan bir hayatta kalma ve savunma mekanizmasıdır.</p>
<h2 data-path-to-node="19"><b data-path-to-node="19" data-index-in-node="0">Normal Olanı Sorgulamak</b></h2>
<p data-path-to-node="20">Toplumsal kabuller içerisinde kaybolmamak, her şeyden önce bireysel bir farkındalık ve eleştirel bir bakış açısı gerektirmektedir. Çoğunluğun sessiz onayıyla şekillenen normal kavramını körü körüne kabullenmek yerine; etik değerleri ve mantığı merkeze alan bir sorgulama süreci benimsenmelidir.</p>
<p data-path-to-node="21">Psikolojik bir savunma mekanizması olan uyum sağlama isteği, bazen bireyin kendi gerçekliğinden kopmasına yol açabilmektedir. Bu noktada, her ne kadar zorlayıcı olsa da yanlış giden bir duruma karşı sergilenen bilinçli bir uyumsuzluk hali, toplumsal körlüğü durduracak güçlü bir mekanizmadır.</p>
<p data-path-to-node="22">Toplumun vicdanını ve sınırlarını koruyan şey, çoğunluğun sessizliği değil, bireylerin kendi doğrularına sahip çıkma cesaretidir. Özetle; sağlıklı bir toplum yapısı, sadece kurallara uyan değil, aynı zamanda bu kuralların insani ve ahlaki temellerini sorgulayan farkındalık sahibi bireylerle mümkündür.</p>
<h2 data-path-to-node="24"><b data-path-to-node="24" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<p data-path-to-node="25">Alparslan, A.M., Taş, A.G.M.A, Aytaş, S. (2016). Bireylerin uyma davranışında kişisel değerlerin rolü; Bir deney çalışması.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/sessiz-onayin-psikolojisi-normallesen-anormallikler-ve-toplumsal-sinirlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsan Zihni Stresi Nasıl Yorumlar? Algı, Beyin ve Geçmiş Deneyimler</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/insan-zihni-stresi-nasil-yorumlar-algi-beyin-ve-gecmis-deneyimler/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=insan-zihni-stresi-nasil-yorumlar-algi-beyin-ve-gecmis-deneyimler</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/insan-zihni-stresi-nasil-yorumlar-algi-beyin-ve-gecmis-deneyimler/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dilber Hussein]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Mar 2026 21:05:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Klinik Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=26916</guid>

					<description><![CDATA[Modern çağın vebası olarak nitelendirilen stres, bireyin çevresel faktörler ile kendi baş etme kapasitesi arasında bir dengesizlik algıladığında ortaya çıkan fizyolojik ve psikolojik bir süreçtir. Günlük yaşamın kaçınılmaz bir parçası olan stres, yalnızca yaşanan olayların kendisinden değil, bu olayların birey tarafından nasıl algılanıp değerlendirildiğinden de etkilenmektedir. Bu noktada özellikle Richard Lazarus’un bilişsel stres modeli, stresin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="1">Modern çağın vebası olarak nitelendirilen stres, bireyin çevresel faktörler ile kendi baş etme kapasitesi arasında bir dengesizlik algıladığında ortaya çıkan fizyolojik ve psikolojik bir süreçtir. Günlük yaşamın kaçınılmaz bir parçası olan stres, yalnızca yaşanan olayların kendisinden değil, bu olayların birey tarafından nasıl algılanıp değerlendirildiğinden de etkilenmektedir. Bu noktada özellikle Richard Lazarus’un <b data-path-to-node="1" data-index-in-node="421">bilişsel stres modeli</b>, stresin nesnel olaylardan çok bireysel algı ve yorumlarla ilişkili olduğunu vurgulamaktadır (Geylani, 2024). Dolayısıyla stres, sadece dış dünyadan değil bireyin zihinsel değerlendirme süreci tarafından da şekillenen çok boyutlu bir olgudur.</p>
<h2 data-path-to-node="3"><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">Stresin Biyolojik Temelleri</b></h2>
<p data-path-to-node="4">Stres algılandığında beden yalnızca psikolojik değil biyolojik tepkiler ve belirtiler de üretmeye başlamaktadır. Beyin, potansiyel tehditleri algıladığında hormonal ve sinirsel sistemleri harekete geçirerek organizmayı “savaş ya da kaç” tepkisine hazırlamaktadır. Bu süreçte kalp atış hızının artması, dikkat düzeyinin yükselmesi gibi adaptif tepkiler ortaya çıkabilmektedir.</p>
<p data-path-to-node="5">Bu süreçte önemli bir rol üstlenen <b data-path-to-node="5" data-index-in-node="35">kortizol hormonu</b>; stres yanıtında önemli bir role sahip olmakla birlikte metabolizma, bağışıklık sistemi ve benzer fizyolojik süreçleri düzenlemektedir (Dal ve Demirkol, 2024). Bireyler, sürekli stres durumunda yüksek kortizol seviyelerine sahip olup fizyolojik ve psikolojik sağlıkları üzerinde olumsuz etkilere maruz kalabilmektedirler.</p>
<p data-path-to-node="6">Kronik stresin bağışıklık sistemi, metabolik süreçler ve nöroendokrin denge üzerinde baskılayıcı etkiler oluşturduğu belirtilmektedir (Yaribeygi ve ark., 2017). Bu durum stresin yalnızca psikolojik değil, çok boyutlu biyolojik sonuçlara da sahip olduğunu göstermektedir.</p>
<h2 data-path-to-node="8"><b data-path-to-node="8" data-index-in-node="0">Streste Bireysel Algı ve Geçmiş Deneyimler</b></h2>
<p data-path-to-node="9">Aynı yaşam olayı her bir farklı birey için ayrı anlamlar ve farklı stres tepkilerine yol açmaktadır zira bireylerin kişilik özellikleri, psikolojik dayanıklılık düzeyleri ve başa çıkma stratejileri farklıdır. Kaygı düzeyi yüksek bireyler belirsizlik ve netsizlik karşısında daha hızlı ve yüksek seviyede stres yaşayabilirken; psikolojik dayanıklılığı yüksek seviyede olan bireyler benzer durumları daha az tehlikeli ve kontrol edilebilir algılayabilmektedir. Bu durum stres deneyiminin nesnel gerçeklikten ziyade öznel değerlendirme süreçleriyle ilişkili olduğunu göstermektedir. Bu nedenle stres algısı, bireysel psikolojik özelliklerle yakından bağlantılıdır.</p>
<p data-path-to-node="10">Bireyin geçmiş ve erken dönem yaşantıları, güncel stres tepkilerinin şekillenmesinde belirli bir etkiye sahip olabilmektedir. Çocuklukta öğrenilen başa çıkma şekilleri, yetişkinlikte stresle nasıl baş edileceğine dair önemli yordayıcılar olarak nitelendirilir (Ally ve Aloka, 2025). Bu bağlamda, bireyin stresli bir duruma verdiği tepki yalnızca mevcut çevresel koşullarla değil, <b data-path-to-node="10" data-index-in-node="380">bilinçdışı çatışmalar</b> ve bastırılmış deneyimlerle de ilişkilendirilebilir.</p>
<p data-path-to-node="11">Freud&#8217;a göre çocukluk döneminde yoğun eleştiriye maruz kalan bir birey, yetişkinlikte benzer durumlarla karşılaştığında mevcut koşulların ötesinde bir stres tepkisi gösterebilir. Bu nedenle stres, yalnızca mevcut çevresel koşullara verilen bir tepki olarak değil; geçmiş yaşantıların ve bilinçdışı süreçlerin bugünkü algı ve değerlendirme sürecine yansıması olarak da ele alınmaktadır.</p>
<p data-path-to-node="12">Günümüzde ise bu içsel süreçler, teknolojik hız ve artan performans beklentileriyle daha karmaşık bir hal almıştır. Dijital araçların yarattığı sürekli uyarılma hali ve sosyal medya üzerinden yapılan karşılaştırmalar, bireyin yetersizlik algısını besleyerek stres düzeyini yukarı çekmektedir.</p>
<h2 data-path-to-node="14"><b data-path-to-node="14" data-index-in-node="0">Stresi Anlamak ve Yönetmek</b></h2>
<p data-path-to-node="15">Stres, yaşamın tamamen ortadan kaldırılabilecek bir unsuru değildir; ancak onu anlamak ve yönetmek mümkündür. Stres deneyimi; bireyin algısı, geçmiş yaşantıları ve biyolojik süreçlerin etkileşimiyle şekillenmektedir. Bu çok boyutlu yapının fark edilmesi, daha sağlıklı başa çıkma stratejilerinin geliştirilmesine katkı sağlayabilir. Dolayısıyla stresle mücadelede amaç stresi yok etmek değil, onu tanımak, anlamlandırmak ve uyumlu biçimde yönetebilmektir.</p>
<p data-path-to-node="16">Bu noktada önemli olan, yaşanan her yoğun duygunun yalnızca mevcut olaydan kaynaklanmadığını fark edebilmektir. Bazen bir eleştiri, bir belirsizlik durumu ya da bir başarısızlık ihtimali; bugünün koşullarından çok daha eski yaşantıların izlerini taşıyabilmektedir. Zihin; geçmişte öğrenilen kalıplar üzerinden değerlendirme yaparken, beden de bu değerlendirmeye eşlik eden biyolojik tepkileri ortaya çıkarır. Bu nedenle stres anlarında verilen tepkiler, çoğu zaman görünen durumdan daha derin bir anlam taşıyabilmektedir.</p>
<p data-path-to-node="17">Stresi anlamaya yönelik küçük bir duraksama bile önemli bir başlangıç olabilir. “Bu durum gerçekten şu anki koşullarla mı ilgili, yoksa geçmişten taşınan bir anlam mı içeriyor?” sorusu, bireyin kendi içsel süreçlerini gözlemlemesine alan açabilir. Bu gözlem alanı, otomatik tepkiler ile bilinçli seçimler arasındaki farkı ortaya koymaya olanak sağlamaktadır.</p>
<p data-path-to-node="18">Modern dünyanın hızına rağmen zihinsel süreçleri fark etmeye yönelik kısa bir içsel değerlendirme, stresin yıkıcı etkisini azaltabilmektedir. Stres, çoğu zaman kontrol kaybı hissiyle beslenir oysa farkındalık kontrol duygusunu yeniden inşa edebilmektedir. Böylece stres, yalnızca kaçınılması gereken bir tehdit olmaktan çıkar; bireyin kendisini, sınırlarını ve ihtiyaçlarını tanımasına aracılık eden bir işaret hâline dönüşebilmektedir.</p>
<p data-path-to-node="19">Sonuç olarak stres, yalnızca dış dünyanın baskısından ibaret değildir. Algılar, geçmiş yaşantılar ve biyolojik mekanizmalar bir araya gelerek her birey için özgün bir stres deneyimi oluşturur. Bu özgünlüğü kabul etmek hem kendine hem de başkalarına karşı daha anlayışlı bir tutum geliştirmeyi mümkün kılar. Belki de stresle kurulan ilişki değiştiğinde, onun yaşam üzerindeki etkisi de dönüşmeye başlar.</p>
<h2 data-path-to-node="21"><b data-path-to-node="21" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<p data-path-to-node="22">Ally, A., &amp; Aloka, P. J. O. (2025). Sigmund Freud’s understandings of anxiety: A conceptual review. Social Sciences and Education Research Review, 11(1), 35–48. Dal, Ö., ve Demirkol, M. E. (2024). Stres ve beyin: psikiyatrik hastalıklarda kortizolün yeri. Çukurova Tıp Öğrenci Dergisi, 4(2), 44-51. <a class="ng-star-inserted" href="https://izlik.org/JA33KK93RE" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahcKEwiijbnNvf6SAxUAAAAAHQAAAAAQQg">https://izlik.org/JA33KK93RE</a> Geylani, M. (2024). STRES VE STRES YÖNETİMİ. Istanbul Kent University Journal of Health Sciences, 3(2), 28-34. <a class="ng-star-inserted" href="https://izlik.org/JA67BY68GS" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahcKEwiijbnNvf6SAxUAAAAAHQAAAAAQQw">https://izlik.org/JA67BY68GS</a> Yaribeygi, H., Panahi, Y., Sahraei, H., Johnston, T. P., &amp; Sahebkar, A. (2017). The impact of stress on body function: A review. EXCLI Journal, 16, 1057–1072.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/insan-zihni-stresi-nasil-yorumlar-algi-beyin-ve-gecmis-deneyimler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ürettikçe Tükeniyor Muyuz? Durmanın Yasaklandığı Performans Çağında Kendine Dönmek</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/urettikce-tukeniyor-muyuz-durmanin-yasaklandigi-performans-caginda-kendine-donmek/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=urettikce-tukeniyor-muyuz-durmanin-yasaklandigi-performans-caginda-kendine-donmek</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/urettikce-tukeniyor-muyuz-durmanin-yasaklandigi-performans-caginda-kendine-donmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dilber Hussein]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Feb 2026 21:00:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=23835</guid>

					<description><![CDATA[Günümüz dünyasında bireyin değeri artık karakterinden ve insan oluşundan ziyade ürettikleriyle ölçülür hale gelmiştir. Bu durumun yarattığı aktif üretkenlik çabası, sadece mesai saatlerini değil uyku dışındaki her anı bir verimlilik projesine dönüştürme çabasını doğurmaktadır. Dinlenmenin bile yarın daha iyi çalışmak için yapılan bir ön hazırlığa dönüştüğü bu sistemde, insan kendi varlığını ancak bir şeyler inşa [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="3">Günümüz dünyasında bireyin değeri artık karakterinden ve insan oluşundan ziyade ürettikleriyle ölçülür hale gelmiştir. Bu durumun yarattığı aktif üretkenlik çabası, sadece mesai saatlerini değil uyku dışındaki her anı bir verimlilik projesine dönüştürme çabasını doğurmaktadır. Dinlenmenin bile yarın daha iyi çalışmak için yapılan bir ön hazırlığa dönüştüğü bu sistemde, insan kendi varlığını ancak bir şeyler inşa ederek, öğrenerek veya sergileyerek kanıtlayabileceği dayatmasına kurban olabilmektedir.</p>
<p data-path-to-node="4">Bireyin yaratıcılığını beslemesi gereken üretkenlik kavramı, bu süreçte yerini sınırların yok sayıldığı bir <b data-path-to-node="4" data-index-in-node="108">tükenmişlik</b> döngüsüne bırakır. Öyle ki dinlenme anları bile birer boşa harcanmış zaman olarak görülmekte; zihinsel dinginlik ihtiyacı, karşılanması gereken bir gereklilikten ziyade kaçınılması gereken bir disiplinsizlik olarak değerlendirilmektedir.</p>
<h2 data-path-to-node="5"><b data-path-to-node="5" data-index-in-node="0">Performans Toplumuna Geçiş</b></h2>
<p data-path-to-node="6">Sistemin bu üretkenlik beklentisi zamanla birey tarafından benimsenmekte ve içselleştirilmiş bir denetim mekanizmasına dönüşebilmektedir. Toplumsal ve dışsal baskılara ek olarak kişinin kendi zihnine yerleştirdiği ve onu sürekli daha fazlasını yapmaya zorlayan içsel bir performans baskısı söz konusu olabilmektedir. Böylece öz kimlik, varoluşsal bir değer olmaktan çıkıp yalnızca somut başarılar üzerinden şekillenen bir yapı haline gelebilmektedir.</p>
<p data-path-to-node="7">&#8220;Yapabilirsin&#8221; gibi sloganlar başlangıçta motivasyonel gibi görünse de zamanla &#8220;yapmalısın&#8221; zorunluluğuna ve ardından &#8220;yapamadığın için suçlusun&#8221; damgalanmalarına dönüşebilmektedir. Kişi, performansını kimliğinin tek dayanağı haline getirdiğinde, en küçük bir başarısızlık hali bile varoluşsal bir kriz olarak algılanabilmektedir. Bu durum, bireyin sürekli tetikte olduğu ve kendi değerini her gün yeniden kanıtlamak zorunda kaldığı bir döngünün oluşmasına neden olabilmektedir.</p>
<h2 data-path-to-node="8"><b data-path-to-node="8" data-index-in-node="0">Başkalarının &#8220;En İyi&#8221; Anlarıyla Yarışmak</b></h2>
<p data-path-to-node="9">Dijitalleşme, bu performans yarışının fiziksel sınırların ötesine taşınarak küresel bir hale dönüşmesine neden olabilmektedir. Dijital platformlarda sürekli sergilenen idealize edilmiş hayatlar, bireylerde kronik bir yetersizlik hissi uyandırabilmektedir. Sosyal platformlardaki sürekli gözlem hali, sadece daha iyi görünme çabasını değil aynı zamanda başkalarından daha üretken ve daha meşgul olma yarışını da tetikleyebilmektedir. Bu yapay rekabet, bireyi kendi hızından kopararak başkalarının belirlediği bir ritme uyum sağlamaya zorlayabilmektedir.</p>
<h2 data-path-to-node="10"><b data-path-to-node="10" data-index-in-node="0">Öze Şefkatli Bir Dönüş</b></h2>
<p data-path-to-node="11">Tüm bu üretim çılgınlığının ortasında sadece durabilmek aslında en güçlü direniş biçimlerinden biridir. Dinlenmek bir sonraki işe hazırlanmak için yapılan teknik bir mola olarak değil insan olmanın doğal bir ihtiyacı olarak kabul edilmelidir. İnsanın değeri, bir makine gibi ne kadar verimli çalıştığına değil varlığının özündeki derinliğe bağlı değerlendirilmelidir.</p>
<p data-path-to-node="12">Çevrenin ve sistemin bitmek bilmeyen beklentilerine “hayır” diyebilmek, aslında kendi iç sesimize “evet” demenin ilk adımını oluşturmaktadır. Kendimize karşı <b data-path-to-node="12" data-index-in-node="158">öz şefkat</b> dolu bir dil geliştirmek ve yeterince iyiyim diyebilmek ise bu üretkenlik tuzağından kurtulmanın temel anahtarlarından biridir. Unutulmamalıdır ki gökyüzündeki yıldızlar sadece hareket ettikleri için değil orada durup var olabildikleri için de ışıldarlar.</p>
<p data-path-to-node="13">Hiçbir şey yapmadan öylece durmak, sanıldığı gibi bir boşluk değil; aksine zihnin kendi sesini duymaya başladığı andır. Modern insan, sessizlikten ve durağanlıktan korkar hale gelmiştir çünkü durgunlukta bastırılan yorgunluklar ve yüzleşmekten kaçınılan duygular yüzeye çıkmaktadır. Oysa sadece oturup nefes almak, bir pencereden dışarıyı izlemek ya da zihni düşüncelerin akışına bırakmak <b data-path-to-node="13" data-index-in-node="389">varoluş</b>un en temel gıdasıdır.</p>
<p data-path-to-node="14">Hiçbir şey üretmediğimiz, hiçbir bilgi tüketmediğimiz, kimseye bir şey kanıtlamadığımız ve verimsiz olarak nitelendirilen anlar, aslında benliğimizin onarıldığı yegâne zaman dilimleridir. Kendi kendimizle, sadece biz olduğumuz için vakit geçirebilmek; dış dünyanın bizden beklediği tüm rollerden sıyrılıp sadece var olmanın yeterli olduğunu kabul etmek, bu çağda yapılabilecek en cesur ve iyileştirici eylemlerden biridir.</p>
<p data-path-to-node="15">Kendiyle baş başa kalabilme ve hiçbir şey yapmadan durabilme becerisi, sadece bireysel bir rahatlama değil aynı zamanda sosyal ilişkilerin niteliğini dönüştüren sessiz bir süreç gibidir. Kendi içsel boşluğunu performansla doldurmaya çalışmayan insan, başkalarıyla kurduğu bağlarda da onaylanma veya beğenilme kaygısından sıyrılır.</p>
<p data-path-to-node="16">Kendi sınırlarını tanıyan ve kendiyle kalmaktan beslenen birey, çevresine karşı daha toleranslı ve anlayışlı hale gelir; artık başkalarını birer rekabet unsuru ya da zamanını çalan birer engel olarak değil, ortak bir varoluşu paylaştığı yol arkadaşları olarak görür. Neticede, durup nefes almayı başardığımızda sadece kendimize değil temas ettiğimiz her hayata daha derin, daha samimi ve daha sahici bir pencereden bakma şansı yakalamak mümkün olabilmektedir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/urettikce-tukeniyor-muyuz-durmanin-yasaklandigi-performans-caginda-kendine-donmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aşağılık Duygusu ve Üstünlük Çabası: Bireysel Psikoloji Perspektifinden Yaşamın Amacını İnşa Etmek</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/asagilik-duygusu-ve-ustunluk-cabasi-bireysel-psikoloji-perspektifinden-yasamin-amacini-insa-etmek/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=asagilik-duygusu-ve-ustunluk-cabasi-bireysel-psikoloji-perspektifinden-yasamin-amacini-insa-etmek</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/asagilik-duygusu-ve-ustunluk-cabasi-bireysel-psikoloji-perspektifinden-yasamin-amacini-insa-etmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dilber Hussein]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Jan 2026 21:10:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bireysel Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=21722</guid>

					<description><![CDATA[Eksiklik Hissi ve İnsan Motivasyonu Hayatta insanları sürekli olarak daha iyi, daha başarılı ve daha yeterli olmaya iten kuvvetin ne olduğu epey tartışılan bir konudur. Psikanalizin üç büyük kurucusundan biri olan Alfred Adler’e göre, insan davranışının ardındaki temel itici güç, her insanın içinde taşıdığı evrensel bir duygu olan aşağılık duygusudur. Adler, ortaya attığı bireysel psikoloji [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2 data-path-to-node="3"><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">Eksiklik Hissi ve İnsan Motivasyonu</b></h2>
<p data-path-to-node="4">Hayatta insanları sürekli olarak daha iyi, daha başarılı ve daha yeterli olmaya iten kuvvetin ne olduğu epey tartışılan bir konudur. Psikanalizin üç büyük kurucusundan biri olan Alfred Adler’e göre, insan davranışının ardındaki temel itici güç, her insanın içinde taşıdığı evrensel bir duygu olan aşağılık duygusudur.</p>
<p data-path-to-node="5">Adler, ortaya attığı bireysel psikoloji kuramı ile Freud’un biyolojik dürtülere odaklanan görüşüne karşın, insanı bölünmez bir bütün olarak ele alır ve davranışların geçmişten çok, geleceğe dönük amaçlar tarafından yönlendirildiğini öne sürer (Aytekin ve Aytekin, 2023). Adleryen yaklaşım, insanın özgür iradesine vurgu yaparak kişiliğin gelişim potansiyelini olumlu bir perspektiften incelemektedir. Bu makalenin devamında Adler’in temel motivasyon kaynakları ve yaşamın amacını inşa etme süreçleri ile ilgili sunduğu açıklamalara değinilecektir.</p>
<h2 data-path-to-node="6"><b data-path-to-node="6" data-index-in-node="0">Aşağılık Duygusu ve Üstünlük Çabası</b></h2>
<p data-path-to-node="7">Adler’e göre aşağılık duygusu ve üstünlük çabası, birbirini var eden ve insan yaşamının yönünü belirleyen bir madalyonun iki yüzü gibidir. Aşağılık duygusu insanı harekete geçiren itici bir güç, üstünlük çabası ise ulaşmak istenilen hedefi belirleyen bir çekim merkezi niteliğindedir.</p>
<p data-path-to-node="8">Adler için aşağılık duygusu bir hastalık değil, evrensel ve sağlıklı bir histir (Selvi, 2018). Adler&#8217;e göre insanlar dünyaya, diğer canlılara kıyasla biyolojik olarak daha zayıf ve savunmasız gelir. Bu noktada aşağılık duygusu normal dışılık olmaktan çıkar ve insan olmanın göstergesi haline gelmektedir. Doğuştan gelen aşağılık hissi, insanları ilerlemeye ve gelişim için çabalamaya iten en güçlü kaynak niteliğindedir.</p>
<p data-path-to-node="9">İnsanların bu duyguya tepki olarak geliştirdiği başarı, güç ve yeterlilik arayışı; üstünlük çabası olarak adlandırılır. Adler’e göre bu çaba, başkalarından üstün olma değil, kişinin kendi potansiyeline ulaşma, evrensel olan değersizlik ve güçsüzlük hislerine verilen yaratıcı ve telafi edici bir yanıttır (Ergüner Tekinalp, 2016). Üstünlük çabası, sağlıklı bir şekilde kullanıldığında; kişiliğin, insani gelişimin ve başarının kaynağı haline gelmektedir.</p>
<p data-path-to-node="10">Adler&#8217;e göre bu sağlıklı dengenin bozulması beraberinde patolojik sorunlar doğurmaktadır. Aşağılık duygusunun aşırı derinleşmesi veya yeterince oluşmaması kişiyi harekete geçmekten alıkoymakla beraber <b data-path-to-node="10" data-index-in-node="201">aşağılık kompleksi</b> oluşmasına neden olmaktadır. Bu durumda birey, sorunlarını çözmek yerine kaçış yolları arar ya da tamamen o sorunlara teslim olur.</p>
<p data-path-to-node="11">Birey, kendi içindeki derin aşağılık duygusunu maskelemek için aşırı kibirli, saldırgan ve sürekli övünme ihtiyacı içinde bir tavır sergileyebilmektedir. Bu davranış ve tutumlar, gizlenmiş bir yetersizlik hissinin dışa vurumudur. Kişiler, aşırı telafi yoluyla eksik oldukları yönlerini abartılı duygu, düşünce ve davranışlarla kapatmaya çalışırlar.</p>
<p data-path-to-node="12">Günümüzde bu durumun en somut yansımalarını sosyal medya platformlarında gözlemlemek mümkündür. Bireylerin sergilediği mükemmel hayat, kusursuz başarı, yoğun estetik benlikler veya aşırı özgüvenli dijital kimlikler; Adleryen anlamda derin bir yetersizlik hissinin aşırı telafisi olma potansiyeli taşımaktadır. Kişi, kendi içindeki boşluğu maskelemek için sürekli bir onay ve hayranlık arayışına girerek, kurgusal bir üstünlük alanı inşa eder.</p>
<h2 data-path-to-node="13"><b data-path-to-node="13" data-index-in-node="0">Kurgusal Finalizm ve Yaşam Stili</b></h2>
<p data-path-to-node="14">Adler&#8217;e göre bireyin tüm davranışları üstünlük amacıyla yönlendirilir ve bu amaç, çocuklukta belirlenen öznel hedeflerle şekillenir. Kurgusal finalizm olarak adlandırılan bu amaç, bireyin kişiliğine bütünlük kazandırmakla birlikte hayatının her anını yönlendirmektedir. Örneğin, birinin nihai amacı bilinçaltında &#8220;asla başarısız olmayacağım&#8221; olabilir. Bu amaç alt hedeflerle birleşerek kişiyi yetersizlik ve aşağılık duygularından uzaklaştırarak güçlü hissetmesini sağlamaktadır.</p>
<p data-path-to-node="15">Bu hayali hedefe ulaşmak için bireyin çocuklukta geliştirdiği kendine özgü davranış, düşünce ve duygu kalıplarının tümüne ise <b data-path-to-node="15" data-index-in-node="126">yaşam stili</b> denir. Yaşam stili, bireyin hayata bakış açısını, sorun çözme yöntemlerini ve ilişki kurma biçimlerini kapsar. Kişinin tüm hareketleri yani yaşam stili bu hayali hedefe hizmet etmektedir.</p>
<h2 data-path-to-node="16"><b data-path-to-node="16" data-index-in-node="0">Sosyal İlgi</b></h2>
<p data-path-to-node="17">Sosyal ilgi kavramı, bireysel psikolojinin kalbinde yer alan bir kavramdır. Sosyal ilgi, başkalarıyla özdeşleşme, onlara değer verme ve insanlığın iyiliği için çabalama yeteneğidir (Ayas ve Sümer, 2021). Sosyal ilginin varlığıyla kişi kendini diğerleriyle bağlantıda ve güvende hisseder. Birey sadece kendini geliştirmekle kalmaz aynı zamanda toplumun refahına katkıda bulunur. Adleryen kurama göre bireyin sağlıklı bir psikolojiye sahip olmasının en önemli ölçütü, üstünlük çabasını sadece kişisel kazanç için değil, toplumun ortak faydası için kullanmasıdır.</p>
<p data-path-to-node="18">Adler, sağlıklı bir kişilik gelişimi için sosyal ilginin önemini vurgulamaktadır. Sosyal ilgi düzeyi düşük olan bireylerin; sorunlar ile başa çıkma mekanizmalarının zayıf, sorunlu davranış sergileme eğilimlerinin ise yüksek olduğu savunulmaktadır.</p>
<p data-path-to-node="19">Günümüz dünyasının bireyselci yapısı, Adler&#8217;in vurguladığı sosyal ilgi potansiyelini gölgeleyerek kişiyi yalnızlığa ve kaygıya sürüklemektedir. Oysa bireyin psikolojik sağlığı, sadece kendi sınırlarını geliştirmesiyle değil, bu gelişimi toplumun ortak faydasına ne ölçüde uyumladığıyla ölçülür. Sosyal ilginin gelişmesi, bireyin dünyayı güvenli bir yer olarak algılamasını sağlayarak sorunlarla başa çıkma cesaretini arttırmaktadır.</p>
<h2 data-path-to-node="20"><b data-path-to-node="20" data-index-in-node="0">Eksiklikten Anlama Giden Cesaret Yolu</b></h2>
<p data-path-to-node="21">Bireysel Psikoloji perspektifinden bakıldığında, insan pasif bir varlık değil, kendi yaşamının anlamını inşa eden aktif bir yaratıcı güç konumundadır. Yaşam yolculuğunda Adler&#8217;in yaklaşımı şunu hatırlatır: Eksiklik hissetmek bir kusur değil, gelişimin başladığı asıl noktadır. Bireyi asıl tanımlayan unsur ise içindeki bu derin boşluğu doldurma çabasını kime veya neye adadığıdır. Eğer bu çaba, kişisel hırslardan ayrılıp toplumsal bir faydaya ve <b data-path-to-node="21" data-index-in-node="447">sosyal ilgi</b> kavramına dönüşürse; yaşanan eksiklikler bireyi zayıflatmak yerine, onu daha anlamlı ve bütün bir yaşama taşıyan köprüler haline gelir. Nihayetinde, bu yolun sonu sadece bireysel bir başarıya değil, insanlığın ortak iyiliğine hizmet eden bir cesaret inşasına çıkar.</p>
<h2 data-path-to-node="22"><b data-path-to-node="22" data-index-in-node="0">Kaynaklar</b></h2>
<p data-path-to-node="23">Ayas, S., &amp; Sümer, Z. H. (2021). Bireysel Psikoloji (Adler Yaklaşımı) Temelli Bağımlılık Önleme Çalışmaları: Okullarda Sosyal İlgi Uygulamalarının Önemi. Okul Psikolojik Danışmanlığı Dergisi, 4(2), 1-22.</p>
<p data-path-to-node="24">Aytekin, T., &amp; Aytekin, H. (2023). Alfred Adler &#8216;in Bireysel Psikoloji Kurmanı ve Temel İlkeleri. Elektronik Cumhuriyet İletişim Dergisi, 5(1), 40-47.</p>
<p data-path-to-node="25">Ergüner-Tekinalp, B. (2016). Adleryan kuramın pozitif psikoloji bağlamında değerlendirilmesi. The Journal of Happiness &amp; Well-Being, 4(1), 34-49.</p>
<p data-path-to-node="26">Selvi, K. (2018). Narsisistik kişilik bozukluğunun Adler’in aşağılık ve üstünlük kompleksleri açısından analizi: Bir olgu çalışması. AYNA Klinik Psikoloji Dergisi, 5(1), 1-20.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/asagilik-duygusu-ve-ustunluk-cabasi-bireysel-psikoloji-perspektifinden-yasamin-amacini-insa-etmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Travmatik Beyin Hasarının Suç Davranışı Üzerindeki Nöropsikolojik Etkileri: Bir Literatür Taraması</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/travmatik-beyin-hasarinin-suc-davranisi-uzerindeki-noropsikolojik-etkileri-bir-literatur-taramasi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=travmatik-beyin-hasarinin-suc-davranisi-uzerindeki-noropsikolojik-etkileri-bir-literatur-taramasi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/travmatik-beyin-hasarinin-suc-davranisi-uzerindeki-noropsikolojik-etkileri-bir-literatur-taramasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dilber Hussein]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 02 Nov 2025 10:35:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Adli Nöropsikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=17224</guid>

					<description><![CDATA[Başa alınan darbe, kaza veya yaralanma sonucu beyinde meydana gelen doku veya işlevsel bozulmalara travmatik beyin hasarı denilmektedir. İleri derece travmatik beyin hasarları sakatlık veya ölüme yol açabileceği gibi bilişsel, davranışsal ve duygusal işlevleri kontrol eden beyin bölgelerinde ciddi bozulmalara neden olabilmektedir (Wang ve ark., 2016). Bu noktada travmatik beyin hasarının suç olgusu ile olan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<article class="text-token-text-primary w-full focus:outline-none [--shadow-height:45px] has-data-writing-block:pointer-events-none has-data-writing-block:-mt-(--shadow-height) has-data-writing-block:pt-(--shadow-height) [&amp;:has([data-writing-block])&gt;*]:pointer-events-auto [content-visibility:auto] supports-[content-visibility:auto]:[contain-intrinsic-size:auto_100lvh] scroll-mt-[calc(var(--header-height)+min(200px,max(70px,20svh)))]" dir="auto" tabindex="-1" data-turn-id="request-69050bb3-dee0-8333-a106-1c1603f4f33b-4" data-testid="conversation-turn-62" data-scroll-anchor="true" data-turn="assistant">
<div class="text-base my-auto mx-auto pb-10 [--thread-content-margin:--spacing(4)] thread-sm:[--thread-content-margin:--spacing(6)] thread-lg:[--thread-content-margin:--spacing(16)] px-(--thread-content-margin)">
<div class="[--thread-content-max-width:40rem] thread-lg:[--thread-content-max-width:48rem] mx-auto max-w-(--thread-content-max-width) flex-1 group/turn-messages focus-visible:outline-hidden relative flex w-full min-w-0 flex-col agent-turn" tabindex="-1">
<div class="flex max-w-full flex-col grow">
<div class="min-h-8 text-message relative flex w-full flex-col items-end gap-2 text-start break-words whitespace-normal [.text-message+&amp;]:mt-1" dir="auto" data-message-author-role="assistant" data-message-id="d7586bcd-2368-48c2-bc66-c56e05f3cf68" data-message-model-slug="gpt-5">
<div class="flex w-full flex-col gap-1 empty:hidden first:pt-[1px]">
<div class="markdown prose dark:prose-invert w-full break-words light markdown-new-styling">
<p data-start="106" data-end="559">Başa alınan darbe, kaza veya yaralanma sonucu beyinde meydana gelen doku veya işlevsel bozulmalara <strong data-start="205" data-end="231">travmatik beyin hasarı</strong> denilmektedir. İleri derece travmatik beyin hasarları sakatlık veya ölüme yol açabileceği gibi bilişsel, davranışsal ve duygusal işlevleri kontrol eden beyin bölgelerinde ciddi bozulmalara neden olabilmektedir (Wang ve ark., 2016). Bu noktada travmatik beyin hasarının suç olgusu ile olan ilişkisi incelemelere konu olmuştur.</p>
<p data-start="561" data-end="1309">Suç, bireysel ve toplumsal boyutta yasal sınır ve ilkelerin ihlaline neden olan davranışlar olarak tanımlanmaktadır. <strong data-start="678" data-end="704">Sosyoekonomik koşullar</strong>, <strong data-start="706" data-end="718">işsizlik</strong>, <strong data-start="720" data-end="739">aile içi şiddet</strong>, <strong data-start="741" data-end="757">sosyal çevre</strong>, <strong data-start="759" data-end="783">toplumsal eşitsizlik</strong> gibi sosyal faktörlerin yanı sıra <strong data-start="818" data-end="831">biyolojik</strong> ve <strong data-start="835" data-end="865">nöropsikolojik değişkenler</strong> de suç davranışının ortaya çıkmasına neden olabilmektedir (Weatherburn, 2001). Travmatik beyin hasarlı bireylerin suç işleme olasılıkları ve bu davranışı tekrar etme eğilimleri üzerine yapılan çalışmalar adli psikoloji ve nöropsikoloji alanlarını bir kesişim noktasında buluşturmuştur. Beyin hasarının suç işleme eğilimi üzerinde artışa neden olduğunu gösteren araştırmalar, beraberinde <strong data-start="1253" data-end="1283">cezai sorumluluk kavramını</strong> da gündeme getirmiştir.</p>
<p data-start="1311" data-end="1558">Bu yazıda; travmatik beyin hasarının suç işleme davranışı üzerindeki etkileri, mevcut <strong data-start="1397" data-end="1430">adli nöropsikoloji literatürü</strong> ışığında ele alınacaktır. Travmatik beyin hasarının, <strong data-start="1484" data-end="1501">cezai ehliyet</strong> konusuna getirdiği güncel tartışmalara değinilecektir.</p>
<h2 data-start="1565" data-end="1621"><strong data-start="1568" data-end="1621">Travmatik Beyin Hasarının Nörobiyolojik Temelleri</strong></h2>
<p data-start="1623" data-end="2049">Beynin yönetici işlevlerini ve bilişsel kontrol mekanizmalarını yöneten <strong data-start="1695" data-end="1712">frontal bölge</strong>; karar verme, algılama, tepki verme, kontrollü veya otomatik düşünme gibi bilişsel ve davranışsal süreçleri organize etmede son derece önemlidir. Beynin <strong data-start="1866" data-end="1891">prefrontal bölgesinde</strong> biliş ve davranışı düzenleyen sinir ağlarında meydana gelen hasarlar pek çok psikiyatrik ve nörolojik bozukluk ile ilişkilidir (Friedman ve Robbins, 2022).</p>
<p data-start="2051" data-end="2608">Frontal lobda meydana gelen yaralanma veya bozulmaların yürütücü işlev, davranış, ahlaki yargı yetisi ve kişilik üzerinde ciddi değişimlere neden olduğu <strong data-start="2204" data-end="2261">1840’lı yıllarda meydana gelen Phineas Gage vakasıyla</strong> fark edilmiştir. Demiryolu inşaatı çalışmalarında kazara bir patlama sonucu prefrontal lobuna demir bir çubuk giren Gage, yaralanma sonucunda hayatta kalmayı başarmıştır. Gage’in prefrontal bölgesinde meydana gelen hasar sonucu dürtü kontrol ve duygusal düzenleme işlevlerinde bozulmaların meydana geldiği incelenmiştir (Barrash ve ark., 2018).</p>
<p data-start="2610" data-end="3031">Frontal bölgede meydana gelen hasarlar, bireyin <strong data-start="2658" data-end="2711">kontrollü düşünme ve davranış denetleme yetisinde</strong> zayıflamalara neden olabilmektedir (Maldonado ve Alsayouri, 2023). Travmatik beyin hasarına sahip bireylerin <strong data-start="2821" data-end="2862">dürtüsel karar verme eğiliminde artış</strong> yaşandığı incelenmiştir. Bu tür bilişsel kontrol bozulmaları; <strong data-start="2925" data-end="2941">saldırganlık</strong>, <strong data-start="2943" data-end="2963">öfke patlamaları</strong>, <strong data-start="2965" data-end="2996">uygun tepki verme eksikliği</strong> gibi reaksiyonlarla ilişkilidir.</p>
<h2 data-start="3038" data-end="3102"><strong data-start="3041" data-end="3102">Travmatik Beyin Hasarı ve Suç Davranışı Arasındaki İlişki</strong></h2>
<p data-start="3104" data-end="3573">Travmatik beyin hasarı sonucu ortaya çıkan <strong data-start="3147" data-end="3185">duygusal ve dürtüsel dengesizliğin</strong>, saldırganca davranışlar için risk faktörü taşıdığı incelenmiştir. Kuralları çiğneme, suça karışma, dürtüsellik, empati yoksunluğu, sinirlilik ve saldırganlık gibi <strong data-start="3350" data-end="3401">antisosyal özellikler gösterme eğiliminde artış</strong> yaşandığı gözlemlenmiştir (Maresca ve ark., 2023). Bu bulguların yanı sıra suça karışma davranışının yalnızca travmatik beyin hasarından kaynaklanmadığı da saptanmıştır.</p>
<p data-start="3575" data-end="4188">Travmatik beyin hasarı öncesi kişinin yaşamında sahip olduğu <strong data-start="3636" data-end="3674">biyolojik ve psikososyal faktörler</strong>, hasar sonrası ortaya çıkan saldırganlığı önemli ölçüde etkilediği incelenmiştir. Yapılan bir çalışmada; hasar öncesi dönemde <strong data-start="3801" data-end="3820">majör depresyon</strong>, <strong data-start="3822" data-end="3843">madde bağımlılığı</strong> ve <strong data-start="3847" data-end="3872">zayıf aile ilişkileri</strong> gibi faktörlerin, hasar sonrası ortaya çıkan saldırganlık üzerinde etkisi olduğu bildirilmiştir (Slaughter, 2003). Özellikle <strong data-start="3998" data-end="4033">alkol ve madde kullanım sıklığı</strong> yüksek olan hastaların daha düşük olan hastalara kıyasla hasar sonrası daha fazla saldırganca davranma ve suç işleme eğilimi gösterdiği gözlemlenmiştir.</p>
<h2 data-start="4195" data-end="4252"><strong data-start="4198" data-end="4252">Travmatik Beyin Hasarı ve Cezai Ehliyet Tartışması</strong></h2>
<p data-start="4254" data-end="4802">Travmatik beyin hasarı, suç işleme davranışının sergilendiği anda bireyin sahip olduğu <strong data-start="4341" data-end="4378">bilişsel yetileri zayıflatabilir.</strong> Bu faktör cezai sorumluluğu ortadan kaldırmak için yetersizdir; zira hasarın varlığı tek başına bireyin irade ve muhakeme yetisini tamamen yitirdiğini kanıtlamaz (Johnston ve ark., 2023). Hasarın niteliği, failin olay anındaki bilinç durumu, hasardan önceki zihinsel sağlık durumu gibi etkenler dikkate alınarak değerlendirme yapılmadığında, travmatik beyin hasarı savunması <strong data-start="4754" data-end="4800">suçu meşrulaştırma aracı hâline gelebilir.</strong></p>
<p data-start="4804" data-end="5250">Travmatik beyin hasarının doğrudan suç işlemeye neden olmadığı yönünde tartışmalar da mevcuttur. Phineas Gage vakasında beyin hasarının kişilik değişimine neden olduğu savunulsa da <strong data-start="4985" data-end="5019">güncel psikososyal yaklaşımlar</strong> bu durumu eleştirmektedir. Gage’in travma sonrası dönemde <strong data-start="5078" data-end="5104">yeni bir benlik algısı</strong> geliştirmiş olabileceği; bu değişimin çevresel, toplumsal ve psikolojik etkenlerin ortak etkisiyle şekillenmiş olabileceği ileri sürülmektedir.</p>
<p data-start="5252" data-end="5808">Bu durum, nörogörüntüleme verilerinin cezai sorumluluğu ortadan kaldırmak için <strong data-start="5331" data-end="5364">tek başına yeterli olmadığını</strong> göstermektedir. Suç işleyen kişinin beyninin, soruşturma sürecinde geçirebileceği <strong data-start="5447" data-end="5519">işlevsel değişimler fMRI (Fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme)</strong>, yapısal değişimler ise <strong data-start="5544" data-end="5583">MRI (Manyetik Rezonans Görüntüleme)</strong> gibi cihazlarla ölçülmektedir. Ek olarak beyindeki sinirsel ve yapısal bağlantıların değerlendirilmesi amacıyla beyaz cevherde oluşması muhtemel kusurlar <strong data-start="5738" data-end="5774">DTI (Difüzör Tensör Görüntüleme)</strong> çalışmalarıyla incelenmektedir.</p>
<p data-start="5810" data-end="6057">Suç işleyen bireylerin zihinsel sağlık durumlarının değerlendirilmesinde nörobilimsel raporların <strong data-start="5907" data-end="5928">belirleyici değil</strong>, yalnızca diğer klinik ve psikososyal verileri <strong data-start="5976" data-end="6002">destekleyici nitelikte</strong> olduğu savunulmaktadır (Egbenya ve Adjorlolo, 2021).</p>
<h2 data-start="6064" data-end="6076"><strong data-start="6067" data-end="6076">Sonuç</strong></h2>
<p data-start="6078" data-end="6499">Travmatik beyin hasarı, frontal lob gibi önemli bir bölgede bozulmalara neden olup bireyin <strong data-start="6169" data-end="6226">duygu ve dürtü kontrol mekanizmalarında zayıflamalara</strong> neden olabilmektedir. Hasar sonrası ortaya çıkabilecek <strong data-start="6282" data-end="6308">yargılama yetisi kaybı</strong>, <strong data-start="6310" data-end="6326">saldırganlık</strong> ve <strong data-start="6330" data-end="6366">suç işleme davranışlarına eğilim</strong> artabilmektedir. Buna rağmen bu durumun <strong data-start="6407" data-end="6482">cezai ehliyeti ortadan kaldırmak veya hafifletmek için yeterli olmadığı</strong> incelenmiştir.</p>
<h2 data-start="6506" data-end="6522"><strong data-start="6509" data-end="6522">Kaynaklar</strong></h2>
<p data-start="6524" data-end="8072" data-is-last-node="" data-is-only-node="">Barrash, J., Stuss, D. T., Aksan, N., Anderson, S. W., Jones, R. D., Manzel, K., &amp; Tranel, D. (2018). “Frontal lobe syndrome”? Subtypes of acquired personality disturbances in patients with focal brain damage. <em data-start="6734" data-end="6747">Cortex, 106</em>, 65–80.<br data-start="6755" data-end="6758" />Egbenya, D. L., &amp; Adjorlolo, S. (2021). Advancement of neuroscience and the assessment of mental state at the time of offense. <em data-start="6885" data-end="6934">Forensic Science International: Mind and Law, 2</em>, 100046.<br data-start="6943" data-end="6946" />Friedman, N. P., &amp; Robbins, T. W. (2022). The role of prefrontal cortex in cognitive control and executive function. <em data-start="7063" data-end="7092">Neuropsychopharmacology, 47</em>, 72–89.<br data-start="7100" data-end="7103" />Johnston, E. L., Runyan, K. D., Silva, F. J., &amp; Fuentes, F. M. (2023). Diminished criminal responsibility: A multinational comparative review. <em data-start="7246" data-end="7295">International Journal of Law and Psychiatry, 91</em>, 101919.<br data-start="7304" data-end="7307" />Ke Wang, D., Cui, L., &amp; Gao, L. (2016). Traumatic brain injury: A review of characteristics, molecular basis and management. <em data-start="7432" data-end="7475">Frontiers in Bioscience (Landmark Ed), 21</em>(5), 890–899.<br data-start="7488" data-end="7491" />Maldonado, K. A., &amp; Alsayouri, K. (2023). <em data-start="7533" data-end="7553">Physiology, brain.</em> In StatPearls [Internet]. StatPearls Publishing.<br data-start="7602" data-end="7605" />Maresca, G., Lo Buono, V., Anselmo, A., Cardile, D., Formica, C., Latella, D., &#8230; &amp; Corallo, F. (2023). Traumatic brain injury and related antisocial behavioral outcomes: a systematic review. <em data-start="7798" data-end="7812">Medicina, 59</em>(8), 1377.<br data-start="7822" data-end="7825" />Slaughter, B., Fann, J. R., &amp; Ehde, D. (2003). Traumatic brain injury in a county jail population: prevalence, neuropsychological functioning and psychiatric disorders. <em data-start="7994" data-end="8012">Brain Injury, 17</em>(9), 731–741.<br data-start="8025" data-end="8028" />Weatherburn, D. (2001). <em data-start="8052" data-end="8072" data-is-last-node="">What Causes Crime?</em></p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</article>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/travmatik-beyin-hasarinin-suc-davranisi-uzerindeki-noropsikolojik-etkileri-bir-literatur-taramasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erving Goffman’ın Dramaturjik Yaklaşımı Bağlamında Sosyal Medyada Benlik Sunumu</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/erving-goffmanin-dramaturjik-yaklasimi-baglaminda-sosyal-medyada-benlik-sunumu/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=erving-goffmanin-dramaturjik-yaklasimi-baglaminda-sosyal-medyada-benlik-sunumu</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/erving-goffmanin-dramaturjik-yaklasimi-baglaminda-sosyal-medyada-benlik-sunumu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dilber Hussein]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Oct 2025 22:22:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dijital Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=14872</guid>

					<description><![CDATA[Günümüz yaşamının vazgeçilmez bir parçası haline gelen sosyal medya platformları, iletişimin ve etkileşimin en hızlı gerçekleştiği alanlardır. Bireylerin birçok farklı ihtiyaçlarına yanıt veren ve mesafeleri yakınlaştıran bu platformlar yaşamın olmazsa olmaz birer unsuru haline gelmiştir (Babacan, 2016). Öyle ki bu medyanın içerisinde doğan çocuklar bu teknolojilere hayatlarının merkezinden birer rol atfetmektedir. Sosyal medya platformlarında paylaşılan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<article class="text-token-text-primary w-full focus:outline-none scroll-mt-[calc(var(--header-height)+min(200px,max(70px,20svh)))]" dir="auto" tabindex="-1" data-turn-id="request-WEB:d67946b1-7998-40f5-a281-3d176faa13ef-17" data-testid="conversation-turn-36" data-scroll-anchor="true" data-turn="assistant">
<div class="text-base my-auto mx-auto pb-10 [--thread-content-margin:--spacing(4)] thread-sm:[--thread-content-margin:--spacing(6)] thread-lg:[--thread-content-margin:--spacing(16)] px-(--thread-content-margin)">
<div class="[--thread-content-max-width:40rem] thread-lg:[--thread-content-max-width:48rem] mx-auto max-w-(--thread-content-max-width) flex-1 group/turn-messages focus-visible:outline-hidden relative flex w-full min-w-0 flex-col agent-turn" tabindex="-1">
<div class="flex max-w-full flex-col grow">
<div class="min-h-8 text-message relative flex w-full flex-col items-end gap-2 text-start break-words whitespace-normal [.text-message+&amp;]:mt-5" dir="auto" data-message-author-role="assistant" data-message-id="cd6d4d13-4f90-4b6d-9359-b9fb1d2df439" data-message-model-slug="gpt-5">
<div class="flex w-full flex-col gap-1 empty:hidden first:pt-[3px]">
<div class="markdown prose dark:prose-invert w-full break-words dark markdown-new-styling">
<p data-start="87" data-end="847">Günümüz yaşamının vazgeçilmez bir parçası haline gelen <strong data-start="142" data-end="171">sosyal medya platformları</strong>, iletişimin ve etkileşimin en hızlı gerçekleştiği alanlardır. Bireylerin birçok farklı ihtiyaçlarına yanıt veren ve mesafeleri yakınlaştıran bu platformlar yaşamın olmazsa olmaz birer unsuru haline gelmiştir (Babacan, 2016). Öyle ki bu medyanın içerisinde doğan çocuklar bu teknolojilere hayatlarının merkezinden birer rol atfetmektedir. Sosyal medya platformlarında paylaşılan her bir fotoğraf, alınan her bir beğeni, yorum veya mesaj bireyin <strong data-start="616" data-end="633">benlik algısı</strong>nı besleyen ya da sorgulayan birer unsur haline gelmektedir. Günümüz yaşamıyla bu denli içli olan sosyal medya, yaygınlaştığı andan itibaren benlik ve benlik sunumu konuları çerçevesinde incelenmeye başlanmıştır.</p>
<h2 data-start="854" data-end="899"><strong data-start="857" data-end="899">Sosyal Medyada Benlik İnşası ve Sunumu</strong></h2>
<p data-start="901" data-end="1347">Çevrimiçi platformlarda geçirilen sürenin artmasıyla birlikte bireylerin bu mecralarda kendilerini ifade etme eğilimleri de güçlenmiştir. Gerçek hayata kıyasla benlik sunumunun daha hızlı ve kolay gerçekleştirildiği bu platformların birtakım getirileri mevcuttur (Güler ve ark., 2022). Sosyal medyanın sağladığı ifade özgürlüğü sayesinde bireyler, gerçek hayatta kendileri için idealleştirdikleri benliklerini sunma kolaylığını elde etmektedir.</p>
<p data-start="1349" data-end="1666">Gerçek yaşamda sahip olunamayan kişisel özellikler, roller, ilişkiler ve hayatlar sosyal medya aracılığıyla sanal bir şekilde oluşturulmaktadır. Bu bağlamda Erving <strong data-start="1513" data-end="1549">Goffman’ın dramaturjik yaklaşımı</strong>, sosyal medyada bireylerin benlik inşası ve sunum süreçlerini anlamak için güçlü bir kuramsal çerçeve sunmaktadır.</p>
<p data-start="1668" data-end="1723">Goffman&#8217;ın kuramında sözü edilen kavramlar şunlardır:</p>
<ul data-start="1724" data-end="2398">
<li data-start="1724" data-end="1840">
<p data-start="1726" data-end="1840"><strong data-start="1726" data-end="1741">Performans:</strong> Kişinin başkalarını etkilemek ve benlik sunumunu gerçekleştirmek için yaptığı eylemlerin bütünü.</p>
</li>
<li data-start="1841" data-end="1885">
<p data-start="1843" data-end="1885"><strong data-start="1843" data-end="1853">Aktör:</strong> Performansı sergileyen birey.</p>
</li>
<li data-start="1886" data-end="1980">
<p data-start="1888" data-end="1980"><strong data-start="1888" data-end="1900">Seyirci:</strong> Aktörün etkilemeye çalıştığı ve benlik sunumunda bulunduğu kişi veya kişiler.</p>
</li>
<li data-start="1981" data-end="2093">
<p data-start="1983" data-end="2093"><strong data-start="1983" data-end="1991">Rol:</strong> Aktörün performans sırasında toplumsal normlara uygun olacak şekilde üstlendiği davranış kalıpları.</p>
</li>
<li data-start="2094" data-end="2197">
<p data-start="2096" data-end="2197"><strong data-start="2096" data-end="2109">Ön Sahne:</strong> Seyirciler üzerinde istenen etkinin açık bir şekilde oluşturulmasına yarayan alanlar.</p>
</li>
<li data-start="2198" data-end="2291">
<p data-start="2200" data-end="2291"><strong data-start="2200" data-end="2215">Arka Sahne:</strong> Bireyin daha az filtrelenmiş haliyle performans sergilediği özel alanlar.</p>
</li>
<li data-start="2292" data-end="2398">
<p data-start="2294" data-end="2398"><strong data-start="2294" data-end="2315">İzlenim Yönetimi:</strong> Bireyin, başkalarının zihninde oluşturmak istediği izlenimi kontrol etme çabası.</p>
</li>
</ul>
<p data-start="2400" data-end="2713">Genel bir tanıma göre benlik, kişinin &#8220;Ben kimim?&#8221; sorusuna verdiği yanıtlar bütünüdür. Bireyin kendine dair bildikleri, başkalarının kendisiyle ilgili görüşlerinin yansımalarının toplamıdır. Amerikan sosyolojisinin önemli isimlerinden biri olan Goffman, benlik kavramı üzerine önemli çalışmalara imza atmıştır.</p>
<p data-start="2715" data-end="3125">Goffman’ın dramaturjik yaklaşımına göre bireyler bir tiyatro sahnesinde rol yapar gibi günlük yaşamda da farklı anlarda farklı performanslar sergilemektedir (Kaymak, 20204). Farklı anlarda sergilenen her bir performans farklı bir benliğin içeriğini oluşturmaktadır. Dijital ortamlarda paylaşılan her bir fotoğraf, alınan beğeniler ve takipçiler dijital ortamdaki benliğin şekillenmesini sağlayan unsurlardır.</p>
<h2 data-start="3132" data-end="3168"><strong data-start="3135" data-end="3168">Ön Sahne ve Arka Sahne Ayrımı</strong></h2>
<p data-start="3170" data-end="3345">Ön sahnede yer alan aktör konumundaki kullanıcı, takipçilerinin zihninde oluşturmak istediği izlenime uygun bir performans sergileyebilmek için farklı rollere bürünmektedir.</p>
<p data-start="3347" data-end="3673">Bireyler, ön sahne işlevi gören açık profillerinde; kişisel bilgiler, paylaşılan fotoğraflar ve takip ettikleri hesaplar aracılığıyla ideal benliklerini sunmaktadır. Toplumsal onay arayışı, beğenilme, güçlü görünme ve olumlu geri bildirim alma motivasyonu, arka sahnede daha sınırlı düzeyde ortaya çıkmaktadır (Kavut, 2018).</p>
<p data-start="3675" data-end="4042">Sınırlı sayıdaki kişilere açık profiller, mesajlaşmalar ya da özel grupları kapsayan arka sahnede bireyler daha filtresiz ve samimi benlik özellikleri yansıtmaktadır. Dolayısıyla sosyal medya araçları, Goffman’ın ön sahne-arka sahne ayrımının günümüz dijital ortamlarına taşındığını ve bireylerin benlik sunumunu farklı düzlemlerde şekillendirdiğini göstermektedir.</p>
<h2 data-start="4049" data-end="4114"><strong data-start="4052" data-end="4114">Sosyal Medyada Benlik Sunumunun Olası Psikolojik Sonuçları</strong></h2>
<p data-start="4116" data-end="4369">Sonuç olarak sosyal medya, Goffman’ın dramaturjik yaklaşımının dijital boyutta da kendine yer edindiğini göstermektedir. Kuram, bireylerin farklı benlik inşası süreçlerini teorik açıdan açıklasa da psikolojik sonuçlarını anlamada yetersiz kalmaktadır.</p>
<p data-start="4371" data-end="4686">Sosyal medya, bireylerin onay arayışı ve beğenilme motivasyonlarını doğrudan etkileyen bir araçtır. Kullanıcılar aldıkları yüksek beğeni ve takip oranlarıyla kısa süreli özgüven artışı deneyimleyebilir; ancak kendilerini başka kullanıcılarla kıyaslayarak yetersizlik ve eksiklik duygularına da maruz kalabilirler.</p>
<p data-start="4688" data-end="5008">Özellikle ön sahnede sergilenen ideal benlik ile arka sahnedeki gerçek benlik arasındaki fark büyüdükçe yetersizlik ve kaygı hissi artabilmektedir (Deligöz, 2023). Sosyal karşılaştırmanın yanı sıra bireyin ideal benliği ile gerçek benliğini kıyaslama çabası <strong data-start="4946" data-end="4966">kimlik çatışması</strong>nın ortaya çıkmasına yol açabilmektedir.</p>
<p data-start="5010" data-end="5294">Dijital ortamlardaki onaylanma döngüsü, bireyleri sürekli olarak performans sergilemeye ve başkalarının zihninde olumlu bir imaj yaratmaya zorlamaktadır. Bu durum, uzun vadede özgüven dalgalanmalarına, kendilik değerinde azalmaya ve benlik algısında parçalanmaya yol açabilmektedir.</p>
<p data-start="5296" data-end="5594">Bu nedenle sosyal medya kullanımının yol açtığı psikolojik baskıyı azaltmak için kullanıcıların sosyal medya kullanım sürelerinde sınırlandırmaya gitmeleri önerilmektedir. Bilinçli paylaşım yapmaları, sosyal karşılaştırmayı kısıtlamaları ve çevrimdışı etkinliklere yönelmeleri faydalı olmaktadır.</p>
<h2 data-start="5601" data-end="5617"><strong data-start="5604" data-end="5617">Kaynaklar</strong></h2>
<p data-start="5619" data-end="6620" data-is-last-node="" data-is-only-node="">Babacan, M. E. (2016). Sosyal medya kullanım alanları ve bağımlılık ilişkisi. <em data-start="5697" data-end="5741">Addicta: The Turkish Journal on Addictions</em>, 3(1), 7-28. DOI:10.15805/addicta.2016.3.0017<br data-start="5787" data-end="5790" />Deligöz, E. (2023). Psikolojik Bakış Açısı ile Sosyal Medyada Benlik Sunumu. <a class="decorated-link" href="https://doi.org/10.32739/usmut.2023.9.15.100" target="_new" rel="noopener" data-start="5867" data-end="5911">https://doi.org/10.32739/usmut.2023.9.15.100</a><br data-start="5911" data-end="5914" />Güler, Ş., Şahin, Y., ve Balcı, E. V. (2022). Sosyal medyada çevrimiçi benlik sunumunun öznel iyi oluş üzerine etkisi: İnstagram kullanıcıları üzerine bir araştırma. <em data-start="6080" data-end="6109">Erciyes İletişim Dergisi, 9</em>(1), 361-380. <a class="decorated-link" href="https://doi.org/10.17680/erciyesiletisim.993055" target="_new" rel="noopener" data-start="6123" data-end="6170">https://doi.org/10.17680/erciyesiletisim.993055</a><br data-start="6170" data-end="6173" />Kavut, S. (2018). Goffman’ın benlik sunumu kuramı bağlamında sosyal medyada kimlik inşası: Instagram üzerine bir araştırma. <em data-start="6297" data-end="6360">NOSYON: Uluslararası Toplum ve Kültür Çalışmaları Dergisi (1)</em>, 1-12.<br data-start="6367" data-end="6370" />Kaymak, N. (2024). Tasarım anlambilimi ve Goffman&#8217;ın dramaturjik yaklaşımı kesişiminde bir bakış: Görüntülü görüşme deneyimi üzerine bir çalışma. (Yayımlanmış yüksek lisans tezi). İstanbul Teknik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, İstanbul.</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div class="z-0 flex min-h-[46px] justify-start"></div>
<div class="mt-3 w-full empty:hidden">
<div class="text-center"></div>
</div>
</div>
</div>
</article>
<div class="pointer-events-none h-px w-px" aria-hidden="true" data-edge="true"></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/erving-goffmanin-dramaturjik-yaklasimi-baglaminda-sosyal-medyada-benlik-sunumu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Saldırganlık Davranışının Nedenlerine İlişkin Psikolojik Yaklaşımlar</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/saldirganlik-davranisinin-nedenlerine-iliskin-psikolojik-yaklasimlar/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=saldirganlik-davranisinin-nedenlerine-iliskin-psikolojik-yaklasimlar</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/saldirganlik-davranisinin-nedenlerine-iliskin-psikolojik-yaklasimlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dilber Hussein]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Sep 2025 08:38:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyal Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=12587</guid>

					<description><![CDATA[Psikoloji literatüründe saldırganlık, insan davranışları arasında en sık araştırılan konulardan biri olmuştur. Saldırganlık, bir başkasının yaşamına zarar ve acı verici davranış sergilemek olarak tanımlanmaktadır. Genel bir tanımlamanın yanı sıra psikoloji tarihi boyunca saldırganlık ile ilgili yapılan birçok farklı tanım mevcuttur. Farklı tanımların ortaya çıkmasının başlıca nedeni saldırganca davranışların sebeplerine yönelik açıklamalardır. Sigmund Freud içgüdü kuramı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="427" data-end="880">Psikoloji literatüründe saldırganlık, <strong data-start="465" data-end="487">insan davranışları</strong> arasında en sık araştırılan konulardan biri olmuştur. Saldırganlık, bir başkasının yaşamına zarar ve acı verici davranış sergilemek olarak tanımlanmaktadır. Genel bir tanımlamanın yanı sıra psikoloji tarihi boyunca saldırganlık ile ilgili yapılan birçok farklı tanım mevcuttur. Farklı tanımların ortaya çıkmasının başlıca nedeni saldırganca davranışların sebeplerine yönelik açıklamalardır. Sigmund Freud içgüdü kuramı ile saldırganlığın içgüdüsel ve doğuştan geldiğini savunurken; Albert Bandura, saldırganlığın taklit yoluyla çevreden öğrenildiğini dile getirmiştir. Evrimsel psikologlar, saldırganlığın hayatta kalma ve neslin devamı için gerekli olduğunu savunmaktadır. Engellenme saldırganlık kuramı ise kişilerin ulaşmak istedikleri hedefler yolunda engellenmeye maruz kaldıklarında saldırganlaştıklarını desteklemektedir. Bu makalenin devamında saldırganlığın nedenlerini açıklamaya yönelik ortaya çıkan kuramların detaylarına değinilecektir.</p>
<h2 data-start="1449" data-end="1482"><strong data-start="1452" data-end="1480">Doğuştan Mı Çevresel Mi?</strong></h2>
<p data-start="1483" data-end="1716">Psikoloji literatüründe saldırganlığın doğuştan mı geldiği yoksa çevreden mi öğrenildiği epey tartışılmıştır. Bu tartışmalar arasında saldırganlığın içgüdüsel olduğunu savunan başlıca kişi psikanalizin kurucusu olan Freud olmuştur. Freud&#8217;un içgüdü kuramına göre doğuştan gelen ölüm ve yok etme içgüdüsü olan “Thanatos” insanların doğasında olan öldürme ve zarar verme isteğini temsil etmektedir (Merkit, 2016). Freud bu içgüdünün sağlıklı bir şekilde dışa vurulamaması durumunda saldırganlığın ortaya çıkacağını ifade etmektedir. Bu nedenle, saldırganlığın sağlıklı bir şekilde dışa vurulabilmesi için yaşama içgüdüsünün baskın olması gerektiğini savunur. Yaşama içgüdüsünü “Eros” olarak nitelendiren Freud, bu içgüdü sayesinde potansiyel enerjinin üretkenliğe, sanatsal ve yaratıcı eylemlere yönlendirilmesi gerektiğini destekler. Bu sayede ölüm ve yaşam içgüdüsü arasında denge sağlanır ve saldırganlık kontrol altına alınmış olur.</p>
<p data-start="2426" data-end="2779">Diğer davranışlar gibi saldırganlığın da çevresel koşullar yoluyla sonradan öğrenildiğini savunan kuramlar mevcuttur. Saldırganca davranışların sonradan öğrenildiğini savunan başlıca kuram Albert Bandura’nın sosyal öğrenme kuramıdır. Sosyal öğrenme kuramı, başkalarını gözleyerek davranışların taklit yoluyla kazanıldığını savunmaktadır (Bahar, 2019). Bandura, davranışların taklit yoluyla edinildiğini test etmek için gerçekleştirdiği Bobo Doll adlı deneyinde 3-6 yaş aralığında çocuklarla çalışmıştır. Deneydeki katılımcıları 2 gruba ayıran Bandura; birinci gruptaki çocuklara bir yetişkinin Bobo Doll adlı oyuncağa şiddet uyguladığını gösteren bir video izlettirmiştir. İkinci gruptaki çocuklara ise oyuncağa saldırganca davranmayan bir yetişkin izlettirilmiştir. Çocuklara videolar izlettikten sonra oyuncakla oynamalarına izin veren Bandura, saldırgan yetişkini izleyen çocukların benzer saldırgan davranışları taklit ettiğini gözlemlemiştir. Saldırgan olmayan yetişkini izleyen çocuklar ise daha pasif davranışlarda bulunarak oyuncakla vakit geçirmiştir (Tatlıoğlu, 2021).</p>
<h2 data-start="3519" data-end="3558"><strong data-start="3522" data-end="3556">Engellenme Saldırganlık Kuramı</strong></h2>
<p data-start="3559" data-end="3858">Saldırganlığın ortaya çıkmasında engellenmeyi büyük bir neden olarak ele alan kuram engellenme saldırganlık kuramı olmuştur. Kurama göre kişiler, belirli bir amaca yönelik çıktıkları yolda istediğini elde etmek konusunda başka durumlar veya kişiler tarafından engellendiklerinde saldırganlaşırlar. Bu noktada kuram, saldırganlık dürtüsünün başka dürtülerin giderilememesi sonucu ortaya çıktığını ifade etmektedir (Efilti, 2016). Ortaya çıkan saldırganlık davranışının şiddeti; engellenmenin derecesine, sıklığına ve süresine bağlı olarak değişeceği öne sürülmüştür.</p>
<h2 data-start="4136" data-end="4178"><strong data-start="4139" data-end="4176">Evrimsel Yaklaşım ve Saldırganlık</strong></h2>
<p data-start="4179" data-end="4372">Hayatta kalmak ve rekabetin devamı için saldırganlığın bir araç olduğunu savunan evrimsel kuram aynı zamanda türün devam ettirilebilmesi için saldırganlığın işlevselliğine dikkat çekmektedir. Evrimsel bakış açısına göre tarih öncesinde erkekler, soyunu devam ettirmek için başka erkeklerle girdikleri rekabetleri kazandıklarında eş bulma olasılıklarının arttığını savunmaktadır. Bu nedenle fiziksel saldırganlığın kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze kadar devam ettirildiği ifade edilmektedir. Özellikle genç erkekler arasındaki güç ve statü rekabetinin bu denli fazla olmasının nedeninin atalardan genetik miras yoluyla aktarıldığını desteklemektedir (Demirtaş Madran, 2016).</p>
<h2 data-start="4871" data-end="4917"><strong data-start="4874" data-end="4915">Kuramlardan Çıkan Genel Değerlendirme</strong></h2>
<p data-start="4918" data-end="5199">Saldırganlık üzerine geliştirilen farklı kuramlar, bu olgunun tek bir nedenle açıklanamayacak kadar karmaşık bir yapıda olduğunu göstermektedir. Saldırganlık, bireysel ve toplumsal düzeyde dikkate alınması gereken ve önleyici çözümler geliştirilmesi açısından önemli bir konudur. Bu noktada saldırganlık davranışının nasıl ortaya çıktığını anlamak ve nedenlerini öğrenmek için teorik bilgileri ve kuramları bilmek yetersiz olacaktır. Psikolojik bir bakış açısıyla bireyleri saldırganca davranmaya iten duygu, düşünce, öfke ve deneyimleri de dikkate almak son derece faydalı olacaktır. Saldırganlığın önlenebilmesi ve kontrol altında tutulabilmesi için psikolojik destek kaynaklarının güçlendirilmesi, bireysel ve toplumsal farkındalık eğitimlerinin sıklaştırılması ve sağlıklı başa çıkma yöntemlerinin teşvik edilmesi gerekmektedir.</p>
<h2 data-start="5811" data-end="5829"><strong data-start="5814" data-end="5827">Kaynaklar</strong></h2>
<ul data-start="5831" data-end="6600">
<li data-start="5831" data-end="5980">
<p data-start="5833" data-end="5980">Bahar, B. (2019). Sosyal öğrenme kuramı ve sosyal değişim kuramı perspektifinden etik liderlik. <em data-start="5929" data-end="5968">Balkan Sosyal Bilimler Dergisi, 8(16)</em>, 237-242.</p>
</li>
<li data-start="5981" data-end="6142">
<p data-start="5983" data-end="6142">Demirtaş-Madran, H. A. (2020). Cinsiyet ve saldırganlık ilişkisi: Görgül ve kuramsal çalışmalara güncel bir bakış. <em data-start="6098" data-end="6131">Türk Psikoloji Yazıları, 23(45)</em>, 97-114.</p>
</li>
<li data-start="6143" data-end="6329">
<p data-start="6145" data-end="6329">Efilti, E. (2016). Saldırganlıkla ilgili kuramsal yaklaşımlar. İçinde, N. Sargın, S. Avşaroğlu &amp; A. Ünal (Ed.), <em data-start="6257" data-end="6292">Eğitim ve Psikolojiden Yansımalar</em> (ss.17-35). Konya: Çizgi Kitabevi.</p>
</li>
<li data-start="6330" data-end="6484">
<p data-start="6332" data-end="6484">Merkit, N. (2016). Sigmund Freud’da uygarlığın temel dinamikleri ve birey üzerindeki etkisi. <em data-start="6425" data-end="6472">FLSF Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi, (21)</em>, 123-140.</p>
</li>
<li data-start="6485" data-end="6600">
<p data-start="6487" data-end="6600">Tatlıoğlu, S. S. (2021). Öğrenmeye sosyal-bilişsel bir bakış: Albert Bandura. <em data-start="6565" data-end="6590">Sosyoloji Notları, 5(1)</em>, 15-30.</p>
</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/saldirganlik-davranisinin-nedenlerine-iliskin-psikolojik-yaklasimlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyal Bilişsel Yaklaşımla Toplumsal Algı ve Yargıların Psikolojik Temelleri</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/sosyal-bilissel-yaklasimla-toplumsal-algi-ve-yargilarin-psikolojik-temelleri/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sosyal-bilissel-yaklasimla-toplumsal-algi-ve-yargilarin-psikolojik-temelleri</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/sosyal-bilissel-yaklasimla-toplumsal-algi-ve-yargilarin-psikolojik-temelleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dilber Hussein]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Aug 2025 21:40:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Zihin ve Davranış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=10915</guid>

					<description><![CDATA[Sosyal dünyada gerçekleşen her olay yalnızca dış gerçeklikten ibaret değildir; aynı zamanda bu olayların bir birey tarafından nasıl algılandığı ve değerlendirildiğiyle de ilgilidir. Sosyal bilişsel yaklaşım, insanın duyular yoluyla dışarıdan edindiği bilgileri zihninde gruplandırarak kaydettiğini ve daha sonra bu bilgileri yorumlayarak davranış sergilediğini savunmaktadır (Göktaş, 2018). İnsan zihni, yaşanan sosyal olayları anlamlandırmak için çoğunlukla hızlı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="439" data-end="1309">Sosyal dünyada gerçekleşen her olay yalnızca dış gerçeklikten ibaret değildir; aynı zamanda bu olayların bir birey tarafından nasıl algılandığı ve değerlendirildiğiyle de ilgilidir. <strong data-start="621" data-end="637">Sosyal bilişsel</strong> yaklaşım, insanın duyular yoluyla dışarıdan edindiği bilgileri zihninde gruplandırarak kaydettiğini ve daha sonra bu bilgileri yorumlayarak davranış sergilediğini savunmaktadır (Göktaş, 2018). İnsan zihni, yaşanan sosyal olayları anlamlandırmak için çoğunlukla hızlı ve önyargılı yollara başvurur. Tam da bu noktada <strong data-start="957" data-end="973">sosyal bilişsel</strong> yaklaşım, insanların olayları anlamlandırma sürecinde ne gibi zihinsel kalıplar ve kestirme yollar kullandığını inceler. Bu makalenin devamında sosyal bilişsel yaklaşımın temelinde yer alan örtük kişilik kuramı, şemalar, temel atıf hatası (temel ilişkilendirme hatası), adil dünya inancı gibi kavramların detaylarına değinilecektir.</p>
<h3 data-start="1316" data-end="1352"><strong data-start="1316" data-end="1352">Neden Davranışlara Sebep Ararız?</strong></h3>
<p data-start="1354" data-end="1977">İnsan beyni, başkalarının davranışlarını anlamaya ve değerlendirmeye eğilimlidir. Başkaları hakkında algı oluşturmak, sosyal dünyayı ve insanları tahmin edilebilir kılmaktadır. Sosyal dünyanın tahmin edilebilir olması ve insanların ne şekilde davranacağını algılayabilmek, insanda bir tür kontrol duygusu yaratır. İnsanların kontrol duygusuna ve belirsizliği ortadan kaldıracak yargılara sahip olması kişide rahatlama ve güvende hissetme duygularını doğurur. Örtük kişilik kuramına göre insanlar, yeni bir kişi ile tanıştıklarında tek bir kişilik özelliğinden yola çıkarak tüm karakteri tahmin etme eğilimi göstermektedir.</p>
<p data-start="1979" data-end="2605">Örneğin bir siyasetçi ile karşılaşıldığında o kişiyi idealleri olan, liyakat sahibi, hitabeti güçlü biri olarak değerlendirme olasılığımız yüksektir. Halbuki gerçekte bu siyasetçi düşünülen özelliklerin hiçbirine sahip olmayabilir. Tek bir kişilik özelliğinden yola çıkarak kişinin karakterine özellikler atfetmek, zihinde yer alan şemalar yoluyla gerçekleşmektedir. Şemalar, bir olay veya durum esnasında eksik bulunan bilgileri doldurmak için otomatik olarak kullanılan zihinsel bilgi yapılarıdır. İnsanların örtük kişilik şemaları kullanmasının nedeni, karşısındaki kişinin olası davranışlarını tahmin edilebilir kılmaktır.</p>
<p data-start="2607" data-end="3435">İnsanların davranışlarının nedenlerini anlamaya çalışırken kullanılan bir diğer yöntem ise içsel ve dışsal atıflardır. Temel atıf (yükleme) teorisine göre insanların davranışlarına neden aramak ve bu yönde hareket etmek kişinin hayatta kalma şansını artırmaktadır. Teoriye göre herhangi bir işte başarısız olan bir insanın başarısızlığını karakterine atfetme (içsel atıf) eğilimindeyizdir. Başarısızlığın nedenini kişiliğe yüklemek, karşıdaki kişinin başka davranışlarını tahmin edilebilir kılmaktadır. Tam tersi bir durumda insanlar, kendi başarısızlıklarını dışsal nedenlere (dışsal atıf) bağlama eğilimindedir. Kişinin başarısızlığını dışsal nedenlere atfetmesi, daha az zihinsel efor gerektirdiğinden ve rahatlama hissi sağladığından kişi hem içsel çatışmadan kaçınmış olur hem de kendini sosyal açıdan daha olumlu algılar.</p>
<p data-start="3437" data-end="3884">Bu durumda insanlar, başarılarını kişisel özelliklerine, başkalarının başarılarını ise şansa ya da dışsal nedenlere bağlama eğilimindedir. Aynı şekilde başarısızlıklarını dışsal, başkalarının başarısızlıklarını ise içsel nedenlerle açıklarlar. Temel atıf hatası olarak nitelendirilen bu durumun ortaya çıkmasının sebebi, zihinsel olarak daha az enerji harcamak, bilgi eksikliklerini gidererek bilişsel tutarlılık ve zihinsel rahatlama sağlamaktır.</p>
<h3 data-start="3891" data-end="3941"><strong data-start="3891" data-end="3941">Adil Dünya İnancı Nedir ve Neden Tehlikelidir?</strong></h3>
<p data-start="3943" data-end="4418">Lerner tarafından ortaya atılan adil dünya inancı kuramına göre insanlar, iyilerin ödüllendirildiği, kötülerin ise cezalandırıldığı bir dünyanın varlığına inanma ihtiyacı duymaktadır. Lerner bu inancın bir yanılsamadan ibaret olduğunu ancak kişinin sosyal dünyayı adil, tahmin edilebilir ve kontrol edilebilir görmesi açısından önemli olduğunu savunmaktadır (Akgün, 2019). Böylece insanlar kendilerini güvende hissederler ve gelecek yaşantıları için daha az endişe duyarlar.</p>
<p data-start="4420" data-end="5031">Adil dünya inancı her ne kadar bilişsel tutarlılık sağlasa da, kurbanı suçlama, empati kaybına ve olumsuz <strong data-start="4526" data-end="4548">toplumsal yargılara</strong> zemin hazırlamaktadır. Örneğin, kadınlara yönelik toplumsal cinsiyete dayalı saldırı ve istismar durumlarında sıklıkla duyulan “Gece o saatte dışarıda ne işi vardı?” ya da “O kıyafetle sokağa çıkarsa olacağı bu” gibi ifadeler, aslında bireylerin adil dünya inancını koruma çabasının birer yansımasıdır. Bu gibi ifadeler ile direkt olarak mağdurun davranışları sorgulanır çünkü mağdurun başına gelen olay rastlantısal veya failin suçuysa bu olay herkesin başına gelebilir demektir.</p>
<p data-start="5033" data-end="5699">İnsanlar, güvende hissetmek ve böyle bir olayın kendi başlarına gelmeyeceğine inanmak için mağduru suçlayarak adil dünya inancını sürdürmeye çalışırlar. Böylece sosyal adaletsizlik ve şiddet karşısında gerçeklik göz ardı edilir ve mağdur durumda olan kişi tekrar mağdur edilir. Adil dünya inancı, <strong data-start="5330" data-end="5352">toplumsal yargılar</strong> açısından zararlara yol açtığı gibi mağdurların değersizleştirilmesine, hor görülmesine ve damgalanmasına neden olmaktadır. Mağdurlar, yaşadıkları olayın yarattığı acıların ötesinde; suçlanma ve sosyal damgalanma nedeniyle ikincil psikolojik travmalarla karşı karşıya kalırlar. Böylelikle adaletsizlik ve toplumsal duyarsızlaşma katlanarak artar.</p>
<h3 data-start="5706" data-end="5729"><strong data-start="5706" data-end="5729">Gerçek Mi Yorum Mu?</strong></h3>
<p data-start="5731" data-end="6350">Toplumsal olaylar karşısında ortaya çıkan tepkiler, çoğunlukla olayın gerçekliğinden çok bireylerin zihinsel ve bilişsel yorumlarından doğar. İnsanlar; sosyal durumları anlamlandırmak için zihinsel kısa yollara, az enerji gerektiren zihinsel süreçlere başvurmaktadır. Özellikle adil dünya inancı ve temel atıf hatası gibi otomatik gerçekleşen zihinsel eğilimler, insanları bilinçsizce mağduru suçlamaya, toplumsal eşitsizlikleri meşrulaştırmaya ve adaletsizlik karşısında duyarsızlaşmaya itmektedir. Bunlara benzer zihinsel eğilimleri fark etmek ve bilinçli düşünceleri güçlendirmek bireysel farkındalığı artıracaktır.</p>
<p data-start="6352" data-end="6856">Bireysel farkındalığın artması, aynı zamanda toplumsal düzeyde empatiyi, eleştirel düşünmeyi ve adalet duygusunu güçlendirme potansiyeli taşımaktadır. Gerçekliği zihinsel yorumlardan ayırmak ve bilinçli farkındalıkla hareket etmek, toplumsal olaylara bütüncül bakabilmeyi ve zihinsel körlüklerin önüne geçilmesini sağlayacaktır. Bu tür <strong data-start="6688" data-end="6711">psikolojik kuramlar</strong>, toplumsal algının nasıl şekillendiğini ve bu süreçte bireylerin ne tür bilişsel hatalara düştüğünü açıklamak açısından büyük önem taşımaktadır.</p>
<h3 data-start="6910" data-end="7252"><strong data-start="6910" data-end="6923">Kaynaklar</strong></h3>
<p data-start="6910" data-end="7252">Akgün, S. (2019). Adil dünya inancı ve toplumsal sonuçları. <em data-start="6986" data-end="7036">OPUS International Journal of Society Researches</em>, 14(20), 2227-2247. <a class="" href="https://doi.org/10.26466/opus.610173" target="_new" rel="noopener" data-start="7057" data-end="7093">https://doi.org/10.26466/opus.610173</a><br data-start="7093" data-end="7096" />Göktaş, B. (2018). Sosyal biliş teorisi ve pazarlama disiplininde kullanımına dair örnekler. <em data-start="7189" data-end="7236">Finans Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Dergisi</em>, 3(1), 359-381.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/sosyal-bilissel-yaklasimla-toplumsal-algi-ve-yargilarin-psikolojik-temelleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
