<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Aile ve Ebeveyn Psikolojisi &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/konu/aile-ve-ebeveyn-psikolojisi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Sun, 28 Jun 2026 11:53:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Aile ve Ebeveyn Psikolojisi &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Annemin Annesi Oldum: Ebeveynleşen Çocuklar ve Görünmeyen Yükleri</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/annemin-annesi-oldum-ebeveynlesen-cocuklar-ve-gorunmeyen-yukleri/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=annemin-annesi-oldum-ebeveynlesen-cocuklar-ve-gorunmeyen-yukleri</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/annemin-annesi-oldum-ebeveynlesen-cocuklar-ve-gorunmeyen-yukleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İrem Nur Ak]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Jun 2026 11:53:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile ve Ebeveyn Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveyn-çocuk ilişkisi.]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/annemin-annesi-oldum-ebeveynlesen-cocuklar-ve-gorunmeyen-yukleri/</guid>

					<description><![CDATA[Çocukken insan, annesinin gölgesinde büyüdüğünü sanır. Oysa bazen hayat, rolleri sessizce değiştirir. Fark etmeden insan, annesinin yükünü omuzlar, kaygılarını dinler ve ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koyar. Bir evlatken, zamanla koruyan, kollayan ve sakinleştiren ‘anneye’ dönüşür. Bu durum psikolojide “ebeveynleşme” ya da “parentifikasyon” olarak adlandırılmaktadır. Ebeveynleşen çocuklar, fiziksel ya da duygusal anlamda ebeveynlerinin ihtiyaçlarını karşılayan, onları [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukken insan, annesinin gölgesinde büyüdüğünü sanır. Oysa bazen hayat, rolleri sessizce değiştirir. Fark etmeden insan, annesinin yükünü omuzlar, kaygılarını dinler ve ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koyar. Bir evlatken, zamanla koruyan, kollayan ve sakinleştiren ‘anneye’ dönüşür.</p>
<p>Bu durum psikolojide “ebeveynleşme” ya da “parentifikasyon” olarak adlandırılmaktadır. Ebeveynleşen çocuklar, fiziksel ya da duygusal anlamda ebeveynlerinin ihtiyaçlarını karşılayan, onları destekleyen ve zaman zaman yetişkin rolünü üstlenen bireyler haline gelirler. “Annemin annesi oldum” ifadesi, aslında birçok insanın yaşadığı ancak çoğu zaman farkında olmadığı bu süreci anlatmaktadır. Özellikle ekonomik zorluklar, hastalıklar, boşanma, aile içi çatışmalar veya ebeveynlerin psikolojik yükleri nedeniyle çocuklar, erken yaşta olgunlaşmak zorunda kalabilmektedir. Kendi ihtiyaçlarını geri planda bırakan bu çocuklar, kardeşlerinin bakımını üstlenebilir, ev işlerini yönetebilir ya da anne ve babalarının duygusal destekçisi haline gelebilirler.</p>
<p>Psikoloji alanında parentifikasyon iki şekilde ele alınmaktadır. Bunlardan ilki <strong>araçsal ebeveynleşme</strong>dir. Bu durumda çocuk, ev işleri, kardeş bakımı veya maddi sorumluluklar gibi somut görevleri üstlenir. İkinci tür ise <strong>duygusal ebeveynleşme</strong>dir. Bu durumda çocuk, ebeveyninin sırdaşı, destekçisi veya teselli kaynağı haline gelir. Özellikle duygusal ebeveynleşme, bireyin ruh sağlığı üzerinde daha derin etkiler bırakabilmektedir. Çünkü çocuk, kendi duygularını ifade etmek yerine sürekli başkalarının duygusal ihtiyaçlarına odaklanmayı öğrenmektedir.</p>
<p>Ebeveynleşme süreci bireye bazı olumlu özellikler de kazandırabilir. Sorumluluk sahibi olmak, empati becerisinin gelişmesi, dayanıklılık ve problem çözme yeteneği bunlardan bazılarıdır. Ancak bu olumlu yönlerin yanında, bireyin psikolojik yükü de göz ardı edilmemelidir. Çocukluğunu tam anlamıyla yaşayamayan bireyler, yetişkinlik döneminde suçluluk duygusu, kaygı bozuklukları, tükenmişlik, sınır koymakta zorlanma ve sürekli başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koyma gibi sorunlarla karşılaşabilmektedir. Bu kişiler, yardım istemekte zorlanırken güçlü görünme ihtiyacı hissedebilirler.</p>
<p>Toplumda fedakârlık çoğu zaman övgüyle karşılanmaktadır. Ancak bir çocuğun erken yaşta yetişkin sorumlulukları üstlenmesi, onun duygusal ihtiyaçlarının göz ardı edilmesine neden olabilir. Çocuğun görevi ebeveynini büyütmek değil, sağlıklı bir gelişim süreci içerisinde büyümektir. Sevgi ve sorumluluk arasındaki denge bozulduğunda, çocuk kendi kimliğini ve ihtiyaçlarını ikinci plana atabilir.</p>
<p>Ebeveynleşme yaşayan bireylerin yetişkinlik dönemindeki ilişkileri de bu durumdan etkilenebilmektedir. Bu kişiler, çoğu zaman çevrelerindeki insanların sorunlarını çözmekten kendilerini sorumlu hissederler. Arkadaşlık ilişkilerinde, romantik ilişkilerde veya iş hayatında sürekli fedakârlık yapan taraf olabilirler. Kendi ihtiyaçlarını dile getirmekte zorlanmaları, zamanla duygusal yorgunluğa ve tükenmişlik hissine neden olabilir. Bunun temel nedeni, çocukluk döneminde öğrendikleri “önce başkalarının ihtiyaçları gelir” düşüncesinin yetişkinlikte de devam etmesidir.</p>
<p>Uzmanlara göre ebeveynleşmenin etkileri fark edildiğinde ve gerekli psikolojik destek sağlandığında bireyler daha sağlıklı sınırlar oluşturmayı öğrenebilmektedir. Kişinin kendi ihtiyaçlarını tanıması, duygularını ifade etmesi ve gerektiğinde yardım istemesi bu süreçte önemli bir yer tutar. Çünkü ruh sağlığını korumak yalnızca başkalarına destek olmakla değil, kişinin kendisine de aynı özeni göstermesiyle mümkündür. Bu nedenle ebeveynleşme yaşayan bireylerin yaşadıkları deneyimlerin görünür hale gelmesi ve toplum tarafından anlaşılması büyük önem taşımaktadır.</p>
<p>Sonuç olarak “Annemin annesi oldum” cümlesi, yalnızca duygusal bir ifade değil, aynı zamanda psikolojik bir gerçeğin yansımasıdır. Ebeveynleşme yaşayan bireyler güçlü görünseler de onların da anlaşılmaya, desteklenmeye ve zaman zaman sadece çocuk olmaya ihtiyaçları vardır. Sağlıklı aile ilişkileri, her bireyin kendi rolünü koruyabildiği ve sevginin yük haline dönüşmediği bir denge üzerine kurulmalıdır. Çünkü çocuklar, ebeveynlerinin yükünü taşımak için değil, sevgi ve güven içerisinde büyümek için dünyaya gelirler.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/annemin-annesi-oldum-ebeveynlesen-cocuklar-ve-gorunmeyen-yukleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sevgili Ebeveynler Çocuğunuzun Pantolonunu Giymeyin!</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/sevgili-ebeveynler-cocugunuzun-pantolonunu-giymeyin/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sevgili-ebeveynler-cocugunuzun-pantolonunu-giymeyin</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/sevgili-ebeveynler-cocugunuzun-pantolonunu-giymeyin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ceren Ecem Kılıç]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 11:06:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile ve Ebeveyn Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[ayrışma]]></category>
		<category><![CDATA[Bağlanma]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveyn]]></category>
		<category><![CDATA[Kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[Sınav]]></category>
		<category><![CDATA[stres.]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/sevgili-ebeveynler-cocugunuzun-pantolonunu-giymeyin/</guid>

					<description><![CDATA[Son haftalarda tanıdığım pek çok ebeveynin sıkça dile getirdiği cümlelerden biri şu oldu: &#8220;Biz bu aralar çok stresliyiz, ne yapacağımızı gerçekten bilemiyoruz.&#8221; İlk bakışta, bu ifade, zorlu bir süreçte kenetlenmenin getirdiği sıcak ve şefkatli bir aile bağı gibi görünse de, aslında psikolojik olarak çok daha derin ve hassas bir dinamiğe işaret ediyor. Lise ve üniversite [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son haftalarda tanıdığım pek çok ebeveynin sıkça dile getirdiği cümlelerden biri şu oldu: &#8220;Biz bu aralar çok stresliyiz, ne yapacağımızı gerçekten bilemiyoruz.&#8221; İlk bakışta, bu ifade, zorlu bir süreçte kenetlenmenin getirdiği sıcak ve şefkatli bir aile bağı gibi görünse de, aslında psikolojik olarak çok daha derin ve hassas bir dinamiğe işaret ediyor. Lise ve üniversite sınavlarının hayatımızın merkezine yerleştiği bu haziran günlerinde, birçok ebeveynin çocuğunun duygusal dünyasını kendi dünyasıyla bir tuttuğuna ve hatta tamamen içinde kaybolduğuna tanık oluyoruz. Çocuğu kaygılıyken yaşamaya ara veren, o üzgünken kendi hayatını, neşesini ve günlük rutinini tamamen durduran ebeveynler, onun geleceği adına yaşanan sınav heyecanını kendi bedenlerinde birebir ve katlanarak yaşıyorlar.</p>
<p>Peki, sevginin, fedakarlığın ve koruma içgüdüsünün bu kadar yoğun olduğu bir ortamda, gözden kaçan küçük ama hayati bir sınır hatası olabilir mi? Ebeveynlerle konuşurken, durumu daha net görebilmeleri için sıkça kullandığım bir benzetme vardır: Çocuğunuzun giymeye çalıştığı pantolonun bir ayağına da siz kendi ayağınızı sokmuş gibisiniz. Dışarıdan bakıldığında niyetiniz tamamen ona yardım etmek, düşmesini engellemek veya yolunu kolaylaştırmak gibi görünse de, aynı pantolonun içinde iki kişi olduğunda, ne o çocuk özgürce adım atıp yürümeyi öğrenebilir ne de siz bir yetişkin olarak kendi yolunuzda rahatça ilerleyebilirsiniz. Üstelik bu durum, ebeveyn ve çocuk arasındaki sağlıklı &#8220;ayrışma&#8221; sürecinin, yani çocuğun kendi kanatlarıyla uçabilme becerisinin önündeki en büyük görünmez engel haline gelir.</p>
<p>Çocuğun duygularını, onun iç dünyasını kendimizden ayrı bir bütün olarak görememek, aslında tamamen iyi niyetli ve korumacı bir refleksten doğar. &#8220;O üzülmesin, o kırılmasın, onun yaşayacağı o ağır stresi gerekirse ben onun yerine göğüsleyeyim&#8221; düşüncesi, şefkatin en masum hallerinden biridir. Ancak ebeveyn, farkında olmadan çocuğun hayatındaki zorluklara karşı bir &#8220;gölge boksörü&#8221; gibi dövüşmeye başlar. Çocuk adına yumrukları karşılar, onun adına yorulur ve terler. Dışarıdan bakıldığında çocuğu koruyan muazzam bir çaba görünse de, gerçekte çocuk, kendi hayat sahnesinde hareket etmeyen bir seyirciye dönüşmüştür. Kendi duygusunu yönetmek yetmezmiş gibi, ebeveyninin onun yüzünden bozulduğunu hissettiği psikolojisini tamir etmek zorunda hisseder. &#8220;Biz bugün biraz üzgünüz&#8221; dendiğinde, çocuğun kendi özel alanında yalnız kalıp o üzüntüyü sindirme, onunla olgunlaşma şansı elinden alınmış olur. Duygu ortaklaşır ama çocuk o duygunun içinde yapayalnız kalır.</p>
<p>Özellikle sınav dönemlerinde, çocuklarının stres yönetimi, odaklanma problemleri veya sınav kaygısı gibi şikayetleriyle ilgili terapistlerin kapısını çalan ebeveynlerin sayısı gözle görülür şekilde artmaktadır. Çocuğun terapiye başlaması ve bir uzmandan destek alması elbette çok kıymetli bir adımdır; ancak çoğu zaman tek başına yeterli gelmez. Çünkü çocuk, seans odasında kendi stresini tanımaya çalışırken, evde onu büyüten ve &#8220;bizim stresimiz&#8221; diye sahiplenen bir ebeveynle karşılaşır. İşte bu nedenle, çocukların bu büyüme sancılarını ve duygusal dalgalanmalarını sağlıklı bir şekilde yönetebilmeleri için ebeveynlerin de kendi davranışlarını ve kaygı reflekslerini düzenlemesi gerekmektedir.</p>
<p>Unutmayalım ki iyi bir ebeveyn olmak, çocuğumuzla her an aynı dalgalı denizde boğulmak değil; o fırtınalı denizde yönünü bulmaya çalışırken kıyıda sakin, güvenli ve dalgalardan etkilenmeyen bir fener olabilmektir. Çocuğunuzun sizden ayrı, bağımsız bir birey olarak üzülmeye, kaygılanmaya, hata yapmaya ve bazen başarısız olup o olumsuz duygudan kendi çabasıyla çıkmaya hakkı vardır.</p>
<p>Gelin bu aydan itibaren onlara ait olan cümleleri onlara şefkatle geri verelim. &#8220;Biz çok stresliyiz&#8221; demek yerine, onun gözlerinin içine bakıp güven veren bir ses tonuyla şunu söyleyebilelim: &#8220;Farkındayım, şu an senin için çok zor, karmaşık ve stresli bir dönem. Ama ben buradayım, tam arkandayım ve senin bu duyguyla baş edebilecek güce sahip olduğuna inanıyorum.&#8221; Çünkü bir çocuğu gerçekten büyüten, hayata hazırlayan şey, onun yerine giydiğimiz pantolonlar ya da onun adına çıktığımız ringler değil; ona kendi adımlarıyla güvenle yürüyebileceği o şefkatli mesafeyi sunabilmektir.</p>
<p>Bir çocuğa bu hayatta verilebilecek en güzel, en kalıcı hediye, kendi kaygılarıyla baş etmeyi öğrenmiş, kendi sınırlarını çizebilmiş, sakin ve huzurlu bir ebeveyn olmaktır. Eğer siz de çocuğunuzun rüzgarında savrulmaktan yorulduğunuzu hissediyorsanız, kendiniz için bir adım atmaktan çekinmeyin. Bireysel bir terapi sürecine başlamak, sadece çocuğunuza daha sakin bir liman olmanızı sağlamaz; aynı zamanda bir yetişkin olarak sizin de yıllardır sırtınızda taşıdığınız o ağır, yorucu ebeveynlik yüklerini güvenli bir alana bırakıp derin bir nefes almanıza vesile olur. Çünkü bir evladı şifalandırmak, iyileşmek ve sağlıklı bir şekilde ayrışmak, önce ebeveynin kendi iç dünyasında başlar.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/sevgili-ebeveynler-cocugunuzun-pantolonunu-giymeyin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EBEVEYNLİKTE GELECEK KAYGISI VE ÇOCUKLARIN ÇALINAN ÇOCUKLUĞU</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/ebeveynlikte-gelecek-kaygisi-ve-cocuklarin-calinan-cocuklugu/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=ebeveynlikte-gelecek-kaygisi-ve-cocuklarin-calinan-cocuklugu</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/ebeveynlikte-gelecek-kaygisi-ve-cocuklarin-calinan-cocuklugu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şükran Başak Ceyhan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Jun 2026 09:44:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile ve Ebeveyn Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[gelecek kaygısı çocuk psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/ebeveynlikte-gelecek-kaygisi-ve-cocuklarin-calinan-cocuklugu/</guid>

					<description><![CDATA[Modern toplumun en belirgin illüzyonlarından biri, geleceğin bugünden feda edilerek inşa edilebileceğine olan sarsılmaz ve dogmatik inançtır. Bu inanç, özellikle çağdaş ebeveynlik pratiklerinde kendini yıkıcı bir hırs, bitmek bilmeyen bir rekabet ve yapısal bir kaygı sarmalı olarak somutlaştırır. Haziran ayı geldiğinde, evlerin havası adeta ağırlaşır; sınav salonlarının kapılarındaki gergin bekleyişler, test kitapçıklarının hışırtısı, deneme sınavı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Modern toplumun en belirgin illüzyonlarından biri, geleceğin bugünden feda edilerek inşa edilebileceğine olan sarsılmaz ve dogmatik inançtır. Bu inanç, özellikle çağdaş ebeveynlik pratiklerinde kendini yıkıcı bir hırs, bitmek bilmeyen bir rekabet ve yapısal bir kaygı sarmalı olarak somutlaştırır. Haziran ayı geldiğinde, evlerin havası adeta ağırlaşır; sınav salonlarının kapılarındaki gergin bekleyişler, test kitapçıklarının hışırtısı, deneme sınavı sonuçları ve puan hesaplama tablolarının o soğuk, ruhsuz rakamları, çocukluğun o kendine has, acelesiz ve keşif dolu ritmini tamamen gölgeler. Bir psikolojik danışman olarak sahada geçirdiğim yirmi yılı aşkın sürede, terapist koltuğunda ve okul koridorlarında gözlemlediğim en acı verici gerçek şudur: Çocuklarımızı geleceğe hazırlamak, onları belirsiz bir yarının risklerinden korumak adına, ellerindeki tek gerçek sermaye olan <strong>“bugünü yaşama”</strong> hakkını sinsice gasbediyoruz. Onları özgün birer <strong>“insan”</strong> olarak kabul edip varoluşlarına saygı duymak yerine, başarı odaklı sistemin sistemik birer <strong>“projesi”</strong> haline getiriyoruz.</p>
<h3><strong>Küresel Başarı Anlatıları ve “Proje Çocuklar”</strong></h3>
<p>Ebeveynlik, evrimsel ve psikolojik doğası gereği koruma, şefkat gösterme ve rehberlik etme içgüdülerini bünyesinde barındırır. Ancak günümüz modern dünyasında bu asil içgüdü, sistemin dayattığı neoliberal başarı anlatıları, toplumsal statü kaygıları ve dijital kapitalizmin getirdiği mükemmeliyetçilik baskısıyla zehirlenmiş durumdadır. Eğitim, artık bireyin entelektüel bir merak geliştirdiği, sanatsal veya bilimsel yönlerini keşfettiği bir içsel yolculuk olmaktan çıkmış; acımasız, mekanik ve küresel bir iş gücü piyasasında hayatta kalma mücadelesine dönüşmüştür. Hem Türkiye’deki kitlesel sınav maratonları hem de Birleşik Krallık’taki yoğun ve tabakalı rekabetçi eğitim ekosistemi, ebeveynlerde <strong>“eğer çocuğum en üst basamakta yer almazsa sistemin altında kalıp yok olacak”</strong> şeklinde özetlenebilecek kolektif bir panik dalgası yaratmaktadır. Bu panik, ebeveynleri çocuklarının hayatını milimetrik olarak planlayan, her saati standardize eden birer <strong>“proje yöneticisine”</strong> ya da literatürdeki adıyla <strong>“helikopter ebeveyne”</strong> dönüştürür (Clutterbuck ve ark., 2022). Sabah erken saatte piyano dersiyle başlayan, öğleden sonra matematik etüdüyle devam eden, akşam ise robotik kodlama atölyesiyle doldurulan bir çocukluk simülasyonu, dışarıdan bakıldığında <strong>“mükemmel bir gelecek yatırımı”</strong> gibi görünse de, çocuğun iç dünyasından bakıldığında derin bir ruhsal çölden farksızdır.</p>
<h3><strong>Yapılandırılmamış Zamanın Kaybı ve Performans Anksiyetesi</strong></h3>
<p>Bu kontrolcü ve aşırı yapılandırılmış ebeveynlik tarzının yarattığı psikolojik tahribat ve maliyet, kliniklerimize başvuran çocukların, ergenlerin ve genç yetişkinlerin gözlerindeki donuklukta açıkça okunabilmektedir. Çocukluk dönemi, nörolojik ve psikososyal gelişimin sağlıklı ilerleyebilmesi için mutlak surette yapılandırılmamış zamana, yani hiçbir amaca, hiçbir kazanca ve hiçbir performansa hizmet etmeyen o saf <strong>“boş vakte”</strong> ihtiyaç duyar. Bir çocuğun sadece gökyüzündeki bulutları izlediği, sokaktaki taşları anlamsızca dizdiği, ağaç dallarıyla oynadığı veya odasında canının sıkılmasına izin verildiği o durağan anlar; onun yaratıcılığının, içsel motivasyonunun, problem çözme yeteneğinin ve en nihayetinde Antoniou (2020) tarafından da vurgulandığı üzere, <strong>“öz-kendilik saygısının”</strong> harç gibi karıldığı anlardır. Oysa her anı bir başarı kriterine, bir karne notuna veya bir sertifikaya bağlanan çocuk, varoluşsal bir açmazın içine fırlatılır: <strong>“Ben sadece başarılı olduğumda, benden beklenen performans grafiklerini doldurduğumda sevilmeye, onaylanmaya ve bu ailede yer bulmaya layığım.”</strong> Bu hatalı içsel şema, çocukta erken yaşta kronik bir performans anksiyetesi ve derin bir yetersizlik duygusu inşa eder. Başarısızlık ihtimali, çocuk için sadece bir not veya puan kaybı değil; anne ve babanın sevgisini, dolayısıyla güvenli bağlanma zeminini tamamen kaybetme riskiyle eşdeğer bir varoluşsal tehdit haline gelir (Schiffrin ve ark., 2014). Sonuç ise kaçınılmaz olarak erken yaşta yaşanan ruhsal tükenmişlik, ergenlik depresyonları, somatik ağrılar ve nihayetinde derin bir kimlik yaralanmasıdır.</p>
<h3><strong>Kar Küreyici Ebeveynlik ve Ruhsal Dayanıklılığın Aşınması</strong></h3>
<p>Sosyolojik ve psikolojik literatür perspektifinden bakıldığında, bu trajik durum <strong>“çocukluğun metalaşması ve araçsallaştırılması”</strong> sürecinin somut bir yansımasıdır. Çocuklar, ne yazık ki ebeveynlerin kendi toplumsal statülerinin birer nişanesi, doymamış narsisistik hırslarının birer nesnesi veya geçmişte kendi gerçekleştiremedikleri ukdelerinin birer taşıyıcısı haline getirilmektedir. Birleşik Krallık&#8217;ta (UK) yürütülen güncel boylamsal çalışmalar, aşırı korumacı, her şeyi çocuk adına organize eden ve sürekli başarı talep eden ailelerde büyüyen çocukların, yetişkinliğe adım attıklarında öz-düzenleme (self-regulation) ve öz-yeterlilik (self-efficacy) becerilerinden ciddi şekilde yoksun kaldıklarını çarpıcı verilerle ortaya koymaktadır (Kouros ve ark., 2017). Çünkü hayatları boyunca kendi adlarına kararlar alan, önlerindeki her türlü engeli daha çocuk oraya varmadan temizleyen <strong>“kar küreyici”</strong> ebeveynlerle büyümüşlerdir. Kendi kararlarının sorumluluğunu alma kası hiç gelişmemiş, hata yapma, yanılma ve hayal kırıklığı yaşama lüksü elinden alınmış bu korunaklı gençler, üniversite hayatında ya da profesyonel iş dünyasındaki ilk ciddi krizde, ilk reddedilişte hızla duygusal olarak kırılmakta ve havlu atmaktadır. Ruhsal dayanıklılık (resilience) dediğimiz o hayati psikolojik mekanizma, steril, hatasız ve sürekli alkışlanan laboratuvar ortamlarında değil; yaşamın doğal akışı içinde düşerek, dizini kanatarak, başarısızlığı deneyimleyip o zorluğun içinden kendi ayakları üzerinde doğrulmayı öğrenerek gelişir. Çocuklarımızın dizlerinin kanamasına izin vermediğimizde, büyüdüklerinde ruhlarının paramparça olmasına zemin hazırlıyoruz.</p>
<h3><strong>Bir Çıkış Rampası: Yavaş Ebeveynlik ve Koşulsuz Kabul</strong></h3>
<p>Peki, bu kolektif girdaptan ve başarı çılgınlığından modern insanı ve geleceğimizin teminatı olan çocukları nasıl çıkaracağız? Çözüm, elbette ki eğitimi, akademik gelişimi veya geleceğe yönelik sağlıklı planlamaları tamamen reddetmek, rasyonaliteden uzaklaşmak değildir. Çözüm; ebeveynlik felsefesinde, okul sistemlerinde ve toplumsal başarı algısında radikal, şefkatli ve köklü bir paradigma değişimi yaratmaktır. Son yıllarda klinik psikoloji ve eğitim bilimleri çevrelerinde sıkça vurgulanan psikolojik minimalizm ve <strong>“yavaş ebeveynlik”</strong> (slow parenting) kavramları tam da bu tıkanma noktasında hayati bir kaçış rampası ve iyileşme reçetesi sunar (Honoré, 2008). Yavaş ebeveynlik, sanılanın aksine çocuğu tamamen başıboş bırakmak, onun gelişimini ihmal etmek ya da boşluğa terk etmek demek değildir. Aksine; çocuğun kendine has gelişimsel hızına saygı duymak, onun doğayla temas etmesine izin vermek, kendi özgün ilgi alanlarını dışarıdan bir zorlama olmadan, organik bir şekilde keşfetmesine güvenli bir alan açmak demektir. Bir ebeveynin, bir eğitimcinin ya da bir rehber uzmanın bir çocuğa bu hayatta verebileceği en büyük, en kalıcı ve en kutsal hediye; ona <strong>“Sen, ürettiğin sonuçlardan, aldığın test puanlarından, girdiğin okullardan ve kazandığın parlak madalyalardan tamamen bağımsız olarak; sadece sen olduğun için, bu dünyaya getirdiğin benzersiz varlığınla değerlisin”</strong> mesajını kelimelerle değil, davranışsal olarak hissettirebilmektir. Koşulsuz olumlu kabul, bir çocuğun ruhsal sağlığının, psikolojik bağışıklık sisteminin en güçlü ve en sarsılmaz yapı taşıdır (Rogers, 1957).</p>
<h3><strong>Gelecek Bugünün Mutsuzluğu Üzerine Kurulamaz</strong></h3>
<p>Haziran ayının bu yüksek gerilimli, kaygılı ve sınav odaklı atmosferinde; sınavların neticeleri, puan barajları veya okul kabul mektupları ne olursa olsun, çocuklarımızın tek bir kağıt parçasından, dijital bir ekrandaki sıralama rakamından çok daha derin, çok daha zengin ve çok daha karmaşık birer evren olduğunu hatırlamak ve hatırlatmak zorundayız. Onların uzak geleceğini garanti altına almak, onlara finansal olarak konforlu bir yarın inşa etmek adına; bugünün o geri getirilemez, telafi edilemez, saf, neşeli ve büyüleyici çocukluk anlarını feda etmek, insanlık adına yapılabilecek en büyük pedagojik yanılgılardan biridir. Parlak bir gelecek, bugünün mutsuzluğu, kaygısı ve ruhsal travmaları üzerine asla inşa edilemez. Çocuklarımızın yarın profesyonel hayatlarında parıldayan, yüksek unvanlar kazanan birer yetişkin olmalarını arzularken; bugün gözlerinin içindeki o masum, meraklı ve canlı ışığı kendi ellerimizle söndürmediğimizden emin olmak zorundayız. Çünkü günün sonunda, hayatta psikolojik olarak ayakta kalanlar sadece en çok net yapanlar değil; kim olduğunu bilen, sınırlarını tanıyan, kendini her haliyle sevebilen ve ruhsal bütünlüğünü koruyan çocuklar olacaktır. Unutmayalım ki, elinden alınmış, yaşanmamış bir çocukluğun yarattığı derin boşluk ve yas, yetişkinlikte hiçbir prestijli üniversite diplomasıyla, hiçbir lüks makam koltuğuyla doldurulamaz. Çocuğun geleceğine yapılacak en büyük, en gerçek ve en hakiki yatırım; onun bugünkü çocukluğunu özenle korumak ve o masumiyete saygı duymakla başlar.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/ebeveynlikte-gelecek-kaygisi-ve-cocuklarin-calinan-cocuklugu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Öfke mi, Yardım Çağrısı mı?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/ofke-mi-yardim-cagrisi-mi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=ofke-mi-yardim-cagrisi-mi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/ofke-mi-yardim-cagrisi-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selin Baştürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Jun 2026 10:04:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile ve Ebeveyn Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[aile ve ebeveyn psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Anahtar Kelimeler Öfke]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[davranışın işlevi]]></category>
		<category><![CDATA[Duygu Düzenleme]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal ihtiyaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[empati]]></category>
		<category><![CDATA[ergen psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[ikincil duygu]]></category>
		<category><![CDATA[kişilerarası iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik dayanıklılık]]></category>
		<category><![CDATA[yardım çağrısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/ofke-mi-yardim-cagrisi-mi/</guid>

					<description><![CDATA[Ali 8 yaşında. Oyun sırasında arkadaşları onu takımlarına almak istemediğinde elindeki oyuncağı yere fırlatıyor. Öğretmeni onun öfkeli olduğunu düşünüyor. Bir çocuk oyuncağını fırlattığında, bir ergen kapıyı çarpıp odasına kapandığında ya da bir yetişkin en küçük eleştiriye sert bir tepki verdiğinde çoğu zaman gördüğümüz şey öfkedir. Ancak gerçekten gördüğümüz şey sadece öfke midir? Toplum olarak öfkeyi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ali 8 yaşında. Oyun sırasında arkadaşları onu takımlarına almak istemediğinde elindeki oyuncağı yere fırlatıyor. Öğretmeni onun öfkeli olduğunu düşünüyor. Bir çocuk oyuncağını fırlattığında, bir ergen kapıyı çarpıp odasına kapandığında ya da bir yetişkin en küçük eleştiriye sert bir tepki verdiğinde çoğu zaman gördüğümüz şey öfkedir. Ancak gerçekten gördüğümüz şey sadece öfke midir?</p>
<p>Toplum olarak öfkeyi genellikle kontrol edilmesi gereken, rahatsız edici ve problem yaratan bir duygu olarak değerlendiriyoruz. Oysa <strong>psikoloji</strong> perspektifinden bakıldığında öfke çoğu zaman buzdağının görünen kısmıdır. Psikoloji literatüründe öfke sıklıkla ikincil duygu olarak ele alınır. Yani çoğu zaman öfkenin altında korku, utanç, reddedilme, değersizlik ya da hayal kırıklığı gibi başka duygular bulunur. Görünürde öfke vardır; fakat derinlerde incinmişlik, anlaşılmama hissi, yalnızlık, hayal kırıklığı, korku ya da çaresizlik bulunabilir.</p>
<p>Özellikle çocuklarda ve ergenlerde öfke, sıklıkla bir yardım çağrısının dışa vurumudur. Duygularını henüz yeterince ifade edemeyen bir çocuk, &#8220;Beni anlamıyorsun&#8221; demek yerine bağırabilir. Kendini yetersiz hisseden bir ergen, &#8220;Başaramamaktan korkuyorum&#8221; demek yerine saldırgan davranışlar gösterebilir. Bu noktada davranışın kendisine odaklanmak kadar, davranışın altında yatan ihtiyacı anlamaya çalışmak da önemlidir.</p>
<p>Yoğun stres ve tehdit algısı sırasında beynin duygusal merkezleri daha aktif hale gelirken, planlama ve problem çözmeden sorumlu bölgelerin etkinliği geçici olarak azalabilir. Bu nedenle öfkeli bir kişiyle karşılaştığımızda ilk refleksimiz davranışı düzeltmeye çalışmak olsa da, çoğu zaman daha etkili olan yaklaşım <strong>duyguyu anlamaya</strong> çalışmaktır.</p>
<p>Bir çocuğun öfkeli davranışını ele alalım. Arkadaşları tarafından oyuna alınmayan bir çocuk sınıfta bağırmaya başlayabilir. Dışarıdan bakıldığında problem davranış bağırmaktır. Ancak biraz daha yakından bakıldığında görülür ki çocuk aslında reddedilmenin yarattığı üzüntü ve yalnızlıkla baş etmeye çalışmaktadır. Eğer yalnızca bağırmayı durdurmaya odaklanırsak sorunun kökenini kaçırabiliriz.</p>
<p>Bu durum yetişkinler için de farklı değildir. Gün içinde yaşanan stres, değersizlik hissi, yoğun iş yükü ya da ilişki problemleri çoğu zaman öfke şeklinde ortaya çıkabilir. Çünkü öfke, birçok insan için diğer kırılgan duygulara göre ifade edilmesi daha kolay bir duygudur.</p>
<p>Peki, öfkeyi bir yardım çağrısı olarak görmeye başladığımızda ne değişir? Öncelikle bakış açımız değişir. &#8220;Bu kişi neden böyle davranıyor?&#8221; sorusu yerini &#8220;Bu kişinin şu anda neye ihtiyacı var?&#8221; sorusuna bırakır. Bu değişim, yargılamaktan anlamaya doğru önemli bir adım atmamızı sağlar.</p>
<p>Elbette her öfkeli davranış bir yardım çağrısı değildir ve öfke adına zarar verici davranışları görmezden gelmek doğru değildir. Ancak öfkenin altında yatan duyguları fark etmek, hem ilişkilerimizi güçlendirebilir hem de daha sağlıklı iletişim kurmamıza yardımcı olabilir.</p>
<p>Belki de bazen kendimize şu soruyu sormamız gerekir: Karşımızdaki kişinin gösterdiği öfke gerçekten bir saldırı mı, yoksa duyulmayı bekleyen sessiz bir yardım çağrısı mı?</p>
<p>Bir sonraki kez bir çocuğun bağırdığını, bir ergenin kapıyı çarptığını ya da bir yetişkinin sert tepki verdiğini gördüğünüzde davranışın ötesine bakmayı deneyin. Bazen insanlar &#8216;yardım et&#8217; demeyi bilmediklerinde bunu öfke diliyle anlatırlar.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/ofke-mi-yardim-cagrisi-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Fazla Destek Sorunu&#8221; : İyi Niyetin Dayanıklılığı Gölgelemesi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/fazla-destek-sorunu-iyi-niyetin-dayanikliligi-golgelemesi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=fazla-destek-sorunu-iyi-niyetin-dayanikliligi-golgelemesi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/fazla-destek-sorunu-iyi-niyetin-dayanikliligi-golgelemesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aleyna Dögüş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Jun 2026 09:36:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile ve Ebeveyn Psikolojisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/fazla-destek-sorunu-iyi-niyetin-dayanikliligi-golgelemesi/</guid>

					<description><![CDATA[Ebeveynlik denildiğinde çoğu zaman akla korumak, desteklemek ve çocuğun hayatını kolaylaştırmak gelir. Özellikle günümüzde birçok ebeveyn, çocuklarının zorlanmaması için büyük bir hassasiyetle hareket eder. Onların üzülmesini istemez, hayal kırıklıklarını minimize etmeye çalışır ve karşılaşabilecekleri engelleri önceden ortadan kaldırır. Tüm bunlar sevgiyle yapılır. Ancak bazen bu iyi niyet, fark edilmeden çocuğun gelişiminde görünmez bir zayıflık yaratabilir. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ebeveynlik denildiğinde çoğu zaman akla korumak, desteklemek ve çocuğun hayatını kolaylaştırmak gelir. Özellikle günümüzde birçok ebeveyn, çocuklarının zorlanmaması için büyük bir hassasiyetle hareket eder. Onların üzülmesini istemez, hayal kırıklıklarını minimize etmeye çalışır ve karşılaşabilecekleri engelleri önceden ortadan kaldırır. Tüm bunlar sevgiyle yapılır. Ancak bazen bu iyi niyet, fark edilmeden çocuğun gelişiminde görünmez bir zayıflık yaratabilir. Bu durum, “fazla destek” sorunu olarak karşımıza çıkar.</p>
<p>Fazla destek, çocuğun ihtiyaç duyduğu yardımın ötesinde, onun yerine düşünmek, onun yerine çözmek ve doğal zorlukları önceden ortadan kaldırmak anlamına gelir. Bu, klasik anlamda “helikopter ebeveynlik”ten daha incelikli bir durumdur. Burada ebeveyn müdahaleci görünmez; aksine şefkatli, ilgili ve duyarlı görünür. Ancak davranışın özü değişmez: Çocuğun deneyimlemesi gereken mücadele alanı daraltılır.</p>
<p>Bir çocuk düşünelim… Ödevini yaparken zorlandığında ebeveyni hemen devreye girer. Arkadaşlarıyla problem yaşadığında çözüm önerileri hızla sunulur. Canı sıkıldığında hemen yeni bir uyaran, yeni bir aktivite devreye sokulur. Düşmesine izin verilmez, beklemesine gerek kalmaz, hayal kırıklığıyla baş başa bırakılmaz. Bu tablo dışarıdan bakıldığında “çok ilgili ebeveynlik” gibi görünse de, çocuğun iç dünyasında farklı bir anlam kazanabilir: “Ben tek başıma baş edemem.”</p>
<p>Bu noktada <strong>Dayanıklılık</strong> (Resilience) kavramı devreye girer. Psikolojik dayanıklılık, bireyin zorluklarla karşılaştığında uyum sağlayabilme ve yeniden toparlanabilme kapasitesidir. Bu kapasite doğuştan sabit değildir; aksine deneyimle gelişir. Çocuk, küçük zorluklarla karşılaşıp bunları aşabildiğini gördükçe “baş edebilirim” inancını inşa eder. Ancak fazla destek, tam da bu deneyimlerin önüne geçer.</p>
<p>Fazla destek verilen çocuklar genellikle iki farklı yönde gelişim gösterebilir. Bir grup çocuk, ebeveyn desteğine bağımlı hale gelir. Karar vermekte zorlanır, risk almaktan kaçınır ve sürekli bir yönlendirme ihtiyacı hisseder. Diğer grup ise dışarıdan bakıldığında oldukça başarılı ve düzenli görünür; ancak içsel olarak kırılgandır. Küçük bir başarısızlıkta bile yoğun kaygı yaşayabilir, çünkü başarısızlıkla baş etme pratiği yoktur.</p>
<p>Bu durum aynı zamanda <strong>Öz Yeterlilik</strong> algısını da doğrudan etkiler. Öz yeterlilik, bireyin bir durumu kendi çabasıyla yönetebileceğine dair inancıdır. Ebeveyn sürekli devrede olduğunda çocuk şu mesajı alır: “Senin yerine ben hallederim.” Zamanla bu mesaj, “Ben tek başıma yapamam” inancına dönüşebilir.</p>
<p>Duygusal dayanıklılık açısından da benzer bir tablo ortaya çıkar. Hayal kırıklığı, beklemek, sabretmek, sıkılmak… Bunların hepsi gelişimsel olarak gerekli deneyimlerdir. Ancak fazla destek veren ebeveyn, çocuğun bu duygularla temasını minimize eder. Çocuk üzülmeden teselli edilir, sıkılmadan oyalanır, zorlanmadan rahatlatılır. Bu da çocuğun duygularını düzenleme becerisini zayıflatır. Çünkü duygu düzenleme, ancak o duyguyu yaşayarak öğrenilir.</p>
<p>Burada kritik nokta, desteğin tamamen çekilmesi değil; dozunun ayarlanmasıdır. Çocuk zorlandığında tamamen yalnız bırakılmak da en az fazla destek kadar risklidir. Sağlıklı olan, çocuğun mücadele alanına saygı duyarak yanında olmaktır. Yani çözümü vermek yerine sürece eşlik etmek.</p>
<p>Örneğin, çocuk bir problemle karşılaştığında doğrudan çözüm sunmak yerine, “Sence bunu nasıl çözebilirsin?” diye sormak, onun düşünme ve deneme alanını genişletir. Hata yaptığında hemen düzeltmek yerine, hatanın sonuçlarını deneyimlemesine izin vermek öğrenmeyi kalıcı hale getirir. Üzüldüğünde hemen dikkatini dağıtmak yerine, o duygunun içinde kalmasına alan açmak, duygusal dayanıklılığı güçlendirir.</p>
<p>Ebeveynlikte en zor denge noktalarından biri, “yardım etmek” ile “yerine yapmak” arasındaki farkı görebilmektir. Çünkü niyet çoğu zaman aynıdır: Çocuğu korumak. Ancak gelişim açısından bakıldığında, çocukların en çok ihtiyaç duyduğu şey her zaman korunmak değil; bazen zorlanmaktır.</p>
<p>Sonuç olarak fazla destek, sevginin yanlış bir biçimi değil; dozunun ayarlanması gereken bir ifadesidir. Çocuğun her zorluğunu ortadan kaldırmak, kısa vadede rahatlık sağlasa da uzun vadede onun mücadele kapasitesini zayıflatabilir. Oysa gerçek güç, zorlukların hiç olmamasında değil; o zorluklarla baş edebilme becerisinde yatar.</p>
<p>Çocukların ihtiyacı, kusursuz bir yol değil; o yolda yürüyebileceklerine dair bir inançtır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/fazla-destek-sorunu-iyi-niyetin-dayanikliligi-golgelemesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beklemeyi Unutan Çocuklar: Anında Haz Kültürünün Yeni Nesli</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/beklemeyi-unutan-cocuklar-aninda-haz-kulturunun-yeni-nesli/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=beklemeyi-unutan-cocuklar-aninda-haz-kulturunun-yeni-nesli</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/beklemeyi-unutan-cocuklar-aninda-haz-kulturunun-yeni-nesli/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İpek Can]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Jun 2026 08:37:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile ve Ebeveyn Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital dünyada çocuk olmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/beklemeyi-unutan-cocuklar-aninda-haz-kulturunun-yeni-nesli/</guid>

					<description><![CDATA[Bir çocuğun günlük yaşamına dikkatle baktığımızda giderek daha sık karşılaştığımız bir tablo vardır: Çocuk sıkıldığında ekran açılır, huzursuzlandığında yeni bir uyaran sunulur, istediği bir şeye ulaşamadığında ise beklemek yerine hızlıca alternatif bir çözüm bulunur. Çoğu zaman bu davranışlar kötü niyetle yapılmaz. Anne babalar, çocuklarının üzülmesini istemez; onların mutlu ve huzurlu olmasını arzu eder. Ancak farkında [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir çocuğun günlük yaşamına dikkatle baktığımızda giderek daha sık karşılaştığımız bir tablo vardır: Çocuk sıkıldığında ekran açılır, huzursuzlandığında yeni bir uyaran sunulur, istediği bir şeye ulaşamadığında ise beklemek yerine hızlıca alternatif bir çözüm bulunur. Çoğu zaman bu davranışlar kötü niyetle yapılmaz. Anne babalar, çocuklarının üzülmesini istemez; onların mutlu ve huzurlu olmasını arzu eder. Ancak farkında olmadan, çocuk gelişiminin önemli deneyimlerinden biri giderek hayatımızdan çekilmektedir: <strong>beklemek</strong>.</p>
<p>Beklemek yalnızca zaman geçirmek değildir. Beklemek, bir isteğin hemen gerçekleşmediği anlarda ortaya çıkan duygularla baş edebilmek demektir. Hayal kırıklığı yaşayabilmek, can sıkıntısına tahammül edebilmek ve ihtiyaçların ertelenebileceğini öğrenmek, çocuk gelişimi açısından son derece önemlidir. Özdenetim, sabır ve duygu düzenleme becerileri çoğu zaman tam da bu anlarda gelişir. Bir çocuk her istediğine anında ulaştığında, bekleme sırasında kazanabileceği birçok psikolojik beceriyi geliştirme fırsatını da kaçırabilir.</p>
<p>Günümüzde bu durumun değişmesinde dijital dünyanın önemli bir etkisi bulunmaktadır. Teknoloji sayesinde çocuklar bilgiye, eğlenceye ve oyuna saniyeler içerisinde ulaşabilmektedir. Beklemeyi gerektiren birçok süreç ortadan kalkmıştır. Bir zamanlar televizyon programının başlamasını bekleyen, arkadaşını görmek için sokağa çıkan ya da oyun kurmak için akranlarıyla bir araya gelen çocukların yerini, tek dokunuşla sayısız içeriğe ulaşabilen yeni bir kuşak almaktadır.</p>
<p>Bu dönüşüm yalnızca teknolojik değil, aynı zamanda kültürel bir dönüşümdür. Çünkü çocuklar sadece teknolojiyi kullanmayı öğrenmez; aynı zamanda teknolojinin sunduğu yaşam ritmine de uyum sağlarlar. Sürekli değişen görüntüler, kısa videolar, hızlı geri bildirimler ve anlık ödüller, çocukların dikkat süreçlerini ve beklentilerini şekillendirir. Böyle bir ortamda büyüyen çocuk için yavaş ilerleyen süreçler daha zorlayıcı hale gelebilir.</p>
<p>Bu durumun ilk yansımaları günlük davranışlarda görülmektedir. Çocuklar daha çabuk sıkılabilir, bir etkinlikten diğerine daha hızlı geçmek isteyebilir ve zorlandıkları durumlarda daha yoğun tepkiler gösterebilirler. Çünkü hızlı uyarana alışmış bir zihin için beklemek, düşünmek ve emek vermek daha fazla sabır gerektirir. Oysa yaşamın önemli bölümü beklemelerden oluşur. Arkadaşlıkların kurulması zaman ister, akademik başarı uzun süreli çaba gerektirir, mesleki gelişim yıllar içinde gerçekleşir ve sağlıklı ilişkiler emekle olgunlaşır.</p>
<p>Sosyolojik açıdan değerlendirildiğinde, her toplum kendi insan profilini üretir. Sanayi toplumlarında disiplin, sabır ve uzun vadeli planlama önemli değerlerdi. Günümüz dijital kültüründe ise hız, erişilebilirlik ve anında sonuç alma beklentisi daha görünür hale gelmiştir. Bu nedenle çocukların yaşadığı değişimi yalnızca bireysel bir mesele olarak görmek yeterli değildir. Çocuklar, aslında içinde yaşadıkları kültürün değerlerini öğrenmektedir.</p>
<p>Bu durumun etkileri yalnızca çocuklukla sınırlı kalmaz. Beklemekte zorlanan bireyler, ilerleyen yıllarda ilişkilerde, eğitim hayatında ve çalışma yaşamında da güçlük yaşayabilirler. Çünkü yetişkin yaşamı çoğu zaman anında sonuç vermez. İnsan ilişkileri sabır ister, güven zamanla oluşur ve birçok hedef uzun vadeli çabalar sonucunda gerçekleşir. Sürekli hızlı sonuca alışan bireyler, bu süreçlerde hayal kırıklığı yaşamaya daha açık hale gelebilir.</p>
<p>Sabrın azalmasının toplumsal sonuçları da vardır. İnsanlar farklı fikirlere daha az tahammül gösterebilir, ilişkiler daha kolay sonlandırılabilir ve uzun vadeli sorumluluklar daha zor taşınabilir. Böyle bir toplumda yalnızca bireysel dayanıklılık değil, toplumsal dayanışma da zayıflayabilir. Çünkü beklemek, aynı zamanda karşısındaki insanı anlamak, bir sürecin olgunlaşmasına izin vermek ve belirsizliğe tahammül edebilmek demektir.</p>
<p>Belki de en büyük kayıplardan biri can sıkıntısının ortadan kalkmasıdır. Oysa can sıkıntısı çoğu zaman yaratıcılığın başlangıç noktasıdır. Çocuk, dışarıdan sürekli uyaran almadığında kendi oyununu kurar, hayal gücünü kullanır ve iç dünyasıyla temas eder. Günümüzde can sıkıntısı hızla giderilmesi gereken bir sorun gibi görülse de aslında gelişim için değerli bir fırsat alanıdır.</p>
<p>Bu nedenle mesele, teknolojiyi hayatımızdan çıkarmak değildir. Asıl mesele, çocuklara bekleyebilecekleri alanlar bırakabilmektir. Çünkü sabır, doğuştan gelen bir özellik değil, deneyimle öğrenilen bir beceridir. Çocukların zaman zaman sıkılmasına, beklemesine ve bazı ihtiyaçlarının ertelenmesine izin verebildiğimiz ölçüde, onların yalnızca bugünkü mutluluğuna değil, gelecekteki psikolojik dayanıklılıklarına da yatırım yapmış oluruz.</p>
<h3><strong>Kaynakça (APA 6)</strong></h3>
<p>Baumeister, R. F., &amp; Tierney, J. (2011). Willpower. Penguin.</p>
<p>Bowen, M. (1978). Family therapy in clinical practice. Jason Aronson.</p>
<p>Kağıtçıbaşı, Ç. (2010). Benlik, aile ve insan gelişimi. Koç Üniversitesi Yayınları.</p>
<p>Twenge, J. M. (2017). iGen. Atria Books.</p>
<p>Yavuzer, H. (2013). Çocuk psikolojisi. Remzi Kitabevi.</p>
<p>Cüceloğlu, D. (2016). Geliştiren anne-baba. Remzi Kitabevi.</p>
<p>Tarhan, N. (2012). Aile okulu. Timaş Yayınları.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/beklemeyi-unutan-cocuklar-aninda-haz-kulturunun-yeni-nesli/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital Çağda “Sessiz İhmal”: Aynı Evde Uzaklaşan Aileler</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/dijital-cagda-sessiz-ihmal-ayni-evde-uzaklasan-aileler/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=dijital-cagda-sessiz-ihmal-ayni-evde-uzaklasan-aileler</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/dijital-cagda-sessiz-ihmal-ayni-evde-uzaklasan-aileler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gülçin Fenkli Öztürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 May 2026 21:35:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile ve Ebeveyn Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveyn]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=36616</guid>

					<description><![CDATA[Dijitalleşen Dünyada Değişen Aile Dinamikleri Aile; sadece toplumun temel bir taşı değil, aynı zamanda ilk bağlarımızı kurduğumuz, aidiyet hissettiğimiz ve duygusal olarak beslendiğimiz en güvenli limandır. Ancak dijital çağın getirdiği büyük dönüşüm, aile üyelerinin birbirleriyle kurduğu iletişim biçimlerini ve duygusal bağları kökten değiştiriyor. Özellikle sosyal medyanın günlük hayatımızın tam merkezine yerleşmesiyle birlikte, aynı evin içinde [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>Dijitalleşen Dünyada Değişen Aile Dinamikleri</h2>
<p>Aile; sadece toplumun temel bir taşı değil, aynı zamanda ilk bağlarımızı kurduğumuz, aidiyet hissettiğimiz ve duygusal olarak beslendiğimiz en güvenli limandır. Ancak dijital çağın getirdiği büyük dönüşüm, aile üyelerinin birbirleriyle kurduğu iletişim biçimlerini ve duygusal bağları kökten değiştiriyor. Özellikle sosyal medyanın günlük hayatımızın tam merkezine yerleşmesiyle birlikte, aynı evin içinde yaşayan bireylerin psikolojik olarak birbirinden giderek uzaklaştığı yeni bir aile modeli ile karşı karşıyayız. Artık fiziksel olarak aynı odada bulunan ama duygusal olarak birbirine hiç temas edemeyen ailelerde, görünmeyen ama çok derin izler bırakan bir “sessiz ihmal” süreci yaşanıyor.</p>
<p>2023 yılı itibarıyla küresel anlamda 4,9 milyar insanın sosyal medya kullanıcısı olduğu tahmin edilmektedir (Wong, 2023). Bu platformlar bizlere iletişim kurma, bilgiye ulaşma ve kendimizi ifade etme özgürlüğü sunarken, aile içi dinamikleri de tamamen değiştiren güçlü bir etki haline geldi. Sosyal medyanın beraberinde getirdiği sınırsız karşılaştırmalar, beğeni ve yorumlar bireylerde sürekli olarak doğrulanma ihtiyacı hissetmelerine (Akarcan, 2024) ve benlik saygılarının olumsuz etkilenmesine (Cingel vd., 2022) neden olabilmektedir. Bununla birlikte sosyal medyanın aşırı kullanımı; yetersizlik, yalnızlık, kaygı ve depresyon (Çil, 2020; Prasetya ve Chow, 2023), dijital dünyadaki gelişmeleri kaçırma korkusu (Fioravanti vd., 2021) gibi ruh sağlığını olumsuz etkileyen sonuçları da beraberinde getirmektedir.</p>
<h2>Aynı Evde Kurulan Dijital Mesafeler</h2>
<p>Teknolojinin aile yaşamına bu kadar yoğun şekilde dahil olması, sadece iletişim biçimlerimizi değil, ebeveynlik rollerini de hızla dönüştürüyor. Günümüzde birçok ailede ebeveynlerin çocuklarıyla geçirdiği &#8220;kronolojik&#8221; zaman artmış gibi görünse de ne yazık ki duygusal temas giderek azalıyor. Aynı sofrada otururken gözü sürekli telefon ekranına kayan ebeveynler, çocuklarının anlattıklarını yarım kulakla dinleyen aile bireyleri ve “Bir dakika” diyerek ertelenen sohbetler, aile içi bağları günden güne zayıflatıyor. Sosyal medya platformlarına ayrılan zaman genişledikçe, aile içi yüz yüze iletişim sıklığı düşüyor; aynı evi paylaşan bireyler birbirlerinin yüzüne bakmak yerine ekranları tercih ediyor (Gülnar ve Öztat, 2020; Gürsoy Ulusoy ve Gürsoy Atar, 2020).</p>
<p>Nitekim lise öğrencileri üzerinde gerçekleştirilen araştırmalar da sosyal medya kullanım süresi ve sıklığı arttıkça aile içi iletişim puanlarının belirgin biçimde düştüğünü ortaya koyuyor (Demir, 2016; Yaylalı ve Taş, 2026). Öğrencilerin özel sorunlarını ailelerine değil de sosyal medyadaki arkadaşlarına açma eğilimi, ev içindeki duygusal mesafenin en somut göstergelerinden biri (Demir, 2016). Özellikle ergenlik dönemindeki çocuklar için anne babanın duygusal olarak ulaşılabilir olması, güven duygusunun gelişiminde hayati bir önem taşırken, ebeveynlerin dijital dünyaya gömülmesi çocuklarda derin bir yalnızlık ve görünmeme hissi yaratabiliyor.</p>
<h2>Dijital Ebeveynlik ve Görünmeyen İhmal</h2>
<p>Dijital ebeveynlik kavramı, anne babaların sosyal medya kullanım alışkanlıklarını ve çocuklarıyla kurdukları bağı yeni baştan gözden geçirmelerini zorunlu kılıyor. Araştırmalar, ebeveynlerin çocuklarına dair yaptıkları sosyal medya paylaşımlarının arkasındaki motivasyonları ve bu sürecin çocukların dünyasındaki etkilerini farklı boyutlarıyla ele alıyor. Söz konusu motivasyonlar ise duygusal ve sosyal olmak üzere iki temel alanda toplanıyor: Duygusal boyutta çocuğun büyüme yolculuğunu dijital bir günlük gibi kaydetme ve anı biriktirme isteği öne çıkarken; sosyal boyutta uzaktaki akrabalarla bağı koparmama ve sosyal çevreden onay alma ihtiyacı belirleyici oluyor (Tanık Önal vd., 2025; Çitil Akyol ve Sumbas, 2023). Ancak çoğu zaman tamamen iyi niyetle yapılan bu paylaşımlar, çocukların mahremiyetini ihlal etme ve henüz rızaları bile yokken onlara dijital bir kimlik inşa etme gibi ciddi etik sorunları da beraberinde getiriyor.</p>
<p>Bu etik risklerin temelinde ise genellikle kontrolü kaybedilen sosyal medya bağımlılığı yatıyor. Dijital bağımlılık; aşırı ve kontrolsüz kullanım, ekrandan uzak duramama, platformsuz kalındığında yaşanan fiziksel ve psikolojik yoksunluk belirtileri ile sosyal işlevsizlik olarak tanımlanıyor (Griffiths ve Szabo, 2014; Van den Eijnden vd., 2016). Bu bağımlılık sarmalı bireysel boyutu aşarak tüm aile ilişkilerini zehirliyor. Yetersizlik, yalnızlık, kaygı ve depresyon (Çil, 2020; Prasetya ve Chow, 2023), dünyayı kaçırma korkusu (Fioravanti vd., 2021), siber zorbalık ve tekno-stres (Turel vd., 2021) bu bağımlılığın en ağır faturaları arasında yer alıyor. Ortaokul öğrencileriyle yapılan araştırmalarda, ebeveynlerin sosyal medya kullanımı ile çocukların bağımlılık düzeyleri arasında pozitif bir ilişki saptanması, anne babanın rol model etkisini açıkça gözler önüne seriyor (Kocatürk Bursa ve İlerisoy, 2025). Çocuklar özelinde ise aşırı ekran süresi; sosyal çevreden kopmaya, oyun oynama becerilerinin körelmesine ve akran ilişkilerinin zayıflamasına yol açıyor (Güleç, 2018).</p>
<p>Unutulmamalıdır ki: Çocukların fiziksel ihtiyaçlarının eksiksiz karşılanıyor olması, duygusal ihtiyaçlarının da karşılandığı anlamına gelmez.</p>
<p>Tam da bu noktada ana temamız olan “sessiz ihmal” kavramı daha da netleşiyor. Çocukların görülmeye, gerçekten dinlenmeye ve samimi bir duygusal temasa ihtiyaçları var. Sürekli dijital dünyaya yönelen, kafasını ekrandan kaldırmayan bir ebeveyn figürü, zamanla çocuk için ulaşılamaz bir duvara dönüşüyor. Bu durum ise çocukların dünyasında derin bir yalnızlık, değersizlik hissi ve duygusal olarak kabuğuna çekilme gibi ciddi yaralar açabiliyor.</p>
<h2>Sonuç: Dijital Dünyada Bağ Kurabilmek</h2>
<p>Dijital çağda karşımıza çıkan sessiz ihmal, ne yazık ki çoğu zaman sinsice ve fark edilmeden ilerleyen bir süreç. Aynı evin çatısı altında yaşayıp birbirine gerçekten temas edemeyen aile bireyleri, ekranların gölgesinde yalnızlaşan çocuklar ve derinliğini kaybeden ilişkiler, günümüz aile yapısının en büyük kırılma noktalarından biri haline geliyor. Tam da bu yüzden, çocukların büyüme ve dünyayı taklit ederek öğrenme sürecinde ebeveynlerin sadece yasaklar koyan kurallar silsilesi olmaktan çıkması gerekiyor; anne babalar, sağlıklı dijital alışkanlıklar konusunda bizzat birer rol model olmalıdır.</p>
<p>Sosyal medyanın aile içi bağlara verdiği bu zararları azaltmanın yolu, aile odaklı destekleyici adımları yaygınlaştırmaktan geçiyor. Özellikle ebeveynlere yönelik hazırlanacak programlarda şu kritik başlıklar hayati bir önem taşıyor:</p>
<ul>
<li><strong>Güçlü İletişim Becerileri:</strong> Çocukla ekransız, göz teması kurarak bağ kurma yolları.</li>
<li><strong>Sağlıklı Sınırlar:</strong> Dijital dünya ile gerçek yaşam arasında dengeli sınırlar çizme.</li>
<li><strong>Dijital Farkındalık ve Kaliteli Zaman:</strong> Ekran başında değil, birlikte ve hissederek geçirilen anlar.</li>
</ul>
<p>Madalyonun diğer yüzünde ise çocukları ve ergenleri korumak var. Onların ruh sağlığını destekleyecek grup çalışmaları, sosyal aktiviteler ve dijital okuryazarlık eğitimleri bu mücadelenin en önemli kalkanları arasında yer alıyor.</p>
<p>Sonuç olarak, teknoloji artık hayatımızın kaçınılmaz bir parçası. Ancak bu dijital rüzgarda aile içindeki duygusal bağları korumak tamamen bizim elimizde. Unutmayalım ki çocukların en çok ihtiyaç duyduğu şey renkli ekranlar değil; anlaşıldıklarını hissetmek, gerçekten görülmek ve karşılarında her an duygusal olarak ulaşabilecekleri anne babalar bulmaktır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/dijital-cagda-sessiz-ihmal-ayni-evde-uzaklasan-aileler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yorgun Ebeveynlik ve Duygusal Erişilebilirlik Kaybı</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/yorgun-ebeveynlik-ve-duygusal-erisilebilirlik-kaybi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=yorgun-ebeveynlik-ve-duygusal-erisilebilirlik-kaybi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/yorgun-ebeveynlik-ve-duygusal-erisilebilirlik-kaybi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Betül Serra Ubay]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 May 2026 21:30:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile ve Ebeveyn Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[aile içi iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal erişilebilirlik]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveyn psikolojisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=36612</guid>

					<description><![CDATA[Aynı Evde Ama Aynı Anda “Orada Olamamak” Modern ebeveynlik, yalnızca fiziksel varlıkla değil, aynı zamanda duygusal erişilebilirlikle de tanımlanmaktadır. Ancak günümüzün hızlanan yaşam ritmi, ekonomik baskılar ve sürekli dikkat talep eden dijital dünya, birçok ebeveyni “aynı evde ama zihnen başka yerde” bir konuma itmektedir. Bu durum, çocukla geçirilen zamanın niceliğini değil, niteliğini etkilemektedir. Psikoloji literatüründe [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>Aynı Evde Ama Aynı Anda “Orada Olamamak”</h2>
<p>Modern ebeveynlik, yalnızca fiziksel varlıkla değil, aynı zamanda duygusal erişilebilirlikle de tanımlanmaktadır. Ancak günümüzün hızlanan yaşam ritmi, ekonomik baskılar ve sürekli dikkat talep eden dijital dünya, birçok ebeveyni “aynı evde ama zihnen başka yerde” bir konuma itmektedir. Bu durum, çocukla geçirilen zamanın niceliğini değil, niteliğini etkilemektedir. Psikoloji literatüründe bu durum, <strong>duygusal erişilebilirliğin azalması</strong> olarak ele alınmakta ve çocukların güvenli bağlanma deneyimini doğrudan etkileyebilmektedir (Bowlby, 1988).</p>
<h2><strong>Yorgun Ebeveynlik:</strong> Kronik Zihinsel ve Duygusal Yük</h2>
<p>Yorgun ebeveynlik, yalnızca fiziksel bitkinlik değil; aynı zamanda karar verme yorgunluğu, sürekli sorumluluk hissi ve zihinsel aşırı yüklenme ile karakterizedir. Özellikle çalışan ebeveynlerde bu durum, gün sonunda “duygusal boşalma” yaşanmasına neden olabilmektedir. Araştırmalar, kronik stres altında olan ebeveynlerin çocuklarının duygusal ihtiyaçlarına daha az duyarlı olabildiğini göstermektedir (APA, 2022). Bu da ebeveynin varlığını fiziksel olarak sürdürse bile, duygusal olarak geri çekilmesine yol açmaktadır.</p>
<h2><strong>Duygusal Erişilebilirlik Nedir ve Neden Önemlidir?</strong></h2>
<p>Duygusal erişilebilirlik, ebeveynin çocuğun duygularına açık, cevap verebilir ve tutarlı bir şekilde karşılık verebilme kapasitesidir. Bu, yalnızca “dinlemek” değil, aynı zamanda çocuğun duygusunu fark etmek ve ona uygun bir duygusal yanıt verebilmektir. Gelişim psikolojisi araştırmaları, duygusal olarak erişilebilir ebeveynlerin çocuklarında daha yüksek öz güven ve daha düşük kaygı düzeyleri gözlemlendiğini ortaya koymaktadır (Siegel &amp; Bryson, 2012).</p>
<h2><strong>Görünmeyen Mesafe:</strong> Aynı Evde Duygusal Kopukluk</h2>
<p>Yorgun ebeveynlikte en dikkat çekici durum, fiziksel yakınlık ile duygusal uzaklığın aynı anda var olabilmesidir. Ebeveyn telefona yönelirken, zihinsel olarak iş problemlerini düşünürken ya da sadece “dinlenmeye çalışırken”, çocuk çoğu zaman duygusal bir karşılık bulamamaktadır. Bu durum, çocukta “görülmeme” hissi yaratabilir. Bağlanma kuramına göre, bu tür tutarsız duygusal yanıtlar, çocuğun ilişki modellerini şekillendirmektedir (Bowlby, 1988). Çocuk ya daha yoğun dikkat çekme davranışları geliştirir ya da duygusal ihtiyaçlarını geri çekerek yönetmeye çalışır.</p>
<h2><strong>Çocuk Üzerindeki Yansımalar:</strong> Sessiz Öğrenme Süreci</h2>
<p>Çocuklar, ebeveynlerinin söylediklerinden çok, duygusal varlıklarını nasıl sunduklarını öğrenirler. Duygusal olarak erişilemeyen bir ebeveyn modeli, çocukta iki temel strateji geliştirebilir: ya daha fazla dikkat çekmeye çalışma ya da duygusal ihtiyaçlarını bastırma. Her iki durumda da çocuk, kendi duygularını düzenleme konusunda zorlanabilir. Bu süreç çoğu zaman görünmez ilerler; çünkü çocuk “problemli davranış” göstermeden içsel bir uyum geliştirmeye çalışır.</p>
<h2><strong>Sonuç:</strong> Erişilebilir Olmak Mükemmel Olmak Değildir</h2>
<p>Yorgun ebeveynlik, modern yaşamın kaçınılmaz bir parçası haline gelmiş olabilir. Ancak duygusal erişilebilirlik, mükemmel ebeveynlik değil; “farkında olma ve küçük anlarda bağ kurabilme” becerisidir. Çocuğun ihtiyaç duyduğu şey, sürekli bir dikkat değil, tutarlı ve gerçek bir duygusal temas hissidir. Bu nedenle ebeveynlikte asıl soru “ne kadar zaman geçiriyorum?” değil, “o anda ne kadar gerçekten orada olabiliyorum?” sorusudur.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/yorgun-ebeveynlik-ve-duygusal-erisilebilirlik-kaybi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Gün Değil Her Gün Anne</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/bir-gun-degil-her-gun-anne/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=bir-gun-degil-her-gun-anne</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/bir-gun-degil-her-gun-anne/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Duygu Dinçer]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 May 2026 21:50:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile ve Ebeveyn Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Görünmez yük / Sessiz fedakarlık]]></category>
		<category><![CDATA[İkinci vardiya]]></category>
		<category><![CDATA[İş hayatında ayrımcılık / Görünmez duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Matrescense (Anneliğe geçiş)]]></category>
		<category><![CDATA[Mükemmel anne miti]]></category>
		<category><![CDATA[Ortak sorumluluk bilinci]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal medya baskısı]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal çifte standart]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=35815</guid>

					<description><![CDATA[Anneler Günü&#8217;nde ellerde çiçekler, özenle hazırlanmış kahvaltılar ve dikkatle seçilmiş hediyeler verilecek; anneler her zamanki gibi &#8220;Ne gerek vardı, sizin varlığınız yeter&#8221; diyecek. Ancak pazartesi günü alarm 6&#8217;da çalacak, sabah kahvaltısı hazırlanacak, çocuklar okula yetiştirilecek, ev toparlanacak ve işe gidilecek. Kimse sormayacak nasıl olduğunu, kimse fark etmeyecek ne kadar yorulduğunu. Dünkü kutlamalar geride kalacak; oysa [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Anneler Günü&#8217;nde ellerde çiçekler, özenle hazırlanmış kahvaltılar ve dikkatle seçilmiş hediyeler verilecek; anneler her zamanki gibi &#8220;Ne gerek vardı, sizin varlığınız yeter&#8221; diyecek. Ancak pazartesi günü alarm 6&#8217;da çalacak, sabah kahvaltısı hazırlanacak, çocuklar okula yetiştirilecek, ev toparlanacak ve işe gidilecek. Kimse sormayacak nasıl olduğunu, kimse fark etmeyecek ne kadar yorulduğunu. Dünkü kutlamalar geride kalacak; oysa anneler ve tüm kadınlar, tek bir günü hak etmiyor. Bu yazı, bir günlük kutlamanın çok ötesinde, kadının görünmez yükünü ve sessiz fedakarlığını anlatmak için kaleme alındı.</p>
<h2><strong>Anne, Yeni Bir Kimlik ve Bebek Doğuran Kişi</strong></h2>
<p>Bebek doğduğu gün, yeni bir kimlik de doğar. Artık Arda’nın annesi olmuştur. Psikoloji buna &#8220;matrescense&#8221; diyor; yani anneliğe geçişin kimlik üzerindeki derin ve sessiz etkisi. Bu, ergenlik gibi bir dönüşümdür. Ergenlikte herkes seni desteklerken, annelikte durum tam olarak böyle değildir. Kültür &#8220;Anne olmak seni tamamlar&#8221; der. Kadın buna inanmaya çalışır, inanmak ister; ama gece 3&#8217;te ağlayan bebeği kucağında sallarken, kendini mental anlamda çökmüş ve yalnız hissediyorsa, o tamamlanma nerede?</p>
<h2><strong>Sosyal Medyadaki Mükemmel Anneler</strong></h2>
<p>O yorgunluğun içinde telefona uzanıyorsun. Karşında kusursuzca hazırlanmış organik kahvaltı tabakları, el yapımı doğum günü süsleri, her saç teli yerli yerinde duran çocuklar ve gülümseyen anneler var. Her şey temiz, her şey renkli, her şey &#8220;doğal ve mutlu.&#8221; Oysa sen, dün gece 3&#8217;te uyandığında hâlâ bulaşıkların yığılı olduğunu ve öz bakımını yapamadığını düşünüyorsun. Sosyal medya yeni bir &#8220;iyi anne&#8221; standardı yarattı; bu standart gerçek değil. O paylaşımların arkasında ne olduğunu kimse göstermiyor. Fotoğraf çekilmeden önceki tartışmayı, çocuğun o &#8220;mükemmel&#8221; kahvaltıyı yere dökmesini. Herkes en iyi anını paylaşıyor, sen ise kendi en zor anınla o en iyi anı kıyaslıyorsun. Bu kıyaslama seni yıpratıyor, küçültüyor ve en tehlikelisi — seni susturuyor. Oysa şunu bil: O ekranda gördüğün &#8220;mükemmel anne&#8221; de yoruluyor, o da şüphe ediyor, o da gece yalnız hissediyor. Sadece göstermiyor; çünkü o da aynı baskının altında — &#8220;iyi anne&#8221; her zaman güçlü görünmeli.</p>
<p>Sen yeterlisin. Çocuğuna sarıldığında yeterlisin. Yorulduğunu itiraf ettiğinde yeterlisin. Bazen hata yaptığında, bazen sinirlendiğinde, üzüldüğünde bunlar çok normal duygular. Annelik bir performans değil, gerçek bir insan ilişkisi. Ve gerçek olmak, filtrelenmiş mükemmeliyetten çok daha değerli.</p>
<h2><strong>Çocuğu Kime Bıraktın?</strong></h2>
<p>Size çok tanıdık bir sahne anlatayım. Bir kadın, aylar sonra ilk kez arkadaşlarıyla sinemaya gidiyor. Çocuğunu babasına bırakıyor. Eve dönünce ya da ertesi gün birileri mutlaka soruyor: &#8220;Peki çocuğu kime bıraktın?&#8221; Aynı hafta babası maça gidiyor, çocuk evde. Kimse sormaz. Bu soru küçük görünüyor ama içinde çok büyük bir varsayım taşıyor: Çocuğun asıl sorumlusu annedir. Baba &#8220;yardım eder,&#8221; anne ise &#8220;terk eder.&#8221; İkisi de aynı kapıdan çıkıyor ama sadece biri hesap veriyor. Baba çocukla parka gidince çevresi &#8220;Vay be, ne kadar harika baba&#8221; diyor. Anne her gün aynı şeyi yapıyor — kimse bir şey söylemiyor. Çünkü bu onun &#8220;doğal görevi.&#8221; Ama bir gece dışarı çıkmaya kalktığında? Herkes bir şey söylüyor. Bu yüzden kadın dışarı çıkmadan önce içinden bin kez geçiriyor. Mazeret üretiyor. &#8220;Çok önemli bir iş vardı&#8221; diyor. Sadece nefes almak istediğini, sadece kendisi olmak istediğini bir türlü söyleyemiyor.</p>
<h2><strong>İki Vardiya</strong></h2>
<p>Sabah kalkar, çocuğun kahvaltısını hazırlar, okula yetiştirir, işe gider. Sekiz saat çalışır. Eve döner. Ve tam orada — herkesin &#8220;iş bitti&#8221; dediği o noktada — kadının ikinci vardiyası başlar. Yemek, bulaşık, çamaşır, ütü, çocuğun ödevleri, yarın için hazırlık&#8230; Araştırmalar şunu ortaya koyuyor: Çalışan kadınlar haftada ortalama 20-30 saat daha ev işçisi olarak çalışıyor. Ücretsiz, görünmeden, takdir görmeden. Bu yükün altında hem fiziksel hem psikolojik hem de sosyal sağlık çöküyor. Kadın, eve ve işe yetişmeye çalışırken kendine ayıracak tek bir saati bile bulamıyor. Ve bu bitkinliği kimseye söyleyemiyor; çünkü kalıp yargılara göre &#8220;iyi anne&#8221; yorulmaz.</p>
<h2><strong>İşyerindeki Görünmez Duvar</strong></h2>
<p>Bu yük evde kalmıyor. Kadın işe gittiğinde de peşini bırakmıyor. İş görüşmesinde biri mutlaka soruyor: &#8220;Aile planlarınız var mı?&#8221; Bunu erkeklere sormuyorlar; çünkü erkeğin baba olması kariyer tehlikesi sayılmıyor. Ama kadının anne olması işverenin gözünde sessiz bir &#8220;risk&#8221; haline geliyor. Bu yüzden bazıları hamileliğini aylarca gizliyor, bazıları anneliği erteliyor, bazıları ise her ikisini birden seçip iki cephede savaşıyor — yorgunluğunu kimseye göstermiyor. Araştırmalar bunu sayılarla da doğruluyor: Kadınlar iş hayatında en çok yükselmede güçlük, izin almada ayrımcılık ve konumlarına uygun olmayan görevlerle karşılaşıyor. Bu engeller, evlendikten ya da anne olduktan sonra çok daha ağır hissediliyor.</p>
<h2><strong>Ne Değişmeli?</strong></h2>
<p>Bu döngüyü kırmak birinin elinde değil — hepimizin elinde. Devlete düşen: Çalışan anneler için gerçek anlamda kullanılabilen izinler, erişilebilir kreşler ve eşit işe eşit ücret. Bunlar niyet değil, politika meselesi. İşverene düşen: &#8220;Aile planlarınız var mı?&#8221; sorusunu gündemden çıkarmak. Kadının anne olmasını risk olarak değil, deneyim olarak görmek. Erkeğe düşen: Ev işlerini &#8220;yardım&#8221; olarak değil, ortak sorumluluk olarak sahiplenmek. Çocuğuna bakmak babalık — anneye iyilik değil. Hepimize düşen: &#8220;İyi anne&#8221; tanımını genişletmek. İçine yorulduğunu söyleyebilen, sinemaya gidebilen, kariyerinden vazgeçmek zorunda kalmayan, kendisi de olabilen kadını almak. Çünkü kendine iyi davranmak anneliği zayıflatmıyor; tam tersine — besliyor.</p>
<p>&#8220;Kadınlar hep başkaları için yaşadı. Kendileri için yaşamayı hâlâ öğreniyorlar.&#8221; &#8211; Füruzan</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/bir-gun-degil-her-gun-anne/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özyeterlilik Nedir? Nasıl geliştirilir?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/ozyeterlilik-nedir-nasil-gelistirilir/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=ozyeterlilik-nedir-nasil-gelistirilir</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/ozyeterlilik-nedir-nasil-gelistirilir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selen Bostancı Avcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 May 2026 21:27:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile ve Ebeveyn Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Gelişimsel Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Okul ve Ebeveyn]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=35228</guid>

					<description><![CDATA[Bireylerin yaşamlarında karşılaştıkları güçlüklerle başa çıkabilme becerileri, yalnızca sahip oldukları bilgi ve yetkinliklerle değil, aynı zamanda bu bilgi ve becerileri etkili bir şekilde kullanabileceklerine dair inançlarıyla da ilişkilidir. Bu bağlamda, öz yeterlilik kavramı, bireyin belirli bir görevi başarıyla yerine getirme ya da belirlenen hedefe ulaşma konusundaki kendi kapasitesine duyduğu güven olarak tanımlanmaktadır. Albert Bandura tarafından [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bireylerin yaşamlarında karşılaştıkları güçlüklerle başa çıkabilme becerileri, yalnızca sahip oldukları bilgi ve yetkinliklerle değil, aynı zamanda bu bilgi ve becerileri etkili bir şekilde kullanabileceklerine dair inançlarıyla da ilişkilidir. Bu bağlamda, öz yeterlilik kavramı, bireyin belirli bir görevi başarıyla yerine getirme ya da belirlenen hedefe ulaşma konusundaki kendi kapasitesine duyduğu güven olarak tanımlanmaktadır. Albert Bandura tarafından geliştirilen sosyal bilişsel kuram çerçevesinde, öz yeterlilik, bireyin davranışlarını, motivasyonunu ve performansını etkileyen temel psikolojik yapılardan biri olarak kabul edilmektedir (Bandura, 1997).</p>
<p>Öz yeterlilik; eğitim, sağlık, kariyer gelişimi ve psikolojik dayanıklılık gibi birçok alanda bireyin davranışlarını yönlendiren önemli bir değişkendir. Yüksek öz yeterlilik düzeyine sahip bireylerin problem çözme süreçlerinde daha kararlı, stresle başa çıkmada daha dirençli ve hedeflerine ulaşma konusunda daha motive oldukları görülmektedir. Buna karşın, düşük öz yeterlilik algısı, bireyin başarısızlık korkusu yaşamasına, kaçınma davranışları geliştirmesine ve performansının olumsuz etkilenmesine neden olabilmektedir.</p>
<h3>Öz Yeterlilik Kavramı</h3>
<p>Öz yeterlilik, bireyin sahip olduğu gerçek becerilerden çok, bu becerileri kullanabilme kapasitesine ilişkin algısını ifade etmektedir. Başka bir ifadeyle, öz yeterlilik, bireyin “gerçekte ne yapabildiğinden” ziyade “ne yapabileceğine ne ölçüde inandığı” ile ilişkilidir. Yüksek öz yeterlilik düzeyine sahip bireyler, karşılaştıkları güçlükleri tehdit unsuru olarak değil, gelişim fırsatı olarak değerlendirme eğilimindedir. Bu bireyler, başarısızlık durumunda daha dirençli davranmakta ve çaba göstermeye devam etmektedir. Düşük öz yeterlilik düzeyine sahip bireyler ise zorlayıcı görevlerden kaçınabilmekte, başarısızlık karşısında daha hızlı vazgeçebilmekte ve yetersizlik duygusu yaşayabilmektedir (Bandura, 1997).</p>
<p>Öz yeterlilik, çok boyutlu bir yapı olup bireyin yaşamının farklı alanlarında farklı biçimlerde ortaya çıkabilmektedir. Literatürde öz yeterlilik; fiziksel, sosyal, duygusal ve bilişsel boyutlar kapsamında incelenmektedir. Fiziksel öz yeterlilik, bireyin bedensel performansına ilişkin güvenini ifade ederken; sosyal öz yeterlilik, kişilerarası ilişkilerde etkili iletişim kurabilme ve sosyal etkileşimleri sürdürebilme kapasitesine ilişkin algıyı kapsamaktadır. Duygusal öz yeterlilik, bireyin duygularını tanıma ve düzenleme becerilerine duyduğu güven ile ilişkilidir. Bilişsel öz yeterlilik ise öğrenme, problem çözme ve akademik başarı süreçlerinde bireyin kendi yeterliliğine ilişkin inancını ifade etmektedir (Schunk &amp; Pajares, 2002).</p>
<h3>Öz Yeterliliği Etkileyen Faktörler</h3>
<p>Öz yeterlilik, bireysel özellikler ile çevresel faktörlerin karşılıklı etkileşimi sonucunda şekillenmektedir. Özellikle aile, okul, sosyal çevre ve bireyin geçmiş deneyimleri, öz yeterlilik gelişiminde belirleyici rol oynamaktadır.</p>
<p><strong>Ebeveyn Tutumları:</strong> Ebeveynlerin çocuklarına yönelik destekleyici, kabul edici ve teşvik edici tutumları, çocukların öz yeterlilik algılarının gelişmesine katkı sağlamaktadır. Çocuğun bağımsız davranışlarını destekleyen ve başarılarını fark eden ebeveyn tutumları, bireyin kendine güven geliştirmesini kolaylaştırmaktadır. Buna karşılık, aşırı eleştirel, baskıcı ya da ihmalkâr ebeveyn davranışları bireyin yeterlilik algısını olumsuz etkileyebilmektedir (Gonzalez-DeHass et al., 2005).</p>
<p><strong>Öğretmen Geri Bildirimleri:</strong> Öğretmenlerin öğrencilere sunduğu geri bildirimler, akademik öz yeterlilik üzerinde önemli etkiye sahiptir. Yapıcı geri bildirimler, öğrencinin gelişim alanlarını fark etmesini ve başarıya yönelik motivasyonunu artırmasını sağlamaktadır. Sürekli eleştiri, yetersiz destek ya da düşük beklentiler ise öğrencinin kendine yönelik olumsuz algılar geliştirmesine neden olabilmektedir (Klassen &amp; Tze, 2014).</p>
<p><strong>Akran İlişkileri:</strong> Akran ilişkileri, bireyin sosyal yeterlilik algısının gelişiminde önemli bir role sahiptir. Destekleyici arkadaşlık ilişkileri, bireyin aidiyet duygusunu güçlendirmekte, sosyal katılımını artırmakta ve öz güven gelişimini desteklemektedir. Buna karşın, zorbalık, dışlanma ve olumsuz sosyal deneyimler bireyin öz yeterlilik algısını zayıflatabilmektedir (Wentzel &amp; Caldwell, 1997).</p>
<p><strong>Başarı ve Başarısızlık Deneyimleri:</strong> Bireyin geçmiş yaşantıları, öz yeterliliğin en güçlü belirleyicileri arasında yer almaktadır. Başarıyla tamamlanan görevler, bireyde “ustalık deneyimi” oluşturarak öz yeterlilik düzeyini artırmaktadır. Tekrarlayan başarısızlık deneyimleri ise bireyin kendi kapasitesine ilişkin olumsuz değerlendirmeler geliştirmesine yol açabilmektedir (Schunk &amp; DiBenedetto, 2020).</p>
<p><strong>Duygusal Durum:</strong> Kaygı, stres ve depresif belirtiler gibi olumsuz duygusal durumlar, bireyin kendine olan güvenini azaltabilmektedir. Buna karşılık, olumlu duygular, psikolojik dayanıklılık ve etkili stres yönetimi, öz yeterlilik algısının güçlenmesine katkı sağlamaktadır (Bandura, 1997).</p>
<h3>Öz Yeterliliği Geliştirici Uygulamalar</h3>
<p>Öz yeterlilik, sabit bir kişilik özelliği olmayıp, uygun müdahaleler ve deneyimler yoluyla geliştirilebilen dinamik bir yapıdır. Sosyal bilişsel kurama göre öz yeterlilik gelişimi; ustalık deneyimleri, model alma, sözel destek ve duygusal düzenleme süreçleri aracılığıyla gerçekleşmektedir (Bandura, 1997). Bu nedenle, öz yeterlilik geliştirici uygulamaların bireyin aktif katılımını destekleyen, başarı deneyimi oluşturabilen ve düzenli tekrar içeren yapılandırılmış etkinliklerden oluşması önemlidir.</p>
<p><strong>Fiziksel Öz Yeterlilik Uygulamaları:</strong> Fiziksel öz yeterlilik, bireyin bedensel performansına ve fiziksel kapasitesine duyduğu güven ile ilişkilidir.</p>
<p><strong>Kademeli Başarı Programı:</strong> Bu uygulamada bireyin küçük ve ulaşılabilir hedeflerle ilerlemesi amaçlanmaktadır. Sürecin aşamalı şekilde yapılandırılması, bireyin başarı deneyimi yaşamasını kolaylaştırmaktadır.</p>
<p><strong>Örnek uygulama:</strong><br />
1. hafta: Günde 5 dakika yürüyüş<br />
2. hafta: Günde 10 dakika tempolu yürüyüş<br />
3. hafta: Hafif düzeyde koşu çalışmaları</p>
<p>Bu süreçte her aşamada elde edilen başarı deneyimi, bireyin “başarabilirim” algısını güçlendirmekte ve fiziksel öz yeterlilik düzeyini artırmaktadır.</p>
<p><strong>Sosyal Öz Yeterlilik Uygulamaları:</strong> Sosyal öz yeterlilik, bireyin sosyal ortamlarda etkili iletişim kurabilme ve kendini ifade edebilme becerilerine ilişkin inancını kapsamaktadır.</p>
<p><strong>Rol Oynama Çalışmaları:</strong> Rol oynama uygulamalarında bireyin gerçek yaşamda karşılaşabileceği sosyal durumlar güvenli bir ortamda canlandırılmaktadır.</p>
<p><strong>Örnek senaryolar:</strong><br />
&#8211; Hayır diyebilme becerisi<br />
&#8211; Eleştiri karşısında kendini ifade etme<br />
&#8211; Topluluk önünde konuşma</p>
<p>Bu uygulamalar sayesinde birey, sosyal becerilerini tekrar etme fırsatı bulmakta ve gerçek yaşam durumlarında daha yüksek güven geliştirebilmektedir.</p>
<p><strong>Duygusal Öz Yeterlilik Uygulamaları:</strong> Duygusal öz yeterlilik, bireyin duygularını tanıma, düzenleme ve yönetebilme kapasitesine ilişkin inancını ifade etmektedir.</p>
<p><strong>Duygu Günlüğü Çalışmaları:</strong> Duygu günlüğü uygulamalarında birey, günlük yaşantısındaki duygusal deneyimlerini düzenli olarak kayıt altına almaktadır.</p>
<p><strong>Örnek günlük soruları:</strong><br />
&#8211; Bugün hangi duyguları yaşadım?<br />
&#8211; Bu duyguların ortaya çıkmasına ne neden oldu?<br />
&#8211; Bu durumla nasıl baş ettim?</p>
<p>Bu uygulama, bireyin duygu farkındalığını artırmakta, duygular üzerindeki kontrol hissini güçlendirmekte ve duygusal öz yeterlilik gelişimini desteklemektedir.</p>
<p><strong>Bilişsel Öz Yeterlilik Uygulamaları:</strong> Bilişsel öz yeterlilik, bireyin öğrenme, analiz etme ve problem çözme süreçlerindeki yeterlilik algısını ifade etmektedir.</p>
<p><strong>SMART Hedef Sistemi:</strong> SMART hedef yaklaşımı; hedeflerin spesifik, ölçülebilir, ulaşılabilir, gerçekçi ve zamana bağlı şekilde belirlenmesini temel almaktadır.</p>
<p><strong>Örnek:</strong><br />
Belirsiz hedef: “Ders çalışacağım.”<br />
SMART hedef: “Her gün 20 matematik sorusu çözeceğim.”</p>
<p>Belirgin ve ölçülebilir hedefler, bireyin kontrol duygusunu artırmakta ve bilişsel öz yeterlilik gelişimini desteklemektedir.</p>
<h3>Sonuç</h3>
<p>Öz yeterlilik, bireyin yaşamındaki başarı, motivasyon, psikolojik dayanıklılık ve problem çözme becerileri üzerinde belirleyici etkiye sahip önemli bir psikolojik yapıdır. Bu yapı, doğuştan sabit olmayıp bireyin deneyimleri, sosyal çevresi ve öğrenme yaşantıları doğrultusunda gelişebilmektedir. Özellikle başarı deneyimleri, destekleyici sosyal ilişkiler ve etkili duygusal düzenleme becerileri, öz yeterliliğin güçlenmesinde kritik rol oynamaktadır.</p>
<p>Eğitimciler, ebeveynler ve ruh sağlığı profesyonellerinin bireylerin öz yeterlilik algılarını destekleyen ortamlar oluşturması; akademik başarı, psikolojik iyi oluş ve kişisel gelişim açısından önemli katkılar sağlayacaktır.</p>
<p><strong>Kaynakça</strong><br />
Bandura, A. (1997). Self-efficacy: The exercise of control. New York: Freeman.<br />
Gonzalez-DeHass, A. R., Willems, P. P., &amp; Doan Holbein, M. F. (2005). Parental involvement and student motivation. Educational Psychology Review, 17(2), 99–123.<br />
Klassen, R. M., &amp; Tze, V. M. C. (2014). Teachers’ self-efficacy and teaching effectiveness. Educational Research Review, 12, 59–76.<br />
Schunk, D. H., &amp; DiBenedetto, M. K. (2020). Motivation and social-emotional learning. Contemporary Educational Psychology, 60.<br />
Schunk, D. H., &amp; Pajares, F. (2002). Development of academic self-efficacy.<br />
Wentzel, K. R., &amp; Caldwell, K. (1997). Peer relationships and academic achievement. Child Development, 68(6), 1198–1209.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/ozyeterlilik-nedir-nasil-gelistirilir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
