<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Aslı Çınar &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/aslicinar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Thu, 21 May 2026 10:36:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Aslı Çınar &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Çocukların Sessiz Dünyasını Duyusal Sistemleriyle Keşfetmek</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/cocuklarin-sessiz-dunyasini-duyusal-sistemleriyle-kesfetmek/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=cocuklarin-sessiz-dunyasini-duyusal-sistemleriyle-kesfetmek</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/cocuklarin-sessiz-dunyasini-duyusal-sistemleriyle-kesfetmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aslı Çınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 May 2026 10:36:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk Psikolojisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/cocuklarin-sessiz-dunyasini-duyusal-sistemleriyle-kesfetmek/</guid>

					<description><![CDATA[Karşınızdaki kişiyi dinlerken elinizdeki kalemi farkında olmadan salladığınız oldu mu? Toplantılarda konuşma sıranızı beklerken elinizde mutlaka bir şey tutma ihtiyacı hissediyor musunuz? Bazı çarşaflarda yalnızca kumaşı nedeniyle daha rahat uyuduğunuzu fark ettiniz mi? Peki, çocuğunuzun da buna benzer davranışlar sergilediğini hiç gözlemlediniz mi? Eğer bu soruların cevabı “Evet” ise, aşağıdaki satırlara hoş geldiniz 😉 Bu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Karşınızdaki kişiyi dinlerken elinizdeki kalemi farkında olmadan salladığınız oldu mu? Toplantılarda konuşma sıranızı beklerken elinizde mutlaka bir şey tutma ihtiyacı hissediyor musunuz? Bazı çarşaflarda yalnızca kumaşı nedeniyle daha rahat uyuduğunuzu fark ettiniz mi? Peki, çocuğunuzun da buna benzer davranışlar sergilediğini hiç gözlemlediniz mi? Eğer bu soruların cevabı “Evet” ise, aşağıdaki satırlara hoş geldiniz <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/1f609.png" alt="😉" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>
<p>Bu yazının amacı, dört temel duyusal sistemimizi ve bu sistemlerin çocukları anlamamıza nasıl katkı sağladığını açıklamaktır. Temel duyusal sistemler; <strong>proprioseptif sistem</strong>, <strong>interoseptif sistem</strong>, <strong>vestibüler sistem</strong> ve <strong>taktil sistem</strong> olmak üzere dört işlevsel sistemden oluşur. Bu sistemler ilerleyen bölümlerde detaylı şekilde ele alınacaktır.</p>
<h3>Temel Duyusal Sistemler</h3>
<p>İnsan olarak bazen kendimizi kelimelerle değil, beden dilimizle ifade ederiz. Özellikle işlem öncesi dönemde bulunan çocukların anlaşılabilmek için beden dillerini daha sık kullandıkları düşünüldüğünde, temel duyusal sistemler hakkında bilgi sahibi olmak oldukça önemlidir.</p>
<p>Görme, işitme, tat alma, koklama ve dokunma gibi beş duyumuzdan farklı olarak, temel duyusal sistemler daha işlevsel bir şekilde çalışır. Bedenimizi içeriden hissetmemizi ve dış dünyayla dengeli bir şekilde etkileşim kurmamızı sağlarlar. Aynı zamanda dikkat, iyi oluş hali ve öz düzenleme becerilerimize katkıda bulunurlar.</p>
<h3>Proprioseptif Sistem</h3>
<p>Proprioseptif sistem, bedenimizin uzaydaki konumunu fark etmemizi sağlayan önemli bir sistemdir. Kalemi tutarken ne kadar baskı uyguladığımızı ya da bacaklarımıza bakmadan nasıl yürüyebildiğimizi bu sistem sayesinde ayarlarız. Kaynağı kaslarımız ve tendonlarımızdır.</p>
<h3>Proprioseptif Sistemde Zorlanan Bir Çocuğu Nasıl Anlarız?</h3>
<p>Bir çocuk yazı yazarken kaleme o kadar fazla bastırır ki kalemin ucu kırılır. Boyama yaparken çizgilerin dışına taşar. Bu durum, görevi anlamadığı için değil, ellerini ve hareketlerini dengeli biçimde ayarlamakta zorlandığı içindir.</p>
<p>Bir yere çarptığında çok az tepki veren ya da hâlâ baskın elini belirleyememiş bir çocuk da düşük proprioseptif farkındalığa sahip olabilir. Çünkü hangi elini daha işlevsel kullanacağı konusunda bedensel olarak emin hissedemeyebilir. Bu nedenle bazı çocuklar parmaklarını daha iyi hissedebilmek için nesnelere daha fazla baskı uygulamayı tercih ederler.</p>
<h3>İnteroseptif Sistem</h3>
<p>İnteroseptif sistem; tuvalet ihtiyacı, açlık, susuzluk, ağrı ya da kalp atışlarımız gibi bedenimizin içinden gelen sinyalleri fark etmemizi sağlar. Aynı zamanda kaygı, heyecan ve öfke gibi duygularımızı hissetmemize de yardımcı olur. Kaynağı kalp, akciğer ve mesane gibi iç organlarımızdır.</p>
<h3>İnteroseptif Sistemde Zorlanan Bir Çocuğu Nasıl Anlarız?</h3>
<p>Bu sistemde zorlanan çocuklar tuvalet ihtiyaçlarını fark etmekte güçlük yaşayabilirler. Aç mı yoksa tok mu olduklarını anlamakta zorlanabilir, aynı zamanda duygularını ifade etmekte güçlük çekebilirler.</p>
<p>Bu durumlar zaman zaman öfke nöbetlerine yol açabilir. Ancak bu, çocuğun bilinçli olarak yaramazlık yaptığı anlamına gelmez; çoğu zaman yalnızca anlaşılmadığını hissediyordur.</p>
<h3>Vestibüler Sistem</h3>
<p>Vestibüler sistem; dengemizi korumaktan, hareketlerimizi koordine etmekten ve uzaydaki yönelimimizi fark etmekten sorumludur. Yani hızlı mı yoksa yavaş mı hareket ettiğimizi, hangi yöne döndüğümüzü bu sistem sayesinde hissederiz. Zıplama, dönme ve sallanma gibi hareketler vestibüler sistemle ilişkilidir. Kaynağı iç kulağımızdır.</p>
<h3>Vestibüler Sistemde Zorlanan Bir Çocuğu Nasıl Anlarız?</h3>
<p>Bu sistemde zorlanan çocuklar kendi etraflarında sık sık dönme eğilimi gösterebilirler. Kolay yorulmaz; tırmanmayı, zıplamayı ve baş aşağı durmayı sevebilirler.</p>
<p>Öte yandan bazı çocuklar ise tam tersine bu aktivitelerden hoşlanmaz, hatta tırmanma veya zıplama konusunda kaygı yaşayabilirler. Bu durum, çocuğun vestibüler uyaranları ya yoğun şekilde aradığını ya da onlardan kaçınmaya çalıştığını gösterebilir.</p>
<h3>Taktil Sistem</h3>
<p>Taktil sistem, giydiğimiz kıyafetleri, uyuduğumuz yastığın ya da çarşafın dokusunu hissetmemizi sağlar. Fiziksel temas yoluyla neyin güvenli neyin rahatsız edici olduğunu anlamamıza yardımcı olur.</p>
<h3>Taktil Sistemde Zorlanan Bir Çocuğu Nasıl Anlarız?</h3>
<p>Taktil farkındalığı düşük olan çocuklar sürekli bir şeylere dokunma ihtiyacı hissedebilir ya da ellerinde belirli bir nesneyi tutmayı tercih edebilirler.</p>
<p>Duyusal uyaran arayan çocukların aksine, dokunsal hassasiyeti yüksek olan çocuklar ise kirli oyunlardan, yapışkan maddelerden ya da bazı kumaş türlerinden kaçınabilirler.</p>
<h3>Sonuç</h3>
<p>Görüldüğü gibi, her zaman yalnızca kelimelerimizle değil; duyularımız aracılığıyla da konuşuruz.</p>
<p>Yetişkinler olarak çocuklarımız “istenmeyen” davranışlar sergilediğinde çoğu zaman bu davranışı durdurmaya odaklanırız; davranışın altında yatan nedeni anlamaya değil.</p>
<p>Oysa etrafınızda sürekli koşan bir çocuk sizi rahatsız etmek istediği için değil, duyusal uyarana ihtiyaç duyduğu için bunu yapıyor olabilir. Tişörtündeki küçücük bir ıslaklığa aşırı tepki veren bir çocuk “huysuz” olduğu için değil, taktil sistemindeki aşırı hassasiyet nedeniyle rahatsızlık hissediyor olabilir.</p>
<p>Burnunu silmeyen ya da tuvalete geç kalan bir çocuk “dikkatsiz” değildir; yalnızca interoseptif sisteminden gelen sinyaller onun fark edebileceği kadar güçlü olmayabilir. Zıplamaktan ya da baş aşağı durmaktan korkan bir çocuk “ödlek” değildir; vestibüler sistemi bu durumlarda aşırı uyarılıyor olabilir.</p>
<p>Çocukları duyusal deneyimleri üzerinden anlamaya başladığımızda, davranışları artık bir problem olarak değil; bir mesaj olarak görmeye başlarız. İnanıyorum ki çocuğunuzun dünyasını bu duyular aracılığıyla gerçekten okuyabildiğinizde, cevapların aslında en başından beri davranışların altında sessizce var olduğunu fark edeceksiniz.</p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<p>Albarak Sidar, E. (2023). Duyu’lmak İstiyorum [I Want to Be Heard] (16. Baskı). Sola Unitas.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/cocuklarin-sessiz-dunyasini-duyusal-sistemleriyle-kesfetmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Disleksiyi Anlamak ve Eğitim Ortamlarında Etkili Destek Stratejileri</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/disleksiyi-anlamak-ve-egitim-ortamlarinda-etkili-destek-stratejileri/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=disleksiyi-anlamak-ve-egitim-ortamlarinda-etkili-destek-stratejileri</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/disleksiyi-anlamak-ve-egitim-ortamlarinda-etkili-destek-stratejileri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aslı Çınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Apr 2026 10:55:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim Psikolojisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=30800</guid>

					<description><![CDATA[Bu makalenin amacı, disleksi hakkında bilgi edinmek ve disleksi tanısı almış çocukların eğitim ortamlarında nasıl desteklenebileceğini ortaya koymaktır. Disleksi; bireyin okuma, yazma ve heceleme becerilerini sınırlayan, nadiren de konuşma becerilerini etkileyebilen bir öğrenme güçlüğü olarak tanımlanmaktadır. Rose’a (2009) göre disleksi tanısı almış bireyler; dilin fonolojik bileşenindeki yetersizlikler nedeniyle doğru ve akıcı kelime tanıma, heceleme ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="flex max-w-full flex-col gap-4 grow">
<div class="min-h-8 text-message relative flex w-full flex-col items-end gap-2 text-start break-words whitespace-normal outline-none keyboard-focused:focus-ring [.text-message+&amp;]:mt-1" dir="auto" tabindex="0" data-message-author-role="assistant" data-message-id="2a13371e-64ff-482e-98fb-c448c242a7f0" data-message-model-slug="gpt-5-4-thinking" data-turn-start-message="true">
<div class="flex w-full flex-col gap-1 empty:hidden">
<div class="markdown prose dark:prose-invert w-full wrap-break-word light markdown-new-styling">
<p data-start="76" data-end="845">Bu makalenin amacı, <strong data-start="96" data-end="108">disleksi</strong> hakkında bilgi edinmek ve disleksi tanısı almış çocukların eğitim ortamlarında nasıl desteklenebileceğini ortaya koymaktır. Disleksi; bireyin okuma, yazma ve heceleme becerilerini sınırlayan, nadiren de konuşma becerilerini etkileyebilen bir öğrenme güçlüğü olarak tanımlanmaktadır. Rose’a (2009) göre disleksi tanısı almış bireyler; dilin fonolojik bileşenindeki yetersizlikler nedeniyle doğru ve akıcı kelime tanıma, heceleme ve çözümleme becerilerinde zorluk yaşamaktadır. Ayrıca kısa süreli bellek, sıralama ve organizasyon alanlarında güçlükler görülebilir. Bununla birlikte, güçlü yönleri desteklendiğinde bu bireyler genellikle sözlü iletişim, problem çözme ve yaratıcı düşünme alanlarında yüksek performans sergileyebilmektedir.</p>
<h2 data-section-id="1q3ssdl" data-start="847" data-end="930"><span role="text"><strong data-start="850" data-end="930">Erken Değerlendirmenin Önemi ve Eğitim Ortamlarında Gölge Öğretmenlerin Rolü</strong></span></h2>
<p data-start="932" data-end="1301">Etkili destek sağlanabilmesi için erken değerlendirme oldukça önemlidir. Bu nedenle, disleksinin erken belirtilerinin fark edilmesi ve öğretmenler tarafından yapılan sınıf içi gözlemler büyük değer taşımaktadır. Öğretmenlerin gözlemleyebileceği erken belirtiler arasında harf sırasını karıştırma, sürekli yazım hataları ve kafiyeleri ayırt etmede güçlük yer almaktadır.</p>
<p data-start="1303" data-end="1665">Disleksili çocukların <strong data-start="1325" data-end="1345">kapsayıcı eğitim</strong> ortamlarında desteklenmesi söz konusu olduğunda, gölge öğretmenlerin rolü oldukça kritiktir. Gölge öğretmenler, yukarıda belirtilen erken belirtileri gözlemler ve bu gözlemlerini sınıf öğretmeni veya Özel Eğitim Koordinatörü ile paylaşır. Bu iş birliği, çocuğa sağlanacak desteğin daha etkili ve planlı olmasını sağlar.</p>
<h2 data-section-id="9tbl4e" data-start="1667" data-end="1739"><span role="text"><strong data-start="1670" data-end="1739">Disleksili Öğrencileri Desteklemede Kullanılan Etkili Stratejiler</strong></span></h2>
<h3 data-section-id="1d4picu" data-start="1741" data-end="1785"><span role="text"><strong data-start="1745" data-end="1785">1. Uygulamalı (Hands-On) Etkinlikler</strong></span></h3>
<p data-start="1787" data-end="1949">Kum tepsileri, çocukların harfleri öğrenmelerini destekleyen oldukça etkili bir yöntemdir. Çocuklar parmaklarıyla harfleri yazarak kas hafızalarını geliştirirler.</p>
<p data-start="1951" data-end="2085">Oyun hamuru (Play-Doh), harf ve sayı öğretiminde oldukça etkilidir. Şekillendirme süreci çocukları motive eder ve tanımayı pekiştirir.</p>
<p data-start="2087" data-end="2189">Manyetik harfler ve harf kartları, kelime oluşturma ve yazım kalıplarını öğretmek için kullanılabilir.</p>
<h3 data-section-id="1n40ejp" data-start="2191" data-end="2220"><span role="text"><strong data-start="2195" data-end="2220">2. Çok Duyulu Öğrenme</strong></span></h3>
<p data-start="2222" data-end="2295">İşitsel, görsel ve kinestetik tekniklerin birlikte kullanılması önerilir.</p>
<p data-start="2297" data-end="2413">Örneğin, bir renk şarkısı söylenirken her renge işaret etmek gibi ses ve beden hareketleri bir arada kullanılabilir.</p>
<h3 data-section-id="dkqcok" data-start="2415" data-end="2455"><span role="text"><strong data-start="2419" data-end="2455">3. Okuma-Yazma ve Fonik Öğretimi</strong></span></h3>
<p data-start="2457" data-end="2526">Jolly Phonics gibi fonik programların kullanılması etkili olmaktadır.</p>
<p data-start="2528" data-end="2607">Başlangıç aşamasında küçük gruplarla ya da birebir öğretim yapılması önemlidir.</p>
<p data-start="2609" data-end="2688">Ayrıca harf sesleri nefes egzersizleriyle öğretilebilir. Örneğin “F” sesi için:</p>
<p data-start="2690" data-end="2794"><strong>“Şimdi bütün havayı dışarı itiyoruz ve Ffffffish sesini çıkarıyoruz.”</strong> denildikten sonra harf gösterilir.</p>
<h3 data-section-id="1p0l2d5" data-start="2796" data-end="2848"><span role="text"><strong data-start="2800" data-end="2848">4. Rutinleri Takip Etmelerine Yardımcı Olmak</strong></span></h3>
<p data-start="2850" data-end="2905">Görevler küçük ve yönetilebilir parçalara bölünmelidir.</p>
<p data-start="2907" data-end="2984">Programı netleştirmek için görsel takvimler ve günlük planlar kullanılabilir.</p>
<h3 data-section-id="177wv1k" data-start="2986" data-end="3034"><span role="text"><strong data-start="2990" data-end="3034">5. Duygusal Güveni Artırma ve İş Birliği</strong></span></h3>
<p data-start="3036" data-end="3170">Gözlemler ve ilerleme hakkında öğretmenlere düzenli bilgi verilmelidir. Detaylı kayıt tutmak için günlük (diary) kullanımı faydalıdır.</p>
<p data-start="3172" data-end="3346">Çocuklar zamanlarının büyük bir kısmını aileleriyle geçirdiği için ebeveynlerle iletişim kurmak oldukça önemlidir. Bu sayede aileler de sürece aktif şekilde dahil edilebilir.</p>
<h2 data-section-id="9r27l8" data-start="3348" data-end="3395"><span role="text"><strong data-start="3351" data-end="3395">Koruma ve Çocuk Güvenliği (Safeguarding)</strong></span></h2>
<p data-start="3397" data-end="3727">Çocuklarla çalışırken koruma ve <strong data-start="3429" data-end="3448">çocuk güvenliği</strong> konusunda bilgi sahibi olmak son derece önemlidir. Bu, istismar belirtilerini tanımayı içerir. Fiziksel ya da duygusal ihmal söz konusu olabilir. Açıklanamayan morluklar fiziksel istismara işaret edebilirken, aşırı içine kapanıklık gibi davranışlar duygusal ihmali gösterebilir.</p>
<p data-start="3729" data-end="3996">Ayrıca kötü hijyen, öz bakım eksikliği veya yaşa uygun olmayan cinsel içerikli bilgi ve davranışlar da istismar göstergesi olabilir. Bununla birlikte, zorbalık da dikkate alınmalıdır. Zorbalık durumunda çocukların kendilerini rahatça ifade edebilmeleri sağlanmalıdır.</p>
<p data-start="3998" data-end="4176">Bu tür belirtileri fark ettiğinizde sakin kalmanız önemlidir. Bir çocuk size bir durumu açıkladığında dikkatle dinleyin ve gizlilik sözü vermeyin. Şu şekilde ifade edebilirsiniz:</p>
<p data-start="4178" data-end="4368"><strong>“Bunu benimle paylaştığın için teşekkür ederim. Bana söyleyerek doğru olanı yaptın. Sana daha iyi yardımcı olabilmem için bu bilgiyi okuldaki Çocuk Koruma Sorumlusu ile paylaşmam gerekiyor.”</strong></p>
<p data-start="4370" data-end="4431">Endişelerinizi derhal bildirmek hem çocuğu hem de sizi korur.</p>
<h2 data-section-id="1is29xh" data-start="4433" data-end="4445"><span role="text"><strong data-start="4436" data-end="4445">Sonuç</strong></span></h2>
<p data-start="4447" data-end="4809">Sonuç olarak, içinde bulunduğumuz mesleğin önemi özellikle vurgulanmalıdır. Bugün eğitim verdiğimiz çocuklar, yarının yetişkinleri olacaktır. Bu nedenle çocuklarla çalışan her profesyonel yalnızca çocuğa ve ailesine değil, topluma karşı da büyük bir sorumluluk taşımaktadır. Sınıflarımızdaki çocuklar ileride hayatlarımızı etkileyebilecek konumlara gelebilirler.</p>
<p data-start="4811" data-end="5186">Bu durum bize, onların gelişimini en doğru ve destekleyici şekilde yönlendirme fırsatı ve sorumluluğunu sunar. Elbette çocuklarla çalışmak her zaman kolay değildir. Zorlayıcı davranışlar ve karmaşık aile durumları yüksek düzeyde dayanıklılık gerektirir. Ancak akademik bilgi ve mesleki becerilerin ötesinde, bu mesleği anlamlı kılan iki temel özellik vardır: sabır ve şefkat.</p>
<p data-start="5188" data-end="5335">Bu özellikleri çocuklara sunabildiğinizde, yaptığınız iş sadece bir meslek olmaktan çıkar; yaşam amacınıza ve içsel motivasyon kaynağınıza dönüşür.</p>
<h2 data-section-id="jn780k" data-start="5337" data-end="5352"><span role="text"><strong data-start="5340" data-end="5352">Kaynakça</strong></span></h2>
<p data-start="5354" data-end="5430">British Dyslexia Association. (n.d.). <em data-start="5392" data-end="5399">Home.</em> <a class="decorated-link" href="https://www.bdadyslexia.org.uk" target="_new" rel="noopener" data-start="5400" data-end="5430">https://www.bdadyslexia.org.uk</a></p>
<p data-start="5432" data-end="5494">Dyslexia Action. (n.d.). <em data-start="5457" data-end="5464">Home.</em> <a class="decorated-link" href="https://dyslexiaaction.org.uk" target="_new" rel="noopener" data-start="5465" data-end="5494">https://dyslexiaaction.org.uk</a></p>
<p data-start="5496" data-end="5618">Snowling, M. J., &amp; Hulme, C. (2012). <em data-start="5533" data-end="5599">Interventions for children’s language and literacy difficulties.</em> John Wiley &amp; Sons.</p>
<p data-start="5620" data-end="5879" data-is-last-node="" data-is-only-node="">Rose, J. (2009). <em data-start="5637" data-end="5832">Identifying and teaching children and young people with dyslexia and literacy difficulties: An independent report from Sir Jim Rose to the Secretary of State for Children, Schools and Families.</em> Department for Children, Schools and Families.</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/disleksiyi-anlamak-ve-egitim-ortamlarinda-etkili-destek-stratejileri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sözcüklerin Sihri: Zihnin, Kalbin ve Mevlana’nın Işığında</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/sozcuklerin-sihri-zihnin-kalbin-ve-mevlananin-isiginda/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sozcuklerin-sihri-zihnin-kalbin-ve-mevlananin-isiginda</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/sozcuklerin-sihri-zihnin-kalbin-ve-mevlananin-isiginda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aslı Çınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 16 Nov 2025 21:30:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Zihin ve Davranış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=18444</guid>

					<description><![CDATA[Daha önce bilmediğiniz bir yere gitmeniz gerektiğinde kaygılandınız mı? Bir işe başlamadan evvel “Ya yapamazsam?” diye düşündünüz mü? Kendinize hayat arkadaşı olarak seçtiğiniz ve büyük bir sadakat ve güvenle bağlı olduğunuz insan hakkında eveleneceğiniz gün, zihniniz “Acaba doğru mu yapıyorum?” sorusuyla meşgul oldu mu? Fark ettiyseniz tam da hayatınızda değişiklik yaptığınız ve konfor alanınızın dışına [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="468" data-end="1522">Daha önce bilmediğiniz bir yere gitmeniz gerektiğinde kaygılandınız mı? Bir işe başlamadan evvel “Ya yapamazsam?” diye düşündünüz mü? Kendinize hayat arkadaşı olarak seçtiğiniz ve büyük bir sadakat ve güvenle bağlı olduğunuz insan hakkında eveleneceğiniz gün, zihniniz “Acaba doğru mu yapıyorum?” sorusuyla meşgul oldu mu? Fark ettiyseniz tam da hayatınızda değişiklik yaptığınız ve konfor alanınızın dışına çıkmaya çalıştığınız vakit, bu olumsuz düşünceler zihninizi bulandırır. Halbuki hayatınızı yenileyecek olan bu değişimler gerçekleşsin diye çok emek verdiniz, hayaller kurdunuz ama gerçekleştiği zaman “Acaba..” yanılgısına düştünüz. Neden? Belki de sizi geliştirecek ve gerçekleştiği zaman “İyi ki yapmışım!” diyeceğiniz bir yolculuğa çıkacaksınız fakat heyecanınızın ve mutluğunuzun yerini belirsizliğin getirdiği tedirginlik alıyor. Bu yazının amacı, hayatımızdaki yeniliklere alışma sürecinde neden olumsuz düşüncelere kapıldığımızı; beynin fizyolojik yapısı, bilişsel davranışçı terapi ve Mevlana’nın manevi bakış açısı ışığında incelemektir.</p>
<h2 data-start="1527" data-end="1559"><strong data-start="1530" data-end="1559">Beyin Belirsizliği Sevmez</strong></h2>
<p data-start="1561" data-end="2472">Beyin belirsizliği bir tehlike olarak algılama eğilimdedir. Bundan ötürü belirsizlik taşıyan durumlar karşısında, ihtimal dahilinde olan bütün sonuçları listeleyerek, zihindeki boşlukları tamamlar. Bu sonuçların birçoğu ise olumsuz senaryolardan oluşmaktadır. Nöropsikolojik araştırmalar bunun nedenini şu şekilde açıklar: İnsan beyni hayatta kalma içgüdüsüyle “olumsuz önyargı” (negativity bias) taşır; kısacası olumsuz ihtimallere odaklanma eğilimi yüksektir (Baumeister et al., 2001). Bu süreçte, başrolü oynayan beyin bölgesi “limbik sistem”; yani duygularımızı yöneten beyin bölgesidir. Limbik sistemde yer alan amigdala, tehlike içeren olaylara karşı tetiktedir. Bir tehlike anında bizi korumak için bedenimizi “savaş ya da kaç” tepkisine hazırlar. Günümüzde ise bedenimize yönelik bir saldırıya karşı değil daha çok gelecek kaygılarına karşı bizi gereksiz bir stres döngüsüne sokmaktadır (Le Doux, 1996).</p>
<h2 data-start="2477" data-end="2516"><strong data-start="2480" data-end="2516">Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT)</strong></h2>
<p data-start="2518" data-end="2816">Bilişsel davranışçı terapi (BDT), bireyin negatif ve işlevsel olmayan düşüncelerini, kabul edilebilir ve daha gerçekçi bir biçime evrilmesini amaçlayan bir terapi yöntemidir. BDT’ye göre düşünceler duyguları, duygular da davranışları oluşturur (Beck, 1976). Bu tanım şu şekilde örneklendirilebilir:</p>
<p data-start="2818" data-end="2935">Tanıdığınız ve bir dönem hemhal olduğunuz bir kişiyi yolda gördünüz, o da sizi gördü ancak size selam vermeden geçti:</p>
<p data-start="2937" data-end="3266"><strong data-start="2937" data-end="2951">İhtimal 1)</strong> Bu kişi oldukça dalgın olmalı ki göz göze geldiğimiz halde bana selam vermedi, onu zor durumda bırakan bir derdi olmalı (Düşünce). Konuşkan, neşeli biriydi halbuki&#8230; Onu düşündüren durum ne acaba? (Duygu: hüzün ve merak). Onu arayıp bir halini hatrını sorayım; belki benim desteğime ihtiyaç duyuyordur (Davranış).</p>
<p data-start="3268" data-end="3542"><strong data-start="3268" data-end="3282">İhtimal 2)</strong> Göz göze gelmemize rağmen beni görmezden geldi, insanlar böyle nankör işte. (Düşünce). Birçok kişi gibi o da beni görmezden geliyor, demek ki selam verilmeye layık biri değilim. (Duygu: değersizlik). Onun numarasını her yerden silip, engelleyeyim. (Davranış).</p>
<p data-start="3544" data-end="4239">Yukarıdaki örnekte de görüldüğü üzere başımızdan geçen bir olayın kendisi değil, o olayı nasıl yorumladığımız duygularımızı belirler. Duygularımız da davranışlarımızı şekillendirir. Yıllardır çalıştığınız bir iş yerinden daha iyi bir teklif aldığınız için ayrılmaya niyetlendiniz ancak “Ya başarısız olursam?” şeklindeki bir düşünce sizi kaygılandırır ve davranışlarınızı kısıtlar. Lakin bu düşünceyi “Seçtiğim bu yol bana hayallerimdekinden çok daha güzel bir kapıyı açabilir.” şeklinde yeniden biçimlendirdiğiniz zaman beynin ödül sistemi (reward system) aktive olur; serotonin ve dopamin salgısı artar ve önümüzdeki belirsizliğin yerini sizi motive eden heyecan alır (Davidson &amp; Irwin, 1999).</p>
<h2 data-start="4244" data-end="4271"><strong data-start="4247" data-end="4271">Mevlana’nın Işığında</strong></h2>
<p data-start="4273" data-end="4382">“Zulmün peşindeysen zalimsin,<br data-start="4302" data-end="4305" />Aşkı arıyorsan aşıksın,<br data-start="4328" data-end="4331" />Gönlün neye kapılmışsa O’sun sen..”<br data-start="4366" data-end="4369" />— Hz. Mevlana</p>
<p data-start="4384" data-end="5092">Mevlana’nın sözleri bilimle derin bir harmoni içindedir. “Ağzından çıkan her söz duadır.” diyerek kullandığımız sözcüklerin önemini vurgular. Ağzımızdan çıkan her söz, aklımızın ve kalbimizin bir uzantısıdır aslında. Sözlerimiz, zihnimizin ve kalbimizin yansımasıdır. Mevlana’ya göre her söz gönülden doğar, gönül kötüyse sözler de kötüdür; gönül berraksa, sözler de berraktır. Dolayısıyla her söz bir niyettir, ettiğimiz her söz bilinçaltımızdan getirdiğimiz bir dua gibidir. Bilim, beynin düşünceleri hakikatmiş gibi algıladığını ifade ederken (Siegel, 2012), Mevlana, “İyi şeylerden başka bir şey düşünme. Çünkü düşünce, suret okumasının ipliğidir.” diyerek bunu bizlere asırlar öncesinden haber etmiştir.</p>
<h2 data-start="5097" data-end="5112"><strong data-start="5100" data-end="5112">Kaynakça</strong></h2>
<p data-start="5114" data-end="5644">Baumeister, R. F., et al. (2001). <em data-start="5148" data-end="5176">Bad is stronger than good.</em> Review of General Psychology.<br data-start="5206" data-end="5209" />Beck, A. T. (1976). <em data-start="5229" data-end="5276">Cognitive Therapy and the Emotional Disorder.</em><br data-start="5276" data-end="5279" />Davidson, R. J., &amp; Irwin, W. (1999). <em data-start="5316" data-end="5377">The functional neuroanatomy of emotion and affective style.</em><br data-start="5377" data-end="5380" />LeDoux, J. (1996). <em data-start="5399" data-end="5469">The Emotional Brain: The Mysterious Underpinnings of Emotional Life.</em><br data-start="5469" data-end="5472" />Rumi, C. (2014). <em data-start="5489" data-end="5507">Mesnevi-i Şerif.</em> İstanbul: Şefik Can Yayınları.<br data-start="5538" data-end="5541" />Siegel, D. (2012). <em data-start="5560" data-end="5644">The Developing Mind: How Relationships and the Brain Interact to Shape Who We Are.</em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/sozcuklerin-sihri-zihnin-kalbin-ve-mevlananin-isiginda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geçmiş, Gelecek ve Şimdiki Zaman</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/gecmis-gelecek-ve-simdiki-zaman/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=gecmis-gelecek-ve-simdiki-zaman</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/gecmis-gelecek-ve-simdiki-zaman/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aslı Çınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Sep 2025 22:18:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gestalt Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=13705</guid>

					<description><![CDATA[İçinde bulunduğumuz zaman şimdiki zamandır ancak zihnimiz ya geçmiş zamanda yaşadıklarımız ya da gelecek zamanda yaşayacaklarımızı düşünmekle meşguldür. Bizler zihnimizi geçmiş ve gelecek zamanı düşünerek bulandırırken şimdiki zaman akıp geçmektedir. Öyle hızlı geçmektedir ki&#8230; Ben şu an bu yazıyı yazarken şimdiki zamanın içindeyim ancak sizler bu satırları okurken “şu an” çoktan geçmişe karışmış olacak. Şimdiki [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<article class="text-token-text-primary w-full focus:outline-none scroll-mt-[calc(var(--header-height)+min(200px,max(70px,20svh)))]" dir="auto" tabindex="-1" data-turn-id="request-WEB:94a112f1-9642-402a-aa0f-97cf2780ce1b-5" data-testid="conversation-turn-12" data-scroll-anchor="true" data-turn="assistant">
<div class="text-base my-auto mx-auto pb-10 [--thread-content-margin:--spacing(4)] thread-sm:[--thread-content-margin:--spacing(6)] thread-lg:[--thread-content-margin:--spacing(16)] px-(--thread-content-margin)">
<div class="[--thread-content-max-width:40rem] thread-lg:[--thread-content-max-width:48rem] mx-auto max-w-(--thread-content-max-width) flex-1 group/turn-messages focus-visible:outline-hidden relative flex w-full min-w-0 flex-col agent-turn" tabindex="-1">
<div class="flex max-w-full flex-col grow">
<div class="min-h-8 text-message relative flex w-full flex-col items-end gap-2 text-start break-words whitespace-normal [.text-message+&amp;]:mt-5" dir="auto" data-message-author-role="assistant" data-message-id="c3c0ea93-5e07-40b9-aa84-3265f828d224" data-message-model-slug="gpt-5">
<div class="flex w-full flex-col gap-1 empty:hidden first:pt-[3px]">
<div class="markdown prose dark:prose-invert w-full break-words dark markdown-new-styling">
<p data-start="42" data-end="460">İçinde bulunduğumuz zaman şimdiki zamandır ancak zihnimiz ya <strong data-start="103" data-end="113">geçmiş</strong> zamanda yaşadıklarımız ya da <strong data-start="143" data-end="154">gelecek</strong> zamanda yaşayacaklarımızı düşünmekle meşguldür. Bizler zihnimizi geçmiş ve gelecek zamanı düşünerek bulandırırken şimdiki zaman akıp geçmektedir. Öyle hızlı geçmektedir ki&#8230; Ben şu an bu yazıyı yazarken şimdiki zamanın içindeyim ancak sizler bu satırları okurken “şu an” çoktan geçmişe karışmış olacak.</p>
<p data-start="462" data-end="816">Şimdiki zaman bile bu kadar hızlı akıp geçerken biz anda ne kadar süre kalabiliriz? Hele ki geçmişte bizi üzen hatıralarımız hatta gelecek kaygılarımız dahi bize şimdiki zamanın getireceklerinden daha tanıdık gelirken&#8230; Kısacası, bizleri anı yaşamaktan alıkoyan birçok etken var. Bu yazının amacı da bu etkenleri psikoloji alanının ışığında incelemek.</p>
<h2 data-start="818" data-end="868"><strong data-start="821" data-end="866">Gestalt Psikolojisi Perspektifinden Zaman</strong></h2>
<p data-start="870" data-end="1095">Gestalt Psikolojisi, insan zihninin bütünsel (holistic) bir biçimde çalıştığını varsayar (Wertheimer, 1923/1938). Bir diğer deyişle, insanlar hayat deneyimlerini parça parça değil bir bütün olarak algılama eğilimindedirler.</p>
<p data-start="1097" data-end="1408">Bu durum şu şekilde örneklendirilebilir: Yarısı çizilmiş bir çiçek resmine baktığınızı varsayın. Siz bu çiçeğin yalnızca çizilen kısmını görseniz dahi beynimiz o çiçeğin çizilmeyen kısmını da tamamlar ve siz tam bir çiçek görürsünüz. Gestalt Psikolojisine göre insan zihni bütünlüğü ve tamamlanmış olanı arar.</p>
<p data-start="1410" data-end="1817">Bu bütünsel eğilim, birçok insanın neden anda kalmak yerine, geçmiş ve gelecek zamanı düşünmekle meşgul olduklarını açıklar. Geçmiş zamanda yaşanan bir olay giriş, gelişme ve sonuç bölümlerini barındırır. Detaylı bir biçimde zihnimizde yer edinmiştir ve o anda etrafımızda bulunan herhangi bir nesne ya da bir şarkı, hafızamızda yer alan o anıyı tüm detaylarıyla hatırlamamızı sağlayabilir (Koffka, 1935).</p>
<p data-start="1819" data-end="2189">Gelecek zamana değinilirse, insanlar her an geleceğe dönük planlar yaparlar. Mesela, hafta sonu tatilinde arkadaşınızla buluşup yeni açılan bir restorana gitmek için sözleşebilirsiniz ya da bir sene sonra olacak düğününüz için aylar öncesinden bir düğün organizatörüyle anlaşıp, düğünün yapılacağı mekândan davetli listesine varana değin her şeyi netleştirebilirsiniz.</p>
<p data-start="2191" data-end="2561">Lakin şu anki zamanda ne olacağı belli değildir. Bu durum şu şekilde somutlandırılabilir: Yıllık izne ayrıldınız ve tatilinizi İzmir’de ailenizle geçirmeyi planlıyorsunuz. Sabah saat 9.00’da olan uçağınız için bir saat evvelinden havaalanına gittiniz. İzmir’e saat 10.30’da varmış olacağınızı düşünerek ailenize sizi havaalanında karşılamaları için haber veriyorsunuz.</p>
<p data-start="2563" data-end="2981">Aileniz de havaalanına uzak bir yerde ikamet ettiği için erkenden yola çıkıyor fakat beklenmeyen bir durum gelişiyor ve 9.00’da kalkması beklenen uçağınızın, rötar yapacağı için 12.00’de uçuşa hazır olacağı bilgisini alıyorsunuz. Aileniz ise o sırada çoktan sizi karşılamak için yolu yarılamış bile. Bu deneyim “Siz hayatta planlar yaparken hayat da sizin için planlar yapmakla meşguldür.” sözünün karşılığı gibidir.</p>
<p data-start="2983" data-end="3068">Kısacası, şimdiki zamanın bu can sıkıcı yanı, bizleri ana teslim olmaktan alıkoyar.</p>
<h2 data-start="3070" data-end="3114"><strong data-start="3073" data-end="3112">Bitirilmemiş İşler ve Geçmişin Yükü</strong></h2>
<p data-start="3116" data-end="3433">Gestalt Psikolojisine göre insanlar, şimdiki anda olmak yerine geçmişe odaklanır. Bunun asıl sebebi ise geçmişte kalan bitmemiş işlerdir (<strong data-start="3254" data-end="3277">unfinished business</strong>). Kişinin geçmişte ifade edemediği ve bastırdığı çözülememiş duygular — öfke, hüzün, aşk — zihnin bir köşesinde çözümlenmeyi beklemektedir (Perls, 1951).</p>
<p data-start="3435" data-end="3633">Geçmişte çözümlenemediği için zihinde yer edinmiş her duygu zamanla bir yük haline gelir. Bu durum kişinin o zamanda sabitlenmesine sebep olur ve bireyin şimdiki zamanı benimseyememesine yol açar.</p>
<p data-start="3635" data-end="3874">Şöyle örneklendirelim: Seneler evvel çok sevdiğiniz ve evlenmeyi planladığınız, beraber gelecek hayali kurduğunuz bir kişi tarafından aniden terk edildiniz ve bu kişi size terk edilme nedeninizle ilgili de makul bir açıklamada bulunmadı.</p>
<p data-start="3876" data-end="4222">Yıllar sonra başka biriyle yaşadığınız beraberlik, geçmişte tamamlanmamış o hatıranızı size hatırlatır ve şimdiki anda vuku bulan ilişkinize odaklanmanızı engelleyebilir. Hatta geçmiş yaşantınızdakine benzer bir acıyı yaşamamak adına şu anda yaşadığınız beraberliğin duygulardan arınık, mantık çerçevesinde şekillenmesini dahi isteyebilirsiniz.</p>
<h2 data-start="4224" data-end="4264"><strong data-start="4227" data-end="4262">Şimdiki Anda Nasıl Kalabiliriz?</strong></h2>
<p data-start="4266" data-end="4629">Şu anki zamanda kalmak meşakkatli bir iştir. Gestalt Psikolojisi bizlere, zihnin tamamlanmamış deneyimlerle meşgul olma eğiliminde olduğunu belirtir. Bundan ötürü, geçmişe odaklanma arzusu içindeyiz — geçmiş deneyimimiz bize acı verse de — çünkü beyin boşluğu sevmez. Belirsiz olan durumlara şüpheyle ya da endişeyle yaklaşarak aklımızdaki her boşluğu doldurur.</p>
<p data-start="4631" data-end="4857">Zihnimiz için şu anki zamanın tahmin edilemezliğinden ziyade, geçmiş yaşantımızda bizi üzen hatıralar bile — hatta kabuk bağlamış yaralarımızı kanatan bir anı olsa dahi — tanıdığımız bir yara olduğu için çok daha değerlidir.</p>
<p data-start="4859" data-end="5236">O halde nasıl anda kalabiliriz? Belki de bu sorunun cevabı hazır bir yöntemden ziyade, bir yaklaşımda gizlidir. <strong data-start="4971" data-end="4986">Mindfulness</strong> gibi teknikler bizlere yardımcı olabilir ancak bazen yapay bir tekrar gibi de hissettirebilir. Çünkü anda kalmak; zihnimizin bitmemiş işleri tamamlamasına izin vermek, geçmişle yüzleşmek ve geleceği tamamen kontrol etme arzusunu bırakmaktan geçer.</p>
<p data-start="5238" data-end="5541">Danimarkalı filozof Soren Kierkegaard’ın dediği gibi: “Hayat ileriye doğru yaşanır ama geriye baktıkça anlaşılır.” (Kierkegaard, 1843/1987). Yani geçmişte yaşadığımız her şey bugünkü biz olmamız için başımıza gelenler silsilesiydi sadece. Anın bize sunduğu tek kesinlik ise onun gelip geçici oluşudur.</p>
<h2 data-start="5543" data-end="5560"><strong data-start="5546" data-end="5558">Kaynakça</strong></h2>
<p data-start="5562" data-end="6115" data-is-last-node="" data-is-only-node="">Koffka, K. (1935). <em data-start="5581" data-end="5615">Principles of Gestalt Psychology</em>. New York: Harcouur, Brace.<br data-start="5643" data-end="5646" />Perls, F. S. (1951). <em data-start="5667" data-end="5732">Gestalt Therapy: Excitement and Growth in the Human Personality</em>. New York: Julian Press.<br data-start="5757" data-end="5760" />Wertheimer, M. (1938). <em data-start="5783" data-end="5825">Laws of Organization in Perceptual Forms</em> (W. Ellis, Trans.). In W. D. Ellis (Ed.), <em data-start="5868" data-end="5905">A Source Book of Gestalt Psychology</em> (pp.71-88). London: Routledge &amp; Kegan Paul. (Original work published 1923).<br data-start="5981" data-end="5984" />Kierkegaard, S. (1987). <em data-start="6008" data-end="6019">Either/Or</em> (H.V. Hong &amp; E. H. Hong, Trans.). Princeton University Press. (Original work published 1843).</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</article>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/gecmis-gelecek-ve-simdiki-zaman/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ya Biz Aşkı Yanlış Biliyorsak</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/ya-biz-aski-yanlis-biliyorsak/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=ya-biz-aski-yanlis-biliyorsak</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/ya-biz-aski-yanlis-biliyorsak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aslı Çınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Aug 2025 09:25:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aşk ve İlişkiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=11768</guid>

					<description><![CDATA[Hiç aşık oldunuz mu? Cevabınız “Evet” ise kendinize şunu sorun: “Gerçekten aşık oldum mu yoksa o kişiye hissettiğim o güçlü etkili duyguyu tanımlamak için mi ona aşk ismini verdim?”. Belki de aşk denen o yüce duyguyu tatmak için karşınıza hayranlık duyduğunuz biri çıktı ancak siz o duygunun lezzetine varamadan ona olan hayranlığınız geçti. O halde [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="294" data-end="637">Hiç aşık oldunuz mu? Cevabınız “Evet” ise kendinize şunu sorun: “Gerçekten aşık oldum mu yoksa o kişiye hissettiğim o güçlü etkili duyguyu tanımlamak için mi ona aşk ismini verdim?”. Belki de aşk denen o yüce duyguyu tatmak için karşınıza hayranlık duyduğunuz biri çıktı ancak siz o duygunun lezzetine varamadan ona olan hayranlığınız geçti.</p>
<p data-start="639" data-end="915">O halde aşkın kendisini değil, yanılsamasını deneyimlemiş olmalısınız ve o size öyle tatlı gelmiş olmalı ki sevdiğiniz ya da kendinizi aşık olduğunuza inandırdığınız kişiyle olan – günümüzde toksik olarak adlandırılan – beraberliğinizi aşk kisvesi altında yüceltmişsinizdir.</p>
<p data-start="917" data-end="1265">Aslında ona hissettiğiniz aşk değil; belki bir zamanlar çok güçlü, aşka yakın bir duygu hissettiniz ama gelip geçti. O duygunun sönümlenmesinden sonra hissettiğiniz şey rutininize olan bağlılığınız, yani onun hayatınızdaki varlığına alışmanızdır. Onsuz hayat nasıldı hatırlamıyorsunuz. Artık bunun adı aşk değil, değişime gösterdiğiniz dirençtir.</p>
<p data-start="1267" data-end="1511">O halde aşk gelip geçici bir hal midir? Mecnun öylesine uğrayıp sonrasında geçip giden bir aşk yüzünden mi kendini çöllere attı? Aşk, hiç dalgası dinmeyen bir derya denizdir. Bu dalgalarda savrulmaya hazırsanız, bir sonraki paragrafa geçelim.</p>
<p data-start="1513" data-end="1859">Bu yazıda aşk önce bilimsel açıdan ele alınacak; ardından İran yapımı <strong data-start="1583" data-end="1605">“Allah’a Yakındır”</strong> filmi üzerinden, aşkın gerçekten gelip geçici bir akıl tutulması mı yoksa bilinenin ötesinde daha derin bir anlamı mı olduğu sorgulanacaktır. Böylece hem aklın hem kalbin penceresinden bakarak, bu güçlü duygunun ardındaki gerçeğe ulaşmaya çalışacağız.</p>
<h2 data-start="1866" data-end="1893"><strong data-start="1869" data-end="1893">Bilimin Işığında Aşk</strong></h2>
<p data-start="1895" data-end="2245">Düzenli alınan bir ilaç düşünün. Her gün düzenli olarak aynı dozda bu ilacı alıyorsunuz ve bağışıklığınız bu ilaca tolerans geliştirdikçe doktorunuz rehberliğinde ilacın dozu düzenli olarak artırılıyor. İlacın etkisini hissetmeniz zaman alıyor. Sonrasında ilaca olan bağlılığınız yavaş yavaş dozun düşürülmesiyle kontrollü bir şekilde sönümleniyor.</p>
<p data-start="2247" data-end="2631">Ancak ilacın etkisini hemen hissetmek için sabırsızca davranıp kısa aralıklarla art arda alırsanız, bu size şifa değil dert olur. <strong data-start="2377" data-end="2386">Sevgi</strong> ile aşk arasındaki fark da budur. Sevgi, süreç içinde büyüyüp gelişen, etkisi baki olduğu için aşktan daha güçlü olan ve emek isteyen şeye denir. Aşk ise sevgiden önce yaşanan tufandır. Sizi kasıp kavurur, aklınızı kaybedecek noktaya getirir.</p>
<p data-start="2633" data-end="2928">“Aşkından deli divane olmak” sözü öylesine söylenmiş öznel bir yargı değil, fMRI çalışmaları ışığında nesnel bir bilgi haline gelmiştir. Çünkü aşık beyinde duygularımızın kontrolünü sağlayan bir nevi duygularımızın kütüphanesi olarak nitelendirilen <strong data-start="2882" data-end="2894">amigdala</strong> işlevselliğini kısmen kaybeder.</p>
<p data-start="2930" data-end="3260">Amigdala, tehlikeyle karşı karşıya kaldığımızda kaç ya da savaş tepkisini ortaya koyarak bizi içinde bulunduğumuz durumla mücadele etmeye, mücadele edemiyorsak da o durumdan kaçınmaya zorlar. Ön beynimizde bulunan prefrontal korteks karar verme, sosyal değerlendirme, planlama ve dürtü kontrolü gibi üst düzey işlevleri yürütür.</p>
<p data-start="3262" data-end="3528">Yani karşılaştığımız tehlike anında tepkimizi oluşturan beyin bölgemiz amigdala, bu tepkiyi analiz edip davranışa dönüştüren beyin bölgemiz ise prefrontal kortekstir. Aşık beyinde amigdalanın aktivitesi azaldığında, prefrontal korteksin aktivitesi de azalmış olur.</p>
<p data-start="3530" data-end="3733">Aşık kişiye deli cesareti gelmesi, kendini olduğundan daha özgüvenli hissetmesi de bundan ötürüdür. Kim istemez ki sonsuz bir özgüveni ve cesareti olan, hiçbir şeyden korkmayan cevval bir insan olmayı?</p>
<p data-start="3735" data-end="3935">Aşk insan beyninde MDMA’nin (ecstasy) yarattığı etkiye benzer bir etki oluşturur. Bir madde kullanıcısının o maddeyi tekrar tekrar istemesi, tolerans geliştirince daha yüksek dozda alması bundandır.</p>
<p data-start="3937" data-end="4221">Aslında madde kullanıcısı maddeye değil, o maddenin kendisinde oluşturduğu etkiye bağımlıdır. Aşık insan da aşık olduğu kişiye değil, o kişi vasıtasıyla hissettiklerine aşıktır. Ondandır karşılıksız aşkın daha masum ve içten olması, sonunda evlilikle taçlanan aşkların sönümlenmesi.</p>
<h2 data-start="4228" data-end="4263"><strong data-start="4231" data-end="4263">Allah Yakındır Filmi Üzerine</strong></h2>
<p data-start="4265" data-end="4499">Yunus Emre’nin “Yaratılanı severim yaratandan ötürü” sözü kısa ve öz bir cümle gibi dursa da ardında çok anlamlı bir hakikat gizlidir. Bir insana aşık olmak – bir diğer deyişle, yaratıcının yarattığına aşık olmak – aşk yanılmasıdır.</p>
<p data-start="4501" data-end="4790">Nitekim, İran yapımı <strong data-start="4522" data-end="4542">“Allah Yakındır”</strong> filmi bu hakikate ışık tutmuştur. Filmin konusuna değinilirse; yaşadığı köyde insanlar tarafından pek de aklı başında olmayan bir genç olarak bilinen Rıza, anayol selden zarar gördüğü için insanları motosikletiyle gidecekleri yere götürmektedir.</p>
<p data-start="4792" data-end="4969">Tam da bu sırada köyüne öğretmen olarak atanan Leyla ile yolları kesişir ve ona deli divane aşık olur. Artık köy okuluna öğretmeni getirip götürmeyi kendine vazife edinmiştir.</p>
<p data-start="4971" data-end="5318">Film mecazi aşktan <strong data-start="4990" data-end="5003">ilahi aşk</strong> yolculuğunu işler. Rıza’nın, Leyla Öğretmen’e duyduğu aşkın masumiyetini ise tek bir kısa sahneyle, naif ama çarpıcı bir biçimde gösterir: Okulda sınıf pencereleri, öğrencilerin beyaz boyayla çizdiği resimlerle kaplıdır. Pencereden dışarıyı gösteren tek yer, bir çocuk resminin kalbinde boyanın soyulduğu yerdir.</p>
<p data-start="5320" data-end="5560">Rıza, öğretmeni okula bıraktıktan sonra her gün öğretmenin dersini o pencerenin kalbinden izler. Bu sahne Rıza’nın Leyla’yı çocuk kalbiyle sevdiğini göstermek için kullanılan bir metafordur. Ancak Leyla nişanlı olduğu için köyden ayrılır.</p>
<p data-start="5562" data-end="5785">Rıza, öğretmenin gidişiyle buhrana düşer, mecnunlaşır. Daha sonra bir türbede gördüğü rüyayla dünyevi aşktan soyutlanıp <strong data-start="5682" data-end="5695">ilahi aşk</strong> yoluna yönelir. Artık Leyla’yı görmek bile istemez; çünkü o sonsuz olan aşkı arıyordur.</p>
<p data-start="5787" data-end="6046">Rıza’nın aşkı, şu sözlerinde somutlaşır:<br data-start="5827" data-end="5830" />“Başka bir Leyla’yı arıyorum. Kimsenin benden alıp götüremeyeceği, istediğim zaman kendisiyle konuşabileceğim, bize her şeyden daha yakın olan, eğer aşık olursan başka hiç kimseye muhtaç olmayacağın o Leyla’nın&#8230;”</p>
<p data-start="6048" data-end="6370">Böylesi bir aşk, insanı ezeli ve ebedi olana yöneltirken, popüler kültürün modern aşk güzellemeleri gelip geçici bir yanılsama gibi görünür. Ve akıllara şu soru gelir: Rıza’nın aşkını, aşk adı altında ihaneti meşrulaştıran Bihter-Behlül tutkusuyla aynı kefeye koymak; aşkın hakikatine yapılmış bir haksızlık değil midir?</p>
<h2 data-start="6377" data-end="6392"><strong data-start="6380" data-end="6392">Kaynakça</strong></h2>
<ul data-start="6394" data-end="6737">
<li data-start="6394" data-end="6563">
<p data-start="6396" data-end="6563">Fisher, H. E., Aron, A., &amp; Brown, L.L. (2005). <em data-start="6443" data-end="6511">Romantic love: An fMRI study of a neural mechanism for mate choice</em>. Journal of Comparative Neurology, 493(1), 58-62.</p>
</li>
<li data-start="6564" data-end="6648">
<p data-start="6566" data-end="6648">Yunus Emre. (2004). <em data-start="6586" data-end="6593">Divan</em> (M. Kaplan, Ed.). Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.</p>
</li>
<li data-start="6649" data-end="6737">
<p data-start="6651" data-end="6737">Vazirian, A. (Director). (2006). <em data-start="6684" data-end="6721">Khoda Nazdik Ast [Allah’a Yakındır]</em> [Film]. Iran.</p>
</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/ya-biz-aski-yanlis-biliyorsak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaprak Dökümü: Ferhunde Karakterinin İd, Ego ve Süperego Üzerinden İncelenmesi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/yaprak-dokumu-ferhunde-karakterinin-id-ego-ve-superego-uzerinden-incelenmesi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=yaprak-dokumu-ferhunde-karakterinin-id-ego-ve-superego-uzerinden-incelenmesi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/yaprak-dokumu-ferhunde-karakterinin-id-ego-ve-superego-uzerinden-incelenmesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aslı Çınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 May 2025 12:10:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikanalitik Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=6069</guid>

					<description><![CDATA[Reşat Nuri Güntekin’in aynı adlı romanından uyarlanan Yaprak Dökümü dizisini birçoğumuz biliriz. Dizinin ilk bölümünün yayınlanmasından bu yana on dokuz yıl geçmesine rağmen dizi; oyunculukları ve çarpıcı senaryosuyla hâlâ yayınlanan tekrar bölümleriyle onlarca seyirciyi ekran başında büyülemeye devam etmekte (Ay Yapım, 2006-2010). Dizinin geniş kitlelerce defalarca izlenmesi ve her bir karakteri üzerine uzun uzun tartışılması [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Reşat Nuri Güntekin’in aynı adlı romanından uyarlanan <i>Yaprak Dökümü</i> dizisini birçoğumuz biliriz. Dizinin ilk bölümünün yayınlanmasından bu yana on dokuz yıl geçmesine rağmen dizi; oyunculukları ve çarpıcı senaryosuyla hâlâ yayınlanan tekrar bölümleriyle onlarca seyirciyi ekran başında büyülemeye devam etmekte (Ay Yapım, 2006-2010). Dizinin geniş kitlelerce defalarca izlenmesi ve her bir karakteri üzerine uzun uzun tartışılması akabinde ben de dizinin en çarpıcı karakterlerinden biri olan Ferhunde karakterini psikanaliz çerçevesinde inceleyelim istedim.</p>
<h2><b>Dizinin Konusu ve Ferhunde’nin Girişi</b></h2>
<p>Öncelikle kitabın konusuna değinmekte fayda var: Bir erkek ve dört kız babası olan Ali Rıza Bey, (Güntekin, 2004) kaymakam olarak hizmet verdiği yerde haksızlığa sessiz kalması istenince isminin lekelenmesini istemediği için yıllarca icra ettiği görevinden istifa eder. Kızı Necla’nın İstanbul’da üniversite kazanması neticesinde, ailecek İstanbul’daki babadan kalma konaklarına taşınırlar. Dizinin ilk bölümünde aile fertleri neşeyle İstanbul’da gezinirken Ali Rıza Bey’in eşi Hayriye Hanım -İstanbul’un ailede yaprak dökümüne sebep olacağını öngörmüşcesine- “Ham der yutar bu şehir adamı vallahi.” demiştir. Aslında bu replikle senaristler, seyircilere gelecek bölümler hakkında büyük bir ipucu vermiştir. Nitekim ilk bölümde Ferhunde (seyirci yorumuyla) şerli bakışlarıyla sahneye giriş yapmıştır.</p>
<p>Ailenin tek oğlu olan Şevket bankacılık sınavına giderken asansörde Ferhunde’yle karşılaşır ve ilk görüşte Ferhunde’ye gönlünü kaptırır. Şevket Ferhunde’ye meftun olmuştur ancak Ferhunde için Şevket, onu sıkıldığı evliliğinden kurtararak toplumsal anlamda sınıf atlamasına yardımcı olacak bir basamaktır. Şevket, Ferhunde’nin evli olduğundan habersiz onunla aile olma hayalleri kurarken Ferhunde ise kaymakam gelini olma hayalleri kurar.</p>
<h2><b>Ferhunde ve İdin Hakimiyeti</b></h2>
<p>Ferhunde çıkarları doğrultusunda her türlü yalanı söyleyebilecek ve istediğini elde etmek için karşısındaki herkesi ezip geçerek, arzuladığı ne varsa en kestirme yoldan ulaşmaya çalışan bir karaktere sahiptir. Bu da bizlere Freud’un beyan ettiği insanda bulunan üç kişilik bileşeninden en ilk gelişeni <b>id</b> bir diğer ismiyle ilkel benliği hatırlatıyor. Psikanaliz biliminin kurucusu olan Sigmund Freud kişiliğin üç temel yapısından bahseder (Schultz &amp; Schultz, 2017). Bunlar: <b>İd</b>, <b>ego</b> ve <strong>süperegodur</strong>. <b>İd</b>; bir diğer ismiyle ilkel benlik, kişiliğin haz ilkesiyle çalışan kısmıdır. Bir diğer ifadeyle, onun için hiçbir kuralın değeri yoktur yalnızca arzuladığı şeyin tez vakitte olması elzemdir. İstediğine ulaşmak için her yol mübahtır.</p>
<p>Ferhunde, dizinin ilk bölümlerinde ilkel benliğini belirgin bir şekilde seyirciye yansıtıyor. Misal olarak Şevket, onun evli olduğunu öğrendiğinde ondan ayrılmak istiyor ancak Ferhunde eşinin ona değer vermediğini, onu dövdüğünü söylüyor. Hatta bunu ispatlamak için evinde tek başınayken kendisine vuruyor ve yüzünde belirgin morluklar oluşturduktan sonra arkadaşı Gülşen’in evine gidip ona, eşinin onu evde Şevket’le uygunsuz yakaladığını ve bundan dolayı ona şiddet uyguladığını elinden zor kurtulduğu yalanını söylüyor. Böylelikle hem arkadaşının ondan taraf olup Şevket’le ilişkisini desteklemesini sağlıyor hem de Şevket’in vicdanından ve ona olan aşkından faydalanarak istediğine erişiyor.</p>
<h2><b>İd ve Süperego Çatışması: Ferhunde ve Şevket</b></h2>
<p>Dizinin bir diğer sahnesinde; Ferhunde’yi, Ali Rıza Bey ve ailesiyle tanışırken görüyoruz. Ferhunde, evleneceği adamın ailesinin yanında fütursuzca davranışlarda bulunur. Daha henüz tanıştığı insanların yanında Şevket’le beraber Şevket’in odasına girmek ister. Hayriye Hanım ayıplı bakışlarla “Hayrola?” diye sorunca, nispet yaparcasına “Aslan yattığı yerden belli olur derler ya Şevket Bey’in odasını bir görmek istedim.” der. Odaya girdiğinde Şevket’i baştan çıkarmaya çalışır. Şevket ise <strong>süperegosu</strong> gelişmiş bir karakter olduğu için ailesinden çekinir ve Ferhunde’ye karşı koyar. Ferhunde, Şevket’in bu tutumunu alaya alır ve onu cezbetmeye devam eder. Şevket ve Ferhunde’nin bu sahnesi <b>id</b> ve <b>süperego</b> çatışmasını somut bir şekilde görebilmek için iyi bir örnektir. Bilakis, Ferhunde bu sahnede Şevket’in hep kulak ardı ettiği, susturduğu <strong>idi</strong> ciddi düzeyde uyarıyor. Babasının doğrularını kendi doğruları gibi benimseyen Şevket babasının değerleri altında kalmış gölgelenmiş bir kimliğe sahiptir. Ferhunde sayesinde ilkel benliğini keşfetmiştir.</p>
<h2><b>Süperegonun Gelişimi</b></h2>
<p>Bir önceki paragrafta bahsettiğimiz <strong>süperegoyu</strong> detaylandırmakta fayda var. <b>Süperego</b> (üst benlik) insanların toplumsal benliğini ifade eder. Başka bir deyişle, kişiliğin elalem ne der kaygısıyla hareket eden ahlaki yönünü temsil eder. Bireyin iyi ve kötü ayrımı yapma muhakemesi kazandığı süreçte gelişir. Bireyi kurallar ve değerler kombinasyonu içinde yönlendiren benliktir. Halk arasında vicdan olarak bilinir. <strong>İdi</strong> susturan, insan hazzını ayıp kisvesi altında değerlendirip bastıran benliğimizdir. Lakin kişinin her daim <strong>süperegosuyla</strong> hareket edip <strong>idin</strong> isteklerini görmezden gelmesi sağlıklı bir durum değildir. Bu yüzden <b>ego</b> bireyi gerçeklik ilkesine göre yönlendirerek mantıklı kararlar almasını sağlayan kişiliğin aklıselim yönüdür. <b>İd</b> ve <b>süperego</b> arasında köprü görevi üstlenir. <strong>İdin</strong> arzularını erteleyerek makul bir zamanda ve gerçekçi bir biçimde gerçekleştirir.</p>
<p>Toplumsal hayata ayak uydurmak ve sosyal hayatta daha işlevsel bireyler olmak için her bireyin geliştirmiş olduğu toplumsal maskeleri vardır. Toplumsal maskenin psikolojideki terimsel karşılığı “Persona”dır (Feist, Feist, &amp; Roberts, 2018). Topluma uyum sağlamak için geliştirdiğimiz personamızın oluşmasında referans alınan benliğimizse <strong>egodur</strong>. <b>Ego</b>; <b>id</b> ve <b>süperego</b> arasındaki bağı sağlayamadığında kişi huzursuz olur ve bu durum psikolojik rahatsızlıklara zemin hazırlar.</p>
<h2><b>Ferhunde’nin Süperegosuyla Hareket Ettiği Anlar</b></h2>
<p>Dizinin ilerleyen bölümlerinde Ferhunde’nin <strong>süperegosuyla</strong> hareket ettiği anları görüyoruz. Ali Rıza Bey’in ortanca kızlarından Necla karakterinin, ablası Leyla’nın eşiyle kaçması akabinde aile fertleri zor günler geçirir. Bu süreçte psikolojik sağlamlığı diğer kardeşlerine göre daha zayıf olan Leyla depresyona girer. Ailenin büyük kızı Fikret’in de evlenip konaktan ayrılması akabinde aile iyice yalnızlaşır. Bu süreçte aileye en büyük desteği sunan Ferhunde’dir. Geceleri, Leyla’nın ilaçlarını düzenli alması için takip eder, yemeğini hazırlar. Ailenin küçük kızı Ayşe’yle o ilgilenir. Ali Rıza Bey Necla’nın isminin bile evde anılmasını yasakladığı için kızını ne kadar özlediğini dillendiremeyen Hayriye Hanım, gizli gizli Ferhunde’nin yanında ağlar ve ondan destek görür. Ferhunde, Fikret evden ayrılırken üzülür hatta habersiz evlendiği için ona sitemli davranan Şevket’i ayıplar. Necla zor duruma düştüğünde, aile üyeleri Leyla’dan çekindikleri için Necla’yı eve çağırmakta tereddütlü davranır. Ferhunde, Leyla’yla içten bir şekilde konuşup Necla’yı eve çağırmaları için ikna eder. Bu sahnelerde <strong>süperegosuyla</strong> hareket eden vicdanlı bir Ferhunde izliyoruz.</p>
<p><b>Ferhunde’nin Egosu ve Levent İlişkisi</b></p>
<p>Dizide Ferhunde’nin <strong>egosu</strong> tarafından nasıl yönlendirildiğine değinilirse bu noktada Ferhunde’nin Levent’le ilişkisine odaklanmak faydalı olacaktır. Şevket’le evli olduğu süreçte çalışmayarak tüm finansal desteğini Şevket’ten alan Ferhunde eşinin hapse girmesi neticesinde geçimini sağlamak için bir şirkette çalışmaya başlar. Bu sefer de patronu Levent’le yakınlaşmak ister ancak Levent, Şevket’in aksine duygularına kolaylıkla yenik düşen bir adam değildir. Daha aklıselim hareket eder ve Ferhunde bunun farkındadır. Şevket’i dişiliğiyle etkilemiştir ancak Levent’e görünür olabilmek için dişiliği yeterli değildir. İşinin ilk zamanlarında Levent’i gözlemleyerek nasıl biri olduğunu keşfeder. Levent işinde titiz ve disiplinli biridir bunun üzerine Ferhunde azmi ve çalışkanlığıyla onun gözüne girebileceğinin ayrımına varır. Nitekim öyle de yapar. Hafta sonları mesaiye kalır, ona verilen işlerin zorlayıcı olmasının onu daha da geliştireceğini ve azimlendireceğini ifade eder. Bir önceki paragrafta belirtildiği üzere <b>ego</b>, <strong>idin</strong> isteklerini erteleyerek uygun zamanda makul bir biçimde yerine getirir. Ferhunde, <strong>egosuyla</strong> hareket ederek sabrediyor ve akabinde selameti olarak gördüğü Levent Tuncer tarafından fark ediliyor hatta bunu Levent’in evlilik teklifiyle taçlandırıyor.</p>
<h2><b>Ferhunde’nin Çelişkileri ve Toplumsal Yorumlar</b></h2>
<p>Yıllar evvel yayımlanmış bir dizi hakkında hâlâ yazıp çizebildiklerimiz olması bu dizinin biz seyircilerle buluşmasına vesile olan her çalışanına ayrı ayrı teşekkür etmemizi gerektirir. Bir seyirci olarak dizinin her oyuncusunun bana ayrı bir seyir zevki verdiğini içtenlikle söyleyebilirim. Bazı filmler ve diziler, hayat deneyiminin güncellediği zihinlerle tekrar izlendiğinde aynı sahneler ve değişmeyen karakterler farklı biçimlerde yorumlanabiliyor. Sosyal medyada <i>Yaprak Dökümü</i>’nü tekrar tekrar izleyen bir kitle görmekteyim ve bu kitle yaş almayı şu şekilde yorumluyor: “Büyüdüğün zaman artık Tekin ailesine değil, Ferhunde’ye hak vermeye başlarsın.” Bu söz kısmen doğru olmakla beraber Ferhunde’nin yaptığı kötülükleri sıradanlaştırdığı için pek katıldığımı söyleyemem.</p>
<p>Ferhunde, küçük yaşta annesinin hapse girmesiyle sıcak aile sevgisi ve şefkatinden mahrum kalarak buruk bir çocukluk geçirmiş. Ancak Leyla ve Necla gibi aileleri tarafından pamuklara sarılarak büyütülse daha erdemli olabilir miydi bilemeyiz. Bu bağlamda şunu sorgulamalıyız: Bir insanın iyi ya da kötü olması, ilgili ve şefkatli bir anne babayla ilintiliyse bu neden Leyla ve Necla için yeterli olmadı? Şevket neden çalıştığı bankayı dolandırdı? “Ferhunde’nin Ali Rıza Bey gibi bir babası olsaydı o erdemli bir insan olurdu.” demek daha doğduğu gün ailesiz kalan, Ferhunde’den çok daha zor şartlar altında büyümesine rağmen erdemli olmayı ve insanlara merhametle yaklaşmayı başarabilmiş, yetmemiş bunu alışkanlık haline getirmiş insanlara haksızlık olmaz mı? Bir insanın çevresindeki bireylere karşı kaba olmasını hatta çıkarları doğrultusunda masum insanların canını yakmasını, o kişinin çocukluk travmalarına bağlayarak bu insanı aklamak, onun çocukluğunda çektiği acının faturasını bunda hiçbir kabahati olmayan masum insanlara kesmek ne kadar doğru?</p>
<h3><b>Kaynakça</b></h3>
<ul>
<li>Ay Yapım. (2006-2010). <i>Yaprak Dökümü</i> [Televizyon dizisi]. Kanal D.</li>
<li>Feist, J., Feist, G. J., &amp; Roberts, T.-A. (2018). <i>Theories of Personality</i> (9th ed.). McGraw-Hill Education.</li>
<li>Freud, S. (1923). <i>The Ego and the Id</i>. Hogarth Press.</li>
<li>Güntekin, R. N. (2004). <i>Yaprak Dökümü</i>. İnkılap Kitapevi.</li>
<li>Jung, C. G. (1953). <i>Two Essays on Analytical Psychology</i>. Princeton University Press.</li>
<li>Schultz, D. P., &amp; Schultz, S. E. (2017). <i>Theories of Personality</i> (11th ed.). Cengage Learning.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/yaprak-dokumu-ferhunde-karakterinin-id-ego-ve-superego-uzerinden-incelenmesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
