<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Ceylan Vural &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/ceylan-vural/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Thu, 02 Jul 2026 10:35:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Ceylan Vural &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Teşhis mi Koyuyoruz, Duvar mı Örüyoruz?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/teshis-mi-koyuyoruz-duvar-mi-oruyoruz/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=teshis-mi-koyuyoruz-duvar-mi-oruyoruz</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/teshis-mi-koyuyoruz-duvar-mi-oruyoruz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ceylan Vural]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2026 10:35:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Popüler Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[therapy speak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/teshis-mi-koyuyoruz-duvar-mi-oruyoruz/</guid>

					<description><![CDATA[Günümüzde psikolojik farkındalık giderek artmakta ve insanlar ruh sağlığına dair her geçen gün yeni bilgiler edinmektedir. İnsan doğasının bir parçası olan değişim, bu psikolojik farkındalıkla birleştiğinde etkileyici bir algı mekanizması ortaya çıkmaktadır. Ancak, bu mekanizma doğru yönlendirilmediğinde ciddi yanlış anlamalara yol açabilir. Son zamanlarda çevrenizde “Beni manipüle ediyorsun”, “Sen tam bir narsistsin”, “Çok depresyondayım” ya [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde psikolojik farkındalık giderek artmakta ve insanlar ruh sağlığına dair her geçen gün yeni bilgiler edinmektedir. İnsan doğasının bir parçası olan değişim, bu psikolojik farkındalıkla birleştiğinde etkileyici bir algı mekanizması ortaya çıkmaktadır. Ancak, bu mekanizma doğru yönlendirilmediğinde ciddi yanlış anlamalara yol açabilir. Son zamanlarda çevrenizde “Beni manipüle ediyorsun”, “Sen tam bir narsistsin”, “Çok depresyondayım” ya da “Çocukluk travması olanlar böyle yapıyor” gibi ifadeleri ne kadar sık duymaya başladınız?</p>
<p>Çevremizde sıkça karşılaştığımız bu durum, insanların kendilerini veya başkalarını hızlıca bir kategoriye sokma çabasını göstermektedir. Psikolojik farkındalığın bu şekilde popülerleşip yanlış yorumlanması, adeta bir &#8220;Google Doktorculuğu&#8221; akımı yaratmıştır. Dünyada giderek yayılan ve literatürde &#8216;Therapy Speak&#8217; (Terapi Dili) olarak adlandırılan bu trend; psikolojik kavramların kökenlerinden koparılarak günlük dile kontrolsüzce dahil edilmesi anlamına gelmektedir. İlk bakışta masum bir kendini ifade etme çabası gibi görünen bu durum, aslında derin bir empati yoksunluğuna yol açmaktadır. Karşımızdaki kişiyi veya kendimizi yeterince derinlemesine anlamak yerine, klinik terimlerin arkasına saklanarak ilişkilerimizde çözümsüz kalıplar ve duvarlar örüyoruz.</p>
<p>Peki, gerçekten her bencil insan narsist midir? Her üzgün olan kişi depresyonda mıdır? Ya da anlatım becerisi ve ikna kabiliyeti yüksek olan her insan bir manipülatör müdür? Bu soruların cevabı aslında hayır; çünkü insan psikolojisi bu kadar düz ve tek boyutlu değildir.</p>
<p>Örneğin, narsizm yalnızca kendini düşünen veya rekabetçi olan insanlara verdiğimiz bir takma ad değil; kökleri derin bir aşağılık kompleksine ve kırılganlığa dayanan klinik bir tanıdır. Benzer şekilde, depresyon da üç gün süren moral bozukluğuna indirgenemeyecek kadar ağır bir tablodur. Günlük hayatta bir şeyler yolunda gitmediğinde kolayca kurduğumuz “Depresyondayım” ifadesi; aslında insanın en temel biyolojik ihtiyaçlarını, yemek yemeyi ya da temizlenmek için duşa girmeyi bile yapamayacak hale geldiği çok hayati ve derin bir klinik gerçeği gölgeliyor.</p>
<p>Gelelim son dönemin en popüler suçlaması olan &#8220;manipülasyon&#8221; kavramına&#8230; Günlük ilişkilerimizde birinin bizi ikna etmeye çalışmasını, fikrimizi değiştirmesini veya sadece kendi doğrusunu savunmasını hemen “Beni manipüle ediyor” diyerek yaftalıyoruz. Oysa sağlıklı her iletişimde taraflar birbirini ikna etmek isteyebilir. Gerçek psikolojik manipülasyon; bir kişinin, karşısındakinin gerçeklik algısını bozmak, onu suçluluk ve yetersizlik hissiyle tamamen kontrol altına almak için sistematik ve kötü niyetli olarak uyguladığı psikolojik bir şiddettir. İkna kabiliyeti yüksek, retoriği güçlü veya sadece tartışmayı kazanmak isteyen her insanı &#8220;manipülatör&#8221; ilan etmek, ilişkilerdeki sağlıklı tartışma zeminini tamamen yok eder ve bizi yapıcı bir uzlaşmadan uzaklaştırır.</p>
<p>Çocukluk travmaları konusunda da benzer bir tabloyla karşı karşıyayız. Elbette insanlar çocukken yaşadıkları ve hafızalarında yer eden olumsuz olayları unutamazlar. Ancak son zamanlarda, hayattaki kendi seçimlerinin sorumluluğunu veya hatalarını tamamen çocukluk travmalarına indirgeyerek, bu durumu farkında olmadan bir savunma mekanizması veya çıkış yolu olarak kullanan pek çok insan görmeye başladık. Oysa travma, üzerinde derinlemesine ve uzman eşliğinde çalışılması gereken ciddi bir kavramdır. Bunu incelerken gerçeklikten uzaklaşmamak ve en önemlisi kendi yetişkin sorumluluğumuzdan kaçmamak gerekir.</p>
<p>Sonuç olarak, psikoloji literatürüne ait kavramları günlük dilin sıradan birer argümanı haline getirmek, kelimelerin içini boşaltmaktadır. Birine &#8220;narsist&#8221; veya &#8220;manipülatör&#8221; dediğimizde, o insanla olan bağımızı tamamen koparıyor ve sığ bir etiketlemenin arkasına sığınıyoruz. Oysa insan ilişkilerinin şifası, teşhis koymakta değil; anlamaya çalışmaktadır. Kendi duygularımızı ifade ederken klinik tanılara sığınmak yerine “Şu an kırgınım”, “Beni duymadığını hissediyorum” veya “Bu aralar çok yorgunum” gibi yalın kelimeleri seçmek, hem kendi ruh sağlığımıza hem de kurduğumuz bağlara çok daha iyi gelecektir. Kelimelerin gücünü birer silah olarak değil, birbirimizi anlamak için birer köprü olarak kullanmayı yeniden hatırlamalıyız.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/teshis-mi-koyuyoruz-duvar-mi-oruyoruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Egonun Gizli Oyunu: Tartışmalarda Neden Hep Kendimizi Haklı Hatırlarız?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/egonun-gizli-oyunu-tartismalarda-neden-hep-kendimizi-hakli-hatirlariz/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=egonun-gizli-oyunu-tartismalarda-neden-hep-kendimizi-hakli-hatirlariz</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/egonun-gizli-oyunu-tartismalarda-neden-hep-kendimizi-hakli-hatirlariz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ceylan Vural]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jun 2026 08:46:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyal Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[benlik]]></category>
		<category><![CDATA[Beyin]]></category>
		<category><![CDATA[ego]]></category>
		<category><![CDATA[hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[savunma]]></category>
		<category><![CDATA[tartışma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/egonun-gizli-oyunu-tartismalarda-neden-hep-kendimizi-hakli-hatirlariz/</guid>

					<description><![CDATA[Dün gece bir tartışma yaşadınız, yatağa uzandınız; uyumaya çalışıyorsunuz fakat aklınızda yaşadığınız o gergin anlar dönüp duruyor. Düşünüyorsunuz, saatlerce kafanızda aynı sahneleri yeniden oynatıyorsunuz; ancak bir şeylerin eksik olduğunu fark ediyorsunuz. Karşı tarafın kurduğu cümleler belirsiz, neyi neden savunduğunu tam olarak hatırlamaya çalışıyorsunuz ama nafile. Dikkat ettiniz mi? Kendi söylediğiniz o harika laflar, verdiğiniz nokta [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dün gece bir tartışma yaşadınız, yatağa uzandınız; uyumaya çalışıyorsunuz fakat aklınızda yaşadığınız o gergin anlar dönüp duruyor. Düşünüyorsunuz, saatlerce kafanızda aynı sahneleri yeniden oynatıyorsunuz; ancak bir şeylerin eksik olduğunu fark ediyorsunuz. Karşı tarafın kurduğu cümleler belirsiz, neyi neden savunduğunu tam olarak hatırlamaya çalışıyorsunuz ama nafile. Dikkat ettiniz mi? Kendi söylediğiniz o harika laflar, verdiğiniz nokta atışı cevaplar, haklılığınızı kanıtlayan o sözler kelimesi kelimesine aklınızda. Ama karşı taraf tam olarak ne demişti, nasıl demişti, kibar bir şekilde mi söylemişti yoksa kaba saba mı konuşmuştu?</p>
<p>Sanki filmin o kısımları biraz flu, sesler boğuk ve görüntüler karartılmış gibi&#8230; Merak etmeyin, yalnız değilsiniz; hafızanız size erken yaşta oyunlar oynamıyor ya da kalıcı bir unutkanlık yaşamıyorsunuz. Bu aslında beynimizin hafif narsist, biraz bencil ama bir o kadar da hayati olan kendini savunma mekanizmasından başka bir şey değil. Peki ama perde arkasında bu süreç nasıl işliyor? Neden kusursuz çalışan zihnimiz, ikili ilişkilerde özellikle tartışma anında birdenbire gizli bir narsist gibi davranmaya başlıyor? Beynimiz, bu savunma kalkanını tam olarak nasıl inşa ediyor?</p>
<h3>Yönetmen Koltuğundaki Gizli Narsist: Benlik Odağı</h3>
<p>Meseleyi anlamak için ilk olarak beynimizin olayları, durumları, kişileri kaydettiği kısmına inmemiz gerekiyor. Beynimiz bir olayı kaydederken kendi iç dünyasına dair her şeye birinci elden, sınırsız ve kesintisiz bir erişime sahiptir. O tartışma anında kendi kalp atışınızın hızlanışı, o zekice lafı söylemeden önce zihninizde yaptığınız o saliselik plan, haklılığın getirdiği o muzip öfke patlaması zihninize saniye saniye işlenir. Ancak karşı tarafa dair elinizde sadece dışarıdan bir gözle baktığınız, kısıtlı şeyler vardır: Ses tonu, havada uçuşan kelimeler ve anlık mimikler&#8230;</p>
<p>Daha da önemlisi, hararetli bir tartışma anında beynimiz kendi argümanlarımızı üretmek, kendimizi savunmak ve bir sonraki golü atmak için o kadar büyük bir enerji harcar ki, karşı tarafın kurduğu cümleleri derinlemesine işleyecek, onları hafızaya kazıyacak yer kalmaz. Psikoloji literatüründe bu durum, dikkat kaynaklarımızın sınırlılığıyla açıklanan <strong>“Seçici Dikkat”</strong> kavramıyla ilişkilidir. Yani karşı tarafın cümlelerini net hatırlayamamanın temel kaynağı, aslında zihnimizin evrimsel olarak geliştirdiği bir <strong>Benlik Odağı Yanılsaması</strong>dır. (Egocentric Bias).</p>
<p>Nitekim psikoloji tarihinin başyapıtlarından biri sayılan Ross ve Sicoly’nin (1979) o meşhur araştırmasında, çiftlerin geçmişte yaşadıkları tartışmaları nasıl hatırladıkları incelenmiştir. Araştırma sonucunda çarpıcı bir gerçek kanıtlanmıştır: Bireyler, ortak yaşanan olaylarda her zaman kendi katkılarını, kendi sözlerini ve argümanlarını karşı tarafınkine kıyasla çok daha net ve fazla hatırlarlar. Çünkü zihnimiz <strong>“Bulunabilirlik Kısayolu”</strong> (Availability Heuristic) ile çalışır; zihinsel depomuzda kendi ürettiğimiz verilere ulaşmak, karşı tarafın repliklerine ulaşmaktan çok daha kolay ve hızlıdır. O an zihnimiz için tek bir başrol vardır, o da biz, bizim düşüncelerimiz, bizim tepkilerimiz ve yine biz.</p>
<h3>Sahneye Çıkan Avukat: Ego Savunma Mekanizmaları</h3>
<p>Benlik odağı ve bulunabilirlik kısayolu nedeniyle verileri en başta taraflı ve eksik kaydetmiştik. Tabii ki hikaye sadece olayların, tartışma anının eksik kaydedilmesi veya zihinsel kısayollarla sınırlı kalmıyor; perde arkasında, beynin savunma mekanizması olarak kullandığı başka yönetmenler de var. Peki bu perdenin arkasındakiler kim? Tartışma bittikten sonra, gece zihnimizle baş başa kalıp düşüncelerimizle hesaplaştığımız anlar ne olacak? İşte tam bu noktada, yine kendimizi kandırdığımızı veya hafızamızın bizi kandırdığı düşünürüz ama sahneye Sigmund Freud’un o meşhur <strong>Ego Savunma Mekanizmaları</strong> devreye girer.</p>
<p>Çünkü insan beyninin psikolojik ve ben merkezcil düşündüğümüzde, hayattaki en büyük önceliklerinden biri, ne pahasına olursa olsun <strong>“Benlik Saygısını”</strong> korumaktır. Kendimizi &#8220;haksız, zalim, haksız yere sesini yükselten veya tamamen mantıksız argümanlar sunan&#8221; biri olarak görmek egomuzu derinden zedeler, içsel bir huzursuzluk yaratır. Bu psikolojik acıdan kaçınmak için beyin doğrudan huzuru ve konforu seçer. Karşı tarafın bizi köşeye sıkıştıran haklı ama tehditkar cümlelerini <strong>“Bastırma”</strong> (Repression) mekanizmasını kullanarak bilinç dışına süpürür ve onları adeta hiç söylenmemiş gibi unutmayı tercih eder.</p>
<h3>Kendi Senaryomuzun Kahramanı Olmak</h3>
<p>Uzun lafın kısası; bir tartışmadan sonra hafızamız objektif bir kamera kaydı gibi çalışmaz. Aksine, bizi her koşulda haklı çıkarmaya, egomuzu ayakta tutmaya çalışan taraflı bir arabulucu avukat davranıp çıkarlarımızı gözetir. Biz kendi yazdığımız, zihnimizde yeniden kurguladığımız o haklılık senaryosunun kusursuz kahramanı olurken, karşı tarafın bizi haksız çıkaran replikleri zihinsel bir sansüre uğrar.</p>
<p>Bir dahaki sefere kendinizi uyumadan önce zihninizle hesaplaşırken, yatakta tavanı izlerken ve kendi harika cümlelerinizi içinizden alkışlarken bulursanız, beyninize muzip bir gülümseme gönderin. Ve egonuzun sesini biraz olsun kısarak kendinize şu dürüst soruyu sormayı deneyin: &#8220;Acaba o an gerçekten ben mi çok haklıydım, yoksa beynim beni korumak için yine beni mi kayırıyor?&#8221; Peki, siz en son kiminle, ne için tartıştınız ve o gergin tartışmadan geriye bir gerçeklik mi kaldı, yoksa sadece kendi haklılığınızın gölgesi mi?</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/egonun-gizli-oyunu-tartismalarda-neden-hep-kendimizi-hakli-hatirlariz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
