“Ya giderse?”, “Artık beni sevmiyor mu?”, “Onu kaybedersem ne yaparım?”
Bu sorular bir noktada senin de zihnini meşgul ettiyse, yalnız değilsin. Terk edilme korkusu, insan ilişkilerinin en derin kaygılarından biridir. Bazı kişiler için ara sıra akla gelen bir düşünceden ibarettir; ama kimileri için günlük yaşamı ve ilişkileri gölgeleyen, bitmeyen bir huzursuzluk haline dönüşebilir.
Partnerinle küçük bir tartışmadan sonra günlerce gerginlik yaşıyor, sevildiğine dair sürekli kanıt arıyor, mesajlara geç dönüldüğünde kaygıya kapılıyor veya karşı tarafın en ufak durgunluğunu kişisel algılıyorsan, bu korkunun etkilerini yaşıyor olabilirsin.
Kökleri Nereden Gelir?
Terk edilme korkusunun kökeni çoğu zaman erken çocukluk deneyimlerine uzanır. Özellikle güvensiz bağlanma stilleri, tutarsız ilgi ya da duygusal ihmal (özellikle anne ile), yetişkinlikte ilişkilerde kendini hissettirir. Çocukken ihtiyaç duyduğun güveni ve ilgiyi yeterince alamadıysan, yetişkin olduğunda yakın ilişkilerde sürekli tetikte olman, fazla yapışkan ya da tam tersi mesafeli davranışlar geliştirmen şaşırtıcı değildir.
Elbette yalnızca çocukluk değil, yetişkinlikte yaşanan kırıcı deneyimler de bu korkuyu güçlendirebilir: aldatılmalar, kayıplar, güvenin sarsıldığı ilişkiler… Zihin, “Bir kere oldu, yine olur” diye genelleme yapmaya eğilimlidir. Oysa geçmişte güvenini sarsan deneyimler, herkesin seni aynı şekilde yaralayacağı anlamına gelmez. Unutmamalıyız ki insan olarak güvenmeye ve bağ kurmaya ihtiyacımız var. Burada önemli olan, ne körü körüne güvenmek ne de herkese şüpheyle yaklaşmaktır. Sağlıklı güven bağı, yalnızca zamana ve deneyime şans verildiğinde gelişebilir.
Terk Edilme Korkusunun Yansımaları
Terk edilme korkusu yaşayan kişilerde duygu ve davranışlar çoğu zaman ilişkilerin gidişatını etkiler. Sürekli şüphe duymak, aşırı kıskançlık göstermek ya da onay arayışına girmek bu yansımaların en bilinenleridir. Küçük meseleler büyük tartışmalara dönüşebilir ya da kişi ilişkisini ayakta tutmak için kendinden fazlasıyla ödün verebilir. Bu korkunun farklı yansımaları şöyle görülebilir:
-
İlişkide en küçük davranışları bile aşırı analiz etmek, “altında ne var” diye düşünmek
-
Eleştirilere karşı hassasiyet göstermek, kolayca incinmek
-
Bastırılmış öfke, kontrol etme isteği ve suçluluk duygusu arasında gidip gelmek
-
Kendini sık sık yetersiz görmek ve sorunun kaynağını hep kendinde aramak
-
Duygusal yakınlığa mesafe koymak, içten içe değersiz ya da sevilmeye layık olmadığını hissetmek
-
Partneri memnun etmeye aşırı odaklanmak, kendi ihtiyaçlarını ikinci plana atmak
-
İlişkilerde derin bağ kurmakta zorlanmak, uzun vadeli birlikteliklerden kaçınmak
-
Yeni tanıştığı kişilere hızla bağlanmak ya da ulaşılması zor partnerlere ilgi duymak
-
İstenmese de yakınlık veya cinsel ilişkiye razı gelmek (özellikle kadınlarda daha sık görülür)
-
Sağlıksız ya da zarar verici ilişkilere rağmen bağları koparamamak
-
Ayrılık ihtimalinde yoğun kaygı veya depresif hisler yaşamak
Bu belirtiler zamanla ilişkide güveni ve samimiyeti zedeler. Kişi tüm enerjisini partnerine adadığında, karşı taraf kendini baskı altında ve bunalmış hissedebilir. İlişkiyi koruma çabası, tam tersi bir etki yaratarak ilişkide en büyük yük haline gelir.
Karşı taraf sürekli kendini kanıtlama çabasına girerken, sen ikna olmaya çalışırken başka açıklar bulursun kendince: “Sevseydi böyle yapmazdı, bahane üretiyor, küsken uyumazdı, işte olsa da yazardı…” Sonuçta iki taraf da tükenir; biri ikna olamadığından, diğeri ikna etmeye çalışmaktan… Bazen de terk edilmekten o kadar korkarız ki, bu ihtimali yaşamamak için “önceden davranır”, biz terk ederiz. Böylece kontrol elimizdeymiş gibi hissederiz; ama aslında en baştan kaybetme senaryosunu kendimiz yaratmış oluruz.
Değişim Mümkün mü?
Evet, mümkün. Terk edilme korkusu kısa sürede yok olacak bir kaygı değildir; ama üzerinde çalışıldığında dönüşebilir. İlk adım, bu korkunun kökenini fark etmektir. Çocuklukta yaşadığın ihmal ya da yetişkinlikte karşılaştığın zorlayıcı deneyimler seni bu noktaya getirmiş olabilir. Kökenini keşfettiğin bu farkındalık, ilk adımdır.
Ardından, hem kendine hem de ilişkiye güvenmeyi öğrenmek önemlidir. Partnerinden sürekli sevildiğine dair kanıt aramak yerine, “Ben değerli ve sevilebilir biriyim” inancını içselleştirmek gerekir. Şunu kendine sorabilirsin: Başkasından beklediğim zamanı, ilgiyi ve şefkati ben kendime ne kadar veriyorum? Bir ilişkiden görmek istediğin değeri, önce kendine sunmadığında, dışarıdan gelen hiçbir sevgi yeterli hissettirmez. Bu yüzden iyileşmenin temeli, kendi değerini hatırlamak ve bunu kendine sık sık hatırlatmaktır. Sadece düşünce ile değil, özellikle davranışlarınla yapmalısın bunu.
Bunun için:
-
Düşünceyi yakala: “Mesajıma geç döndü, demek ki beni önemsemiyor” dediğinde, bunun sadece bir yorum olduğunu fark et. Düşüncelerimiz gerçeklerden ibaret değildir.
-
Gerçeği sorgula: Başka ihtimaller olabilir mi? İş yoğunluğu, yorgunluk, dikkatin dağılması, seninle ilgili olmayan bir sorun…
-
Kendi değerini hatırla: Karşı tarafın davranışından bağımsız olarak senin değerli olduğunu kendine sık sık hatırlat.
-
Kendini önceliklendir: Aradığın sevgiyi yalnızca başkasından bekleme; kendine de alan, zaman ve şefkat ver.
Psikoterapi bu süreçte çok kıymetlidir. Özellikle bağlanma odaklı terapiler, bilişsel davranışçı terapi ve şema terapisi, terk edilme korkusunun düşünce ve duygu kalıplarını dönüştürmede etkilidir. Ayrıca öz-şefkat ve mindfulness pratikleri, kişinin kendiyle olan ilişkisini iyileştirerek bağımlı veya kaygılı ilişki döngülerini kırmasına yardımcı olur.
Unutma
Birinin gidecek olma ihtimali, senin değersiz olduğun anlamına gelmez. Terk edilme korkusu, görünmez ama ağır bir yük olabilir. Şimdiye kadar yaşadıkların kolay değildi; ama geleceğini, geçmiş yaralarının gölgesinde bırakmak zorunda da değilsin. Kendine şefkat göstermeyi, güveni yeniden inşa etmeyi ve değerini hatırlamayı öğrendikçe, ilişkilerinin dengesi de değişecektir. Bu yolculuk belki zaman alacak ama sen buna değersin…


