<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Buse Nur Torun &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/buse-nur-torun/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Mon, 15 Jun 2026 10:26:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Buse Nur Torun &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yanlış anlaşılınca da iyi kalabilmek</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/yanlis-anlasilinca-da-iyi-kalabilmek/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=yanlis-anlasilinca-da-iyi-kalabilmek</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/yanlis-anlasilinca-da-iyi-kalabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Buse Nur Torun]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Jun 2026 10:26:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[benlik saygısı]]></category>
		<category><![CDATA[dışsal onay]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[kendini ifade etmek]]></category>
		<category><![CDATA[Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[öz farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[Psikolojik Kırılganlık]]></category>
		<category><![CDATA[sınır koymak]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış anlaşılmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/yanlis-anlasilinca-da-iyi-kalabilmek/</guid>

					<description><![CDATA[Hayatın en zorlayıcı yanlarından biri, ne kadar dikkatli konuşursan konuş, niyetin ne kadar iyi olursa olsun, bazı insanların senden yanlış bir izlenimle ayrılacağını fark etmektir. Bu durum, seni daha iyi tanıması gerektiğini düşündüğün bir arkadaş veya aile üyesi tarafından yanlış anlaşılınca daha da acı verir. O kişinin, senin hakkında karar vermeden önce bir soru daha [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hayatın en zorlayıcı yanlarından biri, ne kadar dikkatli konuşursan konuş, niyetin ne kadar iyi olursa olsun, bazı insanların senden yanlış bir izlenimle ayrılacağını fark etmektir. Bu durum, seni daha iyi tanıması gerektiğini düşündüğün bir arkadaş veya aile üyesi tarafından yanlış anlaşılınca daha da acı verir. O kişinin, senin hakkında karar vermeden önce bir soru daha sormaya sabrı olmasını umarsın. <strong>İndirgenmek</strong> ve anlaşılmamak derinden yaralayıcıdır. Bir ömürlük düşüncenin, duygunun, bağlamın ve karmaşıklığın başkasının yüzeysel bir yargısına sıkıştırılması, yalnızca öznel bir his değil, aynı zamanda ölçülebilir bir psikolojik gerçektir. Crockett ve arkadaşları (2022), yanlış anlaşılmanın etkilerini iki ayrı çalışmada incelemiş ve yanlış anlaşılma etkileşimi yaşayan bireylerin etkileşim tatmininin, motivasyonun ve performansının belirgin biçimde düştüğünü ortaya koymuştur (Crockett et al., 2022).</p>
<p>Birçoğumuz buna aşırı açıklayarak karşılık veririz. Konuşmaları zihnimizde tekrar tekrar oynatır, nerede hata yaptığımızı düşünürüz. Mesajları göndermeden önce defalarca yeniden yazarız. Daha açık, daha anlaşılır, daha uyumlu olmaya çalışırız. Kendimize dipnotlar ekler gibi yaşarız. Kimsenin bizi yanlış anlamaması için çok çabalarız. Ancak bu, son derece yorucu bir yaşam biçimidir.</p>
<p>Kendini huzurlu hissedebilmek için herkesin seni doğru anlamasına ihtiyaç duymaya başlarsın. Oysa herkes seni doğru anlamayacak. Herkes bunu istemeyecek. Herkes, insanları olduğu gibi görebilecek duygusal olgunluğa, sezgiye, cömertliğe ya da dikkate sahip değil. Eğer huzurun, karşılaştığın herkes tarafından doğru anlaşılmana bağlıysa, huzurun her zaman kırılgan olacaktır. Yanlış anlaşılmaya tahammül edebilmelisin. Birisi seni yanlış gördüğünde her seferinde dağılmamayı öğrenmelisin. Yanlış yorumlanmayı kaldırabilecek kadar sağlam bir benlik inşa etmelisin.</p>
<p>İlk olarak şunu anlamak gerekir: Yanlış anlaşılmak her zaman kendini ifade edemediğin anlamına gelmez. Bazen bu, karşındaki kişinin sınırlarıyla karşılaştığın anlamına gelir. Bu önemli, çünkü çoğumuz karakterimizle ilgili her yanlış yorum için kendimizi suçlarız. Daha iyi açıklasaydım, daha nazik olsaydım, farklı bir ton kullansaydım, daha uzun yazsaydım, doğru zamanı seçseydim… o zaman mutlaka anlaşılırdım diye düşünürüz. Bazen bu doğrudur; iletişim kazaları olur. Acele konuşuruz, önemli şeyleri söylemeyiz. Karşımızdakinin bizi anladığını varsayarız ama anlamaz. Daha açık iletişimin sorunu çözebileceği anlar vardır.</p>
<p>Ancak bazen mesele ifade değildir; <strong>yorumlamadır</strong>.</p>
<p>Bazı insanlar zaten şüpheyle dinler. Bazıları, sana davranışlarını haklı çıkaracak bir “sen” versiyonuna tutunur. Bazıları seni gerçekten anlamak istemez; seni kendileri için belirledikleri role sığdırmak ister. Bencil olan, zor olan, dram yapan, yedek arkadaş, iyi kız, uyumlu evlat, sorunsuz çalışan, hiç değişmeyen. Sen bu rolün dışına çıktığında, bunu ihanet olarak etiketlerler. Oysa çoğu zaman bu, uzun zamandır yaptığın ilk dürüst harekettir.</p>
<p>Gerçek şu ki, kimse sahip olmadığı bir şeyi sana veremez. Kendine şefkatle bakamayan biri, sana da şefkatle bakamaz. İnsanlar bizi saf halimizle görmez. Bizi kendi yaralarından, arzularından, önyargılarından, güvensizliklerinden, geçmişlerinden ve beklentilerinden süzerek görürler. Bunu psikoloji araştırmaları da doğrulamaktadır: Markus ve arkadaşları (1985), bireyin benlik şemalarının yani kendisi hakkındaki bilişsel yapılarının başkalarını değerlendirirken bir tür projeksiyon işlevi gördüğünü ve sosyal algının bu şemalar tarafından sistematik biçimde şekillendirildiğini göstermiştir (Markus et al., 1985). Başkasının zihnindeki “sen”, biraz senden, biraz da ondan oluşur. Bu da onların algısının senin kontrolünde olamayacağı anlamına gelir. Bunu kabul etmek zordur, çünkü kontrol rahatlatıcıdır. Eğer yanlış anlaşılmak hep senin hatan olsaydı, en azından düzeltebilirdin. Ama bazı yanlış anlaşılmalar kaçınılmazsa, o zaman daha zor bir şeyi öğrenmen gerekir: Sınır koymak. Ne zaman yeterince açıkladığını bilebilmek.</p>
<p>Bazı açıklamalar gereklidir. Bazı konuşmalar önemlidir. Bazı ilişkiler açıklama çabasını hak eder. Ancak bazen, açık ve dürüst bir şekilde konuştuktan sonra yapılabilecek en onurlu şey durmaktır. Yeni paragraflar eklemeyi bırakabilmek. İnsanlığını savunmak için kendini mahkemeye çıkarmayı bırakmak gerekir. Şeffaf olursan anlaşılacağını umarak iç dünyanı herkese açmayı bırakmalısın. Çoğu zaman işe yaramaz. Seni yanlış anlamaya kararlı biri tarafından anlaşılmaya çalışmak küçültücüdür. Bir cümle daha kurarsam fikrini değiştirir diye kendini tüketirsin. Ama artık dürüst olmak için değil, kabul görmek için konuşursun. Bu yalnızca bir karakter özelliği değil, psikolojik bir kırılganlıktır.</p>
<p>Ve işte burada benlik saygısını dışsal onaya bağlamanın bedeli devreye girer. Crocker ve Park (2004), benlik saygısını belirli alanlarda, özellikle başkalarının onayında temellendiren bireylerin, bu alanda tehdit algıladıklarında psikolojik olarak ciddi maliyetlerle karşılaştığını; öz-düzenleme, ilişki kalitesi ve zihinsel sağlığın bundan olumsuz etkilendiğini göstermiştir (Crocker &amp; Park, 2004). Eğer kendini tanımıyorsan, her görüş seni sarsar. Her dedikodu seni etkiler. Her değişen ton seni paniğe sürükler. Küçük yanlış anlaşılmalar bile yıkıcı hissedilir; çünkü bu artık yalnızca sosyal bir rahatsızlık değil, iç dünyanı tehdit eden bir sarsıntıdır. Bütün bu kırılganlık, başkalarının seni nasıl gördüğünü kontrol edemediğin gerçeğiyle birleşince ortaya şunu çıkarır:</p>
<p>Genelde bir hikayenin üç tarafı vardır: senin tarafın, benim tarafım ve gerçek. Ama insanlar çoğu zaman ilk konuşana, en yüksek sesle konuşana, en çok ağlayana ya da en emin görünene inanır.</p>
<p>Hayatta kendini tam olarak anlatamayacağın anlar olacaktır. Bir arkadaşlık, sen kendini açıklayamadan bitebilir. Bir aile üyesi eski bir “sen”e tutunabilir. Adının geçtiği ama bağlamının olmadığı ortamlarda konuşulabilirsin. Bu acı verir. Ama kaçınılmazdır.</p>
<p>Bununla başa çıkmanın yollarından biri, derinlemesine anlaşılmanın nadir olduğunu kabul etmektir.</p>
<p>Çoğu insan senin sadece bir parçanı tanıyacak. İşteki halini, okuldaki halini, zor bir dönemindeki halini, değişmeden önceki halini, onların ihtiyaç duyduğu halini. Çok az insan bütün yapını görecek. Bazıları sadece koridordan geçen halini görür ve bunu evin tamamı sanır. Bu talihsizdir ama herkesi bütün odalara gezdirmek senin görevin değil. Kendinin bazı kısımlarını saklama hakkın var.</p>
<p>Bazı yanlış anlaşılmaları düzeltmeyi hayat amacın haline getirmeme hakkın var. Seni gerçekten görmek isteyenlerin zamanla bunu yapacağına güvenme hakkın var.</p>
<p>Şunu da kabul etmek gerekir: Bazen yanlış anlaşılmaktan korkarız çünkü benliğimizi hala başkalarının onayına bağlıyoruz. Eğer onlar beni iyi görürse, ben iyiyim. Bu çok yorucu bir düzendir. Kimliğin sürekli başkalarının yorumuna bağlı kalır. Bu yüzden küçük yanlış anlaşılmalar bile yıkıcı hissedilir. Bu sadece sosyal bir rahatsızlık değildir; iç dünyanı tehdit eder. İyileşmenin önemli bir parçası, başkalarını ruhunun son editörü yapmayı reddetmektir.</p>
<p>Dinle, evet. Düşün, evet. Gerekirse özür dile, evet. Ama yazarlığı devretme.</p>
<p>Seninle yaşayacak olan sensin. Seçimlerinin hesabını verecek olan sensin. Kendi zihninde bir hayat kuracak olan sensin.</p>
<p>Ve bir gerçek daha: Büyük bir acının kaynağı, kendini henüz anlamamış insanlara kendini anlatmaya çalışmaktır. Herkes kalbinin bütün dilini hak etmez.</p>
<p>Tüm bunlarla birlikte, biz insanız. Elbette yanlış anlaşılmak acıtır. Bağ kurmak isteriz. Bizi seven insanların bizi doğru görmesini isteriz. Bunun aksini iddia etmek gerekmez.</p>
<p>Ancak şunu hatırlamalısın: Birini anlamak, onu yanlış anlamaktan daha zordur.</p>
<p>Ve başkalarına da görmek istediğin şefkati göstermelisin. İnsanlar hakkında hemen kötü düşünmemeli, onları dinlemeli ve gerçeğin her zaman basit olmadığını hatırlamalısın. Gerçek bazen katmanlıdır, karmaşıktır ve bazen onu görebilmek için kendinin dışına çıkman gerekir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/yanlis-anlasilinca-da-iyi-kalabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkalarını memnun etmeye çalışmadığında sen kimsin?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/baskalarini-memnun-etmeye-calismadiginda-sen-kimsin/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=baskalarini-memnun-etmeye-calismadiginda-sen-kimsin</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/baskalarini-memnun-etmeye-calismadiginda-sen-kimsin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Buse Nur Torun]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 May 2026 22:20:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[aleksitimi]]></category>
		<category><![CDATA[bağlanma stilleri]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal düzenleme]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal parentifikasyon]]></category>
		<category><![CDATA[fawn tepkisi]]></category>
		<category><![CDATA[kendini silme]]></category>
		<category><![CDATA[kişilerarası hassasiyet]]></category>
		<category><![CDATA[kompleks PTSD]]></category>
		<category><![CDATA[Sınır koyma]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=34496</guid>

					<description><![CDATA[Büyürken, insanları sanki onlara kendilerini iade ediyormuşsunuz gibi dinlemeyi öğrendiğinizi fark ettiniz mi? Yeterince yakın hissettiren ama karmaşık olmayan karşılıklar verebilmeyi. İnsanlar sizinle yaptıkları konuşmalardan anlaşılmış hissederek ayrılırdı; siz ise çoğu zaman silinmiş hissederek kalırdınız. O zamanlar bu durum size garip gelmezdi, hatta tanıdık bir his verirdi. Çünkü duygusal olarak olgunlaşmamış ya da dengesiz ebeveynlerle [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Büyürken, insanları sanki onlara kendilerini iade ediyormuşsunuz gibi dinlemeyi öğrendiğinizi fark ettiniz mi? Yeterince yakın hissettiren ama karmaşık olmayan karşılıklar verebilmeyi. İnsanlar sizinle yaptıkları konuşmalardan anlaşılmış hissederek ayrılırdı; siz ise çoğu zaman silinmiş hissederek kalırdınız.</p>
<p>O zamanlar bu durum size garip gelmezdi, hatta tanıdık bir his verirdi. Çünkü duygusal olarak olgunlaşmamış ya da dengesiz ebeveynlerle büyüdüğünüzde, sevgi sizin ne kadar işe yaradığınıza bağlı hale gelir. Ve siz de tam olarak bunu yaparsınız: işe yarar biri olursunuz, iyi biri olursunuz. Kendini düzenlemeyi hiç öğrenememiş insanları duygusal olarak dengelemeyi öğrenirsiniz. Ve bunu yaparken, fark etmeden kendinizi terk etmeye başlarsınız.</p>
<p>Psikoloji literatüründe buna <strong>duygusal parentifikasyon</strong> (emotional parentification) denir; çocuğun ebeveynin duygusal durumundan sorumlu hale geldiği bir rol değişimidir. Ancak daha az konuşulan şey, bunun benlik algınızı nasıl yeniden şekillendirdiğidir. Duygusal ebeveynleştirme yaşayan çocuklar sıklıkla <strong>aleksitimi</strong> geliştirir; yani kendi duygularını tanımlamakta ya da ifade etmekte zorlanırlar. O kadar dışarıya uyum sağlarsınız ki iç dünyanız bulanıklaşmaya başlar. Her şeyi hissettiğinizi sanır, ama aynı anda hiçbir şey hissetmiyormuşsunuz gibi olursunuz.</p>
<p>Yüksek empati ama düşük güvenlik içeren ortamlarda büyüyen çocuklar, &#8220;yüksek kişilerarası hassasiyet&#8221; denilen bir özellik geliştirebilir. Bu özellik, hem kompleks PTSD hem de &#8220;fawn response&#8221; yani memnun ederek hayatta kalma tepkisiyle bağlantılıdır. “Fawn response&#8221;, savaş, kaç ve don tepkilerinin yanında daha az bilinen bir travma tepkisidir.</p>
<p>Kaygılı ya da dağınık bağlanma stiline sahip insanlar, başkalarının duygularına karşı aşırı tetikte olabilir; kendilerine ait olmayan korkuları yatıştırmakta ustalaşırlar. Bu da benliğin bir hizmete dönüştüğü alışılmış bir &#8220;fawn&#8221; haline dönüşebilir; sürekli uyumlanan, sürekli var olduğu için özür dileyen bir benlik haline gelir. Bedeli ise kronik strese dönüşür. Çünkü siz sadece ruhsal olarak yorulmazsınız, görünmez bir alarm hali bedeninizi de ele geçirir. Bu nedenle, vücudun stres düzenleyicisi olan HPA ekseni sürekli aşırı aktif kalır. Bu da sakin hissetmeyi, suçluluk duymadan sınır koymayı çok daha zor hale getirir. Sonuç olarak, sinir sisteminiz hayatta kalmanın en güvenli yolunun insanları memnun etmek olduğunu öğrenir.</p>
<p>Sinir sisteminiz, tehditleri insanların ruh halindeki, yüz ifadelerindeki küçük değişimlerde taramayı öğrenir. Hayatınız, beyninizin &#8220;hangi halim en güvenli?&#8221; sorusuna cevap aramak için biriktirdiği veri noktalarına dönüşür. Peki, beynimiz neden sevilmemeyi böylesine hayati bir tehlike olarak algılıyor? Çünkü sinir bilimsel araştırmalar, sosyal dışlanma ve fiziksel acının beyinde benzer bölgeleri aktive ettiğini gösteriyor. Bu yüzden fazla olmak bağlantıyı riske atıyor diye öğrendiğinizde, beyniniz sizi korumanın yollarını bulur. Yakınlığı tehdit eden parçalarınızı törpüler, sivri yanlarınızı düzeltir ve sığılabilir bir sürüme dönüşürsünüz.</p>
<p>Kendinizi kolay sevilebilir hale getiriyorsunuz ki terk edilme riski olmasın. Bazen bu, duygusal zeka gibi görünüyor. Bazen empati gibi. İnsanlar size nazik, düşünceli, sıcak diyor. Ama altında sürekli bir kendini düzenleme, kendini sansürleme hali var. Ve bir süre işe yarıyor; ta ki kendinizi tamamen kaybedene kadar.</p>
<p>İnsanlar, sizin bu davranışlarınızı ödüllendirmekten kendilerini alıkoyamıyor. Ne kadar sezgisel, ne kadar konuşması kolay biri olduğunuzu seviyorlar. Onların rahatı için yok olmak zorunda kalan yanlarınızı görmüyorlar. Ama nasıl görsünler ki? Siz onları kendinizi gerçekten tanıyabilecek kadar yakına hiç almıyorsunuz. İnsan bu yasını sessizce tutuyor; kolayca sevilebilir olmanın yasını. Bu yas, ihtiyaçlarınızın bir zamanlar var olduğu boşluklara yerleşiyor. Konuşmadığınız duraksamalarda, sırf huzur bozulmasın diye başkalarının sizin yerinize verdiği kararlarda. Çünkü başkalarının ihtiyaçlarında ne kadar akıcı hale gelirseniz, kendi ihtiyaçlarınızı bulmanız o kadar zorlaşıyor. Nerede sizin bittiğinizin, onların başladığının sınırını kaybediyorsunuz. Bağ kurmaya yarayan ama özgünlüğünüzü tüketen biçimlerde kendinizi sergilemeye başlıyorsunuz. Ve sonunda inşa ettiğiniz bu benlik, yüzünüze yapışan bir maskeye dönüşüyor.</p>
<p>Size gösterilen sevgi, yalnızca güvenli hissettiren parçalarınız üzerine inşa ediliyor. Böylece ilişkileriniz, kendinize yaptığınız uyarlamaların bir yansımasına dönüşüyor. Görülüyor ve tutuluyor hissediyorsunuz ama gerçekten bilinmiş ya da karşılanmış değilsiniz. Hayatınızın bir noktasında size, sevilmenin memnun etmek demek olduğu öğretildi. Ve artık yorgunsunuz. O kadar uzun süre koşullu sevildiniz ki, sadece &#8220;var olmanın&#8221; nasıl bir şey olduğunu unuttunuz.</p>
<p>Ancak gerçek şu ki, kolay sevilmek çoğu zaman ulaşılması zor biri olmak anlamına geliyor.</p>
<p>Bundan çıkış yolunun sert, soğuk ya da mesafeli olmak olduğunu söylemiyorum. Gerçi çoğu kişi bir süre bunu da denemiştir. Duvarlar örmek, kapanmak, duygularınızı korumaya almak… Sevgi bu kadar uzun süre koşullu olduğunda, sertlik bir kalkan gibi geliyor ama aynı zamanda bir hapishane gibi de hissediliyor. İnsanları uzak tutuyor ve aynı anda sizi de kendinizden uzaklaştırıyor.</p>
<p>Soğuk olmak, uyum sağlama alışkanlığını ortadan kaldırmıyor. Bu kez başkalarını memnun ederek değil, onlardan korunarak kendinizi kaybediyorsunuz. Yeni bir performans yaratıyor: güç ve mesafe performansı olarak karşımıza çıkıyor. Bu yaklaşım, kopukluk hissini daha da derinleştirebilir. Çünkü görülmek isteyen, kırılgan, karmaşık, dağınık parçalarınız daha da derine gömülüyor. Sanki bir yarayı daha kalın bir bandajla iyileştirmeye çalışmak gibi. Kanamayı durdurabilir belki ama derinin nefes alıp iyileşmesine izin vermez.</p>
<p>Onun yerine, dürüst olmayı deneyin. Elbette başkalarına karşı da, ama daha önemlisi kendinize karşı. Sessizliği hemen doldurmadan biraz daha uzun sürmesine izin verin. Bilmediğinizde &#8220;bilmiyorum&#8221; deyin. Bir şeylere ihtiyaç duymanın sorun olmadığını kabul edin. Aynı fikirde olmamaya izin verin kendinize. Sizi kendinizi terk etmeden seven insanları kabul edin. &#8220;Zor&#8221;, üzgün ya da &#8220;zahmetli&#8221; olduğunuz için sizi cezalandırmayan sevgiyi kabul edin. Sizi bir çözüm gibi değil, bir insan olarak gören insanları kabul edin. Bir benlik olarak. Siz başkasının yalnızlığını çözecek bir çözüm değilsiniz; kendi yalnızlığı olan bir insansınız.</p>
<p>Eğer yorgunsanız, bu çok anlaşılır. Maskeler ağırdır. Performans yalnızdır. Ve siz hiçbir zaman başkasının huzur ihtiyacını yansıtan bir ayna olmak için yaratılmadınız.</p>
<p>Unutmayın: sevgi, sonsuz bir şekilden şekle girme hali olmamalı ve kolay sevilmek, hiçbir zaman sevilmenin bedeli olmamalıdır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/baskalarini-memnun-etmeye-calismadiginda-sen-kimsin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
