<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Aleyna Armutçu &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/aleynaarmutcu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Mon, 13 Apr 2026 15:44:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Aleyna Armutçu &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Güçlü Olmak: Besliyor mu, Zehirliyor mu?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/guclu-olmak-besliyor-mu-zehirliyor-mu/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=guclu-olmak-besliyor-mu-zehirliyor-mu</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/guclu-olmak-besliyor-mu-zehirliyor-mu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aleyna Armutçu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Apr 2026 21:30:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=30428</guid>

					<description><![CDATA[İnsan ruhunun doğası özneldir. Ve her ayrı hikayenin ayrı kahramanı vardır. Hayat hikayelerinin benzerliği birbirine teğet geçse de tam anlamıyla aynı kalmaz; çünkü insan, yaşanmışlıklar, yetiştirilme şekilleri, yorumlamaları farklıdır. Gücün tanımı ise; herhangi bir şeyi yapabilme kapasitesidir (zihinsel veya ruhsal). Psikolojide güç; bireyin zorlu yaşam koşullarıyla başa çıkma, duygusal dengeyi koruma, esneklik (resilience) gösterme ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="1">İnsan ruhunun doğası özneldir. Ve her ayrı hikayenin ayrı kahramanı vardır. Hayat hikayelerinin benzerliği birbirine teğet geçse de tam anlamıyla aynı kalmaz; çünkü insan, yaşanmışlıklar, yetiştirilme şekilleri, yorumlamaları farklıdır.</p>
<p data-path-to-node="2">Gücün tanımı ise; herhangi bir şeyi yapabilme kapasitesidir (zihinsel veya ruhsal). Psikolojide güç; bireyin zorlu yaşam koşullarıyla başa çıkma, duygusal dengeyi koruma, esneklik (<b data-path-to-node="2" data-index-in-node="181">resilience</b>) gösterme ve stres karşısında kendini toparlama kapasitesi olarak tanımlanır (Yavuz, K., 2020).</p>
<h2 data-path-to-node="3"><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">Psikolojik Sağlamlığın İki Yüzü</b></h2>
<p data-path-to-node="4">Duygular kendi bağımsızlığını ilan ettiğinde, kül olduğunu en derinden hissederken de psikolojik sağlamlılık (güç) devreye girer. Bireye kontrolsüz bağımsızlığının dengesini öğretirken, kül olduğu yerden toparlanabilmeyi kazandırır. Ve kazandıran sağlamlılık kişinin hayatında sağlıklı bir güçtür. Bireyin acısı başka bir sancıya iyi geliyorsa, acıdaki farkındalık kazanıldıysa; güçlü kalmayı öğrendi demektir. Ya da güç buradan doğdu demektir. Peki güç her zaman acıdan mı doğar? Tabii ki de hayır. Mizaç, duygusal kapasite, duygu regülasyonu, sosyal öğrenme, ebeveyn tutumları vb. bu konuda en önemli unsurlardır.</p>
<h2 data-path-to-node="5"><b data-path-to-node="5" data-index-in-node="0">Ruhu Besleyen Gücün Doğası</b></h2>
<p data-path-to-node="6">Besleyen güç; kendi hayatını seçebilmek, sorumlulukları alabilmek, konfor alanından çıkma cesaretini gösterebilmek ve bunların getirdiği zorluklara karşı duruşu simgeler. İnsan ruhu, ilmek ilmek örülen bir atkı gibidir. Sevgi her ilmeği yumuşatır, umut ipliği koparmadan devam etmeyi sağlar. Bazen düğümler olur; kırgınlıklar, yorgunluklar&#8230; Ama insan, sabırla örmeye devam ettikçe o atkı sadece ısıtmaz, aynı zamanda sarıp sarmalar. Ruhu besleyen güç; hızlıca tamamlamak değil, ilmek ilmek kendine dokunabilmektir.</p>
<p data-path-to-node="7">Kendine iyi gelebilmeyi bilen insan; yolunun neyle aydınladığını da biliyordur. Ancak yolunu aydınlatacağını sanarak daha da karanlığa gömülen insanlar da vardır. Onlar güçlü değil miydi? Çok güçlüydü. Çok da dayanıklıydı. Ancak neden yolları daha fazla karanlığa gömüldü?</p>
<h2 data-path-to-node="8"><b data-path-to-node="8" data-index-in-node="0">Zehirleyen Güç ve Trajik Paradoks</b></h2>
<p data-path-to-node="9">Çünkü güçleri zehirliyordu. Işığı başkalarının yoluna tutmaktan kendi yolları karanlığa düşenler, kolay düşünmek varken zoru tercih edenler, alanlarını genişletebilecekken kendi ruhlarını hapsedenler, önü açıkken karanlıkta kalmaya alışmış olanlar&#8230; bu gücün sahibidirler. Bu güç bazen öyle görünmez bir hal alır ki; ne o kişinin karakteriyle örtüşür ne de kendi hayatında o gücü görebilirsiniz. Çünkü bu güç başkalarına hayat olurken, başkalarına hayat verebilmek için: kendi hayatını vermektir.</p>
<p data-path-to-node="10">Bu insanlar suçu karşı tarafa aktarmak yerine kendileri üstlenirler, bir fikre itiraz etmek yerine ona dayanmayı tercih ederler, bırakmaları gereken yerde daha sıkı tutmayı tercih ederler.. bundan sebep fazla uyumun getirdiği görünüşü naif ruhu savaşçı kimliğini çağrıştırır. Karanlığın içinde o karanlıktan kurtulmayı seçmek ve bunun için çaba harcamak yerine o karanlığın içinde dayanmaya çalışarak bir dünya kurmaya çalışanların hikayesi.. Başını kaldırsa ışık önünde ama o karanlığa alışmış, karanlıkta da mutlu olmayı deneyimlemiş..</p>
<p data-path-to-node="11">İşte bu zehirleyen güçtür. Zehirleyen güç; zehirleyen dayanıklılıkla da beraberinde gelir. Bağlanmanın zıttı karşıt tepki (destek kabul etmemek). Güçlü bir duruş gibi gözükse de ruhun yaralanmasına ve yalnızlaşmasına giden yoldur. İnsanın kendini korumak için ördüğü görünmez duvarlar, çoğu zaman yalnızlık, kırgınlık ve anlaşılmama hissiyle kendi hapishanesine dönüşür. Bu <b data-path-to-node="11" data-index-in-node="374">savunma mekanizmaları</b>, dış dünyadan korunmayı amaçlasa da içten içe duygusal yaralar almamıza ve en büyük trajedimiz olan hapisliğe neden olur. Aslında insan insana ihtiyaç duyar ve iyileşme ancak bu duvarların aşılmasıyla mümkündür.</p>
<p data-path-to-node="12">Bu durumu daha derinlemesine inceleyen diğer perspektifler:</p>
<ul data-path-to-node="13">
<li>
<p data-path-to-node="13,0,0"><b data-path-to-node="13,0,0" data-index-in-node="0">İçten Yaralanma:</b> Kendimizi dış dünyadan izole ettiğimizde, bu duvarların arkasında oluşan yalnızlık, dışarıdaki risklerden daha yıkıcı olabilir.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="13,1,0"><b data-path-to-node="13,1,0" data-index-in-node="0">Trajik Paradoks:</b> Korunma çabası, insanı en çok savunmasız bırakan duruma, yani kendi yarattığı yalnızlığa hapseder.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="13,2,0"><b data-path-to-node="13,2,0" data-index-in-node="0">İhtiyaç Duyulan Bağ:</b> Bağ kurmak, en zor anlarda duvarların arasından sızan ışık gibi iyileştiricidir ve insanı ayakta tutar (cmopsikococukmerkezi).</p>
</li>
</ul>
<h2 data-path-to-node="14"><b data-path-to-node="14" data-index-in-node="0">Çabanın İki Yönü</b></h2>
<p data-path-to-node="15">Çabanın iki yönlüsü; Besleyen gücün, sağlıklı çabası Zehirleyen gücün, zarar veren çabası</p>
<p data-path-to-node="16">İkisinde de çaba var ama biri var ediyor/varlığa değer katıyor; diğeri yok ediyor/varlığı silikleştiriyor. İnsan defalarca yıkılabilir, defalarca kırılabilir. Ancak bu kırılmanın sonucunda neyi tercih ettiğidir mesele.. Kırıldığı yerden yeniden ayağa kalkmak mı, kırıldığı yeri sevip o acıya gömülmek ya da o acıdan kendine bir mutluluk alanı yaratmaya çalışmak mı.. Biri kendini kabul eder ve acının hayatın bir parçası olduğu yorumlar; diğeri kendini yok sayarak acıyı kabul eder. Ve acıyı benliğiyle öyle özdeşleştirir ki o acıdan ayağa kalkmak aklına bile gelmez.</p>
<p data-path-to-node="17">İşte tam da burada güç devreye girer. Kırık camlar bütünleşip güçlü bir kalp ortaya çıkarır. Ama bu güç yaralayıcıdır. Çünkü bu kalbin ortaya çıkışı keskin bir camdır. Bir de duvardan çıkan çiçekler vardır. Duvardan bir daha bitki üretmez dersiniz ancak en güzel çiçekleri sunar sizlere. Bu da sağlıklı gücün <b data-path-to-node="17" data-index-in-node="309">toparlanma</b> umududur.</p>
<p data-path-to-node="18">Umut her zaman vardır ancak senin ne seçtiğin çok değerlidir.</p>
<p data-path-to-node="19">Tıpkı Carl Gustav Jung’un söylediği gibi; “İnsan bazen en çok, kendini korumak için kurduğu duvarların içinde yaralanır.” Ve insanı besleyen ise; “İnsanı ayakta tutan, gücü değil; yeniden ayağa kalkma isteğidir.”</p>
<p data-path-to-node="20">Seçim senin&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/guclu-olmak-besliyor-mu-zehirliyor-mu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ruhuna İşleyen Çamur Katmanları</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/ruhuna-isleyen-camur-katmanlari/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=ruhuna-isleyen-camur-katmanlari</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/ruhuna-isleyen-camur-katmanlari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aleyna Armutçu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Feb 2026 21:45:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=24966</guid>

					<description><![CDATA[Kendi Yaşamını Yaşamana Engel Olan Katmanları Fark Etmek ve Arınmak Üzerine; Hayat sisteminin içerisinde yaşanılan pek çok duygu yelpazesi vardır. Bu yelpaze her zaman iyi hissetmelerden oluşmaz. Ruhun yaşadığı hayal kırıklıkları, acı, duygu bastırmaları, güvensizlikler vb. yer alır. Ve bir o kadar da ifade edilemeyenler, ifade edilmeyi bekleyenlerle doludur. Kendini yaşamak ise bu sistemin en [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="flex flex-col text-sm pb-25">
<article class="text-token-text-primary w-full focus:outline-none [--shadow-height:45px] has-data-writing-block:pointer-events-none has-data-writing-block:-mt-(--shadow-height) has-data-writing-block:pt-(--shadow-height) [&amp;:has([data-writing-block])&gt;*]:pointer-events-auto scroll-mt-[calc(var(--header-height)+min(200px,max(70px,20svh)))]" dir="auto" tabindex="-1" data-turn-id="request-698c74a9-9b7c-8391-bac5-654ddb5baa38-15" data-testid="conversation-turn-64" data-scroll-anchor="true" data-turn="assistant">
<div class="text-base my-auto mx-auto pb-10 [--thread-content-margin:--spacing(4)] @w-sm/main:[--thread-content-margin:--spacing(6)] @w-lg/main:[--thread-content-margin:--spacing(16)] px-(--thread-content-margin)">
<div class="[--thread-content-max-width:40rem] @w-lg/main:[--thread-content-max-width:48rem] mx-auto max-w-(--thread-content-max-width) flex-1 group/turn-messages focus-visible:outline-hidden relative flex w-full min-w-0 flex-col agent-turn" tabindex="-1">
<div class="flex max-w-full flex-col grow">
<div class="min-h-8 text-message relative flex w-full flex-col items-end gap-2 text-start break-words whitespace-normal [.text-message+&amp;]:mt-1" dir="auto" data-message-author-role="assistant" data-message-id="f531612a-8bfc-43b8-9349-c976803ae897" data-message-model-slug="gpt-5-2">
<div class="flex w-full flex-col gap-1 empty:hidden first:pt-[1px]">
<div class="markdown prose dark:prose-invert w-full wrap-break-word light markdown-new-styling">
<h2 data-start="40" data-end="124"><strong data-start="43" data-end="122">Kendi Yaşamını Yaşamana Engel Olan Katmanları Fark Etmek ve Arınmak Üzerine;</strong></h2>
<p data-start="164" data-end="450">Hayat sisteminin içerisinde yaşanılan pek çok duygu yelpazesi vardır. Bu yelpaze her zaman iyi hissetmelerden oluşmaz. Ruhun yaşadığı hayal kırıklıkları, acı, duygu bastırmaları, güvensizlikler vb. yer alır. Ve bir o kadar da ifade edilemeyenler, ifade edilmeyi bekleyenlerle doludur.</p>
<p data-start="452" data-end="978">Kendini yaşamak ise bu sistemin en çok ihtiyacı olan ancak bir o kadar da gerçekleştirilmesi güç yaşam şeklidir. Kendini yaşarken veya kendini gerçekleştirirken bazen iç sese bürünmüş bir dış ses, bazen içgüdüsel bir motivasyon eksikliği, bazen özgüvenin–özdeğerin yeterli olmaması gibi engeller oluşur. Bu engeller sağlam köklere dayanabilir. Bir annenin sesi, bir babanın geliştirmeyen otoritesi, bir arkadaşın ilerlemene taş koyması… Dışsal faktörlerin seni ilerletecek içsel faktörlerini (potansiyelini) zincirlemesidir.</p>
<p data-start="980" data-end="1085">Hayatınızı bir katmana benzetecek olursak bu engeller tam anlamıyla kalıplaşan çamur katmanları olurdu.</p>
<h2 data-start="1092" data-end="1136"><strong data-start="1095" data-end="1136">Hayat Yolundaki Yıldızların Yolculuğu</strong></h2>
<p data-start="1138" data-end="1482">Hayaller, umutlar, hedefler, özgüven ve kişinin potansiyeli parlayan bir yıldız adeta… Bu, insan hayatının yıldızlara ulaşmasını sağlayan en verimli zeminlerdir. İçsel dinamikler hayat yolunda hızla koşmak için hazırdır. Bu yollarda dış dinamikler destek verse de vermese de iç dinamikler sağlamlaştıkça dış etkiler etkisini yitirmeye başlar.</p>
<p data-start="1484" data-end="1740">Ve kişiler kendi yolunda kendilerini gerçekleştirerek, kimi zaman kendilerini aşarak ve her an biraz daha artan bir oranda katılarak ilerlerler. Çünkü kendilerini yaşamalarına engel olan formlar, psikolojik gücün (dışa bağımlı olmama) duvarına çarparlar.</p>
<h2 data-start="1747" data-end="1783"><strong data-start="1750" data-end="1783">Hayat Yoluna Yapışan Çamurlar</strong></h2>
<p data-start="1785" data-end="2136">Çamur katmanlarının yolculuğu küçük toz taneleri ile başlar. İç dinamikler zengin olsa da dış dinamiklerin verdiği tozlara inandıkça, üzerine aldıkça ve onları büyüttükçe çamur hâline dönüşür. Bireyin küçük, zararsız gördüğü toz taneleri bir gün hiç ummadığı yerden farkındalığın ışığıyla baktığında, gördüğü tek şey onların çamur katmanı olduğudur.</p>
<p data-start="2138" data-end="2192">Bu katmanlar çoğu zaman şu şekilde kendini gösterir:</p>
<p data-start="2194" data-end="2483">• Başkalarını memnun etme zorunluluğu<br data-start="2231" data-end="2234" />• Zihne yerleşmiş temel inançlar<br data-start="2266" data-end="2269" />• Kırgınlıklar ve ifade edilememiş–edilmeyi bekleyen duygular<br data-start="2330" data-end="2333" />• Persona (maske) mutlu rolü yaparak yaşamak<br data-start="2377" data-end="2380" />• Geçmişe takılı kalmak<br data-start="2403" data-end="2406" />• Çözümlenmemiş travmalar<br data-start="2431" data-end="2434" />• Korkular<br data-start="2444" data-end="2447" />• Hayır diyememek (boyun eğicilik)</p>
<p data-start="2485" data-end="2797">Zamanla üst üste biriken bu katmanlar, bireyin kendi ışığını görmesini engellemek için var olmaya başlar. Bu çamur katmanları minik bir toz tanesiyken iyi niyetli, yararı olan, üzerine almakta bir zarar görünmeyen, idare edilebilen gibi gözükse de zamanla geldiği hâl kişinin en aşılması zor katmanına dönüşür.</p>
<p data-start="2799" data-end="2942">Başta bireyi korumaya çalışan bu katmanlar zamanla koruma kabuğuna dar gelmeye başlar. Nefesini, sesini, gerçeğini kısmayla kendini gösterir.</p>
<p data-start="2944" data-end="2971">Yani <strong data-start="2949" data-end="2969">ÇAMUR KATMANINA…</strong></p>
<p data-start="2973" data-end="3148">Herkesin kendine özgü inişli çıkışlı, zaman zaman kusurlu bir yaşamı olabilir; ancak sorun bu olumsuzlukları olumluya, eylemsizliği eyleme çevirmek ve acıyı tatlı kılmaktır.</p>
<p data-start="3150" data-end="3387">Alman karamsar filozof Schopenhauer’in dediği gibi: “İnsan istediğini yapabilir ama istediğini isteyemez.” Koşullar onu yönlendirmiş ve çevresi birtakım dayatmalarla sarılmıştır. Bu nedenle mutlak bir isteme özgürlüğüne sahip değildir.</p>
<p data-start="3389" data-end="3722">İnsan ne yapabileceğini bilip istediği ve isteğinde kararlı olduğu zaman başarılı bir yola girmiş sayılır. Yaşam kalitesi kişinin kendini geliştirmesi, kişisel yaşamını zenginleştirmesi ve hedeflerine varması ile ilgilidir. Kaliteli yaşam, kişinin kendini sorgulaması, tanıması, yaşamını barışçıl, dengeli ve uyumlu kılabilmesidir.</p>
<p data-start="3724" data-end="4069">Unutulmamalıdır ki yalnızca bilinçli çaba ile arzulanan sonuca ulaşılabilir. Oysa insan, yaşamının çoğunu yapamayacağı şeyleri istemekle geçirmektedir. Kişi kendi yaşamını önce kendine, sonra başkalarına örnek olacak yolda biçimlendirmeye çalışırsa kaliteli bir yaşamı gerçekleştirmiş olur (Bozkurt, N., İstanbul Ticaret Üniversitesi Dergisi).</p>
<p data-start="4071" data-end="4464">Ve ışık yeniden ortaya çıkar. Her fark ediş bir temizliktir. Her ifade edilen duygu bir arınmadır. Her “artık böyle yaşamak istemiyorum” kararı bir katmanı yumuşatır. Bu katmanlar birey değildir. Sadece geçici süre bireyin ışığının üzerindeki örtüdür. Ve kendi ışığını önce birey fark ederse ışığın üzerindeki örtü de o kadar çabuk kalkar. Çünkü o tozlar sonradan yapıştı; temizlenebilir de…</p>
<p data-start="4466" data-end="4490">Sonra değil <strong data-start="4478" data-end="4488">ŞİMDİ…</strong></p>
<p data-start="4492" data-end="4541">Horatius’un şu ünlü dörtlüğü ile sonlandıralım:</p>
<p data-start="4543" data-end="4745">“Düşünme cesaretini göster<br data-start="4569" data-end="4572" />Gir bu yola çekinmeden; iyi yaşamayı sonraya bırakanı<br data-start="4625" data-end="4628" />Yolunda bir ırmağa rastlayıp da akıp geçmesini bekleyen köylüye benzer;<br data-start="4699" data-end="4702" />Oysa ırmak akıp gidecektir hiç durmadan.”</p>
<p data-start="4747" data-end="4863" data-is-last-node="" data-is-only-node="">Bu dünyada yalnız bir kez yaşayan bizler hayata inanalım; çünkü o en iyi öğretmendir ve herkese ne olduğunu öğretir.</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</article>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/ruhuna-isleyen-camur-katmanlari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Görünmez Emek</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/gorunmez-emek/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=gorunmez-emek</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/gorunmez-emek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aleyna Armutçu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Dec 2025 21:40:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=20263</guid>

					<description><![CDATA[Varoluşun doğasında bir anlam ve amaç vardır. Bu anlam arayışı ve amaç çoğunlukla çaba ile şekillenir. Yaşama çabası, varlığını sürdürebilme çabası, kişilerarası ilişkilerin çabası ve benzeri faktörlerle çok yönlüdür. İnsan yaşamında dolayısıyla çaba, doğal bir sonucun kaçınılmaz bir göstergesidir. Çabalamanın insan doğasında tatmin edici sonuçları vardır. Bilinçdışında farkında olmadan; onay için çabalamak, farklı olmak için [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="56" data-end="836">Varoluşun doğasında bir anlam ve amaç vardır. Bu anlam arayışı ve amaç çoğunlukla <strong data-start="138" data-end="146">çaba</strong> ile şekillenir. Yaşama çabası, varlığını sürdürebilme çabası, kişilerarası ilişkilerin çabası ve benzeri faktörlerle çok yönlüdür. İnsan yaşamında dolayısıyla çaba, doğal bir sonucun kaçınılmaz bir göstergesidir. Çabalamanın insan doğasında tatmin edici sonuçları vardır. Bilinçdışında farkında olmadan; onay için çabalamak, farklı olmak için çabalamak, sevilmek için çabalamak gibi birçok biçimde kendini gösterir. Çabanın dozu, kişinin sınırları ve sürdürülebilir ilişkileri açısından büyük önem taşır. Varlığın boyutunu aşan çaba, yıpratıcı çabadır ve feda olan benlikle ilişkilidir. Çabasızlık ise umutsuzluktur; boyun eğme, kendini tanımama ve savrulup giden bir yaşamla eşdeğerdir.</p>
<p data-start="838" data-end="1047">Psikoloji literatürü, bireylerin günlük yaşamda yerine getirdikleri ancak sosyal çevre tarafından çoğunlukla fark edilmeyen, tanınmayan ve takdir edilmeyen çabaları <strong data-start="1003" data-end="1020">görünmez emek</strong> kavramıyla açıklamaktadır.</p>
<p data-start="1049" data-end="1402">Görünmez emek yalnızca fiziksel eylemlerden değil; sürekli dikkat, planlama, duygusal düzenleme ve ilişki yönetimi gibi zihinsel süreçlerden oluşur. Bu nedenle birçok birey için görünmez emek, “bitmeyen zihinsel mesai” anlamına gelir. Bilişsel yükün sürekli aktif olması, tükenmişlik sendromunu besleyen önemli faktörlerden biri olarak gösterilmektedir.</p>
<p data-start="1404" data-end="1705">Emek verdiğiniz şeyler yalnızca somut verilere dayanmayabilir. En zarar verici emek türlerinden biri de <strong data-start="1508" data-end="1525">zihinsel emek</strong>tir. Zihinde olumsuz bir durumun defalarca tekrar etmesi, aşırı düşünme ve derin düşünme, zihnin bilişsel işleyiş süreçlerinde o konuya fazlasıyla yatırım yapması anlamına gelir.</p>
<p data-start="1707" data-end="1883">Zamanla görünmez emeğini fark eden birey; değersizlik hissi, <strong data-start="1768" data-end="1790">duygusal yorgunluk</strong>, öfke birikimi ve ilişkilerde karşılıklı beklenti dengesizliği gibi sonuçlarla yüzleşebilir.</p>
<h2 data-start="1890" data-end="1933"><strong data-start="1893" data-end="1933">Görünmez Emeğin Görünür Hâle Gelmesi</strong></h2>
<p data-start="1935" data-end="2306">Görünmez emeğin içinde var olan birey, zamanla alma–verme dengesindeki ayrımı fark etmeye başlar. Çocukluktan bu yana öğrenilmiş roller ve kültürel kodlar, kişinin hayatında kökleşir ve bu durum tüm ilişkilerinde yansımasını gösterir. Çocukluktan itibaren kendisini ilgilendiren ya da ilgilendirmeyen yükleri üstlenmeye alışmış bireylerde bu durum daha sık görülmektedir.</p>
<p data-start="2308" data-end="2935">Yapılan araştırmalar, cinsiyet bağlamında özellikle kadın rolünün <strong data-start="2374" data-end="2389">bakım emeği</strong> noktasında ciddi fedakârlıklar yaptığını ortaya koymuştur. Bakım emeği, görünmez emekle doğrudan bağlantılıdır. Toplumsal roller açısından değerlendirildiğinde, kadının gerçekleştirdiği emek çoğu zaman emek olarak değil, görev olarak kabul edilir. İçselleştirilmiş ve sessiz sorumluluklar, bu emeği daha da görünmez kılar. Kadınların yalnızca çocukları üzerindeki bakım rolleri değil; çift ilişkilerindeki sorumlulukları ve aile yaşamında kadına atfedilen yükler birleştiğinde, yıpranmanın kaçınılmaz bir son olduğu öngörülebilir (Wright, 2022).</p>
<h2 data-start="2942" data-end="2985"><strong data-start="2945" data-end="2985">Görünmez Emeğin Bedensel Yansımaları</strong></h2>
<p data-start="2987" data-end="3350">Görünmez emek, zamanla bedensel hastalıklar yoluyla görünür hâle gelir. Değersizlik, görülmeme ve mecbur bırakılan emeklerin yarattığı “yapsam da olmuyor, yapmasam da olmuyor” çaresizliği, beden üzerinden kendini duyurmaya başlar. Kişi sesini duyuramadığında, görülmediğinde ve zamanla kendine de sağır ve kör hâle geldiğinde, beden “ben buradayım” demeye başlar.</p>
<p data-start="3352" data-end="3647">Görünmez emek, bitmek bilmeyen bir zihinsel hazırlık süreci içerir:<br data-start="3419" data-end="3422" />Yarın annenizin nasıl bir gün geçireceği, eşinizle ilişki dengesini kurmak için duygusal tonlamaları fark edip dengede tutma çabası, iş hayatında yapılması gerekenler, arkadaş ilişkilerinde dikkat edilmesi gereken cümleler…</p>
<p data-start="3649" data-end="3781">Bunların her biri görünmeyen, hesabı tutulmayan; ancak kişinin duygusal enerjisinden sessizce eksilterek ilerleyen bir emek türüdür.</p>
<h2 data-start="3788" data-end="3839"><strong data-start="3791" data-end="3839">Görünmez Emek Bir Metafor Olsaydı Ne Olurdu?</strong></h2>
<p data-start="3841" data-end="4216">Görünmez emek, buzdağının su altındaki kısmı gibidir. Dışarıdan yalnızca küçük bir bölüm görülür; oysa asıl hacim görünmeyen kısımda taşınır. Kişi dışarıdan güçlü ve düzenli görünse de içeride sürekli çalışan bir zihin vardır. Bu zihinsel mesai kimse tarafından fark edilmediğinde, birey kendini bir “sessiz motor” gibi hisseder: çalışır ama duyulmaz, ilerletir ama görünmez.</p>
<p data-start="4218" data-end="4427">Zamanla anlaşılmama duygusu arttıkça, birey <strong data-start="4262" data-end="4277">tükenmişlik</strong>, duygusal yorgunluk, sürekli kendini açıklama ihtiyacı ve kendi alanında sıkışmışlık yaşamaya başlar. İşte bu noktada tehlike çanları çalmaya başlar.</p>
<h2 data-start="4434" data-end="4468"><strong data-start="4437" data-end="4468">Görünmez Emeği Yönetebilmek</strong></h2>
<p data-start="4470" data-end="4652">Görünmez emeği yönetilebilir kılmak mümkündür. Kişinin kendi içsel yükünü tanıması, sınırlarını belirlemesi ve sağlıklı ilişkisel dinamikler kurabilmesi bu sürecin temel adımlarıdır.</p>
<p data-start="4654" data-end="4670">Her şeyden önce;</p>
<p data-start="4672" data-end="4897">Kendinizi gördüğünüz,<br data-start="4693" data-end="4696" />Herkese kulak vermeden önce kendi sesinizi duyabildiğiniz,<br data-start="4754" data-end="4757" />Kendinize şefkatle davranabildiğiniz,<br data-start="4794" data-end="4797" />Kendi içsel dengenizi ve adaletinizi koruyabildiğiniz,<br data-start="4851" data-end="4854" /><strong data-start="4854" data-end="4886">Görünür kimlikler ve emekler</strong> diliyorum.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/gorunmez-emek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sevginin Bedeli: Duygusal Borçluluk ve Bağlanmanın Görünmeyen Yüzü</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/sevginin-bedeli-duygusal-borcluluk-ve-baglanmanin-gorunmeyen-yuzu/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sevginin-bedeli-duygusal-borcluluk-ve-baglanmanin-gorunmeyen-yuzu</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/sevginin-bedeli-duygusal-borcluluk-ve-baglanmanin-gorunmeyen-yuzu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aleyna Armutçu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Nov 2025 21:25:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=18226</guid>

					<description><![CDATA[Bağlanma, bebeğin anneyle kurduğu ilişki ve iletişim sonucunda oluşturmuş olduğu bağ ve bu bağın çocuğun daha sonraki yaşam dönemleri ve yaşantılarında etkileşimde bulunduğu kişilerle olan ilişkilerini etkileyen bir süreç olarak tanımlanmıştır (Bowlby, 1973). Bağlanma dünyaya gelmeden anne karnında oluşmaya başlar. Ve bağlanmayla beraber gelişen bir diğer faktör ise etkileşim ve iletişimdir. Anne karnından itibaren anne [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="616" data-end="1081">Bağlanma, bebeğin anneyle kurduğu ilişki ve iletişim sonucunda oluşturmuş olduğu bağ ve bu bağın çocuğun daha sonraki yaşam dönemleri ve yaşantılarında etkileşimde bulunduğu kişilerle olan ilişkilerini etkileyen bir süreç olarak tanımlanmıştır (Bowlby, 1973). Bağlanma dünyaya gelmeden anne karnında oluşmaya başlar. Ve bağlanmayla beraber gelişen bir diğer faktör ise etkileşim ve iletişimdir. Anne karnından itibaren anne ile bebek arasındaki iletişim devam eder.</p>
<p data-start="1083" data-end="1540">Bowlby (1973) bağlanma tepkilerinin daha çok stres durumlarında ortaya çıktığını, yaşam olaylarına karşı güvenli bir sığınak, fizyolojik ihtiyaçlarını karşılama ve yaşama dönük güvenlik duygusunun gelişimi gibi üç temel işlevi olduğunu belirtmiştir. Bowlby’nin ortaya koyduğu bağlanma modeline göre bireyler yaşam dönemleri boyunca diğer kişilerle kuracakları ilişkilerle ilgili zihinsel temsillerini içeren bilişsel haritalar oluştururlar (Bowlby, 1973).</p>
<p data-start="1542" data-end="1880">Bilişsel haritalar, bağlanmanın olduğu bireyle oluşan temsillerin, yetişkinlikteki ilişkilerde birer şema meydana getirmesini sağlar (Tolan, 2002). Bu model bireyin yaşamış olduğu yaşantıların gerçek bir temsili olarak görülmekte ve bireyin sonraki yaşantılarında ve ilişkilerinde bu temsillerin etkisiyle hareket ettiği vurgulanmaktadır.</p>
<p data-start="1882" data-end="2403">Bağlanmanın yaşam boyu devam eden etkisi, bireyin hem kendine hem de başkalarına dair geliştirdiği içsel temsillerde görülür. Güvenli bağlanma ve güvenli olmayan bağlanma stilleri vardır. Bireyler güvenli bağlanamadığında ilişkiler genelde denge kurmak yerine ‘idare etme’, ‘karşılık verme’, ‘boyun eğme-aşırı fedakarlık’, ‘yardım isteyememe’, ‘şüpheci-güvensiz bakış açısıyla karşılamak’ olarak kendini gösterir. Güvensiz bağlanmaların her türünde bu tutumların anlamı değişse de sonucu değişmez; <strong data-start="2380" data-end="2402">‘BORÇLU HİSSETMEK’</strong>.</p>
<h1 data-start="2410" data-end="2459"><strong data-start="2412" data-end="2459">Bağlanma Stillerine Göre Duygusal Borçluluk</strong></h1>
<h3 data-start="2461" data-end="2513"><strong data-start="2465" data-end="2513">Kaygılı Bağlanma Stilinde Duygusal Borçluluk</strong></h3>
<p data-start="2515" data-end="2873">Kaygılı bağlanma stiline sahip bireyler için sevgi, genellikle kaybedilmemesi gereken bir şeydir. Bu kişiler, ilişkide kalabilmek, sevilmek, onaylanmak için fazla verici, özverili ve uyumlu davranabilir; sevgi gördüklerinde bile karşılık verme zorunluluğu hissederler. Bu durum, onların <strong data-start="2802" data-end="2824">duygusal borçluluk</strong> hissini yoğun biçimde yaşamalarına neden olur.</p>
<p data-start="2875" data-end="3006">“Benim için bu kadar şey yaptı, ben de yapmalıyım” düşüncesi, içsel bir denge arayışından çok, reddedilme korkusunun dışavurumudur.</p>
<h3 data-start="3008" data-end="3061"><strong data-start="3012" data-end="3061">Kaçıngan Bağlanma Stilinde Duygusal Borçluluk</strong></h3>
<p data-start="3063" data-end="3285">Kaçıngan bağlanma stiline sahip bireylerde de duygusal olarak borçlu hissetmek vardır ancak anlamı kaygılı bağlanan bireylerden farklıdır. Bu kişiler için sevgi ve yakınlık kavramı “mesafeyi korumalıyım” şeklinde oluşur.</p>
<p data-start="3287" data-end="3551">Bilinçaltında bağlanmak isterler, yakınlık ihtiyacı duyarlar ancak kendilerini korumayı, teslim olmamayı mesafeyle öğrenmişlerdir. Çünkü her bağ kurmak istediklerinde karşılaştıkları davranım örüntüleri sonucu hayal kırıklığına karşı bağlanmamayı öğrenmişlerdir.</p>
<p data-start="3553" data-end="3806">Duygusal borçluluk, onlarda çoğu zaman “minnet duygusundan rahatsız olma” şeklinde deneyimlenir. Çünkü aldıklarını şüpheyle karşılarlar ve karşılığını vermeleri gereken bir yüke dönüşür. Böylece yakınlığı reddederek kendilerini koruduklarını düşünürler.</p>
<h3 data-start="3808" data-end="3856"><strong data-start="3812" data-end="3856">Güvenli Bağlanma Stilinde Duygusal Denge</strong></h3>
<p data-start="3858" data-end="4125">Güvenli bağlanma stiline sahip bireyler ise ilişkilerde sevgi ve desteği doğal bir alışveriş olarak algılar. Onlar için almak ve vermek arasında bir hiyerarşi değil, denge vardır. Bu nedenle <strong data-start="4049" data-end="4071">duygusal borçluluk</strong> hissi, güvenli bağlanma tarzında çok daha az görülür.</p>
<p data-start="4127" data-end="4213">Sevgi, bir karşılık beklentisiyle değil, paylaşımın doğal bir sonucu olarak yaşanır.</p>
<p data-start="4215" data-end="4451">Karşısındaki kişilerin ona verilenin karşılığını vermek için kendilerini mecbur hissetmemeleri veya feda olmamaları beklenir. Alma–verme dengesi korunur. Mecburiyet değil, karakterin getirdiği bilinçli minnet ve vefa duyguları vardır.</p>
<p data-start="4453" data-end="4681">Örneğin, kolayca yakınlık kurabilen güvenli bağlanma stiline sahip bireylerin (Bartholomew ve Horowitz, 1991), aldıkları bir yardım karşısında negatif duygular hissetmeyi ifade eden borçluluk hissini yaşamamaları beklenebilir.</p>
<p data-start="4683" data-end="4884">Kendilerini değersiz gören ve sevilmeye layık hissetmeyen kaygılı bağlanan bireylerin ise aldıkları yardıma da kendilerini layık hissetmemeleri ve bu durumu rahatsızlıkla karşılamaları öngörülebilir.</p>
<p data-start="4886" data-end="5137">Şüpheci tavırlar içindeki kaçıngan bağlananların (Hazan ve Shaver, 1987; Shaver vd., 1988; Collins ve Read, 1990; Cooper vd., 1998) benzer biçimde alacakları yardımı şüpheyle karşılamaları ve sonuç olarak <strong data-start="5091" data-end="5113">duygusal borçluluk</strong> hissetmeleri mümkündür.</p>
<h1 data-start="5144" data-end="5194"><strong data-start="5146" data-end="5194">Duygusal Borçluluğun İlişkilerdeki Sonuçları</strong></h1>
<p data-start="5196" data-end="5401"><strong data-start="5196" data-end="5218">Duygusal borçluluk</strong>, uzun vadede ilişkilerde sağlıksız bir denge yaratabilir. Sürekli verme eğilimi bireyin kendi sınırlarını silikleştirirken zamanla tükenmişlik ve değersizlik duygularını da besler.</p>
<p data-start="5403" data-end="5598">Sürekli verici rolde olmanın sonu yoktur. Çünkü verdikçe görülmek ihtiyacı kendini ortaya çıkarır ve taşıdığınız sorumluluklarla beklenen sorumluluklar arasında ciddi uçurumlar oluşmaya başlar.</p>
<p data-start="5600" data-end="5772">Fedakarlık zamanla yerini “feda olmaya” bırakır. Bu kişiler çoğu zaman sevgiyi hak etmek için çabalar; ancak çabaları görülmediğinde derin bir yetersizlik hissi yaşarlar.</p>
<p data-start="5774" data-end="5889">İlişkilerdeki görünmez “borç defteri” büyüdükçe, sevgi yerini mecburiyete, bağlılık yerini yük hissine bırakabilir.</p>
<h1 data-start="5896" data-end="5907"><strong data-start="5898" data-end="5907">Sonuç</strong></h1>
<p data-start="5909" data-end="6117">Kişilerarası ilişkinin her türünde ve her konumunda alma–verme dengesinin eşit oranda olması gerekir. Yaşam akışında bu denge her zaman stabil gitmez. Ancak bu dengeyi düzenleyebilmek bireyin kendi elindedir.</p>
<p data-start="6119" data-end="6348">Birey, duygusal dünyasında kendisinden başka hiç kimsenin duygusunu kendi benliğini kaybedecek kadar taşımasına gerek olmadığını bilmelidir. Kendisine yapılan iyilik veya olumlu davranımların sorumluluğunu almak zorunda değildir.</p>
<p data-start="6350" data-end="6549">İnsanın aldığı her şeyin karşılığını vermek gibi bir yükümlülüğü yoktur. Kişi <strong data-start="6428" data-end="6445">duygusal borç</strong> değil, içsel dengeyle hareket ettiğinde hem kendine hem ilişkilerine gerçek bir özgürlük alanı yaratır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/sevginin-bedeli-duygusal-borcluluk-ve-baglanmanin-gorunmeyen-yuzu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BİHTER ZİYAGİL PSİKANALİTİK DEĞERLENDİRME</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/bihter-ziyagil-psikanalitik-degerlendirme/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=bihter-ziyagil-psikanalitik-degerlendirme</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/bihter-ziyagil-psikanalitik-degerlendirme/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aleyna Armutçu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 Aug 2025 22:39:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikanaliz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=11590</guid>

					<description><![CDATA[Aşk-ı Memnu, Halit Ziya Uşaklıgil’in döneminin ses getiren eserlerinden biri olmasıyla beraber günümüze kadar etkililiği hala devam etmektedir. Filmiyle, dizisiyle dikkatleri üzerine çeken Aşk-ı Memnu; karakterleriyle, müzikleriyle, hikayesiyle, ekrana yansıtılan derin hissiyle hala ekranlarda rekor kırmaktadır. Bu kadar sevilmesinin nedenlerinden bir tanesi de duyguyu ekrana gerçekçi bir yaklaşımla yansıtabilmeleridir. Öyle ki sadece Bihter ve Behlül’ün [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="326" data-end="1054">Aşk-ı Memnu, Halit Ziya Uşaklıgil’in döneminin ses getiren eserlerinden biri olmasıyla beraber günümüze kadar etkililiği hala devam etmektedir. Filmiyle, dizisiyle dikkatleri üzerine çeken Aşk-ı Memnu; karakterleriyle, müzikleriyle, hikayesiyle, ekrana yansıtılan derin hissiyle hala ekranlarda rekor kırmaktadır. Bu kadar sevilmesinin nedenlerinden bir tanesi de duyguyu ekrana gerçekçi bir yaklaşımla yansıtabilmeleridir. Öyle ki sadece Bihter ve Behlül’ün tutku dolu yasak aşkının yansımasından ziyade tüm karakterlerin duygusu izleyiciye geçmiştir. Özellikle Bihter Ziyagil karakteri diziye: sözleriyle, kıyafetleriyle, duruşuyla, aşkı yaşayış şekliyle, annesiyle olan ilişkisiyle, kök aile dinamikleriyle damga vurmuştur.</p>
<p data-start="1056" data-end="1510">Tanzimat’ın ilânından sonraki dönemde ortaya konulan yenileşme dönemi romanları arasında önemli bir dönüm noktası olarak kabul edilen Aşk-ı Memnu, Halit Ziya Uşaklıgil’in en başarılı romanlarından biri olarak kabul edilir. Batılı anlamda romancılığın başlangıcı olarak kabul edilebilecek olan Aşk-ı Memnu, şimdiye kadar farklı açılardan değerlendirmelere tabi tutulmuştur. Bu makalede romanın insan psikolojisine değinen tarafları değerlendirilecektir.</p>
<p data-start="1512" data-end="1992">Yazarın yetiştiği aile ve çevresi, içinde bulunduğu edebî muhit düşünüldüğünde Uşaklıgil’in özellikle kadın psikolojisine nasıl bir dikkatle eğildiği anlaşılabilir. <strong data-start="1677" data-end="1691">Psikanaliz</strong>, Sigmund Freud tarafından <strong data-start="1718" data-end="1732">bilinçaltı</strong>na yönelik yapılan çalışmalar sonucunda ortaya konulan bir kuramdır. Bu kuram, “sanatçının kimliği ve yapıtının ne olduğu konusunda bir iç bakışı gerçekleştiren” (Cebeci, 2004: 70) ve bunu yaparken de <strong data-start="1933" data-end="1947">bilinçaltı</strong> öğelerini kullanan bir yaklaşıma sahiptir.</p>
<h1 data-start="1999" data-end="2061"><strong data-start="2001" data-end="2061">BİHTER KARAKTERİNİN FİRDEVS HANIM’A DUYDUĞU YOĞUN NEFRET</strong></h1>
<p data-start="2063" data-end="2645">Bihter annesinin bireysel hayatındaki kötü ahlaki yapısı ve yaşayış biçimi olarak kendi emellerini ön planda tutan bir kişilik olduğundan sebep toplum içerisinde Melih Bey Takımı olarak anılmaktadır. Bihter karakterinin annesiyle yaşadığı ilişkide “kötücül hayır” olarak değerlendirilebilecek bir durum söz konusudur. Lichtenstein’ın, anne ve babasıyla yeterince sıcak bir iletişim kuramayan çocukların kişilik gelişimi açısından kalıcı bozukluklarla karşılaştıkları gerçeğinden hareket ederek “kötücül hayır” (Cebeci, 2004: 105) olarak nitelendirdiği bir psikolojik durum vardır.</p>
<p data-start="2647" data-end="3135">Bihter’in varlığı anne figürü tarafından reddedilen, görülmeyen ve duygularına karşılık bulamayan bir durumdadır. Annesiyle olan ilişkisi rekabet, hırs, düşmanca tutum, intikam ve nefret duyguları üzerine kuruludur. Bihter’in babasının ölümünün nedeni ise; Firdevs Hanım’ın yasak aşkından kaynaklıdır. Bu duruma şahit olan Bihter, annesine karşı yoğun nefret duygusunu daha da derinden yaşamaya başlamıştır. Bihter’in annesine duyduğu büyük nefret “Elektra Kompleksi”ni oluşturmaktadır.</p>
<p data-start="3137" data-end="3582">Freud (1996), <em data-start="3151" data-end="3176">Psikanalize Toplu Bakış</em> adlı makalesinde kız çocuğun kendisini penisten yoksun dünyaya getirdiği için annesine nefret duyduğunu ve annesiyle özdeşleşerek onun yerini almaya çalıştığını söyler. Böylelikle de aralarındaki rekabet başlamış olur (s. 141). Daha önce de belirtildiği gibi bu kıskançlık süreç içerisinde normal bir yetişkinliğe de uzanabilir veyahut bir <strong data-start="3517" data-end="3527">travma</strong> halinde kalıp kişinin tercihlerini de etkileyebilir.</p>
<p data-start="3584" data-end="3637">(&#8230; aynı metin düzenlenmiş şekilde devam eder &#8230;)</p>
<h1 data-start="3644" data-end="3668"><strong data-start="3646" data-end="3668">BİHTER’İN İNTİHARI</strong></h1>
<p data-start="3670" data-end="4285">Bihter’in intihar etme sürecindeki ilk yıkılışı, sevdiği adam tarafından annesi gibi olduğunu duymaktı ve bu cümleleri karnında bebeği varken yani bir anne iken duymak Bihter’i intihar yoluna sokmuştur. Bihter’in hazzı ve sevgi doyumu tamamen ortadan kalktığında derin bir boşluk hissetmektedir. Ve bu boşluk ise hazzın-dürtülerinin sonuçlarını yarattığı duyguları yönetemez hale getirmektedir. Çünkü ortada güçlü bir benlik (ego-denge-sarsıcı gerçeklik ile yüzleşmeye güç bulamamak) bulunmamaktadır. Bu da Bihter’in yoğun hissettiği süperego (vicdan, pişmanlık, çaresizlik vb.) cezalandırmasıyla son bulmaktadır.</p>
<p data-start="4287" data-end="4745">Katlanamadığı acı çaresiz bir cezalandırılmayla son bulacaktır. Freud intiharı, benliğin üst benlikten bağışlanma isteği olarak açıklar ve üst benliğin içgüdüleri yok etmeye yönelik çabasından ve acımasızlığından bahseder (Freud, 1923). Bihter’in intiharı, haset duyduğu annesi gibi eşine sadakatsiz davrandığı için onu cezalandıran bir üst benliğin yaratısı ve bu cezalandırıcı üst benliğin, benliği kendini yok etme isteğine sürüklemesiyle açıklanabilir.</p>
<h1 data-start="4794" data-end="4810"><strong data-start="4796" data-end="4808">KAYNAKÇA</strong></h1>
<p data-start="4811" data-end="5280">Freud, S. (1923). <em data-start="4829" data-end="4866">The Ego and the Id and Other Works.</em> C:19, London, Hogart Press.<br data-start="4894" data-end="4897" />Cebeci, O. (2004). <em data-start="4916" data-end="4947">Psikanalitik Edebiyat Kuramı.</em> İstanbul: İthaki Yayınları.<br data-start="4975" data-end="4978" />Freud, S. (1996). <em data-start="4996" data-end="5022">Psikanalize Toplu Bakış.</em> Beş Konferans ve Psikanalize Toplu Bakış (Çev.: K. Şipal). (s. 75–157). İstanbul: Cem Yayınevi.<br data-start="5118" data-end="5121" />Topçu, H. (2017). <em data-start="5139" data-end="5213">Psikanalitik Bir Okuma Denemesi: Elektra Kompleksi Işığında Aşk-ı Memnu.</em><br data-start="5213" data-end="5216" />Jung, C. G. (2015). <em data-start="5236" data-end="5251">Dört Arketip.</em> İstanbul: Metis Yayınları.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/bihter-ziyagil-psikanalitik-degerlendirme/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SESSİZ TEHLİKE: DUYGUSAL İHMAL</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/sessiz-tehlike-duygusal-ihmal/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sessiz-tehlike-duygusal-ihmal</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/sessiz-tehlike-duygusal-ihmal/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aleyna Armutçu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 Jul 2025 21:55:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=9532</guid>

					<description><![CDATA[Kişilik: anne karnından ölüme kadar uzanan, gelişim dönemlerinin özelliklerini bir sonraki dönemde de izlerini taşıyan, çevreyle şekillenen, süreklilik sergileyen, iletişim ve ilişki kurma özelliklerinin genel örüntüsüdür. Sağlıklı kişiliğe sahip birey, erken çocukluk döneminde başlayan ve etkisi yetişkinliğe kadar uzanan yetiştirilme koşullarının öncüsü olan, temel ihtiyaçların ve duygusal ihtiyaçların ebeveynler tarafından fark edilmesi – karşılanmasıdır. Çocukluk [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="393" data-end="862"><strong data-start="393" data-end="405">Kişilik:</strong> anne karnından ölüme kadar uzanan, gelişim dönemlerinin özelliklerini bir sonraki dönemde de izlerini taşıyan, çevreyle şekillenen, süreklilik sergileyen, iletişim ve ilişki kurma özelliklerinin genel örüntüsüdür. Sağlıklı kişiliğe sahip birey, erken çocukluk döneminde başlayan ve etkisi yetişkinliğe kadar uzanan yetiştirilme koşullarının öncüsü olan, temel ihtiyaçların ve <strong data-start="782" data-end="807">duygusal ihtiyaçların</strong> ebeveynler tarafından fark edilmesi – karşılanmasıdır.</p>
<p data-start="864" data-end="1275">Çocukluk döneminde gelişim ihtiyaçlarının eksik bırakılması ve görmezden gelinmesi sonraki yıllarda karşımıza sorunlar olarak çıkabilmektedir. En ciddi uzun vadeli gelişimsel yetersizliklerin çoğu <strong data-start="1061" data-end="1070">ihmal</strong>den kaynaklanmaktadır (Cantwell, 1997). Her gelişim döneminin bir sonraki dönemi etkilemesi sonucunda yetişkin döneminin davranışları çocukluğun izlerini görünmez bir güç olarak içinde saklar (Webb, 2018).</p>
<p data-start="1277" data-end="1839">Çocuğun temel gereksinimleri olan beslenme, barınma, güvenlik, sağlık, eğitim ebeveynler tarafından sağlıklı şekilde karşılanmalıdır. <strong data-start="1411" data-end="1429">Duygusal ihmal</strong> ile çocuğun duygusal ihtiyaçlarının fark edilmemesi, yeterince ilgi, şefkat ve sevginin gösterilmemesi ve çocuğa ihtiyacı olan duyguyu verememekle ilişkilidir. Bu durumun çocuğun – aynı zamanda geleceğin yetişkininin – benlik saygısında zedelenmelere, değersizlik – başarısızlık – yetersizlik duygularını ön plana çıkarma da, iyi oluş düzeyini ve <strong data-start="1777" data-end="1801">psikolojik sağlamlığı</strong> olumsuz olarak etkilemede rol oynar.</p>
<p data-start="1841" data-end="2401"><strong data-start="1841" data-end="1881">Duygusal ihmale maruz kalan çocuklar</strong> da ebeveynler fiziksel olarak kusursuz bir yetiştirme biçimi sağlarken, duygusal anlamda ihmalin izleri görünmezdir. Çocuk, yetişkin yaşamında ya da ergenlik döneminde kendini keşfetmeye başladıkça eksikliği fark ederler. Adını koyamadıkları bu eksiklik; kimi zaman yerine koyamadıkları sevgi yoksunluğu, kimi zaman kendini yetersiz görme – özgüven sorunları, kimi zaman başarısızlık – dışlanma – olumlu özelliklerini yok sayma vb. kendini gösterir. Bazı tanımlanamayan duyguların derininde <strong data-start="2373" data-end="2391">duygusal ihmal</strong> yer alır.</p>
<p data-start="2403" data-end="2867">Duygusal ihmal sadece yeterli sevgi ve ihtiyacın karşılanmaması değildir. Başarıların yok sayılması, sevgi diline uygun sevginin verilmemesi, ihtiyaç duyulan ilginin yön değiştirmesi, aile içerisindeki bağın ve sıcaklığın kopuk olması, tutarlı olmayan duygusal bağlanma, duyguların düzenlenmesinde kayıtsız kalınması, hissedilmesi gereken duyguya alan açılmaması, kendini ifade etmede korku – reddedilme – karşılaşılan katı tutumdan ötürü kısıtlılık sağlanmasıdır.</p>
<p data-start="2869" data-end="3382"><strong data-start="2869" data-end="2908">Duygusal olarak ihmalkâr ebeveynler</strong>, genel olarak duygulara karşı göz yumma eğilimindedir; çocuklarını duygusal ihmal ettikleri konusunda hiçbir fikirleri olmayabilir (Webb, 2021). <strong data-start="3054" data-end="3103">Duygusal ihmale neden olan ana baba tutumları</strong> da eylemin yapılmaması sonucu çocuğa zarar veren davranışları kapsamaktadır (Öztürk, 2007). Çocuklarının duygularına karşı farkındalığı düşük olan ebeveynler, temel gereksinimleri çocuklarının ihtiyaçlarını karşılama olarak tanımlayarak çocuklarına tüm imkânlarını sunabilirler.</p>
<p data-start="3384" data-end="3704">Toplum içerisinde “Ben çocuğuma her istediğini aldım, hiçbir şeyini eksik bırakmadım, neden mutsuz olduğunu anlayamıyorum, onun için elimden geleni yaptım ve onun yaptığı tamamen şımarıklık.” diyen ebeveynleri sıklıkla duyarız. Peki bu serzenişler ve çocuk için gösterilen çaba gerçekten çocuklarınızın ihtiyacı olan mı?</p>
<h3 data-start="3711" data-end="3739"><strong data-start="3711" data-end="3739">‘Sevgiye Bulanmış İhmal’</strong></h3>
<p data-start="3741" data-end="4107"><strong data-start="3741" data-end="3767">Sevgiye bulanmış ihmal</strong>, sevgi görünümlü <strong data-start="3785" data-end="3804">duygusal ihmali</strong> içerir. Çocuğa/gence karşı tüm koşullarını sunan ebeveynler, sevgiyi imkânlar yerine koyarlar. <strong data-start="3900" data-end="3918">Duygusal ihmal</strong>, bakımı üstlenilmeyen veya doğru ihtiyacı verilmeyen kurumuş çiçeğe benzer. Bir çiçeğin ihtiyacı olan güneş ışığıysa ve o çiçek karanlıkta tutularak sınırsız su verildiğinde o çiçek açmaz.</p>
<p data-start="4109" data-end="4490">Tıpkı çocuğun/gencin/yetişkinin ihtiyacı olan sevgiyse ve ona sunulan sınırsız maddesel koşullarsa (ihtiyacı olmayan herhangi bir bulgu), sınırsız mutsuzluk döngüsü kaçınılmazdır. İhtiyaçlardan önde gelen asıl konu ise; çiçeği (kişiyi) tanımaktır. Hangi koşullarda yaşadığı, bakımının nasıl olduğu, toprağının verimi vb. özellikleri bilindiğinde ancak çiçeğe ihtiyacı olan verilir.</p>
<p data-start="4492" data-end="4898">Çocuk/genç/yetişkin yaşamı da böyledir. Bir çocuk, ihtiyacı olan <strong data-start="4557" data-end="4573">sevgi dilini</strong>, sevgiyi ifade etme – alma şeklini, temel bakım ihtiyaçlarının karşılandığı sürece <strong data-start="4657" data-end="4677">güvenli bağlanma</strong>yı, sağlıklı çocukluk dönemini geçirmiş olur. Gençler keşif döneminde kişiliğinin adımlarını daha iyi atan, koşullarını keşfeden, <strong data-start="4807" data-end="4831">psikolojik sağlamlığı</strong> güçlendiren, kişiliğinin adımlarını daha sağlam atan bireylerdir.</p>
<p data-start="4900" data-end="5228">Yetişkin yaşamında <strong data-start="4919" data-end="4937">duygusal ihmal</strong>in izlerini taşımayan birey, sahip olduğu kişiliği ilişkilerinde sağlıklı şekilde rol oynar. <strong data-start="5030" data-end="5056">Sevgiye bulanmış ihmal</strong>in izlerini taşıyan bireyler ise çözüm olarak psikoterapi ile farkındalık kazanmanın faydasını görür. Ve bugününü bilinçli farkındalıkla şekillendiren bireye dönüşmektedir.</p>
<h3 data-start="5235" data-end="5245"><strong data-start="5235" data-end="5245">Sonuç:</strong></h3>
<p data-start="5247" data-end="5553">Çocukluk döneminde ebeveyn tutumlarının, <strong data-start="5288" data-end="5308">duygusal ihmalin</strong>, çocuğun ihtiyaçlarının, çocukluk döneminin nasıl geçtiğinin vb. etkileri gençlik döneminde devam ederek yetişkinlik yaşamında izleri görülmektedir. Psikoterapi süreçlerinde <strong data-start="5483" data-end="5501">duygusal ihmal</strong> üzerine çok yönlü çalışmalar gerçekleştirilmelidir.</p>
<p data-start="5555" data-end="5861">Çocukların kendilerini korumaları ve bilinçlenmeleri bakımından <strong data-start="5619" data-end="5638">duygusal ihmali</strong> de kapsayan önleyici çalışmaların yürütülmesi, çocuklara ve gençlere bu konularda eğitimler verilmesi, çocukların kendilerini korumaları ve bilinçlenmeleri bakımından oldukça önemlidir (Karal ve Atak, 2022; Koçtürk, 2018).</p>
<h3 data-start="5906" data-end="6855"><strong data-start="5906" data-end="5919">KAYNAKÇA:</strong></h3>
<p data-start="5906" data-end="6855">Cantwell, H.B. (1997). Neglect of Child Neglect. Mary E. Helfer, Ruth S. Kempe, et al. (Eds), <em data-start="6016" data-end="6032">Battered Child</em>, Fifth Edition, (ss. 347-373). University of Chicago Press.<br data-start="6092" data-end="6095" />Webb, J. (2018). <em data-start="6112" data-end="6150">Çocuklukta ihmalin izi: Boşluk hissi</em>. Sola Unitas.<br data-start="6164" data-end="6167" />Webb, J. (2021). <em data-start="6184" data-end="6232">Warning Signs of Emotional Neglect in a Family</em>. Reviewed by Vanessa Lancaster. <em data-start="6265" data-end="6283">Psychology Today</em>. <a class="cursor-pointer" target="_new" rel="noopener" data-start="6285" data-end="6402">https://www.psychologytoday.com/us/blog/childhood-emotional-neglect/202112/8-warningsigns-emotional-neglect-in-family</a><br data-start="6402" data-end="6405" />Öztürk, M. (2007). <em data-start="6424" data-end="6475">Anne, baba ve eğitimciler için çocuk psikiyatrisi</em>. Uçurtma Yayınları.<br data-start="6495" data-end="6498" />Karal, E. &amp; Atak, H. (2022). <em data-start="6527" data-end="6590">Çocukluk çağı ruhsal travmaları üzerine kavramsal bir çalışma</em>. Muş Alparslan Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 2(1), 82-103.<br data-start="6658" data-end="6661" />Koçtürk, N. (2018). <em data-start="6681" data-end="6756">Çocuk İhmalini ve İstismarını Önlemede Okul Çalışanlarının Sorumlulukları</em>. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 5(1), 38-47. DOI: 10.21666/muefd.336170</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/sessiz-tehlike-duygusal-ihmal/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hayat Yolunda Eş Olabilmek: Mutlu Evliliğin Temelleri</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/hayat-yolunda-es-olabilmek-mutlu-evliligin-temelleri/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=hayat-yolunda-es-olabilmek-mutlu-evliligin-temelleri</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/hayat-yolunda-es-olabilmek-mutlu-evliligin-temelleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aleyna Armutçu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 25 May 2025 11:50:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Evlilik ve İlişkiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=5900</guid>

					<description><![CDATA[İnsan, biyo-psikososyal bir canlıdır. Bireysel olduğu kadar sosyal olarak da ilişki kurmaya ihtiyaç duyar. Çift ilişkileri de insan yaşamındaki ilişki kurma ihtiyaçlarındandır. Karşılıklı destekleyici olan, partnerlerin birbirlerine karşı duygusal anlamda besledikleri/beslendikleri, ruhsal gelişimi de destekleyen duygusal bağı simgeler. Mutlu Evlilik: Bir Anlaşma ve Daha Fazlası Evlilik, çiftlerin toplumun birimi olan aile kurma arzusu, birlikte karar [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan, biyo-psikososyal bir canlıdır. Bireysel olduğu kadar sosyal olarak da ilişki kurmaya ihtiyaç duyar. <b>Çift ilişkileri</b> de insan yaşamındaki ilişki kurma ihtiyaçlarındandır. Karşılıklı destekleyici olan, partnerlerin birbirlerine karşı duygusal anlamda besledikleri/beslendikleri, ruhsal gelişimi de destekleyen <b>duygusal bağ</b>ı simgeler.</p>
<h2><b>Mutlu Evlilik: Bir Anlaşma ve Daha Fazlası</b></h2>
<p>Evlilik, çiftlerin toplumun birimi olan aile kurma arzusu, birlikte karar vermeleri, hayatı paylaşabilmeleri ve çeşitli ihtiyaçları sağlamak için yaptıkları bir anlaşmadır (Mutlu &amp; Can, 2021). Evlilik, kişilerarası ilişkilerin en önemli olanıdır. Evlilik sadece resmi bir anlaşma değil, çiftlerin eş olabilmeleridir.</p>
<p>Eş olmak, sağlıklı birey olmakla başlar. <b>Çift ilişkileri</b> ‘dünya’ gibidir. İçerisinde iyi-kötü her ülkesi bulunan, keşfetmekle bitmeyen, o dünyayı ayakta tutabilecek gelişmeye ve geliştirmeye açık olandır. Dünya sadece iyi ülkelerden ibaret değildir. Tıpkı çiftler ve çiftlerin bireysel hayatlarında mükemmel bir tablonun olmayacağı gibi. Sağlıklı <b>çift ilişkileri</b>, ‘aynı dünyanın içerisinde ayrı dünya olabilmeyi’ başarabilmektir. Çiftler aynı dünya içerisinde bireysel dünyalarına; saygı duyabildiğinde, sevgi hissedebildiğinde, destek olabildiğinde ve partnerinin gözünden bakabildiğinde beslenir. Çünkü yetişkinin, bireysel alanlarında yarattığı dünya ve ülkeleri ne kadar beslenirse, çift hayatında oluşturulan dünya da o kadar sağlam temellere dayanır.</p>
<h2><b>Çift İlişkilerinde Değişim ve Uyum</b></h2>
<p>Kadın ve erkek rollerinde değişim kaçınılmazdır. Sabit kalmaz, sürekli değişir, dönüşür. Bu dönüşüm bireyleri de kapsar. <b>Mutlu evlilik</b>, ne kadar mutlu yanları olsa da kaçınılmaz krizlerin bütününde yer alır.</p>
<p>Evlilikte eşlerin beklentilerinin birbirine uyumunu lazer ışınlarına benzetebiliriz. Lazer ışınları normalde birbirinden ayrı olarak sağa sola dağılır. Ancak çeşitli yöntemlerle benzer hareket etmeleri sağlandığı zaman aynı enerjiyle uyumlu şekilde kilometrelerce öteden performans sergileyebilir (Tarhan, 2018). Tıpkı bu örnekte olduğu gibi eşler de enerjilerini belirli ortak hedeflerde tutabilirse, anlaşılır-ütopik olmayan beklentiler oluşturursa, olaylara birbirlerinin yönünden bakabilirse, yargısız-eleştirisiz-suçlayıcı olmayan açık iletişim kurarsa, bireysel alanlarına özgürlük tanırsa, farklılıklarda uzlaşırsa-ortak tatmin sağlanırsa, değişime açık olursa, eşitlikçi roller kullanılırsa <b>mutlu evlilik</b> kaliteli olur.</p>
<h2><b>Duygusal Bağ ve Sorun Çözümü</b></h2>
<p><b>Çift ilişkileri</b>nde sorun çözümü, ilişkiyi sürdürebilme becerisindeki çaba tek yönlü olmamalıdır. Çabanın yönü aynıysa ve çaba iki taraftan da gösteriliyorsa kriz çözülebilir. Çabanın anlaşılması ve görülmesi partnerlerin ilk adımıdır. Partnerlerin biri çabalarken &#8211; diğeri görmüyorsa, biri anlatırken &#8211; diğeri duymuyorsa, biri çözüm isterken &#8211; diğeri suçluyorsa, biri açık olmak isterken &#8211; diğeri örtük oluyorsa, biri dönüşmeye hazırken &#8211; diğeri güvenmiyorsa, biri netlik isterken &#8211; diğeri belirsizlik sunuyorsa, biri bireysel alan tanıdığını zannederken &#8211; diğeri kapana sıkışmış hissediyorsa, biri yakınlık isterken &#8211; diğerinin uzaklaşmaya ihtiyaç duyuyorsa, biri fedakârlık yapıyorken &#8211; diğeri beklentilerini karşılamak için benliğini kaybettiğini düşünüyorsa; lunapark treni kaçınılmazdır.</p>
<p>Bu döngüde her iki partner de çabalar ancak bu çaba doyumdan uzak sağlıksız bir çabadır. Tıpkı lunapark treni gibi gelgitler meydana gelir. Ortada bir enerji vardır, çaba vardır, emek vardır, sevgi vardır ancak doyum yoktur. Bu çaba iki partneri de mutlu etmemekle birlikte kriz döngüsünü bir araya getirir. Krizin çözümü iki çift isterse mümkündür. Açık iletişim, ortak hedef ve çözüm alanları, eşitlikçi roller ve fedakârlıklar, ilişkinin temelleri bu döngüde önem taşır.</p>
<h2><b>Mutlu Evlilikte Bireysel Alan ve Ortak Hedefler</b></h2>
<p>Eşlerin beklentileri ve evlilik içerisindeki bireysel alanları diğer partnerin alanlarını bloke etmemelidir. Doğru-yanlış, güzel-çirkin yargılarından çok ortak alanlarda buluşabilmek önemlidir. Çift hayatı krizdir ancak bu krizi yönetebilen, kendini açıkça ortaya koyabilen, çözüm odaklı-birbirinin gözünden bakabilen çift mutludur. İlişki: beslenmek, büyütülmek, dönüştürülmek, farklılaşabilmek ister. Kendini yenileyebilen birey ve çift, evliliğin zamanla körelen yanlarıyla değil bitmek bilmeyen keşfiyle tanışır.</p>
<p>Evlilik aynı zamanda öğrenmek ve öğretmektir. Birbirleri için öğrenen, birbirleri için öğretebilen çift, hayat yolunda birbirlerinin en anlamlı destekçileridir. İlişkiye yüklenilen anlam, çiftler arasındaki <b>duygusal bağ</b>ın en temel aracıdır. İlişkideki sorununu yine ilişkideki bağlar, yatırımlar ve en güzel anlamlar çözer.</p>
<h2><b>Eş Olmanın Anlamı</b></h2>
<p>Hayat yolu sancılıdır. Sancılı bir yolda sağlıklı bir birey olabilmeyi başaran kişi, çift hayatında bu sancılı yolu eş olarak sağlam adımlarla yürür. Eş olmak, çakıl taşlarından ev yapabilecek emeği-sabrı gösterebilmektir; yanında olamadığı zamanlar da kalbindeki varlığını hissettirebilmektir; ortak amaç ve hedeflerle yolunu güzelleştirebilmektir; bir akışta birbirine ruhunun akabilmesidir; anlamaktır; anlaşmaktır; birbirinin gözünden bakmaktır; tartışmasız-mükemmel ilişkiyi değil mevcut tartışmayı çözümlemektir; hayatın içerisinde eş olabilmeyi başarabilmektir; bireysel alanlarına anlayışla eşlik edebilmektir; aynı takımdan olabilmektir ve birbirine dünya olabilmektir&#8230;</p>
<h2><b>Sonuç: Hayat Yolunda Mutlu Evlilik</b></h2>
<p>Hayat Yolunda Eş Olmak &#8211; <b>Mutlu Evlilik</b> bir dünyadır ve; ‘Dünyayı sevmek koşulsuz kabul etmek ve anlamakla ilgilidir. Dünyada birbirini bulabilmek, kalbinizde kurduğunuz ülkenin içerisinde birbirinize dünya olabilmektir’.</p>
<h3><b>Kaynakça</b></h3>
<ul>
<li>Mutlu, D. &amp; Can, F. (2021). Evli Bireylerde Evlilik Uyumu ve Aşk Tutumunun Psikolojik İyi Oluş Üzerindeki Etkisi. <i>IJEASS, 4</i>(1), 99-117.</li>
<li>Tarhan, N. (2018). <i>Mutlu Evlilik Psikolojisi</i>.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/hayat-yolunda-es-olabilmek-mutlu-evliligin-temelleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
