<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Arya Kaya &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/aryakaya/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Thu, 09 Jul 2026 12:44:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Arya Kaya &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>The Drama’dan Çıkarılacak Dersler: Bir Düşünce İnsanı Suçlu Yapabilir mi?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/the-dramadan-cikarilacak-dersler-bir-dusunce-insani-suclu-yapabilir-mi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=the-dramadan-cikarilacak-dersler-bir-dusunce-insani-suclu-yapabilir-mi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/the-dramadan-cikarilacak-dersler-bir-dusunce-insani-suclu-yapabilir-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arya Kaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2026 12:43:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Medya ve Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Acceptance and Commitment Therapy]]></category>
		<category><![CDATA[cognitive defusion]]></category>
		<category><![CDATA[guilt]]></category>
		<category><![CDATA[identity]]></category>
		<category><![CDATA[intrusive thoughts]]></category>
		<category><![CDATA[morality]]></category>
		<category><![CDATA[psychological flexibility]]></category>
		<category><![CDATA[relationships]]></category>
		<category><![CDATA[responsibility]]></category>
		<category><![CDATA[shame]]></category>
		<category><![CDATA[thoughts versus actions]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/lessons-from-the-drama-can-a-thought-make-someone-guilty/</guid>

					<description><![CDATA[Yeni vizyona giren The Drama filminde bir ilişki, tek bir itirafla sarsılır. Görünüşte masum bir sohbet sırasında taraflardan biri, hayatında yaptığı en kötü şeyi anlattığını düşünerek bir itiraf bulunur ve bu durum ilişkiyi daha önce hiç girmediği psikolojik bir alana sürükler. Filmin asıl gerilimi yaşanan olayın kendisinden değil, ardından gelen sorudan doğar: Sevdiğimiz biri hakkında [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni vizyona giren <strong>The Drama</strong> filminde bir ilişki, tek bir itirafla sarsılır. Görünüşte masum bir sohbet sırasında taraflardan biri, hayatında yaptığı en kötü şeyi anlattığını düşünerek bir itiraf bulunur ve bu durum ilişkiyi daha önce hiç girmediği psikolojik bir alana sürükler. Filmin asıl gerilimi yaşanan olayın kendisinden değil, ardından gelen sorudan doğar: Sevdiğimiz biri hakkında derinden rahatsız edici bir gerçeği öğrendikten sonra onu sevmeye devam edebilir miyiz?</p>
<p>Ancak bu sorunun altında daha sessiz bir başka soru yatar: Düşünceler ve eylemler ahlaki açıdan aynı ağırlığa sahip midir?</p>
<p>Filmde iki çiftin hayatlarında yaptıkları en kötü şeyi anlattığını görürüz. Emma dışında herkes gençlik yıllarında gerçekten yaptığı bir davranışı itiraf eder. Mike, öfkeli bir köpekten kaçarken eski kız arkadaşını kendisine kalkan olarak kullandığını söyler. Charlie, bir çocuğa internet üzerinden zorbalık yaptığını ve bunun sonucunda o çocuğun okul değiştirmek zorunda kaldığını anlatır. Rachel ise zihinsel engelli bir çocuğu, kendi ifadesiyle “yavaş” bir çocuğu, bir dolaba kilitleyip orada bıraktığını itiraf eder. Ardından Emma, on beş yaşındayken bir okul saldırısı planladığını ancak bunu hiçbir zaman gerçekleştirmediğini söyler. Filmin geri kalanı, çevresindeki herkesin tanıdığı en şefkatli ve sevilesi insan olarak gördüğü Emma’nın bu itirafına verilen tepkileri konu alır.</p>
<p>Film izleyiciyi son derece rahatsız edici bir ikilemin içine yerleştirir. Kendimize şu soruları sormaya başlarız: Düğünümden hemen önce, nişanlımdan aslında hiç gerçekleşmemiş bir şey yüzünden ayrılır mıydım? Bir düşünce, bir eylemden daha kötü olabilir mi? Film pek çok etik soruyu gündeme getiriyor. Peki ona sinemasal dramın merceğinden değil de gündelik psikolojik bir bakış açısından yaklaşsak ne görürüz?</p>
<p>Pek çok insan, yaptığı şeylerden dolayı değil, düşündüğü şeylerden dolayı yoğun bir suçluluk yaşar. İstenmeyen düşünceler, şiddet içerikli fanteziler, toplumsal açıdan tabu kabul edilen meraklar, cinsel imgeler, hayali ihanet senaryoları ya da bir anlığına beliren saldırganlık düşünceleri kişilerin kendilerini gizliden gizliye tehlikeli, ahlaksız ya da bozuk biri olarak görmelerine neden olabilir. Birçok kişi, “iyi bir insan” olduğunu kendine kanıtlamaya çalıştığı yorucu bir döngünün içine hapsolur. <strong>Kabul ve Kararlılık Terapisi</strong> (ACT) ise bu mücadeleye farklı bir yerden yaklaşır. Bir düşüncenin kabul edilebilir olup olmadığını sormak yerine, psikolojik açıdan çok daha işlevsel bir soru sorar: Bu düşünce ortaya çıktığında sen nasıl davranıyorsun?</p>
<p>ACT’nin temel kavramlarından biri olan bilişsel ayrışma (cognitive defusion), düşünceleri nesnel gerçekler ya da yerine getirilmesi gereken emirler olarak değil, yalnızca zihinsel olaylar olarak görebilme becerisidir. İnsan zihni sürekli ve otomatik olarak düşünceler üretir. İstesek de istemesek de olasılıklar, korkular, imgeler, senaryolar ve dürtüler oluşturur. Bir düşüncenin zihnimizden geçmesi, karakterimizi, niyetlerimizi ya da değerlerimizi yansıtmak zorunda değildir.</p>
<p>Bu ayrım özellikle önemlidir çünkü birçok insan düşünmeyi, o kişi olmaya eşdeğer görür. Bir kişi saldırgan içerikli istenmeyen bir düşünce yaşadığında “Demek ki aslında bunu yapmak istiyorum” diye düşünebilir. Partnerine ihanet ettiğini hayal ettiğinde ise “Belki de gerçekten korkunç bir insanım” sonucuna varabilir. Zamanla kişi, yaşamını davranışları ve değerleri üzerinden değerlendirmeyi bırakır ve bunun yerine istemediği zihinsel içerikler üzerinden kendini tanımlamaya başlar. İşin ironik yanı ise, bu düşünceleri bastırmaya ne kadar çok çalışırsak çoğu zaman o kadar güçlenmeleridir.</p>
<p>ACT sorumluluğu reddetmez. Aksine, sorumluluğu ciddiye alır ancak onu öncelikle davranışta, seçimlerde ve değerler doğrultusunda atılan adımlarda konumlandırır. Düşünceler bizi etkileyebilir fakat eylemlerle aynı şey değildir. Bu, düşüncelerin önemsiz olduğu anlamına gelmez. Düşünceler duygusal dünyamızı şekillendirebilir, davranışlarımızı etkileyebilir ve çözülmemiş korkularımıza ya da arzularımıza işaret edebilir. Ancak psikolojik açıdan bakıldığında, bir düşünceye sahip olmak ile o düşünce doğrultusunda hareket etmek arasında derin bir fark vardır. Bu ayrımı ortadan kaldırdığımızda utanç, zihnimizin her köşesine yayılmaya başlar.</p>
<p>Belki de <strong>The Drama</strong>daki itirafın bu kadar sarsıcı hissettirmesinin nedeni budur. Sevdiğimiz biri bize acı verici bir gerçeği açıkladığında, kişinin iç dünyası ile dışarıya yansıyan davranışları arasındaki boşlukla yüzleşmek zorunda kalırız. Eski anıları yeniden gözden geçirir, gözümüzden kaçmış işaretleri arar ve karşımızdaki kişiyi gerçekten tanıyıp tanımadığımızı sorgulamaya başlarız. Peki korkunç bir düşünceye sahip olup onu eyleme dökmemeyi seçmenin de psikolojik açıdan anlamlı bir tarafı olduğunu söyleyebilir miyiz?</p>
<p>Emma’nın hikâyesi bizi tam da bu olasılıkla yüzleştirir. Grubun en nazik ve en empatik insanı olarak görülen kişinin Emma olması, izleyiciyi değişimin, pişmanlığın ve kişisel gelişimin bir insanı gerçekten dönüştürüp dönüştüremeyeceğini sorgulamaya iter. Belki de bizi en çok rahatsız eden şeylerden biri, ahlakın her zaman karanlığın hiç var olmamasıyla değil, bazen o karanlıktan uzaklaşabilme becerisiyle tanımlanabileceğini fark etmektir. Elbette insanlar bu tür yargıları verirken kendi önyargılarını da beraberinde taşır. Kendimize şunu sormalıyız: Emma erkek olsaydı, daha yaşlı olsaydı ya da farklı bir etnik kökenden veya milletten gelseydi aynı tepkiyi verir miydik? Filmin rahatsız edici etkisinin bir kısmı da ahlaki yargılarımızın ne kadar tutarsız olabileceğini gözler önüne sermesinden kaynaklanır.</p>
<p>İnsan zihni net kategorileri sever: masum ya da suçlu, güvenilir ya da tehlikeli, iyi ya da kötü. Oysa gerçek ilişkiler ve gerçek zihinler bu kadar basit işlemez. Hepimiz asla eyleme dökmeyeceğimiz düşüncelere sahibiz. Hepimiz çelişkiler taşıyoruz. Bazen en büyük acıyı yaratan şey bu çelişkilerin varlığı değil, onları tamamen ortadan kaldırmaya yönelik umutsuz çabamızdır.</p>
<p>Belki de asıl sormamız gereken soru, düşünceler ve eylemlerin ahlaki açıdan aynı ağırlığı taşıyıp taşımadığı değildir. Taşımazlar. Ancak düşünceler yine de önemlidir. Çünkü onlarla nasıl ilişki kurduğumuz, onlardan nasıl korktuğumuz, onlardan nasıl kaçındığımız ya da kimliğimizi onların etrafında nasıl inşa ettiğimiz hayatımızı derinden etkiler. ACT bize psikolojik sağlığın “kusursuz” düşüncelere sahip olmak üzerine kurulmadığını hatırlatır. Psikolojik sağlık, zorlayıcı içsel yaşantılar varlığını sürdürürken bile değerlerimiz doğrultusunda hareket edebilme kapasitesi üzerine inşa edilir.</p>
<p>Belki de sonunda bizi güvenilir kılan şey karanlığın hiç olmaması değil, ona rağmen yapmaya devam ettiğimiz seçimlerdir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/the-dramadan-cikarilacak-dersler-bir-dusunce-insani-suclu-yapabilir-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sylvia Plath’ın İncir Ağacı: Seçimler, Keşkeler ve Hayatla Barışmak</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/sylvia-plathin-incir-agaci-secimler-keskeler-ve-hayatla-barismak/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sylvia-plathin-incir-agaci-secimler-keskeler-ve-hayatla-barismak</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/sylvia-plathin-incir-agaci-secimler-keskeler-ve-hayatla-barismak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arya Kaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Apr 2026 21:00:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=31780</guid>

					<description><![CDATA[Sylvia Plath’ın incir ağacı metaforunu bilir misiniz? The Bell Jar, Plath’ın 1963 yılında yayımlanan ilk ve tek romanıdır. Romanda geçen incir ağacı metaforu, belirsiz bir gelecekten korkan, seçimlerin arasında sıkışmış hisseden ve hayatın sunduğu tüm olasılıkları aynı anda yaşamak isteyen birçok okuyucuda derin bir iz bırakmıştır. Romanın anlatıcısı Esther Greenwood, geleceğini düşünürken kendisini bir incir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="114" data-end="497"><span class="hover:entity-accent entity-underline inline cursor-pointer align-baseline"><span class="whitespace-normal">Sylvia Plath</span></span>’ın incir ağacı metaforunu bilir misiniz? <span class="hover:entity-accent entity-underline inline cursor-pointer align-baseline"><span class="whitespace-normal">The Bell Jar</span></span>, Plath’ın 1963 yılında yayımlanan ilk ve tek romanıdır. Romanda geçen incir ağacı metaforu, belirsiz bir gelecekten korkan, seçimlerin arasında sıkışmış hisseden ve hayatın sunduğu tüm olasılıkları aynı anda yaşamak isteyen birçok okuyucuda derin bir iz bırakmıştır.</p>
<p data-start="499" data-end="1128">Romanın anlatıcısı Esther Greenwood, geleceğini düşünürken kendisini bir incir ağacının altında oturuyormuş gibi hayal eder. Ağacın dallarında farklı incirler vardır ve her biri hayatın farklı bir olasılığını temsil eder: başarılı bir kariyer, mutlu bir evlilik, entelektüel bir hayat, seyahatlerle dolu bir yaşam ya da tamamen başka bir yol. Esther her inciri ister, fakat hangisini seçeceğine karar veremez. Çünkü birini seçtiği anda diğerlerinden vazgeçmesi gerekecektir. Karar veremeden ağacın altında bekledikçe incirlerin birer birer kuruyup yere düştüğünü hayal eder. Seçim yapamamanın bedeli, hiçbirine sahip olamamaktır.</p>
<p data-start="1130" data-end="1423">Bu metafor, insanın hayatındaki seçimlerin yarattığı psikolojik baskıyı güçlü bir şekilde anlatır. Çünkü seçim yapmak yalnızca bir yolu seçmek değildir; bazen de diğer olasılıklardan vazgeçmektir. Bu nedenle bazı insanlar için karar vermek yalnızca bir tercih değil, aynı zamanda bir kayıptır.</p>
<h2 data-section-id="12s3cnq" data-start="1430" data-end="1471"><span role="text"><strong data-start="1433" data-end="1471">Modern Dünyada Seçimlerin Ağırlığı</strong></span></h2>
<p data-start="1473" data-end="1888">Günümüzde bu durum belki de Plath’ın yaşadığı dönemden çok daha görünür hale geldi. Kariyer seçenekleri, yaşam tarzları, şehirler, ilişkiler ve hatta kim olmak istediğimize dair sayısız alternatif önümüzde duruyor. Modern dünyanın sunduğu bu geniş olasılıklar ilk bakışta özgürlük gibi görünse de, beraberinde ağır bir sorumluluk da getiriyor. Çünkü seçenekler arttıkça, yanlış seçim yapma korkusu da büyüyebiliyor.</p>
<p data-start="1890" data-end="2181">Psikolojide buna bazen “<strong data-start="1914" data-end="1933">seçim paradoksu</strong>” denir. <span class="hover:entity-accent entity-underline inline cursor-pointer align-baseline"><span class="whitespace-normal">Barry Schwartz</span></span> tarafından ortaya konan bu kavram, seçeneklerin artmasının teoride özgürlüğü artırsa da pratikte kaygıyı ve kararsızlığı büyütebileceğini söyler. Çünkü zihnimiz sürekli alternatif hayatları hayal eder.</p>
<p data-start="2183" data-end="2391">“Başka bir bölüm seçseydim ne olurdu?”, “Başka bir şehirde yaşasaydım hayatım nasıl olurdu?” ya da “O fırsatı değerlendirseydim bugün kim olurdum?” gibi sorular çoğu insanın zihninden en az bir kez geçmiştir.</p>
<h2 data-section-id="1srri9i" data-start="2398" data-end="2430"><span role="text"><strong data-start="2401" data-end="2430">Zihnin Paralel Hikâyeleri</strong></span></h2>
<p data-start="2432" data-end="2705">Çocukken şarkıcı olmak isteyen biri büyüdüğünde mühendis olabilir. Gün içinde işine gider, sorumluluklarını yerine getirir ve hayatını sürdürür. Fakat bazı geceler, yatmadan önce zihninde başka bir hayat canlanabilir. Sahne ışıkları, alkışlar ve gerçekleşmemiş bir ihtimal.</p>
<p data-start="2707" data-end="3092">İnsan zihni alternatif hikâyeler üretme konusunda oldukça yeteneklidir. Ancak burada önemli bir nokta vardır: Hayatlarımız tek bir hikâyeden oluşur, fakat zihnimiz sayısız paralel hikâye yazabilir. Bu hikâyelerin çoğu idealize edilmiş, eksikleri görünmeyen ve yalnızca güzel tarafları hayal edilen versiyonlardır. Oysa gerçek hayatın her yolu kendi zorluklarını da beraberinde getirir.</p>
<h2 data-section-id="mgs7sj" data-start="3099" data-end="3136"><span role="text"><strong data-start="3102" data-end="3136">Kararsızlık ve Hareket Edememe</strong></span></h2>
<p data-start="3138" data-end="3350">Plath romanında bu seçimlerin bizi davet ettiği karanlık tarafı betimler. Kararsızlık, zamanla insanı hareketsizliğe ve çaresizlik hissine sürükleyebilir. Fakat aynı metafora başka bir açıdan bakmak da mümkündür.</p>
<p data-start="3352" data-end="3642">Psikolojide özellikle <strong data-start="3374" data-end="3412">Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT)</strong> gibi yaklaşımlar, insanın hayatını “mükemmel seçimler” yaparak değil, değerleri doğrultusunda hareket ederek şekillendirdiğini vurgular. Önemli olan, kaç farklı ihtimali kaçırdığımız değil; seçtiğimiz hayatı nasıl yaşadığımızdır.</p>
<p data-start="3644" data-end="3887">Yaptığımız bir seçimle barışabilmek çoğu zaman onu mükemmel olduğuna kendimizi ikna etmekle değil, onun sorumluluğunu kabul etmekle başlar. Hayatın hiçbir yolu tamamen risksiz değildir ve her tercih beraberinde hem kazanç hem de kayıp getirir.</p>
<h2 data-section-id="14q0ms0" data-start="3894" data-end="3920"><span role="text"><strong data-start="3897" data-end="3920">Keşkelerle Barışmak</strong></span></h2>
<p data-start="3922" data-end="4238">Geride kalan seçimlerin yasını tutmak tamamen pişmanlık duymak anlamına gelmez. Aksine bu, kararlarımızın gerçekliğini kabullenmek demektir. Çünkü “keşke”ler hayatın doğal bir parçasıdır ve olmaya devam edecektir. Hepimiz zaman zaman başka bir ihtimali merak ederiz fakat bu yaptığımız tercihlerin değerini azaltmaz.</p>
<p data-start="4240" data-end="4368">Belki de incir ağacının altında otururken kendimize sormamız gereken asıl soru şudur:<br data-start="4325" data-end="4328" />“Hangi incir bana daha anlamlı geliyor?”</p>
<p data-start="4370" data-end="4474">Ve belki de bazen, en cesur karar mükemmel inciri beklemek değil; elimizi uzatıp bir tanesini seçmektir.</p>
<h2 data-section-id="qaxwky" data-start="4481" data-end="4494"><span role="text"><strong data-start="4484" data-end="4494">Kaynak</strong></span></h2>
<p data-start="4496" data-end="4545">Plath, S. (1963). <em data-start="4514" data-end="4528">The Bell Jar</em>. Harper &amp; Row.</p>
<p data-start="4547" data-end="4616" data-is-last-node="" data-is-only-node="">Schwartz, B. (2004). <em data-start="4568" data-end="4609">The Paradox of Choice: Why More Is Less</em>. Ecco.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/sylvia-plathin-incir-agaci-secimler-keskeler-ve-hayatla-barismak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kimseye Bir Şey Borçlu Değiliz&#8230; Ya Da Öyle mi?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/kimseye-bir-sey-borclu-degiliz-ya-da-oyle-mi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kimseye-bir-sey-borclu-degiliz-ya-da-oyle-mi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/kimseye-bir-sey-borclu-degiliz-ya-da-oyle-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arya Kaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2026 22:40:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aşk ve İlişkiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=29431</guid>

					<description><![CDATA[Ruh sağlığıyla ilgili bazı konuların sosyal medyada trend hâline gelmesi riskli olabilir. Bu konulardan biri de başkalarına bir şey borçlu olup olmadığımız fikridir. Bu tartışmalar çoğu zaman açıklama yapmak, kaygı uyandıran durumlara girmek, söz tutmak ve iletişim kurmak gibi başlıkları da kapsar. İlişkilerde büyümek ve onları geliştirmek için çaba göstermekle, başkaları tarafından kullanılıyormuş gibi hissetmek [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="2">Ruh sağlığıyla ilgili bazı konuların sosyal medyada trend hâline gelmesi riskli olabilir. Bu konulardan biri de başkalarına bir şey borçlu olup olmadığımız fikridir. Bu tartışmalar çoğu zaman açıklama yapmak, kaygı uyandıran durumlara girmek, söz tutmak ve iletişim kurmak gibi başlıkları da kapsar. İlişkilerde büyümek ve onları geliştirmek için çaba göstermekle, başkaları tarafından kullanılıyormuş gibi hissetmek arasında ince bir çizgi vardır.</p>
<p data-path-to-node="3">Sosyal medya çoğu zaman karmaşık duygusal gerçeklikleri kısa ve çarpıcı cümlelere indirger. Bu mesajlar ilk bakışta güçlendirici gibi görünse de, önemli detayları gözden kaçırabilir. İnsan ilişkileri nadiren siyah-beyazdır ve bu nüansı göz ardı eden öneriler, sağlıklı bir şekilde kendini korumayı değil kişiyi geri çekilmeye teşvik edebilir.</p>
<p data-path-to-node="4">İyi oluş hâlinden bahsederken, kişinin kendisini önceliklendirmesi sıkça vurgulanır. Bu fikir, uçaklardaki güvenlik anonslarında önce kendi oksijen maskemizi takmamız gerektiğinin söylenmesine benzer. Tamamen tükenmişken başkalarına destek olmak mümkün değildir. Bu, ruh sağlığı uzmanlarının da sıklıkla savunduğu önemli bir mesajdır.</p>
<p data-path-to-node="5">Ancak kendini önceliklendirmek, ilişkilerde hiç rahatsızlık ya da zorluk yaşamamak anlamına gelmez. Gelişim çoğu zaman, ihtiyaçları dile getirirken, sınır koyarken ya da zor konuşmalar yaparken belli bir düzeyde duygusal rahatsızlığa tahammül etmeyi gerektirir. Öz-bakım, tüm stresi ortadan kaldırmak değil, hangi stresin anlamlı ve değerlerimizle uyumlu olduğunu seçebilmektir.</p>
<p data-path-to-node="6">Sosyal medyada paylaşılan ruh sağlığı tavsiyelerinin en büyük zorluğu, bağlam ve nüans olmadan çok hızlı bir şekilde yayılıp büyüyebilmesidir. Gerektiğinde kendine bakmak elbette önemlidir; ancak insan sosyal bir varlıktır ve bağ kurmaya, ait olmaya ihtiyaç duyar. Bu bağlar şefkat, empati, iletişim ve karşılıklı emekle inşa edilir. Zorlandığınız dönemlerde sosyal ortamlara katılmak zorunda hissetmemelisiniz; ancak planları sürekli iptal etmek, hiç açıklama yapmamak ya da tamamen geri çekilmek zamanla ilişkilerdeki güveni ve yakınlığı zedeleyebilir.</p>
<p data-path-to-node="7">İlişkiler, tutarlılık ve <b data-path-to-node="7" data-index-in-node="25">duygusal erişilebilirlik</b>le beslenir. İnsanlar bizimle nerede durduklarını bilemediklerinde, bu çoğu zaman istemeden de olsa kafa karışıklığı ve mesafe yaratır. Zamanla, iletişim eksikliği kendini koruma niyetiyle başlamış olsa bile, ilgisizlik olarak algılanabilir.</p>
<p data-path-to-node="8">Son zamanlarda sosyal medyada sıkça kullanılan “huzurumu koruyorum” gibi ifadeler iyi niyetle ortaya çıkmış olabilir. Ancak bu ifadeler sağlıklı sınırlar koymak yerine kişilerarası sorumluluktan kaçmak için kullanıldığında, çözüm olmaktan çıkıp yaygın bir soruna dönüşme riski taşır.</p>
<p data-path-to-node="9">Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) bakış açısına göre asıl soru, başkalarına her şeyi mi yoksa hiçbir şeyi mi borçlu olduğumuz değildir; davranışlarımızın korku tarafından mı yoksa değerlerimiz tarafından mı yönlendirildiğidir. ACT, <b data-path-to-node="9" data-index-in-node="233">psikolojik esneklik</b> vurgular; yani rahatsız edici duygular varlığını sürdürürken bile, kim olmak istediğimizle uyumlu seçimler yapabilme becerisini. İlişkilerde bu çoğu zaman, gerçekten katkıda bulunmak istediğimizde “evet” diyebilmek ve yalnızca suçluluk, kaçınma ya da çatışma korkusuyla hareket ettiğimizde “hayır” diyebilmek anlamına gelir. Sağlıklı iletişim, kendimizden vazgeçerek başkalarını memnun etmek değildir; aynı zamanda rahatsızlıktan kaçmak için insanları hayatımızdan çıkarmak da değildir. Zor duygulara alan açarken dürüstlük, özen ve bütünlükle hareket etmeyi öğrenmektir. Zamanla bu yaklaşım, sınırların dayatıldığı için değil, açıkça ifade edildiği ve karşılıklı anlayışa dayandığı için saygı gördüğü, daha sahici ve sürdürülebilir ilişkiler kurulmasına yardımcı olur.</p>
<p data-path-to-node="10">Sağlıklı <b data-path-to-node="10" data-index-in-node="9">sınırlar</b> duvar değildir. Esnek, iletişime açık ve hem kendimize hem de karşımızdakine saygı duyan yapılardır. Bir sınır, suçlama ya da aşırı açıklama olmadan net bir şekilde ifade edildiğinde en işlevsel hâlini alır. Bu da ilişkilerin sessizce zayıflaması yerine uyum sağlamasına alan açar.</p>
<p data-path-to-node="11">Günlük hayatımızda ve kişisel ilişkilerimizde hedeflememiz gereken şey, ihtiyaçlarımızı ve sınırlarımızı insanlardan tamamen kaçmak yerine onlarla paylaşmayı öğrenmektir. Yüzleşme çoğu zaman rahatsız edici olsa da, hem ruh sağlığımızı hem de iç huzurumuzu korumak için gerekli ve sağlıklı bir araç olabilir. Kendimizi dürüst ve saygılı bir şekilde ifade etmek, ilişkilerin gelişmesine, biriken kırgınlıkların azalmasına ve zamanla daha güvenli ve dengeli bağlar kurulmasına yardımcı olur.</p>
<p data-path-to-node="12">İyi oluş hali yalnızca bireysel bir çabayla inşa edilmez. Kendimize saygı duymakla başkalarıyla bağ kurmak arasındaki dengede şekillenir. Kaçınmanın yerini düşünülmüş bir iletişim aldığında, yalnızca daha sağlıklı değil, aynı zamanda daha dayanıklı ve anlamlı ilişkiler de mümkün hale gelir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/kimseye-bir-sey-borclu-degiliz-ya-da-oyle-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hak Ettiğimizi Düşündüğümüz Sevgiyi Kabul Ederiz</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/hak-ettigimizi-dusundugumuz-sevgiyi-kabul-ederiz/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=hak-ettigimizi-dusundugumuz-sevgiyi-kabul-ederiz</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/hak-ettigimizi-dusundugumuz-sevgiyi-kabul-ederiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arya Kaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Feb 2026 23:00:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aşk ve İlişkiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=26908</guid>

					<description><![CDATA[“Başkasını sevmeden önce kendini sevmelisin” sözünü pek çok kişi duymuştur. Peki neden günlük hayatımızda kolayca dile getirdiğimiz bu cümleyi gerçek hayatta uygulamak bu kadar zordur? Bazıları bu fikri bencil, kibirli veya hatta narsistçe bulabilir; ama çoğu zaman bunun nedeni, kendimizi sevmenin neden önemli olduğunu hiç konuşmamamızdır. Kendini sevmek çoğu zaman, hep özgüvenli olmak ya da [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="1">“Başkasını sevmeden önce kendini sevmelisin” sözünü pek çok kişi duymuştur. Peki neden günlük hayatımızda kolayca dile getirdiğimiz bu cümleyi gerçek hayatta uygulamak bu kadar zordur? Bazıları bu fikri bencil, kibirli veya hatta narsistçe bulabilir; ama çoğu zaman bunun nedeni, kendimizi sevmenin neden önemli olduğunu hiç konuşmamamızdır. Kendini sevmek çoğu zaman, hep özgüvenli olmak ya da her gün kendini iyi hissetmek olarak yanlış anlaşılır. Oysa <b data-path-to-node="1" data-index-in-node="455">öz-sevgi</b> çok daha sessiz ve pratiktir. Hata yaptığımızda kendimizle nasıl konuştuğumuz, reddedildiğimizde kendimize nasıl davrandığımız ve yalnız kalmaktan korktuğumuzda neye katlandığımızla ilgilidir. Büyük özgüven söylemlerinden ziyade, bu küçük anlar kurduğumuz ve sürdürdüğümümüz ilişkileri şekillendirir.</p>
<p data-path-to-node="2">The Perks of Being a Wallflower adlı kitap ve film uyarlaması, zihinsel sorunlarla başa çıkan bir lise öğrencisinin hikayesini anlatır. Bir sahnede öğretmeni ona, “Hak ettiğimizi düşündüğümüz sevgiyi kabul ederiz” der. Bu ifade o dönemde genç yetişkinler arasında kültürel bir fenomene dönüşmüştü; çünkü onların kendi hayatlarında sessizce yaşadıkları pek çok şeyi gün yüzüne çıkarıyordu.</p>
<p data-path-to-node="3">Bu cümle pek çok insan için acı verici derecede tanıdıktı. İlişkilerde neden aynı döngülerin tekrar tekrar yaşandığını, bu döngülerin zararlı olduğunu bilsek bile neden içinden çıkamadığımızı açıklıyordu. Aynı zamanda rahatsız edici bir soruyu da beraberinde getiriyordu: Eğer hep aynı tür sevgiyi kabul ediyorsak, bu kendimize nasıl baktığımızla ilgili ne söylüyordu? Bazen bize en yakın olan insanlardan, ebeveynlerimizden, arkadaşlarımızdan, romantik partnerlerimizden, korkunç muameleler görürüz. Sevdiğimiz birinin başına gelmesine asla izin vermeyeceğimiz duygusal ya da hatta fiziksel istismarı kendimiz kabulleniriz. Peki neden? Acaba içten içe hak ettiğimiz sevginin bu olduğuna mı inanıyoruz? Ya da kendimizde sevilebilir hiçbir şey göremediğimiz için, birinin bize empatik ve şefkatli bir sevgi sunabileceği bir gerçekliği hayal dahi edemiyor muyuz?</p>
<p data-path-to-node="4">İlişkiler çoğu zaman birer ayna gibidir. Kendi değerimizle ilgili inançlarımızı bize geri yansıtırlar. Sevginin kazanılması, katlanılması ya da fedakarlıkla hak edilmesi gerektiğini öğrenerek büyüyen biri için, inciten ilişkilerde kalmak tuhaf bir şekilde tanıdık gelebilir. Sağlıklı sevgi ise, özenle ve saygıyla karşılanmaya alışık olmadığımızda yabancı, rahatsız edici hatta şüpheli hissettirebilir.</p>
<h2 data-path-to-node="5"><b data-path-to-node="5" data-index-in-node="0">Kabul ve Kararlılık Terapisi ve öz-Şefkat</b></h2>
<p data-path-to-node="6">Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) perspektifinden bakıldığında, <b data-path-to-node="6" data-index-in-node="65">öz-şefkat</b> iç dünyamızı hemen yargılamadan ya da onunla savaşmadan fark etmekle başlar. Hepimizin kendimizle ilgili eleştirel düşünceleri vardır; ancak bu düşünceleri mutlak gerçekler olarak kabul etmek, ne tür davranışlara katlandığımızı sessizce şekillendirirler. Bu düşünceleri gerçek olarak değil de sadece düşünceler olarak görebilmeyi öğrenmek, kendimizle kurduğumuz ilişkiyi güçlendirir. Ve bu iç ilişkinin daha şefkatli hale gelmesi, yavaşça nelere ve kimlere katlandığımızı değiştirir.</p>
<p data-path-to-node="7">ACT’e göre acı veren düşünceler ve duygular insan olmanın doğal bir parçasıdır; bir sorun ya da bozukluk göstergesi değildir. Hayatımızı rahatsızlıktan kaçınma üzerine kurmayı bıraktığımızda, dürüstlük, bağ kurma ve saygı gibi değerlerimizle daha uyumlu davranma özgürlüğü kazanırız. İlişkilerde bu, suçluluk hissi varken bile sınır koyabilmek, korku varken ihtiyaçları dile getirebilmek ve susmak yerine iletişimi seçebilmek anlamına gelir.</p>
<p data-path-to-node="8">Kendini sevmek sadece aynadaki kişiye şefkatle bakmak değildir. Aynı zamanda iyi bir sevgiyi kabul edebilmek, en çok emek veren insanları dışarı itmemek ve bizi incitenlerden, imkansız göründüğünde bile, uzaklaşabilmek anlamına gelir. Öz-sevgi ve şefkat bizi başkalarından koparmaz. Aksine, <b data-path-to-node="8" data-index-in-node="291">ilişkiler</b> içinde daha sahici bir şekilde var olmamızı sağlar. Kendimize anlayışla yaklaşabildiğimizde, başkalarına da aynısını sunabiliriz. Suçlama yerine merakın olduğu yerde sağlıklı iletişim gelişir; korku yerine öz-saygıyla çizilen sınırlar ilişkileri daha net ve güvenli hale getirir.</p>
<p data-path-to-node="9">Sonuç olarak, gerçekten hak ettiğimiz sevgiyi kabul etmek bir süreçtir. Sabır, cesaret ve eski inançları sorgulamaya istekli olmayı gerektirir. Ancak öz-şefkate atılan her adım, daha güvenli, daha karşılıklı ve daha doyurucu ilişkiler için alan açar.</p>
<h2 data-path-to-node="11"><strong>Kaynakça</strong></h2>
<p data-path-to-node="11">Hayes, S. C., Strosahl, K. D., &amp; Wilson, K. G. (2012). Acceptance and Commitment Therapy: The Process and Practice of Mindful Change. New York: Guilford Press.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/hak-ettigimizi-dusundugumuz-sevgiyi-kabul-ederiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
