<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Psikoloji Tarihi &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/konu/psikoloji-tarihi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Fri, 22 May 2026 14:51:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Psikoloji Tarihi &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bir Psikolog Hayatı Nasıl Değiştirir?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/bir-psikolog-hayati-nasil-degistirir/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=bir-psikolog-hayati-nasil-degistirir</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/bir-psikolog-hayati-nasil-degistirir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Asiye Giyik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 May 2026 21:05:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikoloji Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[psikolog]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=36211</guid>

					<description><![CDATA[Psikoloji bilimi, insan davranışlarını, duygularını ve düşüncelerini inceleyen önemli bir alan olarak öne çıkmaktadır. Günümüzde ruh sağlığına verilen önem giderek artmakta; bireyler günlük yaşamlarında stres, kaygı, depresyon, yalnızlık ve iletişim problemleri gibi birçok psikolojik sorunla karşılaşabilmektedir. Bu bağlamda, psikologlar bireylerin ruhsal sağlığını korumaya ve geliştirmeye yardımcı olan uzmanlar olarak önemli bir rol üstlenmektedir. Psikolog desteği [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Psikoloji bilimi, insan davranışlarını, duygularını ve düşüncelerini inceleyen önemli bir alan olarak öne çıkmaktadır. Günümüzde ruh sağlığına verilen önem giderek artmakta; bireyler günlük yaşamlarında stres, kaygı, depresyon, yalnızlık ve iletişim problemleri gibi birçok psikolojik sorunla karşılaşabilmektedir. Bu bağlamda, psikologlar bireylerin ruhsal sağlığını korumaya ve geliştirmeye yardımcı olan uzmanlar olarak önemli bir rol üstlenmektedir. Psikolog desteği alan bireylerin yaşam kalitesinde olumlu değişimler gözlemlenmektedir. Bu nedenle “Bir psikolog hayatı nasıl değiştirir?” sorusu, psikoloji alanında dikkat çeken konulardan biridir.</p>
<p>Psikologların birey üzerindeki en önemli etkilerinden biri, kişinin kendisini tanımasına yardımcı olmalarıdır. İnsanlar bazen yaşadıkları sorunların nedenini tam olarak anlayamayabilirler. Psikologlar, bilimsel yöntemler ve terapi teknikleri kullanarak bireyin duygu, düşünce ve davranışlarını değerlendirmektedir. Böylece birey, kendi davranışlarının nedenlerini fark etmeye başlar. <strong>Öz farkındalığın artması</strong>, kişinin sorunlarıyla daha sağlıklı bir şekilde baş etmesine katkı sağlar.</p>
<p>Bilimsel araştırmalar, psikolojik desteğin ruh sağlığı üzerinde olumlu etkileri olduğunu göstermektedir. Özellikle bilişsel davranışçı terapi gibi yöntemlerin depresyon, kaygı bozukluğu ve stres üzerinde etkili olduğu birçok çalışmada belirtilmiştir. Psikologlar, bireylerin olumsuz düşünce kalıplarını fark etmelerine yardımcı olur ve daha gerçekçi düşünme becerileri geliştirmelerini sağlar. Örneğin, sürekli başarısız olduğunu düşünen bir birey, terapi sürecinde bu düşüncelerini sorgulamayı öğrenebilir. Bu durum, kişinin özgüveninin artmasına ve yaşam kalitesinin yükselmesine katkı sağlayabilir.</p>
<p>Psikologların önemli katkılarından biri de insanların stresle baş etme becerilerini geliştirmeleridir. Günümüzde özellikle gençler, eğitim hayatı, gelecek kaygısı ve sosyal baskılar nedeniyle yoğun stres yaşamaktadır. Uzun süreli stres, hem fiziksel hem de psikolojik sağlık üzerinde olumsuz etkiler oluşturabilmektedir. Psikologlar, bireylere stres yönetimi, problem çözme ve duygu kontrolü gibi beceriler kazandırarak, onların günlük yaşamlarını daha sağlıklı sürdürmelerine yardımcı olmaktadır.</p>
<p>Üniversite öğrencileri açısından psikolojik destek oldukça önemlidir. Üniversite dönemi, bireyin kimlik gelişiminin hızlandığı ve sosyal çevresinin değiştiği bir süreçtir. Bu dönemde öğrenciler, akademik baskı, yalnızlık, uyum problemleri ve gelecek kaygısı yaşayabilmektedir. Yapılan çalışmalar, psikolojik destek alan öğrencilerin akademik başarılarının ve sosyal uyumlarının daha yüksek olabildiğini göstermektedir. Ayrıca, psikolojik danışmanlık hizmetleri, öğrencilerin özgüvenlerini artırabilmekte ve kaygı düzeylerini azaltabilmektedir.</p>
<p>Psikologlar, yalnızca ruhsal hastalıkların tedavisinde değil, bireyin kişisel gelişiminde de önemli bir rol oynamaktadır. İletişim becerileri, öfke kontrolü, özgüven geliştirme ve sağlıklı ilişki kurma gibi konularda bireylere rehberlik edebilmektedirler. Bu durum, kişinin hem kendisiyle hem de çevresiyle daha sağlıklı ilişkiler kurmasını sağlayabilir. <strong>Ruhsal olarak dengeli bireyler</strong>, toplum içinde daha aktif ve üretken olabilmektedir.</p>
<p>Toplumda psikoloğa gitmekle ilgili bazı önyargılar bulunsa da son yıllarda bu düşünceler azalmaya başlamıştır. Psikolojik destek almak, artık yalnızca ciddi ruhsal sorunlar yaşayan bireyler için değil, kendisini geliştirmek ve ruh sağlığını korumak isteyen kişiler için de önemli görülmektedir. Dünya Sağlık Örgütü, ruh sağlığını genel sağlığın önemli bir parçası olarak tanımlamaktadır. Bu durum, psikolojik desteğin önemini vurgulamaktadır.</p>
<p>Sonuç olarak, psikologlar bireylerin yaşamında önemli değişiklikler yaratabilmektedir. İnsanların kendilerini tanımalarına yardımcı olmakta, stresle baş etme becerilerini geliştirmekte ve ruhsal sağlıklarını korumaktadırlar. Bilimsel araştırmalar da psikolojik desteğin bireyin yaşam kalitesini artırabildiğini göstermektedir. Bu nedenle, psikologlar yalnızca sorunları çözmeye çalışan uzmanlar değil, aynı zamanda bireylerin daha sağlıklı ve dengeli bir yaşam sürmelerine katkı sağlayan önemli meslek çalışanlarıdır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/bir-psikolog-hayati-nasil-degistirir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karen Horney: Karanlığa Tutulan Meşale</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/karen-horney-karanliga-tutulan-mesale/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=karen-horney-karanliga-tutulan-mesale</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/karen-horney-karanliga-tutulan-mesale/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Vildan Solkol]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2026 22:30:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikoloji Tarihi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=28589</guid>

					<description><![CDATA[İnsanlığın yaratılışından bu yana değişmeyen nadir şeylerden biri, kadınların sesindeki derin sessizlik. Yaklaşık 4,5 milyar yaşında olan dünyamızda onlarca ses arasından susturulup bastırılmış bir ses. Sessizliğin arasından sızan fısıltılar sadece itaat seslerinden ibaret. 21. yüzyılda bile direniş gösteren bir savaş, kadınların varlığını dünyaya ispat etme çabası. İkinci el bir itaat unsuru değil bir birey olma [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="3">İnsanlığın yaratılışından bu yana değişmeyen nadir şeylerden biri, kadınların sesindeki derin sessizlik. Yaklaşık 4,5 milyar yaşında olan dünyamızda onlarca ses arasından susturulup bastırılmış bir ses. Sessizliğin arasından sızan fısıltılar sadece itaat seslerinden ibaret. 21. yüzyılda bile direniş gösteren bir savaş, kadınların varlığını dünyaya ispat etme çabası. İkinci el bir itaat unsuru değil bir birey olma mücadelesi; 4,5 milyar yıldır hala ve hala acınası bir biçimde devam etmekte.</p>
<p data-path-to-node="4">Bilim dünyasının formüllerinden sıyrılıp insan zihni ve davranışlarını anlamlandırma çalışmalarıyla bilime yeni bir kapı aralayan psikoloji bilimi bile, dünyanın karanlık eril düzenine boyun eğmiş. Kadınların varlığını “eksiklik” veya “penis kıskançlığı” olarak tanımlamaktan geri durmamıştır. Bilim, karanlık dünyamızı aydınlatma çabalarına son sürat devam ederken, karanlığa hapsolan kadın seslerinin üzerine bir de kendisi kapı kapatmıştır. Karanlık kapıların ardından elindeki meşalelerle dimdik yürüyen kadınlardan biri de Karen Horney’dir.</p>
<h2 data-path-to-node="5"><b data-path-to-node="5" data-index-in-node="0">Karen Horney’in Yolculuğu</b></h2>
<p data-path-to-node="6">Horney, 1885 yılında Almanya’nın Hamburg ilinde soğuk bir evde dünyaya geldi. Babası oldukça yaşlı, suratsız bir gemi kaptanıydı. Annesi genç, yaşam dolu bir kadındı ama Horney’i dışlayarak abisini el üstünde tutuyordu. Çocukluğu boyunca dış görünüşü ve zekâsı ile aşağılanmış ve şiddetli değersizlik duygusuna maruz bırakılmıştı.</p>
<p data-path-to-node="7">Genç bir kız olan Horney, babasının tüm itirazlarına rağmen Berlin Üniversitesinde Tıp eğitimi aldı. Kariyer hayatının ilk adımını atmıştı Horney fakat bir kadın olarak mezun olduktan sonra evlendirildi ve 3 kız çocuğu sahibi oldu. Evliliği boyunca kendisini depresif ve mutsuz hissediyordu. Evliliğinden alamadığı tatminsizlik sonucunda eşinden boşandı ve kendini kabul görmeye dair arayışları devam etti. Belki de toplum tarafından cinsiyetine dayatılan roller ve bu rollere sığmayan ruhu arasında sıkışıp kalan özünü bulma arayışıydı, bu yolculuğu.</p>
<p data-path-to-node="8">Kariyer hayatına Berlin Psikanaliz Enstitüsünde muhafazakâr psikanaliz eğitimi alarak ve aynı fakültede çalışmalar yaparak devam etti. Burada kadın kişiliği hakkında yaptığı çalışmalar, dünyanın karanlık köşesinden yükselen ışığın ilk yansımaları oldu.</p>
<p data-path-to-node="9">Daha sonraki yıllarda New York Psikanaliz Enstitüsüne öğretim görevlisi olarak gelen Horney, yaptığı çalışmalarıyla muhafazakâr Freud’cu teorileri karşı oluşan zıtlık, buradaki çalışmalarına son vermesine sebep oldu. Bu enstitüden ayrılması kendi kurallarını kendisinin yazabileceği Amerikan Psikanaliz Enstitüsünü kurmasına neden oldu. Horney artık sadece bir akademisyen değil; karanlıkta kendi yolunu aydınlatmak için meşalesini göğe kaldıran kadınlara dahil olmuştu (Schultz ve Schultz, 2007).</p>
<h2 data-path-to-node="10"><b data-path-to-node="10" data-index-in-node="0">Freud’a Başkaldırı: Rahim Kıskançlığı</b></h2>
<p data-path-to-node="11">Çalışmalarının ilk yıllarında Freud’un düşüncelerine destek veriyordu fakat ilerleyen zamanlarda bu durum değişim göstermeye başlamıştı. Freud dönemin zeitgeistlerinin etkisi ile ortaya attığı teorileri, yeni döneminkileri karşılayamıyor ve eksik kalıyordu. Hem dönem hem de mekân olarak farklı koşullarda çalışmalar yapmaları Horney ve Freud’u birbirinden ayırmıştı. Horney bu farklılıklardan yola çıkarak kişilik gelişimlerini biyolojik bir nedenlerden ziyade çevresel faktörlere bağlıyordu.</p>
<p data-path-to-node="12">Horney, Freud’un cinsel üstünlük düşüncesiyle ortaya attığı “penis kıskançlığı” kavramını kabul etmemiş ve buna karşılık <b data-path-to-node="12" data-index-in-node="121">rahim kıskançlığı</b> kavramını öne sürmüştür. Horney, erkeklerin kızgınlık, kadınları hor görme, aşağılama davranışlarının sebebini rahim kıskançlığının bir getirisi olduğunu düşünmüştü. Horney’e göre bu davranışların ana sebebi rahmin yaratıcı gücünün erkeklerdeki eksikliğinin getirdiği aşağılık kompleksiydi (Schultz ve Schultz, 2007). Kimsenin kendini kanıtlamasına gerek olmayan dünyada, insanoğlu kendini kanıtlama çabası uğruna kadınları susmaya, erkekleri de bağırmaya mecbur bırakmıştı.</p>
<h2 data-path-to-node="13"><b data-path-to-node="13" data-index-in-node="0">Temel Anksiyete Teorisi: Soğuk Ev</b></h2>
<p data-path-to-node="14">Sevgisiz, soğuk bir evde büyüyen Horney, çalışmalarını kitaplardan edindiği teorik bilgilerden ziyade kendi hayat hikayesinden edindiği tecrübelerle yazmıştır. Psikanaliz ile olan yolculuğunun da ilk adımları tam da bu karanlık evde kendini göstermiştir. Sevgisizlik içinde büyüdüğü ev, gelecek yıllarda ortaya koyacağı temel anksiyete teorisinin temellerini oluşturmuştur.</p>
<p data-path-to-node="15"><b data-path-to-node="15" data-index-in-node="0">Temel anksiyete</b> teorisi, yani kaygı; bireyin kendi kişiliğini keşfetmesi için çıktığı yolun ketlenmesi sonucu ortaya çıkar. Çocuğun kendi evinde beklentileri karşıladığında sevgiyi elde edebilmesi, tutarsızlık ve değersizlik duygusuna sık sık maruz bırakılması, kendini keşfetme yolunun kapanması için konulan taşları ifade eder (Kavut, 2018). Bireyin çevresinden gördüğü tepkilerle kendini gösteren kaygı, doğuştan bir tepkiden ziyade çevresel faktörlerin bir sonucu olarak kendini gösterir. İlk çocukluk yıllarında ortaya çıkması Horney ile Freud’un ayn noktada birleştiğini gösteriyordu fakat Horney görüşüne, insanın değişen bir varlık olduğunu ekleyerek bu fikre yeni bir boyut kazandırmıştır (Schultz ve Schultz, 2007).</p>
<p data-path-to-node="16">Kız çocuklarına dayatılan toplumsal yalnızlık, dünyada kadının kaygısının aslında varoluşsal değil, çevresel bir dayatma sonucu olabileceğini öne sürüyor. Kadınların hep bir sevgiye muhtaçmış gibi gözükmesi, yalnız kalmasın adı altında ruhunun yalnız bırakılması; “Kadın dediğin” diye atfedilen roller sonucu oluşan “Kadın” algısı, biyolojik farklılıkların bir sonucu olmaktan çıkıp, temel kaygının sonucu olarak ortaya çıkan savunma mekanizmalarıdır. Horney’in Temel Anksiyete teorisine göre, kız çocuklarına dayatılan “bağımlılık” güvensiz dünyanın içinde hayat mücadelesi veren kadınların görülmeyen çabasıdır.</p>
<h2 data-path-to-node="17"><b data-path-to-node="17" data-index-in-node="0">Nevrozların Ardındaki Maskeler</b></h2>
<p data-path-to-node="18">Horney’in Temel Anksiyete teorisinin savunma mekanizması olarak bizleri karşılayan nevrozlar, bilinçaltının bireyi korumaya çalıştığı son aşamalarıdır. Sosyal çevreden öğrenilen anksiyete sonucu oluşan duygularla baş edebilmek için birey yeni davranışlar geliştirir ve bu davranışlar kişiliğin bir parçası haline gelir. Anksiyeteye karşı geliştirilen davranışlar, kişiliğin değişmez bir parçası haline gelirse bu duruma <b data-path-to-node="18" data-index-in-node="420">nevrotik ihtiyaçlar</b> adı verilir (Schultz ve Schultz, 2007).</p>
<p data-path-to-node="19">Nevrozlar aslında kadınlara takılan “Fedakâr”, “Zarif”, “Bağımlı”, “İtaatkâr” maskelerin kabul görmesinin bir sonucudur. Kadınlara küçüklükten dayatılan kalıplara bir tepki olarak oluşan bu davranışlar nesilden nesle aktarılan nevrozların en basit örneklerindendir. Kadınların, en temel ihtiyaç olan sevgi için gösterdikleri çaba kendi özlerindeki özgür, eşit bir birey olma için verdikleri mücadelenin sessiz adımlarıdır belki de.</p>
<p data-path-to-node="20">Karen Horney’in o soğuk evde yaktığı kıvılcımın binlerce meşaleye yol göstermesi kadınların asıl gücünün kendi özlerinde olduğunun en güzel kanıtıdır. Horney’in de dediği gibi insan değişen bir varlıktır ve bir gün o karanlıktan yanmaya cesaret eden bir meşale günün birinde binlerce meşalenin yanmasına sebep olabilir. Geçmişten günümüze meşalelerin artmasıyla, ayak seslerinin yükselmesiyle oluşan melodi; kendini aydınlıkta sanan kör bireylerin, kendi karanlıklarında yarattıkları sessizliği bozmaya yeter.</p>
<h2 data-path-to-node="22"><b data-path-to-node="22" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<p data-path-to-node="23"><b data-path-to-node="23" data-index-in-node="0">Kavut, S. (2018).</b> Karen Horney ve nevrotik kişilik üzerine bir araştırma: Blue Jasmine örneği. <i data-path-to-node="23" data-index-in-node="95">Uluslararası Sosyal Araştırma Dergisi</i>, 11(55), 512-524. DOI: 10.17719/jisr.20185537224</p>
<p data-path-to-node="24"><b data-path-to-node="24" data-index-in-node="0">Schultz, D. P. ve Schultz, S. E. (2007).</b> <i data-path-to-node="24" data-index-in-node="41">Modern psikoloji tarihi</i> (Y. Aslay, çev.). Kaknüs Yayınları.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/karen-horney-karanliga-tutulan-mesale/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Psikolojiye Yön Veren Kadınlar</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/psikolojiye-yon-veren-kadinlar/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=psikolojiye-yon-veren-kadinlar</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/psikolojiye-yon-veren-kadinlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Makbule Aylin Dudurga]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Mar 2026 23:10:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikoloji Tarihi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=27442</guid>

					<description><![CDATA[Bilim tarihi, tıpkı diğer birçok alanda olduğu gibi, kadınların sistematik biçimde dışlandığı bir zeminde şekillendi. Uzun yıllar boyunca kadınların bilgiye erişimi engellendi, üniversitelere kabul edilmedi, akademik ünvanlardan mahrum bırakıldı ve ürettikleri çalışmalar çoğu zaman ya görmezden gelindi ya da erkek meslektaşlarının adı altında literatüre kazandırıldı. Bilimsel alanda var olabilmek kadınlar için hep fazladan engel aşmayı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="2">Bilim tarihi, tıpkı diğer birçok alanda olduğu gibi, kadınların sistematik biçimde dışlandığı bir zeminde şekillendi. Uzun yıllar boyunca kadınların bilgiye erişimi engellendi, üniversitelere kabul edilmedi, akademik ünvanlardan mahrum bırakıldı ve ürettikleri çalışmalar çoğu zaman ya görmezden gelindi ya da erkek meslektaşlarının adı altında literatüre kazandırıldı. Bilimsel alanda var olabilmek kadınlar için hep fazladan engel aşmayı gerektirdi. Psikoloji ise bu dışlanmışlık tarihinin önemli örneklerinden biri oldu. Buna rağmen, bugün psikolojinin teorik araştırmalarında ve klinik pratiğinde vazgeçilmez kabul edilen pek çok yaklaşım, bu engellere rağmen alana giren kadınlar tarafından geliştirildi.</p>
<h2 data-path-to-node="4"><b data-path-to-node="4" data-index-in-node="0">Christine Ladd-Franklin (1847–1930)</b></h2>
<p data-path-to-node="5">Johns Hopkins’te tamamladığı doktora derecesi, kadın olduğu gerekçesiyle kırk yıl resmiyet kazanamadı. Akademik olarak dışlanmasına rağmen üretimini sürdürdü. <b data-path-to-node="5" data-index-in-node="159">Renk görme kuramıyla</b> algı psikolojisinin kuramsal çerçevesini yeniden şekillendirdi. Algının biyolojik temellerini açıklayan çalışmaları, deneysel psikolojinin erken dönem kurumsallaşmasında belirleyici oldu.</p>
<h2 data-path-to-node="6"><b data-path-to-node="6" data-index-in-node="0">Mary Whiton Calkins (1863–1930)</b></h2>
<p data-path-to-node="7">Harvard’da tüm akademik gereklilikleri yerine getirmesine rağmen doktora derecesi verilmedi. Buna karşın eşleştirmeli öğrenme yöntemini geliştirerek bellek araştırmalarına deneysel bir araç kazandırdı. Ayrıca psikolojide <b data-path-to-node="7" data-index-in-node="221">benlik kavramını</b> merkeze alan özgün bir kuramsal çerçeve geliştirdi; bireyi yalnızca ölçülebilir davranışların toplamı olarak değil, öznel deneyimin örgütleyici merkezi olarak ele aldı.</p>
<h2 data-path-to-node="8"><b data-path-to-node="8" data-index-in-node="0">Margaret Floy Washburn (1871–1939)</b></h2>
<p data-path-to-node="9">Psikoloji alanında doktora alan ilk kadın oldu. Hayvan davranışlarını sistematik biçimde inceleyerek karşılaştırmalı psikolojinin kurumsallaşmasına öncülük etti. Zihinsel süreçlerin davranış üzerinden bilimsel olarak incelenebileceğini göstererek psikolojinin deneysel sınırlarını genişletti.</p>
<h2 data-path-to-node="10"><b data-path-to-node="10" data-index-in-node="0">Helen Thompson Woolley (1874–1947)</b></h2>
<p data-path-to-node="11">Kadın ve erkekler arasındaki zihinsel farkların biyolojik değil, büyük ölçüde çevresel etkenlerle ilişkili olduğunu deneysel olarak gösterdi. Toplumsal cinsiyet farklılıklarına ilişkin erken ampirik araştırmalar yürüterek biyolojik determinizme bilimsel bir karşı çıkış geliştirdi. Psikolojide cinsiyet temelli varsayımların sorgulanmasına öncülük etti.</p>
<h2 data-path-to-node="12"><b data-path-to-node="12" data-index-in-node="0">Melanie Klein (1882–1960)</b></h2>
<p data-path-to-node="13">Çocuk psikanalizinde oyunu sistematik bir teknik olarak yapılandırdı. Serbest oyun gözlemleri aracılığıyla çocuğun bilinçdışı süreçlerine ilişkin içgörü geliştirilebileceğini gösteridi. Oyun terapisini sezgisel bir uygulama olmaktan çıkarıp yapılandırılmış bir klinik yöntem hâline getirdi. Erken çocukluk ilişkilerinin ruhsal yapıyı nasıl şekillendirdiğini terapi odasında görünür kıldı. Çocuklarla derinlikli psikanalitik çalışmanın kuramsal ve teknik temelini attı.</p>
<h2 data-path-to-node="14"><b data-path-to-node="14" data-index-in-node="0">Karen Horney (1885–1952)</b></h2>
<p data-path-to-node="15">Psikanalitik kuramın androsentrik varsayımlarına sistematik biçimde itiraz etti. Nevrozları biyolojik kader olarak değil, güvensiz ve baskılayıcı ilişkiler içinde gelişen uyum stratejileri olarak ele aldı; kaygıyı kişilerarası bağlamda tanımlayarak klinik düşüncenin yönünü içgüdülerden ilişkilere çevirdi.</p>
<h2 data-path-to-node="16"><b data-path-to-node="16" data-index-in-node="0">Leta Stetter Hollingworth (1886–1939)</b></h2>
<p data-path-to-node="17">Kadınların zihinsel kapasitesine dair biyolojik mitleri bilimsel verilerle çürüttü. Zekâ testleri, üstün zekâ ve çocuk gelişimi üzerine yaptığı çalışmalarla psikolojik ölçme alanına bilimsel titizlik kazandırdı. Klinik değerlendirme süreçlerindeki cinsiyet önyargılarını görünür kılarak daha adil bir çerçeve geliştirdi.</p>
<h2 data-path-to-node="18"><b data-path-to-node="18" data-index-in-node="0">Florence Goodenough (1886–1959)</b></h2>
<p data-path-to-node="19">Draw-a-Man Testi’ni geliştirerek çocukların bilişsel gelişimini sözel performansa dayanmayan sistematik bir ölçüm aracılığıyla değerlendirmeyi mümkün kıldı. Çizimlerin yapılandırılmış biçimde puanlanabileceğini göstererek gelişimsel değerlendirmede erken standartlaşmanın önünü açtı.</p>
<h2 data-path-to-node="20"><b data-path-to-node="20" data-index-in-node="0">Anna Freud (1895–1982)</b></h2>
<p data-path-to-node="21">Çocuk ve ergenlerle çalışmanın yetişkin psikanalizinin küçültülmüş bir biçimi olmadığını gösterdi. Çocuğun ruhsal dünyasını gelişimsel ihtiyaçları, savunmaları ve ilişkileri üzerinden ele aldı. Savunma mekanizmalarını terapi odasında gözlemlenebilir süreçler olarak tanımladı. Çocuk terapisinde sınırların ve terapötik çerçevenin önemini vurguladı. Klinik pratiğe yapı, etik ve gelişimsel duyarlılık kazandırdı.</p>
<h2 data-path-to-node="22"><b data-path-to-node="22" data-index-in-node="0">Mary Ainsworth (1913–1999)</b></h2>
<p data-path-to-node="23">Bağlanmayı soyut bir kavram olmaktan çıkarıp gözlemlenebilir bir olgu hâline getirdi. Yabancı Durum Prosedürü’nü geliştirerek bebeklerin bakım verenleriyle kurduğu ilişki biçimlerini sınıflandırdı. Güvenli, kaygılı, kaçıngan ve düzensiz <b data-path-to-node="23" data-index-in-node="237">bağlanma stillerini</b> tanımladı. Erken bakım deneyimlerinin bağlanma örüntülerini şekillendirdiğini gösterdi. Klinik psikolojide ilişkiyi temel bir değerlendirme alanı hâline getirdi.</p>
<h2 data-path-to-node="25"><b data-path-to-node="25" data-index-in-node="0">Virginia Satir (1916–1988)</b></h2>
<p data-path-to-node="26">Psikolojik sorunları bireyin içinde değil, aile içindeki iletişim örüntülerinde ele aldı. Aileyi patolojinin kaynağı olarak değil, değişimin mümkün olduğu bir sistem olarak gördü. Stres altında benimsenen iletişim duruşlarını tanımladı ve ilişkileri nasıl kilitlediğini gösterdi. Duygusal deneyimi görünür kılmayı hedefledi. Aile ve çift terapilerinde deneyimsel ve ilişki temelli bir klinik yaklaşım geliştirdi.</p>
<h2 data-path-to-node="27"><b data-path-to-node="27" data-index-in-node="0">Mamie Phipps Clark (1917–1983)</b></h2>
<p data-path-to-node="28">Çocukların benlik algısı ve kimlik gelişimi üzerine yaptığı çalışmalarla ayrımcılığın ruhsal etkilerini ortaya koydu. Bulguları, eğitim politikaları ve çocuk ruh sağlığı alanında somut sonuçlar doğurdu. Psikolojinin klinik olduğu kadar toplumsal bir sorumluluk alanı olduğunu gösterdi.</p>
<h2 data-path-to-node="29"><b data-path-to-node="29" data-index-in-node="0">Brenda Milner (1918– )</b></h2>
<p data-path-to-node="30">Belleğin tekil ve bütüncül bir yapı olmadığını, birbirinden ayrışan sistemlerden oluştuğunu gösterdi. Hipokampusun uzun süreli bellek oluşumundaki kritik rolünü ortaya koydu. Çalışmaları modern nöropsikolojide paradigmatik bir dönüşüm yarattı.</p>
<h2 data-path-to-node="31"><b data-path-to-node="31" data-index-in-node="0">Judith Herman (1942– )</b></h2>
<p data-path-to-node="32">Kompleks travma kavramını kuramsallaştırdı ve travma tedavisini fazlara ayırdı. Güvenliği terapinin ilk koşulu olarak ele aldı. Travmayı yalnızca bireysel değil, ilişkisel ve toplumsal bir deneyim olarak konumlandırdı. Travma terapisinde etik sınırları ve klinik sorumluluğu netleştirdi.</p>
<h2 data-path-to-node="33"><b data-path-to-node="33" data-index-in-node="0">Marsha Linehan (1943– )</b></h2>
<p data-path-to-node="34">Diyalektik Davranış Terapisi’ni geliştirerek yoğun duygu yaşayan ve kendine zarar verme riski taşıyan danışanlarla çalışmayı mümkün kıldı. Kabul ve değişimi birlikte ele aldı. Duygu düzenleme, kriz toleransı ve kişilerarası becerileri yapılandırılmış bir tedavi modeline dönüştürdü. Klinik dışlayıcılığı etkili müdahaleyle değiştirdi.</p>
<h2 data-path-to-node="35"><b data-path-to-node="35" data-index-in-node="0">Elizabeth Loftus (1944– )</b></h2>
<p data-path-to-node="36">Belleğin sabit ve güvenilir bir kayıt sistemi olmadığını gösterdi. Anıların sonradan değişebileceğini ortaya koydu. Bu bulgular, adli psikoloji ve travma alanında klinik uygulamaları doğrudan etkiledi.</p>
<h2 data-path-to-node="37"><b data-path-to-node="37" data-index-in-node="0">Francine Shapiro (1948–2017)</b></h2>
<p data-path-to-node="38">EMDR’yi geliştirerek travmatik anıların çift yönlü duyusal uyarım yoluyla yeniden işlenebileceğini gösterdi ve travma tedavisinde yeni bir klinik yaklaşım geliştirdi. Günümüzde pek çok ülkede yaygın biçimde uygulanan ve uluslararası tedavi kılavuzlarında yer alan bir yöntem hâline geldi.</p>
<h2 data-path-to-node="39"><b data-path-to-node="39" data-index-in-node="0">Müteşekkiriz</b></h2>
<p data-path-to-node="40">Nitekim bugün temel kabul ettiğimiz pek çok yaklaşım, bilimsel alana girmek uğruna savaş veren kadınların açtığı yollar üzerine inşa edildi. Bu yollar her zaman adlarıyla anılmadı. Geliştirdikleri yöntemler ya görmezden gelindi ya da başkaları tarafından sahiplenildi. Yine de bugün psikolojinin insana temas eden tarafı onların sayesinde varlığını sürdürdü. Psikolojinin dili onların müdahaleleriyle daha insani bir hâl aldı.</p>
<p data-path-to-node="41">Bu nedenle 8 Mart, psikolojiyi bugün olduğu hâline getiren bu emeği tanımak için de önemli bir gündür. Bu yazı, tüm baskılara rağmen direnmeye, üretmeye ve var olmaya devam eden bütün kadınlara bir teşekkürdür.</p>
<p data-path-to-node="42">Sevgi ve saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/psikolojiye-yon-veren-kadinlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>21. Yüzyılın İlk Çeyreğinde “Psikoloji”</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/21-yuzyilin-ilk-ceyreginde-psikoloji/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=21-yuzyilin-ilk-ceyreginde-psikoloji</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/21-yuzyilin-ilk-ceyreginde-psikoloji/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Asmin Kırşan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Sep 2025 23:54:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikoloji Tarihi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=14524</guid>

					<description><![CDATA[Psikoloji öğrenciliğimin son yılına gelirken ister istemez dönüp geride bıraktığım 3 seneye, bu alanın gidişatına ve geleceğine daha geniş bir pencereden bakmaya çalışıyorum. İlk yıllarda teorilerin, kuramların, akademik heyecanın içinde kaybolmuşken; son sınıfa doğru insan yavaş yavaş işin hem mutfağını hem de perde arkasını keşfetmeye başlıyor. Ve o zaman şu sorular kafada dönüp dolaşmaya başlıyor: [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="256" data-end="849">Psikoloji öğrenciliğimin son yılına gelirken ister istemez dönüp geride bıraktığım 3 seneye, bu alanın gidişatına ve geleceğine daha geniş bir pencereden bakmaya çalışıyorum. İlk yıllarda teorilerin, kuramların, akademik heyecanın içinde kaybolmuşken; son sınıfa doğru insan yavaş yavaş işin hem mutfağını hem de perde arkasını keşfetmeye başlıyor. Ve o zaman şu sorular kafada dönüp dolaşmaya başlıyor: 21. yüzyılın ilk çeyreğinde <strong data-start="688" data-end="701">psikoloji</strong> gerçekten ne kadar ilerledi? Neyi başardı, nerede eksik kaldı? Ve biz yeni mezun olacak <strong data-start="790" data-end="811">psikolog adayları</strong> olarak nasıl bir alana adım atıyoruz?</p>
<p data-start="851" data-end="1211">Dürüst olmak gerekirse <strong data-start="874" data-end="887">psikoloji</strong>, son yirmi beş yılda büyük bir dönüşüm yaşamış. Nörobilimdeki gelişmeler, yapay zekânın yükselişi, dijital terapiler, çevrim içi <strong data-start="1017" data-end="1051">psikolojik destek platformları</strong>… Tüm bunlar <strong data-start="1064" data-end="1079">psikolojiyi</strong> daha erişilebilir, daha görünür ve belki de daha “bilimsel” kıldı. Ama aynı zamanda bir sürü soru işaretini de beraberinde getirdi.</p>
<h2 data-start="1213" data-end="1255"><strong data-start="1216" data-end="1255">Teori ve Pratik Arasındaki Kopukluk</strong></h2>
<p data-start="1257" data-end="1569">Üniversiteye ilk başladığımda <strong data-start="1287" data-end="1300">psikoloji</strong> sanki tamamen teoriler, istatistikler, makaleler ve deneylerden ibaretmiş gibi geliyordu. Derslerde Freud’un psikanalizini, Skinner’ın davranışçılığını, Beck’in bilişsel kuramını öğreniyor; araştırma yöntemleri derslerinde deney tasarlıyor, p-değerlerini konuşuyorduk.</p>
<p data-start="1571" data-end="2010">Ama sonra stajlara, hastane vizitelerine, süpervizyonlara girince fark ettim ki kitaplarda öğretilenlerle sahadaki gerçeklik arasında koca bir uçurum var. Teoriler elbette gerekli, ama gerçek hayatta insanlar bir kuramın paragraflarına sığmıyor. Mezuniyetin eşiğinde bir öğrenci olarak en çok hissettiğim şey, sahada bambaşka bir öğrenme sürecinin bizi beklediği. Üniversite diploması aslında yolun sonu değil, daha çok bir başlangıç gibi.</p>
<h2 data-start="2012" data-end="2049"><strong data-start="2015" data-end="2049">Popüler Psikolojinin Yükselişi</strong></h2>
<p data-start="2051" data-end="2396">Bir de işin popülerleşme kısmı var. 21. yüzyılda <strong data-start="2100" data-end="2113">psikoloji</strong> sadece akademik bir alan olmaktan çıktı; sosyal medyanın en gözde konularından biri hâline geldi. Instagram’da, TikTok’ta her gün yüzlerce “<strong data-start="2254" data-end="2276">psikoloji içerikli</strong>” video dolaşıyor. “Toksik ilişkiler”, “anksiyete atakları”, “kişisel sınırlar” gibi kavramlar herkesin diline yerleşti.</p>
<p data-start="2398" data-end="2817">Bunun iyi tarafı, insanların duygularını konuşmaya daha açık hâle gelmesi ve nispeten bilinçlenmesi. Psikolojik destek almak artık eskisi kadar tabu değil. Ancak olumsuz tarafı da ortada: Kavramlar basitleşip çarpıtıldıkça, <strong data-start="2622" data-end="2635">psikoloji</strong> bazen bilimsel ciddiyetini kaybediyor. 30 saniyelik bir videonun ardından herkesin birbirine teşhis koyduğu bir dönemdeyiz. Bu da <strong data-start="2766" data-end="2782">psikolojinin</strong> kamusal imajını bulanıklaştırıyor.</p>
<h2 data-start="2819" data-end="2851"><strong data-start="2822" data-end="2851">Teknoloji ve Etik Sorular</strong></h2>
<p data-start="2853" data-end="3149">Son yılların en dikkat çekici gelişmelerinden biri de <strong data-start="2907" data-end="2920">psikoloji</strong> ile teknolojinin kesişmesi oldu. Çevrim içi terapi platformları, duygu analizi yapan algoritmalar, hatta terapi yapan chatbot’lar… Bunlar kulağa yenilikçi geliyor, fakat aynı zamanda ciddi etik soruları da beraberinde getiriyor.</p>
<p data-start="3151" data-end="3541"><strong data-start="3151" data-end="3164">Psikoloji</strong>, temelde insan ilişkisine dayalı bir alan. Peki, bir yapay zekâ gerçekten “anlayabilir” mi? Bir insanın duygularını, acılarını, travmalarını algoritmalar üzerinden çözümlemeye çalışmak, insan ruhunu fazlasıyla indirgemek değil mi? 21. yüzyılın ilk çeyreği bu soruları gündeme getirdi ama net cevaplar henüz ortada yok. Ayrıca KVKK açısından da toplumun kafası oldukça karışık.</p>
<h2 data-start="3543" data-end="3592"><strong data-start="3546" data-end="3592">Akademik Baskı ve Bilimsellikten Uzaklaşma</strong></h2>
<p data-start="3594" data-end="4385">Bir de akademinin içinden bakınca görülen bir gerçek var: Yayın yapmak, atıf almak, fon bulmak… Bunlar bilimsel ilerleme için elbette gerekli, ama bazen sanki asıl amaç buymuş gibi görünüyor. İnsan ruhunun karmaşıklığını anlamaya çalışmak yerine, istatistiksel olarak ölçülebilir olana odaklanmak daha çok teşvik ediliyor gibi. Bu da <strong data-start="3928" data-end="3944">psikolojinin</strong> insani yönünü geri plana iten bir başka dinamik. <strong data-start="3994" data-end="4010">Psikolojinin</strong> bir bilim olup ölçülebilir olması çok kıymetli ve geri planda kalmaması gereken bir gerçek. Dünya genelinde üniversitelerde <strong data-start="4135" data-end="4148">psikoloji</strong> bölümünde okuyan öğrenci sayısının son 25 yılda katlanarak artmasıyla alanda çalışanlar, keskin bir şekilde iki zıt kutuba ayrıldı: Akademik baskı altında ezilenler ve bilimin ışığından kopup, insanlara duymak istediklerini söyleyenler.</p>
<h2 data-start="4387" data-end="4416"><strong data-start="4390" data-end="4416">Mezuniyete Yaklaştıkça</strong></h2>
<p data-start="4418" data-end="4795">Son sınıfa gelince şunu daha net görüyor insan: <strong data-start="4466" data-end="4479">Psikoloji</strong> tek bir kuramın, tek bir yöntemin ya da tek bir teknolojinin tekelinde ilerleyemez. İnsanı anlamak çok boyutlu bir iş. 21. yüzyılın ilk çeyreği <strong data-start="4624" data-end="4639">psikolojiye</strong> çok şey kattı: Bilimsellik, teknoloji, toplumsal farkındalık… Ama aynı zamanda ciddi sınavlar da getirdi: Yüzeyselleşme, etik ikilemler, akademik baskılar.</p>
<p data-start="4797" data-end="5040">Belki de bizim kuşağın görevi, tüm bu gelişmeleri bir araya getirip hem bilimsel hem de insani yönü güçlü bir <strong data-start="4907" data-end="4920">psikoloji</strong> inşa etmek olacak. Çünkü <strong data-start="4946" data-end="4959">psikoloji</strong>, kendi eleştirisini yapabildiği sürece ilerleyebilecek bir bilim gibi görünüyor.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/21-yuzyilin-ilk-ceyreginde-psikoloji/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı İmparatorluğu’nda Akıl ve Ruh Sağlığı Merkezleri: Bimarhaneler</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/osmanli-imparatorlugunda-akil-ve-ruh-sagligi-merkezleri-bimarhaneler/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=osmanli-imparatorlugunda-akil-ve-ruh-sagligi-merkezleri-bimarhaneler</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/osmanli-imparatorlugunda-akil-ve-ruh-sagligi-merkezleri-bimarhaneler/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Doğukan Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 May 2025 11:57:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikoloji Tarihi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=5647</guid>

					<description><![CDATA[Akıl ve ruh sağlığı, insanoğlunun tarih boyunca en önemli konularından biri olmuştur. Orta Çağ yüzyıllarında, özellikle Avrupa ülkelerinde, akıl ve ruh sağlığı bozulan bireyler “şeytan”, “cadı” ve “musallat” gibi damgalamalara maruz kalmış; zindanlara atılıp tecrit edilmiş veya şiddet, hatta ölümle sonuçlanan eylemlere tabi tutulmuştur. Rönesans’la birlikte bu durum değişime uğramaya başlamış ve günümüz modern akıl [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Akıl ve ruh sağlığı</b>, insanoğlunun tarih boyunca en önemli konularından biri olmuştur. Orta Çağ yüzyıllarında, özellikle Avrupa ülkelerinde, <b>akıl ve ruh sağlığı</b> bozulan bireyler “şeytan”, “cadı” ve “musallat” gibi damgalamalara maruz kalmış; zindanlara atılıp tecrit edilmiş veya şiddet, hatta ölümle sonuçlanan eylemlere tabi tutulmuştur. Rönesans’la birlikte bu durum değişime uğramaya başlamış ve günümüz modern <b>akıl ve ruh sağlığı</b> uygulamalarına kadar gelen bir süreç yaşanmıştır. Türkiye’de <b>akıl ve ruh sağlığı</b> merkezleri ve uygulamalarını incelediğimizde, <b>bimarhane</b>lerden bahsetmek önem arz etmektedir. Osmanlı İmparatorluğu’nda <b>akıl ve ruh sağlığı</b> bozuk bireylerin iyileştirilip topluma tekrar kazandırılmaları için bir şifahane olarak <b>bimarhane</b>ler kullanılmıştır. <b>Bimarhane</b>lerin düzeni için en kapsamlı yasa diyebileceğimiz nizamname, 1913 senesinin Aralık ayında yürürlüğe girmiştir. Osmanlı’da <b>bimarhane</b> olarak adlandırılan <b>akıl ve ruh sağlığı</b> merkezleri, Cumhuriyet döneminde “Emraz-ı Akliye ve Asabiye Hastanesi”, yani ruh ve sinir hastalıkları hastanelerine dönüşmüştür.</p>
<p><b>Bimarhane</b>lerin fiziki yapılarını incelediğimizde; merkezin ortasında havuz, üzerinde kubbe bulunan bir avlu, yazlık ve kışlık olarak düzenlenmiş hastaların kaldıkları odalar, <b>bimarhane</b>nin girişinin tam karşısında <b>müzikle tedavi</b> için kullanılan oda bulunmaktadır. <b>Müzikle tedavi</b> yapılabilmesi için binanın fiziki yapısında gerekli mimari ve akustik düzenlemeler yapılarak inşa edildiği anlaşılmaktadır (Emlak Ansiklopedisi, 2013). En bilindik ve önemli <b>bimarhane</b>lerden biri olarak görülen Toptaşı Bimarhanesi, 1582 senesinde III. Murad’ın validesi (annesi) Nurbanu Sultan tarafından kurdurulmuştur.</p>
<h2><b>Bimarhanelerde Tedavi Biçimleri</b></h2>
<p>Sağlık tarihçilerinin çoğunluk görüşüne göre, Türk-İslam devletlerinde <b>akıl ve ruh sağlığı</b> bozulmuş bireylerin tedavisi ve bu hastalıklara karşı toplumun bakış açısı, o dönem Avrupa devlet ve toplumlarına göre çok daha insancıl ve iyi durumda olduğu görülmektedir. Evliya Çelebi’nin, Osmanlı İmparatorluğu’nun hüküm sürdüğü topraklarda yaptığı yolculuklarda, bu kıyaslamaya örnek teşkil edecek birçok açıklamada bulunduğu bilinmektedir. Seyahatnamesinde yer alan Şam, Mısır ve Edirne seyahatlerinde, bu bölgelerde bulunan <b>bimarhane</b>lere değinmiştir (Yiğitbaş, 1972). Türk toplumlarında müzik ve ritmin bir tedavi şekli olarak kullanılması, İslamiyet öncesi ve sonrası dönemlerinde varlığını sürdürmüştür. <b>Müzikle tedavi</b>nin bilimsel anlamda en uygun kullanıldığı dönemler, Osmanlı ve Selçuklu dönemlerine denk gelmektedir. Osmanlı ve Selçuklu devletleri, kurdukları şifahanelerin mimari yapısında akustik özellikleri karşılayan teknikler kullanmışlardır (Akdeniz, 1977; Atıcı ve Erer, 2010). <b>Müzikle tedavi</b>de özellikle kırgın, üzgün, durgun ve hayata küskün hastalarda daha çok olumlu sonuç alındığı bilinmektedir (Grebene, 1978).</p>
<p>Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde bahsettiği <b>bimarhane</b>lerin dikkat çeken özelliklerine değinecek olursak; tedavi biçimlerini ve olumlu ortamı koruyacak mimari bir yapıdan (bahçede havuzlar, su sesleri ve müziği destekleyecek akustik vb.), bazı hastaların kükrediğinden, kendi kendilerine konuştuklarından, agresif yapıda olanların diğerlerine zarar vermemeleri adına zincirlerle zaptından bahsetmektedir. Şam’da bulunduğu esnada ziyaret ettiği <b>bimarhane</b>de, hekimlerin tedavi için bazı hastalara belirli macunları yedirdiğini gözlemlemiştir (Ertaş ve Eğnim, 2011). Güzel kokuların kullanılması da hekimler tarafından önem arz etmekteydi çünkü hekimler, genel ruh halini düzenleyecek su sesleri, müzik ve güzel koku gibi teknikleri önemli olarak görmekteydiler. Genel olarak insanı iyi hissettiren şeyler, bir tedavi biçimi olarak kullanılmıştı.</p>
<h2><b>Sonuç</b></h2>
<p>İslam coğrafyalarında ortaya çıkan <b>bimarhane</b>ler, Osmanlı ve Selçuklu İmparatorluklarında en kapsamlı ve faydalı hale gelmiştir. İslam dünyasında ilk <b>bimarhane</b>nin, İslamiyet’in ilk savaşlarından biri olan Hendek Savaşı’nda kurulduğu düşünülmektedir (Sarı ve Zabun, 2021). Osmanlı İmparatorluğu, Selçuklu İmparatorluğu dönemindeki <b>bimarhane</b> yapısını geliştirerek kullanmıştır. <b>Bimarhane</b>lerde yalnızca <b>akıl ve ruh sağlığı</b> bozuk hastalar yer almıyordu; durumu olmayan, yokluk içindeki kişiler veya seyahatlerde bulunan yolculara da hizmet vermekteydi. Osmanlı İmparatorluğu’ndaki ekonomik durumun bir kazanımı olarak, <b>bimarhane</b>lerin çoğunda hizmet ücretsiz verilmekteydi; hizmetlerin fonlanması çoğunlukla vakıflar sayesinde gerçekleşmekteydi.</p>
<p><b>Bimarhane</b>lerin isminin, özellikle halk arasında “tımarhane” kavramına dönüşmesi, 17. yüzyıldan sonra yaygın olarak değişim göstermiştir. <b>Bimarhane</b>lerde genel olarak yatarak tedavi kullanılıyordu; hastaların kaldığı kışlık ve yazlık odalar, kendilerini iyi hissedecekleri havuz başı su sesiyle dinlendikleri, müzikler dinledikleri ve güzel kokular kullanılarak sosyalleşmeleri sağlanıyordu. Her hastalıkta olduğu gibi, akıl hastalıklarında da beslenmenin önemli olduğu düşünüldüğü için sağlıklı ve dengeli beslenme planları sağlanıyordu. Her hafta ortalama üç gün, bir musiki sanat ekibi <b>bimarhane</b>ye ziyarette bulunup ud, ney ve keman gibi müzik aletleriyle konserler veriyordu. Avrupa toplumlarında <b>akıl ve ruh sağlığı</b> bozuk bireylerin cadı, şeytanlaşmış veya musallata uğramış olarak görülüp işkence edildiği bu dönemlerde, Osmanlı İmparatorluğu’nda <b>bimarhane</b>lerde kullanılan teknikler, döneminin çok ilerisinde olarak görülmekteydi. Sonuç olarak, <b>bimarhane</b>lerde kullanılan çoğu tekniğin, günümüz bilimsel psikiyatrik tekniklerine öncülük ettiğini ve temel oluşturabileceğini söyleyebiliriz.</p>
<h2><b>Kaynakça</b></h2>
<ul>
<li>Akdeniz, N. (1977). <i>Osmanlılarda Hekim ve Deontolojisi</i>. İstanbul: İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Yayınları.</li>
<li>Atıcı, E., &amp; Erer, S. (2010). Osmanlı’da sağlık hizmetleri ve şifahaneler. <i>Türkiye Klinikleri Tıp Etiği-Hukuku-Tarihi Dergisi</i>, 18(3), 171-178.</li>
<li>Ertaş, M. Y., &amp; Eğnim, K. (2011). Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Hastalıklar. <i>Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi</i>, (10), 83-108.</li>
<li>Grebene, B. (1978). (Ed.). <i>Müzikle Tedavi</i>. Ankara: Güven Kitabevi.</li>
<li>Sarı, A., &amp; Zabun, S. (2021). Bimarhaneler Hakkında Alan Yazın Çalışması. <i>Uluslararası Sağlık Yönetimi ve Stratejileri Araştırma Dergisi</i>, 7(3), 585-598.</li>
<li>Yiğitbaş, M. S. (1972). Musiki İle Tedavi. <i>Türk Kültürü Araştırmaları Dergisi</i>, 10(1), 45-56.</li>
<li><a href="http://emlakansiklopedisi.com/wiki/bimarhane-nedir" target="_blank" rel="noopener">Emlak Ansiklopedisi</a>, 2013. Erişim Tarihi: Mayıs 2020.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/osmanli-imparatorlugunda-akil-ve-ruh-sagligi-merkezleri-bimarhaneler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’de Modern Psikolojinin Doğuşu</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/turkiyede-modern-psikolojinin-dogusu/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=turkiyede-modern-psikolojinin-dogusu</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/turkiyede-modern-psikolojinin-dogusu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çınar Özkilimci]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 May 2025 10:51:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikoloji Tarihi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=5124</guid>

					<description><![CDATA[Psikoloji Biliminin Dünya’daki Durumu Psikoloji disiplini, oldukça genç sayılabilecek bir disiplindir. Sosyal bilimler dairesine ait olan psikoloji, bazı yönleriyle fen bilimleriyle de etkileşim içerisindedir. Fizyoloji ve felsefenin ahenkli bir buluşmasıyla oluşan bu disiplinin incelediği alanlar, uzun yıllar felsefe ve tıbbın konularıydı. Felsefi olarak Sokrates ve Platon gibi filozoflar, insanın doğası üzerine düşünceler üretmişlerdi. Ayrıca Hipokrat [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2><b>Psikoloji Biliminin Dünya’daki Durumu</b></h2>
<p><b>Psikoloji</b> disiplini, oldukça genç sayılabilecek bir disiplindir. Sosyal bilimler dairesine ait olan <b>psikoloji</b>, bazı yönleriyle fen bilimleriyle de etkileşim içerisindedir. Fizyoloji ve felsefenin ahenkli bir buluşmasıyla oluşan bu disiplinin incelediği alanlar, uzun yıllar felsefe ve tıbbın konularıydı. Felsefi olarak Sokrates ve Platon gibi filozoflar, insanın doğası üzerine düşünceler üretmişlerdi. Ayrıca Hipokrat ve Galen gibi hekimler, insanın fizyolojik <b>psikoloji</b>si üzerine fikir yürütmüşlerdi. Sadece Batı değil, Hint ve Çin uygarlıkları da <b>psikoloji</b> üzerine çalışsa da, bilim kavramının Batı’nın bakış açısıyla oluştuğunu unutmamak gerekir. 19.yüzyıl dünyasında, çeşitli filozoflar ve yaşam bilimleri uzmanları, bu iki disiplinin insan davranışları konusunda ortaklaşa çalışması gerektiğini ortaya attı. Bu ideali ilk kez uygulamalı olarak hayata geçiren kişi, günümüz Almanya’sında yaşayan Wilhelm Wundt oldu. Kendisi, ilk <b>psikoloji</b> laboratuvarını kurarak bir serüveni başlattı. Psikoterapi alanında ise ilk gelişmeleri Sigmund Freud ortaya koydu. Uzun süre İngilizce konuşulan ülkelerde kabul görmesi zor olsa da, II. Dünya Savaşı ve sonrasında <b>psikoloji</b>, diğer sosyal bilimler gibi ağırlığını ABD’de hissettirdi.</p>
<h2><b>Türk Düşüncesinde Psikoloji Öncesi Psikoloji</b></h2>
<p>Başlık biraz garip olsa da, burada kast edilen, bilimsel disiplin olan <b>psikoloji</b> öncesi proto-<b>psikoloji</b> fikirlerini ifade etmektir. Erken Türk tarihinde psikolojik fikirler, şamanistik ve Tengrizm kökenli düşüncelerle bağdaşıktı. Bu dönemde erken <b>psikoloji</b> uzmanları diyebileceğimiz kişiler, şamanlar veya kamlardı. Bu kişiler, sadece <b>psikoloji</b> alanında değil, pek çok alanda otoriteydi. <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>İslamiyet’in kabulüyle Türk düşüncesi, Arap-Fars fikir dünyasıyla etkileşime geçti. Osmanlı dönemi fikir hayatında, özellikle İbni Sina ve İbni Arabi gibi figürlerin önemli etkisi oldu. Bu iki düşünürün <b>psikoloji</b> üzerine fikirleri, büyük oranda Yeni-Platonculuk akımına dayanıyordu. Benzer şekilde, Aristoteles’in <b>psikoloji</b>si de etkiliydi. Bu düşünceler, temelde Tanrı ile ruhun ayrı olmadığını, ancak aynı da olmadığını savunuyordu. Bunu, insan ile gölgesi ya da projektör ile yansıttığı görüntü gibi düşünebilirsiniz. Sadece tek gerçeklik kaynak vardır ve varlık, kaynaktan taşarak oluşur. Ayrıca varlıklar arasında çeşitli seviyeler bulunur. Mutezile ekolü, kelam ilmi ve tasavvuf düşüncesi, Osmanlı <b>psikoloji</b> düşüncesinde önemliydi. <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Psikolojik hastalıkları tedavi etmek için çeşitli şifahaneler mevcuttu. Ayrıca, müzikle psikolojik hastalıkları tedavi etme girişimleri de bulunuyordu.</p>
<h2><b>Türk Batılılaşması ve Bilimin Değişen Çehresi</b></h2>
<p>Türkler ve Batılı ülkeler, uzun yıllar boyunca ilişki içerisindeydi. Osmanlı, askeri ilerlemeleriyle Viyana kapılarına kadar dayanmıştı. I. Süleyman döneminden itibaren İngiltere ve Fransa gibi ülkelerle stratejik ittifaklar kurulmuştu. 18. yüzyıldan itibaren Osmanlı, Batı’yı örnek alarak çeşitli reformlara girişti. Bu süreçte en büyük model ülke Fransa oldu. <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Batı uygarlığı, Ortaçağ’ın karanlık dehlizlerinden Rönesans, Reform ve Aydınlanma Düşüncesi ile kurtulmuştu. Batı, bu süreçte İbni Heysem’in geliştirdiği bilimsel metodolojiyi, Gilbert ve Bacon üzerinden etkilenerek benimsemişti. Bilimsel düşünce, kendi kendini düzelterek Batı’ya bir ivme kazandırdı. Önce astronomi, fizik ve kimya bağımsız bilimler haline gelirken, bunu iktisat, sosyoloji ve <b>psikoloji</b> gibi sosyal bilimler takip etti. <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Batı’daki teknik ve bilimsel gelişmeler, Osmanlı topraklarında bilinse de büyük bir dönüşüm yaratmamıştı. Örneğin, Batı’da yaşanan Güneş merkezli kâinat modeli çalışması biliniyordu, ancak bu durum Batı’daki kadar yankı uyandırmadı. Osmanlı, toprak kayıplarına başladığında aksaklıkların farkına vardı ve Fransa’yı model alarak modernleşme programı izledi. Başta Fransa olmak üzere Almanya ve Birleşik Krallık’tan uzmanlar getirilirken, öğrenciler de bu ülkelere gönderildi. İlk reformlar ordu için yapıldı. Modern bir Türk ordusu kurmak için mühendislik alanında yeniliklere gidildi. Mühendislik yenilikleri, fizik, kimya ve matematik alanlarında da yenilikleri zorunlu kıldı. <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Batı düşüncesi, sadece fen bilimlerinde değil, sosyal bilimler ve felsefe alanında da etkisini hissettirdi. Sosyal bilimler ve felsefi akımlar, başlangıçta azınlıkları etkilerken, ilerleyen süreçte Türk aydınlarını da etkiledi. Temelde Fransız düşünürleri baz alan bu yeni Türk aydın sınıfı, Tanzimat süreciyle ortaya çıktı. Batılı edebi ve felsefi ekoller girerken, Türk aydınları sosyoloji, iktisat ve <b>psikoloji</b> gibi bilimlerle tanıştı. Batı’nın deneyciliği, Türk düşünürleri etkilerken, bu durum Darülfünun gibi bir kurumun kuruluşuyla daha ileri taşındı.</p>
<h2><b>Modern Psikolojinin Türkiye’ye Geliş Hikâyesi</b></h2>
<p><b>Psikoloji</b> bilimi, 19. yüzyılda Batı’da ortaya çıkmıştı. Türkiye, <b>psikoloji</b>nin bağımsız bir disiplin haline geldiği dönemde, yüzünü Batı’ya dönmüştü. <b>Modern psikoloji</b>nin Türkiye’ye ne zaman geldiğine dair farklı görüşler vardır. Bazı tarihçiler, 19. yüzyılda ilk <b>psikoloji</b> eserlerinin çevrilmesini başlangıç sayarken, diğerleri 1915’te Darülfünun’da <b>psikoloji</b> kürsüsünün kurulmasını işaret eder. Erken dönem <b>psikoloji</b> literatüründe, <b>psikoloji</b> “ilmi ruh”, “ilmi nefis”, “ilmi ahvali ruh” gibi isimlerle anılıyordu. 1910’lu yıllara kadar <b>psikoloji</b> eğitimleri, Doğu ve Batı medeniyetlerinin kesişimiyle verildi. <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Erken dönem eserlerinde felsefeden izler görülür. <b>Psikoloji</b>nin fizyolojik kısımları kabul edilse de, ahlak ve mantık gibi felsefi disiplinlerle bir tutulduğu, hatta ruh gibi metafiziksel kavramlara başvurulduğu dikkat çeker. <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Türkiye’de <b>psikoloji</b>nin öncüsü Hoca Tahsin’dir. Fransız düşünür Emile Boirac’ın felsefe içinde ele aldığı ve Türkçeye <i>Felsefe Yahut Hikmet-i Nazariye Birinci Kitap: İlm-i Ahval-i Ruh</i> adıyla çevrilen eseri, bu alanda önemli bir adımdır. Ancak ilk eser, Yusuf Kemal Bey’in <i>Gâyetü’l-Beyân fî Hakîkati’l-İnsân</i> adlı kitabıdır. Ali İrfan Ağribozi, Ahmet Naci, Mehmed Erim Erişigil gibi isimler, erken dönem <b>psikoloji</b> çalışmaları yaptı. <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Darülfünun’da ilk kez <b>psikoloji</b>ye karşılık gelen “ilmül nefis” dersleri, 1869’da okutulmaya başlandı. Aziz Efendi’nin verdiği “Emzac ü Ekalim” başlıklı seminer, Türkiye’de ilk <b>psikoloji</b> konulu ders olarak kabul edilir. Daha sonra Ramazan dönemlerinde Darülfünun’da <b>psikoloji</b> konferansları düzenlendi. İlk başlarda <b>psikoloji</b> eğitimi, felsefe grubu altında veriliyordu. <b>Psikoloji</b> bölümü ise 1915’te, edebiyat fakültesi altında George Anshütz tarafından kuruldu. Böylece Türkiye’de deneysel <b>psikoloji</b> doğdu. Cumhuriyet’in kurulmasıyla Ankara Üniversitesi bu süreci ilerletti.</p>
<h2><b>Sonuç</b></h2>
<p>Türkiye’de <b>psikoloji</b> bilimi, uzun ve çetrefilli bir yolculukla günümüzdeki halini aldı. Bu genç bilimin, güzel ülkemize geliş hikâyesini kalemim yettiğince aktardım. <b>Modern psikoloji</b>, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte, Batı’nın bilimsel gelişmeleriyle şekillenirken, Türk düşüncesinin özgün mirasıyla harmanlandı.</p>
<h3><b>Kaynakça</b></h3>
<ul>
<li>Yusuf Kemal Bey. <i>Gâyetü’l-Beyân fî Hakîkati’l-İnsân</i>. <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li><i>Felsefe Yahut Hikmet-i Nazariye Birinci Kitap: İlm-i Ahval-i Ruh</i>. <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li>Ali İrfan Ağribozi. <i>İlm-i ahvâl-i ruh</i>. <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li>Belen, F. Z. Osmanlı’da Psikolojik Sağlık Uygulamaları ve Osmanlıca Psikoloji Literatürü Üzerine Bir Değerlendirme. <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li>Kılıç, R. Türkiye’de Modern Psikolojinin Tarihi: ‘İlm-i Ahvâl-i Ruh’, ‘İlmü’n-Nefs/Ruhiyyat’.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/turkiyede-modern-psikolojinin-dogusu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Maskeler ve Şeytanlar: Sri Lanka’da Psikolojik Rahatsızlıkların Tedavisi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/maskeler-ve-seytanlar-sri-lankada-psikolojik-rahatsizliklarin-tedavisi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=maskeler-ve-seytanlar-sri-lankada-psikolojik-rahatsizliklarin-tedavisi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/maskeler-ve-seytanlar-sri-lankada-psikolojik-rahatsizliklarin-tedavisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İzel Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Mar 2025 09:49:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikoloji Tarihi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=1935</guid>

					<description><![CDATA[Bugün sizlerle sanatın psikolojiyle buluştuğu ilgi çekici bir ritüeli inceleyeceğiz. Bir yandan da bu ritüele ev sahipliği yapan Sri Lanka’nın psikiyatri tarihine göz atacak, tarihin sayfalarını karıştıracağız. “İçimizdeki Şeytanlar” 2022 yılında gönüllü psikolog olarak Sri Lanka’da bulunduğum dönemde, yolum Galle şehrindeki bir galeriyedüştü. Galerinin sahibi, psikolog olduğumu öğrendiğinde heyecanla içeriye gitti. Geri geldiğinde üzerinde maske [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="" data-start="104" data-end="326">Bugün sizlerle <strong data-start="119" data-end="153">sanatın psikolojiyle buluştuğu</strong> ilgi çekici bir <strong data-start="170" data-end="181">ritüeli</strong> inceleyeceğiz. Bir yandan da bu ritüele ev sahipliği yapan <strong data-start="241" data-end="276">Sri Lanka’nın psikiyatri tarihine</strong> göz atacak, tarihin sayfalarını karıştıracağız.</p>
<h3 class="" data-start="328" data-end="358"><strong data-start="332" data-end="358">“İçimizdeki Şeytanlar”</strong></h3>
<p class="" data-start="360" data-end="816">2022 yılında <strong data-start="373" data-end="393">gönüllü psikolog</strong> olarak <strong data-start="401" data-end="414">Sri Lanka</strong>’da bulunduğum dönemde, yolum <strong data-start="444" data-end="477">Galle şehrindeki bir galeriye</strong>düştü. Galerinin sahibi, psikolog olduğumu öğrendiğinde heyecanla içeriye gitti. Geri geldiğinde üzerinde <strong data-start="584" data-end="626">maske çizimlerinin bulunduğu bir tablo</strong> elindeydi. “Biz, <strong data-start="644" data-end="671">içimizdeki şeytanlardan</strong> bunlar sayesinde kurtuluyoruz.” diyen galeri sahibi beni şaşkınlığımla baş başa bırakmadı ve kendi ülkesinin geleneksel “tedavisinden” bahsetti.</p>
<h3 class="" data-start="818" data-end="874"><strong data-start="822" data-end="874">Sri Lanka’nın Psikiyatri Tarihine Kısa Bir Bakış</strong></h3>
<p class="" data-start="876" data-end="1880"><strong data-start="876" data-end="889">Sri Lanka</strong>, Budistlerin çoğunlukta olduğu bir ada ülkesi. <strong data-start="937" data-end="956">Sri Lanka halkı</strong>, yaklaşık 2000 senedir fiziksel ve psikolojik rahatsızlıklarını <strong data-start="1021" data-end="1033">ayurveda</strong> ve çeşitli ritüellerle iyileştirmeye çalışıyor. <strong data-start="1082" data-end="1120">Mental hastalıkların etiyolojisini</strong> doğaüstü güçlere dayandıran <strong data-start="1149" data-end="1168">Sri Lanka halkı</strong> (Neki, 1973) 1796’da İngiliz sömürgesine girince <strong data-start="1218" data-end="1247">sistem değişmeye başlıyor</strong> ve ilk akıl hastanesi 1846’da Borella’da açılıyor. Cüzzamlıların yattığı hastanede tutulan akıl hastalarının Borella’ya nakliyle başlayan süreç, akıl hastanesinin kapasitesinin yetersiz olması sebebiyle <strong data-start="1451" data-end="1500">akıl hastalarının hapishanelerde tutulmasıyla</strong> devam ediyor. <strong data-start="1515" data-end="1534">Cinnamon Garden</strong> ve <strong data-start="1538" data-end="1551">Angoda’da</strong> yeni hastaneler açılıyor ve koşulların iyileştirilmesi amaçlanıyor. Günümüze kadar olan süreçte birçok <strong data-start="1655" data-end="1684">yetişkin ve çocuk kliniği</strong> açılıyor. <strong data-start="1695" data-end="1733">Sri Lanka College of Psychiatrists</strong>’in hazırladığı ruh sağlığı yasasının 2005’te hükümet tarafından kabul edilmesiyle birlikte Sri Lanka, <strong data-start="1836" data-end="1860">ruh sağlığı yasasına</strong> da kavuşmuş oluyor.</p>
<p class="" data-start="1882" data-end="2067">Peki, modern batı yaklaşımı <strong data-start="1910" data-end="1963">Sri Lanka halkının geleneksel tedavi yöntemlerini</strong> geride bırakmasına sebep oldu mu? Kısmen olsa da, Sri Lanka halkı hâlâ eski geleneğini devam ettiriyor.</p>
<h3 class="" data-start="2069" data-end="2091"><strong data-start="2073" data-end="2091">Şeytan Çıkarma</strong></h3>
<p class="" data-start="2093" data-end="2768"><strong data-start="2093" data-end="2111">Şeytan çıkarma</strong> (exorcism) ritüellerine <strong data-start="2136" data-end="2170">akıllarda yer etmiş filmlerden</strong> aşinayız. <strong data-start="2181" data-end="2211">Psikoloji bir bilim olarak</strong> sahaya inmeden, gelişip hayatımızda yer etmeden önce, primitif bir “tedavi” olarak uygulanan şeytan çıkarmanın kökenleri <strong data-start="2333" data-end="2353">incile dayanıyor</strong>. Daha çok <strong data-start="2364" data-end="2392">Katoliklerin benimsediği</strong> şeytan çıkarmayı kısaca şeytani bir gücün insan üzerindeki etkilerini gidermek için yapılan ritüel olarak tanımlayabiliriz. Ne var ki, tarihte ve filmlerde aşina olduğumuz <strong data-start="2565" data-end="2605">şeytan çıkarmanın nahoş sahneleriyle</strong> ilgisi olmayan, <strong data-start="2622" data-end="2649">maskeler, müzik ve dans</strong> ile süslenmiş bambaşka bir <strong data-start="2677" data-end="2695">şeytan çıkarma</strong>(<strong data-start="2697" data-end="2706">tovil</strong>) ile Sri Lanka halkı sayesinde tanışıyoruz: <strong data-start="2751" data-end="2767">Sanni Yakuma</strong>.</p>
<h3 class="" data-start="2770" data-end="2808"><strong data-start="2774" data-end="2808">Sanni Yakuma’nın Ortaya Çıkışı</strong></h3>
<p class="" data-start="2810" data-end="3888"><strong data-start="2810" data-end="2823">Sri Lanka</strong>’da en çok karşılaşılan <strong data-start="2847" data-end="2864">tovil ritüeli</strong> olan <strong data-start="2870" data-end="2886">Sanni Yakuma</strong>’da 18 farklı şeytan tasvirinden oluşan <strong data-start="2926" data-end="2938">maskeler</strong>kullanılırken <strong data-start="2953" data-end="2970">müzik ve dans</strong> maskelere eşlik ediyor. <strong data-start="2995" data-end="3004">Sanni</strong>, “hastalık”, <strong data-start="3018" data-end="3028">Yakuma</strong> ise “şeytan ritüeli” anlamına geliyor. <strong data-start="3068" data-end="3085">Efsaneye göre</strong>, <strong data-start="3087" data-end="3117">Vaishali’li kral Licchavis</strong>, kraliçenin zina yaptığından şüphelenir ve onu öldürtür. Ancak kraliçe ölürken doğum yapar ve çocuğu <strong data-start="3219" data-end="3235">Kola Sanniya</strong>, annesinin cesedinden beslenerek büyür. <strong data-start="3276" data-end="3306">Kola Sanniya bir şeytandır</strong>ve babasından intikam almak için şehri yok eder (Schechner &amp; Appel, 1990). Sadece şehri yok etmekle kalmaz, 18 zehir parçası yaratır ve onları da <strong data-start="3453" data-end="3475">şeytana dönüştürür</strong>. Hepsi birlikte kralı öldürürler ve <strong data-start="3512" data-end="3522">Buddha</strong> onları insanlara zarar vermemeye ikna edene dek her gün şehirlerde binlerce kişiyi öldürüp yemeye devam ederler (Obeyesekere, 1990). Bu 18 şeytanın her biri farklı bir hastalığın sebebi olarak görülür (Bailey &amp; De Silva, 2006). Bu hastalıklardan <strong data-start="3769" data-end="3818">psikolojik rahatsızlıklarla ilişkili olanları</strong> ve karşılık geldiği <strong data-start="3839" data-end="3860">şeytan isimlerini</strong> şu şekilde sıralayabiliriz:</p>
<ul data-start="3890" data-end="4080">
<li class="" data-start="3890" data-end="3934">
<p class="" data-start="3892" data-end="3934"><strong data-start="3892" data-end="3903">Abhutha</strong> – Ruhla ilgili olmayan delilik</p>
</li>
<li class="" data-start="3935" data-end="3975">
<p class="" data-start="3937" data-end="3975"><strong data-start="3937" data-end="3947">Bhutha</strong> – Ruhla ilgili olan delilik</p>
</li>
<li class="" data-start="3976" data-end="4005">
<p class="" data-start="3978" data-end="4005"><strong data-start="3978" data-end="3986">Maru</strong> – Deliryum ve ölüm</p>
</li>
<li class="" data-start="4006" data-end="4034">
<p class="" data-start="4008" data-end="4034"><strong data-start="4008" data-end="4017">Pissu</strong> – Geçici delilik</p>
</li>
<li class="" data-start="4035" data-end="4080">
<p class="" data-start="4037" data-end="4080"><strong data-start="4037" data-end="4045">Naga</strong> – Yılanlarla ilgili kabuslar görme</p>
</li>
</ul>
<h3 class="" data-start="4082" data-end="4117"><strong data-start="4086" data-end="4117">Ritüel Nasıl Gerçekleşiyor?</strong></h3>
<p class="" data-start="4119" data-end="5169">Performansın başını çekecek olan <strong data-start="4152" data-end="4164">Yakadura</strong>, hastanın bir iblisten etkilenip etkilenmediğini kontrol eder ve iyileştirme ritüeli için bir gün ve saat belirler. Ritüel iki aşamadan oluşur: <strong data-start="4309" data-end="4323">Ata Paliya</strong> ve <strong data-start="4327" data-end="4347">Daha Ata Sanniya</strong>. <strong data-start="4349" data-end="4363">Ata Paliya</strong>, 8 farklı danstan oluşan, ritüelin giriş bölümüdür ve hastayı kutsamak için yapılır. Her dans farklı bir karakteri sembolize eder. <strong data-start="4495" data-end="4515">Daha Ata Sanniya</strong> aşamasında <strong data-start="4527" data-end="4550">şeytan maskeleriyle</strong> ve <strong data-start="4554" data-end="4579">renkli kıyafetleriyle</strong> dansçılar ortaya çıkar, önce korkutucu görünürler fakat daha sonra kendilerini ve dolayısıyla temsil ettikleri <strong data-start="4691" data-end="4740">şeytanı küçük düşürücü hareketlerde bulunarak</strong> komik bir gösteri yaparlar. Bu esnada davulcu, hastanın içinde bulunduğu düşünülen <strong data-start="4824" data-end="4835">şeytanı</strong> aşağılar, oldukça komik ve müstehcen sözler eder (Moore &amp; Myerhoff, 1977). En son 18 iblisin küçük temsillerini içeren baş şeytanın (Maha Kola) maskesini takan bir dansçı ortaya çıkar ve insanları rahatsız etmemeyi kabul eder (Schechner &amp; Appel, 1990). Böylece <strong data-start="5097" data-end="5107">şeytan</strong> kendi dünyasına dönerken <strong data-start="5133" data-end="5168">dansçı da maskesini çıkarmıştır</strong>.</p>
<h3 class="" data-start="5171" data-end="5202"><strong data-start="5175" data-end="5202">Ritüellerden Bize Kalan</strong></h3>
<p class="" data-start="5204" data-end="6246"><strong data-start="5204" data-end="5217">Ritüeller</strong>, hayatımızın önemli bir parçasıdır. <strong data-start="5254" data-end="5294">Doğum, ölüm, evlilik, baharın gelişi</strong> ve daha sayısız olaya ritüeller eşlik eder. <strong data-start="5339" data-end="5352">Ritüeller</strong> bireysel veya toplumsal olabilir ve en temelde bizi güvende hissettirir ve kaygıyı azaltır. Tarih boyunca ritüeller toplumlarda <strong data-start="5481" data-end="5505">hastalıktan koruyucu</strong> ve <strong data-start="5509" data-end="5533">iyileştirici bir rol</strong> üstlenmişlerdir (Moretti &amp; Kurimay, 2006). Bu örnekte güçlü sembollerle çevrili kolektif ve kompleks bir ritüel ile karşı karşıyayız.<br data-start="5667" data-end="5670" /><strong data-start="5670" data-end="5695">Ritüellerin duyumları</strong>, duyguları ve semptomları <strong data-start="5722" data-end="5733">plasebo</strong> yoluyla etkilediği düşünülüyor ve bu konuda ilginç araştırmalar mevcut. <strong data-start="5806" data-end="5832">Biyomedikal tedavilere</strong> baktığımızda bile şayet değerlendirme, hastanın <strong data-start="5881" data-end="5902">öznel ölçütlerini</strong>içeriyorsa; ritüelin, tedavinin <strong data-start="5935" data-end="5957">aktif bir bileşeni</strong> konumunda olduğunu söyleyebiliyoruz (Miller et al., 2009). Neredeyse <strong data-start="6027" data-end="6073">insanlık tarihi kadar eski olan ritüelleri</strong> aşikâr olduğu üzere sağlık alanında da göz ardı edemiyoruz. Kimi <strong data-start="6139" data-end="6159">adaçayı yakarken</strong> kimi <strong data-start="6165" data-end="6191">şeytan maskesi takıyor</strong> fakat ritüellerin hayatımızdaki rolü <strong data-start="6229" data-end="6245">hiç bitmiyor</strong>.</p>
<p data-start="5204" data-end="6246">Kaynakça</p>
<p class="" data-start="90" data-end="265">Bailey, M. S., &amp; De Silva, H. J. (2006). Sri Lankan Sanni Masks: An Ancient Classification of Disease. <em data-start="193" data-end="198">BMJ</em>, 333(7582), 1327–1328. <a href="https://doi.org/10.1136/bmj.39055.445417.BE" target="_new" rel="noopener" data-start="222" data-end="265">https://doi.org/10.1136/bmj.39055.445417.BE</a></p>
<p class="" data-start="267" data-end="466">Miller, F. G., Colloca, L., &amp; Kaptchuk, T. J. (2009). The Placebo Effect: Illness and Interpersonal Healing. <em data-start="376" data-end="414">Perspectives in Biology and Medicine</em>, 52(4), 518–539. <a href="https://doi.org/10.1353/pbm.0.0115" target="_new" rel="noopener" data-start="432" data-end="466">https://doi.org/10.1353/pbm.0.0115</a></p>
<p class="" data-start="468" data-end="537">Moore, S. F., &amp; Myerhoff, B. G. (1977). <em data-start="508" data-end="524">Secular Ritual</em>. Van Gorcum.</p>
<p class="" data-start="539" data-end="711">Moretti, M., &amp; Kurimay, T. (2006). Rituals in therapy, rituals in our lives. <em data-start="616" data-end="694">Psychiatria Hungarica: A Magyar Pszichiatriai Tarsasag Tudomanyos Folyoirata</em>, 21(2), 108–129.</p>
<p class="" data-start="713" data-end="853">Neki, J. S. (1973). Psychiatry in South-East Asia. <em data-start="764" data-end="795">British Journal of Psychiatry</em>, 123(574), 257–269. <a href="https://doi.org/10.1192/bjp.123.3.257" target="_new" rel="noopener" data-start="816" data-end="853">https://doi.org/10.1192/bjp.123.3.257</a></p>
<p class="" data-start="855" data-end="990">Obeyesekere, G. (1990). <em data-start="879" data-end="960">The Work of Culture: Symbolic Transformation in Psychoanalysis and Anthropology</em>. University of Chicago Press.</p>
<p class="" data-start="992" data-end="1126">Schechner, R., &amp; Appel, W. (1990). <em data-start="1027" data-end="1097">By Means of Performance: Intercultural Studies of Theatre and Ritual</em>. Cambridge University Press.</p>
<p data-start="5204" data-end="6246">
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/maskeler-ve-seytanlar-sri-lankada-psikolojik-rahatsizliklarin-tedavisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
