Daha önce yolda yürürken telefonunuzda bir titreşim hissedip baktığınızda aslında hiçbir bildirim veya arama olmadığını fark ettiğiniz bir an yaşadınız mı? Eğer böyle bir durumla karşılaştıysanız, psikoloji literatüründe bu duruma “Phantom Vibration Syndrome” olarak adlandırıyoruz. Phantom vibration syndrome, kişinin gerçekte herhangi bir bildirim olmamasına rağmen telefonunun titreştiğini hissetmesi durumudur (Rosenberger, 2015). Rothberg ve arkadaşları (2010) sağlık çalışanları üzerinde yaptıkları çalışmada katılımcıların yaklaşık üçte ikisinin (%68) phantom vibration deneyimi yaşadığını tespit etmiştir. Peki, bu sendromu neden yaşadığımıza gelin birlikte bakalım. Bu duruma özgü birçok açıklama mevcuttur.
BEYNİMİZ BİZİ NEDEN KANDIRIR?
Nedenlerinden birkaçına bakacak olursak, Rothberg ve arkadaşları (2010) tarafından öne sürülen ve Rosenberger (2015) tarafından da ele alınan bir görüşe göre, beyin tekrar eden uyaranlara maruz kaldıkça bu uyaranlara yönelik bir beklenti geliştirebilir ve bu durum, dışsal bir titreşim olmasa da kişinin titreşimi hissetmesine yol açabilmektedir. Bu noktada telefonun günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası haline gelmesi, bireyin çevresel uyaranları yanlış yorumlamasına neden olabilmektedir. Ancak beyin beklentisi tek başına bu deneyimi açıklamaya yetmiyor. İşin içine bir de alışkanlıklarımız giriyor.
ALIŞKANLIK MI YANILGI MI?
Sürekli telefon kontrol etme alışkanlığının phantom vibration deneyimini kolaylaştırabileceği ileri sürülmektedir. Nitekim Drouin ve arkadaşları (2012) bu deneyimin lisans öğrencileri arasında oldukça yaygın olduğunu (%89) ve telefon kullanım yoğunluğuyla doğrudan ilişkili bulunduğunu saptamıştır.
STRESİN SESSİZ İZİ
Ayrıca yüksek stres düzeyleri ile phantom vibration deneyimi arasında anlamlı bir ilişki bulunduğu görülmektedir. Mangot ve arkadaşları (2018) stresin duyusal uyaranların yanlış yorumlanmasına ve hayali titreşim algısına zemin hazırlayabileceğini ortaya koymuştur. Güncel çalışmalar, aşırı telefon kullanımının bu deneyimi artırabileceği yönündedir. Sonuç olarak, bu algısal hassasiyetle, içinde yaşadığımız modern yaşamın getirdiği yoğun uyaranların olduğu ortamlarda daha sık karşılaşabilmekteyiz. Örneğin, bireylerin belli aralıklarla aslında telefonları ceplerinde olmasa bile titreşim hissettiklerini düşünüp telefonlarını kontrol etme ihtiyacına sahip olduğu görülmüştür. Hatta bazen kişiler bildirim gelmese bile sık sık telefonun ekranını açıp bakma eğilimindedirler. Özellikle phantom vibration syndrome yaşayan bireylerin ortamda telefon yokken “bildirim geldi sandım” hissini çoğunlukla yaşadıklarını gözlemleriz.
TELEFONLA ARAMIZI DÜZELTMEK
Peki, günlük hayatımıza aslında bu kadar nüfuz eden bir durum olan bu sendromu yaşayan kişiler, bu sendromun etkilerini nasıl hafifletebilirler? Araştırmacılar, bu durumun günlük hayat üzerindeki etkilerinin azaltılması yönünde özellikle telefon kullanım sıklığının önemine vurgu yapmaktadırlar (Drouin et al., 2012; Rothberg et al., 2010). Bu durum göz önüne alındığında, telefonunuzun titreşim modunu kapatmak, beynin o beklenti döngüsünü kırmasına yardımcı olur. Gereksiz uygulamalardan gelen bildirimleri sessize almak ise telefonun dikkatimiz üzerindeki sürekli baskısını hafifletir. Telefonu kontrol etme sıklığını bilinçli bir şekilde azaltmak, sürecin başlarında zor gelse de zamanla bu durumun etkilerini büyük oranda azaltacaktır. Sendromu yaşamamıza neden olan bir diğer etken stresin ise genelde uyku düzeni, yoğun iş ortamı ve güvensiz yakın ilişkiler ile yakından bağlantılı olduğu düşünülmektedir. Bu durumda gevşeme teknikleri ve nefes egzersizleri pratik çözümler arasında yer alır. Sürekli telefona yönelen dikkat mekanizmamızı dikkat egzersizleri, görev odaklı çalışmalar ve farkındalık çalışmalarıyla yeniden yapılandırmamız da etkilerini azaltma önerileri arasında bulunmaktadır.
TİTREŞİMİN ÖTESİNDE
Phantom vibration aslında sandığımızdan daha büyük bir tablonun parçası. İçinde bulunduğumuz teknolojik çağın getirilerinin sağlığımız üzerindeki etkisi, dijital bağımlılık ve sürekli erişilebilir olma kaygısı, bu algısal deneyimin beslenmesi için bereketli bir toprak işlevi görüyor. Mesela, birçoğumuz için günlük hayatımızda en çok hissettiğimiz baskılardan biri sürekli erişilebilir olmak. Bu durum, bizlerin telefon üzerinden bir işimiz olmasa bile zihnimizde sürekli telefonla ve bildirimlerle ilgili birçok düşüncenin yer kaplamasına sebep olur. İçinde yaşadığımız çağın giderek dijitalleşmesi sonucu, bizler için birden fazla önemli olan şeyleri teknolojik cihazlar üzerinden yapıyor olmamız, teknolojiyle ilişkimizin ne kadar sağlıklı olduğu sorusunu aklımıza getiriyor. Phantom vibration, bakıldığında bizlere telefonlarımızla kurduğumuz ilişkiyi tekrar gözden geçirmemizi hatırlatan sessiz bir uyarı olabilir.


