<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Psikopatoloji &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/konu/psikopatoloji/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 02 Jun 2026 08:38:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Psikopatoloji &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kişilik Bozukluklarının Gelişimi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/kisilik-bozukluklarinin-gelisimi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kisilik-bozukluklarinin-gelisimi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/kisilik-bozukluklarinin-gelisimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dilber Hussein]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jun 2026 08:38:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikopatoloji]]></category>
		<category><![CDATA[kişilik]]></category>
		<category><![CDATA[kişilik bozuklukları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/kisilik-bozukluklarinin-gelisimi/</guid>

					<description><![CDATA[Kişilik, bireyin ana yapısının tamamına yayılmış özelliklerin oluşturduğu örüntü olarak tanımlanmaktadır. Bireyin özgün yapısını oluşturan ve tanımlanmasında öncü olan bu örüntüler, yaşantı ve deneyimler tarafından şekillenmektedir (Taşçı, 2021). Kişilik kavramı ile sıkça karıştırılan mizaç ise belirli davranışlara biyolojik yatkınlık taşımakla ilgilidir. Dolayısıyla kişilik; yetişme şartlarının etkisiyle şekillenirken, mizaç genetik kodların etkisini yansıtır. Kişilik bozuklukları kavramının [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kişilik, bireyin ana yapısının tamamına yayılmış özelliklerin oluşturduğu örüntü olarak tanımlanmaktadır. Bireyin özgün yapısını oluşturan ve tanımlanmasında öncü olan bu örüntüler, yaşantı ve deneyimler tarafından şekillenmektedir (Taşçı, 2021). Kişilik kavramı ile sıkça karıştırılan mizaç ise belirli davranışlara biyolojik yatkınlık taşımakla ilgilidir. Dolayısıyla kişilik; yetişme şartlarının etkisiyle şekillenirken, mizaç genetik kodların etkisini yansıtır.</p>
<p>Kişilik bozuklukları kavramının tanımı, anormal psikolojinin anlaşılmasını gerektirmektedir. Anormallik, toplumda veya kültürde tipik olarak gözlemlenen davranış veya durumların dışına çıkılması olarak tanımlanmaktadır. Bu doğrultuda bozukluk ya da patoloji olarak tanımladığımız durumlar, bireyin referans aldığı grubuyla uyumsuz olan davranışlar sergilemesi ile süregelmektedir. Kısacası, kişilik bozuklukları <strong>adaptif olmayan</strong> özelliklerin varlığıyla ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>Kişilik bozukluklarının tanımında kullanılan üç temel özellik bulunmaktadır. Bunlardan ilki, stresli koşullar altında sergilenen dirençsiz baş etme stratejilerinin kullanılmasını içerir (Millon ve ark., 2019). Kişilik bozukluğu olan bireyler, başarısızlıkla sonuçlanan baş etme stratejilerini değiştirmek yerine aynı mekanizmayı tekrar tekrar kullanma eğilimindedirler. Bu durum, birey için sosyal gerçekliğin giderek çarpık bir hal almasına ve işe yaramayan baş etme stratejilerinin stres seviyesini giderek artırmasına neden olmaktadır.</p>
<p>İkinci özellik, bireyin esnek olmayan katı bir tutuma adapte şekilde davranmasını içermektedir. Rol esnekliğine sahip olmayan bu bireyler, yaşadıkları çevrenin kendilerine yönelik düzenlenmesi için çaba gösterirler. Çevresel koşullar kendilerine göre adapte edilemediğinde, kişilerarası ilişkilerine ve sosyal durumlarına en sert ketleri vurmaktadırlar. Görüldüğü üzere, ilk iki özellik bireyin koşullara uyum sağlama ve sağlıklı değişim gösterme becerisinde gelişimsel duraksamalara neden olmaktadır.</p>
<p>Üçüncü ve son özellik, ilk iki özelliğin varlığı sonucu ortaya çıkması kaçınılmaz olan döngüsellik olarak tanımlanmaktadır. Değişim konusunda katı olan bu bireyler, yaşantılarını bir nevi ele geçiren patolojik temaları kısır döngü halinde yineleme eğilimi göstermektedir. Her defasında başarısızlıkla sonuçlanan baş etme stratejilerini değiştirmek yerine tekrar tekrar aynı mekanizmaları kullanarak gelişim fırsatlarını kaçırmaktadırlar. Gelişmeyi ve sağlıklı değişim fırsatını değerlendiremeyen bu bireyler, aynı başarısızlıkları tekrarlayacak durumlar yaratmaktadırlar.</p>
<h3>Bozukluklar Neden Ortaya Çıkar</h3>
<p>Kişilik bozukluklarının ortaya çıkış nedenleri incelendiğinde, tek bir belirleyici faktörden söz etmek mümkün değildir. Bu durum, farklı kuramsal yaklaşımların birlikte ele alınmasını gerektirmektedir. Biyolojik yaklaşım, genetik yatkınlıkların, mizacın ve sinir sistemi özelliklerinin kişilik üzerindeki etkisini vurgularken; psikodinamik yaklaşım, bilinçdışı süreçler ve içsel çatışmalar üzerinden kişilik yapılanmasını açıklamaktadır.</p>
<p>Psikodinamik kuramın ana kavramlarından biri olan savunma mekanizmaları, bireyin hem içsel gerilimlerle hem de dışsal tehditlerle başa çıkabilmek için geliştirdiği ve çoğu zaman farkında olmadığı psikolojik süreçler olarak önemli bir rol oynamaktadır. Erken dönem yaşantılarda birer hayatta kalma stratejisi olarak işlev gören bu mekanizmalar, zamanla katılaşarak bireyin yetişkinlik dönemindeki kişilik örüntülerinin ve uyumsuz şemalarının temelini oluşturmaktadır.</p>
<p>Bununla birlikte, çağdaş yaklaşımlar kişilik gelişimini daha dinamik ve çok boyutlu bir çerçevede ele almaktadır. Bilişsel yaklaşım, bireyin kendisi ve çevresi hakkında geliştirdiği işlevsel olmayan düşünce ve inanç kalıplarına odaklanırken; kişilerarası yaklaşım, bu yapıların sosyal ilişkiler içinde nasıl şekillendiğini ve sürdürüldüğünü incelemektedir (Ertürk ve Kaynar, 2017). Kişilik özelliği ve faktör kuramları ise bireysel farklılıkları ölçülebilir boyutlar üzerinden değerlendirerek kişilik yapısını daha sistematik bir şekilde açıklamayı amaçlamaktadır.</p>
<h3>Kişilik Bozukluklarının Gelişimi</h3>
<p>Kişilik bozukluklarının gelişim süreci incelendiğinde, bu durumun tek bir nedenden ziyade gelişimsel patogenezin etkileşimli doğasından kaynaklandığı görülmektedir. Bireyin doğuştan getirdiği patojenik (olumsuz, zararlı) biyolojik faktörler, genetik kırılganlıklar ve sinir sistemindeki hassasiyetler psikolojik rahatsızlıklara yatkınlığı artırmaktadır. Bu biyolojik yatkınlığın kalıcı bir kişilik bozukluğuna dönüşmesinde bireyin çevreyle kurduğu erken dönem etkileşimleri belirleyici bir rol oynamaktadır. Çocukluk çağında deneyimlenen patojenik yaşam deneyimleri; istikrarsız ebeveyn tutumları, duygusal ihmal, istismar veya çocuğun temel sevgi ve güven ihtiyaçlarının karşılanmaması gibi durumları kapsamaktadır.</p>
<p>Bu tür olumsuz yaşantılar, bireyin kendisini güvende hissetmediği bir çevrede büyümesine neden olmakta ve bu durum, dünyayı tehlikeli bir yer olarak algılamasına yol açmaktadır. Bu algı doğrultusunda geliştirilen zihinsel şemalar ve baş etme biçimleri, başlangıçta koruyucu bir işlev görse de zamanla katılaşarak uyumsuz bir yapı kazanmaktadır. Böylece çocukluk döneminde birer hayatta kalma aracı olan bu stratejiler, yetişkinlikte bireyin yaşamını sınırlayan kalıplara dönüşmektedir.</p>
<p>Zaman içinde bu şemalar ve davranış örüntüleri kalıcılık kazanmakta ve birey, içinde bulunduğu koşullar değişse bile geçmişte öğrendiği bu kalıplar üzerinden hareket etmeye devam etmektedir. Bu durum, bireyin hem kendilik algısında hem de kişilerarası ilişkilerinde tekrar eden uyumsuzluk döngülerine yol açmaktadır. Ayrıca bu süreçler yalnızca bireysel düzeyde değil, içinde bulunulan sosyokültürel bağlam tarafından da şekillendirilmektedir (Kaya, 2024). Toplumsal değerler, aile yapısı ve kültürel beklentiler, bu uyumsuz örüntülerin nasıl sürdürüleceğini ve hangi biçimlerde ortaya çıkacağını etkileyebilmektedir.</p>
<p>Sonuç olarak, kişilik bozuklukları, biyolojik, psikolojik ve çevresel etkenlerin karşılıklı etkileşimiyle gelişen çok katmanlı bir yapıya sahiptir. Bu yapı, bireyin yaşamı boyunca sürdürdüğü düşünce, duygu ve davranış örüntülerini belirleyerek işlevselliğini önemli ölçüde etkileyebilmektedir. Ancak bu örüntülerin anlaşılması, aynı zamanda değişim ve dönüşüm için bir olanak sunmaktadır. Bu nedenle kişilik bozukluklarını yalnızca bir sonuç olarak değil, gelişimsel bir süreç olarak ele almak daha bütüncül bir değerlendirme yapabilmek açısından önem taşımaktadır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/kisilik-bozukluklarinin-gelisimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeme Bozuklukları</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/yeme-bozukluklari-2/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=yeme-bozukluklari-2</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/yeme-bozukluklari-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ümmü Nur Nizam]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 May 2026 22:33:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikopatoloji]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yeme bozuklukları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=36742</guid>

					<description><![CDATA[Anoreksiya Nervoza: Anoreksiya nervoza, kelime anlamı olarak &#8220;sinirlilik nedeniyle iştah kaybı&#8221; anlamına gelir; ancak bozukluğun temelinde aşırı kilo alma korkusu ve yoğun zayıf olma isteği bulunmaktadır. Bireyler yemek yemeyi ciddi şekilde kısıtlar ve bu durum tehlikeli derecede düşük vücut ağırlığına yol açar. İki temel alt tipi vardır: Kısıtlayıcı tip: Kişi aşırı derecede yemek alımını kısıtlar. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Anoreksiya Nervoza:</strong> Anoreksiya nervoza, kelime anlamı olarak &#8220;sinirlilik nedeniyle iştah kaybı&#8221; anlamına gelir; ancak bozukluğun temelinde aşırı kilo alma korkusu ve yoğun zayıf olma isteği bulunmaktadır. Bireyler yemek yemeyi ciddi şekilde kısıtlar ve bu durum tehlikeli derecede düşük vücut ağırlığına yol açar. İki temel alt tipi vardır:</p>
<ul>
<li><strong>Kısıtlayıcı tip:</strong> Kişi aşırı derecede yemek alımını kısıtlar.</li>
<li><strong>Tıkanırcasına yeme/çıkarma tipi:</strong> Kişi aşırı yemek yer ve ardından kusma gibi yollarla bunu vücuttan atmaya çalışır.</li>
</ul>
<p>Tanı kriterleri şunlardır:</p>
<ul>
<li>Enerji alımının ciddi şekilde kısıtlanması</li>
<li>Yoğun kilo alma korkusu</li>
<li>Bozulmuş beden algısı ve düşük kilonun ciddiyetini fark edememe.</li>
</ul>
<p>Anoreksiyalı bireylerde &#8220;zayıflığın mükemmellik olduğu ya da kendini kontrol etmenin yolu olduğu&#8221; gibi çarpıtılmış düşünceler gelişebilir.</p>
<p><strong>Bulimia Nervoza:</strong> Bulimia nervoza, tekrar eden aşırı yeme atakları ve bunları telafi etmek için kusma, aç kalma, aşırı egzersiz veya laksatif kullanımı gibi davranışlarla karakterizedir. Tıkanırcasına yeme sırasında bireyler kontrol kaybı hissederek çok büyük miktarda yiyecek tüketirler. Sonrasında ise suçluluk, utanç ve kendinden nefret etme gibi duygular yaşayabilirler. Anoreksiyadan farklı olarak bulimiyalı bireyler genellikle normal kilolu ya da hafif kiloludur. Bu nedenle bozukluk dışarıdan fark edilmeyebilir.</p>
<p><strong>Tıkanırcasına Yeme Bozukluğu:</strong> Tıkanırcasına yeme bozukluğu, kusma veya aşırı egzersiz gibi telafi davranışları olmaksızın tekrar eden aşırı yeme ataklarını içerir. Bu bozukluğu olan bireyler:</p>
<ul>
<li>Çok hızlı yemek yer.</li>
<li>Aç olmadıkları halde yemek yer.</li>
<li>Utandıkları için yalnız yemek yemeyi tercih eder.</li>
<li>Sonrasında suçluluk ve iğrenme hissederler.</li>
</ul>
<p>Tıkanırcasına yeme bozukluğu, obezite ve duygusal sıkıntıyla güçlü bir şekilde ilişkilidir.</p>
<p><strong>Yeme Bozukluklarının Arasındaki Farklar:</strong></p>
<ul>
<li>Anoreksiya nervoza, ciddi kilo kaybı ve bozulmuş beden algısıyla ilişkilidir; birey normal kilonun çok altındadır.</li>
<li>Bulimiya nervoza, aşırı yeme sonrası çıkarma içerir ve bireyler orta kilodadır.</li>
<li>Tıkanırcasına yeme bozukluğunda çıkarma davranışı bulunmaz ve bireyler sıklıkla obez veya ortalama kilonun üstündedir.</li>
</ul>
<p><strong>Yaş ve Cinsiyet Farklılıkları:</strong> Kadınlarda görülme olasılığı daha yüksektir. Anoreksiya 16-20 yaş, bulimia 21-24 yaş, tıkanırcasına yeme bozukluğu ise 30-50 yaş aralığında daha çok rastlanır. Ayrıca eşcinsel bireylerde de görülme olasılığı yüksektir.</p>
<p>Yeme bozuklukları, depresyon yaşayan bireylerde daha yaygındır. Bunun yanında anksiyete, obsesif kompulsif bozukluk, kişilik bozuklukları ve kendine zarar verme davranışıyla da oldukça ilişkilidir. Psikolojik faktörler arasında mükemmeliyetçilik, olumsuz beden algısı, yapılan başarısız diyetler ve duygusal bozukluklar risk faktörleri arasındadır. Ayrıca sosyokültürel baskılar da büyük rol oynamaktadır. Medya ve güzellik standartları, özellikle &#8220;zayıf olmalıyım&#8221; veya &#8220;zayıf insanlar değer görüyor&#8221; gibi olumsuz düşünceler, kadınlarda hormon bozuklukları, doğum sonrası kilo verememe veya ergenlikte başlayan akran zorbalıkları gibi etkenlerle birleşerek yeme bozukluklarının gelişiminde etkili faktörlerdir.</p>
<p><strong>Yeme Bozukluklarının Tedavileri:</strong> Anoreksiya için ilk önce kilo alımını sağlayacak takviyeler ve diyetisyen iş birliği yapılmalıdır. Acil durumlarda hastane yatışı ve ilaç kullanımları gerekebilir. Özellikle ergenlerde aile terapisi etkili olmaktadır; ancak bilişsel davranışçı terapi (BDT) sınırlı kalabilir. Bulimia için BDT etkili tedavi yöntemlerinden biridir. Antidepresanlarla birlikte kusma davranışı azaltılabilir. Tıkanırcasına yeme bozukluğu için de gerçek problemin nedenini bulmak amacıyla terapiler, grup terapileri ve iştah azaltıcı ilaçlar etkili olabilir.</p>
<p>Özetle, yeme bozuklukları sadece kişisel değil, aynı zamanda psikolojik, sosyokültürel ve ailesel faktörlerden etkilenmektedir. Erken tanı ve doğru tedavi yöntemleriyle giderilmesi gerekir; çünkü ciddi sorunlara hatta ölüme yol açabilir. Psikolojik terapiler, aile desteği ve ilaç kullanımı iyileşme sürecinde etkili bir rol oynamaktadır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/yeme-bozukluklari-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mizofonide Nevrotizm ve Duygu Düzenleme Güçlüğü</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/mizofonide-nevrotizm-ve-duygu-duzenleme-guclugu/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=mizofonide-nevrotizm-ve-duygu-duzenleme-guclugu</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/mizofonide-nevrotizm-ve-duygu-duzenleme-guclugu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Nur Sürer]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 May 2026 21:15:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikopatoloji]]></category>
		<category><![CDATA[duyarlılık]]></category>
		<category><![CDATA[Duygu Düzenleme]]></category>
		<category><![CDATA[duygu düzenleme güçlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[hassasiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Mizofoni]]></category>
		<category><![CDATA[nevrotizm]]></category>
		<category><![CDATA[OKB]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=36686</guid>

					<description><![CDATA[Mizofoninin Yunanca kökenine baktığımızda, &#8220;misos&#8221; (nefret) ve &#8220;phonia&#8221; (ses) kelimelerinin birleşiminden oluştuğunu görürüz. Bu durum, sese karşı toleransın azalması olarak tanımlanır. Ancak burada her sese karşı duyarlılıktan değil, belirli seslere karşı olan seçicilikten söz edilmektedir (Siepsiak ve Dragan, 2019). Bu sesler arasında şapırdatarak yemek yeme, nefes alma, burun çekme, klavye ve kalem tıklatma ile horlama [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mizofoninin Yunanca kökenine baktığımızda, &#8220;misos&#8221; (nefret) ve &#8220;phonia&#8221; (ses) kelimelerinin birleşiminden oluştuğunu görürüz. Bu durum, sese karşı toleransın azalması olarak tanımlanır. Ancak burada her sese karşı duyarlılıktan değil, belirli seslere karşı olan seçicilikten söz edilmektedir (Siepsiak ve Dragan, 2019). Bu sesler arasında şapırdatarak yemek yeme, nefes alma, burun çekme, klavye ve kalem tıklatma ile horlama gibi sesler yer alır. Kişiler bu tür belirli seslere maruz kaldıklarında yalnızca rahatsızlık hissetmekle kalmaz; aynı zamanda ani, kontrol edilemeyen ve yoğun semptomlarla karşılaşırlar. Öfke, sinirlilik ve kaygı gibi güçlü duygular ortaya çıkar; çoğu zaman en baskın duygu öfkedir. Bunun yanı sıra, bazı somatik belirtiler de gelişebilir. Kişi, vücudunda gerginlik ve baskı, kalp hızında artış, fiziksel ağrı ve nefes almada zorluk yaşayabilir. Yani durum yalnızca psikolojik bir rahatsızlık değildir; vücut da alarma geçer.</p>
<p>Bu tür belirtilere ek olarak, sesin kaynağını yok etme arzusu veya sesi çıkaran kişiye karşı yoğun bir nefret duygusu da eşlik edebilir. Kişi, mizofonik durumdan kaçınma eğilimindedir; bu durum korkuyla değil, kişinin kendisini koruma isteğiyle açıklanır. Yani mizofoni bir fobi olarak tanımlanmaz. Kişi sesten kaçınamadığı durumlarda ise sese karşı yoğun bir öfke ve tiksinti hissederek katlanmak zorunda kalır. Bu durum, bireyin günlük yaşamında önemli aksaklıklara yol açabilir. Nadir de olsa, kişi bazen duygularını kontrol edemez ve sesin kaynağına karşı sözlü veya fiziksel saldırganlık dürtüleri geliştirebilir. Hastalar genellikle kendi tepkilerini aşırı bulsalar da, kontrol edemediklerini ifade ederler. Bu nedenle mizofoni, psikoz, gerçeklikten kopma veya bilişsel bozukluklarla açıklanabilecek bir olgu değildir (Siepsiak ve Dragan, 2019).</p>
<p>Seslere karşı duyarlılık genellikle kişinin öznel deneyimi, geçmişi ve içinde bulunduğu durumun bağlamıyla ilişkilidir. Kişiler, yakınlarının çıkardığı seslere karşı daha fazla duyarlıyken, yabancı birinin çıkardığı aynı sesten daha az rahatsız olabilirler. Sesin bir bebek veya bir hayvan tarafından çıkarılması durumunda mizofonik tepkiler yaşamadıklarını belirten kişilerin semptomları genellikle yakın çevreyle sınırlıdır. Tetikleyicilerin akustik özellikleri değişse de, genellikle nefes ve çiğneme sesi gibi yumuşak ve düşük yoğunluklu seslere karşı tetiklenme oranı daha fazladır. Bu durum, yüksek seslere karşı hassasiyet olarak tanımlanan hiperakuzi ile karıştırılmamalıdır (Siepsiak ve Dragan, 2019).</p>
<p>Mizofoni, diğer bozukluklarla komorbid olabilir. Eski araştırmalar, mizofoniyi OKB spektrumuna yerleştirmeye çalışmıştır; çünkü OKB ile benzer semptomlar (takıntılı düşünceler, kaçınma davranışı, öfke sorunları) görülebilmektedir. Ancak günümüzde OKB ile bağlantısının zayıf olduğu ve mizofoninin OKB’nin bir türü olarak görülmeyeceği düşüncesi netlik kazanmıştır. Her mizofonili bireyde görülmese de, mizofoninin anksiyete, depresyon ve travma belirtileriyle birlikte görülme olasılığı toplum ortalamasına göre daha yüksektir (Siepsiak ve Dragan, 2019).</p>
<p>Son çalışmalar, nevrotizm ve duygu düzenleme güçlüğünün mizofoniyi açıklamada güçlü belirleyiciler olduğunu ortaya koymaktadır. Nevrotizm, bir kişilik özelliği olup, kişinin tehditlere, belirsizliğe ve stresli olaylara karşı ne kadar hassas tepki verdiğini gösterir. Nevrotik bireylerin olumsuz olaylara karşı eşikleri daha düşüktür; daha kolay kaygılanır ve öfkelenirler, stresten daha fazla etkilenir ve olumsuz duyguları daha sık yaşarlar. Yapılan araştırmalar, bu kişilerin mizofoni belirtileri geliştirmeye daha yatkın olduğunu göstermektedir (Cassiello-Robbins ve ark., 2020). Ancak her nevrotik birey mizofoni yaşamaz. İşte burada duygu düzenleme devreye girer. Duygu düzenleme, hissettiğimiz duyguları yönetebilme becerisidir. Duyguyu bastırmak değil; onu tanımak, anlamlandırmak, kabul etmek ve işlevsel biçimde ifade edebilmektir.</p>
<p>Mizofonik birey açısından bakıldığında, ses tek başına problem değildir. O sesin tetiklediği yoğun öfke, tiksinti veya gerginliğin kişinin nasıl yönettiği de önemlidir. Yapılan araştırmalara göre nevrotizm, mizofoniyi doğrudan artıran bir özellik değildir. Kişi yoğun negatif duygulara ek olarak duygu düzenleme güçlüğü yaşadığında mizofoni belirtileri artmaktadır. Yani iki nevrotik bireyden biri aynı sese karşı rahatsızlık hissedip yine de idare edebilirken, duygu düzenleme güçlüğü yaşayan diğer birey aşırı öfke duyup tamamen sese odaklanabilir ve kendini sakinleştirmekte zorlanabilir (Cassiello-Robbins ve ark., 2020).</p>
<p>Kısacası, mizofonisi olan bireyler yalnızca belirli sesleri sevmeyen kişiler değildir. Bu kişiler genellikle olumsuz duyguları daha yoğun yaşar ve duygular ortaya çıktığında onları düzenlemekte daha fazla zorlanır. Bu sebeple tetikleyici sesler, daha güçlü öfke, gerginlik ve sıkıntı yaratır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/mizofonide-nevrotizm-ve-duygu-duzenleme-guclugu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlgi Arayışının Patolojik Yüzü: Başkasına Yüklenen Yapay Bozukluk (Munchausen by Proxy)</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/ilgi-arayisinin-patolojik-yuzu-baskasina-yuklenen-yapay-bozukluk-munchausen-by-proxy/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=ilgi-arayisinin-patolojik-yuzu-baskasina-yuklenen-yapay-bozukluk-munchausen-by-proxy</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/ilgi-arayisinin-patolojik-yuzu-baskasina-yuklenen-yapay-bozukluk-munchausen-by-proxy/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sevde Sudenaz Sadak]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Apr 2026 12:40:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikopatoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=30197</guid>

					<description><![CDATA[Başkasına Yüklenen Yapay Bozukluk Nedir? DSM 5’de yer alan Kendine Yüklenen Yapay Bozukluk ve Başkasına Yüklenen Yapay Bozukluk, Yapay Bozukluk ana başlığı altında yer alan hastalıklardandır. Kendine Yüklenen Yapay Bozukluk, 1951 yılında çeşitli hastaneleri dolaşıp hasta olduğuna ilişkin hikayeler uyduran bununla birlikte ihtiyaçları olmadığı halde kendilerine birçok sayıda cerrahi işlem yaptıran hastaları tanımlamak için Asher [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2 data-path-to-node="1"><b data-path-to-node="1" data-index-in-node="0">Başkasına Yüklenen Yapay Bozukluk Nedir?</b></h2>
<ul data-path-to-node="2">
<li>
<p data-path-to-node="2,0,0"><b data-path-to-node="2,0,0" data-index-in-node="0">DSM 5</b>’de yer alan Kendine Yüklenen Yapay Bozukluk ve Başkasına Yüklenen Yapay Bozukluk, Yapay Bozukluk ana başlığı altında yer alan hastalıklardandır.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="2,1,0">Kendine Yüklenen Yapay Bozukluk, 1951 yılında çeşitli hastaneleri dolaşıp hasta olduğuna ilişkin hikayeler uyduran bununla birlikte ihtiyaçları olmadığı halde kendilerine birçok sayıda cerrahi işlem yaptıran hastaları tanımlamak için Asher tarafından Baron Von Munchausen anısına ortaya konulmuştur.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="2,2,0">Başkasına Yüklenen Yapay Bozukluk ise 1977 yılında Meadow tarafından tanımlanmış olup bir <b data-path-to-node="2,2,0" data-index-in-node="90">çocuk istismarı</b> durumu olarak ortaya çıkmaktadır. Bu bozukluğun tanısı uygulayıcıya ait olmakla beraber çocuğun bakım verenleri, çeşitli girişimler ile çocukta hastalık oluşturmakta ya da hastalık uydurmaktadır. Sonuç olarak çocuk gereksiz bir takım muayene ve incelemelere ya da çeşitli ilaçlara maruz kalarak üzerinde ciddi tıbbi zararlar oluşturulmaktadır.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="2,3,0">Bu bozuklukta dikkat edilmesi gereken nokta, bir profesyonelin dikkatini çekerek (çoğu zaman çocuğun doktoru), profesyonel kişinin ilgi ve bakımını hastalık vasıtasıyla sağlamaktır.</p>
</li>
</ul>
<h2 data-path-to-node="3"><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">Klinik Tablo</b></h2>
<p data-path-to-node="4">Hastalığa ilişkin semptomların taklit edilmesi (lab sonuçlarının değişimi, semptomların olduğu iddiası) veya semptomların oluşturulması (çocuğa fiziksel olarak zarar verme, ilaç verme, zehirleme, boğma) yolu ile gerçekleştirilen Başkasına Yüklenen Yapay Bozukluk Sendromu’nda, çocuğa ilaç verme ve boğma en sık karşılaşılan durumlardır. Bununla beraber alerjik deri lezyonları, döküntü, ateş, kusma, ishal, apne ve bilinç durumu değişikleri sık rapor edilen diğer semptomlardır. Bunlarla beraber semptomların klinik bir tabloya uymaması, sadece <b data-path-to-node="4" data-index-in-node="545">bakımveren</b> yanındayken ortaya çıkması, çocuk bakımverenden ayrıldığında ise semptomların ortadan kalkması, tedavilerin yetersiz kalışı, birden fazla hastane yatışı da bu noktada konu altında değerlendirilmelidir.</p>
<h2 data-path-to-node="5"><b data-path-to-node="5" data-index-in-node="0">Uygulayıcı Profili</b></h2>
<ul data-path-to-node="6">
<li>
<p data-path-to-node="6,0,0">Uygulayıcı konumunda olan kişi çoğu zaman çocuğun “anne”sidir.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="6,1,0">Uygulayıcının tıbbi konular, hastalıklar ve tedaviler hakkındaki bilgi seviyesi oldukça fazladır.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="6,2,0">Çoğunlukla uygulayıcı konumunda olan anneler, diğerleri tarafından çocuğuna karşı oldukça ilgili ve şefkatli bir ebeveyn olarak nitelendirilir. Fakat yalnız olduklarında çocuklarına karşı duyarsız ve ihmalkârlardır. Çocuklarında hastalık oluşturabilmek adına yaptıkları davranışlar son derece zarar verici ve sistematik şekilde ilerler.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="6,3,0">Çocuklarına uygulanacak her türlü tıbbi işlem için izin verirler. Fakat sonuçlar istedikleri gibi gelmediğinde ya da taburcu olmalarına karar verildiğinde ters bir kişilik gösterirler.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="6,4,0">İstismarcıdan kuşku duyulduğu sırada uygulayıcı hem kendisine hem çocuğuna karşı zarar verici davranışlar gösterebilir. İntihar veya çocuğunu öldürme bu noktada görülebilir.</p>
</li>
</ul>
<h2 data-path-to-node="7"><b data-path-to-node="7" data-index-in-node="0">Epidemiyoloji</b></h2>
<p data-path-to-node="8">Başkasına Yüklenen Yapay Bozukluk vakalarının yaygınlığı ile ilgili yapılan çalışmalar alanyazında sınırlı olmakla beraber 6 yaş altındaki çocukların daha fazla risk altında oldukları ve bakım verenleri tarafından daha fazla istismara uğradıkları belirtilmiştir. Oldukça ciddi ve ölümcül bir çocuk istismarı olan bu bozukluk üzerinde yapılan çalışmalar, <b data-path-to-node="8" data-index-in-node="354">ölüm oranı</b> %6-10 arasında göstermiştir. Bu noktada çocuğun boğulması veya zehirlenmesi durumu da eklendiğinde ölüm oranı %33’e kadar yükselebilmektedir. Günümüze kadar yapılan çalışmalarda en çok bildirilen ölüm sebebi ise apne olmuştur.</p>
<h2 data-path-to-node="9"><b data-path-to-node="9" data-index-in-node="0">Etiyoloji</b></h2>
<ul data-path-to-node="10">
<li>
<p data-path-to-node="10,0,0">Uygulayıcıların davranışlarının arkasındaki yapıyı anlamak ise oldukça güçtür. Bu noktada kişilik problemleri çoğunlukla bildirilse de gerçekleştirilen standart psikolojik testlerde normal kategorisindedirler. Narsistik ve Borderline yapı özellikle bu grupta yaygındır.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="10,1,0">Uygulayıcıların çok büyük bir bölümünün (%75) geçmiş zamanda bedensel belirti bozukluğu tanısı aldıkları ve üçte birinin de kendilerinde yapay hastalık oluşturdukları belirtilmiştir.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="10,2,0">Ek olarak psikodinamik yaklaşım çerçevesinde uygulayıcı rolündeki annelerin çocuklarında sahte hastalık oluşturma davranışlarını patolojik erken dönem çözümlenmemiş ebeveyn ilişkilerinin çıktısı olarak öne sürmektedir. Bu durum erken dönemde annenin ebeveyni ile yaşamış olduğu ihmal ve terk edilme durumlarına karşılık, kendisinin hastane çerçevesinde ilgili ve ideal ebeveyn olarak tanınma arzusu olarak açıklanabilmektedir.</p>
</li>
</ul>
<h2 data-path-to-node="11"><b data-path-to-node="11" data-index-in-node="0">Tanı</b></h2>
<p data-path-to-node="12">Başkasına Yüklenen Yapay Bozukluk tanısı düşünülmesi noktasında multidisipliner bir takımın (adli tıp uzmanı, pediatrist, hemşire, çocuk ruh sağlığı uzmanı, sosyal hizmet uzmanı, erişkin psikiyatristi) işbirliği sonucu tanı ortaya konur. Her vaka için detaylı bir araştırma ve değerlendirme yapılmalıdır. Tanının koyulması noktasında tanının atlanması kadar olduğundan fazla şekilde üzerinde durulması da ebeveyn ve çocuk açısından zarar verici olabilir.</p>
<h2 data-path-to-node="13"><b data-path-to-node="13" data-index-in-node="0">Tanı Noktasında Yapılabilecek Bazı Testler</b></h2>
<ul data-path-to-node="14">
<li>
<p data-path-to-node="14,0,0"><b data-path-to-node="14,0,0" data-index-in-node="0">Ayırma Testi:</b> Bakımverenin çocuktan yeterli uzunlukta uzaklaştırılması ile gerçekleştirilen bu testte çocuk üzerindeki belirtilerin ortadan kalkması ile tanı konulabilir.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="14,1,0"><b data-path-to-node="14,1,0" data-index-in-node="0">Gizli Kamera Gözetimi:</b> Tanı koyma konusunda oldukça yardımcı ve güvenilir bir yöntem olmakla beraber bazen uygulayıcının çocuk üzerindeki işlemleri gözlenen oda dışında yapılabilir ya da günler veya haftalar süresince uygulayıcı çocuk üzerinde işlem yapmayabilir bu nedenle her zaman tek başına yeterli olarak görülmemelidir.</p>
</li>
</ul>
<h2 data-path-to-node="15"><b data-path-to-node="15" data-index-in-node="0">Tedavi ve Prognoz</b></h2>
<p data-path-to-node="16">Uygulayıcı konumundaki kişilerin tedavisi oldukça zor olmakla beraber alanyazında kanıtlanmış bir tedavi yaklaşımı bulunmamaktadır. Bozukluğun relaps riski oldukça yüksek olarak bulgulanmıştır (%37). Bu bulgu, tedavinin düşük başarı oranını açıklayıcı niteliktedir. Bununla beraber literatürde son zamanlarda öneri bir tedavi yaklaşımı olan ACCEPTS; istismarcının davranışlarını kabul etmesi, baş etme becerileri geliştirmesi, empati kurması, ebeveynlik becerilerini güçlendirmesi, kontrol duygusunu sağlıklı biçimde yeniden kazanması ve sosyal destek sistemleri oluşturmasını hedefleyen bütüncül bir psikoterapi modeli olarak ele alınabilir.</p>
<h2 data-path-to-node="17"><b data-path-to-node="17" data-index-in-node="0">Sonuç</b></h2>
<p data-path-to-node="18">Nadir ya da alışılmadık bir hastalık tablosuyla başvuran, yapılan tanısal değerlendirmelerde sonuç alınamayan veya standart tedavilere yanıt vermeyen vakalarda Başkasına Yüklenen Yapay Bozukluk olasılığı göz önünde bulundurulmalıdır. Çocuğun güvenliğini sağlamak ve daha fazla zarar görmesini engellemek amaçlı multidisipliner bir ekiple beraber çocuğun durumu çok boyutlu olarak değerlendirilmeli ve gerekli önlemler acilen alınmalıdır.</p>
<h2 data-path-to-node="20"><b data-path-to-node="20" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<ul data-path-to-node="21">
<li>
<p data-path-to-node="21,0,0">Türkçüer, İ., Serinken, M., Sengül, C. ve Özen, M. (2010). Munchausen sendromu mu? Yoksa temaruz mu? Türkiye Acil Tıp Dergisi, 10(1), 38-40.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="21,1,0">İnce, T. ve Yurdakök, K. (2014). Munchausen by proxy sendromu; Ağır bir çocuk istismarı formu. Türkiye Çocuk Hastalıkları Dergisi, 8(3), 165-170.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="21,2,0">Tümer, A. R., Odabaşı, A. B., Özdemir, D. F., Mutlu, E. İ. ve Kaynak, A. D. (2016). Çocuk istismarının ağır bir türü: Bakım verenin yapay bozukluğuna (Munchausen by proxy sendromu) hukuki ve tıbbi bakış. Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, 581-608.</p>
</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/ilgi-arayisinin-patolojik-yuzu-baskasina-yuklenen-yapay-bozukluk-munchausen-by-proxy/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şimdiki Anda İyileşme: Bilinçli Farkındalıkla Psikopatoloji</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/simdiki-anda-iyilesme-bilincli-farkindalikla-psikopatoloji/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=simdiki-anda-iyilesme-bilincli-farkindalikla-psikopatoloji</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/simdiki-anda-iyilesme-bilincli-farkindalikla-psikopatoloji/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağla Gül Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Jan 2026 21:25:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikopatoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=22152</guid>

					<description><![CDATA[Bireylerin kendilerini doğru bir biçimde ifade edebilmeleri için iletişim büyük önem taşır. İletişim, sosyalleşmenin temelini oluşturur. Dili ve sözü kullanarak anlaşan insan için iletişim vazgeçilmezdir. Ancak etkili ve doğru iletişim, kişinin kendini tanıması ve içsel süreçlerini kontrol edebilmesiyle mümkündür. Bireye iletilen mesajların doğru şekilde anlaşılması ve içselleştirilmesi ise farkındalık düzeyine bağlıdır. Bu noktada, bireyin kendisinin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="3">Bireylerin kendilerini doğru bir biçimde ifade edebilmeleri için iletişim büyük önem taşır. İletişim, sosyalleşmenin temelini oluşturur. Dili ve sözü kullanarak anlaşan insan için iletişim vazgeçilmezdir. Ancak etkili ve doğru iletişim, kişinin kendini tanıması ve içsel süreçlerini kontrol edebilmesiyle mümkündür. Bireye iletilen mesajların doğru şekilde anlaşılması ve içselleştirilmesi ise farkındalık düzeyine bağlıdır. Bu noktada, bireyin kendisinin ve yaşadığı anın farkında olmasını vurgulayan <b data-path-to-node="3" data-index-in-node="502">Bilinçli Farkındalık</b> (mindfulness) kavramı ön plana çıkmaktadır. (Gamze Bilgiç, 2021)</p>
<p data-path-to-node="4">Budistlere göre mindfulness en basit tanımıyla beraber bilinçli yaşama sanatıdır. Anda olma ve yargılayıcı olmayan bir şekilde kabul edilme yeteneğini geliştirme anlamına da gelir. Bu müdahaleler psikolojik müdahalelerdir. Farkındalık uygulamaları; stresi azaltması, zihni sakinleştirmesi, ağrıyı azaltması, uyku kalitesini artırması, kronik bel ve sırt ağrılarını azaltması nedeniyle psikolojik iyilik hali ile ilişkilidir. (Kabat, 2003) Bilinçli farkındalığın temellerini oluşturan ve klinik müdahalelerle ilgili literatür günümüzde daha da gelişmektedir. Farkında olma durumu en basit haliyle 3 aşamada incelenir: ilk basamak yaşamanın devam edebilmesi veya canlıların kendini dış faktörlerden koruyabilmesi için gerekli olan temel farkındalık seviyesi. İkinci aşama bireyin kendini algılaması için gerekli olan farkındalık, bu hayata bakışı değiştirir. Son ve en üst basamak olan durum, bilinçli farkındalıktır; bu kavram şimdiye kadar an be an tüm önyargılardan arındırır ve dikkat etmeyi öğretir. (Kabat-Zinn, 2005)</p>
<h2 data-path-to-node="5"><b data-path-to-node="5" data-index-in-node="0">Bilinçli Farkındalık Ve Psikopatoloji</b></h2>
<p data-path-to-node="6">Farkındalık temelli müdahaleler klinisyenlerin çoğunlukla kullandığı bir yöntemdir. Stres seviyesinin düşmesine ve olumlu duyguların artmasını sağlar. Bilinçli farkındalığın <b data-path-to-node="6" data-index-in-node="174">Psikopatoloji</b> üzerindeki etkisi daha detaylı incelendiğinde; öncelikli olarak depresyon ve kaygı gibi dünya genelinde yaygın olarak görülen psikolojik sorunlar üzerinde önemli etkilere sahip olduğu görülmektedir (Lomas ve arkadaşları 2017, Al-Ghalib ve Salim 2018).</p>
<h2 data-path-to-node="7"><b data-path-to-node="7" data-index-in-node="0">Depresyon</b></h2>
<p data-path-to-node="8">Bilinçli farkındalık temelli uygulamaların bireylerin psikolojik iyilik hâlini güçlendirdiği ve stres yaratan etmenlerin olumsuz etkilerini hafiflettiği bilinmektedir. Bu durum, söz konusu uygulamaların çeşitli psikopatolojik tabloların tedavisinde kullanılabilirliğini gündeme getirmektedir. Bu bağlamda, bilinçli farkındalığın özellikle kronik depresyon üzerindeki etkilerinin ele alınması anlamlı görülmektedir. Kronikleşmiş ve yineleyici seyir gösteren depresyon türleri, bireylerin günlük yaşam işlevselliğini ciddi biçimde sekteye uğratmakta ve tedaviye yanıt verme olasılıkları görece düşük olabilmektedir (Thase ve ark. 1994). Farklı örneklem gruplarıyla yürütülen ve bilinçli farkındalık uygulamalarını içeren deneysel çalışmalar incelendiğinde, depresif belirtilerde azalma yönünde olumlu bulgular elde edildiği dikkat çekmektedir. Bununla birlikte, deneysel çalışmaların yanı sıra betimsel araştırmalarda da bilinçli farkındalık uygulamalarının depresyon belirtilerinin hafiflemesi üzerinde anlamlı ve olumlu etkiler yarattığı önemli bir bulgu olarak ortaya çıkmaktadır.</p>
<h2 data-path-to-node="9"><b data-path-to-node="9" data-index-in-node="0">Yeme Bozuklukları</b></h2>
<p data-path-to-node="10">Bir diğer önemli psikolojik problem alanı olan yeme bozuklukları, genel olarak bireyin günlük gereksiniminin çok üzerinde besin tüketmesi ya da yemek yemekten aşırı ölçüde kaçınmasıyla tanımlanmaktadır (Godsey 2013). Farkındalık temelli yaklaşımların, hem bulimia nervoza ve anoreksiya nervoza tedavisinde uzun vadeli ve etkili sonuçlar sağladığı hem de bireylerin sağlıklı besin tercihi yapmaları ve dengeli bir beslenme düzeni geliştirmeleri üzerinde olumlu etkiler oluşturduğu ortaya konmuştur (Hepworth 2010). Bunun yanı sıra, yeme davranışına ilişkin bilişsel çarpıtmaların psikolojik açıdan olumsuz sonuçlara yol açabildiği ve bireylerin farkındalık düzeylerinin azalmasıyla ilişkili olduğu belirtilmektedir (Masuda ve Wendeell 2010). Kristeller ve Wolever (2011) tarafından gerçekleştirilen bir çalışmada, tıkınırcasına yeme bozukluğu tanısı almış bireylerde bilinçli farkındalık temelli yeme eğitiminin etkileri incelenmiştir. Bulgular, bu eğitimin tıkınırcasına yeme bozukluğu ile ilişkili kompulsif yeme davranışlarının denetlenmesi, yiyecek seçiminde farkındalığın artırılması, yeme davranışına başlama ve sonlandırma süreçlerinin düzenlenmesi ile tokluk sinyallerinin daha sağlıklı algılanması konularında anlamlı katkılar sağladığını göstermiştir. Bu bulguları destekleyen betimsel bir çalışmada ise bilinçli farkındalık, yeme davranışı, tıkınırcasına yeme ve duygudurum arasındaki ilişkiler ele alınmıştır. Araştırma sonucunda, bilinçli farkındalık düzeyinin azalmasıyla birlikte tıkınırcasına yeme örüntülerinin ve duygudurumdaki dengesizliklerin arttığı belirlenmiştir (Giannopoulou ve ark. 2020).</p>
<h2 data-path-to-node="11"><b data-path-to-node="11" data-index-in-node="0">Sosyal Anksiyete Bozukluğu</b></h2>
<p data-path-to-node="12">Üçüncü dalga bilişsel terapilerin temel bileşenlerinden biri olan bilinçli farkındalık temelli müdahalelerin, ulusal ve uluslararası alan yazında yürütülen araştırmalarda giderek daha fazla öne çıktığı görülmektedir. Bu çalışmalar, söz konusu müdahalelerin ruhsal bozuklukların tedavisinde önemli bir yere sahip olduğunu, sosyal anksiyete bozukluğunun tedavisinde etkili sonuçlar sunduğunu ve bireylerin yaşam kalitesini artırabildiğini ortaya koymaktadır (Koszycki, Benger, Shlik ve Bradwejn, 2007; Morrison ve ark., 2019). Söz konusu bilinçli farkındalık temelli müdahalelere ek olarak, alan yazında araştırmalarda kullanılan farklı müdahale programlarının da yer aldığı görülmektedir. Kabul Temelli Maruz Bırakma Terapisi (KTMBT; Acceptance Based Exposure Therapy), Farkındalık ve Kabul Temelli Grup Terapisi (FKTGT; Mindfulness and Acceptance-Based Group Therapy) ve Farkındalık Temelli Müdahale (FTM; Mindfulness Based Intervention) bu yaklaşımlar arasında örnek olarak gösterilmektedir.</p>
<p data-path-to-node="13">Kabul ve Kararlılık Terapisi’nde (Hayes ve Wilson, 1994) yer alan temel kavramlardan yararlanılarak geliştirilen KTMBT’de, bireyin başkaları önünde konuşma gibi kaygı uyandıran durumlarda ortaya çıkan rahatsız edici düşünce, duygu ve bedensel duyumları kabul etmesi ve bu içsel yaşantıların etkisini azaltmaya odaklanması amaçlanmaktadır. Bu müdahale programı, “şimdiki an ile tam temas kurabilme ve bireyin değerleri doğrultusunda davranış değişikliği ya da davranışta süreklilik sağlayabilme” olarak tanımlanan <b data-path-to-node="13" data-index-in-node="513">Psikolojik Esneklik</b> becerisinin geliştirilmesini hedefleyecek şekilde yapılandırılmıştır.</p>
<h2 data-path-to-node="14"><b data-path-to-node="14" data-index-in-node="0">Sonuç</b></h2>
<p data-path-to-node="15">Bilinçli farkındalık temelli müdahalelerin bireylerin psikolojik iyilik hâlini güçlendirdiği, stresle başa çıkma becerilerini artırdığı ve çeşitli psikopatolojilerin tedavisinde etkili bir yaklaşım sunduğu görülmektedir. Depresyon, yeme bozuklukları ve sosyal anksiyete bozukluğu gibi yaygın ruhsal sorunlar üzerinde olumlu etkilerinin ortaya konması, bu müdahalelerin klinik uygulamalardaki önemini artırmaktadır. Alan yazındaki bulgular doğrultusunda, bilinçli farkındalık temelli yaklaşımların farklı psikolojik sorun alanlarında destekleyici ve tamamlayıcı bir tedavi yöntemi olarak değerlendirilmesinin gerekli olduğu düşünülmektedir.</p>
<h2 data-path-to-node="16"><b data-path-to-node="16" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<ul data-path-to-node="17">
<li>
<p data-path-to-node="17,0,0">Aktepe, İ., &amp; Tolan, Ö. (2020). Bilinçli farkındalık: güncel bir gözden geçirme. Psikiyatride güncel yaklaşımlar, 12(4), 534-561.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="17,1,0">Muhtar, G., &amp; Tolan, Ö. Ç. (2021). Sosyal anksiyete bozukluğu olan yetişkinlerde bilinçli farkındalık temelli müdahalelerin etkililiği: sistematik bir gözden geçirme. Psikoloji Çalışmaları, 41(2), 427-458.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="17,2,0">Bilinçli Farkındalık (Mindfulness) Nedir, Kimler Bilinçli Farkındalık Eğitimi Yapabilir.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="17,3,0">AKÇAKANAT, Ö. Ü. T., &amp; KÖSE, A. G. S. BİLİNÇLİ FARKINDALIK (MINDFULNESS): KAVRAMSAL BİR ARAŞTIRMA.</p>
</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/simdiki-anda-iyilesme-bilincli-farkindalikla-psikopatoloji/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güvenin Yerini Şüphe Alırsa Ne Olur?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/guvenin-yerini-suphe-alirsa-ne-olur/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=guvenin-yerini-suphe-alirsa-ne-olur</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/guvenin-yerini-suphe-alirsa-ne-olur/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sıdıka Bal]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Oct 2025 11:25:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikopatoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=15453</guid>

					<description><![CDATA[Güven duygusu, sosyal ilişkilerimizin sağlam bir zemine oturması için en önemli duygulardan biridir. Ayrıca huzurlu bir yaşam için de güven duygusu olmazsa olmazdır. Ancak bazılarımız için güvenmek o kadar kolay değildir, hatta mümkün olmayabilir… Düşünün ki; kardeşinizin sizi zehirleyeceğinden, iş ya da okul arkadaşlarınızın arkanızdan iş çevirdiğinden, komşularınızın sizinle ilgili düşmanca planlar kuruyor olmasından, polisler [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="530" data-end="783"><strong data-start="530" data-end="547">Güven duygusu</strong>, sosyal ilişkilerimizin sağlam bir zemine oturması için en önemli duygulardan biridir. Ayrıca huzurlu bir yaşam için de güven duygusu olmazsa olmazdır. Ancak bazılarımız için güvenmek o kadar kolay değildir, hatta mümkün olmayabilir…</p>
<p data-start="785" data-end="1295">Düşünün ki; kardeşinizin sizi zehirleyeceğinden, iş ya da okul arkadaşlarınızın arkanızdan iş çevirdiğinden, komşularınızın sizinle ilgili düşmanca planlar kuruyor olmasından, polisler tarafından takip edildiğinizden hatta asansörde karşılaştığınız yabancının bile sizi küçümsediğinden şüpheleniyorsunuz… Kulağa çok tuhaf ve abartılı geliyor, değil mi? Ancak öyle değil. <strong data-start="1156" data-end="1186">Paranoid kişilik bozukluğu</strong> olan bir kişi, günlük yaşamındaki her şeye <strong data-start="1230" data-end="1239">şüphe</strong>yle yaklaştığı için olayları bu şekilde yorumlamaktadır.</p>
<h2 data-start="1302" data-end="1324"><strong data-start="1305" data-end="1324">Paranoya Nedir?</strong></h2>
<p data-start="1326" data-end="1583">Ortada herhangi bir tehlike, kötü niyet vs. bulunmamasına rağmen kişinin kendini tehdit ve tehlike altında olduğunu düşünme eğilimidir. Paranoyaya yatkın kişilerin kuşkuları belirli bir alanla sınırlı değildir, birçok farklı konu onları kuşkulandırabilir.</p>
<p data-start="1585" data-end="1849">Bu kişiler kendilerine yönelik istenmeyen bir davranış ya da durum ile karşılaşacaklarına dair yoğun bir şüphe duyarlar. Ancak bu şüpheli düşüncelere inanmazlar; gerçeklik algıları bozuk değildir. Sadece güçlü şüpheleri vardır ve bu şüpheleri için kanıt ararlar.</p>
<p data-start="1851" data-end="2024">Şüpheler yanılsama olarak karşımıza çıkar. Yanılsama; halüsinasyon ve sanrı ile çok karıştırılır ancak bunlar birbirleriyle aynı şeyler değildir. Kısaca açıklamak gerekirse:</p>
<h3 data-start="2026" data-end="2056"><strong data-start="2030" data-end="2054">Yanılsama (İllüzyon)</strong></h3>
<p data-start="2057" data-end="2202">Var olan uyaranın yanlış algılanmasıdır. Yanılsamada gerçeklik kısmen korunur ve kişi bazen “belki yanlış anlamışımdır” diyebilir.<br data-start="2187" data-end="2190" /><strong data-start="2190" data-end="2200">Örnek:</strong></p>
<ul data-start="2203" data-end="2385">
<li data-start="2203" data-end="2279">
<p data-start="2205" data-end="2279">Karanlıkta asılı duran paltonun “biri saklanıyor” şeklinde yorumlanması.</p>
</li>
<li data-start="2280" data-end="2385">
<p data-start="2282" data-end="2385">Bir kişinin, iş yerinde fısıldaşarak konuşan iş arkadaşlarının onun arkasından konuştuğunu düşünmesi.</p>
</li>
</ul>
<h3 data-start="2387" data-end="2419"><strong data-start="2391" data-end="2417">Halüsinasyon (Varsanı)</strong></h3>
<p data-start="2420" data-end="2572">Gerçek bir uyaran yokken kişinin varmış gibi algılamasıdır. Bu bir algı bozukluğudur. Halüsinasyonlarda gerçeklikten kopma söz konusudur.<br data-start="2557" data-end="2560" /><strong data-start="2560" data-end="2570">Örnek:</strong></p>
<ul data-start="2573" data-end="2629">
<li data-start="2573" data-end="2629">
<p data-start="2575" data-end="2629">Bir kişinin, boş bir odada insan silüetleri görmesi.</p>
</li>
</ul>
<h3 data-start="2631" data-end="2666"><strong data-start="2635" data-end="2664">Sanrı (Hezeyan, Delüzyon)</strong></h3>
<p data-start="2667" data-end="2903">Gerçek olmayan bir inanç söz konusudur. Sanrı, düşünce hatası ile meydana gelir. Halüsinasyondan farklı olarak sanrıda düşünce süreci bozulmuştur. Bu kişilere kanıt sunulsa dahi kişiler inançlarına kesin olarak inanırlar.<br data-start="2888" data-end="2891" /><strong data-start="2891" data-end="2901">Örnek:</strong></p>
<ul data-start="2904" data-end="3083">
<li data-start="2904" data-end="3012">
<p data-start="2906" data-end="3012">Bir kişinin, evine bir komşusunun dinleme cihazı yerleştirdiği ve onu dinleyip ihbar edeceğine inanması.</p>
</li>
<li data-start="3013" data-end="3083">
<p data-start="3015" data-end="3083">Bir kişinin, “Ben seçilmiş kişiyim / peygamberim” şeklindeki inancı.</p>
</li>
</ul>
<h2 data-start="3090" data-end="3114"><strong data-start="3093" data-end="3114">Yanılsama Türleri</strong></h2>
<ol data-start="3116" data-end="3736">
<li data-start="3116" data-end="3302">
<p data-start="3119" data-end="3302"><strong data-start="3119" data-end="3140">Görsel Yanılsama:</strong> Kişi gördüğü uyaranları yanlış yorumlar.<br data-start="3181" data-end="3184" /><strong data-start="3187" data-end="3197">Örnek:</strong> Birinin, tesadüfen iki kere üst üste karşılaştığı bir kişiyi “beni takip ediyor” şeklinde yorumlaması.</p>
</li>
<li data-start="3304" data-end="3535">
<p data-start="3307" data-end="3535"><strong data-start="3307" data-end="3329">İşitsel Yanılsama:</strong> Kişi gerçekten var olan sesleri kendisiyle ilgili sanır ya da yanlış anlar. İşittiklerine şüpheyle yaklaşır.<br data-start="3438" data-end="3441" /><strong data-start="3444" data-end="3454">Örnek:</strong> Bir kişinin, yan odada konuşan kişilerin kendisi hakkında konuştuğunu sanması.</p>
</li>
<li data-start="3537" data-end="3736">
<p data-start="3540" data-end="3736"><strong data-start="3540" data-end="3562">Algısal Yanılsama:</strong> Kişinin var olan normal bir durumu kötü niyetli olarak yorumlaması.<br data-start="3630" data-end="3633" /><strong data-start="3636" data-end="3646">Örnek:</strong> Bir kişinin, arkadaşı ona normal bir ifadeyle bakarken kendisini küçümsediğini sanması.</p>
</li>
</ol>
<h2 data-start="3743" data-end="3783"><strong data-start="3746" data-end="3783">Paranoid Kişilik Bozukluğu Nedir?</strong></h2>
<p data-start="3785" data-end="4001"><strong data-start="3785" data-end="3815">Paranoid kişilik bozukluğu</strong>, bireyin sosyal çevresindeki kişilerden yoğun <strong data-start="3862" data-end="3871">şüphe</strong> duymasıyla karakterizedir. Bu durum sosyal ilişkilerini etkiler. Bu kişilerin çoğunda alıngan kişilik özelliği gözlemlenebilir.</p>
<p data-start="4003" data-end="4295">Paranoid eğilimleri olan kişiler çevrelerindeki kişilerin davranış şekillerini, bakışlarını ve hatta gülümsemelerini bile tehdit olarak algılar ve bunlara şüpheyle yaklaşırlar. Aynı zamanda tehdit olarak algıladıkları bu davranışların izini sürerler. Bu durum dışlanmalarına sebep olabilir.</p>
<p data-start="4297" data-end="4566">Paranoid eğilimli olmanın düşük zeka ile ilgisi yoktur.<br data-start="4352" data-end="4355" /><strong data-start="4355" data-end="4365">Örnek:</strong> Bir kişi her sabah karşılaştığı komşusunun o sabah ona selam vermemesini “benden nefret ediyor” şeklinde yorumlayıp buna öfkelenebilir ve artık bu komşusuna güvenmemesi gerektiği kanısına varabilir.</p>
<p data-start="4568" data-end="4754">Ayrıca bu kişiler karşılaştıkları her şeyden gizli mesajlar çıkarabilir. Genelde şüpheli buldukları davranışlar sebebiyle çevrelerine düşmanca ya da öfkeli davranışlar sergileyebilirler.</p>
<h2 data-start="4761" data-end="4816"><strong data-start="4764" data-end="4816">Paranoid Kişilik Bozukluğu DSM-5 Tanı Kriterleri</strong></h2>
<p data-start="4818" data-end="4956">Ergenliğin başlangıcında ortaya çıkan güvensizlik ve şüphecilik belirtilerini takiben kriterlerden en az dört tanesinin bulunması gerekir:</p>
<ul data-start="4958" data-end="5412">
<li data-start="4958" data-end="5013">
<p data-start="4960" data-end="5013">Zarar görme, aldatılma, kullanılma şüphesinde olma.</p>
</li>
<li data-start="5014" data-end="5082">
<p data-start="5016" data-end="5082">Sosyal çevrenin güvenirliği, sadakati konusunda yersiz şüpheler.</p>
</li>
<li data-start="5083" data-end="5146">
<p data-start="5085" data-end="5146">Şüphe sebebiyle başkalarına güvenmek konusunda isteksizlik.</p>
</li>
<li data-start="5147" data-end="5222">
<p data-start="5149" data-end="5222">Başkalarının iyi niyetli davranışlarından bile gizli anlamlar çıkarmak.</p>
</li>
<li data-start="5223" data-end="5273">
<p data-start="5225" data-end="5273">Yanlış algılanan durumlar sebebiyle kin tutma.</p>
</li>
<li data-start="5274" data-end="5369">
<p data-start="5276" data-end="5369">Kendi kişiliğine ve saygınlığına karşı algılanan saldırılara öfkeli davranışlar sergilemek.</p>
</li>
<li data-start="5370" data-end="5412">
<p data-start="5372" data-end="5412">Eşin sadakatinden yersiz şüphe duymak.</p>
</li>
</ul>
<h2 data-start="5419" data-end="5484"><strong data-start="5422" data-end="5484">Paranoid Kişilik Bozukluğu ve Şizofreni Arasındaki Farklar</strong></h2>
<p data-start="5486" data-end="5621"><strong data-start="5486" data-end="5516">Paranoid kişilik bozukluğu</strong> şizofreniden farklıdır. Çünkü şizofreninin birçok semptomu (halüsinasyonlar vb.) bu bozuklukta yoktur.</p>
<p data-start="5623" data-end="5788">Bu bozuklukta sosyal ve mesleki işlevselliğin şizofreniye kıyasla daha az bozulduğu görülür. İkisi arasındaki en belirgin farklardan biri de gerçeklikle ilgilidir.</p>
<p data-start="5790" data-end="5988">Paranoid kişilik bozukluğunda gerçeklik korunur, kişiler sadece gerçekleri yanlış yorumlar. Fakat şizofrenide gerçeklik bozulmuştur. Şizofrenide kişiler olmayan bir uyaranı varmış gibi algılarlar.</p>
<p data-start="5990" data-end="6177">Bu kişilerde algı da gerçeklik gibi bozuktur. Süreç açısından da farklar vardır. Paranoid kişilik bozukluğu sürekli bir kişilik örüntüsü şeklinde sürer, psikotik dönem genellikle olmaz.</p>
<p data-start="6179" data-end="6279">Şizofreni ise ataklar (psikotik dönemler) halinde seyreder. Tedavide de birbirlerinden ayrılırlar.</p>
<p data-start="6281" data-end="6479">Paranoid kişilik bozukluğu olan kişiler genel olarak hasta olduklarını düşünmezler; o nedenle terapiye dirençlidirler. Bu kişiler terapistlerine de şüpheyle yaklaştıkları için süreç yavaş ilerler.</p>
<p data-start="6481" data-end="6731">İlaç genelde gerekmez ama öfke, anksiyete ve depresif belirtiler için düşük dozda ilaç verilebilir. Şizofreni tedavisi ise ilaçsız olmaz (antipsikotikler). Çünkü halüsinasyon ve sanrılar “dopamin nörotransmitter”inin dengesizliği ile bağlantılıdır.</p>
<p data-start="6733" data-end="6887">Tedavide bir yandan ilaçla belirtiler kontrol altına alınırken bir yandan da psikoterapiye ihtiyaç vardır. Tedavi uzun süreli ilaç kullanımını gerektirir.</p>
<h2 data-start="6894" data-end="6942"><strong data-start="6897" data-end="6942">Sonuç: Güven Duygusunu Yeniden İnşa Etmek</strong></h2>
<p data-start="6944" data-end="7145"><strong data-start="6944" data-end="6974">Paranoid kişilik bozukluğu</strong>na sahip kişiler dışarıdan temkinli, soğuk, öfkeli gibi görünebilirler; ancak bunun sebebi, güvensizlik nedeniyle içsel olarak savunmasız olmalarından kaynaklanmaktadır.</p>
<p data-start="7147" data-end="7351">Her şeye <strong data-start="7156" data-end="7165">şüphe</strong>yle yaklaşmaları ve temkinli oluşlarının arkasında yatan sebep, kırılmaktan ve zarar görmekten korkmaları olabilir. Belki bu korku onları diğerlerinden uzakta tutan bir başka sebeptir.</p>
<p data-start="7353" data-end="7524">Toplum olarak bu kişileri anlamaya çalışmak ve desteklemek gerekir. Halihazırda kendilerini izole etmişlerken onları dışlamak, bu kişilerde daha derin yaralar bırakabilir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/guvenin-yerini-suphe-alirsa-ne-olur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AYNI BEDENDE BİRDEN FAZLA GÖLGE: OKB’NİN KOMORBİDİTELERİ ÜZERİNE</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/ayni-bedende-birden-fazla-golge-okbnin-komorbiditeleri-uzerine/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=ayni-bedende-birden-fazla-golge-okbnin-komorbiditeleri-uzerine</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/ayni-bedende-birden-fazla-golge-okbnin-komorbiditeleri-uzerine/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağla Gül Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Oct 2025 10:21:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikopatoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=15376</guid>

					<description><![CDATA[Komorbidite kavramı son yıllarda daha çok kullanılmaya başlanmıştır. Klinisyen Feinstein, 1970 yılında “var olan veya inceleme altındaki bir hastalığa sahip olan hastanın, klinik seyri sırasında ortaya çıkan farklı, ek bir patolojik bozukluk” olarak tanımlamıştır. Psikiyatrik müdahale sırasında neyin çözümleneceğini bilmek, yani seansa bir hedef koymak açısından psikolog için oldukça önemlidir (Mintzer, 1992). Bu durum, hastalık [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="384" data-end="1599"><strong data-start="384" data-end="399">Komorbidite</strong> kavramı son yıllarda daha çok kullanılmaya başlanmıştır. Klinisyen Feinstein, 1970 yılında “var olan veya inceleme altındaki bir hastalığa sahip olan hastanın, klinik seyri sırasında ortaya çıkan farklı, ek bir patolojik bozukluk” olarak tanımlamıştır. Psikiyatrik müdahale sırasında neyin çözümleneceğini bilmek, yani seansa bir hedef koymak açısından psikolog için oldukça önemlidir (Mintzer, 1992). Bu durum, hastalık ve semptomların şiddetini, tedavi stratejilerini, tedaviye uyumu ve prognozu (bir hastalığın gelecekteki durumunun öngörülmesi) etkilemektedir. Ayrıca, kişilik bozukluklarının komorbiditesi hastalığın şiddetini artıracağı gibi, prognozu da olumsuz yönde etkileyeceğine dair bulgular mevcuttur (Mavisakalian, 1990). Bu çalışmada <strong data-start="1149" data-end="1156">OKB</strong>’de (Obsesif Kompulsif Bozukluk) görülen komorbiditeler araştırılmaktadır. OKB ile birlikte en fazla görülen komorbiditeler; panik bozukluk, <strong data-start="1297" data-end="1320">anksiyete bozukluğu</strong>, depresyon ve tik bozukluklarıdır. Son yıllarda en fazla anksiyete bozukluğu görülmektedir. Bu tanıların konulabilmesi için yaşamı anlamlı derecede bozmuş olmaları ve DSM-5’e göre altı aydan fazla, OKB teşhisiyle birlikte yaşanan bozukluğun sürmesi gerekmektedir (Kolada, 1994).</p>
<h2 data-start="1601" data-end="1618"><strong data-start="1604" data-end="1618">OKB Nedir?</strong></h2>
<p data-start="1620" data-end="2155"><strong data-start="1620" data-end="1627">OKB</strong>, genellikle ergenlik ya da erken yetişkinlik döneminde başlar, ortalama başlangıç yaşı 20-26 yaş arası olarak tespit edilmiştir. Yapılan çalışmalarda, hastaların %75’inde semptomların 25 yaşından önce başladığı tespit edilmektedir. Bazı çalışmalarda cinsiyet dağılımı eşit çıkarken bazı çalışmalarda kadın oranı erkeklerden fazla çıkmıştır. OKB’li hastalarda alt ve orta sosyo-ekonomik düzeyde kümelendiği görüldü. Aynı zamanda OKB’nin evlenip boşanmış ve bekar kişilerde daha çok görüldüğü tespit edilmiştir (Tynes, LL, 2000).</p>
<h2 data-start="2157" data-end="2212"><strong data-start="2160" data-end="2212">OKB İle Görülen Sosyal Anksiyete Bozukluğu (SAB)</strong></h2>
<p data-start="2214" data-end="3653">Aynı zamanda sosyal fobi olarak da adlandırılan <strong data-start="2262" data-end="2292">Sosyal Anksiyete Bozukluğu</strong>, OKB ile sık görülen bir bozukluktur. Genelde çocukluk döneminde başlar ve diğer hastalıklara da eşlik etme riski yüksektir. SAB, aynı zamanda depresyon ve madde kullanımına da teşviki artırabilir. Bu süreçte hem danışanın hem de psikoloğun çok dikkatli olması gerekir; ayrıca gözleme de ihtiyaç vardır. Bazı kaynaklar panik bozukluğu farklı bir başlıkta değerlendirirken, bazı kaynaklar tüm anksiyete bozukluklarını aynı başlıkta yer verir. Örneğin, panik bozukluk OKB ile çok sık görülür. DSM-4’e göre; çarpıntı, kalp atımlarını hissetme veya kalp atışında artma, terleme, titreme ve en önemlisi panik atak geçirme korkusu yaşama belirtileri olarak yer almıştır. OKB ve panik bozukluk birlikte olduğunda; tanı, tedavi ve klinik seyir açısından bazı zorluklar ortaya çıkar. Örneğin, hangi semptomun baskın olduğu, tedavi planlaması, aşırı kaçınma davranışları gibi etkenler önem kazanır (Jennifer, 2022). OKB hastaları, ellerinin çok kirlendiği düşüncesiyle <strong data-start="3252" data-end="3275">anksiyete bozukluğu</strong> yaşayabilir. İstemediği, ona göre pis bir alanda bulunduğunda panik atak geçirme riski yüksektir. Kısacası, OKB obsesyonları tetikleyici olabilir; kişi obsesyonla karşılaştığında aniden yoğun korku ve panik hissi yaşayabilir. Bu tarz vakalarda, uzmanın sadece OKB ile çalışması doğru bir yol değildir; panik semptomlarına da yönelik tedavi planı kullanmalıdır (David S., 2014).</p>
<h2 data-start="3655" data-end="3687"><strong data-start="3658" data-end="3687">OKB ile Görülen Depresyon</strong></h2>
<p data-start="3689" data-end="4563">Rasmussen ve arkadaşları, OKB’li hastaların üçte ikisinin yaşamları boyunca en az bir kez depresyon yaşadığını tespit etmiştir. Diğer üçte birinde ise depresyonu, öğrenilmiş çaresizlik veya vazgeçişin bir sonucu olarak değerlendirmektedir. Zitterl ve arkadaşları, depresif obsesif kompulsif bozukluğu olanlarda saldırganlık obsesyonunun; depresif olmayan obsesif kompulsif bozukluğu olanlarda ise kontrol etme, belirli ve tekrarlayıcı kompulsiyonların daha sık görüldüğünü saptamıştır (Pigott, 1994). Özellikle ajite depresyonu olanlarda obsesif kompulsif belirtilere daha sık rastlanmaktadır. Çeşitli epidemiyolojik çalışmalarda, depresif bozuklukların genel popülasyonda %2-5 oranında bulunduğu saptanmıştır. ABD’de yapılan bir epidemiyolojik alan tarama çalışmasına göre, panik bozukluk ve depresyonun yaşam boyu birlikte bulunma olasılığı normalden 11 kat daha fazladır.</p>
<h2 data-start="4565" data-end="4600"><strong data-start="4568" data-end="4600">OKB İle Görülen Tik Bozukluk</strong></h2>
<p data-start="4602" data-end="6227">Tikler motor ve vokal olarak ikiye ayrılır. Motor tiklere örnek olarak baş sallama, el hareketleri, bacak titremeleri verilebilir. Vokal tiklere ise boğaz temizleme, ses çıkarma (küfür etme) gibi örnekler verilebilir. Tik bozuklukları kişinin benlik saygısına ve kendilik psikolojisine oldukça zarar veren bir işlev bozukluğudur (Leckman JF, 1997). Tourette Sendromu, motor ve lokal tiklerle senkronize olmuş bir nöropsikiyatrik bozukluktur. Diğer tiklerden farkı motor ve vokalin aynı anda görülmesidir. Genelde başlama yaşı 5-7 yaş aralığındadır (Cohen D, 1994). Erken yaşta başlayan tiklerin daha geç tedavi edildiği gözlemlenmiştir (Carter AS, 1994). Diğer yandan tik bozuklukları ile sık olarak birlikte görülen DEHB ve OKB tedavi önceliği taşırlar. Tik Bozukluğu (TB) ve <strong data-start="5379" data-end="5386">OKB</strong> birlikte görüldüğünde, tedavi süreci tartışmalı bir konudur. Klinik uygulamalarda, tek başına bir tedavi yönteminin yeterli olmayabileceği, bu nedenle farklı ilaç gruplarının birlikte kullanılmasının gerekebileceği bildirilmiştir. Özellikle, Seçici Serotonin Geri Alım İnhibitörleri (SSRI’lar) ile nöroleptik ilaçların (antipsikotikler) birlikte kullanımının bazı vakalarda etkili olabileceği öne sürülmektedir. Ancak her bireyin klinik seyri farklı olduğundan, tedavi planı kişiye özgü olarak düzenlenmelidir (Bruun RD, 1997). Tedavisi için kişinin okul hayatındaki insanlar, sosyal çevresi, ailesi bilinçlendirilmelidir. Sağıltımda davranışçı ve destekleyici yaklaşımların yanı sıra en etkin tedavi yöntemlerindendir. İlaç kullanımında ise şizofrenideki kadar ağır değil, düşük doz başlayıp sonrasında yavaş yavaş yükselmek gerekmektedir.</p>
<h2 data-start="6229" data-end="6241"><strong data-start="6232" data-end="6241">Sonuç</strong></h2>
<p data-start="6243" data-end="7399">Bu çalışmada Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) ile birlikte görülen başlıca komorbiditeler ele alınmıştır. Bulgular, OKB’nin sıklıkla panik bozukluk, sosyal <strong data-start="6399" data-end="6422">anksiyete bozukluğu</strong>, depresyon ve tik bozuklukları ile birlikte görüldüğünü ortaya koymaktadır. Komorbiditenin varlığı, hem tanı sürecini hem de tedavi planlamasını güçleştirmekte; semptomların şiddeti, tedaviye uyum ve prognoz üzerinde belirleyici bir rol oynamaktadır. Özellikle depresyon ve <strong data-start="6697" data-end="6720">anksiyete bozukluğu</strong> ile birlikte görüldüğünde, klinik seyir daha karmaşık bir hâl almakta ve multidisipliner bir yaklaşım gerekmektedir. Ayrıca, bazı vakalarda seçici serotonin geri alım inhibitörleri (SSRI’lar) ile nöroleptik ilaçların birlikte kullanımının etkili olabileceği bildirilmektedir. Sonuç olarak, OKB’ye eşlik eden komorbiditelerin göz önünde bulundurulması, hem klinik değerlendirme hem de tedavi sürecinin başarısı açısından kritik öneme sahiptir. Bu bağlamda, konunun daha iyi anlaşılması için “Takıntılar” (The Aviator) filmi de önerilebilir; film, obsesif kompulsif bozukluğun bireyin yaşamını ve işlevselliğini nasıl etkileyebileceğine dair güçlü bir sinemasal örnek sunmaktadır.</p>
<h2 data-start="7401" data-end="7419"><strong data-start="7404" data-end="7419">REFERANSLAR</strong></h2>
<p data-start="7421" data-end="8597">Tamam, L., Saygili, M., &amp; Ünal, M. (2003). Obsesif kompulsif bozukluğu olan hastalarda diğer anksiyete bozukluklarının komorbiditesi. <em data-start="7555" data-end="7586">Anadolu Psikiyatri Dergisi, 4</em>, 69-80.<br data-start="7594" data-end="7597" />BAKIŞ, G. B. ANKSİYETE BOZUKLUKLARINA.<br data-start="7635" data-end="7638" />Yaluğ, İ., Kocabaşoğlu, N., Aydoğan, G., &amp; Günel, B. (2003). Obsesif kompulsif bozukluk ve panik bozuklukta depresyon ve kişilik bozukluğu komorbiditesi. <em data-start="7792" data-end="7852">Düşünen Adam: Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Dergisi, 16</em>(1), 28-34.<br data-start="7863" data-end="7866" />ÖZDEMİR, D. F., &amp; ÜNAL, F. (2006). Tik Bozuklukları. <em data-start="7919" data-end="7956">Turkiye Klinikleri J Pediatr Sci, 2</em>(8), 31-34.<br data-start="7967" data-end="7970" />Cohen D, Leckman JF. Developmental psychopathology and neurobiology of Tourette’s Syndrome. <em data-start="8062" data-end="8098">J Am Acad Child Adolesc Psychiatry</em> 1994;33:2-15.<br data-start="8112" data-end="8115" />Bruun RD, Budman CL. The course and prognosis of Tourette syndrome. <em data-start="8183" data-end="8196">Neurol Clin</em> 1997;15:291-8.<br data-start="8211" data-end="8214" />Carter AS, Pauls DL, Leckman JF. A prospective longitudinal study of Gilles de la Tourette’s syndrome. <em data-start="8317" data-end="8353">J Am Acad Child Adolesc Psychiatry</em> 1994;33:377-85.<br data-start="8369" data-end="8372" />Amerikan Psikiyatri Birliği. <em data-start="8401" data-end="8453">Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal Elkitabı.</em> Dördüncü baskı (DSM-IV), Amerikan Psikiyatri Birliği, Washington, DC, 1994’ten, çeviri editörü Köroğlu E. Hekimler Yayın Birliği, Ankara, 1998.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/ayni-bedende-birden-fazla-golge-okbnin-komorbiditeleri-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Değişken Mevsimlerin Döngüleri: Bipolar Bozuklukla Yaşamak</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/degisken-mevsimlerin-donguleri-bipolar-bozuklukla-yasamak/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=degisken-mevsimlerin-donguleri-bipolar-bozuklukla-yasamak</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/degisken-mevsimlerin-donguleri-bipolar-bozuklukla-yasamak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nazenin Fırat]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Sep 2025 21:00:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikopatoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=13435</guid>

					<description><![CDATA[Hayat, bazen bir yaz sıcağı gibi ısıtır, coşku ve enerjiyle besler ruhu. Sonra hava kapanır, bulutlar yükselir, bir kış rüyasına döner; her ses donar ve dünya kendi içine kapanır. Bipolar bozukluk ile yaşayan bir birey için bu durum, kontrol edilmesi zor olan mevsim döngülerine benzer. Bir anda bahar filizlenir, ardından yaz sıcağı gelir, sonra her [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<article class="text-token-text-primary w-full focus:outline-none scroll-mt-[calc(var(--header-height)+min(200px,max(70px,20svh)))]" dir="auto" tabindex="-1" data-turn-id="request-WEB:8c96cdb2-8238-4d21-bad1-bda0eb3d788e-4" data-testid="conversation-turn-10" data-scroll-anchor="true" data-turn="assistant">
<div class="text-base my-auto mx-auto pb-10 [--thread-content-margin:--spacing(4)] thread-sm:[--thread-content-margin:--spacing(6)] thread-lg:[--thread-content-margin:--spacing(16)] px-(--thread-content-margin)">
<div class="[--thread-content-max-width:40rem] thread-sm:[--thread-content-max-width:40rem] thread-lg:[--thread-content-max-width:48rem] mx-auto max-w-(--thread-content-max-width) flex-1 group/turn-messages focus-visible:outline-hidden relative flex w-full min-w-0 flex-col agent-turn" tabindex="-1">
<div class="flex max-w-full flex-col grow">
<div class="min-h-8 text-message relative flex w-full flex-col items-end gap-2 text-start break-words whitespace-normal [.text-message+&amp;]:mt-5" dir="auto" data-message-author-role="assistant" data-message-id="5d408c8e-7a57-4ac8-985d-b270d76ab962" data-message-model-slug="gpt-5">
<div class="flex w-full flex-col gap-1 empty:hidden first:pt-[3px]">
<div class="markdown prose dark:prose-invert w-full break-words dark markdown-new-styling">
<p data-start="66" data-end="627">Hayat, bazen bir yaz sıcağı gibi ısıtır, coşku ve enerjiyle besler ruhu. Sonra hava kapanır, bulutlar yükselir, bir kış rüyasına döner; her ses donar ve dünya kendi içine kapanır. <strong data-start="246" data-end="266">Bipolar bozukluk</strong> ile yaşayan bir birey için bu durum, kontrol edilmesi zor olan mevsim döngülerine benzer. Bir anda bahar filizlenir, ardından yaz sıcağı gelir, sonra her şey sonbaharın hüznüne bürünür ve en sonunda kışın dondurucu soğuğu çöker. Bu mevsim değişiklikleri aynı zamanda kişinin tüm iç dünyasını, düşüncelerini ve eylemlerini baştan sona dönüştüren bir döngüdür.</p>
<p data-start="629" data-end="936">Amerikan Psikiyatri Birliği&#8217;nin yayımladığı <strong data-start="673" data-end="682">DSM-5</strong> (Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı 5. Baskı)’da yer alan tanı kriterlerine göre, <strong data-start="786" data-end="806">bipolar bozukluk</strong>, duygusal, bilişsel ve davranışsal alanlarda ciddi işlevsellik bozukluklarına yol açan bir durum olarak tanımlanır. (APA, 2013)</p>
<h2 data-start="943" data-end="984"><strong data-start="946" data-end="984">İki Ayrı Mevsim: Mani ve Depresyon</strong></h2>
<p data-start="986" data-end="1078">Bipolar bozukluğun ruh halini belirleyen iki ana mevsim vardır: <strong data-start="1050" data-end="1058">mani</strong> ve <strong data-start="1062" data-end="1075">depresyon</strong>.</p>
<p data-start="1080" data-end="1731"><strong data-start="1080" data-end="1095">Mani evresi</strong>, ruhun en yüksek zirvesine çıktığı, adeta sürekli bir yaz güneşi altında yaşamak gibidir. DSM-5 kriterlerine göre, mani dönemi en az bir hafta boyunca, kişinin olağan davranışlarından belirgin sapmalar gösteren, yükselmiş, genişlemiş veya irritabl (kolay sinirlenebilen) bir ruh hali ile tanımlanır. Bu döneme, şişmiş özsaygı veya grandiyözite, uyku ihtiyacında azalma, konuşkanlıkta artış, düşünce uçuşmaları veya yarışan fikirler, dikkat dağınıklığı ve amaca yönelik aktivitede artış gibi belirtiler eşlik eder. Bu durum, nörobiyolojik açıdan dopamin, noradrenalin ve glutamat gibi nörotransmitterlerin dengesizliğiyle ilişkilidir.</p>
<p data-start="1733" data-end="2290"><strong data-start="1733" data-end="1753">Depresyon evresi</strong> ise bu durumun tam tersi adeta bir kış gibidir. Her şeyin donduğu, renksizleştiği ve sessizliğe büründüğü bir döneme girilir. Depresif ataklar, en az iki hafta süren, depresif bir ruh hali ve/veya ilgi veya zevk kaybı ile karakterizedir. Bu dönemde, iştah ve uyku düzeninde belirgin değişiklikler, psikomotor yavaşlama veya ajitasyon, yorgunluk, değersizlik veya suçluluk hisleri ve tekrarlayan ölüm düşünceleri görülebilir. Bu evre, beyindeki serotonin ve noradrenalin gibi nörotransmitterlerin aktivitesinin azalmasıyla ilişkilidir.</p>
<h2 data-start="2297" data-end="2342"><strong data-start="2300" data-end="2342">Mevsimlerin Döngüsü ve Tanı Kriterleri</strong></h2>
<p data-start="2344" data-end="2411">Bu mevsimlerin döngüleri, farklı şekillerde kendini gösterebilir:</p>
<ul data-start="2413" data-end="3501">
<li data-start="2413" data-end="2776">
<p data-start="2415" data-end="2776"><strong data-start="2415" data-end="2437">Bipolar I Bozukluk</strong>: Yazın en sıcak, en parlak ve en uzun sürdüğü, ardından kışın en ağır halinin geldiği mevsim döngüsüdür. Döngüler birbirini takip eder ve kişi mani ve depresyon evresini peşi sıra yaşar. Tanı için en az bir kez mani atağının yaşanmış olması şarttır. Depresif epizotlar genellikle bu atakları takip eder ancak tanı için zorunlu değildir.</p>
</li>
<li data-start="2778" data-end="3099">
<p data-start="2780" data-end="3099"><strong data-start="2780" data-end="2803">Bipolar II Bozukluk</strong>: Baharın kısa ve hafif esintilerini (hipomani) yaşadıktan sonra, uzun ve çetin bir kışın bastırdığı bir döngüdür. Hipomani, mani kriterlerini tam olarak karşılamayan, ancak kişinin olağan halinden belirgin bir sapma gösteren bir dönemdir. Bu sapma davranış örüntülerine net bir şekilde yansır.</p>
</li>
<li data-start="3101" data-end="3501">
<p data-start="3103" data-end="3501"><strong data-start="3103" data-end="3126">Siklotimik Bozukluk</strong>: Ne tam bir yaz ne de tam bir kış vardır; sürekli sonbaharın serin rüzgârları ve ilkbaharın ılıman esintileri arasında gidip gelmek gibidir. Daha hafif mani ve depresyon belirtilerinin olduğu, en az iki yıl boyunca devam eden kronik bir durumdur. Bu durum, klinik olarak tam bir bipolar bozukluk atağına dönüşme riski taşır. Takip edilmesi gereken bir durum söz konusudur.</p>
</li>
</ul>
<h2 data-start="3508" data-end="3551"><strong data-start="3511" data-end="3551">Kökler ve Büyüme: Nedenler ve Tedavi</strong></h2>
<p data-start="3553" data-end="3905">Bipolar bozukluğun kesin bir nedeni olmamakla birlikte, genetik yatkınlığın en önemli risk faktörü olduğu bilinmektedir. İkiz çalışmaları, genetik faktörlerin rolünü güçlü bir şekilde desteklemektedir. Ayrıca, stresli yaşam olayları, uyku düzenindeki bozukluklar ve madde kullanımı gibi çevresel faktörler de nörolojik dengesizlikleri tetikleyebilir.</p>
<p data-start="3907" data-end="4666">Tedavi, bu mevsimlerin sert etkilerini hafifletmek için en önemli unsurdur. Her dönemin, her kavurucu sıcağın, her esintinin kendine has zorlukları vardır. Genellikle farmakoterapi (ilaç tedavisi) ve psikoterapi olmak üzere iki güçlü kök üzerine kuruludur. Ruh hali dengeleyiciler (mood stabilizers), özellikle lityum, valproat ve lamotrijin, ruh halindeki aşırı dalgalanmaları kontrol altına almada birinci basamak ilaçlardır. Psikoterapi ise, kişinin bu mevsimlerde nasıl hayatta kalacağını, kendi içsel dengesini nasıl bulacağını öğreten bir rehber gibidir. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) gibi yaklaşımlar, bireyin olumsuz düşünce kalıplarını yeniden şekillendirerek, her mevsimde hayata daha sağlıklı ve bilinçli bir şekilde tutunmasına yardımcı olur.</p>
<h2 data-start="4673" data-end="4709"><strong data-start="4676" data-end="4709">Toprağın Gücü: Aile ve Destek</strong></h2>
<p data-start="4711" data-end="5076">Bu döngülerle başa çıkmada aile ve yakın çevre, en güçlü destekleyici topraktır. Aile eğitimi, bu kişilerin mevsimlerin neden değiştiğini anlamalarını ve fırtınalı dönemlerde nasıl destek olacaklarını öğrenmelerini sağlar. Onların anlayışı ve sabrı, bu döngülerin getirdiği zorlukları hafifleten, kişinin daha sağlam kökler salmasını sağlayan en önemli faktördür.</p>
<p data-start="5078" data-end="5412">Unutulmamalıdır ki, <strong data-start="5098" data-end="5128">bipolar bozuklukla yaşamak</strong> bir zayıflık belirtisi değildir. Aksine, bu zorlu döngüleri deneyimlemek ve her mevsimde ayakta kalmak büyük bir cesaret ister. Profesyonel yardım aramak, bu döngülerin içinde kaybolmak yerine, her mevsimin getirdiği zorlukları kabul ederek hayatı yönetmeyi öğrenmenin bir yoludur.</p>
<p data-start="5414" data-end="5538" data-is-last-node="" data-is-only-node="">Unutma, her fırtınanın ardından mutlaka bir sakinlik anı gelir ve bu döngü, seni daha sağlam ve daha bilge bir ağaç yapar.</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</article>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/degisken-mevsimlerin-donguleri-bipolar-bozuklukla-yasamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pasif-Agresif Kişilik Yapısı</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/pasif-agresif-kisilik-yapisi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=pasif-agresif-kisilik-yapisi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/pasif-agresif-kisilik-yapisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nur Arvas Dere]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Sep 2025 10:20:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikopatoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=13161</guid>

					<description><![CDATA[Pasif-agresif kişilik yapılanması, duyguları ve öfkesini doğrudan ifade etmek yerine dolaylı yollarla ortaya çıkarma eğiliminde olan yapılanmadır. Bu kişiler genellikle çatışmadan kaçınır, fakat içsel anlamda yaşadıkları bu duyguları pasif yollarla belli ederler. Dolaylı Öfke İfadelerine Yönelik Çıkarımlar Kırgınlık, kızgınlık ya da öfkeyi açıkça dile getirmek yerine, erteleme, unutma, isteksiz davranma gibi eylemler ile göstermek. Duygusunu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="277" data-end="546"><strong data-start="277" data-end="302">Pasif-agresif kişilik</strong> yapılanması, duyguları ve öfkesini doğrudan ifade etmek yerine dolaylı yollarla ortaya çıkarma eğiliminde olan yapılanmadır. Bu kişiler genellikle çatışmadan kaçınır, fakat içsel anlamda yaşadıkları bu duyguları pasif yollarla belli ederler.</p>
<h2 data-start="548" data-end="600"><strong data-start="551" data-end="598">Dolaylı Öfke İfadelerine Yönelik Çıkarımlar</strong></h2>
<ul data-start="602" data-end="1818">
<li data-start="602" data-end="835">
<p data-start="604" data-end="835"><strong data-start="604" data-end="639">Kırgınlık, kızgınlık ya da öfke</strong>yi açıkça dile getirmek yerine, erteleme, unutma, isteksiz davranma gibi eylemler ile göstermek. Duygusunu dile getiremeyen birey bunu gizleyerek olaylardan ve kişilerden kaçan bir hale dönüşür.</p>
</li>
<li data-start="836" data-end="1041">
<p data-start="838" data-end="1041"><strong data-start="838" data-end="858">Direnç gösterme:</strong> Otorite figürlerine ya da beklentilere karşı doğrudan “hayır” diyemeyip, ertelemek ya da işi eksik yapmak. Reddedilme ya da cezalandırılma korkusu ile geçiştirme çabasına girerler.</p>
</li>
<li data-start="1042" data-end="1279">
<p data-start="1044" data-end="1279"><strong data-start="1044" data-end="1069">Mağdur rolüne girmek:</strong> “Kimse beni anlamıyor, herkes bana yük” tarzı söylemler ile sorumluluk bilincinden kaçınmak. Var olan sorumluluklardan sıyrılmak ya da bunu yapmamak için mağdur halleri ile ilgiyi üstünde tutmaya çalışırlar.</p>
</li>
<li data-start="1280" data-end="1485">
<p data-start="1282" data-end="1485"><strong data-start="1282" data-end="1307">Sabotaj davranışları:</strong> Başkalarının planlarını ya da işlerini bilinçli ya da bilinçsiz şekilde aksatmak. Kendi işleri yolunda ve düzenli olmadığından başkalarının işlerini de bozma eğilimindedirler.</p>
</li>
<li data-start="1486" data-end="1670">
<p data-start="1488" data-end="1670"><strong data-start="1488" data-end="1508">İçe atılan öfke:</strong> Dışarıya saldırganlık göstermek yerine, sessizlik, küslük, alınganlık gibi pasif davranışlarla kendini ifade edebilme. Kendi kabuğunda fark edilmeyi beklerler.</p>
</li>
<li data-start="1671" data-end="1818">
<p data-start="1673" data-end="1818"><strong data-start="1673" data-end="1696">Çelişkili iletişim:</strong> Sözel olarak onay verip, davranışsal olarak engelleyici bir hal içerisinde olmak (örn: “tamam yaparım” deyip yapmamak).</p>
</li>
</ul>
<h2 data-start="1825" data-end="1867"><strong data-start="1828" data-end="1865">Pasif-Agresif Kişiliğin Kökenleri</strong></h2>
<ul data-start="1869" data-end="2327">
<li data-start="1869" data-end="2046">
<p data-start="1871" data-end="2046"><strong data-start="1871" data-end="1903">Çocuklukta otoriter ebeveyn:</strong> Açıkça karşı çıkmanın ya da öfkesini dile getirmenin cezalandırıldığı bir ailede çocuk, öfkesini ve fikrini dolaylı yollar ile gösterebilir.</p>
</li>
<li data-start="2047" data-end="2199">
<p data-start="2049" data-end="2199"><strong data-start="2049" data-end="2079">İhmal ve değersizleştirme:</strong> İhtiyaçlarının karşılanmaması ihmale, kişinin kendini açıklıkla ifade edememesi yetersizlik hissiyatına yol açabilir.</p>
</li>
<li data-start="2200" data-end="2327">
<p data-start="2202" data-end="2327"><strong data-start="2202" data-end="2224">Güvensiz bağlanma:</strong> Özellikle kaçıngan ya da ambivalan bağlanma stilleri, duyguları doğrudan paylaşmayı zorlaştırabilir.</p>
</li>
</ul>
<h2 data-start="2334" data-end="2378"><strong data-start="2337" data-end="2376">Yetişkinlikte İlişkilere Yansımalar</strong></h2>
<p data-start="2380" data-end="2495">Çocukluk döneminde bu deneyimleri yaşamış olan bireylerin yetişkinlikteki ilişkilerinde şu sonuçlar ortaya çıkar:</p>
<ul data-start="2497" data-end="2779">
<li data-start="2497" data-end="2593">
<p data-start="2499" data-end="2593">Partnerlik, arkadaşlık ya da iş ilişkilerinde belirsiz, yorucu, güven zedeleyici çıkarımlar.</p>
</li>
<li data-start="2594" data-end="2687">
<p data-start="2596" data-end="2687"><strong data-start="2596" data-end="2621">Pasif-agresif kişilik</strong>, karşısındakini sürekli tahmin etmeye zorlayan bir yerde durur.</p>
</li>
<li data-start="2688" data-end="2779">
<p data-start="2690" data-end="2779">Açık iletişim kuramadığından, ilişkilerdeki çatışmalar çözülemeyen kronik bir hal alır.</p>
</li>
</ul>
<h2 data-start="2786" data-end="2839"><strong data-start="2789" data-end="2837">Pasif-Agresif Davranışlarla Baş Etme Yolları</strong></h2>
<ul data-start="2841" data-end="3426">
<li data-start="2841" data-end="2974">
<p data-start="2843" data-end="2974"><strong data-start="2843" data-end="2883">Duyguları tanımak ve anlamlandırmak:</strong> Şu an öfkeli ise bunu diyebilmek, pasif iletişim yollarındansa açık iletişimi destekler.</p>
</li>
<li data-start="2975" data-end="3095">
<p data-start="2977" data-end="3095"><strong data-start="2977" data-end="3006">Sağlıklı sınırlar koymak:</strong> İstenmeyen durumlarda “hayır” diyebilmek, erteleme ve geçiştirmenin önüne geçmiş olur.</p>
</li>
<li data-start="3096" data-end="3266">
<p data-start="3098" data-end="3266"><strong data-start="3098" data-end="3136">İletişim becerilerini geliştirmek:</strong> Duyguları suçlamadan, “ben diliyle” ifade edebilmek (örn: “Sen geç kaldın” yerine “Beklediğimde kötü hissediyorum” diyebilmek).</p>
</li>
<li data-start="3267" data-end="3426">
<p data-start="3269" data-end="3426"><strong data-start="3269" data-end="3290">Terapötik destek:</strong> Özellikle bireysel terapi, kişinin çocukluk deneyimlerini ve öğrenilmiş baş etme yöntemlerini dönüştürebilmesi için bir pencere açar.</p>
</li>
</ul>
<p data-start="3428" data-end="3601"><strong data-start="3428" data-end="3453">Pasif-agresif kişilik</strong> yanını değiştirmek, “öfkesiz olmak” değil, öfkeyi sağlıklı ve anlaşılır bir biçimde ifade etmek demektir. Bu zamanla gelişebilecek bir beceridir.</p>
<h2 data-start="3608" data-end="3672"><strong data-start="3611" data-end="3670">Pasif-Agresif Davranışları Dönüştürmek İçin Egzersizler</strong></h2>
<h3 data-start="3674" data-end="3713"><strong data-start="3678" data-end="3711">1. Günlük Farkındalık Günlüğü</strong></h3>
<ul data-start="3714" data-end="3961">
<li data-start="3714" data-end="3795">
<p data-start="3716" data-end="3795">Gün içinde sinirlendiğin, kırıldığın, isteksiz hissettiğin anları yazmalısın.</p>
</li>
<li data-start="3796" data-end="3873">
<p data-start="3798" data-end="3873">“Ne oldu? Ben ne hissettim? Nasıl davrandım?” diye mutlaka not almalısın.</p>
</li>
<li data-start="3874" data-end="3961">
<p data-start="3876" data-end="3961">Sonra kendine sorabilirsin: “Burada aslında neyi söylemek istedim ve söyleyemedim?”</p>
</li>
</ul>
<h3 data-start="3963" data-end="4000"><strong data-start="3967" data-end="3998">2. Küçük ‘Hayır’ Pratikleri</strong></h3>
<ul data-start="4001" data-end="4207">
<li data-start="4001" data-end="4081">
<p data-start="4003" data-end="4081">Her gün bir kez, küçük bir isteğe nazik ama net bir şekilde hayır demelisin.</p>
</li>
<li data-start="4082" data-end="4137">
<p data-start="4084" data-end="4137">Örneğin: “Şu an müsait değilim, sonra yapabilirim.”</p>
</li>
<li data-start="4138" data-end="4207">
<p data-start="4140" data-end="4207">Başta zor gelse de doğrudan hayır diyebilme kasınızı güçlendirir.</p>
</li>
</ul>
<h3 data-start="4209" data-end="4244"><strong data-start="4213" data-end="4242">3. Beden Dili Alıştırması</strong></h3>
<ul data-start="4245" data-end="4478">
<li data-start="4245" data-end="4369">
<p data-start="4247" data-end="4369">Bir olay yaşandığında otomatik olarak “sen” diye başlayan cümleler yerine “ben hissediyorum çünkü” kalıbını denemelisin.</p>
</li>
<li data-start="4370" data-end="4478">
<p data-start="4372" data-end="4478">Örneğin: “Sen beni hiç dinlemiyorsun” yerine, “Ben sözüm kesildiğinde değersiz hissediyorum” diyebilmek.</p>
</li>
</ul>
<h3 data-start="4480" data-end="4521"><strong data-start="4484" data-end="4519">4. Küçük Konfor Alanı Deneyleri</strong></h3>
<ul data-start="4522" data-end="4654">
<li data-start="4522" data-end="4654">
<p data-start="4524" data-end="4654">Normalde sessiz kaldığınız küçük durumlarda (örneğin kahve siparişinde yanlış bir şey geldiğinde) kibarca düzeltme yapabilirsin.</p>
</li>
</ul>
<h3 data-start="4656" data-end="4682"><strong data-start="4660" data-end="4680">5. Öfke Haritası</strong></h3>
<ul data-start="4683" data-end="4933">
<li data-start="4683" data-end="4777">
<p data-start="4685" data-end="4777">Gün içinde kızgın hissettiğinde bedeninde nerede hissettiğini fark et (mide, göğüs, omuz).</p>
</li>
<li data-start="4778" data-end="4933">
<p data-start="4780" data-end="4933">Birkaç derin nefes al, sonra duygunu kısa ve açık bir cümle ile dile getirebilirsin (örn: “Şu an biraz gerildim” ya da “Bu konuda farklı düşünüyorum”).</p>
</li>
</ul>
<h3 data-start="4935" data-end="4969"><strong data-start="4939" data-end="4967">6. Yavaş İfade Egzersizi</strong></h3>
<ul data-start="4970" data-end="5141">
<li data-start="4970" data-end="5060">
<p data-start="4972" data-end="5060">Konuşmadan önce bir nefes al, sonra söylemek istediklerini net bir biçimde dile getir.</p>
</li>
<li data-start="5061" data-end="5141">
<p data-start="5063" data-end="5141">Bu duraklama, pasif-agresif kaçamak yerine açık cümle kurmayı kolaylaştırır.</p>
</li>
</ul>
<h3 data-start="5143" data-end="5181"><strong data-start="5147" data-end="5179">7. İhtiyaç Listesi Çalışması</strong></h3>
<ul data-start="5182" data-end="5376">
<li data-start="5182" data-end="5285">
<p data-start="5184" data-end="5285">Günün sonunda kendine sormalısın: “Bugün hangi ihtiyacım karşılandı?” ya da “Hangisi karşılanmadı?”</p>
</li>
<li data-start="5286" data-end="5376">
<p data-start="5288" data-end="5376">Karşılanmayan ihtiyaçlarını pasif yollarla değil, doğrudan söylemeyi planlayabilirsin.</p>
</li>
</ul>
<h2 data-start="5383" data-end="5397"><strong data-start="5386" data-end="5395">Sonuç</strong></h2>
<p data-start="5399" data-end="5758">Bunları düzenli bir şekilde yaptığınızda zamanla pasif-agresif tepkilerinizin azaldığını, kendinizi daha net, anlaşılır ve güçlü bir şekilde ifade etmeye başladığınızı fark edeceksinizdir. Unutmayın ki değişim ve gelişim zaman alır. Yıllarca süregelen kişiliğimiz bir anda değiştirilemez. Yeni deneyimler ve rutinler ile hayatımızın bir parçası olabilirler.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/pasif-agresif-kisilik-yapisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bozuk Tabak, Bozuk Döngü: Yeme Bozukluklarında G-BDT’nin Rolü</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/bozuk-tabak-bozuk-dongu-yeme-bozukluklarinda-g-bdtnin-rolu/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=bozuk-tabak-bozuk-dongu-yeme-bozukluklarinda-g-bdtnin-rolu</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/bozuk-tabak-bozuk-dongu-yeme-bozukluklarinda-g-bdtnin-rolu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağla Gül Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Sep 2025 10:35:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikopatoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=13030</guid>

					<description><![CDATA[Kimisi için yemek, hayata bağlayan mutluluk veren bir aktivitedir. Kimisi içinse sadece hayatta kalmayı sağlayan bir unsurdur. Bazı görüşlere göre insanlar ikiye ayrılır: yemek yemek için yaşayanlar ve yaşamak için yemek yiyenler. Hayatta kalmamızı sağlayan bu eylemin düzeni bizler için oldukça önemlidir. Yeme bozuklukları uygunsuz veya düzensiz olabilir. Bunun birçok sebebi vardır. Bu sebeplerin arasında [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="404" data-end="1398">Kimisi için yemek, hayata bağlayan mutluluk veren bir aktivitedir. Kimisi içinse sadece hayatta kalmayı sağlayan bir unsurdur. Bazı görüşlere göre insanlar ikiye ayrılır: yemek yemek için yaşayanlar ve yaşamak için yemek yiyenler. Hayatta kalmamızı sağlayan bu eylemin düzeni bizler için oldukça önemlidir. <strong data-start="711" data-end="732">Yeme bozuklukları</strong> uygunsuz veya düzensiz olabilir. Bunun birçok sebebi vardır. Bu sebeplerin arasında psikolojik sebepler de yer almaktadır. Çoğunlukla kadınlarda görünen bu problem, genel olarak beden algısı bozukluğundan, kilo almaya yönelik aşırı korkudan, yenilen yemeğin kusulması gibi sorunlara dayanabilir. Geçmişlerde kadınlarda çok görülse de günümüzde ergenlerde ve çocuklarda da görülmektedir. Yeme bozuklukları DSM-4’a göre 3 ana başlıkta sınıflandırılmıştır: Bulimia nevroza, anoreksiya nevroza ve diğer tüm tanımlanamayan yeme bozuklukları. Fakat günümüzde kullanılan DSM-5’a göre “beslenme ve yeme bozuklukları” olacak şekilde genişletilmiştir (Dilara Eroğlu, 2025).</p>
<p data-start="1400" data-end="1926"><strong data-start="1400" data-end="1421">Yeme bozuklukları</strong>, kişide temel olarak sadece yemek yeme düzeniyle ilgili değildir. Ekonomik faktörler, sosyal hayat, fiziksel etmenlerin de çok büyük etkisi vardır. Ölüm oranlarındaki ciddi artış ve diğer psikopatolojik durumların arasında riskli sayılabilecek bir bozukluk olduğundan son derece önem verilmektedir (Fairburn, 2008). Yeme bozukluklarında kişinin tekrar yakalanma oranı ve ölüm riski bir hayli fazla olduğundan, tedavide kullanılacak teknikler ve yöntemler bir o kadar önemlidir (Mineka ve Hooley, 2013).</p>
<h2 data-start="1928" data-end="1983"><strong data-start="1931" data-end="1983">Geliştirilmiş Bilişsel Davranışçı Terapi (G-BDT)</strong></h2>
<p data-start="1985" data-end="2590">Bilişsel Davranışçı Kuram, kilo, beden yapısı ve formu hakkında olumsuz düşüncelere odaklanır. İşlevsiz düşünce sisteminin yeme bozukluğu belirtilerinin ortaya çıkması ve devam etmesinde rol oynar. Ayrıca, kilo kontrolü veya telafi edici yöntemlerin hastalığı güçlendirerek devam ettirdiğini öne sürmektedir. Güncellenmiş bilişsel davranışçı yaklaşım, yeme bozukluklarını transdiagnostik bir bakış açısıyla değerlendirmektedir. Ayrıca AN (Anoreksiya nevroza), BN (Bulimia nevroza) ve TYB (tıkınırcasına yeme bozukluğu) de benzer bir yapıya sahip olduğu vurgulanmaktadır (Ergüney-Okumuş ve Deveci, 2019).</p>
<p data-start="2592" data-end="3454">Yapılan bir deneyde gözlemlere göre danışanların yarısında BDT çözüm olurken, diğer yarısında ise tekrarlı işlevsiz davranışlara geri dönüş sağlanmıştır. Bu problem için uzmanlar tarafından yeni bir teknik üretilmiştir: <strong data-start="2812" data-end="2864">Geliştirilmiş Bilişsel Davranışçı Terapi (G-BDT)</strong> (Cooper ve Fairburn, 2010; Fairburn, 2008; Fairburn, Cooper ve Shafran, 2003; Murphy, Straebler, Cooper ve Fairburn, 2010). G-BDT temel ilkelerini BDT’den alırken, birbirlerinden ayrılan noktalarda bulunmaktadır. Örneğin, BDT’de kullanılan bilişsel yeniden yapılanma, Sokratik sorgulama gibi elementleri kullanmaz. G-BDT daha çok olumsuz otomatik davranışı sürdüren davranışın ne olduğuna odaklanır. Bilişsel değişime ulaşmak için vakaların davranış değişimlerinin etkili olduğunu ve tedavinin geri kalanının bu değişimin üzerine inşa edilmesi gerektiğini savunmaktadır (Fairburn, 2008).</p>
<p data-start="3456" data-end="3690">Kişilerarası problemler, duygu intoleransı, düşük özgüven, klinik mükemmeliyetçilik ek mekanizmaları ele alınarak, vakaların daha büyük bir kısmının tedaviye yanıt verebileceği düşünülmektedir. <strong data-start="3650" data-end="3659">G-BDT</strong>, dört aşamadan oluşmaktadır:</p>
<ol data-start="3692" data-end="4144">
<li data-start="3692" data-end="3871">
<p data-start="3695" data-end="3871"><strong data-start="3695" data-end="3709">İlk aşama:</strong> Vakayı sürece alıştırmak için kişisel formülasyon oluşturmak; düzenli tartımlar, bir diyetisyenle ortak çalışmak ve haftada iki gün seanslar oldukça önemlidir.</p>
</li>
<li data-start="3872" data-end="3964">
<p data-start="3875" data-end="3964"><strong data-start="3875" data-end="3892">İkinci aşama:</strong> Süreci gözden geçirme ve değişimin önündeki engeller konuşulmaktadır.</p>
</li>
<li data-start="3965" data-end="4038">
<p data-start="3968" data-end="4038"><strong data-start="3968" data-end="3985">Üçüncü aşama:</strong> Bozukluğu sürdüren ana mekanizma ele alınmaktadır.</p>
</li>
<li data-start="4039" data-end="4144">
<p data-start="4042" data-end="4144"><strong data-start="4042" data-end="4061">Dördüncü aşama:</strong> Değişimin sürdürülmesi ve tekrar riskini en aza düşürülmesine odaklanılmaktadır.</p>
</li>
</ol>
<h2 data-start="4146" data-end="4171"><strong data-start="4149" data-end="4171">Anoreksiya Nevroza</strong></h2>
<p data-start="4173" data-end="5079">Kişinin boy, yaş ve fiziksel özellikleri, varsa hastalıkları göz önünde bulundurulduğunda, olması gereken kilodan gözle görülür bir şekilde az olması problemidir. Bu kilo kaybının birçok sebebi olabilir; fakat eğer sebebi psikolojik bir problemse ismi <strong data-start="4425" data-end="4447">anoreksiya nevroza</strong>dır. Kilo almaktan çok korkar bu probleme sahip insanlar. Aynada gördüğü kendiyle algıladığı kendi arasında fark vardır. Kiloya ve bedenine çok fazla anlam atfeder. Seans görüşmelerinde değinilmesi gereken konular şunlardır: normal/iyi/kötü günlerde yeme düzenin nasıl? (amaç, eğer bir tetikleyicisi varsa onu bulmaktır.), yemek yeme kuralların var mı, bozuyor musun, bozduğunda ne yapıyorsun (kusma gibi telafi davranışlar gösteriyor mu?), kilo ve bedeninle ilgili endişelerin var mı? Bu düşünceler ne şiddette seni etkiliyor? Vücudunda kaçınma davranışları var mı? (aynaya bakamama, vücuda krem sürememe gibi)… (Emel Sarı, 2017)</p>
<h2 data-start="5081" data-end="5103"><strong data-start="5084" data-end="5103">Bulimia Nevrosa</strong></h2>
<p data-start="5105" data-end="5819">Russel (1973), bulimiası olan yirmi sekiz kadın ve iki erkek vakayı anlattığı makalesinde, vakaların karşı konulamaz bir yeme davranışı sergilediğini anlatmıştır. Bu davranışın takribinde kusma davranışının olduğunu gözlemlemiştir. Tanı kriterlerinin arasında katı bir diyetin ardından tıkınırcasına yeme ve ardından da bu yemeyi telafi eden davranışlar (kusma, laksatif kullanımı, aşırı egzersiz veya kendini aç bırakma) karakterizedir. Tanının koyulması için en az üç ay düzenli şekilde bozulmuş davranışların tekrar edilmesi beklenir. Tıkınırcasına yeme dönemleri genellikle stres tetikleyicisinin olduğu bilinmektedir. Daha sonra bireyin kendini suçlama, iğrenme gibi duygusal problemleri olduğu görülmüştür.</p>
<h2 data-start="5821" data-end="5885"><strong data-start="5824" data-end="5885">Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu (Binge Eating Disorder, TYB)</strong></h2>
<p data-start="5887" data-end="6838">Bireyin kısa bir sürede normalden fazla şeyi yeme davranışını dizginleyememesidir. Hastanın kendini kusmaya zorlamaması, idrar söktürücü gibi metabolizmayı hızlandıracak tüketimler yapmaması, fazla egzersiz yapmaması, <strong data-start="6105" data-end="6137">tıkınırcasına yeme bozukluğu</strong>nu BN’den ayıran özelliklerdir. Günümüzde TYB’nin yaygınlığı %1.5 olarak ölçülmüştür. AN ve BN kadın ergenlerde daha çok görünürken, TYB erkek yetişkinlerde daha çok görünür (Spitzer ve ark., 1993; Klem ve ark., 1998). Aynı zamanda obez kişilerde de çok sık rastlanmaktadır. Asıl ayırt edici yönü, tekrar tekrar kendini gösteren tıkınırcasına yeme dönemlerinde olumsuz etkilerini düzeltmeye çalışma görülmez (Topçuoğlu, 2013). DSM-5’a göre tıkınırcasına yeme atakları, üç ay içerisinde haftada en az bir kez olması gerekmektedir (APA, 2013). BDT’de tıkınırcasına yeme, katı diyet yapma, hastanın dış görünümü ve kilosu üzerinden saplantılı ve düşük özgüvenli olumsuz otomatik düşünceleri hedef alır.</p>
<h2 data-start="6840" data-end="6852"><strong data-start="6843" data-end="6852">Sonuç</strong></h2>
<p data-start="6854" data-end="8019">Yemek yeme davranışı, canlıların hayatının devamlılığını sağlayan bir eylemdir; fakat bazı insanlar bundan haz alırken, bazıları sadece hayatta kalmak için yemek yer. Her iki şekilde de yemek yeme düzeni <strong data-start="7058" data-end="7079">psikolojik sağlık</strong> açısından yeterince kıymetlidir. Bazı insanlar beden algı problemi, kendilik algısı, güzellik anlayışı gibi birçok etmenden kaynaklı yemek yeme davranışını düzenleyemez. Günümüzde yeme bozukluğu yaşayan insanların sayısının artma sebebi büyük ölçüde sosyal medya ve akabinde gelen güzellik algısıdır. Psikososyal ve ekonomik seviyeler de etken madde olarak gösterilir. Tedavisinde kullanılan davranışçı perspektif çoğu danışan için olumlu seyir göstermiştir; fakat yeme bozukluğuna sahip insanların bozuk düzene geri dönmesi çok yüksek ihtimaldir. Bunun için G-BDT adı verilen, tekrar eden davranışın düzenlenmesi için geliştirilmiş bilişsel davranışçı terapi üretilmiştir. BDT ile ayırıcı özellik olarak, G-BDT daha çok neden davranışın eskiye döndüğüyle ilgilenir. <strong data-start="7847" data-end="7869">Anoreksiya nevroza</strong>, <strong data-start="7871" data-end="7890">Bulimia nevroza</strong> ve <strong data-start="7894" data-end="7926">tıkınırcasına yeme bozukluğu</strong> en çok rastlanan yeme bozukluklarıdır; fakat bilinen çok daha fazla yeme bozukluğu vardır.</p>
<h2 data-start="8021" data-end="8039"><strong data-start="8024" data-end="8039">Referanslar</strong></h2>
<ul data-start="8041" data-end="8839">
<li data-start="8041" data-end="8184">
<p data-start="8043" data-end="8184">Sarı, E. (2025). Yeme Bozukluklarında Geliştirilmiş Bilişsel Davranışçı Terapi-Dört Aşama (Geleneksel Derleme). <em data-start="8155" data-end="8172">Ment Health, 32</em>(1), 8-14.</p>
</li>
<li data-start="8185" data-end="8328">
<p data-start="8187" data-end="8328">Oğur, M., &amp; Taşkale, M. (2022). Yeme bozukluklarında geliştirilmiş bilişsel davranışçı terapi: bulimiya nervoza üzerine bir gözden geçirme.</p>
</li>
<li data-start="8329" data-end="8455">
<p data-start="8331" data-end="8455">Toker, D. E., &amp; Hocaoğlu, Ç. (2009). Yeme bozuklukları ve aile yapısı: Bir gözden geçirme. <em data-start="8422" data-end="8440">Düşünen Adam, 22</em>(1-4), 36-42.</p>
</li>
<li data-start="8456" data-end="8652">
<p data-start="8458" data-end="8652">Zilifli, Y., &amp; Karaazi̇z, M. (2024). Yeme bozukluğu olan bireylerde bilişsel davranışçı terapinin kullanılması üzerine bir derleme. <em data-start="8590" data-end="8636">Journal Of Criminology Sociology And Law, 11</em>(6), 10-52096.</p>
</li>
<li data-start="8653" data-end="8839">
<p data-start="8655" data-end="8839">Turan, S., Poyraz, C. A., &amp; Ozdemir, A. (2015). Binge Eating Disorder/Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu. <em data-start="8755" data-end="8824">Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar/Current Approaches to Psychiatry, 7</em>(4), 419-436.</p>
</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/bozuk-tabak-bozuk-dongu-yeme-bozukluklarinda-g-bdtnin-rolu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
