<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Ayşe Nur Öz &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/aysenuroz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Mon, 25 May 2026 12:23:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Ayşe Nur Öz &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>An</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/an/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=an</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/an/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Nur Öz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 May 2026 21:47:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikosomatik]]></category>
		<category><![CDATA[anda kalmak]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=36505</guid>

					<description><![CDATA[Sanki hayatlarımız yıllardır bir çağlayan gibi akan nehirlerin içinde ne yapacağını kestirmeye çalışırken geçiyor. Seanslarda ya da eğitimlerde &#8220;şimdi ve burada&#8221;nın ne kadar önemli olduğunu konuşuyor, üzerine egzersizler yapıyoruz. Ancak hayat, bütün telaşesiyle ve türlü türlü değişimlerle akıp giderken kendimizi çok kez kaybolmuş ya da pek çok şeyin altında ezilmiş bir biçimde bulabiliyoruz. Sürekli peşimizden [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sanki hayatlarımız yıllardır bir çağlayan gibi akan nehirlerin içinde ne yapacağını kestirmeye çalışırken geçiyor. Seanslarda ya da eğitimlerde &#8220;şimdi ve burada&#8221;nın ne kadar önemli olduğunu konuşuyor, üzerine egzersizler yapıyoruz. Ancak hayat, bütün telaşesiyle ve türlü türlü değişimlerle akıp giderken kendimizi çok kez kaybolmuş ya da pek çok şeyin altında ezilmiş bir biçimde bulabiliyoruz.</p>
<p>Sürekli peşimizden bir atlı kovalıyor gibi yaşadığımız bu ömür, eğer içinde bir <strong>mana</strong> barındırmıyorsa, oradan buraya savrulan bir kumaş gibi yağmurdan çamurdan etkilenerek dallara taşlara sürterek belki de kendiliğinin parçalanmasıyla sonuçlanabiliyor. Çünkü başta da tasvir ettiğim gibi, nehrin içinde tutunacak bir dalınız yoksa ya da ayaklarınızı zemine basarak kendinizi orada tutamıyorsanız, her dalgadan ve her darbeden etkilenmeniz kaçınılmaz bir sonuç olacaktır.</p>
<p>İşte bu yüzden &#8220;an&#8221; dediğimiz şey bu denli kıymetli. Orada kalmak için çabalamazsak, başka yerlere savrulmaya mahkum oluruz; orada olmanın kıymetini anlayamaz yahut yaşayamazsak, sürekli arkamıza döner ve değerlendiremediğimiz fırsatları yaşayamadığımız günleri bir yük olarak sırtımızda taşımaya başlarız. Ne kadar pesimistik bir tablo değil mi? Gerçekten bu denli önemli mi hayatımızdaki anlar? Her birini göz ardı edip yola devam ettiğimizi zannederken aslında bunlara mı sebep oluyormuşuz diye bir durup bakmalı insanoğlu. Anda, bu yazıyı okuduğu o anda durup sormalı belki de.</p>
<p>Peki, başlamak için en çok ihtiyaç duyduğumuz şeyi, <strong>farkındalığımızı</strong> elde ettiysek, yola neyle devam edeceğiz? Neler yapabiliriz? Bu güne kadarki tecrübelerime dayanarak söyleyebilirim ki en etkili tekniklerden biri <strong>topraklama egzersizleri</strong>dir (grounding exercises).</p>
<p>Bazı zamanlarda bedenimizin orada olduğunu biliriz, ama kendimizi başka bir şeyler düşünürken, başka sokaklarda gezerken buluruz; sanki orada değilmişiz gibi o ortamda geçen konuşmaları hiç duymamış, neler olduğunu anlayamamış bir halde buluruz. O anlarda kendimizi ortamdan kopmuş gibi hissederiz, fakat ne sebebini bilir ne de nedenlerini araştırırız; dikkatim dağılmış diyip tekrardan sohbete dahil olma telaşına düşeriz. Topraklama egzersizleri, kişinin dikkatini geçmişteki düşüncelerden, gelecekle ilgili kaygılardan veya yoğun duygusal dalgalanmadan çıkarıp mevcut ana yönlendirmeyi amaçlayan tekniklerdir. &#8220;Topraklama&#8221; denmesinin nedeni, kişiyi yeniden bedene, çevreye ve gerçek zamana &#8220;bağlamaya&#8221; çalışmasıdır (Therapia Psikoloji, 2022). Bedenimiz orada olsa da dikkatimizi uzaklaştırdığımız bu anlarda topraklama egzersizleri, dikkatimizi nefesimize, duygularımıza, bedensel hislerimize ve çevremizdeki somut şeylere odaklanarak geri getirir.</p>
<p>En sık kullanılan tekniklerden biri <strong>Baştan Ayağa Beden Farkındalığı</strong> (Body Scan) ve <strong>5-4-3-2-1 Tekniği</strong>dir.</p>
<h3>5-4-3-2-1 Tekniği:</h3>
<p>Bulunduğunuz ortamda olduğunuzu, ortamda var olan şeylerle anlayacağınız bu egzersiz şu şekilde gerçekleşir: Etrafınıza iyice bakın ve gördüğünüz 5 şeyi bulun. Ardından 4 şeyi hissetmenizi (ayağınızın yere değdiğini, oturduğunuz yerin bedeninizle temasını), sonra 3 adet şeyi duymanızı, fark ettiğiniz 2 adet kokuyu duymanızı ve son olarak da 1 şeyi tatmanızı (ağzınızdaki bir tadı fark edebilirsiniz) isteyeceğiz.</p>
<h3>Baştan Ayağa Beden Farkındalığı:</h3>
<p>Dikkati sistematik şekilde bedenin farklı bölgelerine yönelterek anda kalmayı sağlayan bir mindfulness/gevşeme egzersizidir (Kabat-Zinn, 1990). Şu şekilde gerçekleşir: Rahat bir pozisyon alabilirsiniz, isterseniz oturabilir veya uzanabilirsiniz. Eğer daha rahat edecekseniz, odaklanmak için gözlerinizi de kapatabilirsiniz. Öncelikle nefesimizi fark ederek çalışmaya başlarız. Çeşitli nefes egzersizleriyle nefesimize odaklanır ve onu izleriz. Ardından uzun ve detaylı bir çalışma yaparak dikkatimizi bedende gezdiririz. Ayaklarımızdan, hatta parmak uçlarımızdan başlayarak parça parça yukarıya çıkarız (örn: ayak parmakları, taban, ayak bileği…). Her bölgede birkaç saniye durup oralarda neler olduğunu fark etmeye/hissetmeye çalışırız. En son kafamızı, hatta saç köklerimizi hissettikten sonra çalışmayı bitirirken tüm bedeninizi bir bütün olarak hissederek bulunduğunuz ortama geri dönün.</p>
<p>İki çalışmayı da detaylarıyla, hatta farklı çalışmaları da çeşitli kaynaklardan bularak uygulayabilirsiniz. Sağlıkla kalın…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/an/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Stresle İlişkimiz</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/stresle-iliskimiz/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=stresle-iliskimiz</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/stresle-iliskimiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Nur Öz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Apr 2026 08:54:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Zihin ve Davranış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=31777</guid>

					<description><![CDATA[Bizler ruh sağlığı profesyonelleri olarak biliyoruz ki, kişinin stres durumunda üç temel tepkisi vardır: savaş, kaç ve don (Cannon, 1932). Kişi bu tepkileri verdikten sonra direnç aşamasına geçer, yani bu stres kaynaklarıyla başa çıkmaya çalışır. Fakat eğer başarılı olamazsa tükenir ve böylelikle karşımıza stresten negatif yönde etkilenmiş bir birey olarak gelir (Selye, 1956). Ancak bu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<section class="text-token-text-primary w-full focus:outline-none [--shadow-height:45px] has-data-writing-block:pointer-events-none has-data-writing-block:-mt-(--shadow-height) has-data-writing-block:pt-(--shadow-height) [&amp;:has([data-writing-block])&gt;*]:pointer-events-auto [content-visibility:auto] supports-[content-visibility:auto]:[contain-intrinsic-size:auto_100lvh] R6Vx5W_threadScrollVars scroll-mb-[calc(var(--scroll-root-safe-area-inset-bottom,0px)+var(--thread-response-height))] scroll-mt-[calc(var(--header-height)+min(200px,max(70px,20svh)))]" dir="auto" data-turn-id="request-WEB:06396675-58fc-42e8-b7de-8bea0519bd2e-10" data-testid="conversation-turn-22" data-scroll-anchor="false" data-turn="assistant">
<div class="text-base my-auto mx-auto pb-10 [--thread-content-margin:var(--thread-content-margin-xs,calc(var(--spacing)*4))] @w-sm/main:[--thread-content-margin:var(--thread-content-margin-sm,calc(var(--spacing)*6))] @w-lg/main:[--thread-content-margin:var(--thread-content-margin-lg,calc(var(--spacing)*16))] px-(--thread-content-margin)">
<div class="[--thread-content-max-width:40rem] @w-lg/main:[--thread-content-max-width:48rem] mx-auto max-w-(--thread-content-max-width) flex-1 group/turn-messages focus-visible:outline-hidden relative flex w-full min-w-0 flex-col agent-turn">
<div class="flex max-w-full flex-col gap-4 grow">
<div class="min-h-8 text-message relative flex w-full flex-col items-end gap-2 text-start break-words whitespace-normal outline-none keyboard-focused:focus-ring [.text-message+&amp;]:mt-1" dir="auto" tabindex="0" data-message-author-role="assistant" data-message-id="3a8668df-215a-401c-9dd9-e0c024a4074f" data-message-model-slug="gpt-5-3" data-turn-start-message="true">
<div class="flex w-full flex-col gap-1 empty:hidden">
<div class="markdown prose dark:prose-invert w-full wrap-break-word light markdown-new-styling">
<p data-start="73" data-end="603">Bizler ruh sağlığı profesyonelleri olarak biliyoruz ki, kişinin stres durumunda üç temel tepkisi vardır: savaş, kaç ve don (Cannon, 1932). Kişi bu tepkileri verdikten sonra direnç aşamasına geçer, yani bu stres kaynaklarıyla başa çıkmaya çalışır. Fakat eğer başarılı olamazsa tükenir ve böylelikle karşımıza stresten negatif yönde etkilenmiş bir birey olarak gelir (Selye, 1956). Ancak bu bilgiler daha çok kitabi bilgiler olup, stresi tam anlamıyla tanıtmaya veya danışanlarımıza etkili şekilde aktarmaya her zaman yeterli olmaz.</p>
<p data-start="605" data-end="1070">Öncelikle stresin tamamen ortadan kaldıramayacağımız, ancak bazı durumlarda kontrol edebileceğimiz veya dizginleyebileceğimiz bir durum olduğu bilgisi oldukça kıymetlidir (Lazarus &amp; Folkman, 1984). Danışanlara tüm stresörleri ortadan kaldıramasak da düşündüğümüzden çok daha fazlasını hayatımızdan çıkarabileceğimizi söylemek rahatlatıcıdır. Çünkü kişi o anlarda kendini boğuluyormuş gibi ya da stresin onun peşinde sürekli dolaşacak bir unsur olduğunu düşünebilir.</p>
<p data-start="1072" data-end="1659">Bazı durumlar bizim kontrolümüz dışındadır ve değiştirilemez; bu noktada bunları kabul edip enerjimizi kontrol edemediğimiz alanlar yerine daha işlevsel alanlara yönlendirebileceğimizi anlatırız. Değişimin mümkün olduğu durumlarda ise yaşadıkları stresin etkisini azaltabileceklerini; bunun için sınırlarını düzenleyebileceklerini ve herhangi bir şeyi değiştiremedikleri durumlarda en azından olaylara bakış açılarını değiştirebileceklerini ifade ederiz. Bu yaklaşımın, <strong data-start="1542" data-end="1560">stres yönetimi</strong>ni güçlendirmeye ve böylelikle etkisini sınırlandırmaya yardımcı olacağını vurgularız (Beck, 1976).</p>
<h2 data-section-id="1ae1aqa" data-start="1666" data-end="1713"><span role="text"><strong data-start="1669" data-end="1713">Otomatik Düşünceler ve Zihinsel Süreçler</strong></span></h2>
<p data-start="1715" data-end="2218">Ayrıca özellikle BDT’nin (Bilişsel Davranışçı Terapi) kavramlarından biri olan otomatik düşüncelerin, stresli anlarda fark etmeden zihnimizde nasıl ortaya çıktığını açıklarız. Bu düşüncelerin bilinçli çıkarımlar değil, zihnimize otomatik olarak gelen düşünceler olduğunu belirtiriz (Beck, 2011). Hatta bu otomatik düşünceleri, zihnimizden akan bir nehir gibi tasvir edersek, onların gelip geçici olduğunu fark etmediğimizde bu düşüncelere tutunmanın davranışlarımızı nasıl etkilediğini de anlatabiliriz.</p>
<p data-start="2220" data-end="2600">Özetlemek gerekirse, danışanların otomatik düşüncelerini fark etmelerini, onları sorgulamalarını ve yerine daha işlevsel düşünceler geliştirmelerini hedefleriz; böylelikle alternatif senaryoların da mümkün olduğunu fark etmelerini amaçlarız. Bu süreç, <strong data-start="2472" data-end="2495">otomatik düşünceler</strong>in yeniden yapılandırılmasıyla birlikte kişinin stres karşısındaki tepkilerini daha dengeli hale getirir.</p>
<h2 data-section-id="37w84k" data-start="2607" data-end="2642"><span role="text"><strong data-start="2610" data-end="2642">Yeniden Çerçeveleme Soruları</strong></span></h2>
<p data-start="2644" data-end="2829">Bir yeniden çerçeveleme örneği olarak, bu düşünceler zihinlerine geldiğinde ve stresli bir durum içinde bulunduklarında, danışanlardan kendilerine şu soruları sormalarını isteyebiliriz:</p>
<ul data-start="2831" data-end="3268">
<li data-section-id="1v9glx7" data-start="2831" data-end="2927">Böyle düşünmek bana ne katacak? Beni neye yönlendirecek, nasıl aksiyonlar almamı sağlayacak?</li>
<li data-section-id="q5phk4" data-start="2928" data-end="3040">Bu düşüncenin doğru olduğuna dair kanıtım var mı? Ya da bu düşüncenin yanlış olduğuna dair kanıtlarım neler?</li>
<li data-section-id="nm8xns" data-start="3041" data-end="3103">Yakın bir arkadaşım bunu söylese ona nasıl cevap verirdim?</li>
<li data-section-id="sc6ay3" data-start="3104" data-end="3201">Yaşadığım bu durumun, benim düşündüğüm dışında başka bir açıklaması ya da anlamı olabilir mi?</li>
<li data-section-id="7vkz3y" data-start="3202" data-end="3268">Bu durum benim hayatımda bir yıl sonra ne kadar önemli olacak?</li>
</ul>
<p data-start="3270" data-end="3404">Bu sorular, kişinin <strong data-start="3290" data-end="3322">bilişsel yeniden çerçeveleme</strong> becerisini güçlendirerek stresin algılanma biçimini değiştirmesine yardımcı olur.</p>
<h2 data-section-id="g23yxq" data-start="3411" data-end="3450"><span role="text"><strong data-start="3414" data-end="3450">Yaşam Tarzı ve Destek Sistemleri</strong></span></h2>
<p data-start="3452" data-end="3920">Ayrıca stres hayatımızda kayda değer bir yere sahipse ve kaygı duymak bizim için bir rutin haline gelmişse, sağlığımız için uyku düzeni ve kalitesini gözden geçirmek, dengeli beslenmek ve kan değerlerimizle vitamin-mineral dengemizi kontrol etmek önemlidir. Düzenli egzersiz yapmak ise bedenin stres hormonlarını düzenlediği için sıkça tavsiye edilmektedir; en basitinden danışanlardan yürüyüş veya nefes egzersizlerini her gün düzenli olarak yapmaları beklenmektedir.</p>
<p data-start="3922" data-end="4090">Bütün bunların yanında sosyal destek mekanizmaları da kişinin hayatında paylaşımı artırdığı ve içinde bulunduğu durumla baş başa kalmasını engellediği için kıymetlidir.</p>
<h4 data-section-id="eq3xf4" data-start="4097" data-end="4107"><em><span role="text"><strong data-start="4100" data-end="4107">Not: </strong></span>Bu yazı, <span class="hover:entity-accent entity-underline inline cursor-pointer align-baseline"><span class="whitespace-normal">YECED</span></span> organizasyonunda düzenlenen ve <strong><span class="hover:entity-accent entity-underline inline cursor-pointer align-baseline"><span class="whitespace-normal">Zehra Kızılyurt</span></span> </strong>tarafından verilen Stres Yönetimi semineri ışığında hazırlanmıştır.</em></h4>
<h2 data-section-id="plb3p9" data-start="4299" data-end="4316"><span role="text"><strong data-start="4302" data-end="4316">References</strong></span></h2>
<p data-start="4318" data-end="4422">Beck, A. T. (1976). <em data-start="4338" data-end="4385">Cognitive therapy and the emotional disorders</em>. International Universities Press.</p>
<p data-start="4424" data-end="4520">Beck, J. S. (2011). <em data-start="4444" data-end="4491">Cognitive behavior therapy: Basics and beyond</em> (2nd ed.). Guilford Press.</p>
<p data-start="4522" data-end="4595">Cannon, W. B. (1932). <em data-start="4544" data-end="4568">The wisdom of the body</em>. W. W. Norton &amp; Company.</p>
<p data-start="4597" data-end="4679">Lazarus, R. S., &amp; Folkman, S. (1984). <em data-start="4635" data-end="4666">Stress, appraisal, and coping</em>. Springer.</p>
<p data-start="4681" data-end="4733" data-is-last-node="" data-is-only-node="">Selye, H. (1956). <em data-start="4699" data-end="4719">The stress of life</em>. McGraw-Hill.</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div class="z-0 flex min-h-[46px] justify-start"></div>
</div>
</div>
</section>
<div class="pointer-events-none -mt-px h-px translate-y-[calc(var(--scroll-root-safe-area-inset-bottom)-14*var(--spacing))]" aria-hidden="true"></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/stresle-iliskimiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Terapist Olmak Üzerine Kottler’den Derlemeler</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/terapist-olmak-uzerine-kottlerden-derlemeler/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=terapist-olmak-uzerine-kottlerden-derlemeler</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/terapist-olmak-uzerine-kottlerden-derlemeler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Nur Öz]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 22:42:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=29048</guid>

					<description><![CDATA[Başlıktan da anlaşılabileceği üzerine bu ay sizlere bahsi geçen kitaptan bana kalanları derlemeye çalışacağım bir yazı olacak bu. Öncelikle bu kitabı bundan öncekilere nazaran çok daha hızlı okuduğum ve aylarca süründürmediğim için kendime, sonrasında da bu denli akıcı bir kitap yazarken aklımdaki pek çok boşluğu da doldurduğu için Kottler’e teşekkür etmek istiyorum. İnsanı A noktasından [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="1">Başlıktan da anlaşılabileceği üzerine bu ay sizlere bahsi geçen kitaptan bana kalanları derlemeye çalışacağım bir yazı olacak bu. Öncelikle bu kitabı bundan öncekilere nazaran çok daha hızlı okuduğum ve aylarca süründürmediğim için kendime, sonrasında da bu denli akıcı bir kitap yazarken aklımdaki pek çok boşluğu da doldurduğu için Kottler’e teşekkür etmek istiyorum. İnsanı A noktasından alıp cesareti ve kabulü doğrultusunda alfabenin başka başka harflerine götüren ama bir terapistin de hiçbir zaman Z noktasına gidemeyeceğini bizlere öğreten bu başyapıt; benim alanda ilerledikçe zihnimde yer edinen, kendi kendime acaba diye düşündüğüm ve zaman zaman beni kaygılandıran birçok alt başlığa dokunduğu, hatta büyük bir kısmına da kabul ile bu kaygıların hemen hemen hepsini şefkatli bir zemine çekerek onlara cevap olduğu için, zannediyorum ben bu kitabı çaylaklık yıllarımda bana çok yardımı dokunmuştu diye anacağım bir başyapıt olarak hatırlayacağım.</p>
<h2 data-path-to-node="2"><b data-path-to-node="2" data-index-in-node="0">Neden Terapist Olmayı Seçtik?</b></h2>
<p data-path-to-node="3">Üzerimize fazla gelindiğini düşündüğüm ve diğer çoğu mesleklere sorulmadığı için biraz da haksızlık olarak tanımladığım bir konuyla başlıyor kitap; Neden terapist olmayı seçtik? Bu hayli derin soruya her ne kadar erken dönem kayıpları, doyurulmamış narsist tanıma veya onaylanma ihtiyaçları cevap olarak gösterilse de cevabın bir pazar tezgahından seçilir gibi kolaylıkla elde edilebileceğini düşünmüyorum. Fakat kitapla beraber bu tarz ‘’zor soruların’’ varlığını kabul etmeye ve hemen bir cevap verme baskısını da reddetmeye yakınlaştığımı rahatlıkla söyleyebilirim sanırım.</p>
<h2 data-path-to-node="4"><b data-path-to-node="4" data-index-in-node="0">Bilim ve Sanat Arasında Terapi</b></h2>
<p data-path-to-node="5">Arada kalmışlığımızın bir başka versiyonunu da gerçekten bilime dayalı bir iş mi yaptığımızı yoksa 45 dakika boyunca karşımızdakini şefkatle dinleyip paralarını alıp bir diğerine olmayacak şeyler mi vadettiğimizin tartışıldığı bu yıllarda Kottler şu örneği vererek sağlam bir argüman üretiyor: ‘Danışana vadettiğimiz sevgi yeterli değildir. Yeterli olsaydı ebeveynler çocuklarını sırf iyi niyetle iyileştirebilirlerdi. Terapistler bilgedir, bilgilidir. İnsan doğası üzerine uzmanlaşmışlardır. Yani hem bilimin hem de sanatın izinden gider; soyut ve muğlak olanın yanında somut ve kesin olanı da çalışırlar.’ (Kottler, 2017, s. 55).</p>
<h2 data-path-to-node="6"><b data-path-to-node="6" data-index-in-node="0">Terapötik Enerji ve Model Olma</b></h2>
<p data-path-to-node="7">Bunların yanında lisansa başlamadan önce: Bu psikologlar neden böyle farklı bir tonda konuşuyorlar? Ya da şimdilerde: Acaba benim de sesimi böyle sakince ayarlayıp konuşmam mı gerekiyor, bunu nasıl yapabilirim ki, gerek var mı? Şeklindeki sorularıma cevaben şu satırları yazarak bunun önemini vurguluyor. ‘Örneğin en muğlak ve tarif edilmesi zor düzeyde, terapistin enerjisinin danışanın duygudurumu ve davranışları üzerinde belirgin bir etkisi vardır. Sakin sakin oturan, yumuşak bir ses tonuyla konuşan terapist en telaşlı danışanı bile sakinleştirecektir. Korkuları, fobileri, panik bozuklukları olan kaygılı ve gergin bireyler, sakin modellere olumlu yanıt verirler. Bizim iletişim biçimimizden, oturup kalkmamızdan, konuşma hızımızdan, dinleme tarzımızdan, sakin bir insanın nasıl işlev gösterdiğine dair bir şeyler öğrenirler. Öte yandan terapistin enerjisi canlı olduğunda, odayı doldurduğunda en pasif kişiler bile birazcık uyanacaktır. Danışanlar, ürettiğimiz bireysel enerjiye kayıtsız kalamazlar. Canlılığımıza ve onu yönetebilme becerimize hayranlık duyarlar. Birer model olarak yapıcı insan enerjisinin canlı örneklerini teşkil ederiz.’ (Kottler, 2017, s. 57-58).</p>
<h2 data-path-to-node="8"><b data-path-to-node="8" data-index-in-node="0">Mesleki Kimlik ve Özel Hayat Sınırı</b></h2>
<p data-path-to-node="9">Yazar, pek çok yazarın terapistliği bir iş veya meslekten ziyade alın yazısı olarak nitelendirdiğini söylerken aslında belki de biz terapistlerin özel hayatlarımızla mesleğimiz arasında bir sınır olmamasından, psikologluğun seans odasının kapısını kapatıp, binayı terk ettiğimizde ardımızda kalmamasından mustarip oluşumuzdan ama çevremizdeki pek çok insanın bu ‘özelliğimizden’ memnun oluşu ikiciliğinden bahsediyor. Bu her ne kadar yorucu da olsa, zaman zaman çevremizde bize duyulan bu dehşetli ihtiyaca binaen ağzımızdan çıkacak birkaç cümlenin, aynı düzeyde dehşetle ve minnetle karşı tarafa tesir etmesi de bizlerin bu konuda ne düşüneceğine karar vermesini zorlaştırmıyor değil.</p>
<h2 data-path-to-node="10"><b data-path-to-node="10" data-index-in-node="0">Başarısızlıklar ve Zor Danışanlarla Çalışmak</b></h2>
<p data-path-to-node="11">Pek çok ikilemle sarmalanmış kitabımız bazı somut gerçekleri de gözler önüne sunmaktan kaçınmıyor: ‘Herkesin her şeyini düzeltmeye çalıştığımızda bize kendimizi yetersiz hissettiren durumlar içerisinde kalırız. Halbuki insanlar uzattığımız eli çaresiz kalana kadar tutmazlar’ (Kottler, 2017, s. 160). ‘Başarısızlıkları anlamlandırmanın yolu öncelikle onları sahiplenmekten geçer. Hatalarınızı kabul etmeniz ve güvendiğiniz meslektaşlarınızla bunu açıkça konuşabilmeniz gerekir.’ (Kottler, 2017, s. 161). ‘Her zaman her danışana aynı düzeyde ilgi beslemeyiz, bu mümkün de değildir; önemli olan en çok ve en az sevdiğiniz danışanları dikkatle incelemek ve bu bilgiden kendinize dair bir şeyler çıkarmaktır’ ve ‘Danışanlar ister aşırı uyumlu olsunlar ister ileri düzeyde saldırgan, artık biliyoruz ki aslında tek yaptıkları kendilerini tek parça halinde tutabilmek uğruna ellerinden geleni yapmaktan ibarettir’ (Kottler, 2017, s. 179). Zor danışanlarla baş etmek için şu tavsiyeleri veriyor: ‘Sorunun sizde mi, yoksa danışanda mı olduğuna karar verin. Gereksiz çatışmaların altından çoğu zaman kendi sabırsızlığınız ve kontrol ihtiyacınız çıkacaktır. Direncin, danışanın savunmalarının amacına ve işlevine saygı duyun. Danışanın rahatsız edici veya manipülatif davranışının ona uzunca bir süre hizmet ettiğini rahatlıkla varsayabiliriz. Sizi kızdırması veya dengenizi sarsması, davranışın sizde de işe yaradığının ispatıdır.’ (Kottler, 2017, s. 191).</p>
<h2 data-path-to-node="12"><b data-path-to-node="12" data-index-in-node="0">Sıkılma ve Değişim Süreci</b></h2>
<p data-path-to-node="13">Sıkılma hakkında: ‘Sıkılma, geçici veya kronik olarak yaşanan bir ilgi ve ivme kaybıdır. Her ne kadar son derece rahatsız edici bir yaşantı olsa da, zihne ve ruha yeniden canlanmaları için gereken zamanı tanımaya yarar. (Kottler, 2017, s. 195). ‘Milton Erickson, &#8220;Siz inandırıcı bir performans ortaya koyarsanız danışanlar da hayatlarını değiştiriyormuş gibi yapmaya başlayacaktır,&#8221; derdi. &#8220;Derken, eğer her şey yolunda giderse bir süre sonra &#8216;-mış gibi&#8217; yaptıklarını unutacaklardır.&#8221;’ (Kottler, 2017, s. 268).</p>
<h2 data-path-to-node="14"><b data-path-to-node="14" data-index-in-node="0">Kişisel Kazanımlar ve Son Notlar</b></h2>
<p data-path-to-node="15">Bu kitabın bana öğrettiği ya da zihnimdekileri pekiştirdiği birkaç noktayı sizlerle paylaşmak istiyorum: Danışanına kendin uyamayacağın tavsiyeleri verme. Zihninden ya da dışarıdan pek çok ses, tahmin, fikir gelse de bu sezgilerini bir kenara koymayı bil ki haddinden fazla yorum yaparken danışanın gerçekten anlamayı kaçırmayasın; çünkü günün sonunda senin yaptığın yorumlarla değil danışanın gerçekliğiyle yol alacaksın. Şunları yapın, bunlardan kaçının gibi listelerin beklentilerini tamamen yerine getiremeyeceğini bil, kendi yolunu ve klinik stilini bulacağını ve bunu zamanla olacağını unutma. Hata yapacağını, hatta pek çok hata yapacağını kabullen; kendine duyduğun <b data-path-to-node="15" data-index-in-node="674">şefkat</b>in elini bırakmadan bu sonuçların üzerine düşünerek yeni yollar dene. Ne kadar uğraşırsan uğraş ne kadar eğitim alırsan al bazı terapilerin iyi olacak, bazıları kötü; aradaki farkı görebil, yeter. Bir terapist olarak günlük tut.</p>
<p data-path-to-node="16">Kendime, lisansın son döneminde pek çok şeyle cebelleşirken kazanımlarını yanında pek çok da kayıp yaşayan Ayşenur’a ya da Psikolog/Terapist Ayşenur Hanım’a bir not bırakarak bu yazıyı tamamlamak istiyorum, çünkü zaten ömrüm yeterse bu meseleler üzerine senelerce konuşacağım. Yapmaya değecek her şey zordur (Kottler, 2017, s. 81).</p>
<h2 data-path-to-node="17"><b data-path-to-node="17" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<p data-path-to-node="17">Kottler, J. A. (2017). Terapist olmak. Pegasus Yayınları.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/terapist-olmak-uzerine-kottlerden-derlemeler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başlamak: Senenin İkinci Ayında Bir Başlangıç Rehberi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/baslamak-senenin-ikinci-ayinda-bir-baslangic-rehberi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=baslamak-senenin-ikinci-ayinda-bir-baslangic-rehberi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/baslamak-senenin-ikinci-ayinda-bir-baslangic-rehberi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Nur Öz]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Feb 2026 22:35:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlişkiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=26602</guid>

					<description><![CDATA[Zor, değil mi, insanın kendi iradesiyle bir şeylere adım atma kararını, hatta daha da zor olanı onun sorumluluğunu alması. Ya da çok güzel bir lütuf, kolaylık değil mi içinde bulunduğu zamanın akmasıyla bir şeylere başlaması; her yeni günün bembeyaz bir sayfa açması, bir hak daha tanıması; her dönem başında insanoğlunun kendine söz verecek motivasyonu sadece [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="4">Zor, değil mi, insanın kendi iradesiyle bir şeylere adım atma kararını, hatta daha da zor olanı onun sorumluluğunu alması. Ya da çok güzel bir lütuf, kolaylık değil mi içinde bulunduğu zamanın akmasıyla bir şeylere başlaması; her yeni günün bembeyaz bir sayfa açması, bir hak daha tanıması; her dönem başında insanoğlunun kendine söz verecek motivasyonu sadece takvimdeki yapraklar değişiyor diye bulması; her yeni yaşta o yaşın heybesiyle yola revan olması. Mesela benim için şimdi, yazmaya başlamak; yeni bir döneme, lisansın son yarıyılına başlamak; yeni bir klinikte staj yapmaya başlamak; ramazana başlamak, başlamak da başlamak. Ne güzel diyoruz değil mi yeni başlangıçların arkasından, hatta imreniyoruz belki olan biten parıl parıl parıldayan o sosyal medya paylaşımlarından. Ama size son zamanlarda altında ezile ezile fark ettiğim bir şeyden bahsetmek istiyorum. Kararın, yani başlangıçların nihai öncülünün insanın kendi ellerinde olmasının getirdiği o koskoca sorumluluktan bahsetmek istiyorum. İnsan kendini geliştirdikçe, çabaladıkça karşısına çıkan imkanlar da opsiyonlar da artıyor; hal böyle olunca da karar vermek, birini seçmek gerekiyor. İşte tam o noktada damarlarınızdan kan değil de sorumluluk akıyor sanki, uğruna çabaladığın bu hayatın bir sonraki adımını, yeni bir bölümün başlangıcını doğru seçmenin verdiği yük biniyor omuzlarımıza. Ve şartlar, hayatta hiçbir şey yukarıda bahsettiğim iki öncülden ibaret değil, hatta belki iyi ki de değil. Çünkü şartlar bizim kararlarımızı şekillendiriyor, sorumluluğu alıyor ellerimizden belki de; ama yanlış anlaşılsın istemem burada bahsettiğim ve elimizden alınmasıyla bizi biraz rahatlatan sorumluluk yalnızca karar vermenin sorumluluğu, azmin ya da emeğin değil.</p>
<h2 data-path-to-node="5"><b data-path-to-node="5" data-index-in-node="0">İmkanlar ve Kaygılar Arasında İnsan</b></h2>
<p data-path-to-node="6">Bize bahşedilen dimağ öyle geniş öyle uçsuz bucaksız ki, sizin kürek çekme yetinizle doğru orantılı genişleyen bir ufkunuzun olması öyle güzel bir imkan ki sizi A noktasından alıp B noktasına götürebiliyor. Fakat hiç ihtiyacınız yokken neden C noktasına da gitmiyoruz diye sizi kaygılandırabiliyor, yetersiz hissettirebiliyor. İşte tam bu noktada insan şartlarının elverdiği ve emeğinin karşılığı kadar ilerlediğini idrak edebiliyorsa ne ala, ama yok edemiyorsa bir ömür kavga ediyor alınyazısıyla. Başka şeyler yerine bununla meşgul oluyor yani. E, hepimiz biliyoruz ki insanoğlunun aynı anda yapabileceği şeylerin de bir sınırı var. Şimdi size sorsam, sürekli geçmişiyle, şimdisiyle kavgalı bir insan hangi ara nasıl geleceğini şekillendirebilir diye, ne diyebilirsiniz ki bana?</p>
<h2 data-path-to-node="7"><b data-path-to-node="7" data-index-in-node="0">Nasip ve Kabullenişin Gücü</b></h2>
<p data-path-to-node="8">Keşke bunun bir formülünü bulsalar da zihninde sürekli bu düşüncelerle savaş içerisinde olan her bir insanın elinden tutup da gösterebilsem; bazen olmaz desem, bazen olmaz. Biz şartlar deriz, o deriz, bu deriz ama en nihayetinde <b data-path-to-node="8" data-index-in-node="229">nasip</b> değildir, olmaz. Peki olmaması da bir nasip değil midir diye sormak isterim size, hangimiz kaçırdığı bir otobüsün arkasından belki de kaza falan olacaktı kim bilir dememiştir ki hayatında bir kere. Peki, iyi arkadaşlara sahip birine sorsanız, o değil de şu üniversiteyi kazansaydın mutlu olur muydun, kariyerin adına daha iyi olur muydu diye; zannetmiyorum ki kurduğu bütün ilişkileri, edindiği bütün deneyimleri ve kazandığı her şeyi hiç yaşanmamış kılmak istesin insanlar. Demem o ki, günün sonunda siz derseniz ki yaşamak elde ne varsa onlarla bir sofra kurup onun tadına varmak demektir, lezzet alırsınız yok derseniz ki hayat bu masa şu ülkenin şu ilinin bu semtinde şöyle manzarası olan bir evin şu tarz bir masasının üstündeki yemek takımlarının içinde şu yemekler ve bu içecekler olmadan tadına varılacak bir şey değildir, o sofrada oturuyor bile olsanız sadece boğazınızdan birkaç gıda maddesi geçer.</p>
<h2 data-path-to-node="9"><b data-path-to-node="9" data-index-in-node="0">Bağ Kurmak ve Anlam Yüklemek</b></h2>
<p data-path-to-node="10">Gıdayı lezzete, hayatı sevince çevirecek tek şey bana sorarsanız onunla kurduğunuz ilişkidir, bağınızdır hatta ona yüklediğiniz <b data-path-to-node="10" data-index-in-node="128">anlam</b>dır. Siz değer verirseniz değerli olur, lezzet almayı değil de kalıplara ve yargılara takılır kalırsanız kaçırırsınız. Bunun en güzel örneği okul yemekhanelerinde arkadaşlarınızla yemekler yediğiniz o yıllara şöyle bir dönüp bakılınca görülebilir, ne yediğiniz yemeği hatırlarsınız şimdi ne o yemeği almak için ne kadar sıra beklediğinizi; sadece anılar kalmıştır geriye, yaşananlar, hisler, kahkahalar yani bağlar, kurulan ve de doyuran o bağlar. Vel hasılı asl olan bağdır, başlamak da bitirmek de bağlanmaktır, bağlamaktır.</p>
<p data-path-to-node="11">Diyerek, bu platformdaki başlangıcım olan bu yazının sonunu bağlıyor ve siz okurlarımın beğenisine sunuyorum; Sevgilerle.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/baslamak-senenin-ikinci-ayinda-bir-baslangic-rehberi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
