Yunan mitolojisi, birçok aşığını kendine layık görmeyen bir genç adamın hikayesine ev sahipliği yapar. Narcissus günün sonunda mükemmel partnerini kendi yansımasında bulur ve hiçbir zaman kavuşamayacağı bu imgeye olan takıntısını dindiremez.
Benzer bir durumu psikoloji, Narsistik Kişilik Bozukluğu (NKB) adı altında ele alır. Amerikan Psikiyatri Birliği’nin DSM-5 tanı kriterlerine göre; kendini birçok kişiden üstün ve benzersiz görme, sürekli ilgi ve takdir beklentisi, empati yoksunluğu, bu bozukluğa sahip kişilerde sıkça görülmektedir. Bu durum genellikle iki farklı şekilde kendini gösterir: büyüklenmeci narsisizm ve kırılgan narsisizm.
Büyüklenmeci narsisizmde; kendini beğenme, kibir, dışadönüklük gibi davranışlar sergilenirken; kırılgan narsisizmde bireyde daha içe dönük, eleştiriye karşı hassas ve savunmacı davranışlar gözlemlenebilir. Bu bozukluğun etkisi sadece bireyin psikolojik iyi oluşuyla sınırlı kalmamakta; aynı zamanda işlevselliğini, yaşam düzenini ve sosyal ilişkilerini de olumsuz yönde etkilemektedir.
Nedenleri ve Gelişimsel Temelleri
Narsistik kişiliğin temelleri atılırken etkenler yalnızca bireyin zihninden parçalar değildir, aynı zamanda ailenin, yetiştirilme şeklinin ve sosyal çevrenin de etkisi büyüktür. Bu temelleri iki teori altında inceleyebiliriz: sosyal öğrenme kuramı ve psikanalitik yaklaşım (Brummelman et al., 2015). Sosyal öğrenme kuramı, NKB’nin çocuklarda gelişmesini ebeveyn aşırı yüceltmesine dayandırır. Psikanalitik yaklaşım ise yeterli ebeveyn sıcaklığı ve ilgisini görememenin NKB’nin sebeplerinden olduğunu ileri sürer.
Ebeveyn sıcaklığı, çocuğun sevildiği, desteklendiği ve duygularını özgürce ifade edebildiği bir ortamı ifade eder. Bu tür bir ortamda büyüyen çocuklar özgüveni ve özsaygısı yüksek bireyler olarak gelişme eğilimindedir. Buna karşın, yeterli sıcaklıktan yoksun bir birey ise yaşamı boyunca ailesinden göremediği onay ve ilgiye layık olduğunu diğer insanlara göstermek adına büyük çabalara girebilir.
Ebeveyn aşırı yüceltmesinde ise durum daha farklıdır; ebeveynler çocuğu gerçekdışı iltifat ve beklentilerle, adeta mucizevi bir varlıkmış gibi büyütür ve çocuk, potansiyelinin diğer insanlardan çok daha fazla olduğu, bunun onu herkesten üstün ve ayrıcalıklı kıldığı düşüncesini benimser.
Ebeveynlerin çocuklarının hayatına gereğinden fazla müdahale etmesi ya da aşırı korumacı bir tutum sergilemesi de çocuğun bağımsızlık geliştirmesini ve yaşantılarından öğrenmesini engelleyebilir. Bu durum, bireyin özgüveninin sağlam bir temel üzerine inşa etmesini zorlaştırarak kendini yetersiz hissetmesine yol açabilir (Van Schie et al., 2020).
Yapılan uzun süreli bir çalışmaya göre, narsistik kişilik bozukluğuna sahip bireylerin çocukluklarında ebeveynleri tarafından abartılı bir şekilde yüceltildikleri gözlemlenmiştir (Brummelman et al., 2015). Buna karşılık, ebeveyn sıcaklığıyla büyüyen bireylerde, ‘oldukları gibi kabul edilecekleri’ düşüncesinin aşılanması, özgüven gelişimlerine olumlu katkı sağladığı sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak, “özel” ve “üstün” olduğu sürekli vurgulanan çocuklarda narsistik eğilimlerin daha sık görüldüğü ortaya konmuştur. Nitekim, yapılan diğer araştırmalar da ebeveynin aşırı yüceltici tutumlarının çoğunlukla büyüklenmeci narsisizme yol açtığını; buna karşılık, fazla hoşgörülü ve sınırsız bir ebeveynlik biçiminin ise kırılgan narsisizm ile ilişkili olduğunu göstermiştir (Van Schie et al., 2020).
Sosyal Hayata Etkileri
Patolojik narsisizme sahip bireyler sosyal çevrelerinde de oldukça zorluk yaşamaktadır. Sosyal ilişkilerde güç dengeleri onlar için önem taşır, genellikle kendilerinden daha baskın bireylerle karşılaştıklarında onları bir duygusal tehdit olarak algılayabilirler (Wright et al., 2017). Böyle bir durumda yoğun bir öfke ve kaygı hissederek daha saldırgan bir yapıya bürünebilirler. Aynı sonucu eleştirildiklerinde de görebiliriz; utanç duygusu da onları savunmacı bir tavıra sürükleyebilir. Bu süreç, ilişkilerinin samimiyetten çok güç üzerine kurulmasına yol açar. Saldırganlık davranışı bu bireylerde bir tür ‘savunma mekanizması’ olarak devreye girer; tehditi ortadan kaldırmak onları kontrol sahibi hissettirir.
Benzer bir tablo yakın aile ilişkilerinde de görülür. Toplanan verilere göre; bu kişilerle kurulan yakın ilişkilerin karşı tarafta güvenli bağlanmayı zorlaştırdığı, özellikle de ‘reddedici’ bağlanma stilinin geliştirdiği sonucuna varılıyor (Wright et al., 2017). Bir süre sonra yakın olan kişinin ilişki kurma şekli de etkilenebiliyor ve narsistik davranışlar sergileyebiliyor. Bu tür ilişkiler çoğu zaman bireylerin bağlarını koparmaya karar vermesiyle son bulur.
Konu romantik ilişkiler olduğunda, narsistik özellikler gösteren kişilerin partner olarak duygusal olarak bağımlı bireylerle birlikte olduğu gözlenir (De La Villa Moral-Jiménez & Mena-Baumann, 2024). Araştırma sonuçlarından yola çıkarak; özellikle bu bireylerin partnerini yüceltmeye olan yatkınlıklarından faydalanarak manipülatif bir yaklaşımda bulunup psikolojik şiddete başvurabildikleri görülmüştür. Bu davranışları normal veya tolere edilecek düzeyde görmesi, duygusal bağımlı bireylerin bu ilişkiden çıkmasını engeller.
Narsistik bireylerin partnerlerinde ekoizm ortaya çıkma eğilimi gösterir (Savery, 2019); kişi terk edilmemek için daha uyumlu, pasif bir tutum sergiler ve kendi ihtiyaçlarını gözardı eder. Bu durum, mitolojide Narcissus tarafından aşkı reddedilen Echo’nun yalnızca onu tekrar edebilmesine atfen ‘ekoizm’ olarak adlandırılır.
Bireyin kendisi ve yakın çevresiyle yaşadığı bu zorluklara doğru yönetilen bir terapi süreci çözüm olabilir.
Terapi Süreci
Terapistler çoğunlukla danışanın içsel çatışmalarını ve kişilerarası ilişkilerini anlamasına odaklandığı bir sürece yöneldiği görülmüştür (Kealy et al., 2015); ilişkisel-psikodinamik terapi ve mentalizasyon temelli terapi etkili bulunmuştur. Araştırmada büyüklenmeci narsisizm ve kırılgan narsisizmin terapi sürecinin farklı işlediği dikkat çekmiştir.
Büyüklenmeci narsisizm gösteren bireyler terapötik süreçte de sert, reddedici bir tavır sergileyebilirler. Bu durumda, terapist danışanın davranışlarını yapıcı ve yüzleştirici bir tutumla karşılar. Kırılgan narsisizmde ise bireyde onay, takdir ihtiyacı ve reddedilme korkusu gibi durumlar görülür; bu sebeple terapistin yaklaşım şekli destekleyicidir. Terapi sürecinde en çok dikkat edilmesi gereken noktalardan biri karşı aktarım olarak görülmektedir (Wright et al., 2017); danışanın tavırları terapistte yetersizlik, öfke gibi duyguları tetikleyebilir. Böyle bir durumda, terapi sürecinin ve danışanla kurulan bağın zedelenmemesi adına terapistin bu süreci analiz ederek ilerlemesi gerekmektedir.
Sonuç: Değişim Mümkün
Narsistik Kişilik Bozukluğu, kişinin benlik algısını, sosyal çevresini ve ilişki dinamiklerini ciddi boyutta etkileyen bir durumdur. Bireyin yetiştirilme şekli ve çevresel faktörler, bu bozukluğa olan eğilimi artırır. Kişilerarası etkileşimlerde güç dengesi, kontrol sahibi olma çabası ilişkide büyük bir rol oynar. Narsistik bireylerin savunmacı ve manipüle etmeye yönelik tavırları karşı tarafta psikolojik olarak yaralayıcı etkilere yol açabilir. Bu nedenle, bireye duygusal ve davranışsal açıdan farkındalık kazandırılması, terapi sürecinde öncelikli bir yere sahiptir. Uygun bir yaklaşımla kişinin sosyal becerileri de ele alınarak, hem kendine olan bakış açısı hem de yaşam işlevselliği olumlu yönde geliştirilebilir. Narcissus’un hikayesi, artık trajediyle bitmek zorunda değildir.
Kaynakça
-
De La Villa Moral-Jiménez, M., & Mena-Baumann, A. (2024). Emotional dependence and narcissism in couple relationships: Echo and Narcissus Syndrome. Behavioral Sciences, 14(12), 1190. https://doi.org/10.3390/bs14121190
-
Kealy, D., Goodman, G., Rasmussen, B., Weideman, R., & Ogrodniczuk, J. S. (2015). Therapists’ perspectives on optimal treatment for pathological narcissism. Personality Disorders Theory Research and Treatment, 8(1), 35–45. https://doi.org/10.1037/per0000164
-
Savery, D. C. (2019). Echoism. In Routledge eBooks. https://doi.org/10.4324/9780429354311
-
Van Schie, C. C., Jarman, H. L., Huxley, E., & Grenyer, B. F. S. (2020). Narcissistic traits in young people: understanding the role of parenting and maltreatment. Borderline Personality Disorder and Emotion Dysregulation, 7(1). https://doi.org/10.1186/s40479-020-00125-7
-
Wright, A. G. C., Stepp, S. D., Scott, L. N., Hallquist, M. N., Beeney, J. E., Lazarus, S. A., & Pilkonis, P. A. (2017). The effect of pathological narcissism on interpersonal and affective processes in social interactions. Journal of Abnormal Psychology, 126(7), 898–910. https://doi.org/10.1037/abn0000286


