<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Eleştirel Psikoloji &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/konu/elestirel-psikoloji/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Thu, 05 Mar 2026 11:24:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Eleştirel Psikoloji &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yeni Yıl, Yeni Hedefler ve Biraz Da Gerçekler!: Yılbaşlarında Koyulan Hedefler ve Sonrası</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/yeni-yil-yeni-hedefler-ve-biraz-da-gercekler-yilbaslarinda-koyulan-hedefler-ve-sonrasi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=yeni-yil-yeni-hedefler-ve-biraz-da-gercekler-yilbaslarinda-koyulan-hedefler-ve-sonrasi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/yeni-yil-yeni-hedefler-ve-biraz-da-gercekler-yilbaslarinda-koyulan-hedefler-ve-sonrasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[fırat kara]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Mar 2026 22:20:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştirel Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=27259</guid>

					<description><![CDATA[Yeni yıl kişiler arasında hayatlarını yoluna koymak hatta daha iyi bir benlik oluşturmak için bir fırsatmış gibi görülüyor. Yeni hedef listeleri, hobiler ve planlar yapılıyor peki ocak ayı geçtikten sonra ve yılın ortalarına gelindiğinde ne oluyor? Konulan hedefler nasıl olmalı? Bu hedefler kişiyi geliştiriyor mu yoksa yıpratıyor mu? Bu hedefleri kendimiz mi tercih ediyoruz? Bu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="2">Yeni yıl kişiler arasında hayatlarını yoluna koymak hatta daha iyi bir benlik oluşturmak için bir fırsatmış gibi görülüyor. Yeni hedef listeleri, hobiler ve planlar yapılıyor peki ocak ayı geçtikten sonra ve yılın ortalarına gelindiğinde ne oluyor? Konulan hedefler nasıl olmalı? Bu hedefler kişiyi geliştiriyor mu yoksa yıpratıyor mu? Bu hedefleri kendimiz mi tercih ediyoruz? Bu yazımda bunu ele almaya çalışacağım.</p>
<p data-path-to-node="3">Günümüzde insanlar gelişim ve değişimi süreç değil sonuç odaklı ve ölçülebilir bir yere konumlandırmaktadır. Yeni yıl sadece takvimdeki gün değil, bu değişimi başlatan ve kişinin milat olarak anlam yüklediği bir yere evrilmiştir. Kendisinin en iyi versiyonuna ulaşma ümidi ile yapılacaklar listesine radikal kararlara varacak kadar görev ve sorumluluklar ekler. Peki bu planlamalar göründüğü kadar masum mu?</p>
<h2 data-path-to-node="4"><b data-path-to-node="4" data-index-in-node="0">Hedeflerin Sürdürülebilirliği ve Motivasyonun Doğası</b></h2>
<p data-path-to-node="5">Yılın üçüncü ayına geldiğimizde kişi kendisine uyulması zor, adım adım ilerleyemeyeceği ve gerçekçi olmayan hedefler koyduysa bu hedeflerini sürdürmekte zorlanabilir. İrade zayıflar ve motivasyon düşer. Kişi kendisi ile çeliştiği ve başarısız olduğu noktada hedeflerini erteleme ya da Martin Seligman’ın öğrenilmiş çaresizlik kavramı ile karşılaşabilir. Her yıl başında konulan ancak yılın ilk çeyreğinde bir sonraki yılın hedeflerine ertelenen maddeler buna örnek verilebilir. Bu noktada motivasyonun doğası belirleyici hale gelebilir.</p>
<p data-path-to-node="6">Motivasyon, koyulan hedefi eyleme dönüştürmek için itici güçtür. Motivasyonu ikiye ayıracak olursak, içsel motivasyon kişinin değerleri ve ilgi duyduğu davranışlar ile ortaya çıkar. Dışsal motivasyon ise ödül, onay ya da toplumsal beklentiler ile ortaya çıkar. Yeni yılda yapılan listeler büyük ölçüde dışsal motivasyonu ilgilendirir. Kişi daha başarılı olmak, daha fit görünmek ve daha diye başlayan örnekler ile uzatabileceğimiz isteklere sahip olabilir. Birey yeni yılda hedeflerine karar verirken bu hedeflere içsel motivasyonla mı yoksa dışsal motivasyonla mı karar verdiğine dikkat etmelidir. Kişinin motivasyonu hedeflerin konulma aşamasından uygulanma aşamasına kadar önemli bir konumda bulunmaktadır.</p>
<h2 data-path-to-node="7"><b data-path-to-node="7" data-index-in-node="0">Performans Toplumu ve Sosyal Medya Etkisi</b></h2>
<p data-path-to-node="8">Byung-Chull Han’a göre bireyin değeri gösterdiği performans ile ölçülür. “Performans toplumu” bireyi rekabet etmesi için zorlar. Otorite dışsal gözükse bile birey bu hedefleri içsel bir zorunlulukla koyar ve performans öznesi haline gelir. Birey hem özne hem denetleyici konumundadır. “Performans toplumu” kişide yabancılaşma, tükenmişlik olarak karşımıza çıkabilir.</p>
<p data-path-to-node="9">Sosyal medya platformlarında karşımıza çıkan sabah rutinleri ya da öncesi-sonrası videoları kişide kıyaslama “bende böyle olmalıyım” düşüncesini ortaya çıkartabilir. Ancak kişi sabah 5’te kalkmanın hayat rutinine uygun olup olmadığına dikkat etmez. Onun aklında olan şey uyanıp soğuk duş alıp hemen maillerini kontrol etme düşüncesidir. Peki mail kutusu boşsa ya da sabah aldığı soğuk duş onun hasta olmasına neden olduysa… Başarılı insanlar hayatlarında bu rutinlere sahip gibi görünseler de, bu rutinlere uyan ancak yine de başarısız olan insanlar kendisini yetersiz görmeye, karşılaştırma yapmaya ve suçlu hissetmeye başlar. Çünkü bu rutinler kişilerin kendi hayat tempolarına göre şekillenmelidir ve özneldir.</p>
<h2 data-path-to-node="10"><b data-path-to-node="10" data-index-in-node="0">Psikolojik iyi Oluş ve öz Şefkat</b></h2>
<p data-path-to-node="11">Carl Rogers’a göre <b data-path-to-node="11" data-index-in-node="19">psikolojik iyi oluş</b> için gerçek benlik ve ideal benlik arasında uyum esastır. Gerçek benlik ve ideal benliğin çatışma yaşaması psikolojik iyi oluşu olumsuz etkiler. Yılbaşlarında konulan hedefler büyük ölçüde ideal benliği ilgilendirir. Eğer konulan hedefler gerçekçi değilse gerçek benlik bu hedefler altında ezilebilir ve kişinin psikolojik iyi oluşu olumsuz etkilenir. Kişinin “yetersizim” gibi bir inanç geliştirmemesi ve psikolojik iyi oluşunun devamlılığı için hedefler adım adım ilerleyen, gerçekçi ve kişinin becerileri ile uyumlu seçilmelidir.</p>
<p data-path-to-node="12"><b data-path-to-node="12" data-index-in-node="0">Psikolojik esneklik</b>, Steven C. Hayes’in Kabul ve Kararlılık Terapisi yaklaşımında kişinin değerleri ile çatışmayan ve esnek bir yaşamı savunur. Kişi mükemmel değil, değerleri ile bir arada kalabilmelidir. Yine benzer bir şekilde kişinin kendisine “<b data-path-to-node="12" data-index-in-node="248">öz şefkat</b>” göstermesi kişiyi yapmak istedikleri konusunda daha motive ve istediklerini sürdürülebilir kılmaktadır.</p>
<p data-path-to-node="13">Yeni yıl hedefleri kişiler için gerçekten bir değişim ve gelişim fırsatı olabilir. Belki de yeni yıldan beklenmesi gereken daha insani bir benlikle temas kurmaktır. İnsan kırılgan, esnek ve değişkendir. Koyulan hedefler hayata geçirilebileceği kadar aksayabilir. Hedefler ve gerçekleştirilmesi gereken onlarca şey kişinin benliğine değer biçmemelidir. Ocak ayındaki yüksek beklenti süreç içerisinde yerini hayal kırıklığıyla değiştiriyorsa bu durum kişiyi olumsuz etkiler. Kişi hedeflerine karar verirken kendisinin bir performans öznesi olmadığını hatırlamalı ve kendisine daha şefkatli yaklaşmalıdır. Bu durum gerçek değişim ve gelişimin ilk adımıdır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/yeni-yil-yeni-hedefler-ve-biraz-da-gercekler-yilbaslarinda-koyulan-hedefler-ve-sonrasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kültür Sandığımız Kadar “İnsani” mi ?: Eleştirel Bir Düşünce Deneyi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/kultur-sandigimiz-kadar-insani-mi-elestirel-bir-dusunce-deneyi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kultur-sandigimiz-kadar-insani-mi-elestirel-bir-dusunce-deneyi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/kultur-sandigimiz-kadar-insani-mi-elestirel-bir-dusunce-deneyi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Emin İLBUĞA]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 22:00:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştirel Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=25935</guid>

					<description><![CDATA[Giriş Kültürün sözlük anlamı kabaca insanlığın ürettiği her türlü maddi ve manevi ögeler ve onların kuşaklar arası aktarımını ifade eder. Kültürün tanımındaki en önemli nokta onun nesiller arasında aktarılıyor, dönüşüyor ve değişiyor olduğudur. Bunun yanı sıra tarih boyunca genel kabul gören görüş kültürün insana özgü bir şey olduğu ve onun tamamen beşeri (doğa dışı) olduğu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2 data-path-to-node="1"><b data-path-to-node="1" data-index-in-node="0">Giriş</b></h2>
<p data-path-to-node="2">Kültürün sözlük anlamı kabaca insanlığın ürettiği her türlü maddi ve manevi ögeler ve onların kuşaklar arası aktarımını ifade eder. Kültürün tanımındaki en önemli nokta onun nesiller arasında aktarılıyor, dönüşüyor ve değişiyor olduğudur. Bunun yanı sıra tarih boyunca genel kabul gören görüş kültürün insana özgü bir şey olduğu ve onun tamamen beşeri (doğa dışı) olduğu yönündeki iddiadır. Medeniyetin geldiği nokta düşünüldüğünde (modern bilim, sanat, felsefe, folklor vb.) bu iddia oldukça açık görünse de kültürün (yani bütün insanlık deneyiminin) beşeri (doğa dışı) olduğu iddiası pek çok noktada oldukça sorunlu ve aksine aslında doğada doğal olmayan (kültür de dahil) hiç bir şeyin olmadığına dair felsefi, sosyolojik ve psikolojik pek çok kanıt olduğunu söylesem abartmış olmam. Hadi gelin bu konuyu daha detaylı inceleyelim.</p>
<h2 data-path-to-node="3"><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">Göklerden Gelen Ziyaretçi</b></h2>
<p data-path-to-node="4">Başta Etoloji (hayvan davranışları bilimi) ve Entomoloji (böcek bilimi) olmak üzere canlı davranışlarını inceleyen ve pek çoğunu (neredeyse her şeyi) son derece tatmin edici şekilde açıklamayı başaran modern bilimsel metodoloji ve bu alandaki konsensus (görüş birliği) bu canlıların ve onlara ait bilişsel ve davranışsal her türlü fenomenin tamamen doğal olduğu yönünde. Bu konsensusun oluşmasındaki en büyük sebep bizim, incelediğimiz canlıların davranışlarını açıklayabilecek güçlü kuramlar oluşturabilmemiz ve bu canlıların çoğu zaman (neredeyse her zaman) medeniyetimizden (şehirlerimizden) uzakta doğada gerçekleşen fenomenler olması.</p>
<p data-path-to-node="5">İnsan davranışlarını açıklamaya çalıştığımızda ise psikoloji bilimi, insan bilişini ve davranışını çok fazla etkileyen ve diğer canlı davranışı bilimlerinde olduğu gibi güçlü kuramlar geliştirmemizi zorlaştıran “kültürün” büyük oranda insanın doğadan izole görünen yaşam alanları olan şehirlerde var olmasından dolayı insan davranışlarını diğer canlılardan ayrı bir kategoriye sokmaya dair anlaşılabilir bir eğilimimiz oluyor. Ama burada dikkat edilmesi gereken bir nokta var. Kültürün ve bununla beraber pek çok insan davranışının beşeri olduğunu (doğal olmadığını) düşünmemizin temel sebeplerinden birini onun çok karmaşık olması ve nasıl değiştiğinin ve insanı nasıl etkilediğine dair öngörü gücümüzün zayıf olması.</p>
<h2 data-path-to-node="6"><b data-path-to-node="6" data-index-in-node="0">Karınca Kolonisi ve İnsanlık</b></h2>
<p data-path-to-node="7">Bir karınca kolonisini hayal edin. Kraliçeden ve işçi karıncalardan oluşan, tüm üyelerinin davranışları tahmin edilebilir ve açıklanabilir olduğunu bildiğimiz bir karınca kolonisi. İşte düşünce deneyi tam da burada başlıyor. Bizim bilimimizden çok daha gelişmiş bir bilime sahip ve çok ileri seviye bir uzaylı medeniyeti düşünün. Bu medeniyet öyle gelişmiş olsun ki bizi incelemek için bize hiç farkettirmeden tüm dünyayı ve insanlık medeniyetini gözleme ve inceleme olanağına sahip olduklarını düşünün. Bütün karmaşıklığına rağmen insan davranışını ve bilişini (kültür de buna dahil) kusursuz bir şekilde açıklayabilecek kuramlara sahip oldukları bir senaryoda bizi (insanlığı) dünyadaki diğer canlılardan farklı bir kategoriye koymaları için bir sebep kalır mıydı? Bizi doğadan izole bir topluluk olarak mı yoksa diğer canlılardan görece daha karmaşık davranışlara ve bilişe sahip bir topluluk olarak mı görürlerdi? Bizi bizim karınca kolonisini gördüğümüzden daha farklı görürler miydi?</p>
<p data-path-to-node="8">Bu düşünce deneyi kültürün (bütün insan davranışlarının) diğer canlıların sahip olduklarından daha karmaşık olmasına rağmen hala doğal ve doğanın bir parçası olduğu gerçeğini yeniden hatırlamak için oldukça etkileyici bir örnek. İnsanlık tarih boyunca kendini evrenin merkezine koydu ve modern bilimin bulguları geliştikçe bu algıda zaman içinde değişti. Muhtemeli biz de düşünce deneyinde bahsettiğimiz medeniyet gibi karmaşık insan davranışlarını ve kültürünü açıklamayı başardığımızda insanlık kendini doğadan ayrı bir yerde görmek için kullandığı son kozunu da kaybedecek.</p>
<h2 data-path-to-node="9"><b data-path-to-node="9" data-index-in-node="0">Hayvanlarda Kültürel Aktarım</b></h2>
<p data-path-to-node="10">Kültürün diğer canlılarda bulunmadığını onun insana has ve beşeri bir fenomen olduğuna dair iddianın en kuvvetli argümanı ise doğada genetik etkenlerle oluşmayan, bir nesil içinde biyolojiden bağımsız olarak üretilen ve gelecek nesillere aktarabilen davranış setlerine sahip tek canlının insan olduğudur. Ama bunun da pek öyle olmadığına inanmak için yeterli delilimiz var gibi görünüyor.</p>
<p data-path-to-node="11">İlk olarak çok yakın zamanda kaybettiğimiz ünlü primatolog Jane Goodall’ın keşfettiği bir şempanze grubunun türdeşlerinden farklı olarak geliştirdikleri alet kullanım becerilerini bir sonraki nesillere sosyal öğrenme yoluyla aktardığı ve tür içindeki gruplar arasında alet kullanma tekniklerinin değişmesi, kültürün insana özel olduğuna dair hatalı hipotezi çürüten en büyük keşiflerden biri. Bunun yanı sıra başka bir ünlü primatolog Frans de Waal’ın primat topluluklarında kavgalar sonrası farklı barışma stratejileri kullandığı ve bunun sosyal öğrenme yoluyla aktarıldığına dair yapılan gözlemler kültürün insana özel bir şey olmadığını gözler önüne seren son derece önemli ve düşündürücü gözlemler.</p>
<p data-path-to-node="12">Primatların insanların evrimsel olarak yakın akrabaları olduğu ve kültürün sadece insana özel olmasa bile primatlara özel olabileceğine dair bir fikir aklınızdan geçmiş olabilir ama çok da şaşırtıcı olmayacak bir şekilde bu iddiada pek doğru değil. Bu alandaki diğer ilginç keşiflerden biri ise bazı balık türlerinde görülen avlanma stratejilerinin bile gruplar arasında değişebildiğini ve grup içinde taklit yoluyla öğrenilip bir sonraki nesillere aktarılabildiğinin gözlenmesidir.</p>
<h2 data-path-to-node="13"><b data-path-to-node="13" data-index-in-node="0">Sonuç</b></h2>
<p data-path-to-node="14">İnsan kültürü ve davranışı her ne kadar karmaşık ve açıklaması zor olsa da doğanın bir parçası ve ondan bağımsız düşünülmesi için makul bir gerekçe yok gibi görünüyor. Psikoloji her ne kadar karmaşık insan davranışlarını açıklamaya çalışan bir bilim olsa da onu diğer bilimlerden ayıran (fizik, biyoloji, kimya) tek şey incelemeye ve açıklamaya çalıştığı şey; bunun dışında bu bilimler arasında var olan bazı metodolojik farklılıklar olsa da bilimlerin yaptığı şey en temelde doğada olanları doğadan hareketle açıklamaya çalışmak. Kültür, genetik evrimin yanında işleyen ikinci bir <b data-path-to-node="14" data-index-in-node="582">doğal seçilim</b> süreci olarak, insan davranışını şekillendiren genetik olmayan fakat doğal bir <b data-path-to-node="14" data-index-in-node="675">kalıtım</b> sistemidir. Bu perspektiften bakıldığında, medeniyet dediğimiz yapı aslında <b data-path-to-node="14" data-index-in-node="759">biyolojik</b> kökenlerimizin evrimsel bir uzantısıdır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/kultur-sandigimiz-kadar-insani-mi-elestirel-bir-dusunce-deneyi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kontrolün Bedene Sıkıştığı Yer: Akademik Kadın, Nesneleştirme ve Estetik Arayışı</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/kontrolun-bedene-sikistigi-yer-akademik-kadin-nesnelestirme-ve-estetik-arayisi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kontrolun-bedene-sikistigi-yer-akademik-kadin-nesnelestirme-ve-estetik-arayisi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/kontrolun-bedene-sikistigi-yer-akademik-kadin-nesnelestirme-ve-estetik-arayisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gülcenaz Arslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Jan 2026 21:45:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştirel Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=23646</guid>

					<description><![CDATA[Günümüzde kadınların yaşadığı zorluklar, akademi, kariyer, evlilik ve annelik gibi yaşam alanlarının büyük ölçüde dışsal beklentiler tarafından şekillendirilmesiyle başlar. Bu alanlarda kadının bireysel tercihleri çoğu zaman görünmezleşir; neyi ne zaman yapması gerektiği, nasıl bir yaşam sürmesinin “doğru” olduğu ve hangi rolleri üstlenmesinin “uygun” olduğu önceden tanımlanmıştır. Kadınların karar verebildiği alanlar daraldıkça, kontrol edebildikleri tek alan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="1">Günümüzde kadınların yaşadığı zorluklar, akademi, kariyer, evlilik ve annelik gibi yaşam alanlarının büyük ölçüde dışsal beklentiler tarafından şekillendirilmesiyle başlar. Bu alanlarda kadının bireysel tercihleri çoğu zaman görünmezleşir; neyi ne zaman yapması gerektiği, nasıl bir yaşam sürmesinin “doğru” olduğu ve hangi rolleri üstlenmesinin “uygun” olduğu önceden tanımlanmıştır. Kadınların karar verebildiği alanlar daraldıkça, kontrol edebildikleri tek alan giderek kendi bedenleri hâline gelir. Çünkü bu alanlarda kadınlardan beklenen roller, onların öznel seçimlerinden daha baskın hâle gelir. Beden, bu nedenle hem bir ifade aracı hem de toplumsal beklentilere uyum sağlama sahasına dönüşür. Kontrolün beden üzerinde kurulmaya çalışılması bu bağlamda kaçınılmaz bir süreç olarak ortaya çıkar.</p>
<h2 data-path-to-node="2"><b data-path-to-node="2" data-index-in-node="0">Performans Alanı Olarak Kadınlık Rolleri</b></h2>
<p data-path-to-node="3">Kadın, akademik hayatta başarılı, iş yaşamında üretken, evlilikte uyumlu, annelikte ise fedakâr olmak zorundadır. Ancak bu rollerin her biri, kadının öznesi olduğu bir yaşamdan çok, kendisinden beklenen bir performans alanına dönüşür. Kadın bir yandan bireysel kimliğini inşa etmeye çalışırken, diğer yandan toplumun ona biçtiği rolleri yerine getirmeye zorlanır. Bu durum, kadının kendi yaşamı üzerindeki kontrol algısını zayıflatır. Kontrol duygusunun zayıfladığı yerde ise beden, üzerinde söz sahibi olunabilen son alan olarak öne çıkar.</p>
<h2 data-path-to-node="5"><b data-path-to-node="5" data-index-in-node="0">Estetik Müdahalelerin Psikolojik Sembolizmi</b></h2>
<p data-path-to-node="6">Bu noktada estetik müdahaleler yalnızca fiziksel bir değişim aracı değil, psikolojik bir anlam taşıyan sembolik bir kontrol mekanizması hâline gelir. Bireyler bedenleri üzerindeki tasarruf haklarını kullanarak estetik operasyonlara yönelebilirler. Bu yönelim, her zaman tek bir motivasyona dayanmaz. Estetik müdahale bazen iyileştirici bir karar gibi deneyimlenirken, bazen de toplumun kadına dolaylı biçimde ilettiği “olduğun hâl yeterli değil” mesajının bedensel bir karşılığı olarak ortaya çıkar.</p>
<p data-path-to-node="7">Bu iki yönlü motivasyonun bir tarafında, travma sonrası onarım ihtiyacı, beden üzerinde söz sahibi olma hissi ve özgüvende kısa süreli bir artış yer alır. Özellikle bedene yönelik travmatik yaşantılar, doğum süreçleri, hastalıklar, kilo değişimleri ya da yoğun stres dönemleri sonrasında yapılan müdahaleler, bireyin bedeniyle yeniden ilişki kurmasına yardımcı olabilir. Bu durumda estetik müdahale, bireyin kendi bütünlüğünü yeniden kurma çabasının bir parçası olarak işlev görebilir.</p>
<p data-path-to-node="8">Diğer tarafta ise güzellik normlarına yaklaşma baskısı, toplum içinde kabul görme ihtiyacı ve “yeterli değilim” inancının pekişmesi bulunur. Burada estetik müdahale, bireyin kendi benliğini güçlendirmekten çok, dış dünyanın beklentilerine uyum sağlama amacına hizmet eder. Bu noktada beden, bireyin öznel alanı olmaktan çıkarak toplumsal normların yeniden üretildiği bir zemine dönüşür.</p>
<h2 data-path-to-node="10"><b data-path-to-node="10" data-index-in-node="0">Nesneleştirme Kuramı ve öz-Nesneleştirme</b></h2>
<p data-path-to-node="11">Her iki durumda da bireyin bedeni üzerinde yaptığı cerrahi ya da estetik değişim, kaybedilen kontrol hissini geri kazanmaya yönelik sembolik bir onarım çabası olarak okunabilir. Kişi, yaşamın belirsizliği içinde söz geçirebildiği tek alan olarak dış görünüşünü şekillendirir ve bu yolla psikolojik bir sığınak yaratır. Ancak bu sığınak, temellerini toplumsal onaydan ve “ideal kadın” prototipinden alıyorsa, sağladığı özgüven artışı kalıcı bir iyilik hâline dönüşmekte zorlanır. Bu durumda ortaya çıkan şey, iyileşmeden çok bir uyumlanma hissidir.</p>
<p data-path-to-node="12"><b data-path-to-node="12" data-index-in-node="0">Nesneleştirme Kuramı</b> (Objectification Theory), bu süreci anlamak için güçlü bir çerçeve sunar. Fredrickson ve Roberts’a (1997) göre kadınlar, kültürel olarak sürekli gözlemlenen ve değerlendirilen varlıklar hâline getirilir. Bu durum zamanla kadının kendisine dışarıdan bakmasına, yani “öz-nesneleştirme” geliştirmesine yol açar. Kadın artık yalnızca başkaları tarafından değil, kendi zihninde de bir <b data-path-to-node="12" data-index-in-node="401">nesne</b> olarak değerlendirilir. Beden, kimliğin merkezine yerleşir ve değer algısı fiziksel görünüm üzerinden şekillenir.</p>
<h2 data-path-to-node="14"><b data-path-to-node="14" data-index-in-node="0">Akademik Başarı ve Görünürlük Çelişkisi</b></h2>
<p data-path-to-node="15">Bu bağlamda akademik ve mesleki başarı çoğu zaman geri planda kalır. Kadın bir yandan zihniyle var olmaya çalışırken, bir yandan bedeniyle temsil edilmeye zorlanır. Akademik başarı çoğu zaman görünmezdir; uzun yıllar süren emek, üretim ve zihinsel gelişim sessiz ilerler. Buna karşılık beden sürekli görünürdür, sürekli değerlendirilir ve sürekli karşılaştırılır. Kadının bilgi birikimi, üretkenliği ve düşünsel katkıları, çoğu zaman dış görünüşü kadar hızlı ve doğrudan bir karşılık bulmaz.</p>
<p data-path-to-node="16">İş hayatında bu durum daha da belirginleşir. Kadınlardan hem profesyonel hem estetik olmaları beklenir. Ne çok bakımsız ne de “fazla dikkat çekici” olmaları istenir. Bu ikili beklenti, kadını sürekli bir denge kurma zorunluluğu içinde bırakır. Zihinsel üretimiyle var olmak isteyen kadın, bedeni üzerinden yargılanır. Performansı, bilgisi ve yetkinliği yerine dış görünüşü hakkında yorum yapılır. Bu durum, kadının akademik ve mesleki kimliğinin gölgede kalmasına yol açar.</p>
<h2 data-path-to-node="18"><b data-path-to-node="18" data-index-in-node="0">Maskeler ve Psikolojik Kısır Döngü</b></h2>
<p data-path-to-node="19">Kadınların maruz kaldığı mobbing uygulamaları da bu bağlamda anlam kazanır. Beden, giyim, duruş ve ifade biçimi üzerinden yapılan eleştiriler, kadını olmak istemediği bir kimliğe doğru iter. Zamanla kadın, kendini koruyabilmek için çeşitli “maskeler” geliştirmek zorunda kalır. Bu maskeler, işlevsel olarak uyum sağlamaya yardımcı olur; ancak uzun vadede bireyin kendi benliğiyle kurduğu ilişkiyi zayıflatır. Varoluş, giderek otantik bir deneyim olmaktan çıkar ve performansa dayalı bir hâl alır.</p>
<p data-path-to-node="20">Estetik müdahaleler bu noktada bir rahatlama alanı gibi görünse de, altında yatan motivasyon belirleyici olur. Eğer müdahale, bireyin kendi bedeniyle daha barışık bir ilişki kurma arzusundan kaynaklanıyorsa, iyilik hâline katkı sunabilir. Ancak müdahale, değersizlik duygusunu bastırma, kabul görme ihtiyacını giderme ya da “eksik” olma algısını telafi etme amacı taşıyorsa, sağladığı rahatlama çoğu zaman geçici olur. Bir “kusur” giderildiğinde, yerini yeni bir “kusur” algısı alabilir. Bu döngü, bireyi sürekli bedeni üzerinde çalışmaya zorlayan bir psikolojik kısır döngüye sokar.</p>
<h2 data-path-to-node="22"><b data-path-to-node="22" data-index-in-node="0">Sonuç: Gerçek Kontrol ve Özgürleşme</b></h2>
<p data-path-to-node="23">Bu nedenle estetik operasyonların psikolojik etkisini değerlendirirken yalnızca sonuçlara değil, sürecin anlamına bakmak gerekir. Beden değişimi içsel bir bütünlük arzusundan doğuyorsa, kişinin öz-değer algısını destekleyebilir. Ancak değişim, nesneleştirilen bir dünyada kabul görme çabasının sonucuysa, kalıcı bir ruhsal esenlik sağlamaktan çok kırılgan bir tatmin yaratır.</p>
<p data-path-to-node="24">Kadının özgürleşmesi yalnızca beden üzerinde söz sahibi olmasıyla değil, bedeninin değer belirleyici olmaktan çıktığı bir yaşam alanının mümkün olmasıyla ilişkilidir. Gerçek kontrol, bedeni yeniden şekillendirmekten ziyade, kadının zihinsel üretiminin, akademik katkısının ve bireysel varlığının merkeze alındığı bir toplumsal düzenin inşasıyla sağlanabilir. Aksi hâlde beden, kontrolün sembolü olmaya devam eder; ancak bu kontrol, kadının öznel özgürlüğünden çok, sistemin sınırları içinde tanımlanmış bir hareket alanı olarak kalır.</p>
<p data-path-to-node="25">Bu bağlamda estetik müdahaleler ne bütünüyle özgürleştirici ne de bütünüyle baskıcıdır. Anlamları, bireyin içinde bulunduğu toplumsal bağlam, öz-değer algısı ve karar verme motivasyonlarıyla birlikte değerlendirilmelidir. Kadının bedeni üzerindeki her karar, aynı zamanda onun toplumsal konumuyla, öznel deneyimleriyle ve görünmez baskı mekanizmalarıyla iç içe geçmiş bir psikolojik anlatı taşır.</p>
<h2 data-path-to-node="27"><b data-path-to-node="27" data-index-in-node="0">KAYNAKÇA</b></h2>
<ul data-path-to-node="28">
<li>
<p data-path-to-node="28,0,0"><b data-path-to-node="28,0,0" data-index-in-node="0">Bordo, S. (2003).</b> <i data-path-to-node="28,0,0" data-index-in-node="18">Unbearable weight: Feminism, Western culture, and the body (10th anniversary ed.).</i> University of California Press.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="28,1,0"><b data-path-to-node="28,1,0" data-index-in-node="0">Cash, T. F., &amp; Smolak, L. (2011).</b> <i data-path-to-node="28,1,0" data-index-in-node="34">Body image: A handbook of science, practice, and prevention (2nd ed.).</i> Guilford Press.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="28,2,0"><b data-path-to-node="28,2,0" data-index-in-node="0">Fredrickson, B. L., &amp; Roberts, T. A. (1997).</b> <i data-path-to-node="28,2,0" data-index-in-node="45">Objectification theory: Toward understanding women’s lived experiences and mental health risks.</i> Psychology of Women Quarterly, 21(2), 173–206.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="28,3,0"><b data-path-to-node="28,3,0" data-index-in-node="0">Gill, R. (2007).</b> <i data-path-to-node="28,3,0" data-index-in-node="17">Gender and the media.</i> Polity Press.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="28,4,0"><b data-path-to-node="28,4,0" data-index-in-node="0">Moradi, B., &amp; Huang, Y. P. (2008).</b> <i data-path-to-node="28,4,0" data-index-in-node="35">Objectification theory and psychology of women: A decade of advances and future directions.</i> Psychology of Women Quarterly, 32(4), 377–398.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="28,5,0"><b data-path-to-node="28,5,0" data-index-in-node="0">Wolf, N. (1991).</b> <i data-path-to-node="28,5,0" data-index-in-node="17">The beauty myth: How images of beauty are used against women.</i> William Morrow.</p>
</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/kontrolun-bedene-sikistigi-yer-akademik-kadin-nesnelestirme-ve-estetik-arayisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bireysel Olan Kolektiftir: Agresyonu Kabul Etmemek ve “Günah Keçisi” Oyununu Bozmak</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/bireysel-olan-kolektiftir-agresyonu-kabul-etmemek-ve-gunah-kecisi-oyununu-bozmak/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=bireysel-olan-kolektiftir-agresyonu-kabul-etmemek-ve-gunah-kecisi-oyununu-bozmak</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/bireysel-olan-kolektiftir-agresyonu-kabul-etmemek-ve-gunah-kecisi-oyununu-bozmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ejder Atlas Akmaner]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 08 Nov 2025 21:15:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştirel Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=17798</guid>

					<description><![CDATA[İlişkiler, en küçük sosyal birimlerden, en büyük ölçekli yapılara kadar, sıklıkla fark edilmesi zor psikolojik senaryolara sahne olurlar. Bilinen senaryolardan birisi de “günah keçisi” mekanizmasıdır. Filozof René Girard, Şiddet ve Kutsal adlı çalışmasında bu mekanizmayı, biriken krizin tek bir “kurban” üzerine yansıtılması olarak tanımlar. Bireysel düzeyde bu, psikiyatr Carl Jung’un “gölge benlik” kavramıyla ifade edilebilir; [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<article class="text-token-text-primary w-full focus:outline-none [--shadow-height:45px] has-data-writing-block:pointer-events-none has-data-writing-block:-mt-(--shadow-height) has-data-writing-block:pt-(--shadow-height) [&amp;:has([data-writing-block])&gt;*]:pointer-events-auto [content-visibility:auto] supports-[content-visibility:auto]:[contain-intrinsic-size:auto_100lvh] scroll-mt-[calc(var(--header-height)+min(200px,max(70px,20svh)))]" dir="auto" tabindex="-1" data-turn-id="request-6909d09a-3e08-8329-97e4-c127e8dc3728-2" data-testid="conversation-turn-162" data-scroll-anchor="true" data-turn="assistant">
<div class="text-base my-auto mx-auto pb-10 [--thread-content-margin:--spacing(4)] thread-sm:[--thread-content-margin:--spacing(6)] thread-lg:[--thread-content-margin:--spacing(16)] px-(--thread-content-margin)">
<div class="[--thread-content-max-width:40rem] thread-lg:[--thread-content-max-width:48rem] mx-auto max-w-(--thread-content-max-width) flex-1 group/turn-messages focus-visible:outline-hidden relative flex w-full min-w-0 flex-col agent-turn" tabindex="-1">
<div class="flex max-w-full flex-col grow">
<div class="min-h-8 text-message relative flex w-full flex-col items-end gap-2 text-start break-words whitespace-normal [.text-message+&amp;]:mt-1" dir="auto" data-message-author-role="assistant" data-message-id="ddc47a0d-58a0-42b7-a18d-c10326196bbc" data-message-model-slug="gpt-5">
<div class="flex w-full flex-col gap-1 empty:hidden first:pt-[1px]">
<div class="markdown prose dark:prose-invert w-full break-words dark markdown-new-styling">
<p data-start="184" data-end="835">İlişkiler, en küçük sosyal birimlerden, en büyük ölçekli yapılara kadar, sıklıkla fark edilmesi zor psikolojik senaryolara sahne olurlar. Bilinen senaryolardan birisi de “günah keçisi” mekanizmasıdır. Filozof <strong data-start="395" data-end="410">René Girard</strong>, <em data-start="412" data-end="430">Şiddet ve Kutsal</em> adlı çalışmasında bu mekanizmayı, biriken krizin tek bir “kurban” üzerine yansıtılması olarak tanımlar. Bireysel düzeyde bu, psikiyatr <strong data-start="568" data-end="581">Carl Jung</strong>’un “<strong data-start="586" data-end="602">gölge benlik</strong>” kavramıyla ifade edilebilir; otorite, farkında olmadığı, bastırdığı yanlarını karşısındakine yansıtır. Bu yansıtma anı, genellikle psikolog <strong data-start="744" data-end="762">Daniel Goleman</strong>’ın “<strong data-start="767" data-end="786">Amigdala Kaçağı</strong>” olarak tanıttığı limbik bir patlamayla gelir.</p>
<p data-start="837" data-end="1580">Otorite, lider figürünün akılcı (rasyonel) beyni (<strong data-start="887" data-end="909">prefrontal korteks</strong>) bu anlarda kısa devre yapar ve ilkel, tepkisel bir “<strong data-start="963" data-end="977">savaş modu</strong>” devreye girer. Bu makale, bu dinamiğin <strong data-start="1020" data-end="1077">okullar, işyerleri, aile gibi küçük ölçekli yapılarda</strong> ve <strong data-start="1081" data-end="1120">ülke yönetimleri gibi makro düzeyde</strong> nasıl fraktal bir tablo çizdiğini ortaya koyacaktır. Aynı zamanda “savaş, kaç veya don” döngüsünün ötesindeki farkındalıklı bir yolu da analiz edecektir. Bu bağımsız yol, sorumluluğu sahibine bilinçli bir stratejiyle geri vermektir. Böylelikle, “günah keçisi” rolünün hayali prangalarını kıran psikolojik bir özgürleşme meydana getirilir. Neticede hem insanların entelektüel olarak da sömürdüğü “keçinin” hem de “insanın” hakları geri iade edilmiş olur.</p>
<h2 data-start="1587" data-end="1644"><strong data-start="1590" data-end="1644">Kurbanlığın Anatomisi: Pasifliğin Onay Mekanizması</strong></h2>
<p data-start="1646" data-end="1968">Esasen <strong data-start="1653" data-end="1680">efendi-köle dinamiğinin</strong> işlemesi için kritik bir koşul vardır: Hedefin, kendisine atanan rolü kabul etmesi. Patlama anında olmasa dahi, sürecin genelinde <strong data-start="1813" data-end="1848">alttan almak veya sessiz kalmak</strong>, dinamik içinde <strong data-start="1865" data-end="1886">zehirli bir onaya</strong> dönüşür. Bu, failin davranışını pekiştirir ve tutsaklığı kalıcı hale getirir.</p>
<p data-start="1970" data-end="2208">Psikiyatr <strong data-start="1980" data-end="1999">Stephen Karpman</strong>’ın “<strong data-start="2004" data-end="2020">drama üçgeni</strong>”ne göre, otorite figürü “<strong data-start="2046" data-end="2068">zalim (persecutor)</strong>” rolünü aldığında, hedefteki kişiyi “<strong data-start="2106" data-end="2125">kurban (victim)</strong>” rolüne itmiş olur. Bu rolü kabul etmek, oyunun devam etmesine izin vermektir.</p>
<p data-start="2210" data-end="2723">Maalesef günümüzde insanların bir kısmı kendileri pasifize olduğu gibi, diğerlerini de etkisizleştirmeye çabalar. Elbette bu da içsel bir dinamiktir ve kurgunun bir parçasıdır.<br data-start="2388" data-end="2391" /><strong data-start="2391" data-end="2442">Kendi otonomilerini kurma cesareti gösteremeyen</strong> kimseler kimi zaman, son derece tutarsız eylemlerde bulunan otorite figürlerini onaylama yoluna gidebilirler. Bu şekilde sorumluluk almaktan kaçınarak, güvenli zannettikleri alanın bozulmaması için, kendi hakkını aramaya yönelen kişileri de <strong data-start="2686" data-end="2707">haksız çıkartmaya</strong> çalışabilirler.</p>
<h2 data-start="2730" data-end="2791"><strong data-start="2733" data-end="2791">Stratejik De-Eskalasyon: Bilinçli Geri Çekilmenin Gücü</strong></h2>
<p data-start="2793" data-end="3233">Teoriden pratiğe geçişi, gözlemlemesi zor olmayan bir senaryo üzerinden somutlaştıralım.<br data-start="2881" data-end="2884" />Süreç, bir otorite figürünün, yaşadığı <strong data-start="2923" data-end="2948">limbik bir patlamayla</strong> başlar ve bu patlama, seçilen bir hedefe yansıtılır. Hedefteki kişi, patlama anının kaosu içinde yani failin limbik sisteminin devrede olduğu anda, mantıklı bir sınır çizilemeyeceğinin farkındadır. O an sergilediği <strong data-start="3168" data-end="3192">“alttan alma” tutumu</strong>, stratejik bir “<strong data-start="3209" data-end="3226">de-eskalasyon</strong>”dur.</p>
<p data-start="3235" data-end="3504">Burada <strong data-start="3242" data-end="3282">uyaran ile tepki arasında bir boşluk</strong> oluşur. O anda sakin kalabilirsek, nörolog <strong data-start="3328" data-end="3345">Viktor Frankl</strong>’ın <em data-start="3349" data-end="3372">İnsanın Anlam Arayışı</em> çalışmasında vurguladığı şekilde o “<strong data-start="3409" data-end="3420">boşluğu</strong>” satın alabiliriz. Bilinçli eylemlerimizde büyürüz ve özgürlüğümüz açığa çıkar.</p>
<h2 data-start="3511" data-end="3558"><strong data-start="3514" data-end="3558">Bilinçli Müdahale ve Sorumluluğun İadesi</strong></h2>
<p data-start="3560" data-end="3958">Asıl müdahale anı, kaosu sağlıklı bir biçimde yönettikten sonra meydana gelir. Lider pozisyonunda olan kişi, kendisini haklı çıkarmayı merkeze alarak, kurban atamaya çalıştığı kişiyle konuşmak (<strong data-start="3756" data-end="3767">monolog</strong>) ister. <strong data-start="3778" data-end="3795">Bilinçli kişi</strong>nin yanıtıysa stratejik olur. Daha açık bir biçimde, oyunun piyonu olmaz; aksine bu rolü atamaya çalışan kişinin kendi “<strong data-start="3915" data-end="3929">gölgesiyle</strong>” karşılaşmasına alan açar.</p>
<p data-start="3960" data-end="4307">Kişi, köle rolünü reddeder ve bilinçli olarak yüksek bir tondan başlar. Bu <strong data-start="4037" data-end="4057">reaktif bir öfke</strong> değil; önceden sergilenen agresif davranışın <strong data-start="4103" data-end="4121">kabul edilemez</strong> olduğunu beyan eden bir <strong data-start="4146" data-end="4160">aynala(ma)</strong> (<strong data-start="4162" data-end="4175">mirroring</strong>) eylemidir. Bu, failin beklediği “savaş, kaç veya don” tepkilerinden hiçbiri olmadığı için, bir <strong data-start="4274" data-end="4291">“kalıp kırma”</strong> işlevi görür.</p>
<p data-start="4309" data-end="4621">Sınır net bir şekilde çizildikten hemen sonra, stratejinin asıl ustalık kısmı gelir. Konuşmanın tonu, duygusal bir çatışma seviyesinden, kasıtlı olarak <strong data-start="4463" data-end="4503">analitik ve profesyonel bir seviyeye</strong> alçaltılır. Başka bir deyişle günümüzde epey popüler olan <strong data-start="4564" data-end="4604">“bilinçli farkındalık (mindfulness)”</strong> söz konusudur.</p>
<p data-start="4623" data-end="4886">Bu aşamada, otoritenin iddiasının <strong data-start="4657" data-end="4686">mantıksal temelden yoksun</strong> olduğu ortaya konur.<br data-start="4707" data-end="4710" />Hint mantık geleneğinde, özellikle <strong data-start="4745" data-end="4767">Nyāya felsefesinde</strong>, bu tür temelsiz suçlamalara <strong data-start="4797" data-end="4818">mantıksal safsata</strong> veya görünüşteki neden gibi anlamlara gelen “<strong data-start="4864" data-end="4878">Hetvābhāsa</strong>” denir.</p>
<h2 data-start="4893" data-end="4951"><strong data-start="4896" data-end="4951">İktidar/Bilgi: “Teşhis” Hamlesinin Dönüştürücü Gücü</strong></h2>
<p data-start="4953" data-end="5116">Duygusal manipülasyon çeşitlerini tanıdığımızda, bu gizli yapıları etkisiz bırakabiliriz.<br data-start="5042" data-end="5045" />Başka bir deyişle bilgiyi içselleştirdiğimizde teori <strong data-start="5098" data-end="5116">pratiğe taşar.</strong></p>
<p data-start="5118" data-end="5364">Nitekim mevzubahis otorite figürleri gibi, insanların çoğu kendilerini özgür veya farklı sanır.<br data-start="5213" data-end="5216" />Oysa <strong data-start="5221" data-end="5260">çürümüş olan bir sistemin kuklasına</strong> dönüşmüşlerdir. Aslında bilinçli eylemler, kendisini efendi zanneden köleleri de özgürleştirebilir.</p>
<p data-start="5366" data-end="5666">Bir kişinin <strong data-start="5378" data-end="5391">aktivizmi</strong>, belki bir veya birkaç kişiyi dramadan kurtarırken, farkındalığın çoğalmasıyla büyük ölçekli yapılar da etkisizleşebilir. Otoritelerin suçlayıcı sözlerini üzerimize alınmamanın yollarını keşfedersek, uygulamaya çalıştıkları tüm güç ve basınç <strong data-start="5636" data-end="5664">kendilerinde kalacaktır.</strong></p>
<p data-start="5668" data-end="6272">Katılımcı gözlemci olmayı başardığımızda, söz konusu figürlerin ortak, otomatikleşmiş cümle ve eylemlerinden etkilenmeyiz. Öte yandan onlara direnç göstermeyip, sakin kalabilirsek <strong data-start="5850" data-end="5892">kendi otonomimizi ele geçirmiş oluruz. </strong>Bilinçli kişinin “hayır, bu benimle ilgili değil, senin <strong data-start="5951" data-end="5966">yaralarınla</strong> veya <strong data-start="5972" data-end="5994">yetersizliklerinle</strong> ilgili” demesi, bu safsatayı tespit etme ve geçersiz kılma eylemidir. Başka bir deyişle, projeksiyonu kaynağına iade eden <strong data-start="6119" data-end="6142">“klinik bir teşhis”</strong> hamlesidir. Bu hamle, bireyi psikiyatrist <strong data-start="6187" data-end="6206">Stephen Karpman</strong>’ın “<strong data-start="6211" data-end="6231">drama üçgeninden</strong>” kurtararak, <strong data-start="6245" data-end="6258">“analist”</strong> rolüne taşır.</p>
<h2 data-start="6279" data-end="6345"><strong data-start="6282" data-end="6345">Fraktal Bağlantı: Mikro Otoriteden Makro Ülke Yönetimlerine</strong></h2>
<p data-start="6347" data-end="6637">“Teşhis” hamlesi, ezber bozan, derin bir felsefi gücü ele geçirme eylemidir. Felsefeci <strong data-start="6436" data-end="6455">Michel Foucault</strong>, <em data-start="6457" data-end="6473">İktidarın Gözü</em> analizinde, bilginin iktidardan ayrılamayacağını ifade eder.<br data-start="6534" data-end="6537" />Otorite figürü, karşısındakini bastırmaya yöneldiğinde, <strong data-start="6593" data-end="6635">kendi öfkesi tarafından ele geçirilir.</strong></p>
<p data-start="6639" data-end="6933">Düşünsel lobu aktif olan kişi onu ve kendisinde olup bitenleri gözlemleyebilir. <strong data-start="6721" data-end="6738">Bilinçli kişi</strong>, “bana yöneltilmiş bir projeksiyon” diyerek bilgiyi kullanabilir. Bu hamle, iktidar dinamiğini anında tersine çevirir ve otoriteyi yargılayan konumundan, <strong data-start="6895" data-end="6919">analiz edilen vakaya</strong> dönüştürür.</p>
<p data-start="6935" data-end="7345">Tıpkı yöneticinin suçu tek bir kişiye yüklemeye çalışması gibi, nasırlaşmış yönetimlerde de suç <strong data-start="7031" data-end="7048">“dış güçlere”</strong> veya <strong data-start="7054" data-end="7078">“içerideki hainlere”</strong> yansıtılır. Sosyal psikolog <strong data-start="7109" data-end="7127">Muzaffer Şerif</strong>’in “<strong data-start="7132" data-end="7161">Hırsızlar Mağarası Deneyi</strong>”, bu kurguyu kanıtlar. Makro yapılara doğrudan müdahale edemiyor olabiliriz; fakat <strong data-start="7247" data-end="7283">kendi sorumluluğumuzu üstlenerek</strong> ve stratejik davranarak <strong data-start="7308" data-end="7345">onlara dönüşme şansı verebiliriz.</strong></p>
<h2 data-start="7352" data-end="7404"><strong data-start="7355" data-end="7404">Sonuç: “Kendine Hükmetmek” Yoluyla Özgürleşme</strong></h2>
<p data-start="7406" data-end="7786"><strong data-start="7406" data-end="7428">Beden kayıt tutar.</strong><br data-start="7428" data-end="7431" />Anlamaya çalışmadan terk ediyor, öç almaya çalışıyor, nefret ediyor, öfke duyuyorsak travmalarımız, ezberlerimiz tarafından ele geçirilmişizdir. <strong data-start="7578" data-end="7604">Stoaca yaklaştığımızda</strong>, kendi dışımızda olan bitene doğrudan müdahale edemesek de <strong data-start="7664" data-end="7700">kendimiz üzerinde çalışabiliriz.</strong><br data-start="7700" data-end="7703" />Bu da “<strong data-start="7710" data-end="7767">herkesin kendi kapısının önünü veya evini temizlemesi</strong>” anlamına gelir.</p>
<p data-start="7788" data-end="8099">Gerçek özgürleşme, dış dünyayı kontrol etmekte değil; <strong data-start="7842" data-end="7881">kendi içsel düzenimizi kurabilmekte</strong> gizlidir. Bilinçli farkındalıkla davranmak, hem “günah keçisi” olmayı reddetmek hem de agresyonun döngüsünü kırmaktır. İnsanın kendine hükmetmesi, otoriteye hükmetmenin ötesinde <strong data-start="8064" data-end="8099">en yüksek özgürleşme biçimidir.</strong></p>
<h2 data-start="8136" data-end="8151"><strong data-start="8139" data-end="8151">Kaynakça</strong></h2>
<ul data-start="8153" data-end="8762" data-is-last-node="" data-is-only-node="">
<li data-start="8153" data-end="8242">
<p data-start="8155" data-end="8242">Girard, R. (2024). <em data-start="8174" data-end="8192">Şiddet ve Kutsal</em> (Çev. Necmiye Alpay). İstanbul: Alfa Yayınları.</p>
</li>
<li data-start="8243" data-end="8334">
<p data-start="8245" data-end="8334">Foucault, M. (2023). <em data-start="8266" data-end="8282">İktidarın Gözü</em> (Çev. Işık Ergüden). İstanbul: Ayrıntı Yayınları.</p>
</li>
<li data-start="8335" data-end="8451">
<p data-start="8337" data-end="8451">Karpman, S. B. (1968). <em data-start="8360" data-end="8400">Fairy Tales and Script Drama Analysis.</em> <em data-start="8401" data-end="8434">Transactional Analysis Bulletin</em>, 7(26), 39–43.</p>
</li>
<li data-start="8452" data-end="8571">
<p data-start="8454" data-end="8571">Yalkın, E. M. Y. (2017). <em data-start="8479" data-end="8539">Antik Çağ &#8211; Orta Çağ Hint Felsefesi ve Mantık Çalışmaları.</em> İstanbul: Demavend Yayınları.</p>
</li>
<li data-start="8572" data-end="8762" data-is-last-node="">
<p data-start="8574" data-end="8762" data-is-last-node="">Sherif, M., Harvey, O. J., White, B. J., Hood, W. R., &amp; Sherif, C. W. (1961). <em data-start="8652" data-end="8719">The Robbers Cave Experiment: Intergroup Conflict and Cooperation.</em> Middletown, CT: Wesleyan University Press.</p>
</li>
</ul>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</article>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/bireysel-olan-kolektiftir-agresyonu-kabul-etmemek-ve-gunah-kecisi-oyununu-bozmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Kadın/Kız/Dişi ile Erkek/Oğlan/Eril” Kategorilerinin İdeolojik Patolojisi: “İntersekslik, X/Non Binary” Işığında Cinsiyetsiz Psikoloji</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/kadin-kiz-disi-ile-erkek-oglan-eril-kategorilerinin-ideolojik-patolojisi-intersekslik-x-non-binary-isiginda-cinsiyetsiz-psikoloji/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kadin-kiz-disi-ile-erkek-oglan-eril-kategorilerinin-ideolojik-patolojisi-intersekslik-x-non-binary-isiginda-cinsiyetsiz-psikoloji</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/kadin-kiz-disi-ile-erkek-oglan-eril-kategorilerinin-ideolojik-patolojisi-intersekslik-x-non-binary-isiginda-cinsiyetsiz-psikoloji/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ejder Atlas Akmaner]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Sep 2025 09:23:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştirel Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=13067</guid>

					<description><![CDATA[Doğduğumuz andan itibaren bizlere öğretilen her şeyi hayatın değişmez gerçekleri olarak kabul etme eğilimi gösteriyoruz. Aslında bu bilgiler, dünyaya geldiğimiz dönem, kültür ve aile yapısı gibi unsurlarla birlikte şekillendirilir. Bu kodlamalar oldukça yoğun ve sistematik bir biçimde gerçekleştirildiğinden, bazen tüm hayatımızı söz konusu kimliklere adıyoruz. Oysa zararsız gibi görünen, &#8220;doğal ve normal&#8221; oldukları iddia edilen [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="144" data-end="508">Doğduğumuz andan itibaren bizlere öğretilen her şeyi hayatın değişmez gerçekleri olarak kabul etme eğilimi gösteriyoruz. Aslında bu bilgiler, dünyaya geldiğimiz dönem, kültür ve aile yapısı gibi unsurlarla birlikte şekillendirilir. Bu kodlamalar oldukça yoğun ve sistematik bir biçimde gerçekleştirildiğinden, bazen tüm hayatımızı söz konusu kimliklere adıyoruz.</p>
<p data-start="510" data-end="947">Oysa zararsız gibi görünen, &#8220;doğal ve normal&#8221; oldukları iddia edilen kategoriler, dünyanın en temel sorunu. Nitekim güç ve iktidar ilişkileri tam da bu kimlikler ve onlara yüklenen çeşitli anlamlar aracılığıyla oluşturuluyor. Öte yandan tıp, bilim, din ve sanat gibi nice alanda yapılan çalışmaların bir kısmı da üretilen bu yapay anlamları, kendince kanıtlamakta ya da toplulukların (kişilerin) içine sızdırma görevini üstlenmektedir.</p>
<p data-start="949" data-end="1397">Önceleri Dünya Sağlık Örgütü tarafından hastalık olarak sınıflandırılan heteronormatif olmayan kimlikler, yakın geçmişte bu kategoriden çıkartıldı. Bununla beraber giderek daha fazla kişi kendisini ve toplumsal normları sorgulamaya başladı. <strong data-start="1190" data-end="1206">İntersekslik</strong>, dişi veya erkek olarak etiketlenen hormonların, organların veya kromozomların dağılımının sınırlarından taşan bedenleriyle bu ikili (binary) şemanın kırılganlığının kanıtı niteliğindedir.</p>
<p data-start="1399" data-end="1848">Bu makale boyunca doğal bir mefhum ve bilimsel geçerliliği olan interseks çatı kavramı ışığında, kimlik ve ilişkilenme biçimlerinin çeşitliliği üzerinde duracağız. Buna ek olarak normal ile anormal, merkezi ile öteki üreten iktidar mekanizmasını sorgulayarak, kişilerin kendi potansiyellerini açığa çıkarmasının yollarını ortaya koyacağız. <strong data-start="1739" data-end="1753">Non binary</strong>/cinsiyet kavramlarını inceleyerek farklı ve besleyici ilişkilenme biçimlerini araştıracağız.</p>
<h2 data-start="1855" data-end="1932"><strong data-start="1858" data-end="1932">İlişkileri ve Bedenleri Üremeye İndirgeyen Panoptikonu Geçersiz Kılmak</strong></h2>
<p data-start="1934" data-end="2234">&#8220;Heteroseksüel sözleşme&#8221; ifadesinin mimarı, kuramcı yazar Monique Wittig dişi, erkek, kadın gibi kategorilerin doğal değil, politik sınıflandırmalar olduğuna dikkat çeker. Söz konusu sınıfların temelleri, duyarlı canlıları üreme gibi tek bir mefhuma indirgeyen, iktidar mekanizmasına dayanmaktadır.</p>
<p data-start="2236" data-end="2509">Felsefeci Michel Foucault’ya göre de &#8220;cinsellik, beden, kimlik&#8221; gibi en doğal veya kişisel olduğunu düşündüğümüz şeyler aslında iktidar tarafından belirlenir. Bu şekilde kişilerde fikirlerini ve seçimlerini kendi özgür iradeleriyle belirledikleri yanılsaması oluşturulur.</p>
<p data-start="2511" data-end="2804">Wittig, heteroseksüel sistemin veya iktidar mekanizmasının direkt olarak yok edilmesi gerektiğini ifade eder. Buna göre kadın, erkek, kız, oğlan, dişi gibi normal ve doğalmış gibi pazarlanan kategoriler, bizleri yönetmek için oluşturulmuş efendi-köle anlatılarıdır (diyalektiği, dikotomisi).</p>
<p data-start="2806" data-end="3164">Felsefeci Gilles Deleuze ve Pierre-Félix Guattari dünyadaki dominant düşünce sistemi için ağaç metaforunun belirleyici olduğunu ifade eder. Burada ağaç, hiyerarşiktir, kök, gövde ve dallar şeklinde yapılandırılır. Sözü edilen yapay ağacın dalları da &#8220;iyi-kötü, kadın-erkek, akıl-beden, insan-doğa, doğu-batı&#8221; örneklerinde görüldüğü üzere ikiye bölünmüştür.</p>
<p data-start="3166" data-end="3525">Öte yandan dikeydir, sabittir, akışkanlığı, yaşamı dondurur ve köke ulaşma iddiasındadır, yani bir temel sebep, köken (orijin) arar durur. Buna istinaden Deleuze ve Guattari &#8220;köksap (rhizome)&#8221; modelini ileri sürer. Daha açık bir ifadeyle kimlikler bir ağ gibidir yani ilgi alanları, duygular ve ilişkilerle örülen çeşitli deneyimlerin sonsuz kesişimindedir.</p>
<p data-start="3527" data-end="3814">İktidarın ağacı kişileri siyah ve beyaz gibi iki renkten birisine mıhlarken, köksap anlayışında kişi prizmadan geçen ışık gibidir. Renkleri ve tonları içinde barındırır ve her an bir diğerine dönüşür. Demek ki her var olan biriciktir ve her an farklı renklerle ve tonlarla ifade bulur.</p>
<h2 data-start="3821" data-end="3888"><strong data-start="3824" data-end="3888">İntersekslik ve Beden Bileşenlerinin İktidardan Özgürleşmesi</strong></h2>
<p data-start="3890" data-end="4236">Bir çatı kavram olan interseks, hormonlar, kromozomlar veya genital yapı gibi doğuştan gelen bedensel özelliklerin, erkek, kadın, dişi tanımlarına uymaması olarak açıklanabilir. Nasıl ki çoğunluğu sağ elle yazmaya alıştırılmış bir toplumda solla yazmak hastalık değilse, intersekslik de &#8220;doğal, normal&#8221; olandan bir sapma veya hastalık değildir.</p>
<p data-start="4238" data-end="4598">Ne var ki canlılar üzerinde tahakküm kurmak üzerine yapılandırılmış sistemde, interseks kişiler sözde kadın veya erkek bedenlere sıkıştırılmaya çalışılıyor. Uyum ameliyatlarına maruz bırakılan kişilerin bir kısmı ileriki zamanlarda tekrar ameliyat olmak, ciddi sağlık sorunları yaşamak veya intihara yönelmek gibi son derece olumsuz deneyimler yaşayabiliyor.</p>
<p data-start="4600" data-end="4861">Oysa dünyadaki interseks sayısıyla kızıl saçlı insan sayısının eşit olduğu ifade edilmekte. Yani yaklaşık her 60-70 kişiden biri interseks. Yıllarca sağlık sorunu olduğu iddia edilerek meydana getirilen ameliyatların aslında tıbbi şiddet olduğu anlaşılmıştır.</p>
<p data-start="4863" data-end="5149">İnterseks kişilerin ruh sağlıklarını veya canlarını kaybetmesi pahasına üretilen bu &#8220;normalleştirme&#8221; dayatmaları, herkesi heteroseksüel kalıbına sokmaya çalışma prensibiyle paralel ilerler. Biyoiktidar duyarlı ve hissedebilen canlıların varoluşlarını penetrasyon ile üremeye indirger.</p>
<p data-start="5151" data-end="5463">Böylelikle kişiler kendilerine ve ilişkilendikleri kişilere bir meta olarak yaklaşır. Kişi içselleştirilmiş bir korkuyla hareket ederek kendisini, çoğunluk gibi gösterilen makineleştirilmiş bir topluma uydurmaya çabalar. O artık hislerin ve gerçek temasın baskılandığı bir kavramlar aleminde ele geçirilmiştir.</p>
<p data-start="5465" data-end="5608">İlişkilenme biçimleri genellikle oto galeride araç seçme etkinliği şeklindedir. İçten birliktelikler yerine, kaporta cilalarına önem verilir.</p>
<h2 data-start="5615" data-end="5627"><strong data-start="5618" data-end="5627">Sonuç</strong></h2>
<p data-start="5629" data-end="5969">Psikanalist Ian Parker, terapi ve psikanaliz ortamında cinsiyet ve heteroseksüellik hakkında tarafsız (nötr) kalmanın da iktidar ilişkilerini yeniden ürettiğini vurgular. Cinsiyetin ve heteroseksüelliğin ideolojik bir kurgu olduğunun altını çizen Parker’a göre her söylem (discourse) ve eylem gerçekliği belirli bir biçimde yeniden kurar.</p>
<p data-start="5971" data-end="6209">Ona göre heteronormatif söylemler ve yönlendirmeler kişilerin deneyimlerini ve yaşamlarını sınırlandırarak sığlaştırır. Böylelikle otantik kişiler ve ilişkiler değil, içsel iktidarın ideal kuklaları ve üretim araçları meydana getirilir.</p>
<p data-start="6211" data-end="6492">Edebiyat kuramcısı ve felsefeci Kojin Karatani, edebiyatta &#8220;içsel insanın&#8221; nasıl meydana getirildiğinden söz eder. Karatani’nin sözünü ettiği içsel insan tam da biyoiktidarın ete kemiğe bürünmüş halidir. &#8220;Dış dünyayı ve ötekileri&#8221; sürekli olarak &#8220;kendi&#8221; perspektifinden tanımlar.</p>
<p data-start="6494" data-end="6863"><strong data-start="6494" data-end="6547">İntersekslik, non binary ve cinsiyetsiz psikoloji</strong> varoluşları biyolojinin ve yaşamın ikili kutuplara ayrıldığı kurgusunu alaşağı eden somut gerçekliklerdir. Bu kategorik düşünce sistemi tüm hissedebilir canlıları araçsallaştırır. İnsanları kadın, erkek, heteroseksüel, homoseksüel gibi muğlak kategorilere indirgeyen bu kurguda &#8220;doğa&#8221; da insanın karşısına alınır.</p>
<p data-start="6865" data-end="7200">&#8220;Süt ineği, damızlık kadın ya da erkek, yumurta veya et tavuğu&#8221; gibi örneklerde olduğu gibi, duyarlı canlılar birilerinin bencil ve doyumsuz haz isteklerinin nesnesi olarak konumlandırılırlar. Birilerini fiziksel özelliklerinden dolayı daha güçlü veya değerli, diğerlerini güçsüz ya da değersiz olarak damgalayan yapı yalan söylüyor.</p>
<p data-start="7202" data-end="7504">Oysa tüm bu şemaların, kimliklerin ve onlara yüklenen anlamların ötesinde, hissetmekle deneyimlenen ilişkisel ve iletişimsel alanlar da mevcut. Son olarak; örneğin cinsiyetsiz &#8220;demiseksüel&#8221; bir arzunun derin ve sağlam bağ arayışı, duyarlı canlıları araçsallaştıran sistemi etkisiz hale getirmektedir.</p>
<h2 data-start="7534" data-end="7549"><strong data-start="7537" data-end="7549">Kaynakça</strong></h2>
<ul data-start="7551" data-end="8071">
<li data-start="7551" data-end="7661">
<p data-start="7553" data-end="7661">Karatani, K. (2007). <em data-start="7574" data-end="7622">Derinliğin Keşfi: Japon Edebiyatının Kökenleri</em> (Çev. D. Ç. Güven). Metis Yayınları.</p>
</li>
<li data-start="7662" data-end="7756">
<p data-start="7664" data-end="7756">Wittig, M. (2013). <em data-start="7683" data-end="7701">Straight Düşünce</em> (Çev. L. S. Darıcıoğlu, P. Büyüktaş). Sel Yayınları.</p>
</li>
<li data-start="7757" data-end="7871">
<p data-start="7759" data-end="7871">Parker, I. (2021). <em data-start="7778" data-end="7828">Psikolojide Devrim: Yabancılaşmadan Özgürleşmeye</em> (U. B. Gezgin, Çev.). Ayrıntı Yayınları.</p>
</li>
<li data-start="7872" data-end="7955">
<p data-start="7874" data-end="7955">Foucault, M. (2023). <em data-start="7895" data-end="7915">Cinselliğin Tarihi</em> (H. U. Tanrıöver). Ayrıntı Yayınları.</p>
</li>
<li data-start="7956" data-end="8071">
<p data-start="7958" data-end="8071">Deleuze, G. &amp; Guattari, F. (2016). <em data-start="7993" data-end="8031">Bin Yayla: Kapitalizm ve Şizofreni 2</em> (Çev. E. Sünter). Norgunk Yayıncılık.</p>
</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/kadin-kiz-disi-ile-erkek-oglan-eril-kategorilerinin-ideolojik-patolojisi-intersekslik-x-non-binary-isiginda-cinsiyetsiz-psikoloji/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
