<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Begüm Sayan &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/begumsayan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Mon, 13 Apr 2026 15:25:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Begüm Sayan &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Özgüven mi? Narsisizm mi?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/ozguven-mi-narsisizm-mi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=ozguven-mi-narsisizm-mi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/ozguven-mi-narsisizm-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Begüm Sayan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Apr 2026 21:10:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Zihin ve Davranış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=30416</guid>

					<description><![CDATA[Özgüven ve narsisizm.. Çok sıklıkla birbirine karıştırılan iki davranış şekli. İlkinde bireyin kendi kapasitesine, yeterliliğine inancı ve buna verdiği değer söz konusuyken; ikincisinde çok derinlerde yatan bir değersizlik duygusunun maskelenerek büyüklenmeci tutumlar sergilemesinden bahsetmek yanlış olmaz. Dışarıdan bakıldığında dik bir duruş, göz teması, ayakların yere basışı, başın dik duruşu, sözcüklere ve kendi bedenine hakim olma [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="container">
<div id="model-response-message-contentr_1a43209f2b7bf146" class="markdown markdown-main-panel stronger enable-updated-hr-color" dir="ltr" aria-live="polite" aria-busy="false">
<p data-path-to-node="2">Özgüven ve narsisizm.. Çok sıklıkla birbirine karıştırılan iki davranış şekli. İlkinde bireyin kendi kapasitesine, yeterliliğine inancı ve buna verdiği değer söz konusuyken; ikincisinde çok derinlerde yatan bir değersizlik duygusunun maskelenerek büyüklenmeci tutumlar sergilemesinden bahsetmek yanlış olmaz. Dışarıdan bakıldığında dik bir duruş, göz teması, ayakların yere basışı, başın dik duruşu, sözcüklere ve kendi bedenine hakim olma durumu hem özgüvenli hem de narsist özellikleri olan kişilerde benzer şekilde görülebilir. Ancak özgüvenli kişilerde kendi sahip olduğu bilgiyi, deneyimi veya herhangi bir şeyi aşırı yüceltme ve sahip oldukları üzerinden kendi değerini tanımlama yoktur. Bu durumun aksine, narsist özellikleri olan veya narsisistik kişilik örüntüsü olan bireylerde kendi değerini ve sahip olduklarını (bu bazen maddi güç, güzellik, bazen sahip olunan eşyalar, eş, iş, ortam, araba vb olabilir) aşırı yücelterek var olma halinden bahsetmemiz mümkündür. Yani birinde var olma hali her şeyden bağımsız, salt kendilikten gelirken, diğerinde var olmanın ve değerli hissetmenin yolu sahip olunanlar üzerinden sağlanmaktadır.</p>
<h1 data-path-to-node="3"><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">Güç Kavramı ve Etkileri</b></h1>
<p data-path-to-node="4">İşte tam bu noktada <b data-path-to-node="4" data-index-in-node="20">patolojik</b> bir güç kavramından bahsetmek tam da yeri olabilir. Özgüvenli bir kişide de güçlü bir duruş, beden duruşu sezinleyebilirsiniz fakat bu güç sizin üzerinizde baskı hissettiren, sizi ezen, aşağılayan bir güç şeklinde değildir. Yani özgüvenli biri karşısında ezilmiş veya rahatsız hissederek bulmazsınız kendinizi. Narsist bir kişide ise patolojik boyutta bir güç takıntısını gözlemleyebiliriz. Size üstünlük kurmak, güçlü olmak, güçlü görünmek gibi arzuları olduğu için bu durum sizin kendinizi yoğun bir baskı altında, küçülmüş veya değersiz gibi hissetmenize sebep olabilir. En sonunda da gerçekten onunla iletişimde yorulmuş hissedersiniz.</p>
<p data-path-to-node="5">Ancak şu dipnotu paylaşmak da iyi olabilir; narsist bir kişiyle ilk karşılaşmalarda onun yanında kendini aşırı değerli, aşırı onurlandırılmış hissettiğini söyleyen kişilere rastlamak mümkün. Bu doğru! İlk izlenim olarak narsist bireylerin yanında olmak, onların sahip olduğu güçlü duruşun gölgesinden olmak, onların iltifatlarına, ilgilerine sahip olmak kişiyi çok değerli, güçlü, kudretli hissettirebilir. Ancak zamanla bu değer, narsist bireyin psikolojik olarak zorbalamasıyla meydana gelen aşağılanma hissine dönüşecektir. Yani bu oyunda narsist karşısında mağdur olmak- eğer ki farkında değilseniz- kaçınılmazdır. Bu durum narsist bireyin patolojik olarak güç elde etmesine yardımcı olacak bir nevi oyundur kendi iç dünyasında.</p>
<h1 data-path-to-node="6"><b data-path-to-node="6" data-index-in-node="0">Duygusal İzlenimler ve Farklar</b></h1>
<p data-path-to-node="7">Dolayısıyla özgüvenli bir kişiyle narsist birini ayırt etmenin en keskin yöntemlerinden biri bir süre sonra sizde bıraktığı izlenim ve duygularınızdır. Keza özgüvenli bir kişi sizinle güç savaşına girmez çünkü buna ihtiyacı yoktur, sizinle güç savaşını kazanıp kendini lider, güçlü ilan etmeye ihtiyacı yoktur. O zaten kendi iç dünyasında olduğu her haliyle tamam ve mutludur. Eksiklerinin farkında ve onlarla da anlamlı bir bütün olduğunun bilincindedir. Sizin de kendisinin de her alanda tüm güçlü veya tam olamayacağınızı çok iyi bilir. Bu hayatta iyi ve güçlü olduğu alanlar, işler kadar zayıf ve yetersiz olduğu yerler olduğunun çok farkındadır ve bu durumla bir derdi yoktur. Çünkü iç dünyasında onarılmaz derecede derin bir değersizlik hissi yoktur. Bazen değersiz ve güçsüz hissedebilir ama bu duygu denizinde boğulmaz veya bu duygulardan çıkmak için karşısındaki kişinin yakasına yapışıp onun zayıflığından beslenmez.</p>
<p data-path-to-node="8">Buna karşın narsist bir kişide tam olarak bunları görmek mümkündür diyebiliriz. İç dünyasındaki yoğun değersizlik duygusunda boğulduğu için bu duyguyla baş edebilmesi için dış dünyadan bir insanın desteğine ihtiyaç duyar ama bunu şefkatli bir yardım isteme şeklinde değil karşısındakine o değersizliği yansıtarak yapar. Çoğu zaman ise bunu bile isteye yapmaz, tek bildiği ve öğrendiği yol bu olduğu için yapar. Karşısında bulunan kişiden üstün olmak, ona üstünlük kurmak ve güçlü hissetmek bildiği tek hayatta kalma şeklidir ve hayatı başka bir rotadan hiçbir zaman deneyimlememiştir.</p>
<h1 data-path-to-node="9"><b data-path-to-node="9" data-index-in-node="0">Paylaşmak ve Eşitlik Bilinci</b></h1>
<p data-path-to-node="10">Diğer ayırıcı faktörlerden biri olarak ‘paylaşmak’ kavramını kullanabiliriz. Özgüvenli bir birey kendine ait bir bilgiyi, eşyayı, deneyimi vb. nezaketle ve şefkatle paylaşır. Kendi temellerine sıkı sıkıya dayanabildiği için paylaşmaktan korkmaz ve bunu üstünlük kurma amacıyla değil herkesle eşit olduğu bilinciyle yapar. Narsisizmde bu durum tam tersi şekildedir. Sahip olunan herhangi bir şey üstünlük kurmak amacıyla yapılır. Özgüvenli bir kişinin üstünlük kurmak gibi amacı hiçbir zaman olmamıştır.</p>
<h1 data-path-to-node="11"><b data-path-to-node="11" data-index-in-node="0">Sınırlar ve Saygı İlişkisi</b></h1>
<p data-path-to-node="12">Son olarak ‘sınırlar’ konusunu ele alalım. Özgüvenli bir birey hem kendi sınırlarına hem de karşısındaki kişinin sınırlarına saygı duyar, bazı konularda kendi üstün olduğu konuların bazı konularda da karşısındaki kişinin üstün olduğu konuların, alanların farkındadır ve bir yarışa girmez. Alan ihlali yapmaz, saygı duyar ve kendine de saygı duyulmasını bekler. <b data-path-to-node="12" data-index-in-node="361">Sınır</b> ihlali yapılan yerlerde nazikçe uyarır ve sınırlarını belli eder; ancak bunu had bildirmek şeklinde değil kibar bir uyarı, ikaz şeklinde gerçekleştirir ve karşısındaki kişiyi ezmek gibi bir amaca sahip değildir.</p>
<p data-path-to-node="13">Özetlemek gerekirse özgüvenli bir kişiyle narsist bir kişiyi birbirinden ayıran en temel özellik <b data-path-to-node="13" data-index-in-node="97">büyüklenmeci</b> tutumlar ve sahte bir şişirilmiş benlik inancıdır. Özgüvenli bir birey kendi ve ötekilerin değerinin farkındayken narsist bir kişiden bunu beklemek pek doğru olmaz. Onun amacı üstünlük kurarak hakim olmak ve değerli hissetmektir.</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/ozguven-mi-narsisizm-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Travma Üçgeni: Mağdur- Zalim-Kurtarıcı</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/travma-ucgeni-magdur-zalim-kurtarici/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=travma-ucgeni-magdur-zalim-kurtarici</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/travma-ucgeni-magdur-zalim-kurtarici/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Begüm Sayan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Mar 2026 21:25:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Travma ve Bilinçaltı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=27942</guid>

					<description><![CDATA[Sahne aydınlanır.. Gökten üç elma düşer: Biri mağdura, biri zalime biri de mağduru zalime karşı korumakla ve onu kurtarmakla görevli kurtarıcıya.. Ve böylece roller dağıtılır, herkes bilinçdışında var olana göre kendi rolünü kusursuz bir şekilde oynamaya başlar.. Ta ki yönetmen ‘Kestiiik!’ diye bağırana ve sahneyi durdurana kadar. ‘Arkadaşlar hayır hayır olmuyor, herkes rolüne daha fazla [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="1">Sahne aydınlanır.. Gökten üç elma düşer: Biri mağdura, biri zalime biri de mağduru zalime karşı korumakla ve onu kurtarmakla görevli kurtarıcıya.. Ve böylece roller dağıtılır, herkes bilinçdışında var olana göre kendi rolünü kusursuz bir şekilde oynamaya başlar.. Ta ki yönetmen ‘Kestiiik!’ diye bağırana ve sahneyi durdurana kadar. ‘Arkadaşlar hayır hayır olmuyor, herkes rolüne daha fazla girsin.</p>
<p data-path-to-node="2">Mağdur, sen kendini sürekli acılar içinde büyümüş, çaresizliği, zavallılığı damarlarına kadar hissetmiş birisin, unutma. Hayatta en büyük acılar, talihsizlikler senin başına gelmiş, bu nedenle tüm dünyaya öfkelisin ancak bu öfkeni bastırıp kendini çoğu zaman zavallı ve muhtaç olarak gösteriyorsun. Çünkü buna sonuna kadar inanıyorsun. Tek başına yapamayacağına, bir kahramanın varlığı olmadan bu zorlu yoldan çıkamayacağına adın gibi eminsin.’</p>
<p data-path-to-node="3">Zalim, sen içindeki öfkeyi hisset, içinde alev alev yanan öfkeyi, onu en derinindeki zayıflığı kapatmak için kullandığını, böylece güçlü göründüğünü ve kendi içindeki zayıfı dış dünyada gördüğünden tüm hıncını ondan çıkardığını fark et! Başına gelen onca şanssızlık, onca kötülük seni en sonunda böyle kötü biri yaptı, bunu hiç aklından çıkartma. Sen bir kez daha o çocukluğundaki zavallı, kimsesiz, korumasız, diğerlerinin bakıma muhtaç ama bunu alamayan halde bir daha asla olmazsın. Bu nedenle zihnindeki bu kötü dünyayla savaşmanın tek yolunu öğrenmişsin: Zorbalık! Bir başkasının hakkını gasp etmek, yalan söylemek ve kandırmak, aklına gelen tüm şiddet türlerini uygulamak senin kendini korumak için öğrendiği tek yol. Bu yüzden insanları mağdur edersin ki bir daha o çocuklukta tadına baktığın mağduriyetin yanına yaklaşmayasın. Ama çoğu zaman yanılırsın, bu <b data-path-to-node="3" data-index-in-node="865">travmatik dil</b> senin bildiğin dil olmuştur, o nedenle zalimlik yaparken aslında çoğu zaman mağdur olduğunu gözden kaçırırsın.</p>
<p data-path-to-node="4">Kurtarıcı! Şimdi sen çık ortaya. İçindeki o yumuşacık şefkate temas etmeni istiyorum senden. Sen kimseye kıyamazsın, yumuşak karnındır mağdur bir insanın bakışları, çaresizce bükülmüş dudakları. Mikro düzeyde bile en ufak dudak kıvrımından, bir göz devirmesinden anlarsın ki o insan mağdurdur ve muhtaçtır. Senin yardımına, kahramanlığına, düştüğü zorluktan onu çekip alacak güçlü dirayetli kollarına muhtaçtır! Sen mağduru kurtardıkça güçlendirsin, damarlarında şiddetle akan güç dalgasını fark et! Sen bir kahramansın! diye beyninde yankılanan sesi fark et!</p>
<p data-path-to-node="5">Herkes role girdiyse, başlayabilir. Sahnede şahane bir dram görmek istiyorum arkadaşlar!’</p>
<p data-path-to-node="6">Eğer sizler de hiç farkında olmadan girdiğiniz bu travma sahnesini seyirci koltuğundan izlerseniz kan, gözyaşı, ihanetler, aldatmalar ve aldatılmalar, şiddetler, bağrışmalara tanıklık edersiniz. Ve bilmelisiniz ki travma dili diye bir şey var, sizi hayatla mağdur, zalim veya kurtarıcı diliyle konuşmaya zorluyor ve çoğunlukla tek rolde kalmak mümkün değil. Eğer bu dili konuşuyorsanız üç role de girip çıkıyorsunuz. Ve bunu asla bilerek isteyerek yapmıyorsunuz. Bu otomatikten çoğunlukla çocuklukta deneyimlenen zorlu hayat olayları sonucunda öğrenilmiş olan bir dil ve fark etmek de rolden çıkmak da zaman alabiliyor. Eğer bu üç rolden biri veya aslında hepsiyseniz lütfen kendinizi suçlamayın ve eleştirmeyin. Yalnızca kendinize şu soruyu sorun: ‘ Ben bu dilin haricinde hayatla iletişimimde yeni ve daha sağlıklı bir konuşma dilini öğrenmek istiyor muyum?’ Cevabınız evetse hadi gelin tekrar sahnedeki pravoya dönelim ve yönetmenin oyuncularla yaptığı diyaloğu dinleyelim:</p>
<h2 data-path-to-node="7"><b data-path-to-node="7" data-index-in-node="0">Yönetmenin Müdahalesi ve Farkındalık</b></h2>
<p data-path-to-node="8">‘ Kestik! Bravo arkadaşlar şahaneydiniz. Sahnede bize tam anlamıyla müthiş bir dram izlettiniz. Mağdur rolündeki kişinin hayatın karşısında nasıl zayıf düştüğünü ancak içindeki öfkeyi zalimin diliyle nasıl tekrar kendine yönelttiğini gördük. Ve diğerlerinden kurtarıcılık beklerken nasıl karşısındaki kişinin duygularını sömürdüğünü, bundan beslendiğini de..</p>
<p data-path-to-node="9">Ancak bir şeyi çok iyi yansıttınız sahnede arkadaşlar; kahramanın en başta mağdur kişide aslında kendi geçmişindeki mağdur halini kurtarmaya bağımlı olduğunu ancak sömürülen duygularla nasıl isyan edip en sonunda zorba bir karaktere dönüştüğünü çok iyi verdiniz izleyiciye! Zalim(zorba) karakterinin de aslında içindeki mağduriyeti ve zayıflığı örtme şeklinin kötü olarak, öfkeyi yansıtarak olduğunu bizlere anlattınız.</p>
<p data-path-to-node="10">Yalnız bu roller sağlam zorlu rollerdir arkadaşlar. Bitirmeden önce şimdi hepinizin tek tek rolden çıkmanızı isteyeceğim: Şimdi birbirinize sarılarak bir halka oluşturun arkadaşlar ve hepinizin tek bir kişiyi temsil eden farklı yanlar olduğunu düşünün. Yani mağdurun içindeki zalimi ve kurtarıcıyı, zalimin içindeki mağduru ve kurtarıcıyı, kurtarıcının içindeki mağduru ve zalimi görün. Yani bu sahnede tek rolde kalmanın mümkün olmadığını, mağdur olurken diğerlerine nasıl zalimlik yaptığınızı, kurtarırken nasıl mağdur olduğunuzu, zorbalarken nasıl kurtardığınız ve mağduriyet yaşadığınızı. Ve şimdi her biriniz kendi <b data-path-to-node="10" data-index-in-node="620">duygusal sorumluluk</b> bilincinizi alabilecek içinizdeki gücü yakalayın. O güce temas edin, yoğun bir muhtaçlık hissi geldiğinde önce içinizdeki <b data-path-to-node="10" data-index-in-node="762">bilge yan</b> seslenişine kulak verin, onun rehberliğini ve gücünü isteyin. Ve şimdi o gücün ışığını takip edin.. Buraya dönün arkadaşlar, şuan kendiniz olarak buradasınız!’</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/travma-ucgeni-magdur-zalim-kurtarici/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anlamı Kocaman Olan, Birkaç Harfe Sıkışan: “Yas”</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/anlami-kocaman-olan-birkac-harfe-sikisan-yas/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=anlami-kocaman-olan-birkac-harfe-sikisan-yas</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/anlami-kocaman-olan-birkac-harfe-sikisan-yas/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Begüm Sayan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Feb 2026 21:15:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=24956</guid>

					<description><![CDATA[Yas, söylemesi çok basit, hissetmesi oldukça zor olan bir kelime. Aşması bazen çok zor görünse de temas edilip yaşandığında kişiye bambaşka perspektifler katan hem zorlu hem de çok anlamlı bir süreçler bütünü. Kelime anlamı olarak yas, hayatımızda anlamlı ve değerli bir kişinin veya herhangi bir şeyin kaybı sonucu oluşan normal ve gerekli bir süreçtir. Gereklidir; [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="flex flex-col text-sm pb-25">
<article class="text-token-text-primary w-full focus:outline-none [--shadow-height:45px] has-data-writing-block:pointer-events-none has-data-writing-block:-mt-(--shadow-height) has-data-writing-block:pt-(--shadow-height) [&amp;:has([data-writing-block])&gt;*]:pointer-events-auto scroll-mt-[calc(var(--header-height)+min(200px,max(70px,20svh)))]" dir="auto" tabindex="-1" data-turn-id="request-698c74a9-9b7c-8391-bac5-654ddb5baa38-0" data-testid="conversation-turn-34" data-scroll-anchor="true" data-turn="assistant">
<div class="text-base my-auto mx-auto pb-10 [--thread-content-margin:--spacing(4)] @w-sm/main:[--thread-content-margin:--spacing(6)] @w-lg/main:[--thread-content-margin:--spacing(16)] px-(--thread-content-margin)">
<div class="[--thread-content-max-width:40rem] @w-lg/main:[--thread-content-max-width:48rem] mx-auto max-w-(--thread-content-max-width) flex-1 group/turn-messages focus-visible:outline-hidden relative flex w-full min-w-0 flex-col agent-turn" tabindex="-1">
<div class="flex max-w-full flex-col grow">
<div class="min-h-8 text-message relative flex w-full flex-col items-end gap-2 text-start break-words whitespace-normal [.text-message+&amp;]:mt-1" dir="auto" data-message-author-role="assistant" data-message-id="edbb10b7-44f8-4d54-8b9e-ff365f13f9f6" data-message-model-slug="gpt-5-2">
<div class="flex w-full flex-col gap-1 empty:hidden first:pt-[1px]">
<div class="markdown prose dark:prose-invert w-full wrap-break-word light markdown-new-styling">
<p data-start="56" data-end="267">Yas, söylemesi çok basit, hissetmesi oldukça zor olan bir kelime. Aşması bazen çok zor görünse de temas edilip yaşandığında kişiye bambaşka perspektifler katan hem zorlu hem de çok anlamlı bir süreçler bütünü.</p>
<p data-start="269" data-end="781">Kelime anlamı olarak <strong data-start="290" data-end="297">yas</strong>, hayatımızda anlamlı ve değerli bir kişinin veya herhangi bir şeyin kaybı sonucu oluşan normal ve gerekli bir süreçtir. Gereklidir; çünkü hayatımızda oluşan boşluğun adlandırılması, anlamlandırılması ve hissedilen duygulara alan açılarak ilerlenmesi, beynin adaptasyon süreci için de olması gerekendir. Beynimiz yeni duruma zamanla adapte olacak ve bu duruma göre kendini konumlandıracaktır. Bu, daha sağlıklı ilerlemek için aslında beynin kendi kendine yaptığı bir uyum sürecidir.</p>
<p data-start="783" data-end="888">Bu uyum sürecinde duyguların işlemlenmemesinden oluşan bir takılma, tüm hayatımızı etkileyebilmektedir.</p>
<p data-start="890" data-end="1288">Kaybedilen; bazen çok sevdiğimiz bir kişi (eş, sevgili, ebeveyn, evlat), bazen çok değerli bağımız olan bir hayvanımız, bazen bir uzvumuz veya işimiz olabilir. Yas sürecinin, kaybın yaşanmasından itibaren 6 ay–1 yıl kadar devam etmesi beklenebilir. Ancak burada kaybı yaşanan kişi veya varlıkla kurulan bağın gücü, kaybın yaşanma şekli, kaybın ani ya da beklenen olup olmaması önemli etkenlerdir.</p>
<h2 data-start="1295" data-end="1327"><strong data-start="1298" data-end="1327">Yasın Aşamaları Nelerdir?</strong></h2>
<ol data-start="1329" data-end="1394">
<li data-start="1329" data-end="1339">
<p data-start="1332" data-end="1339">İnkar</p>
</li>
<li data-start="1340" data-end="1349">
<p data-start="1343" data-end="1349">Öfke</p>
</li>
<li data-start="1350" data-end="1363">
<p data-start="1353" data-end="1363">Pazarlık</p>
</li>
<li data-start="1364" data-end="1378">
<p data-start="1367" data-end="1378">Depresyon</p>
</li>
<li data-start="1379" data-end="1394">
<p data-start="1382" data-end="1394">Kabullenme</p>
</li>
</ol>
<p data-start="1396" data-end="1705">Bir kayıp yaşadığımızda önce bu durumu inkâr etmeye çalışırız; hiç olmamış olduğunu duymak, bilmek isteriz. Sonrasında yoğun bir öfke duygusuna kapılabiliriz. “Neden oldu? Neden benim başıma geldi?” sorularıyla boğuşuruz. Ardından bir pazarlık aşamasına geçeriz. “Şu olursa belki geri gelir, belki düzelir…”</p>
<p data-start="1707" data-end="2221">Ve yavaş yavaş bir depresyon hâli baş gösterir. Bir çöküntü, hüzün, mutsuzluk ve ağlama krizleri duruma eşlik eder. En son aşama ise kabullenmedir. “Evet, bu oldu. Artık o yok. Şimdi nasıl ilerlemeliyim?” sorularıyla kişi yavaş yavaş günlük hayatın doğal akışına dönmeye başlar. Bu kayıp hiç olmamış gibi değildir; ancak her an gözünün önünde koca bir kara bulut olarak da durmaz. Acı vardır, zaman zaman varlığı hissedilir; fakat şiddeti baş edilebilir düzeydedir ve biraz kenara alınarak yola devam edilebilir.</p>
<p data-start="2223" data-end="2413">Bu beş aşama her zaman bu sırayla ilerlemez. Bazen hepsi aynı anda hissedilir. Bazı kişilerde depresyon ve öfke birlikte ilerler. Yani bu konuda doğru ya da yanlış bir yol haritası yoktur.</p>
<h2 data-start="2420" data-end="2454"><strong data-start="2423" data-end="2454">Yasın Belirtileri Nelerdir?</strong></h2>
<ul data-start="2456" data-end="3007">
<li data-start="2456" data-end="2495">
<p data-start="2458" data-end="2495">İçe kapanma, dış dünyadan uzaklaşma</p>
</li>
<li data-start="2496" data-end="2521">
<p data-start="2498" data-end="2521">Sürekli ağlama isteği</p>
</li>
<li data-start="2522" data-end="2536">
<p data-start="2524" data-end="2536">Hüzün hâli</p>
</li>
<li data-start="2537" data-end="2603">
<p data-start="2539" data-end="2603">Uyku sorunları (uyuyamama, aşırı uyuma veya uykuda bölünmeler)</p>
</li>
<li data-start="2604" data-end="2623">
<p data-start="2606" data-end="2623">İştah sorunları</p>
</li>
<li data-start="2624" data-end="2681">
<p data-start="2626" data-end="2681">Uyuşma hâli; hissizleşme, üzüntü veya acı hissedememe</p>
</li>
<li data-start="2682" data-end="2730">
<p data-start="2684" data-end="2730">Kaybedilen kişi veya varlığı sürekli düşünme</p>
</li>
<li data-start="2731" data-end="2814">
<p data-start="2733" data-end="2814">Kaybedilen kişinin özelliklerini içselleştirme, onun gibi düşünme veya davranma</p>
</li>
<li data-start="2815" data-end="2862">
<p data-start="2817" data-end="2862">Kendine zarar verme isteği, yok olma isteği</p>
</li>
<li data-start="2863" data-end="2913">
<p data-start="2865" data-end="2913">Bedensel yakınmalar, ağrılar, mide problemleri</p>
</li>
<li data-start="2914" data-end="3007">
<p data-start="2916" data-end="3007">Sürekli olumsuz düşünme ve olaylar hakkında kara senaryolar kurma, en kötü sonucu bekleme</p>
</li>
</ul>
<h2 data-start="3014" data-end="3060"><strong data-start="3017" data-end="3060">Yas Tutan Kişiye Nasıl Destek Olunmalı?</strong></h2>
<p data-start="3062" data-end="3281">İlk olarak kişinin kayıp yaşadığı kişiyle veya şeyle bağının gücünü önemsemek gereklidir. Bu, karşımızdaki kişiyi anlamakta bize yardımcı olacak; ona göre davranışlarını ve duygularını anlamamızda rehberlik edecektir.</p>
<p data-start="3283" data-end="3776">Eğer yaşanan kayıp beklenen ve travmatik olmayan bir şekilde gerçekleşmişse kişi büyük olasılıkla normal bir <strong data-start="3392" data-end="3406">yas süreci</strong>ne girecektir. Bu durumda bir süre onun duygularına alan açmak, bolca konuşmasına ve ağlamasına izin vermek; ancak tüm bunları yaparken arada kişisel bakımını hatırlatmak, biraz yürüyüşe çıkmasına vesile olmak, ona eşlik etmek gibi sosyal destekler işlevsel olacaktır. Yanında olmak, istediğinde arayabileceğini ve konuşabileceğini söylemek bile bazen merhem olabilir.</p>
<p data-start="3778" data-end="4030">Bazı yas süreçlerinde ise kişi kendisini aşırı suçlayabilir ve ölümü ya da kaybı kendisinin hak ettiği gibi irrasyonel inançlar geliştirebilir. Eğer benzer ifadeler veya intihar isteği dile getiriliyorsa hemen bir profesyonel desteğe başvurulmalıdır.</p>
<p data-start="4032" data-end="4535">Bazen de kayıp ani, beklenmedik veya çok travmatik bir şekilde gerçekleşmiş olabilir. Ani bir kaza, kalp krizi, şiddet eylemiyle bedensel bütünlüğün bozulması gibi durumlarda yas sürecinin normalden daha uzun sürebileceği ve çoğu zaman bir uzman eşliğinde yürütülmesinin daha doğru olabileceği unutulmamalıdır. Ani kayıplarda duygular önce donabilir; inkâr süreci daha uzun sürebilir. Kişi gerçeklikten koparak baş etmeye çalışabilir. Böyle davranışlar gözlenirse uzman desteği önceliklendirilmelidir.</p>
<p data-start="4542" data-end="4607">Yas; anlamı kocaman, kendisi birkaç harflik küçücük bir kelime.</p>
<p data-start="4609" data-end="4726" data-is-last-node="" data-is-only-node="">Ancak içinde barındırdığı duygu, uyum ve iyileşme potansiyeli, insanın en derin ve en insani deneyimlerinden biridir.</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div class="z-0 flex min-h-[46px] justify-start"></div>
<div class="mt-3 w-full empty:hidden">
<div class="text-center"></div>
</div>
</div>
</div>
</article>
</div>
<div class="pointer-events-none h-px w-px absolute bottom-0" aria-hidden="true" data-edge="true"></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/anlami-kocaman-olan-birkac-harfe-sikisan-yas/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaygımı Yönetmek için Ne Yapmalıyım? Kaygıya Polyvagal Teori Perspektifinden Bir Bakış</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/kaygimi-yonetmek-icin-ne-yapmaliyim-kaygiya-polyvagal-teori-perspektifinden-bir-bakis/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kaygimi-yonetmek-icin-ne-yapmaliyim-kaygiya-polyvagal-teori-perspektifinden-bir-bakis</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/kaygimi-yonetmek-icin-ne-yapmaliyim-kaygiya-polyvagal-teori-perspektifinden-bir-bakis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Begüm Sayan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Dec 2025 21:20:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Klinik Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=20253</guid>

					<description><![CDATA[Korkmak ve kaygılanmak… Çoğunlukla anlamları çok sık karıştırılan ancak içerik olarak biri şimdiyi, diğeri geleceği hedef alan iki önemli duygudur. Korku, “şu anda” tehlike veya tehdidin var olduğu yerde bizi korumak için bir nevi “kaç ya da savaş, hiçbir şey yapamıyorsan da donakal” komutu vererek hayatta kalmamıza yarayan işlevsel bir duygudur. Kaygı ise gelecekte başımıza [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="102" data-end="641">Korkmak ve kaygılanmak… Çoğunlukla anlamları çok sık karıştırılan ancak içerik olarak biri şimdiyi, diğeri geleceği hedef alan iki önemli duygudur. Korku, “şu anda” tehlike veya tehdidin var olduğu yerde bizi korumak için bir nevi “kaç ya da savaş, hiçbir şey yapamıyorsan da donakal” komutu vererek hayatta kalmamıza yarayan işlevsel bir duygudur. Kaygı ise gelecekte başımıza gelmesini düşündüğümüz felaket senaryolarının milisaniyeler içinde zihnimize doluşmasıyla oluşan ve sinir sistemini aktive eden, gelecekle ilgili bir duygudur.</p>
<p data-start="643" data-end="832">Yani korkuda “o anda” gerçek bir tehlike vardır; kaygıda ise “gelecekte eğer tehlike olursa” diye yaptığımız varsayımlar söz konusudur. Ve her iki duygu da aynı şeyi hedefler: <strong data-start="819" data-end="831">güvenlik</strong>.</p>
<p data-start="834" data-end="1583">Esasında her birimiz gözlerimizi dünyaya açtığımız andan itibaren güvenlik duygusu arayışındayızdır; gerek çevremizle gerekse insanlarla kurduğumuz bağlar aracılığıyla. İşte bu sürecin baş kahramanı aslında <strong data-start="1041" data-end="1065">otonom sinir sistemi</strong>mizdir. Bu baş kahraman, bedenimizin içinde veya dışında (çevremizde) olan biten her şeyi saniye saniye izler ve tehdit içeren herhangi bir durum algıladığında anında tepki verir. Bu tehlike taraması her zaman beynin üst kısmıyla, yani düşünen zihinle yapılmaz; <strong data-start="1327" data-end="1343">nörosepsiyon</strong> adı verilen bu süreç, biz uykudayken ya da çok dalgınken bile anlık reaksiyon vermemizi sağlayacak şekilde gerçekleşir. Nörosepsiyon kavramı, Dr. Stephen Porges tarafından ortaya atılan <strong data-start="1530" data-end="1549">Polyvagal Teori</strong>’nin temel kavramlarından biridir.</p>
<h2 data-start="1590" data-end="1644"><strong data-start="1593" data-end="1644">Polyvagal Teori’ye Göre Sinir Sistemi Merdiveni</strong></h2>
<p data-start="1646" data-end="1749">Polyvagal Teori’ye göre güvenliğimizden sorumlu otonom sinir sistemini bir merdiven gibi düşünebiliriz:</p>
<ul data-start="1751" data-end="1994">
<li data-start="1751" data-end="1828">
<p data-start="1753" data-end="1828">En üst basamakta <strong data-start="1770" data-end="1791">ventral vagal yol</strong> (güvenlik sinyallerine tepki verir),</p>
</li>
<li data-start="1829" data-end="1909">
<p data-start="1831" data-end="1909">Orta basamakta <strong data-start="1846" data-end="1862">sempatik yol</strong> (aşırı tehlike anlarında kaç–savaş tepkileri),</p>
</li>
<li data-start="1910" data-end="1994">
<p data-start="1912" data-end="1994">En alt basamakta ise <strong data-start="1933" data-end="1953">dorsal vagal yol</strong> (aşırı tehlike anlarında kapanma–donma).</p>
</li>
</ul>
<p data-start="1996" data-end="2378">Merdivenin en üst basamağında, yani ventral vagal yoldaysak; kendimizi güvende, sakin, huzurlu, diğerleriyle bağlantıda ve daha eğlenceli hissederiz. Merdivenin bir alt basamağındaki sempatik yoldaysak, kendimizi genellikle kaygılı ve öfkeli olarak tanımlarız. Panik ataklar, öfke nöbetleri, odaklanma sorunları; otonom sinir sisteminin sempatik aktivasyonda olduğuna işaret eder.</p>
<p data-start="2380" data-end="2623">Merdivenin en alt basamağı olan dorsal vagal yol ise çökkünlük, hissizlik, kapanma ve donma duygularıyla ilişkilidir. Disosiyasyon, depresyon, kronik yorgunluk, fibromiyalji, mide sorunları gibi durumlar günlük hayatı bu düzeyde etkileyebilir.</p>
<h2 data-start="2630" data-end="2683"><strong data-start="2633" data-end="2683">Kaygıyı Yönetmek: Nerede Olduğumuzu Fark Etmek</strong></h2>
<p data-start="2685" data-end="2876">Bu bilgiler ışığında kaygıyı yönetmek için ilk adım, merdivenin hangi basamağında olduğumuzu fark etmektir. Ventral vagalde misiniz, sempatik aktivasyonda mı, yoksa dorsal vagal çöküşte mi?</p>
<p data-start="2878" data-end="3176">Burada akılda tutulması gereken çok önemli bir bilgi vardır: Gün içinde hepimiz bu merdivenin basamakları arasında defalarca iner çıkarız. Ayrıca dorsal vagal kapanmada olan bir kişi, doğrudan ventral vagal yola çıkmaz; önce sempatik hareketliliğe, ardından güvenli olan ventral vagal duruma geçer.</p>
<p data-start="3178" data-end="3355">Bu nedenle ikinci adım, hedefimizin her zaman merdivenin en üst basamağı olan <strong data-start="3256" data-end="3277">ventral vagal yol</strong> olduğunu hatırlamak ve şu soruyu sormaktır:<br data-start="3321" data-end="3324" /><strong data-start="3324" data-end="3353">“Beni buraya ne getirdi?”</strong></p>
<p data-start="3357" data-end="3498">Tetikleyicileri belirlemek, tekrar eden durumlarda kontrol hissini artırır. Üçüncü adım ise şu sorudur:<br data-start="3460" data-end="3463" /><strong data-start="3463" data-end="3498">“Peki beni buradan ne çıkarır?”</strong></p>
<h2 data-start="3505" data-end="3552"><strong data-start="3508" data-end="3552">Sempatik Aktivasyonda Kaygıyı Düzenlemek</strong></h2>
<p data-start="3554" data-end="3878">Bu yazının odağı kaygıyı yönetmek olduğu için, sempatik aktivasyon yani kaç–savaş modunda neler yapılabileceğine bakalım. Sinir sistemi bu kadar yoğun şekilde aktive olmuşken, en işlevsel yöntemlerden biri <strong data-start="3760" data-end="3781">nefes çalışmaları</strong>dır. Derin nefes alıp vermek, sinir sistemine “tehlike geçti” sinyali göndermeye yardımcı olur.</p>
<p data-start="3880" data-end="4036">Bu noktada <strong data-start="3891" data-end="3914">4–7–8 nefes tekniği</strong> oldukça etkilidir:<br data-start="3933" data-end="3936" />4’e kadar sayarak nefes alın,<br data-start="3965" data-end="3968" />7’ye kadar tutun,<br data-start="3985" data-end="3988" />8’e kadar sayarak ağzınızdan nefesinizi verin.</p>
<p data-start="4038" data-end="4446">Bunun yanı sıra kaygı yoğunlaştığında yapılabilecek pek çok düzenleyici aktivite vardır: Sevdiğiniz biriyle konuşmak, kaygınızı paylaşmak, koşuya çıkmak, spor yapmak, bağırarak şarkı söylemek, bulunduğunuz yerde zıplamak, pilates topu üzerinde zıplamak, evi temizlemek, mutfağı toparlamak, müzik açıp dans etmek, duş almak, bir spor dersine katılmak, sevdiğiniz biriyle dans etmek, bir dans kursuna yazılmak…</p>
<p data-start="4448" data-end="4769">Buradaki temel amaç şudur: Beden bu kadar yüksek aktivasyona ihtiyaç duyarken, onu bastırmak yerine daha sağlıklı bir kanalla hareketlendirmek ve biriken enerjiyi boşaltmasına izin vermek. Bir süre sonra sinir sistemi doğal olarak ventral vagal yola doğru ilerler; beden daha sakin, yatışmış ve güvende hissetmeye başlar.</p>
<h2 data-start="4776" data-end="4791"><strong data-start="4779" data-end="4791">Kaynakça</strong></h2>
<p data-start="4793" data-end="4944">Dana, D. (2021). <em data-start="4810" data-end="4871">Terapide Polyvagal Teori: Ruhsal Düzenlemenin Ritmine Uymak</em>. İ. G. Şan (Ed.), 1. Baskı (ss. 22–26; 84; 93; 236). Psikonet Yayınları.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/kaygimi-yonetmek-icin-ne-yapmaliyim-kaygiya-polyvagal-teori-perspektifinden-bir-bakis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Küçük Bir ‘Sunum Kaygısı’ Meselesi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/kucuk-bir-sunum-kaygisi-meselesi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kucuk-bir-sunum-kaygisi-meselesi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/kucuk-bir-sunum-kaygisi-meselesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Begüm Sayan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Nov 2025 21:00:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=18216</guid>

					<description><![CDATA[Aslında mesele öyle pek de küçük olmasa ve pek çoğumuzun hayatını felce çevirse de bazen kelimelerle oynayıp karşı karşıya olduğumuz sorunu daha basitmiş gibi etiketlemek ona olan yaklaşımımızı da etkileyecektir. Yani sunum kaygısı sen mi daha büyüksün ben mi?! diye bir meydan okuma bazen kendilik algımızı daha gerçeğe çekebilir ve sorun daha baş edilebilir olabilir. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="426" data-end="801">Aslında mesele öyle pek de küçük olmasa ve pek çoğumuzun hayatını felce çevirse de bazen kelimelerle oynayıp karşı karşıya olduğumuz sorunu daha basitmiş gibi etiketlemek ona olan yaklaşımımızı da etkileyecektir. Yani <strong data-start="644" data-end="661">sunum kaygısı</strong> sen mi daha büyüksün ben mi?! diye bir meydan okuma bazen kendilik algımızı daha gerçeğe çekebilir ve sorun daha baş edilebilir olabilir.</p>
<p data-start="803" data-end="1388">Öncelikle farkında olmamız gereken şey <strong data-start="842" data-end="859">sunum kaygısı</strong> bir tür <strong data-start="868" data-end="890">performans kaygısı</strong> ile ilgilidir ve ‘yeterince iyi bilmek’le alakalı değildir. Nice yüksek statülü kişiler, yöneticiler, işinin ehli bilim insanları bu kaygıyla göz göze gelmekte ve zorlanmaktadır. Sunum kaygısı bilmekle değil, bildiğini aktarmakla ilgili bir meseledir. Bir başka deyişle, bildiğini aktarma performansı sırasında ‘Rezil olacağım.’ ‘Sesim titriyor, anlaşılacak.’ ‘Ellerimin titrediğini herkes görüyor olmalı’ gibi iç dünyada yankılanan cümlelerin hâkimiyeti ele almasıyla baş gösteren bir durumdur.</p>
<p data-start="1390" data-end="1802">Bu tür cümlelerin içeride volümü arttıkça yine iç dünyada kaygı, heyecan, rezil olma korkusu gibi duygular da varlığını göstermeye başlar ve içerideki tüm bu kaos bedensel duyumlar olarak dış dünyaya yansır: yüz kızarması, nefes nefese kalma, boğaza yumru oturması, ellerde ve bazen tüm bedende titreme, kalp çarpıntısı, terleme, ellerde ve ayaklarda buz kesme, bazen görmede bulanıklık veya benek benek görme.</p>
<p data-start="1804" data-end="2064">Tüm bu bedensel duyumlar, sempatik sinir sisteminin kaygı karşısında ‘kaç, savaş, donakal ve böylece hayatta kal’ deme şeklidir ancak ortada gerçek bir tehdit veya tehlike olmadığı için bu bedensel tepkiler bizleri daha da ürkütür ve rezil olmaktan korkarız.</p>
<p data-start="2066" data-end="2428">Tüm bunlar olurken amaç ‘Yapabilirim.’ ‘Üstesinden gelebilirim.’ ‘Şu an bir tehdit yok, dinleyiciler sadece benim gibi bir insan ve hata aramaya çalışmıyorlar’ gibi düşünceleri daha gerçekçi zeminde tutmaktır. Çünkü sunum sırasında hissettiğiniz kaygı normal ve işlevsel, sadece dozu arttığında işlevi bozuyor. Bunun için de ne yapılabilir biraz bunlara bakalım:</p>
<h1 data-start="2435" data-end="2477"><strong data-start="2437" data-end="2477">Sunum Kaygısıyla Baş Etme Yöntemleri</strong></h1>
<h3 data-start="2479" data-end="2517"><strong data-start="2483" data-end="2517">1. Kaygı Duygusuna Temas Etmek</strong></h3>
<p data-start="2519" data-end="2868">Sunum anında hissettiğiniz kaygı ‘Yapamayacağım’ düşüncesinden doğan bir duygu. Öncelikle bu duygudan kaçmaya çalışmak yerine biraz bu duyguda kalmayı deneyin. Unutmayın hiçbir duygu sonsuza dek sürmez; siz kaygıya temas edip kaldıkça o bir süre sonra azalmaya başlayacaktır. Duyguda kalıp onunla dans etmek, onu kontrol etmenize yardımcı olacaktır.</p>
<h3 data-start="2870" data-end="2904"><strong data-start="2874" data-end="2904">2. Yeterli Hazırlık Yapmak</strong></h3>
<p data-start="2906" data-end="3166">Sunum öncesi yeterince çalışıp hazırlık yaptığınızdan emin olun. Bu size hakimiyet ve kontrol bende duygusu verecek, kaygıyı azaltacaktır. Eğer mümkünse bol bol pratik yapın: evde aynanın önünde, arkadaşınıza, eşinize, annenize… Ve onlardan geri bildirim alın.</p>
<h3 data-start="3168" data-end="3204"><strong data-start="3172" data-end="3204">3. Ses ve Kamera Kaydı Almak</strong></h3>
<p data-start="3206" data-end="3524">Ses kaydı veya kamera kaydı alarak sunuma çalışmak, performansınızı daha gerçekçi görmenize yardımcı olacaktır. Çünkü çoğu zaman iç dünyamızda fırtınalar koparken dışarıdan yalnızca küçük bir heyecan belirtisi görülür. Yani siz rezil oldum diye düşünürken, izleyenler tatlı bir heyecan görüp buna hak veriyor olabilir.</p>
<h3 data-start="3526" data-end="3558"><strong data-start="3530" data-end="3558">4. Hataları Doğal Görmek</strong></h3>
<p data-start="3560" data-end="3648">Sunum sırasında hatalar olabileceğini kabul edin ve kendinizi emeğiniz için tebrik edin.</p>
<h3 data-start="3650" data-end="3680"><strong data-start="3654" data-end="3680">5. Hikâye ile Başlamak</strong></h3>
<p data-start="3682" data-end="3871">Sunumunuza başlarken ortam uygunsa kısa bir hikâye veya anekdotla başlamak hem sizin hem dinleyicilerin birbirine ısınmasını sağlar. Bu da daha rahat ve güvenli bir sunum atmosferi yaratır.</p>
<h3 data-start="3873" data-end="3913"><strong data-start="3877" data-end="3913">6. Notlar ve Görseller Kullanmak</strong></h3>
<p data-start="3915" data-end="4059">Sunum sırasında kullanmak üzere küçük notlar, anahtar kelimeler veya resimler hazırlamak sunuma hâkimiyet hissinizi artırıp sizi rahatlatabilir.</p>
<h3 data-start="4061" data-end="4126"><strong data-start="4065" data-end="4126">7. ‘Tüm Gözler Üzerimde’ Düşüncesini Yeniden Çerçevelemek</strong></h3>
<p data-start="4128" data-end="4436">Gerçekçi bir düşünelim:<br data-start="4151" data-end="4154" />Sunum yaptığınız kişilerin % kaçı baştan sona odaklı şekilde sizi dinliyor olabilir?<br data-start="4238" data-end="4241" />% kaçı akşamki yemeği düşünüyor veya çocuğunu okuldan almayı planlıyordur?<br data-start="4315" data-end="4318" />% kaçı konuya sizden daha hâkimdir?<br data-start="4353" data-end="4356" />Ve diyelim ki çok heyecanlandınız… 1 ay sonra bu olayı kaç kişi hatırlayacaktır?</p>
<p data-start="4438" data-end="4511">Bu düşünceleri hatırlamak <strong data-start="4464" data-end="4481">sunum kaygısı</strong> ile baş etmeyi kolaylaştırır.</p>
<h3 data-start="4513" data-end="4542"><strong data-start="4517" data-end="4542">8. Nefes Egzersizleri</strong></h3>
<p data-start="4544" data-end="4688">Sunum öncesi ve sırasında doğru nefes almaya odaklanmak, kaygının fizyolojik etkilerini düzenler ve <strong data-start="4644" data-end="4662">kaygı yönetimi</strong> için güçlü bir destektir.</p>
<h3 data-start="4690" data-end="4731"><strong data-start="4694" data-end="4731">9. Kaygıyı Kutuda Bırakma Tekniği</strong></h3>
<p data-start="4733" data-end="4907">Sunum öncesinde istediğiniz renk, şekil ve boyutta bir kutu hayal edin. Sunumda gelen kaygıyı onun içine kapatıp kilitleyip sunum odasının dışında bırakmayı deneyebilirsiniz.</p>
<h3 data-start="4909" data-end="4941"><strong data-start="4913" data-end="4941">10. Kaygıya Şekil Vermek</strong></h3>
<p data-start="4943" data-end="5084">Kaygınıza zihninizde bir şekil verin ve onu renklendirin. Bu şekli kutuya atıp kilitlemek kaygıyı somutlaştırır ve kontrol hissinizi artırır.</p>
<h3 data-start="5086" data-end="5116"><strong data-start="5090" data-end="5116">11. Model Alma Tekniği</strong></h3>
<p data-start="5118" data-end="5341">Hazırlık sürecinde iyi sunum yapan birini izleyin. Onun mimiklerini, duruşunu, konuşmasını gözlemleyin. Sanki o sunum sırasında yanınızdaymış ve deneyimini size aktarıyormuş gibi hayal edin. Onu bir destekçi olarak düşünün.</p>
<h3 data-start="5343" data-end="5377"><strong data-start="5347" data-end="5377">12. Sunum Gününü Planlamak</strong></h3>
<p data-start="5379" data-end="5594">Sunum gününüzü sabah kalkacağınız saatten giyeceğiniz kıyafete kadar planlayarak zihninizde bir senaryo oluşturabilirsiniz. Bu planlama zihni sakinleştirir. Ancak bu süreçte olumsuz düşünce kullanmamaya dikkat edin.</p>
<h3 data-start="5596" data-end="5646"><strong data-start="5600" data-end="5646">13. Bu Kaygının Yaygın Olduğunu Hatırlamak</strong></h3>
<p data-start="5648" data-end="5808">Bu dünyada sunum kaygısı yaşayan tek kişi siz değilsiniz ve muhtemelen de son olmayacaksınız. Bu insana dair bir duygu ve üstesinden gelinebilir bir durumdur.</p>
<p data-start="5810" data-end="6106">Eğer tüm bu ipuçları işe yaramıyorsa profesyonel destek almaktan çekinmeyin. Sunum kaygısı bazen çocukluk dönemindeki—özellikle akademik hayatla ilgili—yanlış etiketlenmelerle bağlantılı olabiliyor. Eğer engelleyen başka bir anı ağı yoksa, terapide genellikle kolaylıkla çözülebilen bir durumdur.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/kucuk-bir-sunum-kaygisi-meselesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ANNELİKTE SINIFTA KALMA REHBERİ</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/annelikte-sinifta-kalma-rehberi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=annelikte-sinifta-kalma-rehberi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/annelikte-sinifta-kalma-rehberi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Begüm Sayan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Oct 2025 10:12:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=15881</guid>

					<description><![CDATA[Eğer bu başlık ilginizi çekti ve yazının devamını okumak için merak duyuyorsanız bilmenizi isterim ki sizin annelikte sınıfta kalmanız olası değil! Ama yine de hadi gelin bir bakalım, ne oluyor da anneliğinizi bu kadar fazla sorguluyor ve kendinizi bilinçli bir kadının başına gelen en zorlu deneyimlerden biri olan annelik müessesesinde bu kadar başarısız hissediyorsunuz? Bağlanmak: [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="418" data-end="805">Eğer bu başlık ilginizi çekti ve yazının devamını okumak için merak duyuyorsanız bilmenizi isterim ki sizin <strong data-start="526" data-end="556">annelikte sınıfta kalmanız</strong> olası değil! Ama yine de hadi gelin bir bakalım, ne oluyor da <strong data-start="619" data-end="635">anneliğinizi</strong> bu kadar fazla sorguluyor ve kendinizi bilinçli bir kadının başına gelen en zorlu deneyimlerden biri olan <strong data-start="742" data-end="767">annelik müessesesinde</strong> bu kadar başarısız hissediyorsunuz?</p>
<h2 data-start="812" data-end="857"><strong data-start="815" data-end="857">Bağlanmak: Annelik Yolculuğunun Temeli</strong></h2>
<p data-start="859" data-end="1137">Bağlanmak… <strong data-start="870" data-end="881">Annelik</strong> sürecinin en yoğun rolü burada başlıyor. Bağlanacaksın ki bebeğin ilk hareketlerini hissedeceksin içinde, bağlanacaksın ki sabahlara kadar seni uyutmamasını hoş göreceksin, bağlanacaksın ki gak deyince su, guk deyince uyku ihtiyacını fark edebileceksin.</p>
<p data-start="1139" data-end="1377">Ve o <strong data-start="1144" data-end="1156">bağlanma</strong> denilen şey öyle kolay bir mesele değil! Tüm olayın kökü, en derini buralardan çıkıp karşımıza oturuyor ve kahkahalarla “Demiştim ben sana, bir bebeğe bile bakamazsın sen. Sen kim, çocuk büyütmek kim?” demeye başlıyor.</p>
<p data-start="1379" data-end="1591">Oysaki <strong data-start="1386" data-end="1399">bağlanmak</strong> denilen derin kelime, yedi kuşağa kadar aktarılan duygularla, tamamlanmamış meselelerle ilgilidir ve hemen öyle bir kalemde çözümlenmesini beklemek en çok size ve bebeğinize haksızlık olur.</p>
<h2 data-start="1598" data-end="1626"><strong data-start="1601" data-end="1626">İlk Adım: Kabullenmek</strong></h2>
<p data-start="1628" data-end="1905">İlk adım kabullenmek! Kendinizin sadece çemberin tek bir halkası olduğunuzu ve siz <strong data-start="1711" data-end="1741">olabildiğince iyi bir anne</strong> olduğunuzda sistemin zaten yavaş yavaş kendiliğinden iyileşmeye başlayacağını ama bunun zaman alacağını ve tamamen tam istediğiniz gibi olmayacağını kabullenmek!</p>
<h2 data-start="1912" data-end="1956"><strong data-start="1915" data-end="1956">Geçmişle Yüzleşme: Bağlanmanın Kökeni</strong></h2>
<p data-start="1958" data-end="2145">Bir kadın için bebeğin varlığını ilk öğrendiği an, kendi geçmişiyle alakalı tüm <strong data-start="2038" data-end="2050">bağlanma</strong> meseleleri yıllardır tozlu raflarda saklanan eski kitaplar gibi birden önüne düşmeye başlar.</p>
<p data-start="2147" data-end="2342">Eğer o tozlu satırlarda kendi bakım verenleriyle kurduğu bağ olabildiğince güvenli ve sakin olarak okunuyorsa, bebeğin varlığı kendisi için de çok büyük fırtınalar yaratmayabilir iç dünyasında.</p>
<p data-start="2344" data-end="2654">Ancak kendi annesiyle (veya bakım vereniyle) ve kendi annesi de kendi annesiyle (bu mesele yedi kuşağa kadar geriye gidebilir) bağ kurma konusunda yaralanmışsa, dokuz ay sonra kucağına alacağı bebeğiyle ne yapacağını, onunla nasıl duygusal temasta kalacağını bilmekte kendini bir labirentin içinde bulabilir.</p>
<p data-start="2656" data-end="2763">Anne adayı, sevgili hormonları sayesinde süreci daha zorlu bir duygusal çalkantı olarak deneyimleyebilir.</p>
<h2 data-start="2770" data-end="2804"><strong data-start="2773" data-end="2804">Annelik ve Zihinsel Fırtına</strong></h2>
<p data-start="2806" data-end="3008">Yani <strong data-start="2811" data-end="2822">annelik</strong> deneyimini bir nevi bebeklik ve çocukluğunuza dair zihninizin en kıvrımlı köşelerine saklanmış karelerin bir film şeridi gibi tekrar tekrar gözünüzün önünde sergilendiğini hayal edin.</p>
<p data-start="3010" data-end="3171">Hani yeni nesil akıllı gözlükler gibi… Onların görünmez bir versiyonunu taktığınızı ve sizin kontrolünüzde olmayan şekilde geçmiş sahnelerin aktığını varsayın.</p>
<p data-start="3173" data-end="3464">Ve çoğu zaman o sahnelerin farkında olmadan birden kendinizi endişelenirken, ağlarken, korkarken, kalbiniz ağzınızda atarken, tüm kaslarınız bir kaplandan kaçar gibi gerilirken, berbat bir anne olacağınızı, bu hayatın çok zor olduğunu ve çok desteksiz olduğunuzu düşünürken bulabilirsiniz.</p>
<p data-start="3466" data-end="3580">Bazen de sahneler oldukça olumlu akar; mutlu anlar, kahkaha dolu annenizin yüzü, evdeki 4 yaş kutlama anlarınız…</p>
<p data-start="3582" data-end="3837">Zihnimiz olumsuzu daha fazla hatırlama eğiliminde olduğu için daha fazla olumsuzlar hatırlanabilir. Ancak şu an <strong data-start="3694" data-end="3705">annelik</strong> yolculuğuna çıkmak üzereyseniz ya da çoktan çıkıp yolu yarıladıysanız, sandığınız kadar kötü deneyimler geçirmemiş olabilirsiniz.</p>
<h2 data-start="3844" data-end="3894"><strong data-start="3847" data-end="3894">Bağlanmanın İpi: Geçmişten Geleceğe Aktarım</strong></h2>
<p data-start="3896" data-end="4025">Hadi tekrar şu <strong data-start="3911" data-end="3923">bağlanma</strong> meselesine dönelim. Geçmişimizde annemizle ve çevremizle kurduğumuz bağı bir ip gibi düşünebiliriz.</p>
<p data-start="4027" data-end="4216">Diğerlerinin iç dünyasından bizim iç dünyamıza giden ve bizden de onlara giden bir kanal gibi. Hayatımızın ilk yıllarında bir bebek ve küçük bir çocuk olarak iç dünyamız daha kırılgandır.</p>
<p data-start="4218" data-end="4308">Annenin iç dünyasından aktarılanlarla bir nevi beslenir ve dış dünyaya karşı güçleniriz.</p>
<p data-start="4310" data-end="4476">Eğer anne de o dönem kendi iç dünyasında halledemediği meselelerle uğraşıyorsa, bunu bir sünger gibi emme ve sorun bizdeymiş gibi algılama ihtimalimiz de yüksektir.</p>
<h2 data-start="4483" data-end="4514"><strong data-start="4486" data-end="4514">Tampon Figürler ve Denge</strong></h2>
<p data-start="4516" data-end="4658">Unutmayın ki çevremizde babamız veya diğer bakım veren figürler de mevcut. Sadece ilk yıllarda anneyle kurduğumuz kanal biraz daha geniştir.</p>
<p data-start="4660" data-end="4852">Bu nedenle tampon figürlerin (baba, anneanne, dede, hala, teyze) varlığını da hatırlayarak, anneden aktarılan meselelerin bizim iç dünyamızı biraz daha fazla doldurabileceğini düşünebiliriz.</p>
<p data-start="4854" data-end="4929">Bu nedenle anne-çocuk bağının kişiliği şekillendirici yönü daha fazladır.</p>
<h2 data-start="4936" data-end="4975"><strong data-start="4939" data-end="4975">Kendine Şefkat ve İyi Anne Olmak</strong></h2>
<p data-start="4977" data-end="5221">İşte anne olma yolculuğu başladığında, o ilk kurulan bağın çok benzerini hissetmeye başlarız ve bebeğimizin iç dünyasına kendimizden çok fazla olumsuzu aktarmaya, bu nedenle de onun için ‘kötü bir anne’ olacağımıza yönelik kaygılarımız artar.</p>
<p data-start="5223" data-end="5339">Ama iyi haber: bu kadar inceliğe sahip, bilinçli bir annenin kendi çocuğunun iç dünyasını karartması mümkün değil!</p>
<p data-start="5341" data-end="5555">Bu bilince sahip bir anneyseniz, ‘<strong data-start="5375" data-end="5391">iyi bir anne</strong> olamayacağınızdan’ endişe duyuyorsanız siz zaten görünmez bir filtre takınmış ve geçmiş kendi meselelerinizi bu filtreden geçirerek çocuğunuza aktaracaksınızdır.</p>
<h2 data-start="5562" data-end="5610"><strong data-start="5565" data-end="5610">Son Söz: Olabildiğince İyi Bir Anne Olmak</strong></h2>
<p data-start="5612" data-end="5715">Sizce sizi büyütürken anneniz benzer bir soruyu kendine sormuş mudur? “Yeterince iyi bir anne miyim?”</p>
<p data-start="5717" data-end="5785">Ve bu soruyu sormuş olsaydı, sizde şu an daha farklı neler olurdu?</p>
<p data-start="5787" data-end="5930">Muhtemelen siz bu soruyu kendine sorma cesaretine sahip güçlü bir annesiniz ve siz ne yaparsanız yapın, çocuğunuz için bir eksik hep kalacak.</p>
<p data-start="5932" data-end="6150">Çünkü çocuk yetiştirmek bir tohum ekip büyütmeye benzer. En kaliteli sularla sulasanız, en kusursuz toprakta da yetiştirseniz o tohumun bir mizacı vardır. Ve bu mizacı ne kadar uğraşırsanız uğraşın değiştiremezsiniz.</p>
<p data-start="6152" data-end="6257">Belki bir yerine iki meyve alırsınız bu tohumdan ama elma ağacından portakal düşmesini bekleyemezsiniz.</p>
<p data-start="6259" data-end="6484">Öncelikle bebeğinizin ya da çocuğunuzun kendi özgünlüğünü keşfedin ve kabul edin. Sonra ne yaparsanız yapın, bu dünyada <strong data-start="6379" data-end="6400">mükemmel bir anne</strong> olamayacağınızı; çünkü öyle birinin bu evrende yaşamadığını kendinize hatırlatın.</p>
<p data-start="6486" data-end="6613">Evet, bebeği karnınızda taşıma rolü sizde; ancak o dönemden başlayarak çocuğunuzun tek ebeveyni sizmişsiniz gibi davranmayın.</p>
<p data-start="6615" data-end="6735">Sorumlulukları eşinizle paylaşın. Zorlandığınız yerlerde nazınızı geçirecek birkaç arkadaş ve dosta kendinizi bırakın.</p>
<p data-start="6737" data-end="6853">Ağlamaktan, “çok yoruldum” demekten ve yardım talep etmekten çekinmeyin. Biliyorsunuz, bir çocuğu bir köy büyütür.</p>
<p data-start="6855" data-end="6952">Destek mekanizmalarını artırın ve çocuğunuz için <strong data-start="6904" data-end="6934">olabildiğince iyi bir anne</strong> olmaya çalışın.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/annelikte-sinifta-kalma-rehberi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EMDR Nedir? Son Yıllarda Neden Bu Kadar Popüler Olmuştur?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/emdr-nedir-son-yillarda-neden-bu-kadar-populer-olmustur/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=emdr-nedir-son-yillarda-neden-bu-kadar-populer-olmustur</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/emdr-nedir-son-yillarda-neden-bu-kadar-populer-olmustur/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Begüm Sayan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Sep 2025 21:07:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Klinik Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=13444</guid>

					<description><![CDATA[EMDR (Eye Movement Desensitization and Reprocessing) göz hareketleriyle duyarsızlaştırma ve yeniden işlemleme yöntemidir. EMDR, psikoterapide kullanılan ekollerden biridir. Diğer en yaygın bilinenleri BDT, psikanaliz, Şema Terapi ekolleri gibi bireyin deneyimlediği rahatsızlık seviyesini en aza indirgemek, sorunla baş etme kapasitesini arttırmak ve hayat kalitesini yükseltmektir. Diğer yaklaşımlardan farklı olarak son yıllarda özellikle travma sağaltımında kullanılan, geçmişi, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="391" data-end="1661"><strong data-start="391" data-end="447">EMDR (Eye Movement Desensitization and Reprocessing)</strong> göz hareketleriyle duyarsızlaştırma ve yeniden işlemleme yöntemidir. <strong data-start="517" data-end="525">EMDR</strong>, <strong data-start="527" data-end="542">psikoterapi</strong>de kullanılan ekollerden biridir. Diğer en yaygın bilinenleri BDT, psikanaliz, Şema Terapi ekolleri gibi bireyin deneyimlediği rahatsızlık seviyesini en aza indirgemek, sorunla baş etme kapasitesini arttırmak ve hayat kalitesini yükseltmektir. Diğer yaklaşımlardan farklı olarak son yıllarda özellikle <strong data-start="844" data-end="854">travma</strong> sağaltımında kullanılan, geçmişi, şimdiyi ve geleceği hedef alarak ilerleyen bir yöntemdir demek doğru olabilir. Bunun yanı sıra zihnin ve bedenin bilgiyi dört ana kanalda işlemlediğini varsayarak tüm bilgi işlemleme süreçlerini aynı anda çalışmayı esas alır. Bu dört bilgi işleme kanalı; yaşanılan anının imajı (sahnesi), imajla ilgili gelen düşünce, bunlara bağlı olarak gelişen duygular ve bu anının bedende yarattığı rahatsızlığı temsil eden duyum kanalıdır. Buradan anlaşılacağı gibi bilgi beyinden bedene (yukarıdan aşağıya) veya bedenden beyne (aşağıdan yukarıya) işlemlenmesi amaçlanır. Çünkü bireyin yaşadığı sorunların, <strong data-start="1485" data-end="1498">travmatik</strong> deneyimin beyinde ve bedende işlemlenmeden kalan anı veya anı ağlarıyla ilgili olabileceğini bu nedenle işlemlenmeyi seansta kontrollü şekilde yapmayı vurgular.</p>
<h2 data-start="1663" data-end="1725"><strong data-start="1666" data-end="1725">Beynimiz ve Bedenimiz Zaten Kendi EMDR’sini Yapamaz mı?</strong></h2>
<p data-start="1727" data-end="2264">Evet, beynimiz ve bedenimiz kendi işlemlemesini yapabilir ancak özellikle çocukluk döneminde yaşanan ve anki çocuk beyni ve sinir sisteminin işlem yapamadığı anlar bir nevi kayıt altına alınır ve benzer deneyimler, ortamlar, duygu veya bedensel duyumlar kişiyi yetişkinlik hayatında tekrar tetikleyebilir. Bununla ilgili yapılan beyin görüntüleme işlemlerinde, kişilere kendileri için <strong data-start="2112" data-end="2125">travmatik</strong> olan bir anıları anlattırıldığında yaşları kaç olursa olsun beynin sağ yarım küresinde yer alan amigdalada yoğun bir aktivasyon görünür.</p>
<p data-start="2266" data-end="2751">Rasyonel düşünmekten, mantıklı kararlar almaktan sorumlu sol beyinde ise aktivasyon ya hiç gözlenmez veya minimal düzeyde görünür. Yani kişi <strong data-start="2407" data-end="2420">travmatik</strong> deneyimi anlattığında veya onu hatırlatan bir uyarıcı olduğunda (bu bazen çok küçük detay bile olabilir) işlemlenmeden kalan duygular tekrar açığa çıkar ve olaya şimdiki gerçeklikle değil o anki şekliyle yanıtlar verir veya donakalır, hiçbir tepki veremez. Bu demek oluyor ki bazı durumlarda zihin kendi <strong data-start="2725" data-end="2733">EMDR</strong>’sini yapamıyor.</p>
<h2 data-start="2753" data-end="2781"><strong data-start="2756" data-end="2781">EMDR Nasıl Uygulanır?</strong></h2>
<p data-start="2783" data-end="3206"><strong data-start="2783" data-end="2791">EMDR</strong> çift yönlü uyarımı esas alan göz hareketleriyle yapılan bir işlemlemedir. Ancak bazen seanslarda ritmik sesleri olan kulaklık kullanarak veya dizlere vuruşlar şeklinde kullanımları da mevcuttur. Bu uzmanın gerekli gördüğü durumlara göre değişiklik gösterebilir. Göz hareketleriyle yapılan çift yönlü uyarımda amaç beynin sağ ve sol yarım küresindeki bilginin iki beyin küresi tarafından birlikte işlemlenmesidir.</p>
<p data-start="3208" data-end="4073">Örnek vermek gerekirse, sol gözünüzü elinizle kapatarak bir kaleme baktığınızda baktığınız şeyin bir kalem olduğu bilgisine sahip olursunuz. Sağ gözünüzle alınan bilgi sadece sol beyin bölgesine ulaşır (burada çapraz bir bilgi iletme süreci vardır), ancak korpus kollosum adı verilen ve sağ ve sol beyin bölgesi arasında yer alan bağ doku sayesinde bilgi sağ beyninize de iletilir ve gördüğünüzün bir kalem olduğu bilgisine sahip olursunuz. <strong data-start="3649" data-end="3662">Travmatik</strong> deneyimlerde ise yoğun duygusallık içeren bilgiler beynin sağ küresinde bir nevi depolanır ve mantıktan sorumlu olan sol küre bu bilgiye erişemediği için rasyonel bir bakış açısı geliştiremez. <strong data-start="3856" data-end="3864">EMDR</strong>’daki çift yönlü uyarımla işlemlenmeden sağ yarım kürede kalan bilginin, sol küreye de ulaşması ve böylece yaşanan travmatik deneyime sağ ve sol yarım kürenin aynı anda aktivasyonuyla bakılabilmesi sağlanır.</p>
<h2 data-start="4075" data-end="4115"><strong data-start="4078" data-end="4115">EMDR Kimler Tarafından Uygulanır?</strong></h2>
<p data-start="4117" data-end="4251"><strong data-start="4117" data-end="4125">EMDR</strong> eğitimlerini tamamlamış, süpervizyonlarına devam eden veya tamamlayan <strong data-start="4196" data-end="4213">psikoterapist</strong> unvanına sahip kişilerce uygulanır.</p>
<h2 data-start="4253" data-end="4283"><strong data-start="4256" data-end="4283">EMDR Kimlere Uygulanır?</strong></h2>
<p data-start="4285" data-end="4876"><strong data-start="4285" data-end="4293">EMDR</strong>, duygularını yönetmekte zorlanan, geçmişteki olayları sürekli zihninde taşıyan veya gelecekle ilgili kaygılar taşıyan bu nedenle günlük hayat kalitesi bozulan bireylere uygulanır. Genellikle danışanın getirdiği sorunlar ve hedefler yeterince anlaşıldıktan sonra uzman tarafından bir yol haritası çıkarılır. Danışanın tolerans penceresini arttırmak amaçlı olarak hazırlık ve kaynak çalışmaları yapılarak danışanın hızına göre ilerlenir. Ve danışan ihtiyaç duyduğu an zorlandığını hissederse süreci sonlandırma hakkına sahiptir. Danışan ve uzmanın iş birliğini içeren bir yöntemdir.</p>
<h2 data-start="4878" data-end="4932"><strong data-start="4881" data-end="4932">EMDR Son Yıllarda Neden Bu Derece Popüler Oldu?</strong></h2>
<p data-start="4934" data-end="5354">Beyin ve beden üzerine yapılan çalışmaların artması <strong data-start="4986" data-end="4994">EMDR</strong>’nin daha bilimsel dayanaklarla hareket etmesine yardımcı olmuştur. Ayrıca kısmen daha kısa süreli olduğu söylenebilir. Özellikle insani yardım kuruluşlarının afet, göç vb. <strong data-start="5167" data-end="5180">travmatik</strong> deneyimler yaşayan ve uzun yıllar terapiye devam edemeyecek durumda olan bireyler için kurduğu merkezlerde <strong data-start="5288" data-end="5296">EMDR</strong> oldukça mantıklı bir yaklaşım olarak göze çarpmaktadır.</p>
<p data-start="5356" data-end="5638">Bunun yanı sıra terapist ve danışanı sorunun çözümünde birlikte çalışan bir ekip arkadaşı olarak görmesi de danışanın kendi probleminde aktif rol oynamasını, böylece yetişkin rolünde sorumluluk alarak seanslarda kalmasını sağlamaktadır. Bu da çoğu danışana daha cazip gelmektedir.</p>
<p data-start="5640" data-end="5798">Tüm bunlara ek olarak İngiltere Prensi Harry’nin de <strong data-start="5692" data-end="5700">EMDR</strong> hakkındaki kişisel deneyimlerini paylaşması da bu yaklaşımın duyulmasında aracı rolde olmuştur.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/emdr-nedir-son-yillarda-neden-bu-kadar-populer-olmustur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ALDATMAK</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/aldatmak/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=aldatmak</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/aldatmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Begüm Sayan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 Jul 2025 21:35:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Klinik Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=9519</guid>

					<description><![CDATA[Kimi zaman yolun sonuna götüren, kimi zaman yeni bir başlangıç için kapı aralayan bir kelime… Çoğu zaman sadakatsizlik ile karıştırılan, esasında sadakatsizliğin sonucu olarak ortaya çıkan bir durum… Daha detaylı konuşmak gerekirse sadakatsizlik; iki kişilik bir ilişkide partnerinin dışındaki üçüncü şahıs veya şahıslarla deneyimlenen duygusal veya cinsel bir birliktelik ve bu birlikteliğin var olan ilişkinin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="369" data-end="572">Kimi zaman yolun sonuna götüren, kimi zaman yeni bir başlangıç için kapı aralayan bir kelime… Çoğu zaman <strong data-start="474" data-end="491">sadakatsizlik</strong> ile karıştırılan, esasında sadakatsizliğin sonucu olarak ortaya çıkan bir durum…</p>
<p data-start="574" data-end="1211">Daha detaylı konuşmak gerekirse <strong data-start="606" data-end="623">sadakatsizlik</strong>; iki kişilik bir ilişkide partnerinin dışındaki üçüncü şahıs veya şahıslarla deneyimlenen duygusal veya cinsel bir birliktelik ve bu birlikteliğin var olan ilişkinin dinamiğini zedelemesi olarak tanımlanabilir. <strong data-start="835" data-end="847">Aldatmak</strong> ise; ikinci bir ilişkinin varlığı nedeniyle söylenen yalanlar veya dürüst olmayan tavırlar gibi özetlenebilir. Örneğin; sevgilisiyle zaman geçirmek isteyen birinin eşine gece mesaisine kalacağını söylemesi gibi veya iş seyahatine çıkacağını söyleyen birinin diğer partneriyle tatile gitmesi gibi… Yani <strong data-start="1150" data-end="1162">aldatmak</strong>, sadakatsizlik sonucu ortaya çıkan bir durumdur.</p>
<h3 data-start="1218" data-end="1282"><strong data-start="1218" data-end="1282">Sadakatsizlik Konusunda Kadın ve Erkek Arasında Fark Var mı?</strong></h3>
<p data-start="1284" data-end="1619">Bu konuda yapılan farklı araştırmalar mevcut. 2011 yılında Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre erkeklerin %25’inden fazlası, kadınların ise %11’i ilişkide partnerlerine sadık değil. Chicago Üniversitesi’nin verileri benzer sonuçları göstermekte: Erkeklerin %25’i kadınlarınsa %17’si ilişkide çok eşlilik göstermekte. (Tükel, t.y.).</p>
<p data-start="1621" data-end="2078">Kadınların <strong data-start="1632" data-end="1649">sadakatsizlik</strong> nedenlerine bakıldığında; mevcut ilişkilerinde duygusal yakınlığı hissedememek, özgüvenlerini artırmak, ev işi vb. sorumluluklardan kurtulma isteği, partnerlerinden daha statü sahibi biriyle olma arzusu gibi sebepler gözlenmektedir. Erkekler ise yeni bir heyecan arayışı, anlık arzular ve haz, intikam, karşısındaki kişinin cazibesine kapılma gibi nedenler ile <strong data-start="2011" data-end="2022">aldatma</strong> davranışı gösterebilmektedir (Uzunovalı &amp; Özbay, 2023).</p>
<h3 data-start="2085" data-end="2118"><strong data-start="2085" data-end="2118">Kaç Tür Sadakatsizlik Vardır?</strong></h3>
<p data-start="2120" data-end="2237">Bu soru biraz şaşırtıcı olsa da evet, her <strong data-start="2162" data-end="2179">sadakatsizlik</strong> birbiriyle aynı değildir ve aralarında farklar mevcuttur:</p>
<ol data-start="2239" data-end="3670">
<li data-start="2239" data-end="2507">
<p data-start="2242" data-end="2507"><strong data-start="2242" data-end="2286">Yeni bir yaşama kapı açan sadakatsizlik:</strong> Bu tür bir sadakatsizlikte kişi, zaten çok önceden mevcut ilişkisine olan bağlılığı yitirmiştir. Hatta yaşadığı sadakatsizliğin ortaya çıkması, artık yalan söylemek zorunda kalmayacağı gerekçesiyle onu memnun etmektedir.</p>
</li>
<li data-start="2509" data-end="2775">
<p data-start="2512" data-end="2775"><strong data-start="2512" data-end="2541">Üç bacaklı sadakatsizlik:</strong> Bu türde, kişi ilişkisi içinde yeterince mutlu değildir ancak ayrılabilecek kadar gücü de yoktur. Bir ayağı ilişkide, diğer ayağı başka bir kişidedir. Tutku ve güven iki farklı kişiden karşılanır. Bu durum uzun süreli devam edebilir.</p>
</li>
<li data-start="2777" data-end="3002">
<p data-start="2780" data-end="3002"><strong data-start="2780" data-end="2823">İntikam amacıyla yapılan sadakatsizlik:</strong> İlişki içinde gururu kırılan, incinmiş biri benzer duyguları partnerine yaşatmak için <strong data-start="2910" data-end="2921">aldatma</strong> eylemine başvurabilir. Daha kısa sürelidir, özgüveni yeniden kazanmak amaçlanır.</p>
</li>
<li data-start="3004" data-end="3245">
<p data-start="3007" data-end="3245"><strong data-start="3007" data-end="3072">Kendini yeniden fark ettirmek amacıyla yapılan sadakatsizlik:</strong> Uzun ilişkilerde ilgi ve değer kaybolduğunda kişi görünür olmak için dikkat çekici davranışlarda bulunabilir. Fiziksel yakınlık olmayabilir; amaç yalnızca dikkat çekmektir.</p>
</li>
<li data-start="3247" data-end="3441">
<p data-start="3250" data-end="3441"><strong data-start="3250" data-end="3299">Yakınlaşma endişesiyle yapılan sadakatsizlik:</strong> Özellikle bağlanma korkusu yaşayan kişilerde görülür. Yakınlıktan kaçmak ve baskıdan kurtulmak adına yeni bir ilişkiye yönelme söz konusudur.</p>
</li>
<li data-start="3443" data-end="3670">
<p data-start="3446" data-end="3670"><strong data-start="3446" data-end="3487">Merak amacıyla yapılan sadakatsizlik:</strong> Genellikle fiziksel yakınlaşma içerir. Alkol etkisi, anlık dürtü veya “onunla olmak nasıl olurdu?” gibi düşüncelerle gelişir. Dönemsel bir davranıştır.<br data-start="3639" data-end="3642" />(Sungur, 2009, ss. 217–220).</p>
</li>
</ol>
<h3 data-start="3677" data-end="3732"><strong data-start="3677" data-end="3732">Sadakatsizlik Sonrası Evlilik Nasıl Toparlanabilir?</strong></h3>
<p data-start="3734" data-end="4008"><strong data-start="3734" data-end="3751">Sadakatsizlik</strong> bilinsin ya da bilinmesin, öncelikle sadakatsizlikte bulunan partnerin tek bir ilişkide kalmaya karar vermesi ve bu ilişki için emek vermeye hazır olması gerekir. Eğer durum öğrenilmişse şok etkisi, öfke krizleri ve yoğun bir değersizlik hissi yaşanabilir.</p>
<p data-start="4010" data-end="4342">Bu noktada <strong data-start="4021" data-end="4042">aldatan partnerin</strong> süreçte ne kadar sabırlı ve anlayışlı olacağı, gelen duygusal tepkiler karşısında sakin kalıp kalamayacağı ilişkiyi belirleyecektir. Unutulmamalı ki karşısında ağır bir yara almış birey vardır. Bu nedenle, ne derece pişmanlık duyulduğu ve sadakatsizliğin telafisi için neler yapıldığı çok önemlidir.</p>
<p data-start="4344" data-end="4558">Ancak aşırı telafi çabasına girerken, geçmişte yaşananların detaylarını paylaşmak sakıncalı olabilir. Özellikle cinselliğe dair detaylar, partner sorsa dahi anlatılmamalıdır. Bu süreç, sabır ve içtenlik gerektirir.</p>
<h3 data-start="4565" data-end="4580"><strong data-start="4565" data-end="4580">REFERANSLAR</strong></h3>
<ol data-start="4582" data-end="5069">
<li data-start="4582" data-end="4672">
<p data-start="4585" data-end="4672">Sungur, M. Z. (2009). <em data-start="4607" data-end="4656">Sen, Ben ve Aramızdaki Her şey ‘Şeytan Üçgeni’.</em> Goa Yayıncılık.</p>
</li>
<li data-start="4674" data-end="4836">
<p data-start="4677" data-end="4836">Tükel, F. (t.y). <em data-start="4694" data-end="4734">Cinsiyetlere Göre Aldatma ve Trendler.</em> Erişim adresi:<br data-start="4749" data-end="4752" /><a class="cursor-pointer" target="_new" rel="noopener" data-start="4752" data-end="4836">https://www.dbe.com.tr/tr/yetiskin-ve-aile/11/cinsiyetlere-gore-aldatma-ve-trendler/</a></p>
</li>
<li data-start="4838" data-end="5069">
<p data-start="4841" data-end="5069">Uzunovalı, I. &amp; Özbay, A. (2023). <em data-start="4875" data-end="4941">Aldatma ve Sadakatsizlik: Cinsiyet Bağlamında Bir Değerlendirme.</em> Türk Akademik Araştırmalar Dergisi, 8(3), 1073-1091.<br data-start="4994" data-end="4997" />Erişim adresi: <a class="" href="https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3270188" target="_new" rel="noopener" data-start="5012" data-end="5069">https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3270188</a></p>
</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/aldatmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Panik Ataklar Öldürür mü?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/panik-ataklar-oldurur-mu/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=panik-ataklar-oldurur-mu</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/panik-ataklar-oldurur-mu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Begüm Sayan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Jun 2025 04:30:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Klinik Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=7650</guid>

					<description><![CDATA[Son zamanlarda medyada “Deprem sırasında geçirdiği panik atak sonrası yaşamını kaybetti” gibi haberlere rastlamak mümkün. Bu bilgi ne kadar gerçeği yansıtıyor, bir insanın panik atak geçirip hayatını kaybetmesi mümkün mü, bu yazıda bu konunun detaylarını bulabilirsiniz. PANİK ATAK NEDİR? PANİK ATAK BELİRTİLERİ NELERDİR? Panik atak, sempatik sinir sisteminin aktivasyonu sırasında meydana gelen bedensel belirtilere verilen [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son zamanlarda medyada “Deprem sırasında geçirdiği <strong>panik atak</strong> sonrası yaşamını kaybetti” gibi haberlere rastlamak mümkün. Bu bilgi ne kadar gerçeği yansıtıyor, bir insanın <strong>panik atak</strong> geçirip hayatını kaybetmesi mümkün mü, bu yazıda bu konunun detaylarını bulabilirsiniz.</p>
<h3><strong>PANİK ATAK NEDİR? PANİK ATAK BELİRTİLERİ NELERDİR?</strong></h3>
<p><strong>Panik atak</strong>, <strong>sempatik sinir sisteminin</strong> aktivasyonu sırasında meydana gelen bedensel belirtilere verilen isimdir.</p>
<p><strong>Panik atak</strong> belirtileri nelerdir?</p>
<ul>
<li>Kalp hızının artması, çarpıntı hissi</li>
<li>Göğüste daralma, nefes almakta zorlanma hissi</li>
<li>Terleme, titreme</li>
<li>Baş dönmesi</li>
<li>Gözlerde kararma veya benek benek görme</li>
<li>Uyuşma, karıncalanma hissi</li>
<li>Aşırı dehşete kapılma</li>
<li>Mide hazımsızlıkları, bulantı, karın ağrısı</li>
<li>Bayılacak gibi hissetme</li>
<li>Çıldırıyor, aklını yitiriyor gibi olma</li>
<li>Çevresine veya kendine yabancılaşma hissi</li>
</ul>
<h3><strong>PANİK ATAKLAR SIRASINDA BEDENİMİZDE NELER OLUR?</strong></h3>
<p>Sinir sistemimiz otonom sinir sistemi ve çevresel sinir sistemi olarak ayrılır. Otonom sinir sistemi de kendi arasında <strong>sempatik sinir sistemi</strong> ve parasempatik sinir sistemi olarak ayrılmaktadır.</p>
<p><strong>Sempatik sinir sistemi</strong>nin görevi, ortada bir “tehlike” varsa mekanizmayı uyarmak ve kaç–savaş–donakal tepkilerinden o an için en uygun olanı seçip canlıyı hayatta tutmaktır. <strong>Sempatik sinir sistemi</strong> aktive olduğunda kalp çarpıntısı, nefessiz kalma, göğüste daralma, terleme, titreme, boğulma hissi, baş dönmesi, gözlerde benek benek görme veya kararma, idrara çıkma isteği gibi belirtiler görülmektedir.</p>
<p>Tam olarak <strong>panik atak</strong> sırasında yaşanan belirtiler. Bu tepkiler, canlıyı ortada bir tehlike varsa harekete geçirip kaçması veya savaşması, böylece hayatta kalması için bedenin uyarımı için verilen tepkilerdir.</p>
<p>Eğer ortada bir tehlike yoksa parasempatik sinir sistemi devreye girer ve tüm belirtiler normale döner; kalp normal hızına döner, nefes alışverişi yavaşlar, terleme titreme durur, sakinlik başlar. <strong>Sempatik aktivasyonun</strong> parasempatik stabiliteye dönmesi bazen 10–20 dk arası sürebilmektedir.</p>
<h3><strong>PANİK ATAK VE PANİK BOZUKLUK ARASINDAKİ FARK NEDİR?</strong></h3>
<p><strong>Panik bozukluk</strong>, anksiyete bozuklukları kategorisinde yer alan ruhsal rahatsızlıklardan biridir. <strong>Panik atak</strong> belirtileri ilk yaşandığında tekrar etmeye başlaması, kişinin bu atakları beklemeye başlama hâli, aklını ve kontrolünü kaybetmekten korkmaya başlaması, atakların gelmemesi için aşırı önlemler alma (evden çıkmama vb.) durumunun 1 ay devam etmesi <strong>panik bozukluk</strong> geliştiğinin göstergeleri olabilmektedir.</p>
<p>Özetle, <strong>panik ataklar</strong> ara ara fizyolojik veya ruhsal kaynaklı olarak her birey tarafından deneyimlenebilir, tekrar etmesi gerekmez. <strong>Panik bozukluk</strong> ise, atak beklentisinin olması, ataktan kaçınma davranışları gelişmesi hâlidir.</p>
<h3><strong>PANİK ATAK ÖLDÜRÜR MÜ?</strong></h3>
<p>Yukarıda da paylaşıldığı gibi <strong>panik ataklar</strong> sinir sisteminde <strong>sempatik sinir sisteminin</strong> aktive olması sonucu oluşan bedensel belirtilerdir. Deneyimlendiği esnada kaygı yaratsa da sinir sisteminin amacı, ortada “gerçek bir tehlike” varsa organizmanın farkındalığını artırıp onu hayatta tutmaktır. Bunun için de harekete geçmesi ve kendini koruması gerekmektedir.</p>
<p><strong>Panik ataklar</strong> sırasında oluşan kalp çarpıntısı veya nefessiz kalma hissi, canlıyı harekete geçmesi gerekirse hazırlamak içindir. Şu ana kadar <strong>panik atak</strong> geçirip hayatını kaybeden bir kişiye rastlanmamıştır. Çünkü <strong>panik atak</strong> sırasında oluşan kalp çarpıntısı veya kasılma hissi kalp rahatsızlığının bir belirtisi değil, sinir sisteminin canlıyı hayatta tutmak için aldığı bir önlemdir.</p>
<p>Ayrıca <strong>panik ataklar</strong> sırasında ortada gerçek bir tehdit veya tehlike olmaması kişide “çıldırma–kontrolü kaybetme” hissini ortaya çıkarmaktadır. Yani sinir sistemi yanlış bir alarm sonucu aktive olmuş, ortada bir tehlike olmadığını fark edince de bunu anlamlandırma sürecinde bazen zorlanmaktadır.</p>
<p>Bu durum kişinin “delirdiği, çıldırdığı, kontrolünü kaybedeceği” anlamına gelmemektedir. Bir süre sonra parasempatik sinir sistemi aktive olacak ve bu belirtileri ortadan kaldıracaktır.</p>
<h2><strong>Sonuç</strong></h2>
<p>Özetle, şu ana kadar <strong>panik ataklar</strong> nedeniyle yaşamını yitiren bir kişiye rastlanmamaktadır. <strong>Panik atakların</strong> oluşmasına neden olan <strong>sempatik sinir sistemi</strong>, canlıyı öldürmek için değil; aksine hayatta tutmak ve yaşamasına devam etmesini sağlamak için bir koruma mekanizması görevi görmektedir.</p>
<p>Belirtilerin yoğun olması bazen dehşet yaratabilir ancak bu durum ölüme sebep olmaz. Bu nedenle medyada yer alan bilgiler düzeltilmeli, <strong>panik atakların</strong> ölüme yol açmayacağı bilgisi verilmelidir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/panik-ataklar-oldurur-mu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Somatizasyon Bozukluğu: Bedenin Dili Olsa da Konuşsa</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/somatizasyon-bozuklugu-bedenin-dili-olsa-da-konussa/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=somatizasyon-bozuklugu-bedenin-dili-olsa-da-konussa</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/somatizasyon-bozuklugu-bedenin-dili-olsa-da-konussa/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Begüm Sayan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 26 Apr 2025 22:39:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Klinik Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=4058</guid>

					<description><![CDATA[“Beden, ruhun deniz kenarıdır.” İçeride kopan duygu fırtınaları da dingin akan berrak düşünceler de bedene çarpar bir zaman sonra. Bedene çarpıp “gör” demek ister esasında içeride olanları. “Bak içerinde olanlara, bak ve gör ki düzeltmek için, iyileştirmek için bir şeyler yap içerideki yaraları, konuşulamayan arzuları, çoktan unutulup rafa kaldırılmış umutları…” Konuşmak, anlamak, fark etmek, anlamlandırmak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Beden, ruhun deniz kenarıdır.” İçeride kopan duygu fırtınaları da dingin akan berrak düşünceler de bedene çarpar bir zaman sonra. Bedene çarpıp “gör” demek ister esasında içeride olanları. “Bak içerinde olanlara, bak ve gör ki düzeltmek için, iyileştirmek için bir şeyler yap içerideki yaraları, konuşulamayan arzuları, çoktan unutulup rafa kaldırılmış umutları…”</p>
<p>Konuşmak, anlamak, fark etmek, anlamlandırmak duygularımızı, sürekli önümüze düşen fikirlerimizi veya tekrarlayan davranışlarımızı, büyük bir nimet aslında içinde bulunduğumuz böyle hızlı bir çağda. Her şey ve herkes tüketmek üzerinden ilerlerken durup bir soluklanarak iç dünyamıza eğilmek, neler olup bittiğini sormak ne büyük bir nimet. Veya bizim içimizi merak eden, ruhsal evimizin mimarisini, karanlıkta kalmış köşeleri bilmek isteyen bir insana, bir sosyal çevreye sahip olmak ne büyük şans. İşte tüm bunların olmadığı yerlerde karşımıza bir kavram çıkıyor: Somatoform veya <b>Somatizasyon Bozukluğu</b>.</p>
<p><b>Somatizasyon bozukluğu</b> veya psikosomatizasyon ifadeleri, biyolojik bir kökeni bulunamayan, daha ziyade psikolojik bir açıklaması olan <b>bedensel belirtilerdir</b>. Mesela, yıllar önce zorlu bir kayıp döneminden sonra başlayan ve bir türlü geçmeyen, hiçbir doktorun da tam anlamıyla sebebini bulamadığı ve tedavilere yanıt vermeyen bir baş ağrısı gibi. Veya ilk doğumu çok zor ve travmatik geçen bir annenin, eşi 2. çocuğu istemeye başlayınca ortaya çıkan ve hiçbir tıbbi kökeni bulunamayan karın ağrısı gibi.</p>
<p><b>Somatizasyon bozukluğu</b>, psiko ruh ve soma-beden kelimelerinin bir araya gelmesiyle oluşan, ruhsal yapıdan etkilenerek <b>bedensel belirtilerin</b> ortaya çıkması şeklinde de ifade edilebilir.</p>
<p>DSM-V’te “Bedensel Belirti Bozuklukları ve İlişkili Bozukluklar” bölümünde yer almaktadır. Toplumun %5-7’sinde <b>psikosomatik belirtilerin</b> görüldüğü yapılan çalışmalarda mevcutken, kadınların erkeklere oranla daha fazla <b>psikosomatik belirtiler</b> gösterdiği gözlenmiştir (Aksu, 2021).</p>
<h2><b>Somatizasyon Bozukluğu Türleri</b></h2>
<ul>
<li><b>Somatizasyon Bozukluğu</b>: Ağrı, mide-bağırsak sorunları, cinsel işlev sorunları, sinir sistemiyle ilgili şikâyetlerin olması. <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li><b>Konversiyon Reaksiyonu</b>: Felç, görme kaybı, duyu kaybı, denge bozuklukları şikâyetleri gözlenebilir. <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li><b>Hipokondriyaz</b>: Hastalık hastalığı &#8211; küçük belirtileri çok büyük oranda yorumlayarak hastalık yaşamaktan kaygı duyma hali. <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li><b>Dismorfik Bozukluk</b>: Dış görünüş konusunda sürekli rahatsızlık duyma.</li>
</ul>
<h2><b>Somatizasyon Bozukluğu Nedenleri</b></h2>
<ul>
<li><b>Duyguların Yok Sayılması</b>: En başta öfke, üzüntü, acıma, suçluluk, aşk gibi duyguların görmezden gelinip hiç konuşulmaması, dile getirilmemesi durumlarında, <b>bedensel belirtilerin</b> bu duygular adına konuştuğunu söylemek yanlış olmaz. <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li><b>Dürtü ve Arzuların Bastırılması</b>: Cinsel arzular, beğenilme isteği gibi arzuların yoğun olması ve bunların toplum tarafından kabul görmeyeceği endişesiyle bastırılması sonucunda, yine beden devreye girip bastırılan arzuları dile getirmeye çalışabilir. <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li><b>Yoğun Duygusal Yüklerden Kendini Korumak (Kaçınma)</b>: Stres, kaygı, sorumluluk gibi duyguları taşıyamayacağına, güçsüz olduğuna inanan bir birey, bazen bunun farkında olmayıp bir yetişkin olarak stresle baş etme çabası yerine bilinç dışında kaçınma savunmasına girebilir ve açık açık “Bu olanlar bana çok fazla, hepsini taşımakta zorlanıyorum.” demek yerine beden dile gelir ve örneğin, çok önemli bir toplantı döneminde şiddetli baş ağrıları kendini gösterir. <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li><b>Hastalık veya Kayıpların Olduğu Bir Aile Ortamında Yetişmek</b>: Hasta veya bakıma ihtiyaç duyan bir aile üyesiyle büyümek ve ancak hasta olunduğunda yeterli bakımın geldiğine inanmış bir birey, yetişkinlik döneminde yeterli sevgi ve ilgiyi almak için kendisi de sürekli doktor doktor gezen biri haline gelebilir. Bunun dışında, sürekli hasta olan birine şahit olarak büyüyen çocuk, bu durumu rol model alarak hastalığı taklit etmeye başlayabilir, ilerleyen yaşlarında ruhsal olarak zorlandığı dönemlerde –sağlıksız bir baş etme şekli olsa da– bunu bir baş etme yöntemi olarak kullanabilir.</li>
</ul>
<h2><b>Somatizasyon Bozukluğu Tedavisi</b></h2>
<p><b>Somatizasyon bozukluğunda</b> ilk olarak kişinin tüm tıbbi muayenesinin yapılmış olduğundan, getirdiği <b>bedensel şikâyetin</b> herhangi bir biyolojik sebebi olmadığından emin olmak gerekir. Psikoterapilerde en yaygın olarak BDT, EMDR, Psikanaliz, farmakolojik tedavi kullanılabilir.</p>
<ul>
<li><b>Tedavide BDT</b>: Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT)’de bireyin <b>bedensel belirtisi</b> bir sonuç olarak değerlendirilir ve bu fizyolojik sonuca neden olan düşünce ve duygular keşfedilerek yerine daha sağlıklı “yeniden-alternatif düşünme şekilleri” üzerine çalışılır. <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li><b>Tedavide EMDR</b>: EMDR (Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşlemleme) terapisine göre, zihnimiz bilgiyi dört bilgi kanalında işler: İmajlar, düşünceler, duygular ve <b>bedensel duyumlar</b>. Bu bilgi kanallarından birinde takılma varsa, zihin bunu işlemleyemez ve bireyde bir şikâyet oluşmaya başlar. EMDR terapisi, bireyin getirdiği <b>somatik yakınmaları</b> sorun tanımı olarak kabul edip, bu yakınmaların öğrenildiği anı ağlarını bularak onları duyarsızlaştırmayı hedefler. Ayrıca, şu an bu yakınmaları tetikleyen unsurları ve gelecekte oluşma durumlarını da hedef alarak duyarsızlaştırma yapılır. <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li><b>Tedavide Psikanaliz</b>: Psikanaliz terapisinde, bireyin <b>bedensel yakınmalarının</b> yok sayılan veya bastırılan duygu ve dürtülerden kaynaklanabileceği esas alınır ve serbest çağrışımla bireyin duygularının bilinç düzeyine getirilerek dile dökmesi amaçlanır. <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li><b>Tedavide İlaç Kullanımı (Farmakolojik Tedavi)</b>: <b>Somatik belirtilerin</b> şiddeti, sıklığı ve günlük yaşam kalitesini nasıl etkilediğine bakılarak, gerekli yerlerde anti-depresan veya anksiyolitik ilaçlar tedaviye eklenebilir. Ancak, tedavide kişinin duygularının farkında olması ve açığa çıkarması beklendiği için daha çok psikoterapilerin daha etkin olduğu söylenebilir.</li>
</ul>
<h3><b>Kaynakça</b></h3>
<ul>
<li>Aksu MH. Somatik belirti bozukluğu. Coşar B, editör. <i>Somatik Belirti ve İlişkili Bozukluklar</i>. 1. Baskı. Ankara: Türkiye Klinikleri; 2021. p.12-7. <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li>URL: <a href="https://www.psikolojisozlugu.com/somatoform-disorder-somatoform-bozukluk" target="_blank" rel="noopener">https://www.psikolojisozlugu.com/somatoform-disorder-somatoform-bozukluk</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/somatizasyon-bozuklugu-bedenin-dili-olsa-da-konussa/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
