<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Aylin Öztabur &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/aylinoztabur/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Mon, 15 Sep 2025 21:08:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Aylin Öztabur &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sohbetin Gücü: Psikolojik Dayanışma ve Görünmeyen Terapiler</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/sohbetin-gucu-psikolojik-dayanisma-ve-gorunmeyen-terapiler/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sohbetin-gucu-psikolojik-dayanisma-ve-gorunmeyen-terapiler</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/sohbetin-gucu-psikolojik-dayanisma-ve-gorunmeyen-terapiler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aylin Öztabur]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Sep 2025 21:08:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilişsel Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=13614</guid>

					<description><![CDATA[Bazen öyle sohbetler vardır ki çok uzun sürmez, derinlemesine analiz yapılmaz, ama ardında şaşırtıcı, huzur dolu bir duygu bırakır. Bir arkadaş, başka bir arkadaşına başından geçenleri anlatır. Bazen göz göze gelinir, bazen kahkahalar havada uçuşur… Ama en çok da “seni anlıyorum” hissi yayılır aralarında. Sohbetin asıl gücü belki de burada yatar: sözden çok ses tonunda, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="438" data-end="866">Bazen öyle sohbetler vardır ki çok uzun sürmez, derinlemesine analiz yapılmaz, ama ardında şaşırtıcı, huzur dolu bir duygu bırakır. Bir arkadaş, başka bir arkadaşına başından geçenleri anlatır. Bazen göz göze gelinir, bazen kahkahalar havada uçuşur… Ama en çok da “seni anlıyorum” hissi yayılır aralarında. <strong data-start="745" data-end="755">Sohbet</strong>in asıl gücü belki de burada yatar: sözden çok ses tonunda, içerikten çok o anda kurulan duygusal yakınlıkta.</p>
<p data-start="868" data-end="1160">Bu yazımda, uzun zamandır buluşamadığım arkadaşım Nazik ile buluşmamızın bende yarattığı etkiden yola çıkarak, dostlar arasında kurulan içten diyalogların psikolojik etkilerini, <strong data-start="1046" data-end="1065">Anlatı Terapisi</strong> ve <strong data-start="1069" data-end="1094">Koşulsuz Kabul İlkesi</strong> üzerinden bu görünmeyen terapötik süreci aktarmaya çalışacağım.</p>
<h2 data-start="1162" data-end="1190"><strong data-start="1165" data-end="1190">Koşulsuz Kabulün Gücü</strong></h2>
<p data-start="1192" data-end="1502">İnsan gelişmek, iyileşmek, kendini gerçekleştirmek ister. Ama bu ancak yargılanmadan, olduğu gibi kabul edildiğinde mümkündür. Bireyin gelişebilmesi için, içinde bulunduğu çevrenin onu yargılamadan, <strong data-start="1391" data-end="1409">koşulsuz kabul</strong> gördüğü bir ortam gerekir. Bu kabul, kişinin kendine yeniden şefkatle bakmasına alan açar.</p>
<p data-start="1504" data-end="1977">Carl Rogers’ın koşulsuz kabul ilkesinde; danışanı yönlendirmemekle ve her ifadesini onaylamamakla birlikte, danışanın ne söylediğine veya yaptığına bakmaksızın danışana tam destek vermeyi ve kabul göstermeyi, kendisine ait duygu ve düşüncelere sahip olma hakkı vermek gerektiğini savunulur. Rogers, insanların koşulsuz olumlu ilgi sağlayan bir çevre tarafından desteklendiğinde, potansiyellerinin tamamını gerçekleştirmeye yönelik doğal bir eğilime sahip olduğuna inanır.</p>
<p data-start="1979" data-end="2181">Dost sohbetlerinde “koşulsuz kabul” kavramı, insan doğasının iyileştirici yanına dokunması ve her bireyin içinde doğuştan gelen kendini gerçekleştirme eğilimine dokunması nedeniyle ete kemiğe bürünür.</p>
<h2 data-start="2183" data-end="2234"><strong data-start="2186" data-end="2234">Anlatı Terapisi ve Sohbetin Dönüştürücü Yönü</strong></h2>
<p data-start="2236" data-end="2543">Sohbet esnasında yaşanılan olumlu hisler, arkadaşlar arasında sıkça rastlanan duygusal karşılaşmalardır ve kişiyi sadece rahatlatmakla kalmaz, aynı zamanda kişinin benliğini yeniden anlamlandırmasını sağlarlar. Bir insanın kendine dönmesi, bir başkasının ona yargısızca eşlik etmesiyle de mümkün olabilir.</p>
<p data-start="2545" data-end="2778">M. White ve D. Epston’un <strong data-start="2570" data-end="2589">anlatı terapisi</strong> kuramındaki gibi; kişinin hayat hikâyesini, kişisel değerler ve bu değerlerle ilişkili becerilerini anlatmaları yoluyla farkındalıklarını yeniden kazanma dost sohbetlerinde canlanabilir.</p>
<p data-start="2780" data-end="3068">Her birimiz, bizi daraltan, kısıtlayan hatta içinden çıkamadığımızı düşündüğümüz yaşantılarımızı bir anlatı hâline getirerek anlamlandırırız. Ki bu duygular zaman zaman kendimiz hakkında olumsuz fikirleri benimsememize de neden olabilir “ben başarısız biriyim”, “ben yeteneksizim” gibi.</p>
<p data-start="3070" data-end="3349">Anlatı terapisi sayesinde, kendimiz hakkındaki baskın yargıları dışa vurmamız, sorun haline getirdiğimiz yargılarımız ve gerçek kimliğimiz ve becerilerimiz arasındaki uyumsuzluğu fark ederiz. Bu farkındalık, psikolojik açıdan sadece rahatlatıcı değil, aynı zamanda öğreticidir.</p>
<p data-start="3351" data-end="3656">Kişi, kendi hikâyesine uzaktan bakmayı öğrenir. Eski anlatılar, sohbet içerisinde alınan tepkiler sayesinde yeni bakışlarla şekil değiştirir. Bu yeniden çerçeveleme süreci, bireyin benlik algısını sarsıcı ama sağaltıcı bir biçimde dönüştürür ve bazen, kendisine daha merhametli bir gözle bakmaya başlar.</p>
<h3 data-start="3658" data-end="3706"><strong data-start="3662" data-end="3706">Sohbet İçinde Yeniden Çerçeveleme Örneği</strong></h3>
<p data-start="3708" data-end="3898">Örneğin arkadaşlardan biri, hayatıyla ilgili kendini suçlayan bir dille konuşuyor.<br data-start="3790" data-end="3793" />Diğeri ise: “Yani o da sana hiç alan bırakmamış… Seninle ilgilenmek yerine kendi sorunlarına gömülmüş.”</p>
<p data-start="3900" data-end="4121">Bu yorum, anlatanın yaşadığı deneyimi yeniden çerçevelendirebilir. Yani, kişinin kendi hakkında duygu, düşünce ve yargılamalarını yeniden şekillendirebilir. Böylece arkadaşlar farkında olmadan birbirinin ruhuna dokunur.</p>
<h3 data-start="4123" data-end="4163"><strong data-start="4127" data-end="4163">Tanıklık ve Psikolojik Dayanışma</strong></h3>
<p data-start="4165" data-end="4456">Anlatı terapisinin bir başka güçlü yönü de <strong data-start="4208" data-end="4220">tanıklık</strong> kavramıdır. İnsan, yaşadıklarının başkalarınca duyulduğunu, anlaşıldığını hissettiğinde iyileşmeye başlar. Dostlar arasında bu tanıklık çoğu zaman göz kontağıyla, baş sallamayla ya da “İnan bana, seni anlıyorum” demeyle ortaya çıkar.</p>
<p data-start="4458" data-end="4609">Yaşam öyküsüne başkalarının tanık olması, kişinin deneyimini meşrulaştırır. Bu da anlatanın hissettiği olumsuz duygularla baş etmesini kolaylaştırır.</p>
<h2 data-start="4611" data-end="4658"><strong data-start="4614" data-end="4658">Sohbetin Toplumsal ve Bireysel Katkıları</strong></h2>
<p data-start="4660" data-end="5027">Sohbetin iyileştirici yönü yalnızca bireyde değil, toplumsal dinamiklerde de karşılık bulur. Sohbet sırasında kişi yalnızca kendini ifade etmez; diğerini dinlemek, anlamak, rahatlatmak, konuyu yumuşatmak, ortamı ısıtmak gibi görevleri de üstlenir. Bu görünmeyen emek, dost sohbetlerini hem kişisel bir şifa bulma hem de kolektif bir farkındalık biçimine dönüştürür.</p>
<h2 data-start="5029" data-end="5069"><strong data-start="5032" data-end="5069">Sonuç: Görünmeyen Terapötik Süreç</strong></h2>
<p data-start="5071" data-end="5437">Bu yazım; dost sohbetlerinde işleyen güçlü psikolojik etkileşim süreçleri, bu sohbetlerin sıcaklığının iyileştirici etkisi, <strong data-start="5195" data-end="5213">koşulsuz kabul</strong> ilkesi ve <strong data-start="5224" data-end="5243">anlatı terapisi</strong>nin kişiyi dönüştürme gücünün aslında görünmeyen bilişsel farkındalık yaratarak terapi imkânı sunduğunu, bu etkileşimin değerini hem kuramsal hem insani bir pencereden görünür kılma çabasıdır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/sohbetin-gucu-psikolojik-dayanisma-ve-gorunmeyen-terapiler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Boşanmış Ailelerin Çocuklarında Görülen Psikolojik Sorunlar</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/bosanmis-ailelerin-cocuklarinda-gorulen-psikolojik-sorunlar/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=bosanmis-ailelerin-cocuklarinda-gorulen-psikolojik-sorunlar</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/bosanmis-ailelerin-cocuklarinda-gorulen-psikolojik-sorunlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aylin Öztabur]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Jun 2025 21:00:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk Psikolojisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=7808</guid>

					<description><![CDATA[Boşanma, yalnızca bir çiftin ilişkisel sonlanışı değil, aynı zamanda çocuğun temel güven, bağlanma ve kimlik gelişim süreçlerini doğrudan etkileyen önemli bir yaşam olayıdır. Tüm dünyası anne ve baba olan çocukların anne ve babalarının ayrılması bu dünyanın temelden sarılması hissiyatını verebilir. Bu bağlamda  boşanma, aile dinamiklerini kökten değiştiren önemli bir yaşam olayıdır ve çocuklar üzerinde derin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Boşanma, yalnızca bir çiftin ilişkisel sonlanışı değil, aynı zamanda çocuğun temel güven, bağlanma ve kimlik gelişim süreçlerini doğrudan etkileyen önemli bir yaşam olayıdır. Tüm dünyası anne ve baba olan çocukların anne ve babalarının ayrılması bu dünyanın temelden sarılması hissiyatını verebilir. Bu bağlamda  boşanma, aile dinamiklerini kökten değiştiren önemli bir yaşam olayıdır ve çocuklar üzerinde derin psikolojik etkiler bırakabilir. Bu etkilerin şiddeti, çocuğun yaşına, cinsiyetine, ebeveynlerin boşanma sürecindeki iş birliğine, çocuğun mizacına ve sosyal destek sistemlerine göre değişiklik gösterebilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Boşanma sonrası çocuklarda, duygusal ve davranışsal olarak bir takım yansımalar gözlemlenebilir:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Duygusal olarak çocuk boşanmayı bir kayıp olarak algılayabilir ve tıpkı yas sürecinde olduğu gibi ağlama, derin üzüntü; anne babaya karşı kızgınlık ve öfke; terkedilme korkusu, beslenmede yetersizlik; depresif nöbet; kural tanımazlık,  boşanma durumundan dolayı kendini sorunlu tutma; akademik başarı düşüklüğü, yakın çevreyle İletişim kurmaktan kaçınma, romantik ilişki kurmaktan kaçınma; madde kötüye kullanım gibi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Boşanma sonrası çocukların yaşadığı sorunları anlamak ve tedavi etmek için farklı yaklaşımlar değerlendirilebilir. Birkaç örnek vermek gerekirse,</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çocukta gelişen psikolojik  sorunların, gelişim süreci ihtiyaçlarına bağlı olarak olumsuz düşünce geliştirmesinin engellenmesi  için, örneğin çocukluk döneminde boşanmanın kendi suçu olduğunu düşünebilirken, ergenlik döneminde anne babaya karşı kızgınlık ve öfke hissetmesi duygulanımlarının tespitinde “Gelişimsel Teori” den,</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çocuğun ebeveyni ile kurduğu bağın tehlikede olduğunu düşünmesi ve kendi kurduğu ilişkilerine karşı da güvensizlik duygusu  geliştirmesine karşı “Bağlanma  Teorisi”nden,</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çocuğun geliştirdiği olumsuz düşünce yapılarını yerlerine alternatiflerini de buldurarak “Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) Teorisi” nden faydalanarak tedavi süreci oluşturulabilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Boşanmış ailelerin çocuklarında görülen psikolojik sorunların tedavisine, çocuğun ihtiyaçları ve sorunlarının şiddetine göre yon verilmelidir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öncelikle çocuğun; boşanma ile ilgili olumsuz düşüncelerini tanımlamasının sağlanması önemlidir.  Çocuğun bu farkındalığa ulaşma sürecinde oyun terapisi, bilişsel davranışçı terapiler en etkili yöntemlerdendir. Sonrasında ise ve farkına vardığı olumsuz düşüncelerinin yerine mantıklı ve gerçekçi düşünceler geliştirmesi sağlanmalıdır. Çocuğun boşanma sürecinden en az etkiyle ayrılması için Terapi sürecine ebeveynlerinin is birliği halinde katılımının da çocuğun her iki ebeveyniyle de sağlıklı bir ilişki sürdürmesine destek olabilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Anne ve babası boşanan çocuğun yaşayabileceği,  ihtimal dahilinde olan sorunların bertaraf edilmesi için erken müdahaleyle sorunların daha kolay çözümlenmesi, çocuğun duygularını rahatlıkla ifade edebilmesi sağlanabilir. Bu anlamda ailelerin profesyonel yardım almaktan çekinmemesi ve ayrıca Çocuğun normal hayatındaki alışkanlıkları aksatmadan devam ettirmesine önem vermelidirler.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Boşanmış Anne ve babanın çocuklarıyla çalışan terapistlerin süreç içinde tarafsız kalması, Ebeveynlere yönelik psiko-eğitim vermesi, görüşmelerin sürekliliği, hatta çocuğun dış çevreyle ilişkisini güçlendirmek için Okul ve öğretmenle iş birliği içinde olması sonuca etkili ulaşım gereklidir.</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/bosanmis-ailelerin-cocuklarinda-gorulen-psikolojik-sorunlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Görünmeyen Zincirler: Kendine Güvensizlik ve Değersizlik Hissinin Psikolojik Derinlikleri</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/gorunmeyen-zincirler-kendine-guvensizlik-ve-degersizlik-hissinin-psikolojik-derinlikleri/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=gorunmeyen-zincirler-kendine-guvensizlik-ve-degersizlik-hissinin-psikolojik-derinlikleri</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/gorunmeyen-zincirler-kendine-guvensizlik-ve-degersizlik-hissinin-psikolojik-derinlikleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aylin Öztabur]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Apr 2025 11:02:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=4150</guid>

					<description><![CDATA[Çocukluk dönemi; bireyin psikolojik ve sosyal temellerinin atıldığı, insan psikolojisi açısından önemli bir süreçtir. Bu dönemde güvenli bağlanma ve değerli hissetme duyguları, bireyin sağlıklı bir kimlik geliştirmesi için gereklidir. İnsanın kendisine dair algısı, hayatının her alanını etkilediği bilgisiyle; kendine güvensizlik ve değersizlik hissi algısının, bireyin iç dünyasında kök salıp, hem psikolojik sağlamlığını hem de sosyal ilişkilerini [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk dönemi; bireyin psikolojik ve sosyal temellerinin atıldığı, insan psikolojisi açısından önemli bir süreçtir. Bu dönemde güvenli bağlanma ve değerli hissetme duyguları, bireyin sağlıklı bir kimlik geliştirmesi için gereklidir. İnsanın kendisine dair algısı, hayatının her alanını etkilediği bilgisiyle; <b>kendine güvensizlik</b> ve <b>değersizlik hissi</b> algısının, bireyin iç dünyasında kök salıp, hem <b>psikolojik sağlamlığını</b> hem de sosyal ilişkilerini derinden etkileyerek dış dünyayla kurduğu ilişkilerde zorlanmasına neden olur ve pek çok psikolojik bozukluğun gelişimine zemin hazırlar. Bu hislerin oluşumu, yalnızca bireysel deneyimlere dayanmaz; aile içi dinamikler, ebeveynlerin tutumu ya da sosyal çevrenin etkileri, toplumsal beklentiler, kültürel kodlar ve nörolojik etkenler gibi çok katmanlı bir zeminde şekillenir. Çocuklukta yeterli sevgi ve onay göremeyen bireylerde, benlik algısı zayıf bir şekilde gelişir. Aile içi eleştiriler, ilgisizlik veya tutarsız davranışlar bu süreçte belirleyici olur. İlerleyen yaşlarda, aile ve toplumun mükemmellik beklentileri de bireyin yetersizlik duygularını pekiştirir. Böylece kişi, sürekli kendisini başkalarıyla kıyaslama ve kendi değerini dışsal onaya bağlama eğilimi geliştirir.</p>
<p><b>Kendine güvensizlik</b> ve <b>değersizlik hissi</b> yalnızca duygusal bir durum değil, aynı zamanda çeşitli psikiyatrik hastalıkların da temelini oluşturur. Major depresyon, bu duyguların en yaygın sonuçlarından biridir. Depresyonla mücadele eden bireyler genellikle yoğun suçluluk, umutsuzluk ve kendini değersiz görme, yetersizlik, kronik üzüntü, enerji kaybı ve hayatta bir anlam bulamama eğilimindedir. Anksiyete bozuklukları, özellikle sosyal fobi, başkalarının eleştirisine karşı aşırı hassasiyet geliştirerek bireyin hem kendisi hem de çevresiyle olan etkileşimlerinde kaygı temelli bir engel oluşturur, özgüven kaybının sebebi olabilir. Borderline kişilik bozukluğu; erken yaşta oluşan <b>değersizlik hissi</b>nin sonucu olarak duygusal regülasyon problemleri ve terk edilme korkusunun yoğun bir şekilde yaşandığı görülebilir. Ayrıca travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) yaşayan kişilerde de kendini suçlama ve <b>değersizlik hissi</b> gözlemlenebilir. Birey, geçmişten gelen acı verici deneyimlerin anılarını zihninden uzaklaştıramaz ve bu durum günlük yaşam işlevlerini engelleyebilir.</p>
<p>Bu duygular yalnızca depresif ve kaygılı duygulanımlarla sınırlı değildir. Nemfomani, yani kompulsif cinsel davranış bozukluğu, özgüven eksikliği ve <b>değersizlik hissi</b>nin farklı bir yansımasıdır. Nemfomani hastaları, içsel boşluklarını yoğun cinsel eylemlerle doldurmaya çalışırken uzun vadede suçluluk ve utanma duygularını daha da derinleştirirler. Dissosiyatif bozukluklar (örneğin dissosiyatif kimlik bozukluğu), bireyin yoğun duygusal acıdan kaçınmak için gerçeklikten kopma eğilimi geliştirmesiyle ilişkilidir. Madde bağımlılığı da içsel boşluk ve <b>değersizlik hissi</b>ni bastırma arzusunun bir sonucu olarak ortaya çıkıp, kişilerin kendilerini yetersiz hissettiklerinde, duygusal acıyı dindirmek için alkol veya uyuşturucu gibi dışsal baş etme yollarına başvurmalarına neden olur. Ayrıca dürtüsellikte azalma da <b>değersizlik hissi</b>yle ilişkilendirilebilir; birey yaşama dair heyecan ve hedef duygusunu kaybettikçe girişimcilik ve risk alma davranışlarında belirgin bir düşüş yaşar. Özellikle bağımlı kişilik bozukluğu olan kişiler de kendi varoluş algılarını, başkalarının varlığına ve onayına bağlı kılarak kişinin çevresiyle sağlıklı sınırlar kurmasını zorlaştırır ve yalnızlık ya da terk edilme korkusu yaşamasına neden olabilir. Obsesif kompulsif bozuklukta (OKB) da bireyin kendi değerine yönelik şüphe ve güvensizlik sıkça görülmekle birlikte bireyin kontrol ihtiyacını artırarak, belirsizlik duygularıyla başa çıkma mekanizması olarak öne çıkar.</p>
<p>Nörolojik açıdan bakıldığında; düşük özgüvenin ve <b>değersizlik hissi</b>nin beynin ödül-motivasyon sistemlerindeki düzensizliklerle bağlantılı olarak davranışın geliştirilmesinin baskılanmasına neden olabilir. Dopamin salınımındaki bozukluklar, bireyin başarıdan keyif alma ve kendini yeterli hissetme mekanizmalarını zayıflatırken sürekli stres altında olan bireylerde kronik ağrılar, migren, irritabl bağırsak sendromu gibi fiziksel rahatsızlıklar gözlemlenebilir. Ayrıca, yeme bozuklukları (örneğin anoreksiya nervoza veya bulimiya nervoza) da bireyin kontrolsüzlük veya reddedilme hissini telafi etmeye çalıştığı yollardan biri olabilir.</p>
<p>Bu hislerle baş etmek, bireyin geçmişte yaşadığı deneyimlerin etkisini aşabilmesi için bir iyileşme sürecini gerektirir. Bunun için bireysel çabanın yanı sıra destekleyici bir çevre ve profesyonel yardım büyük önem taşır. Terapi, bu sürecin en temel aracı olarak dikkat çeker. Bilişsel davranışçı terapi (BDT), bireyin olumsuz düşünce kalıplarını fark etmesine ve değiştirmesine yardımcı olurken; şema terapisi gibi yöntemler, erken dönemden gelen <b>değersizlik hissi</b>nin kökenine inmeyi hedefler. Öz-şefkat temelli müdahaleler, bireyin kendi hatalarını daha anlayışlı bir perspektifle değerlendirmesini sağlayarak içsel <b>değersizlik hissi</b>ni hafifletebilir. Düzenli farkındalık çalışmaları da, bireyin kendisiyle barışık bir ilişki kurmasını destekler.</p>
<p>Sonuç olarak, <b>kendine güvensizlik</b> ve <b>değersizlik hissi</b>, bireyin yaşam kalitesini ve <b>psikolojik sağlamlığını</b> derinden etkileyen karmaşık bir olgudur. Bu hislerin oluşumunda bireysel deneyimler, toplumsal baskılar ve biyolojik etkenler iç içe geçmiş durumdadır. Ancak bu görünmeyen zincirler, bilinçli farkındalık, psikoterapi ve içsel dönüşüm yoluyla kırılabilir. İnsanın kendi değerini keşfetmesi ve yeniden inşa etmesi, ruhsal iyileşmenin en önemli adımlarından biridir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/gorunmeyen-zincirler-kendine-guvensizlik-ve-degersizlik-hissinin-psikolojik-derinlikleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Baskıcı Ebeveynlerin Gölgesinde Büyüyen Çocuklar: Yetişkinlikte Ruhsal Yansımalar</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/baskici-ebeveynlerin-golgesinde-buyuyen-cocuklar-yetiskinlikte-ruhsal-yansimalar/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=baskici-ebeveynlerin-golgesinde-buyuyen-cocuklar-yetiskinlikte-ruhsal-yansimalar</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/baskici-ebeveynlerin-golgesinde-buyuyen-cocuklar-yetiskinlikte-ruhsal-yansimalar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aylin Öztabur]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 29 Mar 2025 09:00:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk Psikolojisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=2185</guid>

					<description><![CDATA[Hepimiz çocukken bir şekilde ailemiz tarafından şekillendirildik. Kimimiz sevgi dolu, destekleyici bir ortamda büyüdük, kimimizse daha katı, disiplinli, baskıcı ya da olumsuz kültürel normlarla desteklenmiş bir evde büyüdük. Aile ortamı, yetiştirilme tarzı, gördüğümüz sevgi veya eksikliği, hayatımızın ilerleyen dönemlerinde kim olduğumuzu ve dünyayla nasıl ilişkiler kurduğumuzu büyük ölçüde belirler. Özellikle baskıcı ebeveynlerle büyüyen çocuklar için [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hepimiz çocukken bir şekilde ailemiz tarafından şekillendirildik. Kimimiz <b>sevgi dolu, destekleyici bir ortamda büyüdük</b>, kimimizse daha <b>katı, disiplinli, baskıcı</b> ya da <b>olumsuz kültürel normlarla desteklenmiş bir evde büyüdük</b>. <b>Aile ortamı</b>, <b>yetiştirilme tarzı</b>, gördüğümüz <b>sevgi veya eksikliği</b>, hayatımızın ilerleyen dönemlerinde <b>kim olduğumuzu</b> ve <b>dünyayla nasıl ilişkiler kurduğumuzu</b> büyük ölçüde belirler. Özellikle <b>baskıcı ebeveynlerle büyüyen çocuklar</b> için bu durum, yetişkinliklerinde <b>ruhsal zorluk yaratabiliyor</b>.</p>
<p><b>Baskıcı ebeveynlik</b> genellikle; <b>aşırı kontrolcü</b>, <b>katı kurallar koyan</b> ve çocuğun <b>bireyselliğini pek önemsemeyen</b>, “ben ne dersem o olur” mantığıyla hareket eden, çocuğun <b>hata yapmasına çok tahammül etmeyen</b>, hatta <b>duygularını ifade etmesine bile yeterli alan tanımayan</b> bir ebeveynlik modelidir. Tabii ki, ebeveynlerin çocukları için <b>sınırlar koyması</b> gereklidir. Ancak bu sınırların <b>sevgiyle</b>, <b>anlayışla</b> ve <b>bireyselliğe saygı duyarak</b> belirlenmesi önemlidir. Böyle bir ortamda büyümeyen kişiler, <b>kendi kararlarını vermekte zorlanma</b>, <b>özgüven eksikliği yaşama</b> ve <b>yaygın kaygı hali</b> gibi günlük yaşamı olumsuz etkileyen karakter özelliklerine sahip olabilirler. Yetiştirilme süreçlerinde ebeveynlerinin <b>beklentilerine cevap vermeye odaklanan kişiler</b>, <b>hata yapmaktan korkan bireyler</b> haline gelirken, <b>yeni şeyler üretmek</b> yerine kendilerine verilen görevleri eksiksiz bir şekilde tamamlamaya çalışırlar. Bu sayede bakım verenlerin <b>beklentilerini karşılamak hedefiyle</b> aslında kendilerine ait olmayan fikir ve kararları hedefleyebilirler ve belki de en kötüsü <b>kendi hayatlarıyla ilgili önemli adımlar almakta güçlük yaşayabilirler</b>.</p>
<p><b>Sevgi dilini</b>; çocuklarına ancak belirli şartlar yerine getirildiğinde gösteren, <b>başarılarını takdir etmekten kaçınan tutumlarla</b> hareket eden ebeveynlerle yetişen kişiler, <b>yeterli olmadıkları düşüncesiyle kendilerini sürekli eleştirebilir</b>, <b>mükemmeli yapmaya çalışarak kendilerini ve zamanlarını tüketebilir</b> ve <b>mutsuz olabilirler</b>.</p>
<p>Somut bir örnekle zihinde canlandıracak olursak; <b>sevgi dilini kullanan bir ebeveyn</b>, çocuğun <b>okul başarısızlığı</b> halinde onu dinleyerek, destekleyerek ve motive ederek <b>başarısızlığın öğrenmenin bir parçası olduğunu</b> kavramasını sağlayarak, çocuğunun <b>özgüvenini geliştirirken güçlü bir karakter geliştirmesine yardımcı olurken</b>; <b>baskıcı tutumla çocuğunu yetiştiren bir ebeveyn</b>, çocuğunun <b>okul başarısızlığı halinde cezalandırarak</b>, çocuğunun <b>hata yapmaktan korkan</b>, <b>girişimci olmayan</b>, <b>düşük özgüvenli karaktere sahip bir birey</b> olmasına neden olabilirler.</p>
<p><b>Baskıcı ebeveyn tutumunun</b>, çocuğun <b>sosyal ve iş hayatında kuracağı ilişkileri</b> de etkileyebiliyor. Küçüklükten beri <b>sürekli eleştirilen</b> ya da <b>hata yapmaktan korkutulan çocuklar</b>, yetişkin olduklarında da <b>yanlış bir şey yapmaktan</b>, <b>başkalarının gözünde kötü görünmekten endişe edebiliyorlar</b>. Bu yüzden <b>sürekli onay arayışında olabilir</b> ya da bazı durumlarda <b>karar vermekte zorlanabilirler</b>. Bu durumun en büyük sebebini <b>sevgi ve ilginin koşulsuz verilemeyeceği</b>, buna hak kazanmak için belirli kurallara uymaları gerektiğine inanmak olarak açıklayabiliriz. Bu bağlamda, <b>baskıcı ebeveyn tarafından büyütülen kişiler</b> yetişkin olduklarında ya <b>sürekli sevilmek için çaba sarf ettikleri</b> ya da <b>reddedilme korkusuyla duygusal bağ kurmaktan kaçındıkları</b> tutum ve davranışlar sergileyebilirler. Burada, <b>mesafeli ilişkiler kurma</b> ile ilgili değinilmesi gereken önemli bir husus ise <b>içe kapanma</b>, <b>duygularını ifade etmekten kaçınma</b>, <b>yalnız kalma</b>, <b>duygusal bağlanma kuramama</b>, <b>kariyer hedefi belirleyememe</b>, <b>akademik başarı düşüklüğü</b> gibi kişinin <b>bilişsel ve psikolojik iyilik halini olumsuz etkileyebilecek karakter özelliklerinin</b> de görülebildiğini eklemek iyi olacaktır.</p>
<p>Peki, <b>baskıcı ebeveyn tarafından yetiştirilen biri</b> bu durumun <b>özgüven</b>, <b>kaygı</b>, <b>iletişim ve ilişki kurmada zorluk yaşama</b> gibi etkilerden tamamen kurtulabilir mi? Elbette! <b>Çocukluk deneyimlerimizin bizi tamamen tanımlaması</b> gerekmez. <b>Farkındalık kazanmak</b> ve kişinin <b>kendisini geliştirmesiyle</b> bahsettiğimiz sonuçların yerine <b>akılcı ve yerinde çözümler</b> bulunabilir. Bu durumu yaşayan bir kişinin “çocukluk dönemimde öğrendiğim, <b>iş, aile ve sosyal hayatımdaki davranışlarıma etki eden bazı inanışlarım</b> bana zarar veriyor, <b>kendimi bütünüyle yansıtmamı engelliyor olabilir</b>” diyerek ilk adımı atarak harekete geçmesi önemli. Sonra da yavaş yavaş <b>kendi sınırlarını çizmek</b>, <b>başkalarının beklentilerinden çok kendi isteklerini ve ihtiyaçlarını keşfetmek</b>, <b>ben ne istiyorum sorusunu sormak</b> ve buna bağlı <b>gerçekleştirilmesi istenen hedeflerin belirlenmesi</b> ve adım adım uygulamaya geçmek, <b>kendine yetebilmek</b>, <b>kendi kararlarını alabilme hedefine doğru ilerlemede</b> aşılması gereken önemli bir diğer adımdır. <b>Kendi iç sesine kulak vermeyi öğrenmek</b>, <b>kendini beklentisiz sevmek</b>, <b>hata yapmanın insan olmanın bir parçası olduğunu kabul etmek</b>, çevreden gelen tepkilerden ziyade <b>kendi farkındalıklarını önemsemek</b> ve <b>rasyonel-alternatif çözümler üretmek</b> ve <b>profesyonel destek almak</b> da bu süreci kolaylaştıracaktır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/baskici-ebeveynlerin-golgesinde-buyuyen-cocuklar-yetiskinlikte-ruhsal-yansimalar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
