<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Ayça Gülgel &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/aycagulgel/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Wed, 11 Mar 2026 11:59:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Ayça Gülgel &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kaçıştan Kararlılığa: Özdisiplin Şeması</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/kacistan-kararliliga-ozdisiplin-semasi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kacistan-kararliliga-ozdisiplin-semasi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/kacistan-kararliliga-ozdisiplin-semasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayça Gülgel]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Mar 2026 22:05:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=27797</guid>

					<description><![CDATA[Bu yazıda yetersiz özdenetim/özdisiplin şeması ele alınacaktır. Keyifli okumalar! Yetersiz öz denetim/özdisiplin şeması bireylerin hedeflerine ulaşmak için gereken öz disiplini sergileyememesi, duygularını ve dürtülerini kontrol etmekte zorlanması olarak tanımlanır (Young, 2003). Bu şemaya sahip kişiler rahatsızlık verici durumlardan kaçınma eğilimindedir ve uzun vadeli kazanımlar yerine kısa vadeli hazları tercih eder. Şema modeline göre bu şema [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="2">Bu yazıda yetersiz özdenetim/özdisiplin şeması ele alınacaktır. Keyifli okumalar!</p>
<p data-path-to-node="3">Yetersiz öz denetim/özdisiplin şeması bireylerin hedeflerine ulaşmak için gereken öz disiplini sergileyememesi, duygularını ve dürtülerini kontrol etmekte zorlanması olarak tanımlanır (Young, 2003). Bu şemaya sahip kişiler rahatsızlık verici durumlardan kaçınma eğilimindedir ve uzun vadeli kazanımlar yerine kısa vadeli hazları tercih eder.</p>
<p data-path-to-node="4">Şema modeline göre bu şema genellikle sınır ihtiyacındaki zedelenme nedeniyle oluşur. Çocukken gerçekçi sınırlar koyulan ailelerde büyüyenler aşırı derecede boş bırakılmamıştır. Sorumluluk almayı, başkalarının bakış açılarına ve ihtiyaçlarına karşı hassas olmayı, saygı duymayı öğrenmişlerdir. Bu şema genellikle 2 farklı çocukluk görüntüsünden kaynaklanır.</p>
<h2 data-path-to-node="5"><b data-path-to-node="5" data-index-in-node="0">Aşırı İzin Verici Ebeveynlik Stili</b></h2>
<p data-path-to-node="6">İlk olarak aşırı izin verici ebeveynlik stili bu şemanın oluşmasına neden olur. Çoğunlukla serbest, fazla müsamaha gösteren ebeveynler çocuklarından herhangi bir sorumluluk beklemez. Kuralsız ailelerde büyüyen bu çocuklar, ihtiyaçlarının karşılanmasını bir zorunluluk olarak görmeye başlarlar. Çocuk normal düzeyde bir rahatsızlık düzeyine tahammül etmeye teşvik edilmemiş, uygun bir rehberlik almamıştır. Bu durumda çocuk hayal kırıklığıyla başa çıkmayı öğrenemez. Dürtü ve isteklerini kontrol etmekte zorluk yaşar. Sınırlandırmaya tahammüllü yoktur. Bu çocuklar yetişkinlik hayatlarında davranışların sonuçlarıyla ilgilenmek ve sorumluluk almak yerine diğerlerine odaklanır. Başkalarının koyduğu kuralları ya da onların önem verdiği şeylere uyum sağlamakta zorlanır, önemseyemeyebilir. Bu kişiler için başkalarının ne hissettiği ya da düşündüğünün önemi olmayabilir. Herkes onun isteğine göre onun kurallarına göre hareket etmelidir. Karşıdan gelen hayır cevabını kabul edilebilir bulunmaz.</p>
<h2 data-path-to-node="7"><b data-path-to-node="7" data-index-in-node="0">Kısıtlanmış ve Engellenmiş Çocukluk</b></h2>
<p data-path-to-node="8">Çok fazla sınırlandırılmış diğer uçtaki kişilere ise ne sevdiklerine, ne yapabileceklerine dair bir keşif alanı sunulmamıştır. Keşif yolculuğundaki adımları engellenmiş, sadece ebeveynlerinin isteklerini dile getirmesi gereken onlara itiraz edemeyen bir çocuk haline gelmiştir. Birey ebeveynlerinin kendisi için en doğrusunu düşünüp yapacaklarına dair bir inanç geliştirebilir. Bununla birlikte çocuk kendi sınırlarını bilmediği ve öğrenemediği için başkalarının istek ve ihtiyaçlarına boyun eğitici şekilde hareket edebilir. İnsanlara hayır demekte oldukça zorlanabilir. Sınır ihtiyacı karşılanmamış olan bu kişiler hayatta ne yapacaklarını, kapasitelerini bilemeyebilir.</p>
<h2><b data-path-to-node="9" data-index-in-node="0">Nörobiyolojik Temeller ve öz Denetim Mekanizması</b></h2>
<p data-path-to-node="10">Yapılan nörobiyolojik çalışmalar, öz denetim mekanizmalarının <b data-path-to-node="10" data-index-in-node="62">prefrontal korteks</b> ile limbik sistem arasındaki dengesizlikleri ilişki olduğunu da savunmaktadır. Yetersiz öğütlerin tip şeması, limbik sistemin anlık haz talebinin prefrontal korteksi mantıklı planlamasını devre dışı bıraktığını belirtir. Yetersiz öz disiplin aşamasına sahip kişiler, kendilerini başarısız ve yetersiz görebilir. Bir şeye odaklanmakta ve uzun süre konsantre olmakta zorlanabilir. Yaptığı işlerden çok çabuk sıkılıp devam etmekte zorlanabilir. Disiplin ve sabır gerektiren işler için sabırları olmayabilir. Çevresi tarafından dağınık ve plansız olarak algılanabilir.</p>
<h2 data-path-to-node="11"><b data-path-to-node="11" data-index-in-node="0">Şema İle Başa Çıkma ve Değişim Stratejileri</b></h2>
<p data-path-to-node="12">Yetersiz özdenetim şemasıyla başa çıkmak için aslında beynin anlık haz isteyen ilkel kısmıyla uzun vadeli hedef koyan rasyonel kısmı arasındaki dengeyi yeniden kurmak gerekir. Yani bu şemayı değiştirmek için kişinin <b data-path-to-node="12" data-index-in-node="216">sağlıklı yetişkin</b> sesini güçlendirmek gerekir. Yetersiz özdenetim genellikle bir duygu patlaması veya bir rahatsızlıktan kaçınma isteği ile tetiklenebilir. Kişi kendini bir şeyi ertelerken veya bir dürtüyle hareket ederken bulduğunda öncelikle o duyguyu isimlendiriliyor olması oldukça işlevsel olur. Örneğin kendisine ‘’şu an sıkıldığım için bu raporu bırakmak istiyorum’’ demesi gibi. Bu temel sahip kişiler genellikle rahatsızlık verici duyguları birer tehdit olarak algılayıp uzaklaşma eğiliminde oldukları için kademeli olarak maruz bırakmak değişim için önemli bir adımdır. Örneğin bırakma dürtüsü geldiğinde ‘bırakabilirim ama 10 dakika sonra bırakacağım’’diyerek beyni ilkel haz merkezinden rasyonel kısma geçiş yapmak oldukça işlevseldir. Bu noktada sıkılmaya izin vermek değişim için önemlidir.</p>
<h2 data-path-to-node="13"><b data-path-to-node="13" data-index-in-node="0">Bilişsel Çalışmalar ve Görsel İşaretler</b></h2>
<p data-path-to-node="14">Şemayı değiştirmek için yapılacak bilişsel çalışmalar da vardır. Yapılmak istenen dürtüsel davranışın kısa vadeli ve uzun vadeli artı ve eksilerini bir kağıda yazmak rasyonele dökmeye yardımcı olabilir. Örneğin ‘’şu an uyumak beni bir saat rahatlatabilir ama günün sonunda kendimi yetersiz hissetmeme ve işlerimin birikmesine neden olabilir.’’ diye düşünmek kişinin kendisini disipline etmesine fayda sağlayabilir.</p>
<p data-path-to-node="15">Odaklanmayı arttırabilecek görsel işaretler, hatırlatıcı notlar kullanılabilir. Telefon, bilgisayar, oyun konsolu gibi dikkat dağıtıcı unsurlardan uzak durmak da özdisiplini sağlamaya yardımcı olabilir. Araştırmalar, düzenli özdenetim pratiklerinin beyindeki prefrontal korteks bağlarını güçlendirdiğini göstermektedir. Preforantal korteks beynin frontal lobunun en ön kısmında yer alan, karar verme, planlama, kişilik ifadesi, dürtü kontrolü ve karmaşık bilişsel davranışların yönetildiği &#8220;yürütücü merkezdir&#8221;. Yani hayır denilen her dürtü ve her tamamlanan küçük görev, beyindeki yeni ve daha güçlü bir <b data-path-to-node="15" data-index-in-node="605">disiplin</b> yolunu inşa eder.</p>
<h2 data-path-to-node="16"><b data-path-to-node="16" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<p data-path-to-node="16"> Davidson, R. J., &amp; McEwen, B. S. (2012). Social influences on neuroplasticity: stress and interventions to promote well-being. Nature neuroscience, 15(5), 689-695. Young, J. E., Klosko, J. S., &amp; Weishaar, M. E. (2003). Schema therapy: A practitioner&#8217;s guide. Guilford Press.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/kacistan-kararliliga-ozdisiplin-semasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital Vitrinlerde Sosyal Karşılaştırma</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/dijital-vitrinlerde-sosyal-karsilastirma/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=dijital-vitrinlerde-sosyal-karsilastirma</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/dijital-vitrinlerde-sosyal-karsilastirma/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayça Gülgel]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Jan 2026 09:20:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dijital Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=22464</guid>

					<description><![CDATA[Günümüzde hepimiz sabah gözümüzü açtığımız andan itibaren gece uykuya dalana kadar görünmez bir podyumda yürüyoruz. Üstelik sadece başkalarını izlemekle kalmıyor, aynı zamanda kendi hayatımızı da sürekli olarak başkalarının en parlak anlarıyla kıyaslıyoruz. Bu yazıda sosyal psikolojinin yapı taşlarından biri olan Leon Festinger&#8217;in sosyal karşılaştırma teorisi ele alınacaktır. Keyifli okumalar! İnsanlar kendilerini değerlendirirken çoğu zaman bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="3">Günümüzde hepimiz sabah gözümüzü açtığımız andan itibaren gece uykuya dalana kadar görünmez bir podyumda yürüyoruz. Üstelik sadece başkalarını izlemekle kalmıyor, aynı zamanda kendi hayatımızı da sürekli olarak başkalarının en parlak anlarıyla kıyaslıyoruz. Bu yazıda sosyal psikolojinin yapı taşlarından biri olan Leon Festinger&#8217;in sosyal karşılaştırma teorisi ele alınacaktır. Keyifli okumalar!</p>
<p data-path-to-node="4">İnsanlar kendilerini değerlendirirken çoğu zaman bir ölçüte ihtiyaç duyar. “İyi miyim?”, “Yeterli miyim?”, “Başarılı mıyım?” gibi soruların cevabını bulmaya çalışır. Nesnel bir ölçütün olmadığı durumlarda birey kendini değerlendirmek için rotasını başkalarına çevirir. Sosyal psikolojide bu süreci açıklayan yaklaşım Sosyal Karşılaştırma Teorisi olarak adlandırılır. Leon Festinger&#8217;in (1954) Sosyal Karşılaştırma Süreçleri Teorisi (A Theory of Social Comparison Processes) insanların kendi yeteneklerini ve fikirlerini değerlendirmek için doğuştan gelen bir dürtüye sahip olduklarını ileri sürmüştür.</p>
<p data-path-to-node="5">Festinger’e göre iki tür karşılaştırma vardır:</p>
<ol start="1" data-path-to-node="6">
<li>
<p data-path-to-node="6,0,0">Aşağı doğru karşılaştırma: Kişinin kendisini daha zor durumda olan kişilerle kıyaslamasıdır.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="6,1,0"><b data-path-to-node="6,1,0" data-index-in-node="0">Yukarı doğru karşılaştırma</b>: Kişinin kendisini daha başarılı, daha mutlu ya da daha yeterli gördüğü kişilerle kıyaslamasıdır.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="6,2,0">Adil bir karşılaştırma yapmaktan uzaklaşabilir.</p>
</li>
</ol>
<h2 data-path-to-node="7"><b data-path-to-node="7" data-index-in-node="0">Sosyal Medyanın Karşılaştırma Üzerindeki Etkisi</b></h2>
<p data-path-to-node="8">Geçmişte bireyler kendisini yalnızca komşusuyla ya da arkadaşlarıyla kıyaslarken, sosyal medyada tüm dünyanın en iyilerini görerek kendisini onlarla kıyaslamaya başlar. Özellikle Instagram, LinkedIn gibi platformlar kişinin kendi sosyal ve akademik/iş hayatını diğerleriyle kıyaslayabilmesi için biçilmiş kaftandır. Kişi kendi performansını ya da yaşam yönünü değerlendirmek için başkalarının nerede durduğuna bakabilir. Özellikle yukarı doğru karşılaştırma kişinin hayatında motivasyona ya da diğerlerinden ilham almasına yardımcı olabilir. Örneğin kişi kendini bir diğeriyle kıyaslayarak spor yapmaya ya da müzik aleti çalmaya, dil öğrenmeye başlayabilir. Ya da bazı durumlarda kişi aşağı doğru kıyaslama yaptığında kötü bir durumdan daha kolay çıkmasına yardımcı olabilir. Örneğin kişi sahip olduğu bir hastalığı kendisinden daha zor tedavi edilebilecek türde bir hastalıkla kıyaslayıp kendisini şanslı görebilir, şükredebilir.</p>
<h2 data-path-to-node="9"><b data-path-to-node="9" data-index-in-node="0">İşlevini Yitiren Karşılaştırma ve Psikolojik Etkileri</b></h2>
<p data-path-to-node="10">Karşılaştırma kişinin kendi bağlamından ve yaşam biçiminden kopuk bir şekilde yapıldığında zarar verici olabilir. Bu kopukluk özellikle Instagram gibi eğlence ve keyifli içeriklerin ön plana çıktığı platformlarda ortaya çıkabilir. Bu gibi platformların içerisinde kişi giderek daha depresif hissetmeye başlayabilir. Sosyal karşılaştırma özellikle şu durumlarda işlevini yitirebilir:</p>
<ol start="1" data-path-to-node="11">
<li>
<p data-path-to-node="11,0,0">Kişinin özdeğeri ve <b data-path-to-node="11,0,0" data-index-in-node="20">özsaygı</b>sı tamamen karşılaştırmaya bağlı hale gelmişse,</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="11,1,0">Diğerleriyle karşılaştırma sonrası kişi kendisini sıkışmış veya donmuş hissediyorsa,</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="11,2,0">Karşılaştırma süreci meraktan çok kendisini yargılama veya eleştirme aracına dönüşmüşse.</p>
</li>
</ol>
<p data-path-to-node="12">Sosyal karşılaştırma süreci özellikle kişinin öz saygısını negatif yönde etkileyebilir. Kişi kendisini başkalarıyla kıyaslayarak yetersiz olduğunu düşünebilir. Diğerlerinin sürekli gezdiği, eğlendiği ya da başarıdan başarıya koştuğu bir dünyada evinde oturan ya da sıradan bir işte çalışan kişi hayatı kaçırdığını ve yetersiz olduğunu düşünebilir. Başka bir örnekte kişi yukarı doğru karşılaştırma yaptığında gerçekte maddi durumu kötü olmasa bile çevresindeki standartların çok yüksek olması nedeniyle kendini şanssız ya da yoksul olarak etiketleyebilir. Özellikle <b data-path-to-node="12" data-index-in-node="566">influencer</b>lığın arttığı bu süreçte onların yaşamına imrenebilir. Diğerlerine karşı yoğun bir haset ve kin besleyebilir. Kişi çoğu zaman karşılaştırma yaparken yalnızca sonuçları karşılaştırır. Süreci, koşulları ve bireysel farklılıkları hesaba katmayabilir.</p>
<p data-path-to-node="13">Araştırmalar, özellikle genç yetişkinlerde sosyal medyada geçirilen süre arttıkça depresif belirtilerin ve beden imajı bozukluklarının arttığını göstermektedir.</p>
<h2 data-path-to-node="14"><b data-path-to-node="14" data-index-in-node="0">Karşılaştırma Tuzağından Çıkış Kapısı</b></h2>
<p data-path-to-node="15">Bu tuzaktan çıkmanın ilk adımı durdurmadan önce bu karşılaştırmayı fark etmek ve kabullenmektir. Daha sonrasında karşılaştırmanın yönünü fark etmek önemlidir. Yukarı yönlü karşılaştırmalar çoğu zaman yetersizlik ve başarısızlık düşüncesini artıracağı için özellikle bunu ayırt etmek önemlidir.</p>
<p data-path-to-node="16">Bir diğer önemli adım ise bu karşılaştırmanın altında yatan duygu ve ihtiyacı anlamaktır. Geliştirilebileceği yönlere odaklanmak ve bunu yaparken kendine şefkatle yaklaşmak önemlidir.</p>
<p data-path-to-node="17">Karşılaştırma sonrasında ise eleştirel iç sesi ayırt etmek gereklidir. Asıl zorlayan şey genellikle bu karşılaştırma değil ardından gelen eleştirel iç sestir. Bu sesin kime ait olduğunu fark etmek oldukça düzenleyici ve geliştiricidir. Bunu yaparken karşılaştırmanın işlevini sorgulamak da kıymetlidir. “Bu karşılaştırma bana ne kazandırıyor?” diye düşünmek, artı ve eksileri tartışmak sonuca ulaşmakta kolaylık sağlayabilir.</p>
<p data-path-to-node="18">Kişinin bugünkü halini dünkü haliyle kıyaslayarak geliştirdiği yönlerine, başarılarına, becerilerine ve hedeflerine odaklanması ve güçlü yönlerini görebilmesi bu tuzaktan çıkış için önemlidir.</p>
<p data-path-to-node="19">Son olarak sosyal medyadaki karşılaştırmaların zarar verici ve işlev bozucu olduğu durumlarda bu eğilimi tetikleyen içeriklerden uzak durmak gerekebilir.</p>
<h2 data-path-to-node="20"><b data-path-to-node="20" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<ol start="1" data-path-to-node="21">
<li>
<p data-path-to-node="21,0,0">L. Festinger. (1954). A Theory Of Social Comparison Processes: Human Relations, sf: 117-140</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="21,1,0">Psychology Today | Got Happiness? Social Comparison Theory Can Help!</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="21,2,0">Verywell Mind | The Stress of Social Comparison and How to Limit Comparing Yourself to Others</p>
</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/dijital-vitrinlerde-sosyal-karsilastirma/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bastırılan Duyguların Sessiz Yükü</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/bastirilan-duygularin-sessiz-yuku/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=bastirilan-duygularin-sessiz-yuku</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/bastirilan-duygularin-sessiz-yuku/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayça Gülgel]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Dec 2025 22:30:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=20139</guid>

					<description><![CDATA[Birçoğumuz duygularımızı hissetmek yerine onları sessizce içimize gömmeyi öğrenerek büyürüz. Ancak sakladığımız her duygu, yaşamın bir yerinde yeniden karşımıza çıkar. Bu yazı duyguları bastırma üzerine yazılmıştır. Keyifli okumalar! Kaygı, üzüntü, utanç gibi duyguların bilinçli veya bilinçdışı olarak yok sayılması, ifade edilmiyor olması duyguları bastırma olarak adlandırılır. Kişinin duygularını bastırıyor oluşu çoğunlukla erken çocukluk yıllarında ebeveynleriyle [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="437" data-end="674">Birçoğumuz duygularımızı hissetmek yerine onları sessizce içimize gömmeyi öğrenerek büyürüz. Ancak sakladığımız her duygu, yaşamın bir yerinde yeniden karşımıza çıkar. Bu yazı <strong data-start="613" data-end="635">duyguları bastırma</strong> üzerine yazılmıştır. Keyifli okumalar!</p>
<p data-start="676" data-end="1181">Kaygı, üzüntü, utanç gibi duyguların bilinçli veya bilinçdışı olarak yok sayılması, ifade edilmiyor olması duyguları bastırma olarak adlandırılır. Kişinin duygularını bastırıyor oluşu çoğunlukla erken çocukluk yıllarında ebeveynleriyle güvenli bir bağlanma geliştiremediğini gösterir. Koşulsuz sevgi ve bakımın alınamadığı, duygu ve ihtiyaçlarını açıklama fırsatı bulamadığı, içinden geldiği gibi davranılmasına izin verilmediği durumlarda kişiler çocukluktan itibaren duygularını bastırmaya başlayabilir.</p>
<p data-start="1183" data-end="1797">Kişinin duygusunu bastırıyor oluşunun birçok nedeni olabilir. Kişinin duygularını bastırıyor olması çoğu zaman kendisini korumak için geliştirdiği bir savunma mekanizmasıdır. Amaç kimi zaman kişiyi etrafta olup biten olayların duygusal yükünden korumaktır. Örneğin, anne babası şiddetli bir tartışma içerisindeyken çocuk kendini çok üzgün, yalnız ve çaresiz hissedebilir. Bu duygularla baş etme kapasitesi zaten sınırlı olan çocuk, etrafta onun duygularına eşlik edecek bir yetişkin de olmadığından bu duyguyla baş edebilmek adına duygularını içine atıp ders çalışmaya ya da başka şeylerle oyalanmaya başlayabilir.</p>
<p data-start="1799" data-end="2372">Çocukken etraftan “ağlama”, “güçlü olmalısın”, “sinirlenmek çok ayıp”, “ne kadar abarttın” gibi mesajlar alan çocuk, yetişkinlik hayatında da duygularını göstermekte zorluk yaşayabilir. Duygularını ifade ettiğinde ayıplanan, utandırılan, alay edilen ya da cezalandırılan çocuklar, bir süre sonra duygularını ifade etmeyi ayıp, tehlikeli ya da güçsüzlük olarak yorumlayabilir. Olumlu ya da olumsuz duygularını hissetmeyi ve başka insanlara açmayı utanç verici, gereksiz, saçma ve önemsiz bulabilirler. Duygularını gösterirse diğerleri tarafından kabul görmeyeceğini düşünür.</p>
<p data-start="2374" data-end="2851">Duyguların ayıplandığı ve utandırıldığı ortamların aksine, bazense kişi duygularını ifade ettiğinde karşıdan bir tepki alamaz. Örneğin, kardeşiyle yaşadığı bir zorluk karşısında üzülen ve kaygılanan çocuk, ebeveyniyle bu duygularını paylaştığında bir tepki almazsa kendisini daha da üzgün ve yalnız hissedebilir. Duygularının anlaşılmadığını ve önemsenmediğini fark eden çocuk, zamanla “paylaşsam da bir şey değişmiyor” diyerek duygularını saklamaya ve bastırmaya başlayabilir.</p>
<p data-start="2853" data-end="3342">Duyguları bastırmak onları yok etmez. Bir balona sürekli hava üflediğinizi hayal edin. Bir süre balon havayı içeride muhafaza edebilir. Ancak belli bir noktadan sonra içeride daha fazla hava için yer kalmaz ve balon er ya da geç patlamak zorunda kalır. Duygular da bastırıldıklarında aynı balon gibi bir süre sonra artık istemsiz bir şekilde patlamaya mecbur kalır. Bazen kişinin kendisine bile ufak gelebilecek olaylarla tetiklenebilir. Bu patlamalar çoğu zaman bedeni de olumsuz etkiler.</p>
<p data-start="3344" data-end="3780">Bastırılan duygular somatik ağrılara sebep olabilir. Baş ve eklem ağrıları, mide problemleri, yeme sorunları, uyku sorunları, vücutta gerginlik ve kasılmalara yol açabilir. Kişi kendisini sürekli yorgun ve bitkin hissedebilir. Çarpıntı ve nefes darlığı yaşayabilir. Bu belirtiler bedenin içerisinde sıkışmış duyguların kendisini gösterme biçimi olabilir. Bu da <strong data-start="3705" data-end="3728">bedensel belirtiler</strong> ve duygu arasında güçlü bir bağlantıya işaret eder.</p>
<p data-start="3782" data-end="4674">Duygular bir ihtiyacın göstergesidir. Üzüntü kaybedilen bir şeye ait olabilirken, öfke sınırları korumak adına faydalı olabilir. O duyguyu fark etmek kişinin ihtiyacını fark etmesine de olanak sağlar. Ancak duyguları bastırmanın sonucunda kişinin kendisiyle olan bağı giderek zayıflamaya başlar. Bir süre sonra “ben ne hissediyorum?”, “neye ihtiyacım var?”, “beni bu olay neden bu kadar etkiledi?” gibi soruların cevabı belirsizleşir. Kişi otomatik pilotta yaşar. Tepkileri mekanikleşebilir, ilişkilerde kendisini anlaşılmamış hissedebilir. İçinde kocaman bir boşluk hissiyle yaşamını sürdürmeye çabalayabilir. Kişi, duygularını o kadar fazla kontrol etmeye çalışır ki zamanla başkaları tarafından hissiz olarak algılanabilir. Kendisini sürekli depresif ve kaygılı hissederken bulabilir. Aşırı yeme, kumar, alkol ve madde kullanımı, alışveriş, aşırı cinsellik gibi davranışlar sergileyebilir.</p>
<h2 data-start="4676" data-end="4698"><strong data-start="4679" data-end="4698">Ne Yapılabilir?</strong></h2>
<p data-start="4700" data-end="4897">Erken dönem çocukluk yaşantısında duyguları bastırıyor olmak o zaman için işlevsel olsa da yetişkinlik hayatında artık kişi için çoğu zaman işlevsizdir. Kişinin duygularıyla temas etmesi önemlidir.</p>
<p data-start="4899" data-end="5348">Duyguyla temas etmek için ilk adım duygunun geldiğini fark etmektir. Bir duygu geldiğinde onu hemen durdurmaya çalışmak yerine birkaç saniye durup gözlemlemek oldukça önemlidir. Hangi duygunun geldiğini, bedenin neresinde hissedildiğini fark etmek, duyguyu regüle etmek için ilk adımdır. Duyguyu isimlendirmek için duygu çarklarından faydalanılabilir. Bedendeki yerini tasvir edebilmek içinse kurabiye adam çizimi üzerinden duygu takibi yapılabilir.</p>
<p data-start="5350" data-end="5674">Kişinin hissettiği duyguya yer açması ve kendisini o duyguyu hissetmesi için alan tanıyor olması oldukça kıymetlidir. “Bu duygu şu an burada ve ben onunla kalabilirim” demek, duygunun varlığını ve önemini kendisine hatırlatabilir. Aynı zamanda bu duyguyu anlamlandırabilmek kişinin ihtiyacını fark etmesine de olanak sağlar.</p>
<p data-start="5676" data-end="5988">Kişinin duygularını kendisine ve çevresine ifade etmeyi pratik yapması önemlidir. Diğer insanlarla <strong data-start="5775" data-end="5799">duygusal farkındalık</strong> ve duygusal iletişim kurabilme kapasitesini artırır. Ancak duygular her zaman dışa vurulmak zorunda değildir. Duyguları kelimelere dökmek de duyguları serbest bırakmanın bir yolu olabilir.</p>
<p data-start="5990" data-end="6407">Duyguları bastırmayı bırakmak bir anda gelişebilecek bir süreç olmayabilir. Bu bir öğrenme, yeniden güvenmeye ve kendine yaklaşma yolculuğudur. Ancak duygulara izin verdikçe beden gevşer, zihin berraklaşır, yaşam daha gerçek bir hâle gelmeye başlar. Kişi kendi başına duygularını anlamlandırmakta ve ifade etmekte zorlanabilir. Bu oldukça doğaldır. Bu noktada bir profesyonelden destek almak süreci kolaylaştırabilir.</p>
<h3 data-start="6414" data-end="6430"><strong data-start="6418" data-end="6430">Kaynakça</strong></h3>
<p data-start="6432" data-end="6533">Young, J.E. &amp; Klosko, J.S. (2014). <em data-start="6467" data-end="6492">Hayatı Yeniden Keşfedin</em> (Çev. B. Büyükdere). Psikonet Yayınları.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/bastirilan-duygularin-sessiz-yuku/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kurban-Kurtarıcı-Zorba: Duygusal Rolleri Tanımak</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/kurban-kurtarici-zorba-duygusal-rolleri-tanimak/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kurban-kurtarici-zorba-duygusal-rolleri-tanimak</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/kurban-kurtarici-zorba-duygusal-rolleri-tanimak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayça Gülgel]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Oct 2025 22:15:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Travma ve Bilinçaltı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=15769</guid>

					<description><![CDATA[Bu yazıda drama üçgeni olarak da adlandırılan, kişilerarası ilişkilerde sıklıkla karşımıza çıkan kurban, kurtarıcı ve zorba rollerini içeren bir ilişki türü ele alınmıştır. Keyifli okumalar! Kurban-Kurtarıcı-Zorba Üçgeni 1968 yılında Psikiyatrist Stephan Karpman tarafından ileri sürülen drama üçgeni; kurban, kurtarıcı ve zorba rollerini içeren bir ilişkilenme türüdür. Roller, adlarından da anlaşılabileceği üzere farklı işleyiş dinamiklerine sahiptir. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="84" data-end="292">Bu yazıda <strong data-start="94" data-end="110">drama üçgeni</strong> olarak da adlandırılan, kişilerarası ilişkilerde sıklıkla karşımıza çıkan <strong data-start="185" data-end="195">kurban</strong>, <strong data-start="197" data-end="210">kurtarıcı</strong> ve <strong data-start="214" data-end="223">zorba</strong> rollerini içeren bir ilişki türü ele alınmıştır. Keyifli okumalar!</p>
<h3 data-start="294" data-end="331"><strong data-start="298" data-end="331">Kurban-Kurtarıcı-Zorba Üçgeni</strong></h3>
<p data-start="333" data-end="794">1968 yılında Psikiyatrist <strong data-start="359" data-end="378">Stephan Karpman</strong> tarafından ileri sürülen drama üçgeni; kurban, kurtarıcı ve zorba rollerini içeren bir ilişkilenme türüdür. Roller, adlarından da anlaşılabileceği üzere farklı işleyiş dinamiklerine sahiptir. Bu model, ilişki içerisinde ortaya çıkan çatışma ve problemlerin kişiler tarafından nasıl ele alındığını anlatmaktadır. Karpman’a (1968) göre tüm roller erken dönem çocukluk yaşantısında öğrenilmiş ve içselleştirilmiştir.</p>
<p data-start="796" data-end="1192"><strong data-start="796" data-end="806">Kurban</strong> olarak nitelendirilen kişi kendisini çaresiz ve mağdur olarak görür, kendine acır. Bu kişiler engeli veya hastalığı bulunan, bağımlılığı olan veya özel ilgiye ihtiyaç duyan kişilerdir. Pasif bir roldedir, kontrolü kaybettiğini düşünür. Diğer bireylerin yardımına çok fazla ihtiyaç duyarlar. Bu ihtiyaç fiziksel veya duygusal olabilir. Sıklıkla her şeyin üst üste geldiğini söylerler.</p>
<p data-start="1194" data-end="1760">Bu roldeki kişiler duygu ve davranışlarının sorumluluğunu alamaz, kendi hayatları üzerinde güç ve kontrol sahibi olamadıklarını düşünür. Çevresindekilere “Senin yüzünden mutsuzum”, “Çaresizim”, “Kimse beni sevmiyor”, “Neden bunlar benim başıma geliyor?” gibi ifadelerde bulunurlar. Asıl ihtiyaçları ilgi, bakım ve şefkat görmektir. Bunu karşılayabilmek ya da kendi hatalarının sorumluluklarından kurtulmak adına herkesi ve her şeyi suçlayabilirler. Bu kişiler acıma duygusunu sevgi olarak algılayabilir. Drama üçgeninde herkes kendini <strong data-start="1729" data-end="1747">kurban rolünde</strong> bulabilir.</p>
<p data-start="1762" data-end="2124"><strong data-start="1762" data-end="1775">Kurtarıcı</strong> olarak nitelendirilen kişinin amacı ise kurbanı zorbadan korumaktır. Kendisi olmadan karşı tarafın yıkıcı durumla baş edemeyeceğini düşünür. Kurbanın sorunlarını çözmeye çalışır, elinden gelen tüm desteği sağlar, ortalığı yatıştırır. Kendi ihtiyaçlarını ikinci plana atmak uğruna kurbanı korumaya çalışır. Bu nedenle ihtiyaçlarını bilmeden büyür.</p>
<p data-start="2126" data-end="2455">Kurtarıcılar diğerlerine yardım ederek kendilerini önemli hisseder, büyür ve gelişirler. Çünkü gerçekte kendilerini kurban rolünde gibi hissederler. Reddedilmekten korkarlar. Kurban olarak görülmemek adına başka bir kurban seçerek onu kurtarmaya çalışırlar. Güç ve kontrol sahibi olduklarını ancak bu yolla deneyimleyebilirler.</p>
<p data-start="2457" data-end="2762"><strong data-start="2457" data-end="2466">Zorba</strong> ise öfkeli ve suç yükleyicidir. Karşı tarafı sorunun onda olduğuna inandırmaya çalışır. Kurban ve kurtarıcıya karşı saldırgan davranışlar sergiler. İçten içe hissettiği korku ve baskıyı diğerlerini kontrol etmeye ve gücü elinde tutmaya çalışarak yönetmeyi dener. Eleştirel ve cezalandırıcıdır.</p>
<h2 data-start="2764" data-end="2798"><strong data-start="2767" data-end="2798">Rol Dağılımı ve Dinamikleri</strong></h2>
<p data-start="2800" data-end="3075">Zimberoff (2022)’ye göre ilişki içerisinde kişiler belli rolleri üstlenir ancak herkes tüm rolleri deneyimler. Özellikle de <strong data-start="2924" data-end="2939">kurban rolü</strong> herkes tarafından oynanır. Yani roller sürekli yer değiştirir. Başta kurban rolünde olan kişi, zamanla kurtarıcı veya zorba olabilir.</p>
<p data-start="3077" data-end="3373">Örneğin, evliliğinde mutsuz olan bir kadın sürekli ne kadar mutsuz olduğundan dert yanıp kendini çaresiz hissetmektedir (kurban). Ancak kızı ona mutsuzsa boşanmasını söylediğinde (kurtarıcı), “Ne saçmalıyorsun, seni ne ilgilendirir, çabuk odana!” şeklinde bir tepki vererek zorbaya dönüşebilir.</p>
<p data-start="3375" data-end="3565">Benzer şekilde kurtarıcı da tükenmişlik yaşayarak kurbana karşı zorba rolüne bürünebilir. Ya da zorbanın kurtarıcıya zorbalık yapması sonucu kurtarıcı kişi kendini kurban olarak görebilir.</p>
<p data-start="3567" data-end="3947">Örneğin, annesine boşanması gerektiğini söyleyen kızına ceza veren baba, onun (kurtarıcı olan kızının) kurban gibi hissetmesine neden olabilir. Başka bir örnekte ise eşini döven zorba bir erkek “Çok sarhoştum, öyle yapmak istemedim, çok pişmanım lütfen affet” diyerek eşine karşı kurban rolündeyken, bir hafta sonra tekrar saldırgan davranışlar sergileyerek zorbaya dönüşebilir.</p>
<p data-start="3949" data-end="4023">Yani kişiler bir rolden diğerine geçerek bu kısır döngüyü devam ettirir.</p>
<p data-start="4025" data-end="4361"><strong data-start="4025" data-end="4060">Kurban-kurtarıcı-zorba ilişkisi</strong> bir süre sonra bağımlı ve eş bağımlı bir ilişki yaratabilir (Zimberoff, 2022). Kurban rolündeki kişi, kurtarıcı ve zorbaları hayatına çekerek bağımlılığını sürdürür. Kurban, kurtarıcının kendisine bakım sağlamasına bağımlı olurken, kurtarıcı da kurbanın çaresizlik hissinin sürmesini arzu edebilir.</p>
<p data-start="4363" data-end="4556">Bu durumda kurban, sürekli olarak kurtarıcı tarafından düzeltilmeye ve desteklenmeye çalışıldıkça kendini daha da çaresiz hisseder ve zorbaya dönüşebilir. Bu döngü, <strong data-start="4528" data-end="4545">eş bağımlılık</strong> yaratır.</p>
<h2 data-start="4558" data-end="4602"><strong data-start="4561" data-end="4602">Rollerin Etkileri ve Aile Dinamikleri</strong></h2>
<p data-start="4604" data-end="4881">Drama üçgeni, <strong data-start="4618" data-end="4638">işlevsiz aileler</strong> yaratır. İşlevsiz ailelerde büyüyen bireyler kaosa bağımlı hale gelebilir, yakınlık korkusu hissedebilir, iyi giden bir olayın ardından kötü bir şey olacak kaygısına kapılabilir ve diğerlerine karşı korku veya güvensizlik geliştirebilirler.</p>
<p data-start="4883" data-end="5073">Çatışmalar sağlıklı yollarla çözülemez. Böyle ailelerde çocuklar susmayı, kendi algılarına güvenmemeyi öğrenirler. Kendi benliklerinden utanırlar. İhtiyaç ve duygularını dile getiremezler.</p>
<p data-start="5075" data-end="5241">Kurban-kurtarıcı-zorba ilişkisi, yalnızca aile içinde değil; <strong data-start="5136" data-end="5150">arkadaşlık</strong>, <strong data-start="5152" data-end="5174">romantik ilişkiler</strong> ve <strong data-start="5178" data-end="5191">iş hayatı</strong> gibi pek çok alanda da kendini tekrar edebilir.</p>
<p data-start="5243" data-end="5562">Örneğin romantik ilişkide kurtarıcı rolü benimsemiş kişi, partnerini kırılgan ve yetersiz görüp (kurban) iyileştirmek isteyebilir. Kurban kişi ise anlaşıldığını ve sevildiğini düşünerek o kişiye bağlanır. Ancak zamanla kurtarıcı, “Onun için birçok şey yaptım, hâlâ değişmiyor” diyerek öfkelenebilir ve zorbalaşabilir.</p>
<p data-start="5564" data-end="5717">Bu durumda kurban kişi anlaşılmadığını düşünür ve kendini geri çeker. Zorba ise pişmanlık duyar, sevgisini belli eder ve tekrar kurtarıcı rolüne geçer.</p>
<h2 data-start="5719" data-end="5773"><strong data-start="5722" data-end="5773">Üçgenden Kurtulmak ve Sağlıklı İlişkiler Kurmak</strong></h2>
<p data-start="5775" data-end="5977">Rollerden sıyrılıp sağlıklı ilişkiler geliştirebilmenin ilk şartı, kişinin kendi rolünü ve bunun etkilerini fark etmesidir. Fark ettikten sonra sınır koymak ve sorumluluk almaya hazır olmak önemlidir.</p>
<p data-start="5979" data-end="6221">Örneğin, kurban rolündeyken çaresizliği fark edip seçenekleri değerlendirmek ve harekete geçmek için adım atmak önemlidir. Duyguları fark edebilme ve yeniden düzenleyebilme becerisini geliştirmek, döngünün kırılmasında kritik bir rol oynar.</p>
<p data-start="6223" data-end="6430">Kişinin kendi ihtiyaçlarını fark etmesi, bunları sağlıklı yollarla talep edebilmesi bu döngünün kırılmasında büyük bir öneme sahiptir. <strong data-start="6358" data-end="6385">Drama üçgeninden çıkmak</strong>, kimi zaman zor olsa da imkânsız değildir.</p>
<p data-start="6432" data-end="6572">Bireysel olarak zorlandığınız noktalarda profesyonel destek almak, bu farkındalığı güçlendirir ve ilişkilerde denge kurmayı kolaylaştırır.</p>
<h2 data-start="6574" data-end="6589"><strong data-start="6577" data-end="6589">Kaynakça</strong></h2>
<p data-start="6591" data-end="6811">Karpman, S. (1968). <em data-start="6611" data-end="6651">Fairy Tales and Script Drama Analysis.</em> Transactional Analysis Bulletin, 7(26), 39–43.<br data-start="6698" data-end="6701" />Zimberoff, D. (2022). <em data-start="6723" data-end="6782">Kurban Tuzağından Kurtulmak: Kişisel Gücünüzü Geri Almak.</em> (9. Baskı). Lena Yayınevi.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/kurban-kurtarici-zorba-duygusal-rolleri-tanimak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sessiz Tanıklar: Seyirci Kalmaktan Duyarsızlığa</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/sessiz-taniklar-seyirci-kalmaktan-duyarsizliga/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sessiz-taniklar-seyirci-kalmaktan-duyarsizliga</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/sessiz-taniklar-seyirci-kalmaktan-duyarsizliga/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayça Gülgel]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Sep 2025 21:35:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyal Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=13322</guid>

					<description><![CDATA[Günümüzde hem sokakta hem de sosyal medyada sıklıkla birilerinin duyarsız olduğu ya da yalnızca olaya seyirci kaldığı haberlerini görebiliyoruz. Bu yazıda duyarsızlaşma ve sosyal psikoloji literatüründen seyirci kalma etkisi (bystander effect) kavramı ile açıklanacaktır. Keyifli okumalar! Seyirci Kalma Etkisi Nedir? Darley ve Latané (1968) tarafından ortaya atılan seyirci kalma etkisi (bystander effect), sosyal psikolojinin önemli [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="398" data-end="701">Günümüzde hem sokakta hem de sosyal medyada sıklıkla birilerinin duyarsız olduğu ya da yalnızca olaya seyirci kaldığı haberlerini görebiliyoruz. Bu yazıda <strong data-start="553" data-end="570">duyarsızlaşma</strong> ve <strong data-start="574" data-end="594">sosyal psikoloji</strong> literatüründen <strong data-start="610" data-end="653">seyirci kalma etkisi (bystander effect)</strong> kavramı ile açıklanacaktır. Keyifli okumalar!</p>
<h2 data-start="708" data-end="742"><strong data-start="711" data-end="742">Seyirci Kalma Etkisi Nedir?</strong></h2>
<p data-start="744" data-end="1099">Darley ve Latané (1968) tarafından ortaya atılan <strong data-start="793" data-end="836">seyirci kalma etkisi (bystander effect)</strong>, sosyal psikolojinin önemli başlıklarından birisidir. Seyirci kalma etkisi kavramı, topluluk içerisinde acil ya da yardım gerektiren bir olay olduğunda bireylerin o kişiye yardım etme olasılıklarının, olaya tanık olan kişi sayısı arttıkça düştüğünü ifade eder.</p>
<p data-start="1101" data-end="1465">Bu kavram ilk olarak Amerika’da Kitty Genovese adlı kadının öldürülmesi sonucu popülerlik kazanmıştır. Genovese apartmanının önünde saldırıya uğramıştır; ancak çevresinde birçok insan bulunmasına rağmen hiç kimsenin bu olaya müdahale etmemesi sonucu hayatını kaybetmiştir. Bu olay Darley ve Latané’nin (1968) deneysel araştırmalarının başlamasına sebep olmuştur.</p>
<h2 data-start="1472" data-end="1506"><strong data-start="1475" data-end="1506">Darley ve Latané’nin Deneyi</strong></h2>
<p data-start="1508" data-end="1839">Laboratuvar ortamında gerçekleştirilen deneyde kişiler birbirlerini göremedikleri ayrı odalara yerleştirilmiştir. Birbirleriyle iletişim kuran kişiler sorunlarını paylaşmaya başlamıştır. Bu sırada aslında ses kaydından dinletilen, ancak diğer katılımcılara denek olduğunu düşündürtülen kişi epilepsi nöbeti geçirmeye başlamıştır.</p>
<p data-start="1841" data-end="2296">Deneye katılan kişiler bu ses kaydından boğulma ve yardım çığlıkları duymuştur. Odada yalnız olduğunu düşünen katılımcıların %85’i 2 dakika içerisinde yardım etmek için acil durum belirtmişken, odada iki kişi olduğunu düşünen katılımcıların yardım isteme oranı %62’ye düşmüştür. Odada 6 kişi olduğunu düşünen katılımcıların ise yalnızca %31’i yardım talebinde bulunmuştur. Ayrıca acil durum bildirmeye kadar geçen süre de kişi sayısı arttıkça uzamıştır.</p>
<p data-start="2298" data-end="2471">Kriz geçiren kişiyle baş başa olduğunu düşünen katılımcılar kendi üzerlerinde baskı hissetmiş ve yardım etmemeleri halinde utanç ve suçluluk duyacaklarını belirtmişlerdir.</p>
<h2 data-start="2478" data-end="2518"><strong data-start="2481" data-end="2518">Seyirci Kalma Etkisinin Nedenleri</strong></h2>
<p data-start="2520" data-end="2792">Deney sonucunda topluluktaki kişi sayısının artmasının, sorumluluğun dağılması (<strong data-start="2600" data-end="2631">diffusion of responsibility</strong>) anlamına geldiği ortaya çıkmıştır. Gruptaki kişiler birisi mutlaka yardım eder diye düşünerek geri planda kalmakta ve sorumluluk almayarak pasif kalmaktadır.</p>
<p data-start="2794" data-end="2878">Kalabalık arttıkça yardım etme olasılığının azalması birkaç nedene bağlanmaktadır:</p>
<ul data-start="2880" data-end="3229">
<li data-start="2880" data-end="2956">
<p data-start="2882" data-end="2956"><strong data-start="2882" data-end="2909">Sorumluluğun dağılması:</strong> Birisi mutlaka yardım eder diye düşünülmesi.</p>
</li>
<li data-start="2957" data-end="3095">
<p data-start="2959" data-end="3095"><strong data-start="2959" data-end="2983">Sosyal onay arayışı:</strong> İnsanlar çevrelerine bakıp önemli bir tepki verilmediğini gördüklerinde durumun ciddi olmadığını düşünebilir.</p>
</li>
<li data-start="3096" data-end="3229">
<p data-start="3098" data-end="3229"><strong data-start="3098" data-end="3131">Yanlış değerlendirme korkusu:</strong> “Ya yanlış anladıysam?” ya da “gereksiz panik yarattıysam?” kaygısıyla harekete geçmeme durumu.</p>
</li>
</ul>
<h2 data-start="3236" data-end="3273"><strong data-start="3239" data-end="3273">Seyirci Etkisi ve Günlük Hayat</strong></h2>
<p data-start="3275" data-end="3451">Günümüzde modern toplumlarda <strong data-start="3304" data-end="3328">seyirci kalma etkisi</strong>, yalnızca laboratuvar ya da acil durum örnekleriyle sınırlı değildir. Günlük hayatın akışında birçok olaya tanık oluruz.</p>
<p data-start="3453" data-end="3859">Örneğin; araba kullanan bir sürücü, yardım isteyen bir başka sürücüyü gördüğünde başkalarının yardım edeceğini varsayarak müdahale etmeyebilir. Sokakta yaralı bir hayvan gördüğünde, “nasılsa başka birisi yardım eder” diyerek önünden geçip gidebilir. Yine diktatörler tarafından yönetilen toplumlarda bireyler, olan biten olaylar karşısında diğerlerinin protesto edeceğini düşünerek geri planda kalabilir.</p>
<h2 data-start="3866" data-end="3904"><strong data-start="3869" data-end="3904">Duyarsızlaşma (Desensitization)</strong></h2>
<p data-start="3906" data-end="4135"><strong data-start="3906" data-end="3923">Duyarsızlaşma</strong>, toplumda giderek artan bir başka sorundur. Özellikle yoğun travmatik gündemler söz konusu olduğunda kişiler sürekli benzer olaylara maruz kalmaktan ötürü bir süre sonra yeterli tepkiyi veremez hale gelebilir.</p>
<p data-start="4137" data-end="4470">Üzücü olaylar sıradanlaşır ve empati azalır. Bu durumda kişi olup biten olaylara karşı tepkisiz, yalnızca izleyen bir konumda olabilir. Günümüzde bu iki süreç — <strong data-start="4298" data-end="4322">seyirci kalma etkisi</strong> ve duyarsızlaşma — birbirine oldukça bağlıdır. İnsanlar yalnızca kalabalıkta değil, bireysel düzeyde de görmezden gelme eğilimi geliştirmektedir.</p>
<h2 data-start="4477" data-end="4502"><strong data-start="4480" data-end="4502">Toplumsal Sonuçlar</strong></h2>
<p data-start="4504" data-end="4712">Seyirci kalma etkisi başlangıçta topluluk içerisindeki davranışları açıklamak üzere ortaya atılmıştır. Ancak günümüzde kimi zaman <strong data-start="4634" data-end="4651">duyarsızlaşma</strong> ile birleşerek daha geniş bir problem alanına dönüşmüştür.</p>
<p data-start="4714" data-end="4908">Kişiler yalnızken bile sorumluluk üstlenmemek, görmezden gelmek ve duyarsızlaşma eğiliminde olabilir. Bu eğilim sürdükçe toplumsal bağlar zayıflamakta, güven ve dayanışma duygusu azalmaktadır.</p>
<p data-start="4910" data-end="5081">Örneğin, tacize maruz kalan bir kişiye seyirci kalmak hem mağdurun yalnız bırakılmış hissetmesine neden olur hem de tacizcinin davranışı tekrar etme olasılığını artırır.</p>
<h2 data-start="5088" data-end="5110"><strong data-start="5091" data-end="5110">Çözüm Önerileri</strong></h2>
<p data-start="5112" data-end="5198">Günlük hayatta seyirci kalma etkisini azaltmak için yapılabilecek birkaç şey vardır:</p>
<ul data-start="5200" data-end="5580">
<li data-start="5200" data-end="5286">
<p data-start="5202" data-end="5286">Durumu ciddiye almak ve “bu benim sorumluluğum değil” düşüncesinin farkına varmak.</p>
</li>
<li data-start="5287" data-end="5384">
<p data-start="5289" data-end="5384">Harekete geçmek ya da diğerlerini harekete geçmeye yönlendirmek (ör. polis, ambulans aramak).</p>
</li>
<li data-start="5385" data-end="5470">
<p data-start="5387" data-end="5470">Tacize maruz kalan birine doğrudan destek sağlamak ve güvenli alana yönlendirmek.</p>
</li>
<li data-start="5471" data-end="5580">
<p data-start="5473" data-end="5580">Olumsuz içeriklere sürekli maruz kalmak yerine gönüllülük faaliyetlerine katılmak, empatiyi canlı tutmak.</p>
</li>
</ul>
<h2 data-start="5587" data-end="5602"><strong data-start="5590" data-end="5602">Kaynakça</strong></h2>
<p data-start="5604" data-end="5803">Darley, J. M. ve Latané, B. (1968). <em data-start="5640" data-end="5720">Acil durumlarda olay yerindeki kişilerin müdahalesi: Sorumluluğun dağıtılması.</em> Kişilik ve Sosyal Psikoloji Dergisi, 8 (4, Pt.1), 377-383. doi:10.1037/h0025589.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/sessiz-taniklar-seyirci-kalmaktan-duyarsizliga/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Patiyle Kurulan Bağlar</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/patiyle-kurulan-baglar/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=patiyle-kurulan-baglar</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/patiyle-kurulan-baglar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayça Gülgel]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Aug 2025 09:47:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Klinik Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=11449</guid>

					<description><![CDATA[Geçmişten bugüne evcil hayvanlar ile insanlar hep bir arada yaşamıştır. Araştırmacılar insan davranışlarını anlamlandırabilmek adına hayvan gözlemleri yapmış ve birçok teoriyi onların davranışları üzerinden şekillendirmiştir. Bu yazıda evcil hayvanlar (kedi ve köpek) ve sahipleri arasındaki bağlanma ilişkisi ele alınacaktır. Keyifli okumalar! Bağlanma Kuramı ve Temel Özellikleri Bağlanma kuramının kurucusu Bowlby (1958) anne ve bebek arasındaki [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="301" data-end="659">Geçmişten bugüne <strong data-start="318" data-end="337">evcil hayvanlar</strong> ile insanlar hep bir arada yaşamıştır. Araştırmacılar insan davranışlarını anlamlandırabilmek adına hayvan gözlemleri yapmış ve birçok teoriyi onların davranışları üzerinden şekillendirmiştir. Bu yazıda <strong data-start="541" data-end="560">evcil hayvanlar</strong> (kedi ve köpek) ve sahipleri arasındaki <strong data-start="601" data-end="613">bağlanma</strong> ilişkisi ele alınacaktır. Keyifli okumalar!</p>
<h3 data-start="661" data-end="872"><strong data-start="661" data-end="701">Bağlanma Kuramı ve Temel Özellikleri</strong></h3>
<p data-start="661" data-end="872">Bağlanma kuramının kurucusu Bowlby (1958) anne ve bebek arasındaki ilişkiyi incelemiştir. Bowlby, <strong data-start="802" data-end="816">bağlanmayı</strong> dört temel özelliği kapsayacak şekilde tanımlamıştır.</p>
<p data-start="874" data-end="1092">Bu özelliklerden ilki bakım verenin <strong data-start="910" data-end="927">güvenli liman</strong> olarak görülmesidir. Bebek korkmuş ve tehdit altında hissettiğinde bakım vereniyle temas ederek rahatlar. Örneğin canı acıdığında ağlar ve gidip annesine sarılır.</p>
<p data-start="1094" data-end="1318">İkinci özelliği, bakım verenin <strong data-start="1125" data-end="1143">güvenli bir üs</strong> olarak görülmesidir. Bakım veren kişi bebeğin kendi kendine öğrenmesi ve keşfetmesine olanak sağlar. Bebek <strong data-start="1251" data-end="1263">bağlanma</strong> figürü oradayken çevreyi keşfetme cesareti gösterir.</p>
<p data-start="1320" data-end="1434">Üçüncü özellik, yakınlık arayışıdır. Bebek <strong data-start="1363" data-end="1377">bağlandığı</strong> figüre, fiziksel ve duygusal olarak yakın olmak ister.</p>
<p data-start="1436" data-end="1627">Dördüncü özellik ise ayrılık sonrası sıkıntıya sebep olmasıdır. <strong data-start="1500" data-end="1512">Bağlanma</strong> figürü ortadan kaybolduğunda huzursuzluk ve kaygı yaşanır. Örneğin anne odadan çıktığında çocuk ağlamaya başlar.</p>
<p data-start="1629" data-end="2025">Bowlby, bebeğin ihtiyaçlarının yeterince giderilip giderilmemesine göre çeşitli <strong data-start="1709" data-end="1721">bağlanma</strong> türleri oluştuğunu ortaya koymuştur. Tutarlı ve koşulsuz bir bakım alan bebek, bakım vereniyle (çoğunlukla anne) güvenli bir <strong data-start="1847" data-end="1859">bağlanma</strong> geliştirir. Bakım verenine güvenli bağlanan bebek, yetişkinlik yaşamında insanlarla yakınlaşma konusunda rahat ve sevecendir. Kendini değerli ve sevilebilir görür.</p>
<p data-start="2027" data-end="2435">Tutarsız ya da koşullu bir bakım alan bebeklerse güvenli bir <strong data-start="2088" data-end="2100">bağlanma</strong> geliştiremez. Bunun sonucunda kaygılı veya kaçıngan <strong data-start="2153" data-end="2165">bağlanma</strong> gelişir. Kaygılı bağlanan bebekler yakınlık kurmak için çabalar, yalnız kalmaktan ve reddedilmekten korkar. Kendini sevilmeye değer göremez. Kaçıngan bağlananlarsa yakın bir ilişki kurmaktan kaçınır, insanlara güvenme ve duygularını ifade etme konusunda zorluk yaşar.</p>
<h3 data-start="2437" data-end="2828"><strong data-start="2437" data-end="2486">Harlow’un Deneyleri ve Fiziksel Temasın Önemi</strong></h3>
<p data-start="2437" data-end="2828">Bowlby’nin araştırmasından sonra Harlow’un (1959) annelerinden ayırmış olduğu bebek maymunlarla yaptığı deney oldukça ses getirmiştir. Bir tarafa telden yapılmış, sert ve soğuk bir anne figürü koymuştur. Bu figür bebek maymuna yalnızca süt vermektedir. Diğer tarafta ise yumuşak bir kumaştan yapılmış süt vermeyen bir anne figürü vardır.</p>
<p data-start="2830" data-end="3300">Maymunlar, telden yapılmış olan anne figüründen beslenme ihtiyacını karşıladıktan sonra, zamanlarını yumuşak kumaştan yapılmış olan anne figürü ile fiziksel temas halinde geçirmiştir. Korktuklarında veya endişelendiklerinde sakinleşmek için yumuşak anne figürüne gittikleri gözlemlenmiştir. Bu deney, güvenli bir <strong data-start="3143" data-end="3155">bağlanma</strong> sağlanabilmesi için yalnızca beslenme ihtiyacının değil, fiziksel temas, güvenlik ve duygusal temasın da oldukça önemli olduğunu göstermiştir.</p>
<p data-start="2830" data-end="3300"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1707" src="https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/03/Bilissel-Celiskilerden-Ozgurlesmek-Insanlar-Hayvanlar-ve-Evrimsel-Psikoloji-1.jpg" alt="" width="1280" height="854" srcset="https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/03/Bilissel-Celiskilerden-Ozgurlesmek-Insanlar-Hayvanlar-ve-Evrimsel-Psikoloji-1.jpg 1280w, https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/03/Bilissel-Celiskilerden-Ozgurlesmek-Insanlar-Hayvanlar-ve-Evrimsel-Psikoloji-1-300x200.jpg 300w, https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/03/Bilissel-Celiskilerden-Ozgurlesmek-Insanlar-Hayvanlar-ve-Evrimsel-Psikoloji-1-1024x683.jpg 1024w, https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/03/Bilissel-Celiskilerden-Ozgurlesmek-Insanlar-Hayvanlar-ve-Evrimsel-Psikoloji-1-768x512.jpg 768w, https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/03/Bilissel-Celiskilerden-Ozgurlesmek-Insanlar-Hayvanlar-ve-Evrimsel-Psikoloji-1-150x100.jpg 150w, https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/03/Bilissel-Celiskilerden-Ozgurlesmek-Insanlar-Hayvanlar-ve-Evrimsel-Psikoloji-1-696x464.jpg 696w, https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/03/Bilissel-Celiskilerden-Ozgurlesmek-Insanlar-Hayvanlar-ve-Evrimsel-Psikoloji-1-1068x713.jpg 1068w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></p>
<h3 data-start="3302" data-end="3717"><strong data-start="3302" data-end="3346">Evcil Hayvan ve Sahipleri Arasındaki Bağ</strong></h3>
<p data-start="3302" data-end="3717">Yapılan araştırmalar <strong data-start="3370" data-end="3386">evcil hayvan</strong> ve sahibi arasındaki ilişkinin anne-bebek ilişkisine benzer bir yapıda olduğunu göstermektedir (Marsa-Sambola ve ark., 2017). Nebbe (2001), <strong data-start="3527" data-end="3546">evcil hayvanlar</strong> ve insanlar arasındaki bağı güvenli olarak nitelendirmiş ve bu ilişkinin kişinin zihninde sevildiğini ve <strong data-start="3652" data-end="3661">güven</strong>ildiğini düşünmesine katkı sağladığını ifade etmiştir.</p>
<p data-start="3719" data-end="4258">Hazan ve Zeifman (1994), yaptıkları araştırmada <strong data-start="3767" data-end="3788">evcil hayvanların</strong> bakım verenleri için bir <strong data-start="3814" data-end="3826">bağlanma</strong> figürüne dönüştüğünü ifade etmiştir. <strong data-start="3864" data-end="3883">Evcil hayvanlar</strong>, bakım alma ve bakım verme döngüsüne katkı sağlar. Kişiye güvenli ve tahmin edilebilir bir ilişki deneyimi sağlar. Tıpkı Harlow’un bebek maymunlarla yaptığı deneydeki gibi, insanlar da endişelendiğinde, korktuğunda ya da üzüldüğünde <strong data-start="4117" data-end="4134">evcil hayvanı</strong> ile vakit geçirerek sakinleşebilir. Sıcak ve yumuşak bir canlının varlığı sinir sistemini yatıştırmaya yardımcı olabilir.</p>
<h3 data-start="4260" data-end="4552"><strong data-start="4260" data-end="4311">Evcil Hayvan Sahiplenmek ve Karşılıklı Bağlanma</strong></h3>
<p data-start="4260" data-end="4552">Evcil hayvan sahibi olmak, erken dönem çocukluk yaşamında terk edilme, reddedilme, eleştiri, zorbalık gibi olumsuz deneyimler yaşamış kişilerin bu durumlara maruz kalma endişesi taşımadan bir canlıyla yakınlık kurabilmesine imkan tanır.</p>
<p data-start="4554" data-end="4753">Aynı zamanda <strong data-start="4567" data-end="4588">evcil hayvanların</strong> da bakım verenlerine karşı bir <strong data-start="4620" data-end="4632">bağlanma</strong> geliştirdikleri ve sahipleri onlardan uzaklaştıklarında mutsuz ve huzursuz oldukları ifade edilmektedir (Angle, 1994).</p>
<p data-start="4755" data-end="5131">Bowlby’nin <strong data-start="4766" data-end="4778">bağlanma</strong> kuramındaki davranış özelliklerine göre, <strong data-start="4820" data-end="4839">evcil hayvanlar</strong> ve sahipleri arasındaki ilişkiyi incelediğimizde, hayvanların sahiplerini <strong data-start="4914" data-end="4931">güvenli liman</strong> olarak gördüğü söylenebilir. Ani veya yüksek bir ses duyduklarında ya da eve yabancı biri geldiğinde köpeğin hemen sahibinin yanına gelmesi, sahibinin güvenli liman olma özelliğini karşılamaktadır.</p>
<p data-start="5133" data-end="5658">Parka gidildiğinde köpeğin sahibinden uzaklaşıp başka köpeklerle oynaması ve oynarken zaman zaman sahibine bakması, yanına gelip kontrol etmesi ise güvenli üs özelliğini karşılamaktadır. Kedilerin sahipleri otururken kucağına zıplaması, sürtünmesi ya da gırlaması, <strong data-start="5398" data-end="5413">bağlanmanın</strong> yakınlık arayışına örnek verilebilir. Köpeklerin sahibi evden gittiğinde kapıda havlaması, eşyalarını koklaması ya da kedilerin sahipleri eve geldiğinde çok fazla ilgilenmemesi, <strong data-start="5592" data-end="5607">bağlanmanın</strong> ayrılık sıkıntısı yaşanması özelliğini karşılar.</p>
<p data-start="5660" data-end="6147">Yani her iki taraf da birbirleriyle geçirdikleri süre içerisinde karşılıklı bir <strong data-start="5740" data-end="5752">bağlanma</strong> geliştirmektedir. Özellikle sadık ve sevecen olmalarıyla bilinen köpekler, kişinin güvenlik, yakınlık, sevme-sevilme gibi ihtiyaçlarını besler. Köpeklerin sahipleriyle kurduğu göz teması, tıpkı anne-bebek <strong data-start="5958" data-end="5975">bağlanmasında</strong> olduğu gibi her iki taraf için de <strong data-start="6010" data-end="6019">güven</strong> ve duygusal yakınlıktan sorumlu oksitosin hormonunun salınımını artırır; bu durum aradaki bağın gelişmesine de yardımcı olur.</p>
<h3 data-start="6149" data-end="6416"><strong data-start="6149" data-end="6158">Sonuç</strong></h3>
<p data-start="6149" data-end="6416"><strong data-start="6161" data-end="6194">Evcil hayvanlarla kurulan bağ</strong>, <strong data-start="6196" data-end="6208">bağlanma</strong> sisteminin önemli bir parçası olarak işlev görür. Kişilerin ruhsal sağlığını destekler, <strong data-start="6297" data-end="6306">güven</strong> duygusunu pekiştirir ve kişiler arası ilişkilerde yeniden güven inşa etme sürecinde köprü görevi görebilir.</p>
<p data-start="6418" data-end="6460"><strong data-start="6418" data-end="6433">Önemli not:</strong> Satın alma, sahiplen! <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/1f43e.png" alt="🐾" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>
<p data-start="6418" data-end="6460"><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11450" src="https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/08/hayvan-sevgisi-3.jpg" alt="" width="1280" height="854" srcset="https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/08/hayvan-sevgisi-3.jpg 1280w, https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/08/hayvan-sevgisi-3-300x200.jpg 300w, https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/08/hayvan-sevgisi-3-1024x683.jpg 1024w, https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/08/hayvan-sevgisi-3-768x512.jpg 768w, https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/08/hayvan-sevgisi-3-150x100.jpg 150w, https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/08/hayvan-sevgisi-3-696x464.jpg 696w, https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/08/hayvan-sevgisi-3-1068x713.jpg 1068w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></p>
<h3 data-start="6462" data-end="7692"><strong data-start="6462" data-end="6474">Kaynakça</strong></h3>
<p data-start="6462" data-end="7692">Angle, R. L. (1994). Utilization of Pet Bonding Scale to Examine The Relation Between The Human/Companion Animal Bond and Self-Esteem in Pre-Adolescence. Yayınlanmamış Doktora Tezi, University of Houston, Houston, 56.<br data-start="6694" data-end="6697" />Bowlby, J. (1958) The nature of the child&#8217;s tie to his mother. Int. J. Psycho-anal. 39, 1–24<br data-start="6789" data-end="6792" />Harlow, H. F., and Zimmermann, R. R. (1959) Affectional responses in the infant monkey. Science 130, 421–432.<br data-start="6901" data-end="6904" />Hazan, C., &amp; Zeifman, D. (1994). Sex and the psychological tether. In K. Bartholomew &amp; D. Perlman (Eds.), Advances in personal relationships: Attachment processes in adulthood (pp. 151-177). London, United Kingdom: Jessica Kingsley.<br data-start="7136" data-end="7139" />Marsa-Sambola, F., Williams, J., Muldoon, J., Lawrence, A., Connor, M. ve Currie, C. (2017). Quality of life and adolescents’ communication with their significant others (mother, father, and best friend): The mediating effect of attachment to pets. Attachment &amp; Human Development, 19(3), 278-297.<br data-start="7435" data-end="7438" />Nebbe, L. (2001). The elementary school counselor and the HCAB. P. Salloto (Ed.), Pet assisted therapy: a loving intervention and an emerging profession: leading to a friendlier, healthier, and more peaceful world içinde. Norton, MA: D.J. Publications.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/patiyle-kurulan-baglar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yemek Tabağınızdaki Şemalarınız</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/yemek-tabaginizdaki-semalariniz/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=yemek-tabaginizdaki-semalariniz</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/yemek-tabaginizdaki-semalariniz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayça Gülgel]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Jul 2025 21:53:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Klinik Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=9406</guid>

					<description><![CDATA[Bu yazıda erken dönem uyum bozucu şemalar ile yemek yeme inançları ve tutumları arasındaki ilişki ele alınacaktır. Keyifli okumalar dilerim. Her insan doğduğu andan itibaren farklı aileler ve kültürler içerisinde gelişim gösterir.Şema terapinin kurucusu Young’a (1999) göre bu gelişim süreci boyunca her çocuk temelde güvenli bağlanma ve kabul, özerklik, duyguları ve ihtiyaçları ifade etme, kendiliğindenlik [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="299" data-end="453">Bu yazıda <strong data-start="309" data-end="344">erken dönem uyum bozucu şemalar</strong> ile <strong data-start="349" data-end="373">yemek yeme inançları</strong> ve <strong data-start="377" data-end="390">tutumları</strong> arasındaki ilişki ele alınacaktır. Keyifli okumalar dilerim.</p>
<p data-start="455" data-end="1082">Her insan doğduğu andan itibaren farklı aileler ve kültürler içerisinde gelişim gösterir.<br data-start="544" data-end="547" />Şema terapinin kurucusu Young’a (1999) göre bu gelişim süreci boyunca her çocuk temelde güvenli bağlanma ve kabul, özerklik, duyguları ve ihtiyaçları ifade etme, kendiliğindenlik ve sınır gibi duygusal ihtiyaçlara sahiptir. Bu ihtiyaçlar evrenseldir ve yeterince karşılanamadığında şemaların oluşmasına sebep olabilir. Şemalar yaşam boyu tekrar eden, kişinin kendisi ve çevresi hakkındaki bilişsel ve duygusal kalıplarıdır. Şemalar değişime dirençlidir, kendini sürdürmek ister. Yaşamı boyunca kişiyi adeta bir gölge gibi takip eder.</p>
<p data-start="1084" data-end="1553">Şemaların oluşmasındaki diğer faktörler kişinin mizacı, erken dönem çocukluk deneyimlerindeki ihmal ve istismar durumları, kaza, hastalık, göç gibi travmatik olaylar ve model alarak öğrenmedir. Tunç (2020)’ye göre yeme bozukluğuna sahip bireyler ile travmatik bir erken dönem çocukluk yaşantısı ve ebeveyn tutumları arasında önemli bir ilişki bulunmaktadır. Schneer (2002) ihmal ve istismar edici ebeveynlerin yeme bozuklukları için risk faktörü oluşturduğunu söyler.</p>
<p data-start="1555" data-end="2198">Tüm bunlar göz önüne alındığında yeme ile ilişkinin bozulmasına sebep olabilecek pek farklı şemadan bahsedilebilir. Terk edilme, kusurluluk/utanç, bağımlılık/yetersizlik, onay arayıcılık, cezalandırıcılık, duyguları bastırma, yüksek standartlar gibi farklı ihtiyaç alanlarındaki şemalar yeme ile ilişkinin bozulmasına katkı sağlayabilir. Bu yazıda yalnızca güvenli bağlanma ve kabul ihtiyacının yeterince giderilememesi sebebiyle oluşmuş olabilecek şemalar ve bozulmuş yeme inançları arasındaki bağlantılar ele alınacaktır. Bu alandaki ihtiyaçların giderilmemesi kopukluk ve reddedilme ile ilgili şemaların ortaya çıkmasına sebep olmaktadır.</p>
<h2 data-start="2205" data-end="2252"><strong data-start="2208" data-end="2252">Bozulmuş Yeme Tutumuyla İlişkili Şemalar</strong></h2>
<p data-start="2254" data-end="3113">Bozulmuş yeme tutumuyla ilişkili olabilecek şemalardan ilki <strong data-start="2314" data-end="2344">kusurluluk/utanç şemasıdır</strong>. Bu şemaya sahip kişiler kendini değersiz, kusurlu, eksik ve sevilemez olarak görür. Özellikle mükemmeliyetçi bir çevre, eleştirel ve cezalandırıcı/suçlayıcı ebeveyn tutumları bu şemanın oluşmasına yol açabilir. Bedenine dair eleştiri alan kişi bir süre sonra kilolu olmayı ya da çok zayıf olmayı bir utanç kaynağı olarak görebilir. Bu utanç hissinden kurtulabilmek adına bedenine çok fazla önem atfedebilir. Zayıf olursa sevilebileceği, bu haliyle kimsenin onu beğenmeyeceği, istediği fiziğe sahip değilse değersiz olacağı inançlarına sahip olabilir. Çevresinden veya ailesinden edindiği güzellik standartlarına uygun bir bedene sahip olmaya çalışabilir. İçten içe hissettiği bu utanç ve kusuru mükemmel bir bedene sahip olmaya çalışarak engelleyebileceğine inanır.</p>
<p data-start="3115" data-end="3930">Aynı ihtiyaç alanından doğan başka bir şema <strong data-start="3159" data-end="3191">duygusal yoksunluk şemasıdır</strong>. Kişi sevilmeyeceğine dair güçlü bir inanç besler. Yalnız kalmaktan korkar, kendini değersiz ve önemsiz görür, içinde bir boşluk hissiyle yaşar. Sürekli bir sevgi ve şefkat görme ihtiyacı vardır ancak ait hissetmekte zorlanır. Diğer insanların onu sevdiğine inanmakta güçlük çeker. Bu kişilerde yemek yeme kişinin hissettiği duygusal boşluğu doldurabilmek adına önemli bir role sahiptir. Kişi kaygı, korku, yalnızlık, utanç gibi baş etmekte zorlandığı duygularla yemek yiyerek baş edebilir. Bir süre sonra hissettiği boşluktan dolayı fiziksel açlık ve duygusal açlığı ayırt etmekte zorlanabilir. Bu durum bozulmuş yeme tutumlarına sebep olabilir. Yemek yedikten sonra kendini suçlama, eleştirme ve aşağılama davranışları geliştirebilir.</p>
<p data-start="3932" data-end="4410"><strong data-start="3932" data-end="3975">Terk edilme/istikrarsızlık şemasındaysa</strong> kişi kendini güvende hissetmez, her an terk edilmekten endişe duyar. Ufak ayrılıklar, yalnız kalma anları kişiyi tetikleyebilir. Bu kişiler en büyük korkuları olan terk edilmekten korunmak için daha zayıf, güzel, alımlı bir bedene sahip olmak isteyebilir. “Mükemmel” bir bedene sahip olarak karşısındaki kişiyi o ilişki içerisinde tutacağına dair inançları olabilir. Tetiklendiği anda yemek yiyerek kendini rahatlatmaya çalışabilir.</p>
<p data-start="4412" data-end="4964"><strong data-start="4412" data-end="4455">Sosyal izolasyon/yabancılaşma şemasında</strong> kişi kendisinin diğerlerinden farklı olduğunu ve bir gruba ait olmadığını düşünür. Daha çok ergenlikte gelişen bu şema kişiyi dünyanın geri kalanından izole edebilir. Algıladığı sosyal desteğin oldukça az olduğu bu durumda kendini görünmez ve yalnız hissedebilir. Sosyal ilişkilerin zayıflamasıyla birlikte duygusal boşluğu artabilir ve bu boşluğu yemek yemeyle doldurabilir. Bazense kendinden ya da yemek yeme tutumundan utanıp sosyal ortamlardan uzaklaşabilir. Bu durum şemanın güçlenmesine yol açabilir.</p>
<p data-start="4966" data-end="5572"><strong data-start="4966" data-end="5009">Güvensizlik/kötüye kullanılma şemasında</strong> kişi diğer insanların onu kullanabileceğini ya da istismar edebileceğini düşünür. Çevresine güvenmez, zarar görmekten korkar. Her şeye şüpheyle yaklaşır. Özellikle erken dönemde fiziksel, cinsel ya da duygusal bir istismar yaşadıysa bu şemanın güçlü olması olasıdır. Çevresine güvenmeyen ve şüpheyle yaklaşan kişi güvende kalmaya dair olan kontrol hissini yemek yeme davranışı üzerinden karşılamaya çalışabilir. Yemek yeme davranışını ve bedelini kontrol etme ihtiyacı hissedebilir. Yemek yemeyi zorlandığı duygularla baş etmekten kaçınmak için kullanılabilir.</p>
<h2 data-start="5579" data-end="5591"><strong data-start="5582" data-end="5591">Sonuç</strong></h2>
<p data-start="5593" data-end="5893">Yemek yemeye dair inançların altında pek çok farklı sebep olsa da en temelde değer görmeyi, sevilmeyi, anlaşılmayı, görülmeyi bekleyen bir yandan bahsedebiliriz. Siz de yemek yemeyle bozulmuş bir ilişkiniz olduğunu düşünüyorsanız ihtiyaçlarınızı fark etmek ve karşılamaya dair bir adım atabilirsiniz.</p>
<h2 data-start="5900" data-end="5915"><strong data-start="5903" data-end="5915">Kaynakça</strong></h2>
<p data-start="5917" data-end="6356">Schneer, A. (2002). Eating disorders: A disorder of in and out. <em data-start="5981" data-end="5999">Eating Disorders</em>, 10(2), 161-176.<br data-start="6016" data-end="6019" />Young, J. E. (1999). <em data-start="6040" data-end="6112">Cognitive therapy for personality disorders: A schema focused approach</em> (3. baskı). Sarasota, FL: Professional Resource Exchange.<br data-start="6170" data-end="6173" />Tunç, P. (2020). Çocukluk Çağı Travması İle Bozulmuş Yeme Tutumları İlişkisinde Ebeveyne Bağlanmanın Düzenleyici Rolünün İncelenmesi. <em data-start="6307" data-end="6341">Turk J Child Adolesc Ment Health</em>, 27(2), 75-84.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/yemek-tabaginizdaki-semalariniz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
