<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Bahar Taluy &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/bahartaluy/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Fri, 20 Mar 2026 17:56:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Bahar Taluy &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ailene Çok Yakın Ama Kendine Çok Uzak Hissetmek: Ayrışmanın Zorlukları Üzerine</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/ailene-cok-yakin-ama-kendine-cok-uzak-hissetmek-ayrismanin-zorluklari-uzerine/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=ailene-cok-yakin-ama-kendine-cok-uzak-hissetmek-ayrismanin-zorluklari-uzerine</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/ailene-cok-yakin-ama-kendine-cok-uzak-hissetmek-ayrismanin-zorluklari-uzerine/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahar Taluy]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Mar 2026 22:15:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile Dinamikleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=28668</guid>

					<description><![CDATA[Birçok genç yetişkin için hayatın belli bir döneminde şu duygu tanıdık hale gelir: Ailenizi seviyorsunuz, onlarla bağlı hissediyorsunuz ama aynı zamanda kendi hayatınızı kurmak istiyorsunuz. Kendi kararlarınızı almak, farklı bir şehirde yaşamak ya da yalnızca kendi ritminizde bir hayat sürmek… Fakat bu isteğin yanında çoğu zaman başka bir duygu da duruma eşlik eder. Bazen suçluluk [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="2">Birçok genç yetişkin için hayatın belli bir döneminde şu duygu tanıdık hale gelir: Ailenizi seviyorsunuz, onlarla bağlı hissediyorsunuz ama aynı zamanda kendi hayatınızı kurmak istiyorsunuz. Kendi kararlarınızı almak, farklı bir şehirde yaşamak ya da yalnızca kendi ritminizde bir hayat sürmek… Fakat bu isteğin yanında çoğu zaman başka bir duygu da duruma eşlik eder. Bazen suçluluk bazen endişe ile harmanlanmış daha karışık bir duygu…</p>
<h2 data-path-to-node="3"><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">“Ben” ve “Ben Olmayan” Ayrımı</b></h2>
<p data-path-to-node="4">Psikoloji açısından bu deneyim oldukça tanıdıktır. İnsan gelişiminin önemli bir parçası olan <b data-path-to-node="4" data-index-in-node="93">ayrışma-bireyselleşme</b> süreci tam da bu gerilimin içinde gerçekleşir. Psikanalist, Margaret Mahler, erken çocukluk gelişimini incelerken bebek ile bakım veren arasında başlangıçta çok yoğun bir birliktelik olduğunu gözlemlemiştir. Bu dönem bazen sembiyotik ilişki olarak adlandırılır. Ancak gelişim ilerledikçe çocuk yavaş yavaş kendi benliğini oluşturmaya başlar. Ayrışma-bireyselleşme adı verilen bu süreçte çocuk “ben” ile “ben olmayan”, “öteki” arasındaki farkı öğrenir. Kendi tercihleri, kendi duyguları ve kendi hayatı olan bir birey haline gelir. Bu süreç çocuklukta başlasa da ergenlik ve genç yetişkinlik dönemlerinde yeniden güçlü bir şekilde ortaya çıkar.</p>
<p data-path-to-node="5">Bu nedenle birçok genç yetişkin hayatında bir dönem hem aileye bağlı kalmak hem de onlardan farklı bir yaşam kurmak arasında kalmış gibi hissedebilir. Bu durum bazen “Neden hala ailemin fikirlerinden bu kadar etkileniyorum?” ya da “Kendi kararlarımı almak neden bu kadar zor geliyor?” gibi düşüncelerin oluşmasına neden olabiliyor.</p>
<h2 data-path-to-node="6"><b data-path-to-node="6" data-index-in-node="0">Aile Yapısının Analizi</b></h2>
<p data-path-to-node="7">Bu duyguları anlamaya çalışırken aile yapılarının nasıl olduğuna bakmak da önemlidir. Türkiye bağlamında, geleneksel aile yapıları, güçlü akraba bağları, çok kuşaklı aileler, aşırı kontrol ve aşırı koruma gibi dinamikler bazen bireyin hem psikolojik hem de pratik olarak ailelerinden ayrışmasını zorlaştırabilir. Bu durum yalnızca bireysel bir mesele değildir; aynı zamanda ilişkisel bir yapının içinde gelişir.</p>
<p data-path-to-node="8">Psikanalist Jose Bleger, bazı ailelerin ilişkilerinde sembiyozun egemen olduğundan bahseder. Burada geçen sembiyoz kavramı, iki veya daha fazla insan arasındaki yoğun bağımlılığı tanımlamak için kullanılır. Amaç kişiliğin en olgunlaşamamış yanlarını karşılıklı olarak kontrol altında tutmak, hareketsizleştirmek ve belli açılardan karşılamaktır. Benzer şekilde, aile terapisi alanında çalışan Salvador Minuchin bu tür ailesel yapıları tanımlamak için, <b data-path-to-node="8" data-index-in-node="452">içe içe geçme</b> kavramını kullanmıştır. İç içe geçmiş ailelerde, üyeler birbirleriyle aşırı ilgilenir, kişilerarası sınırlar belirsizdir, ailedekiler birbirlerinin düşüncelerine, duygularına ve iletişimlerine sık sık müdahale eder. Bu durumlar aile içindeki rollerin tanımını da bulanıklaştırabilir. Bireyselliğin ve özerkliğin kısıtlandığı bu ortamda ayrışmak çok da kolay değildi.</p>
<h2 data-path-to-node="9"><b data-path-to-node="9" data-index-in-node="0">Toplumsal Koşulların Etkisi</b></h2>
<p data-path-to-node="10">Aile yapıları kadar içinde yaşadığımız toplumsal koşullar da bu süreci etkiler. Ekonomik belirsizlikler, artan yaşam maliyeti ve iş güvencesizlikleri birçok genç yetişkin için bağımsız bir yaşam kurmayı zorlaştırmaktadır. Eğitim süresi boyunca ya da iş hayatının ilk yıllarında aileyle birlikte yaşamak çoğu zaman ekonomik bir zorunluluk haline gelebilir. Bu durum aile bağlarının günlük yaşamda daha merkezi bir konuma gelmesine yol açabilir.</p>
<p data-path-to-node="11">Bunun dışında, kriz dönemlerinde ve travmatik olaylarda insanlar genelde kendilerini güvende hissettikleri ilişkilere geri dönme eğilimi gösterirler. Aile çoğu zaman bu güvenlik duygusunun en güçlü kaynaklarından biridir. Pandemi gibi küresel krizler sosyal hayatın daralmasına, belirsizliklerin artmasına ve dış dünyanın daha tehditkar görünmesine neden olmuştur. Benzer şekilde Türkiye bağlamında yaşanan doğal afetler ve toplumsal belirsizlikler de insanların daha çok aile bağlarına yönelmesine yol açabilmektedir.</p>
<p data-path-to-node="12">Bu koşullar bir araya geldiğinde ayrışma süreci daha karmaşık hale gelebilir.</p>
<h2 data-path-to-node="13"><b data-path-to-node="13" data-index-in-node="0">Güncel Ortamda Ayrı Bir Birey Olabilmek</b></h2>
<p data-path-to-node="14">Ayrışma isteği çoğu zaman çelişkili duygular yaratır. Bir yanınız özgürleşmek ve kendi hayatınızı kurmak isterken, diğer yanınız ailenizin yanında kalarak büyümeye, sorumluluk almaya, ayrışmaya direnebilir. Bir yanıyla sürecin zorlukları çok da sıra dışı değildir. Antropoloji çalışmaları da birçok kültürde çocukluluktan yetişkinliğe giden yolun sembolik eşikleri olan “geçiş ritüelleri”nin önemini vurgulamaktadır.</p>
<p data-path-to-node="15">Ayrışma çoğu zaman tek bir kararla gerçekleşen bir süreç değildir. Daha çok küçük adımlarla ve içsel farkındalıkların bir araya gelmesiyle gelişir. Kendi ihtiyaçlarını fark etmek, aileden gelen beklentileri sorgulamak ve suçluluk duygusuyla çalışabilmek bu sürecin önemli parçalarıdır.</p>
<p data-path-to-node="16">Bazı insanlar için bu süreç oldukça yavaş ilerleyebilir. Bazen kişi uzun süre kendini iki dünya arasında kalmış gibi hissedebilir. Bir yanda aileye ait olma duygusu, diğer yanda kendi hayatını kurma arzusu vardır. Peter Pan’daki gibi “büyümeyi erteleme” durumu aslında her zaman isteksizlikten kaynaklanmaz; bazen karmaşık <b data-path-to-node="16" data-index-in-node="323">ilişkisel dinamikler</b> ve toplumsal koşulların da bir sonucudur.</p>
<p data-path-to-node="17">Sonuç olarak ayrışma, aileden uzaklaşmak değil, aileyle kurulan ilişki içinde kendi yerini bulabilmektir. Bu süreç zaman alabilir ve çoğu zaman çelişkili duygular içerir. Ancak kişinin kendi sesini tanımaya başlaması ve kendi hayat yönünü çizmesi bireysel gelişimin en önemli adımlarından biridir.</p>
<h2 data-path-to-node="19"><b data-path-to-node="19" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<p data-path-to-node="19"> Atak, H., Tatlı, C. E., Çokamay, G., Büyükpabuşcu, H., &amp; Çok, F. (2016). Yetişkinliğe Geçiş: Türkiye’de Demografik Ölçütler Bağlamında Kuramsal Bir Gözden Geçirme. Psikiyatride Guncel Yaklasimlar- Current Approaches in Psychiatry, 8(22173), 204- 227. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.18863/pgy.238184" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwjS6MPx-q6TAxUAAAAAHQAAAAAQhAU">https://doi.org/10.18863/pgy.238184</a> Hacıalioğlu, S. (2026, January 8). Economic reality shapes generation of &#8216;home-based&#8217; youth in Türkiye. Türkiye Today. <a class="ng-star-inserted" href="https://www.turkiyetoday.com/nation/economic-reality-shapes-" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwjS6MPx-q6TAxUAAAAAHQAAAAAQhQU">https://www.turkiyetoday.com/nation/economic-reality-shapes-</a> generation-of-home-based-youth-in-turkiye-3212625?utm_source=chatgpt.com&amp;s=3 Mahler, M. S. (2018). İnsan yavrusunun psikolojik doğumu. Metis Yayıncılık. Minuchin, S. (1974). Families and family therapy. Harvard University Press. Various. (2023). Psikanaliz Yazıları 47 &#8211; Sembiyoz. Bağlam Yayınları.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/ailene-cok-yakin-ama-kendine-cok-uzak-hissetmek-ayrismanin-zorluklari-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlişkilerde Neye İhtiyacımız Var?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/iliskilerde-neye-ihtiyacimiz-var/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=iliskilerde-neye-ihtiyacimiz-var</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/iliskilerde-neye-ihtiyacimiz-var/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahar Taluy]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 22:10:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aşk ve İlişkiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=25942</guid>

					<description><![CDATA[İnsan ilişkiler içine doğan bir varlıktır. Hayatın en başından onu hayatta tutacak, bakım verecek bir ötekinin varlığına ihtiyaç duyar. Bu ilk temas, sadece bir hayatta kalma meselesi değildir; aynı zamanda kişinin dünyayı nasıl algıladığını, kendisini nasıl konumlandırdığını ve ileride kuracağı ilişkilerin nasıl olacağını da belirleyen bir ilk “yaşam alanıdır.” Belki de bu yüzden ilişkiler insanlar [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="1">İnsan ilişkiler içine doğan bir varlıktır. Hayatın en başından onu hayatta tutacak, bakım verecek bir ötekinin varlığına ihtiyaç duyar. Bu ilk temas, sadece bir hayatta kalma meselesi değildir; aynı zamanda kişinin dünyayı nasıl algıladığını, kendisini nasıl konumlandırdığını ve ileride kuracağı ilişkilerin nasıl olacağını da belirleyen bir ilk “yaşam alanıdır.”</p>
<p data-path-to-node="2">Belki de bu yüzden ilişkiler insanlar için bir tür ev gibidir. İçinde barınmak, sığınmak, kendin gibi olabilmek için ihtiyaç duyulan psikolojik alanlardır. Kimisi içimizi ısıtır, bizi sarıp sarmalar. Kimisinde ise ne yaparsak yapalım ısınamayız.</p>
<p data-path-to-node="3">Richard Erskine, <b data-path-to-node="3" data-index-in-node="17">İlişkisel</b> İhtiyaçlar Model’inde ilişkilere duyulan ihtiyacın temel bir insan motivasyonu olduğunu ve ihtiyacın ancak diğer insanlarla temasta, irtibatta olarak karşılanabileceğini söylemektedir. Bu ilişkisel ihtiyaçlar belli yaşlara ya da dönemlere özgü değildir. Aksine, yaşam boyu insanlarla kurduğumuz ilişkilerden beklentilerimiz ve ihtiyaçlarımız dahilinde şekillenmeye devam ederler. Bu ihtiyaçlar her zaman bilinçli düzeyde fark edilmeyebilir; ancak yeterince karşılanmadıklarında daha görünür hale gelirler, tıpkı bir evin temelindeki çatlakların önce görünmez olup sonra duvara yansıması gibi, karşılanmadıklarında kendilerini hissettirmeye başlarlar.</p>
<p data-path-to-node="4">Kişi hangi ihtiyacının karşılanmadığını anlamayabilir ama içinde hissettiği boşluk, eksiklik, içten içe kemiren bir yalnızlığı duyumsayabilir. Bu durum sürdükçe duygular yoğunlaşarak hayal kırıklığına ya da öfkeye dönüşebilir.</p>
<h2 data-path-to-node="5"><b data-path-to-node="5" data-index-in-node="0">İlişki Evinin Sekiz Temeli</b></h2>
<ol start="1" data-path-to-node="6">
<li>
<p data-path-to-node="6,0,0"><b data-path-to-node="6,0,0" data-index-in-node="0">Güvenlik İhtiyacı:</b> Tıpkı fiziksel olarak hayatta kalma ihtiyacı gibi insanlar ilişki içerisinde de güvende olduklarını bilme ihtiyacı duyarlar. Yakın ilişkilerde, düşüncelerini ve duygularını paylaşırken karşımızdaki kişinin sevgisini ve saygısını kaybetmeyeceğimizden emin olmak isteriz. Bu durumda güvenlik ihtiyacı ilişki içerisinde korkmadan renklerimizi gösterebileceğimiz bir alana ihtiyaç duymak olarak görülebilir.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="6,1,0"><b data-path-to-node="6,1,0" data-index-in-node="0">Doğrulanmış, Onaylanmış ve Anlamlı Hissetme İhtiyacı:</b> Birini tam olarak anlamak mümkün olmasa da onu kendine has, otantik haliyle, kimliğiyle, duygu ve deneyimleriyle anlamaya çalışmak ve değerli görmek mümkün. Bu noktada, onaylanma ihtiyacı <b data-path-to-node="6,1,0" data-index-in-node="242">empatiyi</b> güçlendirerek kişinin kendine verdiği değeri arttırır ve ilişkisel bağlarını güçlendirir.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="6,2,0"><b data-path-to-node="6,2,0" data-index-in-node="0">Kabul Edilme İhtiyacı:</b> Tıpkı çocukken hayatta kalmak için bir bakım veren ya da rehberlik eden insanlara ihtiyaç duyulması gibi ilişki içinde de istikrarlı ve dayanılabilir bir figüre yaslanabilme ihtiyacı vardır. Bu figür gerektiğinde rehberlik edebilen, koruyan ve duygusal güvenliği sağlayan biridir.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="6,3,0"><b data-path-to-node="6,3,0" data-index-in-node="0">Kişisel Deneyimin Onaylanması:</b> İlişki içerisinde karşılıklılık olarak tanımlanabilecek bu ihtiyaçta, “uzun açıklamalar yapmadan anlaşılma” arzusudur. Kişiler aynı deneyimi yaşamamış olsalar da duygusal düzeyde birbirini anlayabilme halinde olabilmekle ilgilidir.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="6,4,0"><b data-path-to-node="6,4,0" data-index-in-node="0">Kendini Tanımlama İhtiyacı:</b> İlişki içerisinde sadece benzerlik kurabilmek değil; bireysel farklılıkları da görerek, kabul edebilmek gerekir. Özgünlüğünü ifade etme ihtiyacı bastırıldığında, bu uyumlu olabilmek adına kendi benliğin bastırılmasına ya da silinmesine kadar gidebilir. Kendini tanımlayabilmek, sağlıklı bir benlik gelişimi için temel bir unsurdur.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="6,5,0"><b data-path-to-node="6,5,0" data-index-in-node="0">Etki Yaratma İhtiyacı:</b> Anlamlı bir ilişki içerisinde kişi sadece duyulmak ve görülmek değil; aynı zamanda karşı tarafta bir etki yaratabildiğini de görmek ister. Bu etkinin içinde istenen şekilde davranılması, düşünce değişikliklerinin olması ya da duygusal bir tepki yaratmayı içerebilir. Bu ihtiyacın karşılanabilmesi için sadece düşünce bazında bu etkinin oluşması değil; aynı zamanda istenen etkinin gerçekleştiğini görmek de gerekir.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="6,6,0"><b data-path-to-node="6,6,0" data-index-in-node="0">Diğer Kişinin Başlatması İhtiyacı:</b> İlişki içerisinde tek taraflılığın olması bu ihtiyacı arttırabilir. Bu ihtiyaç ilişki içerisinde sözel olan ya da olmayan davranışların sadece tek tarafın sorumluluğunda olmadığı, karşı tarafın da kendiliğinden adım atması, ilişkiyi sürdürmesi, temas başlatması, kişinin değerli ve arzu edilen biri olduğunu hissetmesini pekiştirir.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="6,7,0"><b data-path-to-node="6,7,0" data-index-in-node="0">Sevgiyi İfade Etme İhtiyacı:</b> İlişki içerisinde sevgi, şefkat ve yakınlığın özgürce gösterilebilmesi sağlıklı bir ilişkinin temelidir. Bu duygular bastırıldığında, sadece ilişki içindeki dengenin bozulması değil; kişinin kendi içsel deneyimine de <b data-path-to-node="6,7,0" data-index-in-node="246">yabancılaşmasına</b> yol açabilir.</p>
</li>
</ol>
<h2 data-path-to-node="7"><b data-path-to-node="7" data-index-in-node="0">Ben’den Biz’e İlişkisel İhtiyaçlar Üzerine Düşünmek</b></h2>
<p data-path-to-node="8">Ne zaman “ilişki” desek, çoğu zaman aklımıza romantik ilişkiler gelir. Oysa ilişkisel ihtiyaçlar yalnızca iki kişi arasındaki yakın bağlarda değil; aile içinde, arkadaşlıkta, iş ortamında, kısacası insanlarla temas ettiğimiz her alanda varlığını sürdürür. Her temas, küçük ya da büyük bir “ilişki evi” kurar.</p>
<p data-path-to-node="9">Elbette her ihtiyacı karşılamak zorunda değiliz. Her evin tüm odalarını biz döşemek, tüm çatlaklarını tek başımıza onarmak durumunda değiliz. Sınırlar, sorumluluk ve karşılıklılık bu yapının sağlıklı kalabilmesi için gereklidir. Ancak belki de asıl mesele, evin içinde yankılanan huzursuzluğun nereden geldiğini fark edebilmektir.</p>
<p data-path-to-node="10">“Ben”den “biz”e geçiş, tüm ihtiyaçları üstlenmek değil hem kendi içimizdeki hem de karşımızdaki evin eksik kalan tuğlalarını, döşenmemiş ya da yenilenmeye ihtiyaç duyan odalarını görebilmekle ilgilidir. Bir ihtiyacı fark etmek, onu hemen karşılamak anlamına gelmez. Onu görünür kılmakla başlayabiliriz.</p>
<h2 data-path-to-node="12"><b data-path-to-node="12" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<p data-path-to-node="12">Erskine, R. G. (2019). Developmentally Based, Relationally Focused Integrative Psychotherapy: Eight Essential Points. International Journal of Integrative Psychotherapy, 10. Erskine, R. G. (2011). Attachment, Relational-Needs, and Psychotherapeutic Presence. International Journal of Integrative Psychotherapy, 2(1). Erskine, R. G. (2024). İyileştiren İlişkiler: Terapideki Diyaloglar Üzerine Yorumlar. Okuyan Us Yayınları. Erskine, R. G., Moursund, J. P., &amp; Trautmann, R. L. (1999). Beyond empathy: A therapy of contact-in-Relationship. Taylor &amp; Francis. Erskine, R. G., &amp; Trautmann, R. L. (1996). Methods of an integrative psychotherapy. Transactional Analysis Journal, 26(4), 316-328. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.1177/036215379602600410" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwjOybOU9eeSAxUAAAAAHQAAAAAQywU">https://doi.org/10.1177/036215379602600410</a> Toksoy, Ş., Cerit, C., Aker, A., &amp; Zvelc, G. (2020). Relational needs satisfaction scale: Reliability and validity study in Turkish. Anatolian Journal of Psychiatry, 21(2), 37-44. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.5455/apd.115143" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwjOybOU9eeSAxUAAAAAHQAAAAAQzAU">https://doi.org/10.5455/apd.115143</a> Toksoy, Ş. E. (2021). The measurement of relational needs based on Erskine&#8217;s model and its relation to traumatic stress symptoms [Doctoral dissertation].</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/iliskilerde-neye-ihtiyacimiz-var/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Duygusal Ensest: Puzzle Parçalarını Bir Araya Getirmek</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/duygusal-ensest-puzzle-parcalarini-bir-araya-getirmek/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=duygusal-ensest-puzzle-parcalarini-bir-araya-getirmek</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/duygusal-ensest-puzzle-parcalarini-bir-araya-getirmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahar Taluy]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Jan 2026 22:40:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Travma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=23130</guid>

					<description><![CDATA[1. Resmi Göremeyen Çocuk Aile içinde konuşulması zor bazı travmatik konular vardır. Açıkça dile getirilmezler; ancak etkileri uzun süre hissedilir. Çocukluk travmaları yalnızca olağanüstü olaylar ya da yabancılarla yaşanan durumlarla sınırlı değildir; çocuğun bakım vereniyle kurduğu ilişki içinde de gelişebilir. Fiziksel ve cinsel travmalar daha görünürken, duygusal travmalar çoğu zaman fark edilmez. Bu deneyimler çoğu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2 data-path-to-node="1"><b data-path-to-node="1" data-index-in-node="0">1. Resmi Göremeyen Çocuk</b></h2>
<p data-path-to-node="2">Aile içinde konuşulması zor bazı travmatik konular vardır. Açıkça dile getirilmezler; ancak etkileri uzun süre hissedilir. Çocukluk travmaları yalnızca olağanüstü olaylar ya da yabancılarla yaşanan durumlarla sınırlı değildir; çocuğun bakım vereniyle kurduğu ilişki içinde de gelişebilir. Fiziksel ve cinsel travmalar daha görünürken, <b data-path-to-node="2" data-index-in-node="335">duygusal travmalar</b> çoğu zaman fark edilmez. Bu deneyimler çoğu zaman dağınık bir yapbozun parçaları gibidir. Tek tek bakıldığında anlamlı görülmezler ve dışarıdan sıcak, işlevsel görünen aile düzeni bu nedenle uzun süre sorgulanmadan korunur.</p>
<p data-path-to-node="3">Bu düzenin içinde, ebeveyn-çocuk arasındaki rol değişimi ya da karmaşasıyla ortaya çıkan <b data-path-to-node="3" data-index-in-node="89">duygusal ensest</b> yer alabilir. Çocuk, bakım verene ruhsal olarak bağımlı olduğu için yaşadıklarında bir yanlışlık hissetse bile elindeki parçaları bir araya getirecek araçlara sahip değildir. Önceliği resmi görmek değil; bakım vereniyle ilişkiyi sürdürebilmektir. Bu nedenle kendisinden beklenen duygusal rolleri doğal kabul eder ve uyum sağlar. Çoğu zaman bu parçalar bir araya gelmez; hatta yetişkinlikteki yakın ilişkilere de taşınır.</p>
<h2 data-path-to-node="4"><b data-path-to-node="4" data-index-in-node="0">2. Parçaların Zorla Birleşmesi</b></h2>
<p data-path-to-node="5">Yaşına uygun olmayan bir yapbozu tamamlaması beklenen çocuğun karşısındaki yetişkinin ona eşlik ettiğini zanneder ama gerçek çok daha farklıdır. Makalelerinde Slavin ve Pollock, çocuğun bakım verenin ruhsal ihtiyaçlarını karşılamak zorunda kaldığı durumlarda kendi <b data-path-to-node="5" data-index-in-node="265">arzusunun zehirlendiğinden</b> bahseder. Özellikle duygusal ensest bağlamında, ebeveynin doyurulmamış ihtiyaçları çocuğun arzu alanını işgal eder. Bu durumda çocuk, sevgi ve bağlılığı sürdürebilmek için kendi bedensel ve ruhsal sınırlarını askıya alır, diğerinin talepleri için yaşar. Arzu hem çekici hem de tehditkar bir deneyime olarak algılanır. Çünkü yakınlık artık haz ve suçluluk arasında birbirine benzeyen ama tam uymayan yapboz parçalarına dönüşmüştür.</p>
<p data-path-to-node="6">Ferenzci de çocuklarla yetişkinlerin aynı dili konuşamadıklarından bahsetmiştir. Çocuğun sevgi ve şefkat dilinde kurduğu ilişki, patolojik yetişkinin gözünde tutkunun, gücün ve duygusal doyum arayışıyla karşılık bulduğunda; bu iki dilin karıştığı noktada travma ortaya çıkar. Henüz yetişkine direnebilecek savunmaları olmayan çocuk, aşırı korku altında hayatta kalabilmek için aşırı uysal, kendini feda eden, sınır koymakta zorlanan bir <b data-path-to-node="6" data-index-in-node="437">bağlanma stili</b> geliştirir.</p>
<p data-path-to-node="7">Benzer şekilde, Reisner, çocuğun “baştan çıkarıcı” olduğu ya da sürece bilinçli olarak katıldığı yönündeki varsayımların yetişkinin sınır ihlallerini görünmez kıldığından bahsetmiştir. Çünkü gelişimsel olarak çocuk, bakım vereniyle ilişki içindeki güç asimetrisini dengeleyecek araçlara sahip değildir. Çocuk o sırada parçaların uymadığını görse bile yetişkinin anlamlandıramadığı aşırılıkları karşısında hayır deme şansı yoktur. Parça oraya ait olmasa dahi oraya zorla sığdırılır. Böylece çocuk kendi yapbozunu yapan biri olmaktan çıkıp yetişkinin acısını, yalnızlığını ya da duygusal ihtiyaçlarını taşıyan birine dönüşür.</p>
<h2 data-path-to-node="8"><b data-path-to-node="8" data-index-in-node="0">3. Dışarıdan Bir Gözle Parçalara Bakmak</b></h2>
<p data-path-to-node="9">Sınırların bulanık olduğu bu ilişki biçiminde nelerin duygusal ensest olduğunu görmek için yapbozu kenarlardan yapmaya başlamak, çerçeveyi çizmek için kritik bir öneme sahiptir. Duygusal ensestte çocuk, ebeveynin duygusal/ilişkisel ihtiyaçlarını karşılayan yedek bir eş haline gelir. Kendi ihtiyaçlarının ihmal edilmesi pahasına, ebeveynin duygusal dertlerini, evlilik sorunlarını dinleyen, onu teselli eden, yatıştıran, moral vermeye çalışan kişi olur. Ebeveynleri çatıştığında rahatsız hissetse bile <b data-path-to-node="9" data-index-in-node="502">arabulucu rolüne</b> sokulan kişidir. Hatta gerektiğinde bir ebeveyni diğerine karşı koruma rolünü üstlenmesi beklenir.</p>
<p data-path-to-node="10">Parçalar bir araya gelirken çocuğun dünyasında neler yaşanır? Yaşından büyük sorumlulukları omuzlamaya çalışan çocuk, ailenin huzuru, ebeveynin ihtiyaçları için kendi duygusal ihtiyaçlarını bastırır. Ebeveynlerinden ayrışmakta zorlanabileceği gibi yaşıtlarıyla sağlıklı ilişkiler kurmakta da zorlanabilir. Hatta yaşından çok daha olgun görünen bu davranışlar toplum tarafından onaylanabilir. Çocuk ise geriye dönüp baktığında bu bulanık ilişkilerin içinde kaybolmuş ya da çocukluğunu yaşayamamış hissedebilir. Çoğu zaman ise çocuk özel hissetmekle ile istismar edilmek arasındaki farkı ayırt etmekte zorlanabilir.</p>
<h2 data-path-to-node="11"><b data-path-to-node="11" data-index-in-node="0">4. Yapboz Tamamlandığında Ne Olur?</b></h2>
<p data-path-to-node="12">Parçaların birleşip resmi açığa çıkarması her zaman çocuk için rahatlatıcı bir durum olmaz. Aksine, resmin bütününe bakmak öfke, üzüntü ve yas duygularını da beraberinde getirir. Yaşananların adlandırılması ve yaşanmamışlıkların görülmesiyle geçmişin ağırlığını da ortaya çıkarır. Diğer bir yandan parçaların birleşmesi ve resmin ortaya çıkması, sınırların netleşmesi, “Bu kimin duygusu?” sorusuna cevap bulabilmek için de önemli bir yere sahiptir.</p>
<h2 data-path-to-node="13"><b data-path-to-node="13" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<ul data-path-to-node="14">
<li>
<p data-path-to-node="14,0,0">Çimşir, E., &amp; Akdoğan, R. (2021). Childhood emotional incest scale. PsycTESTS Dataset. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.1037/t84219-000" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwjMg6mBsZqSAxUAAAAAHQAAAAAQggE">https://doi.org/10.1037/t84219-000</a></p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="14,1,0">Ferenczi, S. (1988). Confusion of tongues between adults and the child. Contemporary Psychoanalysis, 24(2), 196-206. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.1080/00107530.1988.10746234" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwjMg6mBsZqSAxUAAAAAHQAAAAAQgwE">https://doi.org/10.1080/00107530.1988.10746234</a></p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="14,2,0">Herman, J. L. (1997). Trauma and recovery: The aftermath of violence&#8211;from domestic abuse to political terror.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="14,3,0">Reisner, S. (2003). Trauma: The seductive hypothesis. Journal of the American Psychoanalytic Association, 51(2), 381-414. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.1177/00030651030510021701" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwjMg6mBsZqSAxUAAAAAHQAAAAAQhAE">https://doi.org/10.1177/00030651030510021701</a></p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="14,4,0">Slavin, J. H., &amp; Pollock, L. (1997). The poisoning of desire. Contemporary Psychoanalysis, 33(4), 573-593. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.1080/00107530.1997.10747006" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwjMg6mBsZqSAxUAAAAAHQAAAAAQhQE">https://doi.org/10.1080/00107530.1997.10747006</a></p>
</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/duygusal-ensest-puzzle-parcalarini-bir-araya-getirmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aile Öyküsünde Çözülmemiş Dosyalar: Nesiller Arası Travma Aktarımı</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/aile-oykusunde-cozulmemis-dosyalar-nesiller-arasi-travma-aktarimi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=aile-oykusunde-cozulmemis-dosyalar-nesiller-arasi-travma-aktarimi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/aile-oykusunde-cozulmemis-dosyalar-nesiller-arasi-travma-aktarimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahar Taluy]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Dec 2025 21:00:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Travma ve Bilinçaltı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=20810</guid>

					<description><![CDATA[Her ailenin sırları vardır. Bu sırlar çoğu zaman söze dökülmemiş, anlamlandırılmamış ve işlenmeden kalmış, aileyi derinden sarsan olayların kalıntılarıdır. Zamanın bir noktasında donup kalan bu yaşantılar adeta faili meçhul, çözülememiş davalar gibi bekler. Dosyalar kapatılmış gibi görünse de aslında hiçbir zaman gerçekten kapanmamıştır. Bu çözülememiş dosyalar ailede suskun ve huzursuz birer hayalet yaratır. Olayın tanıkları [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="569" data-end="1124">Her ailenin sırları vardır. Bu sırlar çoğu zaman söze dökülmemiş, anlamlandırılmamış ve işlenmeden kalmış, aileyi derinden sarsan olayların kalıntılarıdır. Zamanın bir noktasında donup kalan bu yaşantılar adeta faili meçhul, çözülememiş davalar gibi bekler. Dosyalar kapatılmış gibi görünse de aslında hiçbir zaman gerçekten kapanmamıştır. Bu çözülememiş dosyalar ailede suskun ve huzursuz birer <strong data-start="965" data-end="976">hayalet</strong> yaratır. Olayın tanıkları hayatta olmasa bile bu hayaletler varlıklarını sürdürürler. Aileyi bir nesilden diğerine takip eder, onlarla beslenirler.</p>
<p data-start="1126" data-end="1496">Bugün hissedilen duygular, düşünceler gerçekten bize mi ait; yoksa bizden önceki nesillerin maruz kaldığı <strong data-start="1232" data-end="1247">travmaların</strong> mirası mı? Bir türlü anlamlandırılamayan korkuların, bunlara eşlik eden endişelerin, açıklanamayan suçluluk duygusunun ya da yer yer taşan öfkenin altında aile öyküsünde çözülmemiş dosyaların olma ihtimali dikkat çeken bir tartışma alanı yaratıyor.</p>
<p data-start="1498" data-end="1752">Bu bağlamda, geçmişin “hayaletlerinin” hâlâ bizimle olup olmadığı önemli bir soru. Aile öyküsündeki olaylar bugünkü yaşamımızı nasıl etkiliyor? Kendi eylemlerimizin sorumluluğunu üstümüzden atmadan aile geçmişinin bilinmez yanlarına ışık tutabilir miyiz?</p>
<h2 data-start="1759" data-end="1804"><strong data-start="1762" data-end="1804">Kuşaklararası Çözülmemiş Aile Vakaları</strong></h2>
<p data-start="1806" data-end="2267">Nesiller arası travma kavramı, İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıcı etkilerinden sonra araştırılmaya başlanmıştır. Yapılan çalışmalar travmaların sadece maruz kalan kişiyi değil; onun çevresindekileri de etkilediğini göstermektedir. Bu anlamda, doğrudan travmaya maruz kalınmamış olsa bile aile öyküsünün içinde yer alan zorlayıcı travmalar, bir sonraki nesle geçerek gençleri ebeveynlerinin baş edemediği geçmişin hayaletleriyle mücadele etmek zorunda bırakabiliyor.</p>
<p data-start="2269" data-end="2445">Ebeveynden çocuğa kalan bu mücadele ikincil ya da vekâleten travma olarak adlandırılırken; üçüncü nesle taşındığında ise artık travmanın kuşaklararası aktarımına dönüşmektedir.</p>
<h2 data-start="2452" data-end="2492"><strong data-start="2455" data-end="2492">Vakaya Psikanalitik Olarak Bakmak</strong></h2>
<p data-start="2494" data-end="2956">Psikanalitik literatür, nesiller arası travma aktarımını yalnızca aile öyküsünde yer alan tarihsel bir süreç olarak ele almamış; aynı zamanda onu duygusal ve ilişkisel bağlamda aktarılan, tekrarlanan bir vaka örüntüsü olarak görmüştür. Selma Fraiberg, çocuk odasında dolanan hayaletlerden bahsetmiş; en sevgi dolu ailelerde bile ebeveynlerin kendi çocukluklarında yaşadıkları çözülememiş olayların, bebekleriyle olan ilişkisini etkileyebileceğini ifade etmiştir.</p>
<p data-start="2958" data-end="3115">Kendi hayaletleri tarafından “ele geçirilmiş” görünen bu ebeveynler, ailede çözülmemiş vakayı, zamanda donup kaldıkları ana özgü şekillerde tekrarlamaktadır.</p>
<p data-start="3117" data-end="3583">Nicholas Abraham ve Maria Torok’un teorisinde ise hayaletler, önceki nesillerin travmatik yaşantılarının yansımalarıdır. Genç neslin dışa vurduğu semptomlar kendi yaşam deneyimlerinden değil; önceki neslin içsel çatışmalarından, travmalarından ve sırlarından kaynaklanmaktadır. Bu hayaletler bireyin içinde adeta birer <strong data-start="3436" data-end="3452">gömülü mezar</strong> hâline gelir. Abraham ve Torok’a göre başkalarına ait bu gömülü mezarlar, çocuğun içinde söze dökemediği bir boşluk hissi yaratır.</p>
<p data-start="3585" data-end="4160">Yolanda Gampel ise bu kavramı aile öyküsünün dışına taşıyarak daha toplumsal bir zeminde ele almıştır. Onun bakış açısına göre, insanların diğer insanlara uyguladığı yıkıcı eylemler tıpkı radyoaktiviteye maruz kalmanın beden üzerindeki etkileri gibidir. Belirli bir zaman ya da coğrafyayla sınırlı kalmadan dolaşan bu durum, bulunduğumuz toplumsal yapı içinde hepimizi bu etkileşimin pasif alıcısı ya da vericisi hâline getirebilir. Etkileri doğrudan ayırt edilemeyen bu süreç; bedensel hastalıklar, duygusal çalkantılar veya kimlik bunalımları şeklinde kendini gösterebilir.</p>
<h2 data-start="4167" data-end="4215"><strong data-start="4170" data-end="4215">Dosyayı Yeniden Açmak: Bu Kimin Travması?</strong></h2>
<p data-start="4217" data-end="4582">Nesiller arası travma yalnızca bireysel aile öyküsünün değil; aynı zamanda toplumsal ve kültürel mirasın içinde de şekillenir. Türkiye’nin toplumsal belleği bu konuda çoğu zaman yeterince ele alınmamış, yüklü vakalarla doludur. Savaşlar, zorunlu göçler, terör olayları ve darbeler gibi kitlesel travmalar, travmanın aktarımı için oldukça riskli bir zemin oluşturur.</p>
<p data-start="4584" data-end="4966">Bu nedenle, nesiller arası travmanın Türkiye bağlamında hem aile dinamikleri hem de toplumsal yaralanmalar açısından nasıl işlediğini anlamak, yalnızca psikolojik değil; aynı zamanda kültürel bir sorumluluk olarak karşımıza çıkar. Geçmişin yaşantıları zorlayıcı olabilir; ancak günümüzün sunduğu olanaklarla bu yaşantılara tanınma, anlamlandırılma ve iyileşme alanı açmak mümkündür.</p>
<h2 data-start="4973" data-end="5004"><strong data-start="4976" data-end="5004">Bu Dosya Kapanabilir Mi?</strong></h2>
<p data-start="5006" data-end="5547">Aile öyküsündeki çözülmemiş dosyalar ancak yaşananlar üzerine ışık tutulduğunda anlam kazanır. Terapötik süreç bu noktada bir dedektif gibi devreye girer. Dosyaya yeniden bakıldığında, geçmiş nesillerin sesi bireyin bilinçdışından duyulabilir. Parçalanmış anıların bir araya getirilmesi, sessizliğin ardında yatanın keşfedilmesi ve duyguların isimlendirilmesi, nesillerdir aileye musallat olmuş hayaletlere bir kimlik kazandırır. İsmi olan hayaletler ise kişi üzerindeki güçlerini yavaş yavaş kaybeder. Fail görünür hâle gelir, dava kapanır.</p>
<p data-start="5549" data-end="5912">Nesiller arası travma aile içinde tekrar eden bir kader olmak zorunda değildir. Aile geçmişini tüm ayrıntılarıyla bilmeye gerek kalmadan, yalnızca bu duyguların kaynağını merak etmek ve bunun izini sürmek bile dosyanın yeniden açılması için önemli bir ilk adımdır. Gömülü aile öyküsü görünür hâle geldiğinde, sonraki nesillerin taşıdığı yük de hafiflemeye başlar.</p>
<p data-start="5914" data-end="6112" data-is-last-node="" data-is-only-node="">Sonuç olarak, aile öyküsünde kapatılmamış dosyaları anlamlandırmak hem geçmişin yarım kalan işlerine bir nokta koyar hem de yaşananların geride bırakılmasına olanak tanıyarak iyileşmenin önünü açar.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/aile-oykusunde-cozulmemis-dosyalar-nesiller-arasi-travma-aktarimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
