<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Birtem Oduncu &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/birtemoduncu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Fri, 13 Mar 2026 13:13:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Birtem Oduncu &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kişisel Gelişim Paradoksu: Sürekli Kendini “Düzeltme” Çabasının Psikolojisi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/kisisel-gelisim-paradoksu-surekli-kendini-duzeltme-cabasinin-psikolojisi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kisisel-gelisim-paradoksu-surekli-kendini-duzeltme-cabasinin-psikolojisi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/kisisel-gelisim-paradoksu-surekli-kendini-duzeltme-cabasinin-psikolojisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Birtem Oduncu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Mar 2026 23:25:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=28023</guid>

					<description><![CDATA[Son yıllarda özellikle sosyal medya aracılığıyla yaygınlaşan kişisel gelişim söylemleri, bireylere sürekli olarak daha iyi, daha mutlu ve daha başarılı olmaları gerektiğini telkin etmektedir. Kişisel gelişim kitapları, seminerler ve dijital içerikler çoğu zaman benzer bir mesajı tekrar eder: “Daha iyi ol.” İlk bakışta motive edici görünen bu mesaj, psikolojik açıdan değerlendirildiğinde oldukça yüzeysel bir varsayıma [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="1">Son yıllarda özellikle sosyal medya aracılığıyla yaygınlaşan kişisel gelişim söylemleri, bireylere sürekli olarak daha iyi, daha mutlu ve daha başarılı olmaları gerektiğini telkin etmektedir. Kişisel gelişim kitapları, seminerler ve dijital içerikler çoğu zaman benzer bir mesajı tekrar eder: “Daha iyi ol.” İlk bakışta motive edici görünen bu mesaj, psikolojik açıdan değerlendirildiğinde oldukça yüzeysel bir varsayıma dayanabilir. Çünkü insanın ruh hâli ve psikolojik iyi oluşu tek bir değişkenle açıklanabilecek kadar basit değildir.</p>
<p data-path-to-node="2">Bireyin psikolojik durumu; yaşam koşulları, ekonomik durum, iş yükü, sosyal ilişkiler ve çevresel faktörler gibi birçok unsurdan etkilenir. Bunun yanı sıra savaşlar, doğal afetler, toplumsal krizler gibi makro düzeydeki olaylar da bireylerin duygusal dünyasını etkiler. Kişisel yaşamda deneyimlenen işsizlik, maddi zorluklar, ayrılıklar ya da aile içi çatışmalar, iş yerindeki problemler de <b data-path-to-node="2" data-index-in-node="391">psikolojik iyi oluş</b> üzerinde belirleyici rol oynar. Tüm bunlar göz önüne alındığında şu soruyu sormak kaçınılmaz hâle geliyor: Gerçekten her zaman iyi hissetmek mümkün mü? Ya da şöyle diyelim; Hep iyi olmak zorunda mıyız?</p>
<p data-path-to-node="3">Psikoloji literatüründe bireyin kendisini sürekli geliştirilmesi gereken bir proje olarak görmesi eğilimi zaman zaman self-optimization (kendini optimize etme) kavramı ile açıklanmaktadır. Bu bakış açısına göre birey, yaşamını sürekli daha verimli, daha başarılı ve daha mutlu hâle getirmesi gereken bir performans alanı gibi algılamaya başlar. Oysa insan yalnızca gelişim ve performans üzerine kurulu bir varlık değildir. Duyguları fark edebilmek, olumsuz deneyimleri yaşayabilmek ve yaşamın her zaman kusursuz olmayacağını kabul edebilmek psikolojik sağlığın önemli bir parçasıdır.</p>
<h2 data-path-to-node="5"><b data-path-to-node="5" data-index-in-node="0">Kişisel Gelişim Baskısı ve öz-Eleştiri</b></h2>
<p data-path-to-node="6">Kişisel gelişim kültürü çoğu zaman bireyin iyi olmasını hedefler gibi görünse de bazen örtük bir mesaj içerir: “Henüz yeterince iyi değilsin.” Bu mesaj bireyin iç dünyasında güçlü bir öz-eleştiri mekanizmasını harekete geçirebilir.</p>
<p data-path-to-node="7">Psikoloji araştırmaları, yoğun öz-eleştiri eğiliminin psikolojik iyi oluş üzerinde olumsuz etkileri olabileceğini göstermektedir. Kendini sürekli eleştiren bireylerde depresyon ve kaygı belirtilerinin daha yüksek olduğu, stres düzeyinin arttığı ve yaşam doyumunun azaldığı görülmektedir. Öz-eleştirinin belirli bir düzeyi kişinin kendini değerlendirmesine yardımcı olabilir; ancak kontrolsüz hâle geldiğinde bireyin kendisini sürekli yetersiz hissetmesine yol açabilir.</p>
<p data-path-to-node="8">Özellikle sosyal medyada başarı, üretkenlik ve mutluluk hikâyelerinin sürekli görünür olması bireylerde güçlü bir karşılaştırma eğilimi yaratabilir. Başkalarının hayatlarının en parlak anlarını görmek, kendi yaşamımızın sıradan ve zorlayıcı yönleriyle kıyaslandığında yetersizlik duygusunu besleyebilir. Bu nedenle terapiye başvuran birçok kişinin aslında başarısız olduklarını değil, “yeterince başarılı olamadıklarını” düşündükleri için yoğun bir içsel baskı yaşadıkları görülür. Sorun çoğu zaman başarısızlık değil, ulaşılamayan beklentilerdir.</p>
<h2 data-path-to-node="10"><b data-path-to-node="10" data-index-in-node="0">Pozitif Düşünmenin Çelişkili Yanı</b></h2>
<p data-path-to-node="11">Kişisel gelişim söylemlerinin en çok tekrar edilen önerilerinden biri pozitif düşünmektir. Olumsuz durumlara olumlu bakmak, hayatın iyi yönlerine odaklanmak elbette belirli durumlarda faydalı olabilir. Ancak pozitif düşünmenin her koşulda mümkün olduğu varsayımı gerçekçi değildir.</p>
<p data-path-to-node="12">İnsan hayatında olumsuz deneyimler kaçınılmazdır. Kaybetmek, üzülmek, hayal kırıklığı yaşamak ya da öfkelenmek insan olmanın bir parçasıdır. Bu deneyimlerin varlığını inkâr ederek sürekli pozitif kalmaya çalışmak çoğu zaman duyguların bastırılmasına yol açabilir.</p>
<p data-path-to-node="13">Araştırmalar, özellikle düşük benlik saygısına sahip bireylerde zorla tekrarlanan olumlu ifadelerin bazen ters etki yaratabildiğini göstermektedir. “Her şey yolunda”, “çok güçlüyüm” gibi ifadeleri tekrar etmek, kişinin iç dünyasındaki gerçek duygularla çatıştığında bireyin kendisini daha da kötü hissetmesine neden olabilir. Bu durumda kişi yalnızca sorunlarıyla değil, aynı zamanda “pozitif düşünemiyorum” suçluluğuyla da baş etmeye çalışır.</p>
<h2 data-path-to-node="15"><b data-path-to-node="15" data-index-in-node="0">Kendine Yardım Müdahalelerinin Riski</b></h2>
<p data-path-to-node="16">Kişisel gelişim literatüründe sıkça vurgulanan bir diğer konu da “kendine yardım” yaklaşımlarıdır. İnsanların zorlayıcı yaşam deneyimleri karşısında baş etme stratejileri geliştirebilmesi elbette oldukça değerlidir. Ancak bu stratejilerin etkili olabilmesi için bireyin ihtiyaçlarına, kişilik özelliklerine ve yaşam deneyimlerine uygun olması gerekir.</p>
<p data-path-to-node="17">Her insanın psikolojik yapısı farklıdır. Bağlanma deneyimleri, <b data-path-to-node="17" data-index-in-node="63">travma</b> öyküleri, kişilik özellikleri ve yaşam koşulları bireyin duygusal tepkilerini şekillendirir. Bu nedenle bir kişiye iyi gelen bir yöntem başka bir kişi için aynı etkiyi yaratmayabilir. Kişisel gelişim materyalleri ise çoğu zaman “herkes için geçerli” çözümler sunar. Oysa psikolojik süreçler genellenmesi zor, oldukça bireysel deneyimlerdir.</p>
<h2 data-path-to-node="19"><b data-path-to-node="19" data-index-in-node="0">Gelişim mi, Kabul mü?</b></h2>
<p data-path-to-node="20">Psikolojide son yıllarda öne çıkan yaklaşımlardan biri öz-şefkat kavramıdır. Öz-şefkat, bireyin kendisine karşı anlayışlı ve kabul edici bir tutum geliştirmesini ifade eder. Bu yaklaşımda psikolojik sağlık yalnızca sürekli gelişmekle değil, aynı zamanda kişinin kendi sınırlılıklarını ve kusurlarını kabul edebilmesiyle ilişkilidir.</p>
<p data-path-to-node="21">İnsan zihni sürekli performans baskısı altında gelişmekten ziyade güvenli ve kabul edici bir psikolojik ortamda daha sağlıklı değişim gösterir. Bazen gelişim, kendimizi sürekli düzeltmeye çalışmak yerine kendimizi daha iyi anlamakla başlar.</p>
<p data-path-to-node="22">Kişisel gelişim tamamen reddedilmesi gereken bir alan değildir. Ancak dengeli ve eleştirel bir bakış gerektirir. Kişisel gelişim bireyin kendisini sürekli “tamir edilmesi gereken bir proje” gibi görmesine yol açtığında psikolojik iyi oluşu artırmak yerine azaltabilir.</p>
<p data-path-to-node="23">Belki de en sağlıklı soru şudur: Gerçekten gelişmek mi istiyoruz, yoksa yalnızca “yeterince iyi olmadığımız” duygusundan kaçmaya mı çalışıyoruz?</p>
<h2 data-path-to-node="24"><b data-path-to-node="24" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<p data-path-to-node="25">Nor, N. F. M., Iqbal, N., &amp; Shaari, A. H. (2025). False self-presentation, social comparison and self-esteem in social media use. Behavioral Sciences.</p>
<p data-path-to-node="26">Papworth, M., Ward, A., &amp; Leeson, K. (2015). Negative effects of self-help materials: three explorative studies. The Cognitive Behaviour Therapist.</p>
<p data-path-to-node="27">Rozental, A. et al. (2024). Is Self-Help Dangerous? Examination of Adverse Effects of a <b data-path-to-node="27" data-index-in-node="88">Psikolojik Müdahale</b> Internet-Based Self-Help Intervention. Behavior Therapy.</p>
<p data-path-to-node="28">Smith, J. et al. (2022); Brown, K. et al. (2023). Self-criticism and psychological well-being studies.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/kisisel-gelisim-paradoksu-surekli-kendini-duzeltme-cabasinin-psikolojisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aşk Sadece Bir His Değil, Aynı Zamanda Bir Beceridir</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/ask-sadece-bir-his-degil-ayni-zamanda-bir-beceridir/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=ask-sadece-bir-his-degil-ayni-zamanda-bir-beceridir</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/ask-sadece-bir-his-degil-ayni-zamanda-bir-beceridir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Birtem Oduncu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Feb 2026 23:15:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aşk ve İlişkiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=25190</guid>

					<description><![CDATA[Aşk bütün toplumlarda ve her kültürde her zamanda var olmuş, neredeyse her insanın hayatının bir döneminde yaşadığı duygusal bir durumdur. Aşk psikolojide tek bir kuram ya da modelle açıklanamayacak kadar karmaşık bir duygudur ve çoğu zaman bize kendiliğinden gelir, kontrol edilemez. Ama aşkı sadece hissedilen bir duygu olarak tanımlayamayız, aşk aynı zamanda öğrenilebilen ve geliştirilebilen [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="1">Aşk bütün toplumlarda ve her kültürde her zamanda var olmuş, neredeyse her insanın hayatının bir döneminde yaşadığı duygusal bir durumdur. Aşk psikolojide tek bir kuram ya da modelle açıklanamayacak kadar karmaşık bir duygudur ve çoğu zaman bize kendiliğinden gelir, kontrol edilemez. Ama aşkı sadece hissedilen bir duygu olarak tanımlayamayız, aşk aynı zamanda öğrenilebilen ve geliştirilebilen bir beceridir.</p>
<p data-path-to-node="2">Birine âşık olduğumuzda kalbimiz hızlanır, heyecanlanırız ve ona karşı konulamaz bir çekim hissederiz. Bunlar aşkın bedenimizde yarattığı biyolojik tepkilerdir. Dopamin ve norepinefrin devreye girer ve beden uyarılır. Bu nörokimyasal süreç, beynin ödül ve motivasyon sistemlerini aktive ederek kişiye yoğun bir haz, odaklanma ve karşı tarafa yönelme hissi yaşatır. Fakat kendiliğinden gelen bu yoğun duygu başlangıcı, verilen biyolojik tepkiler tek başına aşkı sürdürmeye ve uzun sağlıklı bir ilişki kurmaya yetmez. Araştırmalar gösteriyor ki, bir ilişkinin devamlılığını ve duygusal doyumu belirleyen en önemli faktörler; <b data-path-to-node="2" data-index-in-node="623">duygusal farkındalık</b>, duygu düzenleme kapasitesi ve iletişim becerileridir.</p>
<h2 data-path-to-node="3"><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">Duygusal Zekâ ve İlişki Kalitesi</b></h2>
<p data-path-to-node="4">Bu beceriler psikolojide duygusal zekâ olarak adlandırılır ve kişinin duygularını tanıyabilmesini, yönetebilmesini, geliştirebilmesini ve aynı şekilde karşısındakinin duygularını anlayabilmesini ve önem gösterebilmesini kapsar. Bu alanda yapılan birçok çalışma, duygusal zekâsı yüksek olan bireylerin romantik ilişkide kalma becerisinin daha güçlü olduğunu, yaşadıkları ilişkiden daha fazla tatmin olduğunu ve tartışmalara daha yapıcı yaklaşabildiğini vurguluyor. Bu yüzden sağlıklı, mutlu ilişkiler kusursuz bireylerin hiç tartışmadığı, çatışmadığı ilişkiler değil duygusal becerileri gelişmiş bireylerin yapıcı yaklaşabildiği, birbirini anlamaya açık olduğu ilişkiler oluyor.</p>
<h2 data-path-to-node="5"><b data-path-to-node="5" data-index-in-node="0">Sorumluluk Olarak Sevgi</b></h2>
<p data-path-to-node="6">Aşkın beceri gerektiriyor oluşu onun romantizmini azaltmaz, aksine daha sağlıklı yaşanmasını, gerçek ve sürdürülebilir olmasını sağlar. Çünkü beceriler geliştirebilir ve birini gerçekten sevmek vazgeçmeyi, kaçmayı değil birlikte gelişmeyi, öğrenmeyi ve duyguları anlamayı gerektirir. Empati yapabilmek, ihtiyaçları dile getirmek, sağlıklı <b data-path-to-node="6" data-index-in-node="339">sınırlar</b> koyabilmek, zor duygularla temas edebilmek, çatışmalarda ilişkiden kaçmak yerine sorunlara çözüm üretmek ilişki için alınması gereken sorumluluklardır ve zamanla öğrenilebilir. Güçlü ilişki, hiç tartışılmayan değil, zorlanıldığında vazgeçilmeyen ilişkidir. Mesele sadece birini sevmek değildir, sevgiyi nasıl taşıyacağını da bilmek gerekir.</p>
<h2 data-path-to-node="7"><b data-path-to-node="7" data-index-in-node="0">Zor Zamanlarda Aşkın Dönüşümü</b></h2>
<p data-path-to-node="8">Aşkın beceri gerektiren tarafı, özellikle zor zamanlarda ortaya çıkar. Her ilişki içinde hayal kırıklıkları, farklılıklar, tartışmalar ya da yanlış anlaşılmalar barındırır. Bu zamanlarda belirleyici olan nasıl hissettiğimiz değil, ne yaptığımızdır. Savunmaya geçmeden önce dinleyebilmek, duyguları düzenlemek, anlayışla yaklaşabilmek ve hem kendinin hem karşındakinin duygularını göz ardı etmeden ilişkiyi korumaya çabalamak, aşkı bir anda kaybolabilecek bir his olmaktan çıkartıp gerçek bir bağa dönüştürür.</p>
<h2 data-path-to-node="9"><b data-path-to-node="9" data-index-in-node="0">Bağlanma Kuramı ve Öğrenilebilir Süreçler</b></h2>
<p data-path-to-node="10">Psikoloji literatüründeki bağlanma kuramı da aşkın bu öğrenilebilir yönünü destekler. Erken dönem ilişkilerde gelişen bağlanma örüntülerimiz, yetişkin romantik ilişkilerde yakınlığa nasıl yaklaştığımızı, çatışma anlarında nasıl davrandığımızı ve duygusal ihtiyaçlarımızı nasıl ifade ettiğimizi etkiler. Ancak bu örüntüler değişmez değildir. Güvenli bağlanma; farkındalık, deneyim ve ilişki içinde kurulan sağlıklı etkileşimlerle zamanla geliştirilebilir. Araştırmalar, bireylerin bağlanma stillerini tanıdıkça ilişkilerinde daha bilinçli seçimler yaptığını ve tekrarlayan ilişki döngülerini kırabildiğini göstermektedir.</p>
<h2 data-path-to-node="11"><b data-path-to-node="11" data-index-in-node="0">Tutkudan Bağlılığa Geçiş</b></h2>
<p data-path-to-node="12">Aynı şekilde, uzun süreli ilişkilerde tutkunun biçim değiştirmesi de doğaldır. İlk dönemde baskın olan yoğun biyolojik uyarım yerini zamanla güven, yakınlık ve bağlılığa bırakır. Bu değişim çoğu zaman “aşkın bitmesi” olarak yorumlansa da, aslında ilişkinin başka bir evreye geçişini ifade eder. Bu evrede önemli olan, duygusal bağın nasıl beslendiği ve çiftlerin birbirine nasıl alan tanıdığıdır. Ortak alanlar yaratabilmek, birlikte hedefler koyabilmek ve bireyselliği koruyarak yakınlık kurabilmek, ilişkinin derinleşmesini sağlar. Bu açıdan bakıldığında ilişkiyi sürdüren şey, duyguların hiç değişmemesi değil; değişen duygularla ne yapılacağını bilmektir.</p>
<h2 data-path-to-node="13"><b data-path-to-node="13" data-index-in-node="0">Sonuç Olarak Aşk Bir Yolculuktur</b></h2>
<p data-path-to-node="14">Aşk sadece romantik jestlerin, heyecanın ve tutkunun olduğu bir duygu değildir. Aşk doğru ilişkiyi birlikte kurabilmektir; emek vermektir, dinlemektir, temas kurabilmektir. Ve belki de aşkı kutlamanın en güzel yolu, onun mucizevi bir duygu olmasını beklemeyi bırakıp, geliştirilebilir bir beceri olduğunu kabul etmektir. Hisler gelip geçebilir. Duygular bir gün çok coşkulu hissedilirken, bir gün çok sıradan gelebilir. Ama biriyle birlikte olmayı seçtiğin için öğrendiğin beceriler, ilişkilerde kalıcı bir zemin oluşturur. Çünkü aşk sadece bir an değildir; insanı dönüştüren, öğreten, zamanla olgunlaşan, her temasta insanı hem kendisine hem karşısındakine yaklaştıran bir <b data-path-to-node="14" data-index-in-node="674">yolculuktur</b>.</p>
<h2 data-path-to-node="16"><b data-path-to-node="16" data-index-in-node="0">KAYNAKÇA</b></h2>
<p data-path-to-node="17">Atak, H., &amp; Taştan, N. (2012). Romantik İlişkiler Ve Aşk. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 4(4), 520–546. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.5455/cap.20120431" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwiT2_XGstaSAxUAAAAAHQAAAAAQlwY">https://doi.org/10.5455/cap.20120431</a></p>
<p data-path-to-node="18">Brackett, M. A., Warner, R. M., &amp; Bosco, J. S. (2005). Emotional Intelligence And Relationship Quality Among Couples. Personal Relationships, 12(2), 197–212. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.1111/j.1350-4126.2005.00111.x" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwiT2_XGstaSAxUAAAAAHQAAAAAQmAY">https://doi.org/10.1111/j.1350-4126.2005.00111.x</a></p>
<p data-path-to-node="19">Gross, J. J. (1998). The Emerging Field Of Emotion Regulation: An Integrative Review. Review Of General Psychology, 2(3), 271–299. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.1037/1089-2680.2.3.271" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwiT2_XGstaSAxUAAAAAHQAAAAAQmQY">https://doi.org/10.1037/1089-2680.2.3.271</a></p>
<p data-path-to-node="20">Hazan, C., &amp; Shaver, P. R. (1987). Romantic Love Conceptualized As An Attachment Process. Journal Of Personality And Social Psychology, 52(3), 511–524. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.1037/0022-3514.52.3.511" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwiT2_XGstaSAxUAAAAAHQAAAAAQmgY">https://doi.org/10.1037/0022-3514.52.3.511</a></p>
<p data-path-to-node="21">Malouff, J. M., Schutte, N. S., &amp; Thorsteinsson, E. B. (2014). Trait Emotional Intelligence And Romantic Relationship Satisfaction: A Meta-Analysis. The American Journal Of Family Therapy, 42(1), 53–66. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.1080/01926187.2012.748549" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwiT2_XGstaSAxUAAAAAHQAAAAAQmwY">https://doi.org/10.1080/01926187.2012.748549</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/ask-sadece-bir-his-degil-ayni-zamanda-bir-beceridir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
