<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Beliz Unutmazlar &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/belizunutmazlar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Mar 2026 10:47:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Beliz Unutmazlar &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yarım Kalan Hikayeler: Kapanış Yaşayamayan İlişkiler</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/yarim-kalan-hikayeler-kapanis-yasayamayan-iliskiler/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=yarim-kalan-hikayeler-kapanis-yasayamayan-iliskiler</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/yarim-kalan-hikayeler-kapanis-yasayamayan-iliskiler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beliz Unutmazlar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 21:50:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aşk ve İlişkiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=28957</guid>

					<description><![CDATA[Bazı ilişkiler biter ama zihinde bitmez. Resmi olarak sona ermiş olsa bile duygusal olarak devam eden, cevaplanmamış sorularla zihinde tekrar eden ve zaman zaman yeniden canlanan ilişkiler vardır. Bu tür deneyimler psikolojide sıklıkla “kapanış eksikliği” ya da “tamamlanmamış duygusal süreçler” olarak ele alınır. Kapanış yaşayamayan ilişkiler, bireyin zihinsel ve duygusal alanında açık bir dosya gibi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="2">Bazı ilişkiler biter ama zihinde bitmez. Resmi olarak sona ermiş olsa bile duygusal olarak devam eden, cevaplanmamış sorularla zihinde tekrar eden ve zaman zaman yeniden canlanan ilişkiler vardır. Bu tür deneyimler psikolojide sıklıkla “kapanış eksikliği” ya da “tamamlanmamış duygusal süreçler” olarak ele alınır. Kapanış yaşayamayan ilişkiler, bireyin zihinsel ve duygusal alanında açık bir dosya gibi kalır; kapanmayan bu döngü, iyileşme sürecini zorlaştırır.</p>
<p data-path-to-node="3">İlişkilerde kapanış, yalnızca “ayrılık konuşması yapmak” değildir. Kapanış; yaşananların anlamlandırılması, duyguların işlenmesi ve bireyin kendi içinde bir bütünlük hissine ulaşmasıdır. Ancak birçok ilişki bu süreci tamamlayamadan sona erer. Özellikle ani bitişler, ghosting (aniden iletişimin kesilmesi) veya belirsiz ayrılıklar, bireyin zihninde sürekli bir “neden?” sorusu bırakır. Bu durum, zihnin doğası gereği tamamlanmamış olanı tamamlama eğilimiyle ilişkilidir. <b data-path-to-node="3" data-index-in-node="471">Zeigarnik Etkisi</b> olarak bilinen bu kavrama göre, tamamlanmamış görevler ve süreçler zihinde daha kalıcıdır (Zeigarnik, 1927). Bu nedenle yarım kalan ilişkiler, bitmiş olanlardan daha fazla zihinsel yer kaplayabilir.</p>
<h2 data-path-to-node="4"><b data-path-to-node="4" data-index-in-node="0">Belirsizlik ve Zihinsel Senaryolar</b></h2>
<p data-path-to-node="5">Kapanış yaşayamamanın en önemli nedenlerinden biri belirsizliktir. “Neden bitti?”, “Gerçekten sevdi mi?”, “Başka biri mi vardı?” gibi sorular, bireyin zihninde sürekli döner. Bu soruların cevapsız kalması, bireyin kendi içinde farklı senaryolar üretmesine neden olur. Bu durum çoğu zaman gerçeğe değil, varsayımlara dayanır ve duygusal yükü artırır. Bu süreçte birey, yalnızca ilişkiyi değil, kendi değerini de sorgulamaya başlayabilir.</p>
<h2 data-path-to-node="6"><b data-path-to-node="6" data-index-in-node="0">Bağlanma Stilleri ve Kapanış Süreci</b></h2>
<p data-path-to-node="7"><b data-path-to-node="7" data-index-in-node="0">Bağlanma Kuramı</b>, kapanış eksikliğini anlamada önemli bir çerçeve sunar. Özellikle kaygılı bağlanma stiline sahip bireyler, ilişkilerin bitişini daha yoğun ve uzun süreli bir şekilde deneyimleyebilirler. Mikulincer ve Shaver (2007), kaygılı bağlanan bireylerin ayrılık sonrası zihinsel meşguliyetlerinin daha yüksek olduğunu ve ilişkiyi zihinsel olarak sürdürme eğiliminde olduklarını belirtmektedir. Bu bireyler için kapanış yalnızca bir konuşma değil, aynı zamanda içsel bir güven duygusunun yeniden inşasını gerektirir.</p>
<p data-path-to-node="8">Öte yandan kapanışın dışsal bir yanıtla sağlanacağına dair inanç çoğu zaman yanıltıcıdır. Birçok kişi, karşı taraftan gelecek açıklamanın her şeyi çözeceğini düşünür. Oysa araştırmalar kapanışın büyük ölçüde bireyin kendi içinde oluşturduğu anlamla ilgili olduğunu göstermektedir. Sbarra ve Emery (2005) ayrılık sonrası iyileşmenin karşı taraftan alınan açıklamadan çok bireyin süreci nasıl anlamlandırdığıyla ilişkili olduğunu vurgular. Bu da kapanışın dışsal değil, içsel bir süreç olduğunu gösterir.</p>
<h2 data-path-to-node="9"><b data-path-to-node="9" data-index-in-node="0">Dijital Takip ve Duygusal Döngüler</b></h2>
<p data-path-to-node="10">Yarım kalan ilişkilerde sık görülen bir diğer durum ise “duygusal döngüye geri dönme” eğilimidir. Birey, zaman zaman eski mesajları okur, anıları tekrar gözden geçirir veya karşı tarafın sosyal medya hesaplarını kontrol eder. Marshall (2012), ayrılık sonrası sosyal medya takibinin duygusal iyileşmeyi zorlaştırdığını ve bireyin geçmiş ilişkiye bağlılığını sürdürdüğünü belirtmektedir. Bu tür davranışlar, kapanış sürecini geciktirir ve duygusal bağı canlı tutar.</p>
<h2 data-path-to-node="11"><b data-path-to-node="11" data-index-in-node="0">İdealizasyondan Gerçekliğe Geçiş</b></h2>
<p data-path-to-node="12">Kapanış yaşayamayan bireyler için önemli bir adım ilişkinin gerçekliğini idealize etmeden değerlendirebilmektir. Zihin, özellikle kayıp sonrası ilişkiyi olduğundan daha olumlu hatırlama eğiliminde olabilir. Bu durum, “duygusal seçicilik” ile açıklanabilir. Oysa sağlıklı bir kapanış için ilişkinin hem olumlu hem de zorlayıcı yönlerinin dengeli bir şekilde görülmesi gerekir.</p>
<h2 data-path-to-node="13"><b data-path-to-node="13" data-index-in-node="0">Duyguların Kabulü ve İyileşme</b></h2>
<p data-path-to-node="14">Kapanış sürecinde bir diğer önemli unsur, duyguların bastırılmadan yaşanmasına izin vermektir. Üzüntü, öfke, hayal kırıklığı ve özlem gibi duygular bu sürecin doğal parçalarıdır. Bu duyguların yok sayılması ya da bastırılması, sürecin uzamasına neden olabilir. Duyguların fark edilmesi ve ifade edilmesi, iyileşmenin önemli bir adımıdır. Aynı zamanda bu duygulara alan açmak bireyin kendi içsel deneyimini anlamlandırmasını kolaylaştırır ve duyguların yoğunluğunu zamanla düzenler. Duygularla temas kurmak, onları ortadan kaldırmak değil; onlarla sağlıklı bir ilişki geliştirmek anlamına gelir. Bu süreçte birey, hissettiği duyguların geçici olduğunu fark etmeye başladıkça, <b data-path-to-node="14" data-index-in-node="675">duygusal dayanıklılık</b> da güçlenir.</p>
<h2 data-path-to-node="15"><b data-path-to-node="15" data-index-in-node="0">Sonuç ve İçsel Kabul</b></h2>
<p data-path-to-node="16">Sonuç olarak yarım kalan hikâyeler aslında dışarıda değil, bireyin içinde tamamlanmayı bekler. Kapanış, çoğu zaman karşı taraftan gelen bir açıklamayla değil; bireyin kendi içinde kurduğu anlam, kabul ve farkındalıkla mümkün olur. İlişkiler her zaman beklediğimiz gibi bitmeyebilir; ancak iyileşme süreci, nasıl bittiğinden çok, bizim o bitişe nasıl anlam verdiğimizle şekillenir. Kapanış; bir cevap bulmak değil artık o soruyu sormaya ihtiyaç duymamaktır.</p>
<h2 data-path-to-node="17"><b data-path-to-node="17" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<p data-path-to-node="18">Marshall, T. C. (2012). Facebook surveillance of former romantic partners: Associations with post-breakup recovery and personal growth. Cyberpsychology, Behavior, and Social Networking, 15(10), 521–526. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.1089/cyber.2012.0125" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwi0o8aDp7iTAxUAAAAAHQAAAAAQkgM">https://doi.org/10.1089/cyber.2012.0125</a></p>
<p data-path-to-node="19">Mikulincer, M., &amp; Shaver, P. R. (2007). Attachment in adulthood: Structure, dynamics, and change. Guilford Press.</p>
<p data-path-to-node="20">Sbarra, D. A., &amp; Emery, R. E. (2005). The emotional sequelae of nonmarital relationship dissolution: Analysis of change and intraindividual variability over time. <b data-path-to-node="20" data-index-in-node="163">Personal Relationships</b>, 12(2), 213–232. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.1111/j.1350-4126.2005.00112.x" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwi0o8aDp7iTAxUAAAAAHQAAAAAQkwM">https://doi.org/10.1111/j.1350-4126.2005.00112.x</a></p>
<p data-path-to-node="21">Zeigarnik, B. (1927). On finished and unfinished tasks. Psychologische Forschung, 9, 1–85.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/yarim-kalan-hikayeler-kapanis-yasayamayan-iliskiler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Romantik İlişkilerin Yeni Üçüncü Kişisi: Medya</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/romantik-iliskilerin-yeni-ucuncu-kisisi-medya/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=romantik-iliskilerin-yeni-ucuncu-kisisi-medya</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/romantik-iliskilerin-yeni-ucuncu-kisisi-medya/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beliz Unutmazlar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 25 Jan 2026 02:10:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Medya ve Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=23426</guid>

					<description><![CDATA[Romantik ilişkiler, geçmişten günümüze toplumsal normlar, kültürel değerler ve dönemin iletişim yöntemleri ile biçimlenmiştir. Ancak dijital çağda bu etkileşim çok daha yoğun, hızlı ve sürekli bir şekilde gerçekleşmektedir. Günümüzde ilişkiler, sadece iki kişi arasında gerçekleşen duygusal bir bağ olmanın ötesine geçmiştir. Artık sosyal medya, diziler, filmler ve dijital içerikler sayesinde sürekli olarak şekillenen bir deneyim [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="1">Romantik ilişkiler, geçmişten günümüze toplumsal normlar, kültürel değerler ve dönemin iletişim yöntemleri ile biçimlenmiştir. Ancak dijital çağda bu etkileşim çok daha yoğun, hızlı ve sürekli bir şekilde gerçekleşmektedir. Günümüzde ilişkiler, sadece iki kişi arasında gerçekleşen duygusal bir bağ olmanın ötesine geçmiştir. Artık sosyal medya, diziler, filmler ve dijital içerikler sayesinde sürekli olarak şekillenen bir deneyim halini almıştır. Bu aşamada medya, ilişkilerin görünmeyen fakat etkili bir &#8220;üçüncü tarafı&#8221; haline gelmiştir. Holmes (2007), romantik medya içeriklerinin insanların ilişkilere dair kaderci ve idealist inançlarını önemli ölçüde etkilediğini belirtmekte ve bu değişimin psikolojik yönlerine dikkat çekmektedir.</p>
<p data-path-to-node="2">Özellikle sosyal medya, romantik ilişkilerdeki beklentileri ve memnuniyet düzeylerini etkileyen önemli bir faktördür. Instagram, TikTok ve benzeri sosyal medya platformlarında sunulan &#8220;mükemmel çift&#8221; imgeleri, ilişkilerin doğal dalgalanmalarını gizler. Tiggemann ve Slater (2014) açısından bakıldığında, sosyal medya, idealize edilmiş kimlikler ve ilişkiler sunarak yoğun bir karşılaştırma baskısı oluşturur. Bu karşılaştırma, insanların kendi ilişkilerini gerçekte olduğundan daha eksik veya yetersiz görmelerine neden olabilir. Birçok insan, sosyal medyada karşılaştığı romantik sürprizler kendi ilişkilerinde eksik olduğunu düşündüğünde, o ilişkinin değerini sorgulamaya başlayabiliyor.</p>
<h2 data-path-to-node="3"><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">Dijital Onay ve Performans Odaklı İlişkiler</b></h2>
<p data-path-to-node="4">Medyanın ilişkiler üzerindeki etkisi, yalnızca beklentilere etki etmekle kalmaz; aynı zamanda ilişkinin nasıl yaşandığını da değiştirir. Dijital çağda pek çok çift için özel anların değeri, bu anların paylaşılabilirliği ile değerlendirilmeye başlandı. Bir tatil, yıldönümü ya da birlikte geçirdiğiniz özel bir gün sosyal medyada paylaşılmadığında bu durum sanki tam olarak yaşanmamış hissi yaratabilir. Bu durum, ilişkinin içsel bağ yerine dışsal onay üzerine temellendiği bir yapıya dönüşmesine yol açar. İlişki, iki kişi arasındaki duygusal bağlantıdan ziyade izlenen ve değerlendirilen bir performans haline gelebilir.</p>
<p data-path-to-node="5">Romantik diziler ve filmler, ilişkileri algılama biçimimizi güçlü bir şekilde etkileyen başka bir medya unsuru olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu tür yapımlarda aşk genellikle derin dramatik anlar, büyük çatışmalar ve tutkulu değişimler aracılığıyla tasvir edilmektedir. Fardouly ve Vartanian (2016), medya üzerinden yayınlanan mükemmel romantik imgelerin gerçek hayattaki ilişkilerde huzursuzluk yaratabileceğini ifade ediyorlar. Kıskançlık, aşırı sahiplenme ya da kontrol gibi tutumların &#8220;sevgi göstergesi&#8221; olarak yüceltilmesi, sağlıksız ilişki dinamiklerinin kabul görmesine neden olabilir. Bu durum, kişilerin kendi ilişkilerindeki sınır aşımlarını tanımasını güçleştirir.</p>
<h2 data-path-to-node="6"><b data-path-to-node="6" data-index-in-node="0">Dijital Takip ve Güven Sorunları</b></h2>
<p data-path-to-node="7">Medyanın ilişkiler üzerindeki bir diğer önemli etkisi dijital izleme ve güvenlik endişeleridir. Marshall&#8217;ın (2012) araştırması, sosyal medya aracılığıyla partner davranışlarını gözlemlemenin ilişki güvenini azalttığını ortaya koymaktadır. Günümüzde pek çok çift için bir mesajın okunma zamanı, hikayelerin görüntülenip görüntülenmediği, çevrimiçi olma saatleri ve beğenilen gönderiler, ilişkilerin dinamiklerini etkileyen faktörler haline gelmiştir. Bu dijital ipuçları üzerinden yapılan yorumlar çoğu zaman yanlış anlamalara ve gereksiz kaygılara yol açar. Yüz yüze iletişimin yerini, dijital davranışları analiz etme çabası alabilir.</p>
<p data-path-to-node="8">Sosyal medya, onay arayışını ilişkilerin temel bir parçası haline getirebilir. Beğeni sayıları ve görünürlük, bir ilişkinin değerine dair algılarla ilişkilendirilmeye başlandı. Fardouly ve Vartanian (2016), bu durumun kişilerin yetersizlik ve değersizlik hissetmelerine yol açabileceğini ifade etmektedir. Partnerin ilişkiyi sosyal medya platformlarında paylaşmaması, bazı insanlar tarafından sevgiye dair bir eksiklik olarak değerlendirilebilir. Ancak bu yorum genellikle gerçek duygusal bağlardan ziyade dijital normlara dayanmaktadır (Fardouly &amp; Vartanian, 2016).</p>
<h2 data-path-to-node="9"><b data-path-to-node="9" data-index-in-node="0">Bağlanma Stilleri ve Medya Etkileşimi</b></h2>
<p data-path-to-node="10">Medyanın ilişkiler üzerindeki etkisi, bireylerin bağlanma stilleriyle etkileşimde bulunmasıyla daha da ön plana çıkabilir. Özellikle kaygılı bağlanma stiline sahip olan kişiler, medyada yer alan ideal ilişki temsillerine karşı daha duyarlı olabilirler. Holmes (2007), romantik medya içeriklerinin bağlanma kaygısı yüksek olan bireyler üzerinde &#8220;ilişkinin sürmesiyle ilgili gerçeğe aykırı beklentileri&#8221; artırabileceğini ifade etmektedir. Bu kişiler için sosyal medyada sergilenen romantik davranışlar, sürekli dikkat ve görünürlük ile ilişkinin normları olarak değerlendirilebilir. Bu durum, partnerin doğal davranışlarının yetersiz ya da kayıtsız olarak anlaşılmasına yol açabilir ve bu da ilişkide sürekli bir tatminsizlik duygusunun ortaya çıkmasına neden olabilir.</p>
<p data-path-to-node="11">Benzer bir şekilde, kaçınmacı bağlanma eğiliminde olan kişiler için medya farklı bir risk faktörü oluşturuyor. Medyada sunulan idealize edilmiş yoğun duygusal yakınlık hikayeleri, bu kişilerin baskı ve tehdit hissetmelerini artırabilir. Fardouly ve Vartanian (2016), medya aracılığıyla sunulan ilişki temsillerinin bireylerin kendi sınırlarını ve ilişkilerindeki konfor alanlarını nasıl değerlendirdiğini etkileyebileceğine dikkat çekmektedir. Bu bağlamda medya, bireylerin ilişkilerden ne beklediğini olduğu kadar, aynı zamanda bir ilişkide ne kadar yakınlık gösterebilecekleri konusundaki algılarını da etkileyebilir. Sonuç olarak, medya içerikleriyle bağlantı kalıpları bir araya geldiğinde, ilişkilerde yanlış anlamalara yol açabilir ve bu da geri çekilme veya aşırı talepler gibi döngüleri tetikleyebilir.</p>
<p data-path-to-node="12">Bu aşamada medya okuryazarlığı, ilişkiler açısından koruyucu bir unsur olarak dikkat çekmektedir. Medya okuryazarlığı, kişilerin tükettikleri içeriklerin seçilmiş, düzenlenmiş ve idealize edilmiş yapısını anlamalarına yardımcı olur. Tiggemann ve Slater (2014), bu bilinç düzeyinin karşılaştırma baskısını hafifletmede belirleyici bir etkisi olduğunu belirtir. Gerçek ilişkiler, mükemmel olmaktan çok iletişim kurmaya, esnekliğe ve duygusal emek harcamaya ihtiyaç duyar. Medya ilişkiler için ilham kaynağı olabilir; ancak gerçek bir bağın yerini tutamaz (Holmes, 2007).</p>
<p data-path-to-node="13">Sonuç olarak, medya günümüz romantik ilişkilerinin vazgeçilmez bir unsuru haline gelmiştir. Ancak eğer medya ilişkilere yön veren ana unsur olursa, bu durumda samimiyet yerini performansa ve karşılaştırmalara bırakabilir. Sağlıklı ilişkiler, görünürlükten ziyade güvene; abartılı hikayelerden çok da sürdürülebilir bağlara dayanmaktadır. Medya, ilişkilerin sahnesi değildir fakat dikkatle kullanıldığında onları destekleyen bir araç olarak işlev görebilir (Marshall, 2012).</p>
<h2 data-path-to-node="14"><b data-path-to-node="14" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<ul data-path-to-node="15">
<li>
<p data-path-to-node="15,0,0">Fardouly, J., &amp; Vartanian, L. R. (2016). Social media and body image concerns: Current research and future directions. Current Opinion in Psychology, 9, 1–5.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="15,1,0">Holmes, B. M. (2007). In search of my “one and only”: Romance‐related media and beliefs in romantic relationship destiny. Electronic Journal of Communication, 17(3–4).</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="15,2,0">Marshall, T. C. (2012). Facebook surveillance of former romantic partners: Associations with post-breakup recovery and personal growth. Cyberpsychology, Behavior, and Social Networking, 15(10), 521–526.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="15,3,0">Tiggemann, M., &amp; Slater, A. (2014). NetGirls: The Internet, Facebook, and body image concern in adolescent girls. International Journal of Eating Disorders, 47(6), 630–643.</p>
</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/romantik-iliskilerin-yeni-ucuncu-kisisi-medya/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Boşanma Kararını Kim Veriyor? Eşlerin Kontrol Algısı ve Ayrılık Niyeti Üzerine Psikolojik Bir Bakış</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/bosanma-kararini-kim-veriyor-eslerin-kontrol-algisi-ve-ayrilik-niyeti-uzerine-psikolojik-bir-bakis/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=bosanma-kararini-kim-veriyor-eslerin-kontrol-algisi-ve-ayrilik-niyeti-uzerine-psikolojik-bir-bakis</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/bosanma-kararini-kim-veriyor-eslerin-kontrol-algisi-ve-ayrilik-niyeti-uzerine-psikolojik-bir-bakis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beliz Unutmazlar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Nov 2025 12:08:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aşk ve İlişkiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=18969</guid>

					<description><![CDATA[Boşanma, sadece bir evliliğin resmi olarak sona ermesi anlamına gelmez; aynı zamanda bireylerin yaşamlarını yeniden düzenlemeleri, kimliklerini belirlemeleri ve duygusal denge kurmaları üzerinde önemli etkiler yaratan bir süreçtir. Bu süreçte bireylerin &#8220;kontrol algısı&#8221;, yani olaylar üzerindeki etkilerine dair inançları, boşanma kararı alma şekillerini önemli ölçüde etkiler. Psikolojide kontrol odağı terimi, bir bireyin yaşamındaki gelişmelerin kendi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="473" data-end="850">Boşanma, sadece bir evliliğin resmi olarak sona ermesi anlamına gelmez; aynı zamanda bireylerin yaşamlarını yeniden düzenlemeleri, kimliklerini belirlemeleri ve duygusal denge kurmaları üzerinde önemli etkiler yaratan bir süreçtir. Bu süreçte bireylerin &#8220;kontrol algısı&#8221;, yani olaylar üzerindeki etkilerine dair inançları, boşanma kararı alma şekillerini önemli ölçüde etkiler.</p>
<p data-start="852" data-end="1423">Psikolojide kontrol odağı terimi, bir bireyin yaşamındaki gelişmelerin kendi eylemlerinin sonucunda mı meydana geldiğini yoksa dışsal faktörlerin etkisiyle mi şekillendiğini düşündüğünü belirtir (Rotter, 1966). Bu kavram evlilik ilişkilerine uygulanınca, &#8220;ilişkinin kontrolü kimin elinde?&#8221; sorusu ortaya çıkar. Bazı kişiler, problemleri kendi gayretleriyle çözebileceklerine inanırken; bazıları ise durumu kader, eşin tutumları veya çevresel etkenler gibi dışsal unsurlara atfeder. Bu farklı bakış açısı, boşanma kararlılığını doğrudan etkileyen bir etken haline dönüşür.</p>
<h1 data-start="1430" data-end="1491"><strong data-start="1432" data-end="1491">İçsel ve Dışsal Kontrol Odağının İlişkilere Yansımaları</strong></h1>
<p data-start="1493" data-end="2099">Araştırmalar, içsel kontrol odağına sahip bireylerin evliliklerinde daha etkin bir sorun çözme yöntemi benimsediklerini ortaya koyuyor (Caughlin &amp; Huston, 2002). Bu bireyler, ilişkilerini devam ettirmek amacıyla daha fazla çaba gösteriyor ve karşılaştıkları sorunlara &#8220;Bunun için ne yapabilirim?&#8221; şeklinde bir yaklaşım sergiliyorlar. Buna karşılık, dışsal kontrol odağına sahip kişiler, ilişki problemlerini kendi etkenleri dışında değerlendirme eğilimindedir. Bu durum, ilişki tatmini düşerken, çaresizlik hissinin artmasına ve boşanma düşüncelerinin güçlenmesine yol açabiliyor (Karney &amp; Bradbury, 1995).</p>
<p data-start="2101" data-end="2592">Boşanma kararı genellikle bir anda alınmaz; daha çok, biriken duygusal yorgunluk, halledilmemiş sorunlar ve umutsuzluk hissi ile şekillenir. Eşlerden biri, evlilikteki sıkıntılarını “eşimin değişmemesi” veya “şanssız bir evlilik yaşamam” gibi dışsal faktörlere atfediyorsa, bu kişi ilişkide kontrolünü yitirmiş hisseder. Kontrol duygusunu kaybeden kişiler, ilişkilerinin geleceğine dair umutlarını da yitirmiş olurlar ve boşanma düşüncesine daha yatkın hale gelirler (Fincham &amp; Beach, 2010).</p>
<p data-start="2594" data-end="3157">Öte yandan, bazı çalışmalar içsel kontrol odağının her zaman koruyucu rol oynamadığını öne sürmektedir. Zira tüm sorumluluğu üzerinde hisseden bireyler, ilişkilerini devam ettirmek için aşırı çaba sarf edebilir ve bu durum onları tükenmişliğe götürebilir. Bu durum, özellikle duygusal ya da psikolojik olarak dengesiz olan ilişkilerde bireyin kendi sınırlarını görememesine neden olabilir. Yüksek kontrol algısına sahip bireyler, &#8220;ilişkiyi düzeltmek benim sorumluluğumda&#8221; düşüncesiyle kendilerini gereksiz bir baskı altına sokabilirler (Bradbury &amp; Fincham, 1990).</p>
<h1 data-start="3164" data-end="3217"><strong data-start="3166" data-end="3217">Kültürel Dinamikler ve Boşanmada Sosyal Kontrol</strong></h1>
<p data-start="3219" data-end="3717">Kültürel bağlam, bu algının oluşturulmasında büyük bir etken taşır. Türkiye gibi topluluk odaklı kültürlerde, evlilik yalnızca iki bireyin birleşmesi değil, aynı zamanda iki ailenin de bir araya gelmesi olarak değerlendirilir. Bu nedenle, bireyler boşanma kararı verirken yalnızca kendi kontrol hislerini değil, aynı zamanda sosyal onay ve aile baskısını da dikkate alırlar. Bu kültürel dinamikler, bireyin içsel veya dışsal kontrol odağını dengede tutan bir &#8220;sosyal kontrol&#8221; mekanizması oluşturur.</p>
<p data-start="3719" data-end="4329">Sonuç olarak, eşlerin boşanma üzerindeki kontrol hisleri, boşanma niyetlerini etkileyen önemli bir psikolojik faktördür. İçsel kontrol odağı, bireye güç, sorumluluk alma ve çözüm odaklılık kazandırır. Ancak bu durum aşırıya gittiğinde, tükenmişlik ve suçluluk duygularını da artırabilir. Dışsal kontrol odağı başlangıçta kişiye rahatlama sağlayabilir, fakat uzun vadede umutsuzluk ve pasifliğe yol açabilir. Terapötik bir perspektiften incelendiğinde, çift terapileri sırasında bireylerin kontrol hissini tanımaları ve dengelemeleri, boşanma sürecinin daha sağlıklı bir şekilde yönetilmesine yardımcı olabilir.</p>
<p data-start="4331" data-end="4757">Boşanma kararı sadece “ilişki sona erdi” demekle kalmaz; aynı zamanda kişinin kendi hayatı üzerindeki etkisini yeniden değerlendirdiği önemli bir süreçtir. Kontrol duygusu, bu kritik aşamada bireyi yönlendirir: bazıları “artık elimden geleni yaptım” diyerek huzur içinde ayrılırken, diğerleri “hiçbir şey benim kontrolümde değildi” düşüncesiyle geçmişte takılıp kalır. Buradaki fark, olayları nasıl yorumladığımızla ilgilidir.</p>
<h1 data-start="4764" data-end="4778"><strong data-start="4766" data-end="4778">Kaynakça</strong></h1>
<p data-start="4780" data-end="5527">• Bradbury, T. N., &amp; Fincham, F. D. (1990). <em data-start="4824" data-end="4872">Attributions in marriage: Review and critique.</em> Psychological Bulletin, 107(1), 3–33.<br data-start="4910" data-end="4913" />• Caughlin, J. P., &amp; Huston, T. L. (2002). <em data-start="4956" data-end="5035">The affective structure of marriage and its relation to marital satisfaction.</em> Journal of Family Psychology, 16(1), 84–96.<br data-start="5079" data-end="5082" />• Fincham, F. D., &amp; Beach, S. R. H. (2010). <em data-start="5126" data-end="5179">Marriage in the new millennium: A decade in review.</em> Journal of Marriage and Family, 72(3), 630–649.<br data-start="5227" data-end="5230" />• Karney, B. R., &amp; Bradbury, T. N. (1995). <em data-start="5273" data-end="5342">The longitudinal course of marital quality and stability: A review.</em> Psychological Bulletin, 118(1), 3–34.<br data-start="5380" data-end="5383" />• Rotter, J. B. (1966). <em data-start="5407" data-end="5488">Generalized expectancies for internal versus external control of reinforcement.</em> Psychological Monographs, 80(1), 1–28.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/bosanma-kararini-kim-veriyor-eslerin-kontrol-algisi-ve-ayrilik-niyeti-uzerine-psikolojik-bir-bakis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zihin Kuramı ve Empati: İnsanı İnsana Bağlayan Görünmez Ağ</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/zihin-kurami-ve-empati-insani-insana-baglayan-gorunmez-ag/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=zihin-kurami-ve-empati-insani-insana-baglayan-gorunmez-ag</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/zihin-kurami-ve-empati-insani-insana-baglayan-gorunmez-ag/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beliz Unutmazlar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Oct 2025 22:05:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Zihin ve Davranış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=16673</guid>

					<description><![CDATA[“O Benden Farklı Düşünebilir” Farkındalığı Bir çocuk, arkadaşının oyuncağı yanlış bir yerde aradığını gördüğünde “O yanılıyor, ama ben gerçeği biliyorum” diye düşünüyorsa, bu aslında önemli bir zihinsel gelişim göstermektedir. Bu duruma zihin kuramı denir. Çocuğun başkalarının kendisinden farklı şekillerde düşünebileceğini kavraması, yalnızca bir zihinsel başarı değil; aynı zamanda sosyal ilişkilerin temelini oluşturan önemli bir adımdır. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2 data-start="68" data-end="119"><strong data-start="71" data-end="117">“O Benden Farklı Düşünebilir” Farkındalığı</strong></h2>
<p data-start="121" data-end="530">Bir çocuk, arkadaşının oyuncağı yanlış bir yerde aradığını gördüğünde “O yanılıyor, ama ben gerçeği biliyorum” diye düşünüyorsa, bu aslında önemli bir zihinsel gelişim göstermektedir. Bu duruma <strong data-start="315" data-end="331">zihin kuramı</strong> denir. Çocuğun başkalarının kendisinden farklı şekillerde düşünebileceğini kavraması, yalnızca bir zihinsel başarı değil; aynı zamanda <strong data-start="467" data-end="496">sosyal ilişkilerin temeli</strong>ni oluşturan önemli bir adımdır.</p>
<h2 data-start="537" data-end="593"><strong data-start="540" data-end="591">Empati: Bebek Ağlamasından Arkadaşını Teselliye</strong></h2>
<p data-start="595" data-end="760"><strong data-start="595" data-end="605">Empati</strong>, aslında çok daha önce başlar. Yeni doğmuş bir bebeğin diğer bir bebeğin ağlamasına kendi ağlamasıyla yanıt vermesi, basit de olsa bir empati örneğidir.</p>
<p data-start="762" data-end="1035">Zamanla bu tepkiler derinlik kazanır. İki yaşındaki bir çocuk, üzgün olan bir arkadaşıyla ilgilenmeye çalışırken, sadece duyguları tanımakla kalmaz; aynı zamanda ona cevap verme yeteneği de sergiler. Bu durum, empatiyi sadece “hissetmekten” alıp “anlamak” boyutuna taşır.</p>
<h2 data-start="1042" data-end="1070"><strong data-start="1045" data-end="1068">Aynı Yolda Yan Yana</strong></h2>
<p data-start="1072" data-end="1314"><strong data-start="1072" data-end="1088">Zihin kuramı</strong> ve <strong data-start="1092" data-end="1102">empati</strong>, ayrı iki yetenek değil; aksine birbirini destekleyen iki gelişim alanıdır. Çocuk, başkalarının farklı görüşlere sahip olabileceğini anladıkça, onların hislerini de daha dikkatli bir şekilde algılamaya başlar.</p>
<p data-start="1316" data-end="1650"><strong data-start="1316" data-end="1341">Bulgarelli’nin (2023)</strong> incelemesi de bu durumu açıklığa kavuşturuyor: bilişsel empati geliştikçe zihin kuramı da ilerliyor ve zihin kuramının güçlenmesi empatiyi derinleştiriyor. <strong data-start="1498" data-end="1547">2025’te yayımlanan uzun dönemli bir araştırma</strong> da benzer bir durumu ortaya koyuyor; bu iki yetenek adeta birbirini besleyen iki damar gibi işliyor.</p>
<h2 data-start="1657" data-end="1696"><strong data-start="1660" data-end="1694">Türkiye’de Çocukların Hikâyesi</strong></h2>
<p data-start="1698" data-end="1779">Türkiye’de gerçekleştirilen araştırmalar bu konuya önemli katkılarda bulunuyor.</p>
<p data-start="1781" data-end="2102"><strong data-start="1781" data-end="1818">Ekerim-Akbulut ve ekibinin (2019)</strong> çalışması, üzgün hissettiğini anlayabilen çocukların daha empatik bir tutum sergilediğini ve daha az yıkıcı davranışta bulunduğunu ortaya koyuyor. Bu sonuç, <strong data-start="1976" data-end="2059">empatiyi sadece duygusal bir deneyim değil, davranışları yönlendiren bir faktör</strong> olarak değerlendirmemize olanak tanıyor.</p>
<p data-start="2104" data-end="2427"><strong data-start="2104" data-end="2124">Selçuk’un (2018)</strong> çalışması daha genel bir noktaya dikkat çekiyor: Zihin kuramı tüm çocuklarda benzer bir sıralama izliyor; ancak bu sürecin hızının, <strong data-start="2257" data-end="2277">ailenin yapısına</strong> ve <strong data-start="2281" data-end="2305">sosyoekonomik duruma</strong> bağlı olduğu görülüyor. Her çocuk bu yolculuğa katılıyor, ancak bazıları daha hızlı, bazıları ise daha yavaş ilerliyor.</p>
<h2 data-start="2434" data-end="2463"><strong data-start="2437" data-end="2461">Görünmeyen Zorluklar</strong></h2>
<p data-start="2465" data-end="2687">Her çocuğun hikayesi kendine özgüdür. <strong data-start="2503" data-end="2531">Otizm spektrum bozukluğu</strong> veya <strong data-start="2537" data-end="2564">dil gelişiminde gecikme</strong> yaşayan çocuklar, zihin kuramı ve empati yeteneklerinde belirgin güçlükler yaşamaktadır (Kılıç-Tülü ve diğerleri, 2023).</p>
<p data-start="2689" data-end="2841">Bu sadece bir teorik tespit değil; aynı zamanda günlük hayatta <strong data-start="2752" data-end="2772">sosyal izolasyon</strong>, <strong data-start="2774" data-end="2797">yanlış anlaşılmalar</strong> ve <strong data-start="2801" data-end="2813">dışlanma</strong> gibi sonuçlar da doğurur.</p>
<p data-start="2843" data-end="2985"><strong data-start="2843" data-end="2865">Peterson’un (2014)</strong> araştırması, bu becerilerdeki yetersizliklerin sosyal ilişkileri ne kadar zorlaştırdığını net bir şekilde gösteriyor.</p>
<h2 data-start="2992" data-end="3030"><strong data-start="2995" data-end="3028">Erken Destekle Açılan Kapılar</strong></h2>
<p data-start="3032" data-end="3079">Peki, bu beceriler geliştirilebilir mi? Evet.</p>
<p data-start="3081" data-end="3242">Çocuklarla yapılan <strong data-start="3100" data-end="3122">basit rol oyunları</strong>, <strong data-start="3124" data-end="3146">hikâye anlatımları</strong> ya da <strong data-start="3153" data-end="3190">duyguları adlandırma etkinlikleri</strong> bile hem empatiyi hem zihin kuramını destekliyor.</p>
<p data-start="3244" data-end="3376"><strong data-start="3244" data-end="3267">Yagmurlu’nun (2005)</strong> araştırması, okul öncesi dönemde bu tür deneyimlerin çocukların sosyal uyumunu güçlendirdiğini gösteriyor.</p>
<p data-start="3378" data-end="3563">Bu durum bize şunu kanıtlıyor: <strong data-start="3409" data-end="3561">Zihin kuramı ve empati, sadece doğuştan sahip olduğumuz nitelikler değil; uygun koşullar altında gelişen ve güçlendirilebilen dinamik yeteneklerdir.</strong></p>
<h2 data-start="3570" data-end="3605"><strong data-start="3573" data-end="3603">Sosyal Yaşamın İnce Dokusu</strong></h2>
<p data-start="3607" data-end="3704">Sonuç olarak, <strong data-start="3621" data-end="3637">zihin kuramı</strong> ve <strong data-start="3641" data-end="3651">empati</strong>, sosyal ilişkilerin görünmeyen temelini oluşturur.</p>
<p data-start="3706" data-end="3887">Çocuk, başka birinin zihinsel durumunu kavradığında, o kişinin duygularına karşı daha hassas hale gelir. <strong data-start="3811" data-end="3821">Empati</strong> ise bu anlayışı <strong data-start="3838" data-end="3859">duygusal bir bağa</strong> dönüştürerek güçlendirir.</p>
<p data-start="3889" data-end="4013">İkisinin bir araya gelmesi, yalnızca bireyler arasındaki ilişkileri değil, aynı zamanda <strong data-start="3977" data-end="3996">toplumsal uyumu</strong> da pekiştirir.</p>
<h2 data-start="4065" data-end="4082"><strong data-start="4068" data-end="4080">Kaynakça</strong></h2>
<p data-start="4084" data-end="5394">• Beaudoin, C., et al. (2020). <em data-start="4115" data-end="4188">Systematic review and inventory of Theory of Mind measures for age 0–5.</em> Frontiers in Psychology.<br data-start="4213" data-end="4216" />• Bulgarelli, C. (2023). <em data-start="4241" data-end="4291">The typical and atypical development of empathy.</em> Frontiers in Psychology.<br data-start="4316" data-end="4319" />• Decety, J. (2021). <em data-start="4340" data-end="4409">The emergence of empathy: A developmental neuroscience perspective.</em> Developmental Review.<br data-start="4431" data-end="4434" />• Ekerim-Akbulut, M., et al. (2019). <em data-start="4471" data-end="4579">The Role of Theory of Mind, Emotion Knowledge and Empathy in Disruptive Behaviors in Turkish Preschoolers.</em> Journal of Child and Family Studies.<br data-start="4616" data-end="4619" />• Kılıç-Tülü, B., et al. (2023). <em data-start="4652" data-end="4719">Theory of Mind Performances of Turkish Children with ASD and DLD.</em> PubMed.<br data-start="4727" data-end="4730" />• Peterson, C. (2014). <em data-start="4753" data-end="4827">Theory of mind understanding and empathic behavior in children with ASD.</em> Journal of Autism and Developmental Disorders.<br data-start="4874" data-end="4877" />• Premack, D., &amp; Woodruff, G. (1978). <em data-start="4915" data-end="4959">Does the chimpanzee have a theory of mind?</em> Behavioral and Brain Sciences.<br data-start="4990" data-end="4993" />• Selçuk, B. (2018). <em data-start="5014" data-end="5075">Sequence of theory-of-mind acquisition in Turkish children.</em> University of Michigan Dissertation.<br data-start="5112" data-end="5115" />• Yagmurlu, B. (2005). <em data-start="5138" data-end="5212">The role of institution and home contexts in theory of mind development.</em> Early Childhood Research Quarterly.<br data-start="5248" data-end="5251" />• Tandfonline (2025). <em data-start="5273" data-end="5346">Theoretical and Affective Empathy in Preschool Age: Longitudinal study.</em> European Journal of Developmental Psychology.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/zihin-kurami-ve-empati-insani-insana-baglayan-gorunmez-ag/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
