<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>CANSU ANGIN &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/cansuangin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 21 Jul 2026 07:56:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>CANSU ANGIN &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>ÖFKE PSİKOLOJİSİ Öfke sen misin? Senin parçan mı?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/ofke-yonetimi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=ofke-yonetimi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/ofke-yonetimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[CANSU ANGIN]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Jul 2026 14:00:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Klinik Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Duygu Düzenleme]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[Kök İnançlar]]></category>
		<category><![CDATA[ÖFKE]]></category>
		<category><![CDATA[Öfke yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Agresyon]]></category>
		<category><![CDATA[şemalar]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/ofke-yonetimi/</guid>

					<description><![CDATA[“Burası sadece dünya, kendini sakinleştirebilirsin.” Bu cümleyi ilk duyduğunuzda kulağa fazla basit, belki de fazlaca naif gelebilir. Ancak bu ifadenin alt metninde yatan şey, öfkenin kaçınılmaz bir duygu olduğu kadar yönetilebilir bir yanının da olduğudur. Dünya kaotik, düzensiz ve çoğu zaman adaletsiz bir yer olabilir. Fakat öfke, bu gerçekliğe ve kabule verilen bir tepki olduğu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Burası sadece dünya, kendini sakinleştirebilirsin.”</p>
<p>Bu cümleyi ilk duyduğunuzda kulağa fazla basit, belki de fazlaca naif gelebilir. Ancak bu ifadenin alt metninde yatan şey, öfkenin kaçınılmaz bir duygu olduğu kadar yönetilebilir bir yanının da olduğudur. Dünya kaotik, düzensiz ve çoğu zaman adaletsiz bir yer olabilir. Fakat öfke, bu gerçekliğe ve kabule verilen bir tepki olduğu kadar, bizim içsel savunma biçimimizi de yansıtıyor. Peki, bu duygu bizi mi yönetiyor, yoksa biz mi onu?</p>
<p>Öfke, genellikle adaletsizlik, haksızlık, tehdit ya da engellenme karşısında tetiklenen doğal bir duygudur. Aslında şemalarımız yani kök inançlarımız burada en büyük tetikleyicilerdir (haksızlık, değersizlik, yetersizlik vb.). Öfke; insan psikolojisinde temel duygular arasında yer alır ve aslında evrimsel bir işlevi vardır: Tehlike anında harekete geçmeyi sağlayıcı duygular arasında da zaman zaman yer alabilir. Ancak modern dünyada artık bu tehlikeler fiziksel değil; duygusal, sosyal ve bilişsel şekillerde karşımıza çıkıyor. Patronunuzun sizi haksız yere suçlaması, trafikte sıkışıp kalmanız ya da bir arkadaşınızın sözünü tutmaması… Bu durumların hiçbirinde fiziksel bir tehdit yok, ama zihinsel ve duygusal kaos var. Bedenin verdiği tepki ise; duygunun sonucu.</p>
<p>“Ben çok öfkeliyim,” ya da “Sinirlendiğimde kendimi kaybediyorum” gibi ifadeler aslında öfkeyle olan ilişkimizi oldukça çarpıtıyor. Öfke bir histir, bir tepki şeklidir; fakat kimliğimizin tamamı değildir. Yani öfke sen değilsin, ama senin bir parçan olabilir. Bu noktada şunu sormak gerekir: Öfkeyi görmezden gelmek mi gerekir, yoksa anlamak mı? Öfkeyi bastırmak ve kontrolsüzce ifade etmek uzun vadede psikolojik sorunlara yol açabilir. Bastırılan öfke depresyona, somatizasyona (bedensel belirtilerle kendini gösteren psikolojik sorunlara) yol açabilirken; dışa ifade edilen öfke ilişkileri, sosyal bağları ve kişinin kendine olan saygısını zedeler. Ama bu zedelenme işlevsiz şekilde dışa davranış olarak gösterildiğinde olur. Aslında içsel öfke de dışsal öfke de kişide hasar yaratır. Buradaki kritik; öfkenin sağlıklı dışa vurumudur. Yani istenen şey; sağlıklı agresyon dur.</p>
<p><strong>Psikoterapide sıkça kullanılan bir metafor vardır:</strong> Duygular bir buzdağı gibidir. Görünen yüzeyde öfke vardır, ama onun altında çoğu zaman hayal kırıklığı, reddedilme, utanç, korku ya da değersizlik hissi yatar. Bu nedenle öfkeyi anlamak, yüzeydeki dalgaya değil, derindeki akıntıya odaklanmayı gerektirir. Örneğin, bir ebeveyn çocuğuna karşı sürekli öfkeleniyorsa, bu durum çoğu zaman çocuğun davranışlarıyla değil; ebeveynin kendi yetersizlik algısıyla, çocukluk çağı travmalarıyla, korkularıyla ilgilidir. Öfke burada bir “alarm” gibi düşünebiliriz; altında yatan gerçek duyguyu görünür kılmak için çalan bir alarm…</p>
<p>Öfke yönetimi, öfkeyi bastırmak değil; onu fark etmek, anlamak ve sağlıklı bir biçimde ifade etmektir(Sağlıklı Agresyon). Bunun için birkaç temel psikolojik beceri ön plana çıkar. Öncelikle farkındalık geliştirmek gerekir. Öfke geldiğinde bedende neler oluyor? Kalp atışı mı hızlanıyor, kaslar mı geriliyor? Bu bedensel sinyalleri tanımak, öfkenin yükseldiği anı yakalamanızı sağlar. Ardından birkaç saniyelik duraksama ile tepki verme süreci daha bilinçli hale getirilebilir. Derin bir nefes almak, zihinsel bir mesafe kazandırır. Duyguyu ifade etme biçimi de önemlidir. “Sen hep böyle yapıyorsun” gibi suçlayıcı ifadeler yerine, “Bu durumda kendimi ………. hissettim” gibi ‘ben dili’ kullanmak iletişimi çatışmadan uzaklaştırır. Bazı durumlarda öfkenin altında geçmiş deneyimler de yer alır. Bu nedenle geçmişle yüzleşmeden sağlıklı bir öfke yönetimi kurmak zordur. Psikoterapi bu noktada oldukça etkili bir yoldur.</p>
<p>Öfke doğru yönlendirildiğinde bir değişim ihtimalinin aracı da olabilir. Sosyal adalet hareketlerinin çoğu, öfkenin örgütlü bir biçimde ifade edilmesiyle doğmuştur. Buradaki fark; öfkenin bireye ya da gruplara zarar vermek için değil, bir sorunu çözmek için kullanılmasıdır. Yani kontrolsüz bir yangın yerine, yönlendirilmiş/işlevsel bir alev halini alır.</p>
<p>Öfkeyle savaşmak, çoğu zaman onu büyütür. Öfkeyi kabul etmek, ama ona teslim olmamak ise bizi güçlendirir. Kendimize şu soruyu sorabiliriz: “Öfke parçam bana ne anlatmak istiyor? Hangi ihtiyacım karşılanmadığı için böyle hissediyorum?” Bu sorular, öfkeyi düşman değil, bir rehber haline getirir.</p>
<p>Evet, öfke senin bir parçan olabilir. Ancak senin tamamın değildir. Tıpkı diğer duygular gibi o da gelir, kalır ve geçer(tamamlanır). Mesele, onu bastırmak ya da yok saymak değil; onunla sağlıklı bir ilişki kurabilmektir. Öfke bir yol arkadaşı olabilir ama direksiyona geçmemelidir.</p>
<p>Unutma! Burası sadece dünya. Kendini sakinleştirebilirsin.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/ofke-yonetimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SAVAŞ PSİKOLOJİSİ : Kazanmanın ve Kaybetmenin Terazisi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/savas-psikolojisi-kazanmanin-ve-kaybetmenin-terazisi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=savas-psikolojisi-kazanmanin-ve-kaybetmenin-terazisi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/savas-psikolojisi-kazanmanin-ve-kaybetmenin-terazisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[CANSU ANGIN]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 13:35:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Savaş Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[insan doğası]]></category>
		<category><![CDATA[kazanma ve kaybetme]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[stres.]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[Travma sonrası stres bozukluğu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/savas-psikolojisi-kazanmanin-ve-kaybetmenin-terazisi/</guid>

					<description><![CDATA[Savaş, yalnızca topraklar, kaynaklar ya da politik hedefler için verilen bir mücadele alanı değildir; aynı zamanda bireyin zihinsel dayanıklılığı, duygusal direnci ve insani değerleri üzerinde yapılan derin bir sınavdır. Toplar, tüfekler ve stratejiler bir yana; savaşın görünmeyen ancak en etkili cephesi psikolojidir. Bir asker için savaş, yalnızca fiziksel bir çarpışma değil, benliğini, korkularını ve insanlığını [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Savaş, yalnızca topraklar, kaynaklar ya da politik hedefler için verilen bir mücadele alanı değildir; aynı zamanda bireyin zihinsel dayanıklılığı, duygusal direnci ve insani değerleri üzerinde yapılan derin bir sınavdır. Toplar, tüfekler ve stratejiler bir yana; savaşın görünmeyen ancak en etkili cephesi <strong>psikolojidir</strong>. Bir asker için savaş, yalnızca fiziksel bir çarpışma değil, benliğini, korkularını ve insanlığını yeniden tanımlama sürecidir.</p>
<p>İnsan zihni, savaş ortamında hayatta kalabilmek için farklı savunma mekanizmaları geliştirir. Bunların en başında &#8220;uyum sağlama&#8221; gelir. Aşırı stres, ölüm tehdidi ve belirsizlik gibi etkenlerle karşı karşıya kalan birey, ya bu duruma psikolojik olarak uyum sağlar ya da yıkıma şiddetli bir şekilde sürüklenir. Bu noktada, <strong>psikolojik dayanıklılık</strong> kavramı devreye girer. Bazı bireyler, zorlayıcı koşullar karşısında dayanıklılık göstererek duygusal dengeyi koruyabilirken; bazıları için bu süreç, travmanın ve uzun vadeli psikolojik sorunların başlangıcı olabilir.</p>
<h3>Savaş ve Travma</h3>
<p>Savaşın en yaygın psikolojik sonuçlarından biri <strong>travma sonrası stres bozukluğu</strong> (TSSB)’dur. Savaş alanında yaşanan yoğun korku, çaresizlik ve dehşet duygusu, bireyin zihninde kalıcı izler bırakabilir. Uyku bozuklukları, kabuslar, anksiyete atakları, öfke patlamaları ve sosyal izolasyon, TSSB&#8217;nin sık görülen belirtilerindendir. Üstelik bu yalnızca askerlerde değil, sivillerde – özellikle savaş bölgelerinde yaşayan kadınlar, çocuklar ve yaşlılarda – da yaygın şekilde görülmektedir.</p>
<p>TSSB&#8217;nin yanı sıra, suçluluk duygusu da savaş psikolojisinin karanlık yönlerinden biridir. Askerlerin, hayatta kaldıkları için duyduğu “hayatta kalma suçluluğu” (survivor&#8217;s guilt), kendilerini kaybettikleri arkadaşlarına borçlu hissetmelerine neden olabilir. Aynı şekilde, bir düşmanı öldürmenin yarattığı vicdani sorgulamalar da bireyin benlik algısını derinden sarsabilir.</p>
<h3>Kazanmanın Psikolojisi</h3>
<p>Bir savaş kazanıldığında her şey bitmiş gibi görünse de, psikolojik açıdan bu durum oldukça karmaşıktır. Zafer, çoğu zaman dışsal bir başarıdır; ancak bireyin iç dünyasında bu başarı her zaman sağlıklı bir yankı uyandırmaz. Savaştan sağ çıkan birçok insan için, &#8220;kazanan&#8221; olmak, mutluluk değil boşluk ve anlam arayışı getirebilir. Kaybettiklerinin yükü, kazandıklarının önüne geçebilir.</p>
<p>Ayrıca kolektif olarak kazanılan savaşlar bile, toplumlar üzerinde kalıcı psikolojik izler bırakabilir. Milliyetçilik duygularının aşırı yükselmesi, “öteki”ne karşı duyulan nefretin meşrulaşması gibi tehlikeli psikolojik eğilimler, savaş sonrası dönemde hızla yayılabilir. Bu nedenle, savaşı kazanmak ile barışı inşa etmek arasında önemli bir fark vardır; biri fiziksel mücadeleyi bitirir, diğeri ise zihinsel savaşı.</p>
<h3>Kaybetmenin Psikolojisi</h3>
<p>Savaşın kaybedilmesi, bireyde ve toplumda yıkıcı psikolojik etkiler doğurabilir. Yenilgi, sadece askerî bir durum değil, aynı zamanda kimlik, gurur ve aidiyet duygularının sarsılması anlamına gelir. Kolektif travma, toplumsal depresyon, güven kaybı ve gelecek korkusu gibi durumlar, savaşın kaybedilmesinden sonra uzun yıllar etkisini sürdürebilir. Bu nedenle bazı toplumlar, savaş sonrası dönemi “yeniden yapılanma” süreci olarak görürken, bazıları bu dönemi bastırılmış travmalarla geçirir.</p>
<p>Kaybedilen savaşların ardından gelen travmatik hafıza, bazen nesiller arası aktarılır. Kişi aile büyüklerinden birinin yaşadığı savaşın hikâyeleriyle büyüyen bir çocuk, o travmayı doğrudan yaşamasa bile, onun etkilerini dolaylı olarak hissedebilir. Bu durum, savaşın yalnızca bir kuşağı değil, birden fazla nesli etkileyen uzun vadeli bir psikolojik süreç olduğunu gösterir.</p>
<h3>Savaş ve İnsan Doğası</h3>
<p>Savaş psikolojisinin en çarpıcı yönlerinden biri, insan doğasına dair sarsıcı halidir. İnsan doğasını metafor olarak bir ev olarak düşünürseniz; bu eve (insan doğasına) dair karanlık bir pencere aralanmasını da savaş psikolojisinin odağı olarak düşünebilirsiniz. Savaş ortamı, insanların sınırlarını zorladığından, en temel içgüdüler – hayatta kalma, saldırma, savunma – ön plana çıkar. Bu durum, normal şartlarda bastırılan bazı dürtülerin su yüzüne çıkmasına neden olabilir. Empati, merhamet ve etik değerler, savaşın ortasında ya tamamen yok olur ya da daha da güçlenerek görünür hale gelir.</p>
<p>Psikoloji bilimi açısından bu durum önemli bir soruyu gündeme getirir: İnsan doğası temelde barışçıl mıdır, yoksa savaş kaçınılmaz bir gerçeklik midir? Bu sorunun kesin bir yanıtı olmasa da, savaş ortamında bireyin ve toplumun gösterdiği psikolojik tepkiler, uzun soluklu tartışmalara zemin hazırlar.</p>
<p>Sonuç olarak; zihinsel cephede kazanmak bakışıyla; savaş alanı büyük bir zihinsel kaosu barındırır. Ve çoğu zaman asıl mücadele, cepheden döndükten sonra başlar. Bu nedenle, savaş sonrası psikolojik destek, rehabilitasyon ve toplumsal iyileşme süreçleri yaşamsal öneme sahiptir. Unutulmamalıdır ki, gerçek zafer, yalnızca dışsal bir başarı değil; bireyin kendi iç dünyasında barışı sağlayabilmesidir. Savaşın izlerini silmek, bazen onu kazanmaktan daha zordur. En iyi versiyon olan barışçıl zeminin tüm dünyaya yayıldığı ve insanın değil, tüm insanlığın kazandığı bir hayata kavuşmak dileğiyle…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/savas-psikolojisi-kazanmanin-ve-kaybetmenin-terazisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bedenin Sessiz Hikâyesi: Bale ve Psikolojinin Ortak Disiplini</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/bedenin-sessiz-hikayesi-bale-ve-psikolojinin-ortak-disiplini/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=bedenin-sessiz-hikayesi-bale-ve-psikolojinin-ortak-disiplini</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/bedenin-sessiz-hikayesi-bale-ve-psikolojinin-ortak-disiplini/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[CANSU ANGIN]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Apr 2026 21:30:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Zihin ve Davranış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=31488</guid>

					<description><![CDATA[Psikolojinin Derinliğiyle Balenin Sessiz Gücü Arasında Bir Yolculuk Bale&#8230; Bazen bir kuğunun zarif süzülüşü, bazen ayak uçlarında yükselen bir kararlılığın ifadesi. Sahne ışıkları altında estetik bir bütünlükle sergilenen bu sanat, izleyen için görsel bir şölen olsa da, sahne arkasında yıllar süren bir emeğin, sessiz bir çabanın, görünmeyen bir içsel yolculuğun izlerini taşır. Bu yönüyle bale, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="container">
<div id="model-response-message-contentr_0fac5db441ca305e" class="markdown markdown-main-panel stronger enable-updated-hr-color" dir="ltr" aria-live="polite" aria-busy="false">
<h2 data-path-to-node="1"><b data-path-to-node="1" data-index-in-node="0">Psikolojinin Derinliğiyle Balenin Sessiz Gücü Arasında Bir Yolculuk</b></h2>
<p data-path-to-node="2">Bale&#8230; Bazen bir kuğunun zarif süzülüşü, bazen ayak uçlarında yükselen bir kararlılığın ifadesi. Sahne ışıkları altında estetik bir bütünlükle sergilenen bu sanat, izleyen için görsel bir şölen olsa da, sahne arkasında yıllar süren bir emeğin, sessiz bir çabanın, görünmeyen bir içsel yolculuğun izlerini taşır. Bu yönüyle bale, sadece bedensel bir performans değil; zihinsel ve duygusal bir dönüşüm sürecidir. Ve tam da bu yüzden, bale ile psikoloji; insanın kendini tanıma, dönüştürme ve ifade etme çabasında kesişir. Bu hem psikoloji bilimini kendine yol yapan, zorlu yollardan geçen bir psikolog için hem de terapistiyle psikoterapi yolculuğunda iş birliği yapan danışan koltuğundaki bir kişi için geçerlidir. Bale ve psikoloji tüm detaylarıyla bir keşif ve kesişme alanı.</p>
<p data-path-to-node="3">Psikoloji, görünmeyeni anlamaya; bale, görünmeyeni göstermeye çalışır. Psikoloji, insanın iç dünyasını kelimelerle tarif ederken, bale bu dünyayı harekete, forma, ritme dönüştürür. Biri duyguları açığa çıkarmaya; diğeri bu duygularla bir yapı inşa etmeye yönelir. Ama her iki alanda da ortak bir dil vardır: disiplin.</p>
<h2 data-path-to-node="4"><b data-path-to-node="4" data-index-in-node="0">Disiplinin İçsel Yolculuğu ve Dayanıklılık</b></h2>
<p data-path-to-node="5">Disiplin, çoğu zaman katı kurallarla özdeşleştirilse de burada başka bir anlam kazanır. Disiplin; bir sabah, henüz şehir uyanmadan stüdyoda aynaların karşısına geçmektir. Aynı hareketi defalarca yapmak, kaslarını eğitirken zihnini de şekillendirmektir. Çünkü bir balerin yalnızca bedenini çalıştırmaz; aynı zamanda içsel dünyasını da eğitir. Her tekrar, yalnızca fiziksel bir gelişim değil, duygusal bir dayanıklılıktır. Bir adım eksik olduğunda hissedilen hayal kırıklığı, yalnızca teknik bir hata değil; zihinsel bir eşiğin yoludur&#8230; Bale, bu yollardan, bedellerden geçerek büyümeyi öğretir.</p>
<h2 data-path-to-node="6"><b data-path-to-node="6" data-index-in-node="0">Terapi Odası ve Sahne Arkasındaki Benzerlikler</b></h2>
<p data-path-to-node="7">Bu zorlu yollar psikoterapist olma yolculuğunda olduğu gibi, psikoterapinin kendisinde de (terapi odasında) benzer bir yapıya sahiptir. Bir danışan, seanslara duygusal yükleriyle gelir. İlk başta direnç gösterebilir, kaçmak veya kaçınmak isteyebilir kimi zaman yorulabilir. Ama tıpkı bir dansçının adım adım ilerlemesi gibi, danışan da tekrarlarla, yüzleşmelerle, iş birliği ve sabırla kendi içsel ritmini keşfeder. İyileşme, bir mükemmellik arayışı değil; bir farkındalık yolculuğudur. Aynı durum bale için de geçerlidir. Kusursuz gibi görünen sahne, aslında içsel çatışmaların, çabanın ve kendini tanımanın dışa vurumudur.</p>
<h2 data-path-to-node="8"><b data-path-to-node="8" data-index-in-node="0">Bedensel Farkındalık ve Zihinsel Denge</b></h2>
<p data-path-to-node="9">Bir balerin, hangi hareketin kendisini zorladığını, nerede dengesini kaybettiğini, bedeninin ne söylediğini anlamaya çalışır. Bu sorular psikolojinin de temelidir. Zihinsel dengenin yolu, <b data-path-to-node="9" data-index-in-node="188">bedensel farkındalık</b>tan geçer. Duruşun bozulduğunda sadece fiziksel olarak değil; zihinsel olarak da bir denge kaybı yaşarsın. Bu çoğu zaman bu senkronizasyonda gerçekleşir. Omuzların düştüğünde, yalnızca postürün değil, ruhun da ağırlaşmış olabilir. İşte bu nedenle, bale yalnızca bir sanat değil; bedenin diliyle yapılan içsel bir anlatıdır.</p>
<h2 data-path-to-node="10"><b data-path-to-node="10" data-index-in-node="0">Kontrol ve Teslimiyet Arasındaki Hassas Çizgi</b></h2>
<p data-path-to-node="11">Kontrol ve bırakabilme arasında kurulan hassas denge ise bale ile psikolojiyi birbirine daha da yakınlaştırır. Hayatta her şeyi kontrol etmeye çalıştığımızda tükeniriz; ama tamamen akışa bırakmak da bizi savurur. Gerçek iyilik hali, bu iki uç arasında kurulan dengede gizlidir. Balerin sahnede her adımını detaylarıyla kontrol ederken, aynı zamanda o adımların akışına da teslim olur. Ne tamamen sıkı, ne tamamen bırakmış&#8230; Tıpkı hayatta olması gerektiği gibi. Zihin de terapi odasında problemleri yaraları çalışırken bu dans için yeni öğrenmeler edinme yolculuğundadır. Direnç ve kabulleniş dengesindeki <b data-path-to-node="11" data-index-in-node="606">psikolojik olgunluk</b> da bu sürecin içinde gizlidir.</p>
<h2 data-path-to-node="12"><b data-path-to-node="12" data-index-in-node="0">Ritüellerin ve Güvenli Alanın Gücü</b></h2>
<p data-path-to-node="13">Ritüellerin gücünü de göz ardı etmemek gerekir. Balerinlerin her gün aynı hareketlerle başladığı antrenmanlar, sadece teknik bir tekrar değil; ruhsal bir denge halidir. Bu rutin, zihne güvenli bir alan sunar. Tıpkı bir terapi odasının temsil ettiği güven gibi&#8230; Aynı hareket, aynı nefes, aynı geçiş&#8230; Sadece kasları değil, zihni de düzenler. Travma sonrası iyileşme süreçlerinde bireylerin istikrarlı süreçlerde nefesin dengesinde tekrar kendi güvenli alanlarını bulabilmeleri gibi, dansçılar da bu ritüellerde kendi merkezlerini (güvenli alanlarını) bulurlar. İkisinde de kişi içsel bir antrenman içindedir.</p>
<h2 data-path-to-node="14"><b data-path-to-node="14" data-index-in-node="0">Ruh ve Bedenin Ortak Dansı</b></h2>
<p data-path-to-node="15">Sonuçta bale, estetik bir anlatımın çok ötesindedir. Ruh ile bedenin, zihin ile hareketin, disiplin ile özgürlüğün buluştuğu yerdir. Psikoloji ise bu süreci anlamaya ve içselleştirmeye çalışan bir aynadır. İnsanı bütünüyle kavrayan bir denge de ortaklık kazanırlar. Kaslar kadar duygular da esneklik kazanır. Postür kadar düşünceler de dönüşür. Bir balerin sahnede süzülürken, yalnızca dans etmez — iradesini, sabrını, duygularını ve içsel gücünü gözler önüne serer. Her adım, bir içsel direnişin sessiz yankısıdır. Benzer şekilde terapi odasındaki sessiz gürültü gibi&#8230; Bedenin sürece eşliği gibi&#8230;</p>
<p data-path-to-node="16">Ve belki de hepimize şu soruyu sordurur: Biz hayatla nasıl dans ediyoruz? Hangi adımlar bizi dengede tutuyor? Bedenimiz ve ruhumuz, aynı ritimde mi hareket ediyor? Unutmayalım: Disiplin, sadece kurallara uymak değil; kendine duyulan sevginin, içsel gücün ve huzurun bir adıdır. Beden ve ruhun buluştuğu yeni <b data-path-to-node="16" data-index-in-node="308">ortaklık alanı</b>nda yeniden buluşalım mı?</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/bedenin-sessiz-hikayesi-bale-ve-psikolojinin-ortak-disiplini/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tip 1 Diyabet: Kimsin Sen?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/tip-1-diyabet-kimsin-sen/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=tip-1-diyabet-kimsin-sen</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/tip-1-diyabet-kimsin-sen/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[CANSU ANGIN]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Mar 2026 21:10:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Zihin ve Davranış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=29064</guid>

					<description><![CDATA[Bir Bağışıklık Savaşçısı Mısın? Sabah gözünü açtığında ilk yaptığın şey parmak ucunu delip kan şekerine bakmaksa, ya da çantanda hep bir glukometre taşıyorsan&#8230; Belki de bir yemeğe başlamadan önce karbonhidrat hesabı yapıyor, iğneleri bir ritüel gibi uyguluyorsan&#8230; O zaman sen, görünmez bir savaşın içindesin. Ve bu savaşın adı: Tip 1 Diyabet. Ama bu sadece bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2 data-path-to-node="1"><b data-path-to-node="1" data-index-in-node="0">Bir Bağışıklık Savaşçısı Mısın?</b></h2>
<p data-path-to-node="2">Sabah gözünü açtığında ilk yaptığın şey parmak ucunu delip kan şekerine bakmaksa, ya da çantanda hep bir glukometre taşıyorsan&#8230; Belki de bir yemeğe başlamadan önce karbonhidrat hesabı yapıyor, iğneleri bir ritüel gibi uyguluyorsan&#8230; O zaman sen, görünmez bir savaşın içindesin. Ve bu savaşın adı: Tip 1 Diyabet. Ama bu sadece bir hastalık değil. Bu, bedeninin kendi içinde sürdürdüğü bir mücadele. Peki sen bu savaşın neresindesin?</p>
<h2 data-path-to-node="3"><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">Bağışıklık Sisteminin Yanılgısı</b></h2>
<p data-path-to-node="4">Tip 1 diyabet, <b data-path-to-node="4" data-index-in-node="15">otoimmün</b> bir hastalıktır. Yani aslında seni korumakla görevli olan bağışıklık sistemin, bu sefer seni savunmak yerine sana karşı harekete geçer. Özellikle pankreasta bulunan ve insülin üreten beta hücrelerini &#8220;yabancı&#8221; sanarak yok eder. İnsülin, vücudun enerji sistemini yöneten bir anahtardır. Yediğimiz gıdalardan gelen glukozun hücre içine girmesini sağlar. Ama bu anahtar yoksa? Şeker kanda birikir, hücreler aç kalır. Enerji üretimi bozulur. İşte bu nedenle Tip 1 diyabetli bir vücut, dışarıdan insülin almak zorundadır. Ve bu bir gün değil, bir ömür boyu süren bir <b data-path-to-node="4" data-index-in-node="586">kronik</b> ihtiyaç bir yaşam biçimidir. Artık bir yaşam biçimi olarak hikayenin içindesindir. Mesele sadece bir hormonun eksikliği değil. Mesele, yaşamı yeniden düzenlemek, bedenini her gün biraz daha yakından tanımak ve anlamak&#8230; Yaşamın renginin farklı bir taraftan tekrar düzenlendiği bir çeşit yaşama sanatı&#8230;</p>
<h2 data-path-to-node="5"><b data-path-to-node="5" data-index-in-node="0">Kronik Midir? ve Yönetilebilir mi?</b></h2>
<p data-path-to-node="6">Evet, Tip 1 diyabet kronik bir durumdur. Tamamen iyileştirilemez. Ama bu, kontrol edilemeyeceği anlamına gelmez. Modern tıbbın sunduğu sistemler hayatı kolaylaştırmak için artık çok daha ulaşılabilir. Böylelikle yönetilebilir olduğun bir savaş içinde olursun. Tüm sürece dahil olması gereken kavram: farkındalık. Çünkü Tip 1 diyabet sadece tıbbi bir durum değil, aynı zamanda psikolojik ve sosyal bir süreçtir. Hissettiğin şeyler, diğer insanlar tarafından anlaşılması zor olabilir. Üstelik, okulda, işte ya da bir sosyal ortamda her şey yolundaymış gibi yaparken, bir yandan bedenin (kan şekerin dolayısıyla) dalgalanıyorsa&#8230; Bu nedenle Tip 1 diyabetle yaşamak bir tür duygusal dayanıklılık da gerektirir. Ve bu, her gün yeniden inşa edilen bir direniştir.</p>
<h2 data-path-to-node="7"><b data-path-to-node="7" data-index-in-node="0">Çocukluktan Başlayan Bir Yolculuk</b></h2>
<p data-path-to-node="8">Tip 1 diyabet genellikle çocukluk ya da ergenlik döneminde başlar. Bu da demektir ki birçok çocuk, arkadaşları oyun oynarken, o daha farklı öğrenmeler içinde olacaktır. Belki de daha o yaşta “kendine dikkat etmeyi” öğrenmiş ilk çocuk odur. Ancak bu erken farkındalık, ileride büyük bir güce dönüşebilir. Çünkü diyabetli bireyler, vücutlarını dinlemeyi, sinyalleri okumayı, kendilerini korumayı erken yaşta öğrenir. Bu da onları sadece hastalıklarıyla değil, hayatla da daha güçlü mücadele edebilen bireyler haline getirir. O yüzden de sen bir bağışıklık savaşçısısın!</p>
<h2 data-path-to-node="9"><b data-path-to-node="9" data-index-in-node="0">Bu Bir Yük Değil, Bir Kimlik De Değil</b></h2>
<p data-path-to-node="10">Tip 1 diyabet, ne seni zayıf kılar, ne de seni tanımlar. Bu bir yük değil. Aynı zamanda “diyabetli” olmak, tüm kimliğin değildir. Sen sadece insülin kullanan bir birey değilsin. Sen bir öğrencisin, öğretmensin, müzisyensin, mimarsın, koşucusun, annesin, kardeşsin&#8230; Ve evet, bir bağışıklık savaşçısısın. Ama bu savaş seni tüketmek yerine, seni daha bilinçli, daha dikkatli ve daha farkında biri yapabilir. Dünya genelinde milyonlarca insan seninle aynı yolda yürüyor. Bu bir yalnızlık değil, görünmeyen ama güçlü bir topluluğun parçası olmak demek. Artık sosyal medya, topluluk grupları ve bilinçlendirme kampanyaları sayesinde diyabet hakkında bilgiye ulaşmak çok daha kolay. Sessiz kalmak yerine paylaşmak, hem sana hem başkalarına iyi gelir. Sosyal destek çok ciddi bir el ele olma biçimidir.</p>
<h2 data-path-to-node="11"><b data-path-to-node="11" data-index-in-node="0">Savaş Değil, Uyum</b></h2>
<p data-path-to-node="12">Tip 1 diyabetle yaşamak, sürekli bir savaş gibi görünse de aslında zamanla uyuma dönüşen bir yolculuktur. Bu sürecin her adımında kendine daha nazik, daha sabırlı olman gerekir. Çünkü bazen kan şekerin inatçı olabilir, bazen her şey yolundayken anlamsız bir yükseliş yaşanabilir. Bu senin suçun değildir. Bu, bu sistemin doğasında vardır. Kendini suçlamak yerine, bedeninle iş birliği yapmayı öğren. Her ölçüm, her doz, her küçük dikkat, büyük bir özverinin göstergesidir. Ve her gün, tekrar tekrar gösterdiğin bu özveri, seni uyumu anlatan bir bağışıklık savaşçısı yapar.</p>
<p data-path-to-node="13">Tip 1 diyabetliysen&#8230; Evet, bir bağışıklık savaşçısısın. Ama bu bir tür <b data-path-to-node="13" data-index-in-node="73">işlevsel</b> kalma direnişi ve uyum savaşı&#8230; ve bu savaş (deneyimlenen yol) seni yaşamla, kendinle senkronize hale getirerek, en çokta kendine yaklaştırıyor. En özgür halinle istediğin çiçeği koklayabilir, istediğin manzarayı izleyebilirsin&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/tip-1-diyabet-kimsin-sen/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Ruh Sağlığı Kalkanı: Psikolojik Dayanıklılık</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/bir-ruh-sagligi-kalkani-psikolojik-dayaniklilik/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=bir-ruh-sagligi-kalkani-psikolojik-dayaniklilik</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/bir-ruh-sagligi-kalkani-psikolojik-dayaniklilik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[CANSU ANGIN]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Feb 2026 21:00:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=26619</guid>

					<description><![CDATA[Ayağa Kalkma Sanatı Hayat hepimiz için zaman zaman sert ve beklenmedik olabilir. Bazen küçük bir sarsıntıyla, bazen de bir anda, hazırlıksız yakalandığımız bir yaşam olayıyla düşebiliriz. Umutla kurduğumuz planlar bir anda belirsizlikle içinde kalabilir&#8230; Yollar sislenir, içimizdeki yön duygusu kaybolur. Böyle anlar herkesin hayatında vardır. Önemli olan bu anlar karşısında nasıl tepki verdiğimizdir. Yani nasıl [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2 data-path-to-node="2"><b data-path-to-node="2" data-index-in-node="0">Ayağa Kalkma Sanatı</b></h2>
<p data-path-to-node="3">Hayat hepimiz için zaman zaman sert ve beklenmedik olabilir. Bazen küçük bir sarsıntıyla, bazen de bir anda, hazırlıksız yakalandığımız bir yaşam olayıyla düşebiliriz. Umutla kurduğumuz planlar bir anda belirsizlikle içinde kalabilir&#8230; Yollar sislenir, içimizdeki yön duygusu kaybolur. Böyle anlar herkesin hayatında vardır. Önemli olan bu anlar karşısında nasıl tepki verdiğimizdir. Yani nasıl ayağa kalktığımız. Çünkü bu kalkış, sadece fiziksel olmasından daha çok zihinsel ve duygusal bir eylemdir. Ve işte bu ayağa kalma şeklinin eylemine psikolojik dayanıklılık diyoruz. Bu, düştüğümüzde bizi yeniden ayağa kaldıran, kırıldığımızda bizi yeniden toparlayan içsel bir güçtür. Görünmeyen ama hissedilen bir yaşam kalkanıdır. Dışarıdan nasıl göründüğümüzden çok, içimizdeki bütünleşme ile ilgilidir. Aslında bunu içten dışa bir hareket alanı şeklinde düşünebilirsiniz. Bizi kırılgan yapan şey, aynı zamanda esnekliğimizi de gösterir. <b data-path-to-node="3" data-index-in-node="936">Psikolojik esneklik</b> kapasitemiz, kırıldıktan sonra yeniden bir araya gelebilmektir. Psikolojik dayanıklılık, yaşadığımız zorluklara rağmen ayakta kalabilme, uyum sağlayabilme olarak daha çok göze çarpıyor ama aslında yola devam edebilme becerisini daha çok anlatıyor.</p>
<p data-path-to-node="4">Hepimiz zaman zaman zorlandık ve zorlanmaya devam ediyoruz çünkü bu hayatın en doğal akışı. Burada unutmamamız gereken şey; psikolojik dayanıklılığın doğuştan gelen bir özellik olmadığıdır. Bu iyi haber çünkü bu sayede; öğrenilebilir, geliştirilebilir, içimizde büyütülebilir. Beynimiz, özellikle stresle başa çıkma süreçlerinde bu beceriyi şekillendirmede rol oynar. Karar verme ve duygularımızı düzenleme merkezi olan prefrontal korteks ne kadar etkin çalışırsa, tepkilerimiz de o kadar dengeli olur. Korkularımızı yöneten amigdala ise zamanla daha sağlıklı sinyaller verir. Zihin, tehlikeyi olduğundan daha yüksek görmek yerine gerçekçi değerlendirmeyi öğrenir. Bu da bizi daha sağlam, daha esnek hale getirir. Psikolojik dayanıklılık ve psikolojik esneklik senkronize bir hal içindedir.</p>
<h2 data-path-to-node="5"><b data-path-to-node="5" data-index-in-node="0">Farkındalığın Gücü ve Bedensel Tepkiler</b></h2>
<p data-path-to-node="6">Zor bir olay yaşadığımızda bedenimizin nasıl tepki verdiğini hatırlıyor musunuz? Kalbimiz hızlı atar, nefesimiz değişir, kaslarımız gerilir. Bu doğal bir savunma mekanizmasıdır ama bu durum uzun süre devam ederse bizi tükenmeye doğru sürükler. İşte burada farkındalık devreye girer. <b data-path-to-node="6" data-index-in-node="283">Farkındalık</b> bize avantajdır. Derin bir nefes, kısa bir yürüyüş, birkaç dakikalık sessiz bir an&#8230; Bunlar bedenimize “şu an güvendesin, sorun yok” mesajı verir. Beden sakinleştiğinde zihin de çoğu zaman eşlik eder. Fırtına dinmeyebilir ama içimizdeki denizin dalgaları durulur. Ve ayağa kalkma işi de burada başlar: Psikolojik dayanıklılığı anlatan bir ayağa kalkış; bu fırtına içinde yönünü bulabilmekte saklıdır.</p>
<h2 data-path-to-node="7"><b data-path-to-node="7" data-index-in-node="0">İçsel Telkin ve Anlam Arayışı</b></h2>
<p data-path-to-node="8">Bu süreçte bazı tutumlar bize eşlik eder. Bu tutumlardan biri içsel telkindir: Kendimize “bu da geçecek” ya da “buradan da güçlenerek çıkacağım” diyebilmek (içsel telkin) tehdit algımızı azaltır. Duygularımızı bastırmadan tanımak ve onlara alan açmak, ayağa kalkma sürecinin temelidir. Yaşadığımız her zorluk, bizi yeniden tanımlayan bir anı ağına dönüşür. “Bu yaşadıklarım beni nasıl biri yapıyor?” diyerek yaşadığımız deneyime anlam katmak, bizi yeniden inşa eder. İçten dışa giden bir mekanizmaya rağmen; bazen dıştan içe kaynaklar mevcutsa bunlarda bize ek kaynak sağlar: Bir dostun sesi, bir omuz, bir bakış&#8230; Bazen sadece birinin “buradayım” demesiyle ayağa kalkma süreci desteklenir ve kolaylaşabilir. Küçük adımlar atmak, büyük değişimlerin öncüsüdür. Bir pencere açmak, bir kitap sayfası çevirmek ya da sadece sessizce oturup nefes almak&#8230; Bunlar kendi kendine müdahale ve yardımda psikolojik dayanıklılığın incelikli adımlarıdır.</p>
<h2 data-path-to-node="9"><b data-path-to-node="9" data-index-in-node="0">Zamanın ve Kolektif İyileşmenin Önemi</b></h2>
<p data-path-to-node="10">Unutulmamalıdır ki her kalkışın bir zamanı vardır. Bazı yaraların kendi sürecine özen göstermek için kendimizi bekleyebiliriz ve destekleyebiliriz. Hareket zamanını kaçırmadığın doğru bir anda durmak da bir dirençtir. Bekleyişin içinde bir ilerleyiş yakaladığında soluklanmak da anlamlıdır. Kimi zaman da başkasının ayağa kalkışına tanıklık etmek, kendi iyileşme yolumuza ışık tutar. Biz buna hikayelerin iyileştirici gücü diyoruz. Böylece sadece kendi iç dünyamızı değil, birbirimizi de güçlendiririz. Psikolojik dayanıklılık, kişisel olduğu kadar <b data-path-to-node="10" data-index-in-node="549">kolektif</b> bir güçtür. Birlikte dönüşebilir, birlikte güçlenebiliriz.</p>
<p data-path-to-node="11">Hayatın içindeki kaos herkesi zaman zaman dağıtır. Mesele uyanışta saklıdır (nasıl kalktığımız). Güç dediğimiz şey, öyle dalları olan bir ağaç ki bazen eğildiğimizde bile kök salabiliyor. Psikolojik dayanıklılık bizi zorluklardan korumaz ama zorluklar karşısında bizi korur. Kendimize şunu hatırlatmamız değerli: “Düştük, yorulduk. Ama buradayız. Ve kalkıyoruz.” Çünkü bu, sadece hayatta kalmak değil; aynı zamanda da hayatın içinde var olma cesaretidir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/bir-ruh-sagligi-kalkani-psikolojik-dayaniklilik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anksiyete Yönetilebilir mi?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/anksiyete-yonetilebilir-mi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=anksiyete-yonetilebilir-mi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/anksiyete-yonetilebilir-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[CANSU ANGIN]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Jan 2026 22:59:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=23510</guid>

					<description><![CDATA[Kalbinin Çarpıntısı Duyuluyor mu? Aniden hızlanan kalp atışların, avuçlarının terlemesi, sanki nefesin yetmiyormuş gibi hissettiren anlar&#8230; Anksiyetenin beklenmeyen doğasını anlatıyor değil mi? Ama beklenmedik olması yönetilebilir olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Anksiyete varsa nefeste bozulmuştur. Nefes bozuksa anksiyete vardır. Ama tekrar öğrenebilirsin. Bir durumla mücadele etmek için önce onu anlamak gerekir. Anlamadığımız bir şeyle başa çıkmakta mümkün [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2 data-path-to-node="1"><strong>Kalbinin Çarpıntısı Duyuluyor mu?</strong></h2>
<p data-path-to-node="1">Aniden hızlanan kalp atışların, avuçlarının terlemesi, sanki nefesin yetmiyormuş gibi hissettiren anlar&#8230; <b data-path-to-node="1" data-index-in-node="141">Anksiyetenin</b> beklenmeyen doğasını anlatıyor değil mi? Ama beklenmedik olması yönetilebilir olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Anksiyete varsa nefeste bozulmuştur. Nefes bozuksa anksiyete vardır. Ama tekrar öğrenebilirsin. Bir durumla mücadele etmek için önce onu anlamak gerekir. Anlamadığımız bir şeyle başa çıkmakta mümkün değildir. Anksiyete seni tanımlayan bir karakter değil, kimlik değil; anksiyete yaşadığın sürecin adı. Kalbinin çarpıntısı duyuluyor mu diye yola çıkalım mı? Aslında bu aynı zamanda da derdinin de duyulması değil mi?</p>
<h2 data-path-to-node="2"><b data-path-to-node="2" data-index-in-node="0">Doğal Ritmi Hatırlamak</b></h2>
<p data-path-to-node="3">En doğal akışı, bir bebeğin kalp atışını hayal edip, o ritmi hissederek hatırlayabilirsin. Biz doğduğumuzda her şey olması gerektiği gibiydi. Nefesin diyaframdan geliyordu; yani senin dışında organize edilmiş hazır bir sistem vardı. Dünyaya geldiğiniz an itibariyle bu sistem işliyor ve aslında ilk an itibariyle sosyalleşmeye başlıyoruz. Dünyayla, diğerleriyle iletişim başlıyor&#8230; Bu da yeni olaylar ve anı ağları demek&#8230;</p>
<p data-path-to-node="5">Anksiyetenin beklenmeyen doğasıyla tanışıklığın şöyle mi? Hiçbir şey yokken birden kalbin hızlı hızlı atmaya başlıyor, nefesin yetmez gibi oluyor, sanki boğulacakmışsın gibi hissediyorsun&#8230; Avuçların terliyor, düşüncelerin karmakarışık oluyor&#8230; Belki o sırada bir iş toplantısındasın, belki yolda yürüyorsun ya da tam da uykuya geçiş zamanı&#8230; Bu his tanıdık olduğun ve bir o kadar da rahatsız edici&#8230; Bu etapta, Anksiyete—yani kaygı—yüksek dozuyla seninle&#8230;</p>
<h2 data-path-to-node="6"><b data-path-to-node="6" data-index-in-node="0">Kaygının Mesajı ve Evrimsel Kökeni</b></h2>
<p data-path-to-node="7">Peki, bu kadar yaygın ve tanıdık olan durumun ne söylemek istediğini duyalım mı? Kaygı, insanın doğasında olan bir tepkidir. Hatta gereklidir, tehlikeyi fark etmemizi sağlar. Evrimsel olarak bakıldığında, kaygı hayatta kalmaya yardımcı olan bir duygu mekanizmasıdır. Bir tehlike anında bedenleri alarma geçiren, kalp atışları hızlandıran, kasları geren, dikkatleri keskinleştiren ve böylelikle “savaş ya da kaç” tepkisine sebep olan sistem olmasaydı, hayatta kalmanı ne desteklerdi? Ama bu sistem somut tehlike anında korku duygusu ve işlevsel.</p>
<p data-path-to-node="8">Kaygının şu an ki tehditleri ise; trafik, iş stresi, sosyal medya bildirimleri ya da gelecek kaygısı gibi soyut tehditler haline geldi. Anksiyete kontrolden çıktığında yaşam kalitesini, işlevselliğini ciddi biçimde düşürebilir. Sürekli tetikte olmak, vücudu ve zihni yorar. <b data-path-to-node="8" data-index-in-node="274">Kortizol</b> ve adrenalin gibi stres hormonları sürekli yüksek kalırsa, bağışıklık sistemi baskılanır, uyku düzeni bozulur, sindirim sorunları başlar. Uzun vadede kronik yorgunluk, depresyon ve hatta otoimmün hastalıklarına zemin hazırlayabilir.</p>
<h2 data-path-to-node="9"><b data-path-to-node="9" data-index-in-node="0">Biyolojik ve Psikolojik Mekanizma</b></h2>
<p data-path-to-node="10">Peki bu mekanizma neden bozuluyor? Bunun cevabı hem biyolojik hem de psikolojik faktörlerde gizli. Bazı beyin bölgeleri—özellikle amigdala, prefrontal korteks ve hipokampus—kaygının oluşmasında önemli rol oynar. <b data-path-to-node="10" data-index-in-node="212">Amigdala</b>, tehditleri algılar ve vücudu alarma geçirir. <b data-path-to-node="10" data-index-in-node="267">Prefrontal</b> korteks ise mantıklı düşünmeyi sağlar, ama anksiyete yükseldiğinde bu bölge “susturulur” ve kişi sağlıklı düşünemez hale gelir.</p>
<p data-path-to-node="11">Yani anksiyete anında hissettiğin panik, aslında beyninin bir bölgesinin seni korumaya çalışmasından kaynaklanır. Fakat bazen bu koruma fazla çalışır, tehdit olmayan şeyleri de tehdit gibi algılar. İşte o zaman kaygı bir sorun haline gelir. Burada önemli olan denge; süreklilik ve doz(şiddeti).</p>
<h2 data-path-to-node="12"><b data-path-to-node="12" data-index-in-node="0">Yönetim ve Terapi Yöntemleri</b></h2>
<p data-path-to-node="13">Ama burada durup şunu sormak gerekiyor: Bu süreç yönetilebilir mi? Evet, kaygı yönetilebilir. Bedenimizin ve zihnimizin bu alarm sistemini yeniden düzenleyebiliriz. En temel yöntemlerden biri, doğru nefes almayı tekrar öğrenmektir. Çünkü kaygı anında genellikle kısıtlı ve hızlı nefes alırız; bu da beyne “tehlike var” sinyali gönderir. Oysa diyaframdan alınan derin ve yavaş nefes, sinir sistemine “güvendesin” mesajını verir. Günde birkaç dakikalık nefes egzersizi, zamanla beynin kaygı eşiğini düşürebilir.</p>
<p data-path-to-node="14">Bunun yanı sıra, düzenli fiziksel aktivite beynin serotonin ve dopamin gibi mutluluk kimyasallarını artırır. Aynı şekilde uyku, zihinsel sağlığın temelidir. Yetersiz uyku, kaygı düzeyini belirgin şekilde artırır. Beslenme de ihmal edilmemelidir. Bunları kendi kendine yaşam müdahalesi gibi düşünebiliriz. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) gibi bilişsel yönteme odaklanan terapiler, kişinin kaygıya yol açan düşünce kalıplarını fark etmesini ve onları dönüştürmesini sağlar. “Ya hata yaparsam?”, “Herkes bana kötü bakıyor” gibi otomatik düşünceler, çoğu zaman gerçek dışıdır. Bu düşüncelerin farkına varmak, onları sorgulamak ve yeniden yapılandırmak kaygıyla baş etmede çok etkilidir. Eğer hikaye de travma varsa; travmatik anı ağını çalışmakta çok değerlidir. Burada da EMDR terapisinin travma çalışırken çok etkili olduğunu biliyoruz.</p>
<h2 data-path-to-node="15"><b data-path-to-node="15" data-index-in-node="0">Sonuç: Kaygı ile Yeni Bir İlişki</b></h2>
<p data-path-to-node="16">Unutulmamalıdır ki, kaygıyı yok etmek değil, onunla olumlu bir ilişki kurmak asıl hedef olmalıdır. Onu bastırmak ya da görmezden gelmek işe yaramaz. Tam tersine, anksiyete bastırıldığında daha güçlü dönüş yapar. Onunla konuşabilmek, mesajını almak gerekir; “Şu an kaygılıyım ama bu geçici”, “Bu bir his, bir tehdit değil” diyebilmek&#8230;</p>
<p data-path-to-node="17">Bu noktada, uzmandan destek almak süreci daha sağlıklı yönetmeni sağlar. Anksiyete herkesin taşıdığı bir duygudur. Önemli olan, bu duyguyu yönetmeyi öğrenmek ve onun bizi yönetmesine izin vermemektir. Kalbinin çarpıntısı duyuluyor&#8230; Derdin de&#8230; Ve artık biliyorsun ki mesajı aldığında yöneten sen olacaksın&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/anksiyete-yonetilebilir-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sporcuların Psikolojik Dinamikleri</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/sporcularin-psikolojik-dinamikleri/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sporcularin-psikolojik-dinamikleri</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/sporcularin-psikolojik-dinamikleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[CANSU ANGIN]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Nov 2025 11:22:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=19042</guid>

					<description><![CDATA[Zihnin Sahadaki Gücü Zihnin gücü ve sporun derinliği bakışıyla spor, insan bedeninin sınırlarını zorladığı kadar zihnin derinliklerine de dokunan bir mücadele alanıdır. Çoğu zaman akla ter, kas, hız ve güç gelir; oysa bir sporcunun başarısını belirleyen unsurlar yalnızca fiziksel beceriler değildir. Her şampiyonun ardında güçlü bir zihin, dengeli duygular ve sağlam bir psikolojik yapı bulunur. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1 data-start="470" data-end="496"><strong data-start="472" data-end="496">Zihnin Sahadaki Gücü</strong></h1>
<p data-start="498" data-end="1192">Zihnin gücü ve sporun derinliği bakışıyla spor, insan bedeninin sınırlarını zorladığı kadar zihnin derinliklerine de dokunan bir mücadele alanıdır. Çoğu zaman akla ter, kas, hız ve güç gelir; oysa bir sporcunun başarısını belirleyen unsurlar yalnızca fiziksel beceriler değildir. Her şampiyonun ardında güçlü bir zihin, dengeli duygular ve sağlam bir psikolojik yapı bulunur. Spor psikolojisi bize, “beden kadar zihnin de antrenmana ihtiyacı vardır” der. Çünkü zihin, tıpkı kaslar gibi çalıştırıldıkça güçlenir; ihmal edildiğinde ise performansın en kritik anında sporcuyu yarı yolda bırakabilir. Yol zihnin gücünü kullanmak ister; yolda bedenin tuttuğu tüm kayıtlar ise zihinde görünür olur&#8230;</p>
<h1 data-start="1197" data-end="1243"><strong data-start="1199" data-end="1243">Sporcunun İç Dünyası ve Psikolojik Denge</strong></h1>
<p data-start="1245" data-end="1714">Sporcunun iç dünyası, sahadaki performansın görünmeyen yüzüdür. Bedende yaşanan her şeyin bir yansıması zihinde, zihinde yaşanan her şeyin de bir izi bedendedir. Bu yüzden psikolojik denge, yalnızca motivasyonla değil, uzun süreli bir farkındalık süreciyle sağlanır. Zihni berrak, duyguları dengede olan sporcu, bedenen en formda halinde olmasa bile sahada en etkili hâlini gösterebilir. Duygularını regüle edebildiği (<strong data-start="1664" data-end="1684">düzenleyebildiği</strong>) sürece sahada var olacaktır.</p>
<h1 data-start="1719" data-end="1769"><strong data-start="1721" data-end="1769">Kimlik, Benlik ve Sporcu Olmanın Psikolojisi</strong></h1>
<p data-start="1771" data-end="2501">Birçok sporcu için “sporcu olmak” sadece bir meslek, kimlik değil; kişiliğinin merkezinde yer alan bir yaşam biçimidir. Özellikle erken yaşta spora başlayan bireylerde başarı, benlik değeriyle özdeşleşir. Kazanılan bir maç, iyi bir performans benlik saygısını yükseltirken, kaybedilen bir yarış kişisel bir yara gibi hissedilebilir. Başarısızlık bazen yalnızca bir skor olarak kalmaz, “ben yeterli değilim” duygusuna dönüşür. Bu durum, özgüven sorunlarına, kaygıya ve zamanla tükenmişliğe yol açabilir. Bu yüzden sporcuların yalnızca performanslarını değil, kimlik algılarıyla benliklerini korumaları gerekir. “Ben sadece bir sporcu değilim, aynı zamanda bir bireyim” bilincini sürdürmek, ruhsal dayanıklılığın temelini oluşturur.</p>
<h1 data-start="2506" data-end="2553"><strong data-start="2508" data-end="2553">Motivasyonun Kaynağı: İçsel mi Dışsal mı?</strong></h1>
<p data-start="2555" data-end="3213">Bir sporcuyu harekete geçiren gücün kaynağı da başarı kadar önemlidir. Motivasyonun iki türü vardır: içsel ve dışsal. İçsel motivasyon, sporcunun sporu sevmesi, gelişmekten keyif alması ve yaptığı işte anlam bulmasıyla beslenir. Dışsal motivasyon ise ödüller, statü, para ya da çevrenin beklentileriyle ilgilidir. Dışsal motivasyon kısa vadeli bir enerji sağlar; ancak sürekli dış etkenlere bağlı olmak, sporcunun iç dengesini bozar. Bu nedenle antrenörlerin, sporcuların içsel motivasyonlarını besleyen bir ortam yaratmaları gerekir. Takdir edilmek, gelişim fırsatlarına sahip olmak ve karar süreçlerinde söz hakkı bulmak, uzun vadeli bağlılığı güçlendirir.</p>
<h1 data-start="3218" data-end="3260"><strong data-start="3220" data-end="3260">Kaygı ve Performans Arasındaki Denge</strong></h1>
<p data-start="3262" data-end="3968">Kaygı, sporun doğal bir parçasıdır. Her sporcu, önemli bir karşılaşma öncesinde kalp atışlarının hızlandığını, ellerinin terlediğini bilir. Bu tepkiler bedenin performansa hazırlanma sürecidir. Uygun düzeyde kaygı dikkati artırır, odaklanmayı destekler; ancak aşırı kaygı tam tersi etki yaratır. Zihin dağılır, kaslar gerilir, nefes ritmi bozulur ve performans düşer. Bu nedenle zihinsel antrenmanlar büyük önem taşır. <strong data-start="3681" data-end="3703">Nefes egzersizleri</strong>, imgeleme çalışmaları ve farkındalık (<strong data-start="3742" data-end="3757">mindfulness</strong>) uygulamaları, sporcuların kaygıyı dengelemelerinde etkili yöntemlerdir. Zihin sakinleştiğinde beden doğal ritmine kavuşur ve performans en üst düzeye çıkar. Burada yine duyguyu düzenlemenin değeri öne çıkıyor.</p>
<h1 data-start="3973" data-end="4013"><strong data-start="3975" data-end="4013">Takım Ruhunun Psikolojik Temelleri</strong></h1>
<p data-start="4015" data-end="4563">Takım sporlarında başarı sadece bireysel yetenekle değil, ortak hedef ve güven duygusuyla mümkündür. Takım üyeleri arasında kurulan sağlıklı iletişim, aidiyet hissi ve dayanışma, performansın görünmeyen itici gücünü oluşturur. Araştırmalar, birbirine güvenen ve birlikte başarabileceğine inanan takımların daha yüksek performans sergilediğini gösterir. Bu nedenle antrenörlerin yalnızca teknik bilgiye değil, empati ve iletişim becerilerine de sahip olmaları gerekir. Destekleyici bir ortam, hem psikolojik dayanıklılığı hem de takım ruhunu besler.</p>
<h1 data-start="4568" data-end="4612"><strong data-start="4570" data-end="4612">Tükenmişlik ve Psikolojik Dayanıklılık</strong></h1>
<p data-start="4614" data-end="5213">Spor dünyası dışarıdan parlak görünse de, yoğun antrenmanlar, sürekli rekabet ve yüksek beklentiler, zamanla sporcuları zihinsel olarak yıpratabilir. Tükenmişlik (<strong data-start="4777" data-end="4788">burnout</strong>) bu baskının sonucudur. Sporcu yorgun hisseder, motivasyonunu kaybeder, bazen spordan tamamen uzaklaşmak ister. Bu noktada devreye psikolojik dayanıklılık girer. Dayanıklılık, zorluklar karşısında yeniden ayağa kalkabilme, hatalardan öğrenebilme ve dengeyi koruyabilme becerisidir. Dayanıklı sporcular için yenilgi, gelişimin doğal bir parçasıdır. Onlar başarısızlığı bir tehdit değil, bir deneyim, bir öğrenme olarak görür.</p>
<h1 data-start="5218" data-end="5272"><strong data-start="5220" data-end="5272">Zihinsel Hazırlık: Başarının Görünmeyen Anahtarı</strong></h1>
<p data-start="5274" data-end="5764">Günümüzde birçok profesyonel kulüp, performans ekibine psikologları da dahil ediyor. Çünkü zihinsel hazırlığın, fiziksel antrenman kadar önemli olduğu artık kabul ediliyor. <strong data-start="5447" data-end="5458">Özgüven</strong>, stresle başa çıkma, motivasyon, konsantrasyon ve zihinsel dayanıklılık, tıpkı kaslar gibi düzenli çalıştırılması gereken alanlardır. Zihinsel olarak güçlü olan sporcu, baskı altında bile kontrolünü koruyabilir; çünkü başarının temeli zihinde başlar. Zihnin sahadaki gücünün yankısı bu şekilde devrededir.</p>
<h1 data-start="5769" data-end="5807"><strong data-start="5771" data-end="5807">Sonuç: Gerçek Güç Zihinde Başlar</strong></h1>
<p data-start="5809" data-end="6333">Sonuçta spor, yalnızca bir fiziksel performans değil; insanın kendi iç dünyasıyla yaptığı bir yolculuktur. Bir sporcu, bedenini ne kadar iyi tanırsa tanısın, zihnini tanımadıkça gerçek potansiyeline ulaşamaz. Zihinsel denge, duygusal farkındalık ve içsel motivasyon bir araya geldiğinde, sporcu hem sahada hem yaşamda daha tatmin olmuş, güçlü ve özgür bir birey hâline gelir. Gerçek zaferler yalnızca skorda değil, insanın kendi içinde kazandığı sessiz mücadelelerde gizlidir. Çünkü gerçek güç, bedenden önce zihinde başlar.</p>
<p data-start="6338" data-end="6389"><em><strong>Şimdi ve Burada, Zihnin Gücünü Duyuyor musun?</strong></em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/sporcularin-psikolojik-dinamikleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bağlanma ve Çocukluk Çağı Travmaları: Bağlantılı Ebeveyn Felaketi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/baglanma-ve-cocukluk-cagi-travmalari-baglantili-ebeveyn-felaketi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=baglanma-ve-cocukluk-cagi-travmalari-baglantili-ebeveyn-felaketi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/baglanma-ve-cocukluk-cagi-travmalari-baglantili-ebeveyn-felaketi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[CANSU ANGIN]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Oct 2025 10:08:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=16749</guid>

					<description><![CDATA[İçindeki Ebeveynin, İçindeki Çocuğu Güvenle Kucaklayacak mı? Bir meseleyi çözemeyeceğini anlamak da halletmektir. Ebeveynlerle ilişki biraz bu sisteme yakındır. Meseleyi kendin çözmelisin&#8230; Meseleyi kendinle çözmelisin. Yola çıkalım bakalım çözebilecek miyiz? Yani aslında bu iş birliğiyle yazının sonunda meseleyi “kendinle çözmüş” olacak mısın? Hikayeleri ayrı görmek, “bu benim hikayem” diyebilmek mümkün mü? Çocukluk çağı travmalarında sıklıkla [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2 data-start="414" data-end="481"><strong data-start="417" data-end="481">İçindeki Ebeveynin, İçindeki Çocuğu Güvenle Kucaklayacak mı?</strong></h2>
<p data-start="483" data-end="648">Bir meseleyi çözemeyeceğini anlamak da halletmektir. <strong data-start="536" data-end="559">Ebeveynlerle ilişki</strong> biraz bu sisteme yakındır. Meseleyi kendin çözmelisin&#8230; Meseleyi kendinle çözmelisin.</p>
<p data-start="650" data-end="841">Yola çıkalım bakalım çözebilecek miyiz? Yani aslında bu iş birliğiyle yazının sonunda meseleyi “kendinle çözmüş” olacak mısın? Hikayeleri ayrı görmek, “bu benim hikayem” diyebilmek mümkün mü?</p>
<p data-start="843" data-end="1115"><strong data-start="843" data-end="874">Çocukluk çağı travmalarında</strong> sıklıkla ebeveyn-çocuk iletişimindeki problemler en yoğun görünüme sahiptir. İlk <strong data-start="956" data-end="968">bağlanma</strong>, bakım verenle gerçekleşir. En yakın bakım veren kişi genellikle annedir. Annenizle kurduğunuz bağlanma stili, yetişkinlikte de devam edecektir.</p>
<p data-start="1117" data-end="1374">Bununla ilgili sayısız deneyim yaşanacaktır. Bu deneyimler bağlanma stilinizi ve döngülerinizi gösterecektir. Bu döngüler yaşamınızın işlevselliğini bozuyorsa ve sağlıklı ilişkiler kurmanızı, sürdürmenizi engelliyorsa bu artık yetişkinin çalışma alanıdır.</p>
<p data-start="1376" data-end="1524">Bu durumda kişinin kendi üzerinde çalışma alanı başlar. <strong data-start="1432" data-end="1447">Psikoterapi</strong> bu yolculuğun adıdır. Psikoterapi gizil bir yardım sanatı olarak devrededir.</p>
<h2 data-start="1526" data-end="1551"><strong data-start="1529" data-end="1551">Yaşanmış Bir Örnek</strong></h2>
<p data-start="1553" data-end="1740">Bir gün bir annenin, 8 yaşındaki çocuğu için bir problem alanıyla geldiğini hatırlıyorum. 8 yaşındaki kız çocuğunun onlarla uyuduğunu, tek başına kendi yatağında uyumadığını söylemişti.</p>
<p data-start="1742" data-end="1977">O zamanlar çocuklarla çalıştığım bir kurumdaydım. Bu problem, gelişim psikolojisi alanında alt yapısı güçlü bir psikolog için tanıdık bir sorundur. Problemin alt yapısı çalışıldı ve kolayca çözüldü ama başka bir problem ortaya çıktı!</p>
<p data-start="1979" data-end="2165">Sorun şuydu: Anne bu problemi kendisinin neden çözemediğiyle ilgili endişe duymaya başladı ve annenin <strong data-start="2081" data-end="2103">yetersizlik şeması</strong> aktive oldu. Bu durum profesyonele yüklenmesine sebep oldu.</p>
<p data-start="2167" data-end="2378">Burada annenin profesyonele teşekkür edip ayrılması gerekirken, o anne başka bir sıkıntı alanına girerek süreçte de bir problem yarattı. Daha da hasarlı olan durum ise çocuğuna da içsel öfkesini yansıtmasıydı!</p>
<p data-start="2380" data-end="2571">Eğer anne çocuğu ile <strong data-start="2401" data-end="2421">bağlanma stilini</strong> güvenli bir bağlanma ilişkisine dönüştürmez ve kendi terapötik sürecinden geçmezse; sağlıksız ve işlevsel olmayan bir hikâyeye zemin hazırlayacaktır.</p>
<h2 data-start="2573" data-end="2605"><strong data-start="2576" data-end="2605">Bağlanma Stilleri Üzerine</strong></h2>
<p data-start="2607" data-end="2737">Sizce bu anne-çocuk arasında, annenin çocuğa yansıttığı ve ileride yansıtacağı durumlarda nasıl bir bağlanma stili eşlik ediyor?</p>
<p data-start="2739" data-end="2866"><strong data-start="2739" data-end="2760">Bağlanma stilleri</strong> üzerinde ortaya çıkan türlü travmatik kazalar (yaralar), <strong data-start="2818" data-end="2848">çocukluk çağı travmalarını</strong> sembolize eder.</p>
<p data-start="2868" data-end="3044">Çocukluk çağı olumsuz deneyimleri hem ruh hem beden sağlığını bozuyor. Üstelik bu şekilde kronikleşen stres, yetişkinlikte doğrudan ve dolaylı sağlık risklerine yol açabilir.</p>
<p data-start="3046" data-end="3262"><strong data-start="3046" data-end="3062">ACE ölçeğini</strong> bilmek burada değerli. ACE, “Çocukluk Çağı Olumsuz Yaşantılar Travma Ölçeği” anlamına gelir. Orijinal ACE çalışması 1998 yılında <em data-start="3192" data-end="3233">American Journal of Preventive Medicine</em> dergisinde yayımlanmıştır.</p>
<p data-start="3264" data-end="3431">ACE çalışması sonucunda; 18 yaş öncesinde kötü yaşam olayları, yetişkinlikte ciddi sağlık sorunlarıyla ilişkili bulunmuştur.<br data-start="3388" data-end="3391" />Örneğin ACE puanı 4 ve üstü olduğunda:</p>
<ul data-start="3432" data-end="3489">
<li data-start="3432" data-end="3453">
<p data-start="3434" data-end="3453">Depresyon 4,5 kat</p>
</li>
<li data-start="3454" data-end="3489">
<p data-start="3456" data-end="3489">İntihar oranı 12 kat daha fazla</p>
</li>
</ul>
<p data-start="3491" data-end="3527">ACE puanı 7 ve üstü olduğunda ise;</p>
<ul data-start="3528" data-end="3573">
<li data-start="3528" data-end="3573">
<p data-start="3530" data-end="3573">Akciğer kanseri 3 kat artış göstermektedir.</p>
</li>
</ul>
<h2 data-start="3575" data-end="3637"><strong data-start="3578" data-end="3637">Ebeveynlerin Yarattığı Travmalar ve Uslu Çocuk Sendromu</strong></h2>
<p data-start="3639" data-end="3807">Biz burada <strong data-start="3650" data-end="3706">ebeveynlerin yol açtığı çocukluk çağı travmalarından</strong> konuşuyoruz. Eğer çocukluk çağında travmaya maruz kalmışsanız, <strong data-start="3770" data-end="3793">uslu çocuk sendromu</strong> yaşarsınız.</p>
<p data-start="3809" data-end="3971">“Uslu çocuk” şöyle göze çarpar: Çocuk öyle olgunlaşır ki, yaşıtlarıyla arasında ciddi bir uçurum oluşur. “Ne kadar olgun bir çocuk!” söylemi tanıdık geliyor mu?</p>
<p data-start="3973" data-end="4169">Bu çocuklar aşırı uysal, hassas, kendini savunamayan, sağlıklı agresyon gösteremeyen bir görüntü çizerler. Arkadaşları tarafından tuhaf gelen davranışları sebebiyle zorbalığa maruz kalabilirler.</p>
<p data-start="4171" data-end="4348">Travma yaşayan çocuklar ya zorbalık yaparlar ya da zorbalığa maruz kalırlar. Özellikle çocukluk gibi derin bir dönemde travma sisteme girdiği an, travma bölüne bölüne çoğalır.</p>
<p data-start="4350" data-end="4403">Bunu sanki bir hücre bölünmesi gibi düşünebilirsiniz.</p>
<h2 data-start="4405" data-end="4443"><strong data-start="4408" data-end="4443">Ebeveyn de Bir Zamanlar Çocuktu</strong></h2>
<p data-start="4445" data-end="4525">Peki ebeveynler de bir zamanlar çocuk değil miydi? Evet, zaten bu bir döngü&#8230;</p>
<p data-start="4527" data-end="4689">O yüzden ebeveyn (yetişkin kişi) olan kişi, bir zamanlar çocuktu ve o da içindeki çocuğu güvenle kucaklayabilir. Tek yol, buluşmak ve birlikte hareket etmektir.</p>
<p data-start="4691" data-end="4823">Şu an yetişkinsin, artık yapabilirsin! Belki maruz kalan çocuktun ama şimdi yetişkinsin, hatta belki de şimdi sen de ebeveynsin&#8230;</p>
<p data-start="4825" data-end="5002">Çocuğun kaynaklarının olmadığını hatırlayabilirsin; canı sıkıldığında yürüyüşe çıkamadı, özgürleşmek istediğinde yalnız kalmanın ne demek olduğunu henüz o yaşlarda anlayamadı.</p>
<p data-start="5004" data-end="5102">Yetişkin ise kaynaklara sahip ama sahip olduğu kaynakların farkında olamıyor&#8230; Sen olabilirsin!</p>
<p data-start="5104" data-end="5244"><strong data-start="5104" data-end="5120">İç çocuğunla</strong> buluşman ve anlaşman sonrası daha işlevsel bir yaşam ihtimali var. Bazen felaketler olumlu gelişmelere de sebep olabilir.</p>
<p data-start="5246" data-end="5350">Belki bu yazının başlangıcındaki “ebeveyn felaketi” sonunda evrildi, ne dersin? Bu meseleyi çözdük mü?</p>
<p data-start="5352" data-end="5394">Kabulün değişimi yankılanıyor mu zihninde?</p>
<h2 data-start="5396" data-end="5456"><strong data-start="5399" data-end="5456">Son Söz: İçindeki Ebeveyn, İçindeki Çocuğu Kucaklasın</strong></h2>
<p data-start="5458" data-end="5544">Dilerim ki, içindeki ebeveynin içindeki çocuğu güvenle kucaklasın&#8230; Bu senin hikayen!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/baglanma-ve-cocukluk-cagi-travmalari-baglantili-ebeveyn-felaketi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sil Baştan: Yas Tutmak</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/sil-bastan-yas-tutmak/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sil-bastan-yas-tutmak</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/sil-bastan-yas-tutmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[CANSU ANGIN]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Sep 2025 21:59:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=14476</guid>

					<description><![CDATA[Hayatı Sıfırlamak Mümkün müdür? Her şey geçecek ama hiçbir şey unutulmayacak&#8230; Yeniden doğum sancılı bir iş&#8230; Doğmak kolay mı? Peki doğan mı doğuran mı? Seni “Sil Baştan” yaşamaya zorlayan duygu acı mı, çaresizlik mi? Sadece biten ve kaybedilenin mi yası tutulur yoksa sahip olmak isteyip olamadığın bir şeyin de yası tutulur mu? Prof. Dr. Vamık [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h4 data-start="397" data-end="433"><strong><em>Hayatı Sıfırlamak Mümkün müdür?</em></strong></h4>
<h4 data-start="435" data-end="484"><strong><em>Her şey geçecek ama hiçbir şey unutulmayacak&#8230;</em></strong></h4>
<p data-start="486" data-end="631">Yeniden doğum sancılı bir iş&#8230; Doğmak kolay mı? Peki doğan mı doğuran mı? Seni <strong data-start="566" data-end="582">“Sil Baştan”</strong> yaşamaya zorlayan duygu acı mı, çaresizlik mi?</p>
<p data-start="633" data-end="942">Sadece biten ve kaybedilenin mi <strong data-start="665" data-end="673">yası</strong> tutulur yoksa sahip olmak isteyip olamadığın bir şeyin de <strong data-start="732" data-end="740">yası</strong> tutulur mu? Prof. Dr. Vamık Volkan yas tutmayı &#8220;yas tutma işi&#8221; olarak ifade eder ve şöyle tanımlar: Yas tutma demek ‘kaybolan kişinin veya şeyin zihinsel ikiziyle yoğun bir şekilde ilişki kurmaktır.’</p>
<p data-start="944" data-end="1334">Biz yola, <strong data-start="954" data-end="963">kayıp</strong> yaşayarak devam ediyoruz. Bir paradoks olarak &#8220;kayıp&#8221; bizi ilerleten şeydir. Kaybederek ilerliyoruz&#8230; Aslında vazgeçerek ilerliyoruz. Hatta vazgeçmemiz sayesinde ilerliyoruz. Bazen tuttuğumuz yas; somut bir kayıp nesnesi üzerine olmaz. Geçmişte kaybettiğimiz kendi parçamızın da <strong data-start="1244" data-end="1252">yası</strong>nı tutarız. Kendiliğimizin hüznü gibi&#8230; &#8220;Kendi kayıp parçanın yasını tutmak&#8221;&#8230;</p>
<h2 data-start="1336" data-end="1355"><strong>Yasın Evreleri</strong></h2>
<p data-start="1357" data-end="1730">Yasın evreleri hikayesine bakarsak, 1960’larda ebeveynler ile bebekleri arasındaki bağı çalışan John Bowlby ile yas ile ilgili kitapları olan Colin Murray Parkes göze çarpıyor. Bowlby ve Parkes, eşini kaybeden 22 kişiyle konuşarak yasın dört evresi olduğunu tespit etmiş: bu dört evre; hissizlik, arama ve özleme, depresyon ve hayatı yeniden düzenleme olarak belirlenmiş.</p>
<p data-start="1732" data-end="2021">Sonra ise ölmekte olan insanların tedavisi konularıyla derinden ilgilenen Elisabeth Kubler-Ross, ölmek üzere olan hastalarla iletişim sonucunda bugün bildiğimiz şekliyle beş evreyi ortaya koydu. Bu evreler çok kabul gördü; bu yüzden diğer duygusal tepkiler için de kullanılmaya başlandı.</p>
<p data-start="2023" data-end="2414"><strong data-start="2023" data-end="2042">Yas’ın evreleri</strong> şu an herkes tarafından tanıdık: İnkar, Öfke, Pazarlık, Depresyon, Kabul. Araştırmacılar sonucunda inanmamak (inkar) en zayıf, kabullenme ise en güçlü duygu olarak ortaya çıktı. Özlem de ikinci bir güçlü duygu ve aslında tüm evrelerde depresif hal baskın. Ayrıca bu duyguların keskin sıraları yoktur. Fakat beş evre teorisindeki sıralama daha yoğun uygunluk gösteriyor.</p>
<p data-start="2416" data-end="2784">Araştırmalar, olumsuz duyguların inişe geçmesini altı ay sonra olarak belirliyor, ama bu duyguların inişi yas tutan kişi için yasın tamamen tamamlandığı anlamına gelmiyor. Duyguların devam etmesi başka bir şey, bu duygularla başa çıkmak başka bir şey. Duyguların sürekliliğini görüyoruz ama üstesinden gelmenin de farklarını bu süre sonrası daha iyi anlayabiliyoruz.</p>
<h2 data-start="2786" data-end="2815"><strong>Yas Evrelerinde Duygular</strong></h2>
<p data-start="2817" data-end="3263">Öfke evresindeki “öfke” kelimesi size olumsuz bir yansıma yapsa da; klinikte öfke evresi, inkarın bittiğini ve kabule başladığını anlatan bir ipucu olarak ilk adım olabilir. Psikoterapide deneyimlenen en sancılı evre Pazarlık evresidir. ‘‘İlacı verseydim daha mı çok yaşardı?’’, ‘‘Şu kelimeyi söylemeseydim kırgın olmaz mıydı?’’ gibi sorular bu evrenin tipik örneklerindendir. Buradan devam etmek zaman alır hatta bu evre gitgelli bir süreçtir.</p>
<p data-start="3265" data-end="3653">Bir danışanım şöyle söylemişti: ‘‘Tuttuğum yas biterse, bu ona haksızlık olmaz mı?’’ Burada fark ettiğim şey; &#8220;bitiş&#8221; kelimesidir. Bitiş kelimesi tehditkâr geliyor ve suçluluk hissettiriyor. O yüzden bitme yerine <strong data-start="3478" data-end="3491">tamamlama</strong> kullanılmalı. Yas bitmez, yas yerleşir ve tamamlanır. Yasın tamamlanmasına, yaşamınıza doğru konumlanması olarak bakarsanız, yasın eşlikçi halini göreceksiniz.</p>
<h2 data-start="3655" data-end="3681"><strong>Yas ve Kayıp İlişkisi</strong></h2>
<p data-start="3683" data-end="4094">Çiçeklerin strese girdiklerinde çığlık attıklarına dair bilimsel bilgiyi duydunuz mu? Sessiz çığlıkları duymak tüm canlılar için geçerli. Canlının canlıyla bağlantısı bunun üzerine kurulu. Sessiz çığlıklarını duyuyorum diyen birinin, çığlık çığlığa kaldığınız bir ana yabancı kalması da bir <strong data-start="3974" data-end="3981">yas</strong>a sebep olur&#8230; Buradaki yas; göremediğiniz eylem, kaybettiğiniz güven. Yani yine bir <strong data-start="4067" data-end="4076">kayıp</strong> parçası vardır.</p>
<p data-start="4096" data-end="4227">Burada kayıp parçası konuşurken, parça üzerine bir anlamlandırma yapmak değerli olur. Bir İtalyan çocuk kitabı var: <em data-start="4212" data-end="4224">Pezzettino</em>.</p>
<p data-start="4229" data-end="4531">Pezzettino, İtalyanca &#8220;küçük bir parça&#8221; anlamına gelir ve kitap bu parçacık üzerine bir anlamı sorgular. Biz canlılar parçaların bir araya gelmesiyle bütün oluyoruz. Parçalarımızla bütün oluyoruz. O yüzden bazen sızlayan şey; parçalarımızdan biri oluyor. O parça sızlıyor. Bu bütünlüğümüzü yok etmez.</p>
<p data-start="4533" data-end="4761">Sizce bir şey düşüp parçalara ayrıldığında bütün olduğunu ispatlamaz mı? Kırıldığımızda ve üzüldüğümüzde parçalara ayrılmış gibi hissederiz. Tam da o zaman bütünlük hâlâ devrededir ama biz ağrıdan ve sızıdan bunu hissedemeyiz.</p>
<h2 data-start="4763" data-end="4782"><strong>Yasın Dönüşümü</strong></h2>
<p data-start="4784" data-end="4926">Her yas, bir kayıpla başlıyor&#8230; Kendinle tekrar bütünleştiğinde tamamlanıyor. O travmayla ve kendinle temas kurduğunda çok şey değişiyor&#8230;</p>
<p data-start="4928" data-end="5140">Yine İtalyanca bir söz var: ‘‘Tutto passa niente si dimentica.’’ Şu anlama geliyor: ‘‘Her şey geçer, hiçbir şey unutulmaz.’’ Yas’ta iyileşen ama unutulmayan, en güzel konuma yerleşmeye çalışan bir parça vardır.</p>
<p data-start="5142" data-end="5498">Meğer yas dediğimiz şey&#8230; diye başlayan bir cümleye herkes parmak izi cevaplar verebilir. Araştırmalar gösteriyor ki yas tutmanın “doğru” ya da “yanlış” bir biçimi yoktur. Herkes farklı deneyimler yaşıyor. Kişi, yaşanan bu farklı deneyimlere göre ve biricik özelliklerine göre yas tutuyor. <strong data-start="5433" data-end="5442">Kayıp</strong> hissi hep oluyor, ama yas zamanla şekil değiştiriyor.</p>
<h2 data-start="5500" data-end="5530"><strong>Sonuç: Sil Baştan Yaşamak</strong></h2>
<p data-start="5532" data-end="5687">Mesele <strong data-start="5539" data-end="5560">hayatı sıfırlamak</strong> değil; değişen biçime uyumlanmak ve yeniden anlam kazandırmaktır. Bu yaşam bölümünün adı belki sıfır, belki bir, belki üç&#8230;</p>
<p data-start="5689" data-end="5761"><strong data-start="5689" data-end="5710">Hayatı sıfırlamak</strong> değil ama <strong data-start="5721" data-end="5743">sil baştan yaşamak</strong> sanki mümkün&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/sil-bastan-yas-tutmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>NARSİSTİK İLİŞKİLERDE GÖRÜNÜRLÜK VE SIKIŞAN BENLİK</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/narsistik-iliskilerde-gorunurluk-ve-sikisan-benlik/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=narsistik-iliskilerde-gorunurluk-ve-sikisan-benlik</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/narsistik-iliskilerde-gorunurluk-ve-sikisan-benlik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[CANSU ANGIN]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Aug 2025 21:08:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=10533</guid>

					<description><![CDATA[Narsizm seni görüyorum! ‘‘Yemeğe çıktığımız bir gece üşüdüğümü fark etti ve ceketini verdi, ben de teşekkür edip ceketini kabul ettim ve ne kadar kibar biri olduğunu düşündüm. Her şey çok güzeldi&#8230; Peki sonra benliğim nasıl zedelenmeye başladı? Ben nasıl anlamadım?’’Buna benzer hikâyeler var mı yaşam deneyiminizde? Şöyle bir film repliği var hafızamda:‘‘Seninle uğraşayım derken, bütün [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="361" data-end="445"><strong data-start="418" data-end="445">Narsizm seni görüyorum!</strong></p>
<p data-start="447" data-end="892">‘‘Yemeğe çıktığımız bir gece üşüdüğümü fark etti ve ceketini verdi, ben de teşekkür edip ceketini kabul ettim ve ne kadar kibar biri olduğunu düşündüm. Her şey çok güzeldi&#8230; Peki sonra benliğim nasıl zedelenmeye başladı? Ben nasıl anlamadım?’’<br data-start="691" data-end="694" />Buna benzer hikâyeler var mı yaşam deneyiminizde? Şöyle bir film repliği var hafızamda:<br data-start="781" data-end="784" />‘‘Seninle uğraşayım derken, bütün güzel huylarım değişti.’’ Bu cümle kalbinizde bir yerde yankılandı mı hiç?</p>
<p data-start="894" data-end="1631">Suçluluk duygusunun aktif olduğu bir durumdaysanız, kendinizi yoğun suçluluk duyguları içinde sıkışmış hissediyorsanız, <strong data-start="1014" data-end="1037">narsist bir bireyle</strong> karşı karşıya olma olasılığınız yüksektir. Narsizm sana &#8220;seni görüyorum&#8221; dedikten sonra, ilk his onun gözünde var olman, kendi varlığının teyidi gibi olmasıdır. Narsistik yapının seninle kurduğu bağın çoğu zaman görünürlüğü merkeze alması benlik değerini karıştırır. Şöyle düşünün: Sen daha onu tanımıyorken gördü seni ve benliğini ruhsal bir sıkışma içine sokana kadar sende bu görünürlüğü anlamlı, özenli ve değerli bulmakta haklıydın&#8230; Ama fark etmeye başladığın andan itibaren görünürlük farklı bir anlam kazanır ve soru şuna dönüşür: Artık ben de onu görüyorsam ‘‘Başa çıkabilir miyim?’’</p>
<p data-start="1633" data-end="2228"><strong data-start="1633" data-end="1660">Narsizm seni görüyorum!</strong><br data-start="1660" data-end="1663" />Aslında bütün bu mücadele alanlarında hep analiz etmek üzerinde durulur. Durumu analiz ederek, anlamlandırarak netleştirmeye çalışırız. Bu analitik bakış, narsizm kavramıyla ters etkileşimdedir. Bir paradoks olarak, narsizmin yansımalarını analiz etmeye çalıştıkça dibe doğru çekilirsiniz. Analiz etmenin tersinde kalan çok da duymadığınız bir çözüm şudur;<br data-start="2019" data-end="2022" />Aslında her zaman her şeyi analiz etmek geçerli bir yol değil, bazen bir davranış sadece o davranışı temsil eder. Burada Sigmund Freud’un söylemi hatırlatıcı olabilir: ‘‘Bir puro bazen sadece bir purodur.’’</p>
<p data-start="2230" data-end="3134">Peki <strong data-start="2235" data-end="2248">Amor Fati</strong> kavramını duydunuz mu? Amor Fati, Nietzsche’nin eserlerinde sıklıkla kullandığı bir terim. Kaderini sevmek, kader sevgisi anlamına geliyor. Felsefi olarak; ancak gerçek bir kabul sonrası sıçrama yapabilirsin. Olanı kabul etmek seni yeni seçeneklere açık hale getirir. Buradaki kabulü, sıkıştığın alan içinde kalmak olarak algılarsak bu kavramı uygulayamamış oluruz. Amor Fati’ye göre doğru kabul örneği; narsist bireyle olan bu iletişimden, duygusal yatırıma ve acıya rağmen uzak kalmak, bu ilişkinin olmayacağını kabul etmektir&#8230; Narsist bireyi kıran şey, onsuz bir potansiyele sahip olduğunun kanıtı olarak maruz kılmayı kesmektir. Bunun ilk hedefi; karşı tarafın ne anladığının, algıladığının, duyarlılık alanınızın dışında kalmasıdır. Önceliğiniz kendiniz olmalı. Siz kendi potansiyelinizi, varoluşsal parçanızı koruyup, anlamazsanız; o parçanın hasarı, çok daha yüksek olacaktır.</p>
<p data-start="3136" data-end="3521"><strong data-start="3136" data-end="3185">Klinikte çokça karşımıza çıkan bir üçgen var:</strong> Kurtarıcı, Mağdur, Suçlayıcı. Bu üçü üçgenin noktalarını temsil ediyor. Patolojik bir durumda ya da kişide kurtarıcı pozisyonuna geçersek, bir süre sonra mağdur ve mağduriyet sonrasında suçlayıcı oluyoruz. Burada kurtaracağınız kişi kendiniz, kendi elinizden tutun. İki elimiz olduğunu hatırlamamız gereken bir an var. O anı yakalayın.</p>
<p data-start="3523" data-end="4413">Narsist bireyle diyalogda iki uç var: Ya hep saklanıp görünmemek, ya da görünür olup zafer kazanmak. Bu görünürlük aynı zamanda ‘‘Narsizm seni görüyorum’’un başladığı yer&#8230;<br data-start="3696" data-end="3699" /><strong data-start="3699" data-end="3764">Narsizm ile ilgili kurtarıcı formül; maruz kalmayı kesmektir.</strong> Buradaki paradoks, görünürlüğün maruz kalmayı kesmekle bağlantısıdır. Görünürlük (farkındalık) eyleme sebep olur. Görünürlüğün eylemi uzaklaşmaktır. &#8220;Göç et&#8221;. Bu yüzden ikinci senaryoyu zorluda olsa seçmek zaferdir: yani <strong data-start="3986" data-end="4008">kendine görünür ol</strong> (farkındalık, kendine şefkat, kendini seçmek), eyleme geçerek maruz kalmayı durdur. Bunu yapabildiğinizde ilk ve en zorlu adımı tamamlamış oluyorsunuz. Aslında bu şekilde göç ediyorsunuz&#8230; Kişiden, ilişkiden göç ediyorsun ve kendinle buluşman ilk burada gerçekleşiyor. Bu etapta henüz farkında değiliz; acı, yorgunluk, kafa karışıklığı daha baskın, ama kendinizle buluşmak için yola çıktınız, tebrikler!</p>
<p data-start="4415" data-end="5108">Hayatın birçok farklı alanında <strong data-start="4446" data-end="4475">narsizm ile karşılaşmalar</strong> olacak&#8230; <strong data-start="4486" data-end="4515">Duygusal manipülasyonlara</strong> karşı geçirgen olmayıp, karşıdaki kişi tarafından kontrol edilemez olursanız, narsist kişi &#8220;narsistik ego zedelenmesi&#8221; yaşar. Bu, karşı taraf artık sizi kontrol edemediğinde olur. Buraya dikkat! Çünkü bu zedelenme kişinin oyununu alevlendirebilir ve sizi duygusal ve zihinsel karmaşayla zorlayabilir. O yüzden oyunu tam bitirmek gerekir. Oyundan çıkmak zaten göç etmek anlamına gelir. Buraya kadar flört ilişkisi içindeki kısmı konuştuk&#8230; ve bu oyundan çıktık&#8230; Göç ettik&#8230; Bu göç başladığı an, sürecin tamamı başka bir yeni etap&#8230; bir yas&#8230; sonra bir <strong data-start="5073" data-end="5098">travma sonrası büyüme</strong> kapısı&#8230;</p>
<p data-start="5110" data-end="5834"><strong data-start="5110" data-end="5183">Peki narsizm hayatın birçok farklı alanında da karşımıza çıkmıyor mu?</strong> Örneğin iş hayatı&#8230; sosyal hayat&#8230; İş yerinizdeki narsist yönetici, sosyal alanınızdaki bir arkadaş vb. Bu ilk durumda maruz kalmayı durdurma yöntemi nasıl işler? diye sorduğunuzu duyuyorum. İş hayatı için nasıl olacak? Evet bu durumlarda maruz kalmayı kesmek ilk yöntem olarak kullanılamayabilir. Hayatın diğer öncelikleri bu işte kalmayı daha mantıklı kılıyordur. O zaman geçirgenliğimizi ayarlamak mümkün olabilir. Maruz kalmanıza rağmen, geçirgenliğinizi düşük tutarak (yarı geçirgen) başa çıkabilirsiniz. <strong data-start="5696" data-end="5719">Psikolojik sınırlar</strong>ınızı iyi tanımlarsanız, bu süreç yönetilebilir. Amor Fati felsefesini hatırlarsanız burada da işinize yarayabilir.</p>
<p data-start="5836" data-end="6284">Toksik olmayan, sağlıklı sistem ortak bir alanı temsil eder. Ortak bir mücadele, ortak bir hayal, ortak bir iyileşme alanı&#8230; Birlikte bir arada dönüşmek, gelişmek, iyileşmek çok değerli. Hayat arkadaşlığı sisteminde de, iş hayatındaki ekip stratejinde de, grup arkadaşlığında da böyledir. İlişki; birinin diğerinin benliğini zedelemediği bir yerde çiçek açar&#8230; Başa çıkmak için sürekli yıpranmak yerine, &#8220;birlikte iyi iş çıkardık&#8221; demeli insan&#8230;</p>
<p data-start="6286" data-end="6397"><strong data-start="6286" data-end="6321">Sonrası iyi&#8230; Sonrası güzel&#8230;</strong><br data-start="6321" data-end="6324" />Ve hepsinden önemlisi: <strong data-start="6347" data-end="6366">kişisel dönüşüm</strong>, kendinle buluşmakla başlar&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/narsistik-iliskilerde-gorunurluk-ve-sikisan-benlik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
